Asker Fıkraları

loading...

Onu ilk kez orta 2 de görmüstüm. Gerçekten çok güzeldi. Dümdüz saçlari, ela gözleri vardi. Içimde acayip birsey hissetmistim. Ama o bana sadece bakmisti. Benim sanki dünyam yikilmisti. Sonraki günler gene okulda onu görüyordum. Ama o bana sadece bakiyordu. Onu düsünerek bütün yili geçirmistim.

Son siniftaydim. Okulun ilk günüydü. Herkes birbiriyle selamlasiyordu. Ben biraz geç gitmistim. Zaten okulun ilk günüydü. Gene onu görmüstüm. Çok güzeldi. Daha bir güzel olmustu. Sanki bütün bir yaz, güzellik merkezinde geçirmis gibiydi. Koridorda yürürken herkes ona bakiyordu. O an "ALLAHIM!! NE KADAR GÜZEL BIR KIZ.!!!!!!" diye geçirdim içimden. Ama biliyordum, böyle bir kiz benimle beraber olmazdi. Sinifi benimkinin hemen yaniydi. Arkadaslarimi görme bahanesiyle siniflarina girerdim. Amacim onu daha çok görmekti. Ogün birçok kez onunla göz göze gelmistim. Ama o hep baska taraflara bakiyordu. Benimse sanki dünyam yikiliyordu. O aksam eve gittim. Gece hep onu düsündüm. Kendi kendime: "BEN NE YAPIYORUM!!" dedim. Muhakkak beraber oldugu biri vardir diye geçiriyordum içimden. Unutmaya çalisiyordum. Ama hep onu düsünüyordum. Hergün gözgöze bakismalarla sömestr gelmisti. Kafama koymustum. Tatilden sonra muhakkak onunla tanisacaktim. Ve bu hayalimle yariyil tatiline girmistim.

Nihayet tatil bitmisti. 15 gün bana 15 asir gibi gelmisti. Ve nihayet onu görmüstüm. Koridorda yürümüyor adeta süzülüyordu. Sinifina girdi. Arkasindan bende girmistim. Sinif çok kalabalikti. Yerine oturdu. Sonra bana bakti. Ve güldü. Beni o sekilde donmus bir mumya gibi görünce yüzünde bir gülümseme oldu. Bense kipkirmizi olmustum. Hemen ordan uzaklastim. Hiç tenefüse bile çikmadim. Okul çikisinda eve yildirim hiziyla varmistim. O aksam hiç uyuyamadim. Uzun zamandir hoslandigim kiz bana gülümsemisti, ama ben kaçmistim. O kalabalik ortam benim bütün cesaretimi kirmisti. Bir hafta boyunca hiç onun yüzüne bakamamistim.

Bir gün kantinde tek basima otururken yanima geldi. Ben saskinliktan hiçbirsey yapamamistim. O dünya güzeli kiz neden yanima gelmisti diye kendi kendime sorarken, bana : "Geçen gün için sizden özür dilerim. " dedi. Ve uzun uzun gözlerimin içine bakti. Gözlerimin içine bakarken yüregimde bir sicaklik hissettim. Ama heyecanimdan hiçbirsey söyleyemedim. Ve yanimdan kalkti gitti. Hiçbirsey anlamamistim. Neden özür diledi. Ve neden gözlerimin taa içine uzun uzun bakmisti.

Artik karar vermistim. Onunla ne pahasina olursa olsun tanisacaktim. Birgün okul çikisinda gözlerim onu aradi. Ve en sonunda onu gördüm. Hemde yanlizdi. Iste firsat diye geçirdim içimden ve ona dogru yürümeye basladim. Yanina vardigimda bana bakti ve gene uzun uzun gözlerimin içine bakti. O an nasil yaptim hala bilmiyorum ama ona : " SIZINLE KONUSABILIRMIYIZ??" dedim. Bir an bir suskunluk oldu. Ve "OLABILIR!" dedi. Sanki dünyalar benim olmustu. Uzun zamandir hoslandigim kizla tanisma imkani bulmustum. Okulumuzun hemen yaninda park vardi. Oraya dogru yürümeye basladik. Ama hiçbirsey konusmuyorduk. En sonunda parka varmistik. O oturmustu ben ayaktaydim. "BENIMLE NE KONUSMAK ISTIYORSUNUZ?" dedi. Bende bütün cesaretimi toplayarak: "SINIFLARIMIZ YANYANA. SIZIN SINIFTA HEMEN HERKESI TANIYORUM. SIZ HARIÇ.. SIZINLEDE TANISMAK ISTEMISTIM DE." demistim. Oda "BILIYORUM. HEMEN HER TENEFFÜS BIZIM SINIFTASINIZ." dedi. Heyecanim giderek azaliyordu. Ama kalbim deli gibi atiyordu. Sonra : "BEN RIDVAN" dedim elimi uzatarak. "BENDE ARZU!!!" dedi. Tokalastik. ARZU dedim içimden. "EFENDIM" dedi. Sadece bakisiyorduk. Bir an "ELLERINIZ TITRIYOR!!" diye bir ses duydum. Özür dilerim dedim. Ellerimiz ayrilirken dualar ediyordum. Bu an hiç bitmesin diye. "YARIN DAHA ÇOK VAKTIMIZ OLUR. EVE GEÇ KALDIM!!" dedi. Ben sadece bakakalmistim. Ayrilirken gene bana bakti ve güldü. Ama bu seferki bir baska gülüstü. Kalbim deli gibi atiyordu. Sabahi iple çekiyordum. O gün zar zor uyumustum.

Erkenden kalkmistim. Apar topar okula varmistim. Koridorun ucunda adeta kamp kurmustum. Içimden "ARZU, ARZU, ARZU" diyordum. Bir an "EFENDIM!" diye birses duydum. Arkami döndüm ve onu gördüm.Meger o gün erken gelmis. Ben heyecandan ne yapacagimi bilmezken o bana "MERHABA" dedi. Biraz bekledikten sonra "MERHABA" diye karsilik verdim. "ILK IKI DERSIM BOS. " dedi. Ve lafini bitirmesine izin vermeden "BENIMKILERDE " dedim. Beraber kantine indik. Kimseler yoktu. Masanin etrafina karsilikli olarak oturduk. Sadece bakisiyorduk. Bir an kitaplarim yere düstü. Ve o ses beni kendime getirdi. Onunla muhabbet etmeye basladim. Nereli, kaç yasinda, kaç kardes herseyini ögrenmistim. Konustukça ne kadar güzel konusuyo, ne güzel fikirleri var diyordum. Sonra zil çaldi. 2 ders bu kadarmi kisa sürerdi. Siniftayken yillar gibi gelen dakikalar, simdi sanki birkaç saniye gibiydi. "ZIL ÇALDI. GITMEM GEREKIYOR. " dedi ve yanimdan ayrildi. Giderken gene o hasta oldugum gülümsemesini yapti.

Daha sonraki günler gene onunla kantine inip muhabbet ettik. Bazen siniflarina gittigimde onunla konusan erkek gördümmü ters ters bakardim o çocuklara. Onun hiçbir erkekle beraber olmasina tahammül edemiyordum. Onu herkesten kiskaniyordum. Hemen her teneffüs beraberdik. O da bundan rahatsiz gibi görünmüyordu. Samimiyetimiz bayagi ilerlemisti. En sonunda kafama koydum. Ona soracaktim. Beraber oldugu biri varmi. Eger beraber oldugu biri yoksa, acaba beni kabul edermi??? Evet bunu yapacaktim.

Bir cuma günü, okul çikisinda "HAFTASONU NE YAPACAKSIN?" diye sordum ona. Arkadaslariyla okulda bulusup taksime gidecegini söyledi. Üzülmüstüm. Oysa benimle beraber olmasini o kadar çok istiyordumki!!! Kafami önüme egdigim anda "AMA PAZAR GÜNÜ EVDEYIM!!" dedi. Kafami kaldirip yüzüne baktigimda gülümsüyordu. Hemen lafi degistirip "ISTERSEN EVINE KADAR BERABER YÜRÜYELIM" dedim. "TAMAM" dedi. Yolda yürürken hep o konusuyordu. Bense pazar günü ne yaparim diye kafamda planlar yapiyordum. Evinin önüne geldigimizde "ISTE EVIM BURASI ". "BENIMLE BERABER YÜRÜDÜGÜN IÇIN TESEKKÜRLER" dedi ve usul usul bana bakarak evine girdi. Pazar gününü iple çekiyordum. Bir bahane bulur ve evine giderim diye düsünüyordum. Pazar günü erkenden kalktim. Ama pencereden disari baktigimda bütün planlarim altüst olmustu. Disarida acayip bir yagmur vardi. Bende mecburen evde oturmak zorunda kaldim.

Okullarin kapanmasina bir ay kala "LISEYI NERDE OKUYACAKSIN?" diye sordum ona. "BILMIYORUM!! AMA BÜYÜK IHTIMALLE BAKIRKÖY'DE" dedi. "NASIL YANI BÜYÜK IHTIMALLE" diye sordum. "SANA GÖSTERDIGIM EV TEYZEMIN EVI... ANNEM BABAM VE ABIM KEMERBURGAZDA OTURUYORLAR.. ORDAKI OKULLAR PEK IYI DEGIL.. ONUN IÇIN BENI BURAYA, TEYZEMIN YANINA GÖNDERDILER." dedi. Nasil yaptim bilmiyorum ama "IYIKI GÖNDERMISLER" dedim. Bana bakti ve güldü. "INSALLAH AYNI OKULA DÜSERIZ" dedim. O da kafasini evet der gibi salladi.

Son hafta "TATILDE NE YAPACAKSIN" diye sordum Arzu'ya. "MEMLEKETE GIDECEGIZ" dedi. Ben sanki yikilmistim. "YANI IZMIR'EMI GIDIYORSUNUZ" diyebildim. Basini öne egerek "EVET!!!" dedi. Bir an durdum ve "SEN GELENE KADAR SENI BEKLEYECEGIM!!!" dedim. Bana bakti ve güldü. Gözlerine baktim sanki isil isil parliyordu. Ve aniden boynuma sarildi. Sanki "BENI BIRAKMA !!" der gibiydi. O an kalbimde bir sicaklik hissettim. Aglamamak için kendimi zor tuttum. Sonra "HADI GIT... NE OLUR ÇABUK DÖN!!" dedim. Ve gitti.

Okul bitti. Tatile girdik. Ben hep onu düsünüyordum. Geceleyin sokaklarda bos bos dolasip onu hayal ediyordum. Eve geç gidiyordum. Bu aralar evlede aram açilmaya baslamisti. Onun yanindayken birkaç saniye gibi geçen saatler, artik asirlar gibi geliyordu. Onu çok özlüyordum. Acaba oda beni özlüyormu diye içimdende geçiriyordum. Hergün dualar ediyordum. Onun yüzünü biran önce görmek için. En sonunda dualarim kabul olmustu. Okullarin açilmasina bir ay kala istanbula gelmisti. Telefon çaldiginda bakmistim. Arayan oydu. Sesini hemen tanidim. "BEN GELDIM.. BENI HALA BEKLIYORMUSUN?" diye sordu bana. "EVET. HEMDE DUALAR EDEREK BEKLIYORUM" dedim. Okulun önünde bulusalim dedi. Tamam dedigim gibi disari çiktim. Yürümüyor sevincimden kosuyordum. Okula vardigimda ter içinde kalmistim. Onu beklemeye basladim. Ve onu köseden dönerken gördügümde gözlerime inanamadim. 2 ay boyunca göremedigim, ugruna dualar ettigim kiz bana gülümseyerek geliyordu. Bende ona dogru yürümeye basladim. En sonunda beraber olmustuk. "HOSGELDIN" dedim, oda "HOSBULDUK" dedi. Gözlerim dolmustu. "SENI ÇOK ÖZLEDIM ARZU" dedim ve boynuna sarildim. Öyle bir sarildim ki 2 ayin hincini çikartiyordum adeta. Oda bana sariliyordu. Sonra gözlerimiz bulustu. "SENIN EN ÇOK NEYINI ÖZLEDIM BILIYORMUSUN!!! ELA GÖZLERINI VE EN ÇOK DA GÜLÜSÜNÜ" dedim. Bir an bakakaldi. Sana birsey söyleyecegim dedi. Ailem liseyi bakirköyde okumama izin verdi. Bu lafi duyunca sanki dünyalar benim olmustu. Sevdigim kizla ayni yerde liseyi okuyacaktim.

Birbirimizin telefonlarini aldik ve onun hangi liseye kayit olacagini ögrendim. Kendimi de o liseye kayit ettirdim. Okulun ilk günüydü. Onu kapinin önünde bekleyeme basladim. En sonunda görünmüstü. Ama yaninda bir erkek vardi. O an dünyam basima yikilmisti. Sevdigim kizin yaninda bir erkek vardi. Hemde bayagi büyük biriydi. Bu bana çok koymustu. Ben bunlari düsünürken o beni gördü kosarak yanima geldi. "MERHABA" dedi. Ben sadece gözlerine bakiyordum. Cevap vermedigimi görünce "NE OLDU" dedi. "KIM O ÇOCUK" dedim. Sakayla karisik "YOKSA KISKANDINMI?" dedi. Bayagi sinirlenmistim. O da bunu anlayinca o benim abim. Okulun ilk günü beni birakmaya geldi. Nasil bir okul oldugunu annemlere söyleyecek dedi. Ben "OH BE " dedim. "NEDEN OH BE DEDIN" diye sordu bana. "HIIIÇ" dedim. Gözlerimin içine bakti. Sanki bana birseyler anlatmak istiyordu. Sonra "ARZU" diye bir ses duydum. Ikimizde ayni yöne bakinca abisinin yanimiza geldigini gördüm. Hadi gir içeri dedi. O da tamam dedi. Abisi bana bir bakti. Sonra çekti gitti. Ben çok mutluydum. Çünkü sevdigim kizla ayni okuldaydim.

Bir hafta sonra Arzu' ya "SENINLE BIRSEY KONUSACAGIM." dedim. "NE HAKKINDA" diye sordu. "ÖZEL BIRSEY" dedim. Gözleri parlayarak "TAMAM" dedi. "CUMARTESI OKULUN ÖNÜNE GEL ORDA BULUSUP BIRYERLERE GIDIP KONUSURUZ" dedim. O da olur dedi. Bu sefer bütün cesaretimi toplayip bu kiza onu deliler gibi sevdigimi söyleyecegim. Diye içimden geçiriyordum. Cuma günü arzu birini getirdi yaninda. Ben arkadasi sanmistim. Sizi tanisatirayim dedi. Kizin adi fulyaymis. Arzu' nun yegeniymis. Ayni okulda olmasinin bir sebebi de oymus. Ailesi bir akrabasi yaninda olursa daha iyi olur demis.

Ertesi gün erkenden kalktim güzelce giyinip okulun yolunu tuttum. Okulun önünde beklemeye basladim. Köseyi döndügünü görünce sok olmustum. Harika giyinmisti. "NE KADAR GÜZEL!!" diye geçirdim içimden. Yanima geldi "MERHABA" dedi. "BUGÜN ÇOK GÜZELSIN" dedim. Yanaklari kipkirmizi oldu. Basini önüne egip "TESEKKÜR EDERIM!!" dedi. Ileride bir café var oraya gidelim dedim. Olur dedi. Kafeye vardigimizda birseyler söyledik. Ve konusmaya basladik. "BENIMLE NE KONUSMAK ISTIYORSUN?" diye sordu Arzu. "BIR KIZDAN HOSLANIYORUM. AMA ONA BIR TÜRLÜ AÇILAMIYORUM. BANA YARDIM EDERMISIN?" dedim. Ben bunlari söyledikten sonra gözleri dolmustu. Aglamamak için kendini zor tutuyordu. Gözlerimin içine bakarak "O KIZI TANIYORMUYUM?" diye sordu. "EVET!!! HEMDE ÇOK YAKINDAN TANIYORSUN.." diye cevap verdim gözlerinin taa içine bakarak. Sanki daha bi yikilmisti. Ama bilmiyorduki hoslandigim kiz oydu. "SENCE NE YAPMALIYIM?"
diye sordum ona. Içinden ne geliyorsa onu yap dedi. "BEN DUYGULARIMI KOLAY KOLAY ANLATAMAM.." dedim. "SEN BILIRSIN." "ARTIK BENI EVE GÖTÜR!!!" dedi. "NEDEN! NE OLDUKI ?" diye sordum. "BASIM AGRIYOR!" diye karsilik verdi. Peki deyip onu evine kadar götürdüm. Eve gidene kadar yolda hiç konusmadik. Evinin önüne gelince gözlerimin içine bakti. Içim sizlamisti o bakislar karsisinda. Boynuma sarilip kulagimin içine birseyler söyledi. Ama anlamamistim. Tekrar söylermisin dedim. Bosver dedi yüzüme bakmadan apartmanin içine girdi. Sanirim agliyordu. Sanirim onu üzmüstüm. Hayatta tek deger verdigim insani aglatmistim. Bu bende tarif edilemez bir aciya sebep olmustu. Ondan sonraki günler benimle pek konusmamaya baslamisti. Onu her gördügümde bir yerlere dalip gidiyordu. Bir hafta sonra "ARZU NEYIN VAR!!! KAÇ GÜNDÜR BENIMLE FAZLA KONUSMUYORSUN.." diye sordum. Oda bana "O HOSLANDIGIN KIZLA SENI YANLIZ BIRAKIYORUM YA!! DAHA NE ISTIYORSUN!!" dedi. Sinirli sinirli bakarak. Beni okul çikisinda eski okulumuzun ordaki parkta bekle. Sana o kizin kim oldugunu söyleyecegim dedim. Basini öne egerek "OLUR BEKLERIM!!" dedi. Okul çikisini iple çekiyordum. Çok ama çok heyecanliydim. Ve sonunda zil çalmisti. Okulun kapisindan çikarken "ALLAHIM BANA GÜÇ VER!!" diye dualar ettim. Parkin önüne gelip beklemeye basladim. Bir kaç dakika sonra yanima geldi. "HADI SÖYLE!!" dedi. "SANA DAHA ÖNCEDE SÖYLEMISTIM.. BEN DUYGULARIMI, IÇIMDEKILERI KOLAY KOLAY DILE GETIREN BIRI DEGILIM. " dedim. Gözlerinin taa içine bakarak. "HOSLANDIGIM KIZIN EN ÇOK NEYINI BEGENIYORUM BILIYORMUSUN""diye sordum. Gözlerimin içine bakarak "SÖYLE!!" dedi. Gözlerimi kapatip ve bütün cesaretimi toplayip
"ELA GÖZLERINI!!!!! VE EN ÇOK DA GÜLÜSÜNÜ!!!!" dedim. Sonra gözlerimi açtim. Rahat bir dakika sadece bakistik. Sonra boynuma sarildi. Ve hüngür hüngür aglamaya basladi. Kulagima "BENDE!" dedi. O kiz kim anladinmi? Diye sordum. Basini salladi. Sonra yüzüme bakarak tekrar "BENDE!" dedi. Ve kosarak evine gitti. Hiç kipirdayamiyordum. Sanki donup kalmistim. "ALLAHIM SANA SÜKÜRLER OLSUN!!" diye defalarca içimden geçirdim. En sonunda benimde artik bir sevdigim var. diyordum. Heyecanimdan kalbim deli gibi atiyordu. O hoslandigim kiz, ugruna dualar ettigim kiz. O da benden hoslaniyormus. Bunu bildikçe sevincim bir kat daha artiyordu. Sonra o parktan taa eve kadar yürüyerek geldim. Aksam yattigimda ne kadar yoruldugumu anladim. Sabahleyin kalkar kalkmaz kahvalti bile yapmadan okula gittim. Siniflarina gittim daha gelmemisti. Çok iyi dedim içimden. Onu karsilarim. Dedim içimden.. 10 dakika sonra koridorun ucunda görünmüstü. Sanki bana daha bir baska gözüküyordu. Daha bir güzellesmis gibiydi. Koca okulda sadece koridorda yürüyen ARZU, birde ona bakan BEN vardim sanki. Hiçkimseyi gözüm görmüyordu. Koridorda yürürken sadece o bana bende ona bakiyordum. Yanima geldi "MERHABA" dedi. Kekeleyerek "MERHABA" diyebildim. "KANTINE GIDELIMMI " diye sordu. "TABIKI" dedim. Kantine vardigimizda kimseler yoktu. Kantinin ortasinda durdu, bana döndü, resmen aglamak üzereydi. Boynuma sarilip "NE OLUR BENI BIRAKMA!!" dedi. O anki duyguyu anlatamam. Hani derler ya yasanmadan anlamazsin, gerçektende öyle birseydi. Aglayarak cevap verdim. "HIÇBIR ZAMAN!!" dedim. Sonra bana daha bi siki sarilmaya basladi. Rahat bir dakika boyunca birbirimize sarilmistik. Sonra gözlerimiz birbirimize bakti ikimizde agliyorduk. "BILIYORUM!! DUYGULARINI DILE GETIREMIYORSUN.. AMA INAN SENDEKI DUYGULARIN AYNISINI BENDE SANA HISSEDIYORUM. SÖYLEMESENDE BILIYORUM. BENI DELI GIBI SEVIYORSUN. BUNU HISSEDEBILIYORUM.." dedi. Ben sadece kafami öne egip "EVET!!" diyebildim. Neden bilmiyorum ama söyleyemiyordum. Onu deliler gibi sevdigimi ugruna canimi verebilecegimi bagira bagira söylemek istiyordum, ama yapamiyordum. Bütün bir yil boyunca hep beraber dolastik. Hafta sonlarini ve teneffüsleri iple çekiyordum. Onu daha fazla görebilmek amaciyla.

Yil sonu yaklasiyordu. Okulun kapanmasina yaklastikça daha bir hüzünleniyordu. Bir gün "NEDEN SON GÜNLERDE HÜZÜNLENIYORSUN?" diye sordum. "BILIYORSUN!! TATILLERDE HEP MEMLEKETE GIDIYORUZ. SENDEN AYRILMAK BENI MAHVEDIYOR. ONUN IÇIN ÜZÜLÜYORUM." dedi. Biliyordum. Her yaz memlekete giderlerdi. Ve bu beni daha bir üzerdi. "NE OLUR GITME!! HIÇ OLMAZSA BU YAZ ISTANBUL DA KAL" dedim aglayarak. "AGLAMA!!! SEN AGLADIKÇA BEN DAYANAMIYORUM. ÇOK ÜZÜLÜYORUM." diyordu. "BENIM IÇINDE ÇOK ZOR GEÇECEK. SENSIZ 2 KOCA AY" dedi. Ve sonunda okullar kapandi. Giderken onu son bir kez daha görmek için evlerine gittim. Kapida babasinin arabasi vardi. Evet gidiyorlardi. Az sonra hepsi birden kapidan çiktilar. Annesi, babasi, abisi ve en sonunda ARZU.. herkes arabaya bindi. Arzu tam binerken kendimi gösterdim. Aglayarak ona baktim sanki o da agliyordu. "NE OLUR BENI BIRAKMA!! GITMEME IZIN VERME" der gibiydi. Araba çalisti. Sanki, deliler gibi sevdigim kizi elimden zorla aliyorlar, götürüyorlar gibiydi. Gitmisti. 2 ay boyunca onu göremeyecek, onunla olamayacaktim. Her gece dualar ediyordum. sokaklarda bos bos dolasiyordum. Onu düsünüyordum. "KESKE YANIMDA OLSA" diyordum.

Birgün telefon çaldi. Arayan ARZU' ydu. Hatrimi sormak için aramis. "YAKINDA GELECEGIM.!!! SENI ÇOK ÖZLEDIM." dedi. "BENDE!!" diye cevap verdim. "BENI DÜSÜNÜYORMUSUN?" diye sordu. "HER GÜN HER SAAT " dedim. "DINLE O ZAMAN" dedi. "BENI YANINDA ISTIYORSAN, GECELERI AY' A BAK BENI DÜSÜN.... EGER KALBINDE BIR SICAKLIK HISSEDERSEN, ANLAKI BENDE SENI,,, AY' A BAKIP DÜSÜNÜYORUMDUR." dedi. Ben aglamaya basladim. Beni, benden fazla seven biri vardi diye geçirdim içimden. "TAMAM!! CANIM" dedim. Sonra telefonu kapatti. O aksam onun dedigini yaptim. Aya baktim onu düsündüm 10-15 dakika sonra bir kalbimde sicaklik hissettim. "ALLAHIM!! SEN NE BÜYÜKSÜN!" dedim içimden. Gerçektende kalbimde onu hissettim. Ne olur çabuk gel dedim aya bakarak.

Aradan bir ay geçti. Tekrar telefon çaldi. Arayan gene ARZU'ydu. "ISTANBULA GELDIM. TEYZEMLERDEYIM. BIR SAAT SONRA OKULUN ÖNÜNDE BULUSALIM CANIM " dedi. "TAMAM" dedim. En güzel kiyafetlerimi giydim. Eee kolaymi? Sevdigim kiz uzaktan geliyor. O kadar çok heyecanliydim ki. Hemen okulun önüne gittim. Daha 20 dakika vardi. Onu beklerken her dakika bir ömür gibi geliyordu bana. En sonunda görmüstüm onu. 2 aydir göremedigim sadece kalbimde hissettigim kiz, bana dogru geliyordu. Bende ona dogru kosmaya basladim. Yan yana geldigimizde "HOSGELDIN " dedim. Aglamaya basladim. Ve sonra öyle bir sarildim ki, bütün özlemimi sanki ondan çikariyordum. "SENI ÇOK ÖZLEDIM CANIM!!" diyordum. "BENDE!!!" dedi. Hep o bana BENDE! derdi. Sonra "GEL!!! SENI TEYZEMLE TANISTIRACAGIM" dedi. Teyzesinin evine dogru yola koyulduk. Eve vardigimizda teyzesini gördüm. Koltuga oturdum. Arzu' da yanima oturdu. Teyzesi "BU O ÇOCUK MU?" diye sordu. Arzu' da utanarak "EVET!!" dedi. Teyzesi "BAHSETTIGIN KADAR VARMIS KIZ " dedi. Bir ara gülüstüler. Ben hiçbirsey anlamamistim bu konusmadan Ama onlarin gülmesi benimde hosuma gitmisti. Bütün gün teyzesinde oturduk. Muhabbet ettik. Teyzesi beni sevmisti. Ayrilirken kapinin önünde ben ayakkabilarimi giyerken teyzesi ve ARZU beni izliyordu. Ben hosçakalin diyecekken teyzesi "BEN SIZI YANLIZ BIRAKAYIM ?" dedi gülerekten. Sanki aklimi okumustu. "TEYZEN ÇOK IYI BIRI..
NE OLUR KENDINE DIKKAT ET.!!!!!!!" dedim ve ona doya doya sarildim. O da "GÜLE GÜLE" dedi. Onu çok seviyordum. Oda bunu biliyordu. Ama bunu bir türlü söyleyemiyordum. Okullar açilana kadar hergün onunla beraberdim. O yanimdayken zaman hiç geçmesin, o anlar hiç bitmesin istiyordum.

Okullar açildiginda gene beraberdik. Siniflarimiz gene yanyanaydi. Her teneffüs onu görmek için yanina giderdim. Her yanina gidisimde, ayri bir heyecan vardi yüregimde. Kalbim onun yanindayken deli gibi atardi. Eger ben onu üzmüssem, yanliz kaldigimiz bir anda bana masum masum bakar, ben ne oldugunu anlar nedenini bile sormadan "ÖZÜR DILERIM! " derdim.. Bütün yil boyunca hep böyle geçti. Derslerim zayifmis artik hiç umrumda bile degildi. Onunla beraberken dünyayi tanimiyordum. Yil sonunda onun dogum günü vardi. Ona söz vermistim. Okullarin kapandigi hafta onu bir yere götürecektim ve dogum gününü orda beraber kutlayacaktik. Hafta sonu Arzu'yla beraber yola koyulduk. Aksam saat 10'da teyzesinden zor izin almistim. Doya doya 2 saatim vardi. Onunla sahile gittik. Bir demet kirmizi gül almistim. O gün hava biraz bozuktu. Çiçegi Arzu 'ya verdim. Biraz yürüdükten sonra bir bankta yanyana oturduk. Bana "KIRMIZI GÜLÜN NE ANLAMA GELDIGINI BILIYORMUSUN?" diye sordu. Basimi evet anlaminda salladim. "SÖYLE O ZAMAN" dedi. Gözlerine baktim, sanki o iki kelimeyi ona söylemem için bana yalvariyordu. "AYAGA KALK" dedim. Onu karsima aldim ve bütün cesaretimi toplamaya çalisiyordum. Gözlerimi kapadim. "HADI SÖYLE" diyordu. Söylemiyor adeta yalvariyordu. "ARZU" dedim. "EVET !!! DEVAM ET !" dedi. "BEN SE..." dedim ve burnuma bir yagmur damlasi geldi. Sonra bir tane daha, bir tane daha. Ve yagmur baslamisti. O an onun gözlerine baktigimda sanki "NE OLUR DURMA!!!! SÖYLE !" diyordu. Ama benim bütün cesaretim kirilmisti. O yagmur beni mahvetmisti. Yagmur o anki bütün büyüyü bozmustu. Sonra o bana ben ona bakarak gülmeye basladik. Yagmur deli gibi yagiyordu. Birden onun gözlerine baktim. Gülmeyi birakmis sadece bakisiyorduk. "NEREYE GIDERSEN GIT YANINDA OLACAGIM!!!!!!!!!
O IKI KELIMEYI SÖYLEYEMESENDE!!!!" dedi. Gözlerimin taa içine bakarak. Ondan sonra bir sarildi ki... O an hiç bitmesin istedim. Islanmaya baslamistik. Seni evine götüreyim dedim. Eve kadar yürüdük. Hiç durmadan çiçeklere bakiyordu. "BENIM GÜZELLERIM!!" diyordu. Eve geldik. Iyi geceler dedim. Ve ona sarildim. Onu eve biraktiktan sonra sokaklarda, o yagmurlu caddelerde dolasmaya basladim. O kadar mutluydum ki. Her ne kadar söyleyemesemde, bir sevdigim vardi. Hemde benim onu sevdigim kadar. Ve o kötü an gene gelmisti. Her yaz oldugu gibi gene memlekete gidiyorlardi. Onu ugurlamaya gidecektim. Ama o izin vermedi. "SENIN AGLAMANA DAYANAMIYORUM.. SENI ÜZMEK ISTEMIYORUM." dedi. Onun yaninda aglamami hiç istemezdi. Ve gitti. Ben gene o bos sokaklarda deli gibi onu düsünüyordum. Her gün aya bakiyordum. Onu düsünüyordum.

Ama bu sefer tatil sanki daha bi erken bitmisti. Gene okul açilmisti. Onu gene görmüstüm. Okulun koridorunda yürürken bana öyle bir bakiyordu ki.. anlatamam. Yanima geldiginde "HOSGELDIN.. CANIM!!" dedim. "HOSBULDUK!!" dedi. Bütün bir yili onunla beraber geçirdim. Okulun kapanmasina 2-3 ay kala "ÜNIVERSITE SINAVINA GIRECEKMISIN?" diye sordum. Evet dedi. "PEKI ISTANBUL IÇINI KAZANABILIRMISIN?" dedim. "BILMIYORUM... AMA SANMAM. ISTANBUL IÇI ÇOK PUAN... O KADAR PUANI ALAMAM" dedi. Bende " O ZAMAN SENDE, AÇIKÖGRETIMI YAZ" dedim. olur dedi. "AMA SENDE BIR YERE GITME OLURMU. SENSIZ BEN BURALARDA NE YAPARIM" dedi. "SENI HIÇBIR ZAMAN BIRAKMAYACAGIM.." dedim. Okul kapanmisti. Sinav günü gelmisti. onu aradim. "INSALLAH KALBINDEKI YERI KAZANIRSIN" dedim . "KAZANDIM BILE... ÇÜNKÜ KALBIMDE SEN VARSIN!!! " dedi.. Ben o an müthis derecede sevinmistim. Sonra sinava girdim. Sinavda dualar ediyordum. Arzu yanimda olsun diye. Ama onun benim yanimda olmasi için benimde istanbul içinde bir yere puan tutturmam lazimdi. Ve bunlari düsünerek sinavdan çikmistim. Sinavdan sonra hemen arzuyu aradim. Nasil geçti diye sordum. "ÇOK IYI.. SENINKI NASILDI" diye sordu. Benimkide iyiydi dedi. O sene tatile gitmemisti. Bütün yaz beraberdik Sinav sonuçlari açiklaninca kendi kazandigim yere baktigimda sok olmustum. Bogaziçi gibi bir yeri tutturmustum. Bu mutlu haberi hemen arzuya ilettim. O da çok sevindi. Sen nereyi kazandin diye sordum. "ILK TERCIHIM AÇIKÖGRETIMDI.. ORAYI KAZANDIM.." deyince dünyalar benim olmustu. Bir ara ailesinin yanina gitti. Bir hafta kadar sonra geri geldi. Onlarida çok özledim. Onun için gittim dedi. En sonunda ben üniversiteye yazildim. Ilk gün beraber gittik. Kantindeki manzara çok güzeldi. Köprünün bir kismi gözüküyordu. Deniz ayaklarinin altindaydi. Kantinde çevreme baktim. Her kesimden insan vardi. "NE KADAR ÖZGÜR BIR YER DEGIL MI?" diye sordum. Gözlerimin içine öyle bir baktiki "NE OLDU? NIYE ÖYLE BAKIYORSUN" dedim. "BEN SANA BIR ISIM TAKMISTIM. DEMIN ONU SÖYLEDIN?" dedi. "NEYMIS O ISIM" diye sordum. "BASBASA KALDIGIMIZ BIR ZAMAN SÖYLERIM." dedi. "PEKI " dedim.

Yariyil tatili yaklasirken arkadaslarimla kantinde konusurken biri "YAA. HARÇLARADA BAYA ZAM YAPTILAR BEE" dedi. Ben sasirmistim. Daha bir açiklayici olmasini istedim. Çok para istiyorlarmis. Zaten benim babam harcin bir kismini zar zor vermisti. Bu kadar parayi kesinlikle bulamazdi. Hemen rehber ögretmenin yanina gittim. Herseyi anlattim hocaya. Hoca "DERSLERIN NASIL DIYE SORDU." diye sordu. "PEK IYI DEGIL" dedim. Biraz daha konustuktan sonra benim babamin bu parayi bulamayacagini söyleyerek birazda kizarak kaydimi sildirdim. Üniversite hayatim tamamen bitmisti. Canim çok sikiliyordu. Ama ARZU hep yanimda oldu. Bu durumu hemen atlattim. Bir ay sonra arzu telefon etti. Aglayarak "NE OLUR YANIMA GEL!!" dedi. Ben sok olmustum. Telefonu kapattigim gibi teyzesinin evine gittim. Kapiyi çalar çalmaz açti. Beni karsisinda görünce daha çok aglamaya basladi. Onu salona kadar götürdüm. "NE OLDU KIZIM.. ANLATSANA" dedim. "BILIYORSUN.. BABAMI ISTEN KOVMUSLARDI.... KAÇ AYDIR IS ARIYOR.. EN SONUNDA BURDA YAPAMIYACAGIMIZI, IZMIRDEKI AKRABALARDAN BIRININ IS TEKLIFI YAPTIGINI SÖYLEDI. BABA GITMEYELIM DEDIM AMA O BENI DINLEMEDI. 2 GÜN SONRA IZMIRE TASINIYORUZ.." dedikten sonra hüngür hüngür aglayarak boynuma sarildi. Ben bu sözleri duyunca sok oldum. Dayanamayip bende agladim. "SEN AGLAMA.. BEN SENIN AGLAMANA DAYANAMIYORUM. " dedi. Salonun ortasinda konusmadan öylece duvarlara bakiyordum. "PEKI NE YAPACAGIZ" dedim. "BILMIYORUM. " dedi. Ben felaket derecede üzülmüstüm. Sevdigim kiz bu sefer gerçekten gidiyordu. Hemde dönmemecesine. Bir ara o bana bakti ve gülmeye basladi. "NEDEN GÜLÜYORSUN" dedim. "SEN BENIM EN ÇOK NEYIMI SEVIYORDUN" diye cevap verdi. Sonra bende gülmeye basladim. "SENI AGLARKEN GÖRMEK BENI KAHREDIYOR.. LÜTFEN AGLAMA" dedi. Sonra bende ne demek istedigini anladim. Gözlerine baktim aglamamak için kendini zor tutuyordu. O bana ben ona bakiyorduk. Ikimizde biliyorduk 2 gün sonra ayrilacagiz. Sonra birden "HANI SEN ÜNIVERTEDEKI ILK GÜNÜMDE BANA BIRSEY SÖYLEMISTIN HATIRLADINMI" diye sordum. "HIÇ UNUTMADIM KI " dedi. "NEYDI BANA TAKTIGIN O ISIM " dedim. Elini kalbime koydu ve gözlerimin içine bakarak "ÖZGÜR ADAM" dedi. Ben donmustum. Ama kalbimde öyle bir sicaklik hissettim ki anlatamam. "NEDEN.... " diyecektimki elini agzima götürüp susmami söyledi. "SEN SOKAKLARDA BENI DÜSÜNÜRKEN BEN SENI RÜYALARIMDA GÖRÜYORDUM. SOKAKLARDA DOLASIP BENI DÜSÜNÜYORDUN. BUNU SADECE ÖZGÜR BIR ADAM YAPAR." dedi. O an içimden "ISTE GERÇEK SEVGI BU OLMALI " dedim. O gün onlarda kaldim sabahleyin kalktigimizda telefon çaldi. Arayan babasiydi. Hemen eve gelmesini istedi. Onu istemiyerek de olsa evine götürdüm. Ona sordum "NEREDEN SAAT KAÇTA GIDIYORSUNUZ." Cevap vermedi. "SENIN AGLAMANA DAYANAMIYORUM. " dedi. "AKSAMA SON KEZ BULUSALIM"dedim. Kafasini evet anlaminda salladi.

Onu biraktiktan 1-2 saat sonra yagmur yagmaya basladi. Aksam olunca evinin önünde onu beklemeye basladim. Onu çagirdim. Asagiya geldi. "BIRAZ YÜRÜYELIM" dedim. "AMA BU YAGMURDA.. YA HASTA OLURSAN BEN NE YAPARIM" dedi. "SANA BIRSEY SÖYLEYECEGIM." dedim. Gözlerinin taa içine bakarak. Gözlerinin içi parlamisti bir anda "HADI YÜRÜYELIM !!! " dedi. Yagmur altinda koca sokakta yürümeye basladik. Bir kaç adimdan sonra bana döndü. "NE OLUR SÖYLE!! ARTIK O IKI KELIMEYI DUYMAK ISTIYORUM!!!" dedi. Anlamisti sanirim. Bu sefer söyleyecektim. Gözlerimi kapattim. "SÖYLE!! NE OLUR SÖYLE!!" diyordu. "SENI S.." dedim ve ARZU diye kalin birsesle irkildim. Camdan babasi çagiriyordu. Arzuda bana usul usul bakarak evine gitti. O koca caddede sadece o ve ben vardik. O bana bakarak eve giderken, ben ona elimi uzatmis "NE OLUR GITME.. BENI BIRAKMA!!!!!" diyordum. Apartmana girerken bana son bir kez bakti ve güldü. Ben kaderime isyan ediyordum. Sevdigim kiza bir kez olsun onu deliler gibi sevdigimi söyleyemedim diye. Sevdigim kizi elimden aliyorlar diye. Kalbim çok aciyordu. Onsuz ne yapacagimi düsünüyordum. Ertesi gün erkenden kalktim. Evlerinin önüne gittim. Ama camlarinda perde yoktu. Apartmana kosarak girdim. Kapi açikti eve girdim hiçbir esya yoktu. Bütün odalar bombostu. "SIZ KIMSINIZ" diye bir sesle irkildim. "BEN ARZUNUN BIR ARKADASIYIM. ONU ZIYARETE GELDIM " dedim. "ONLAR TASINDILAR.. BIR DAHA ISTANBULA BELKIDE HIÇ GELMEYECEKLER. BEN ONLARIN KOMSUSUYUM. SEN GALIBA O ÇOCUKSUN." dedi yasli teyze. "HANGI ÇOCUK" diye sordum. "BAZEN ARZU' YU EVDE GÖRÜRDÜM. ÇOK NADIREN. ONU HER GÖRDÜGÜMDE KENDI DUVARINA BAKIP DALARDI.. GÖZLERI DOLARDI.. SANIRIM BIRINI DÜSÜNÜYORDU. DELIKANLI,,,,, BIZDE GENÇ OLDUK.. BIZDE BU DUYGULARI YASADIK.. ALLAH SANA YARDIM ETSIN!!!" dedi ve gitti. Ben hemen onun odasina gittim. Ve duvarina baktim. Baktigim gibi gözlerim doldu. Bir kalp resmi vardi. Çok ufakti. Ama benim için çok büyüktü. Kalbin içinde birseyler yaziyordu. Yaklasip baktigimda kalbimde bir sicaklik hissettim. Kalbin içinde "ÖZGÜR ADAM" yaziyordu. Gözlerim dolmustu. O bana böyle bir isim takmisti. Demek duvara bakip beni düsünüyordu. Diye geçirdim içimden. Ne yapacagimi bilmiyordum. Gene sokaklarda bos bos dolasiyordum. Ama bu seferki bir baskaydi. Içimde kötü bir his vardi. Sanki bir sey olacakmis gibi bir his vardi içimde.

Aradan 4 gün geçti. O GÜN 2 MARTTI. Aksam uyuyamamistim. Geceleyin hava biraz bozuktu. Gökyüzüne bakip ayi aradim. Ama bulamadim. Uykuya dalar gibi oldum. Kalbimde çok büyük bir aciyla uyandim. Kalbim çok aciyordu. O an aklima arzu geldi. Acaba ne oldu diye düsünürken, aklima gökyüzü geldi. Orda ayi aradim. Bir kaç dakika sonra görmüstüm. Hemde bütün ihtisamiyla duruyordu. Bembeyazdi. Onu düsünürken gene kalbimde bir aci hissettim. Tam o anda ayin yanindan bir yildiz kaydi. 10 saniye boyunca o yildizin kayisini izledim. Izlerkende kalbim aciyordu. Yildiz kaydi. Kalbimin acisida durdu. "ACABA NE OLDU" dedim içimden. Ertesi günler içimde bir huzursuzluk vardi. Asagi yukari 2 hafta olmustu. ama arzu hala aramamisti. 9 mart günü telefon çaldi. Arayan fulyaydi. Sesi aglamakliydi. "RIDVAN" dedi. "BEN SU AN IZMIRDEYIM. ARZU VE BABASI TRAFIK KAZASINDA ÖLDÜ.. MURAT ABIMDE KOMADAN YENI ÇIKTI. NE OLUR METIN OL" dedi. Ben yikilmistim. Telefonu kapattim. Yere diz çöktüm. "ALLAHIM!!!! NEDEN BEN ?" dedim. Kendi kendime bir söz söyledim; "KAYBETMEYE MAHKUM BIR ADAMSIN!!" kisaca KMBA derdim. Disari çiktim. Sahil kenarina gittim. Aglamamak için acayip çaba sarfediyordum. Çünkü o benim aglamami istemezdi. Sahile vardim. Kimse yoktu. Deniz acayip dalgaliydi. "HAYIR YA !!! NEDEN BEN YA NEDEN!!!" bagirmaya basladim. En sonunda dayamayip agladim. Gözümden bir yas damladi. Kalbimde bir sicaklik hissettim. Sanki bana aglama diyordu. Ama ben kendimi tutamiyordum. Deliler gibi agliyordum. Simdi ne yapacagim diyordum kendi kendime. O aksam deli gibi yagmur yagiyordu. O yagmurlu sokaklarda, o soguk caddelerde ben tek basima aglayarak dolasiyordum. Aglamam hiç durmuyordu. Hep onu düsünüyordum. Birkaç gün sonra gene fulya aradi. "NE OLUR AGLAMA.. BILIYORSUN!! O SENIN AGLAMANI HIÇ ISTEMEZDI." dedi. "PEKI " dedim. Bana telefonda herseyi anlatti. Kazanin nasil oldugunu. Kimin hatali oldugunu. Ondan mezarligin adresini aldim. Sonra hemen bir ise basladim. Amacim para bulup bir an önce mezarliga gitmekti. Kafama koymustum, mezarligin yanina gittigimde birsey yapacaktim. HALA DÜSÜNÜYORUM.....

YAPSAMMI........ YAPMASAMMI.......

NOT: bu hikayenin yazarini görmek isterseniz, pazar günleri aksam saatlerinde BAKIRKÖY sahiline gidin..... orda bir uçtan bir uca dolasan birini göreceksiniz..
İŞTE O KİŞİ BU HIKAYEYİ YAŞAYAN KİŞİDİR....

fıkranın devamı

Mavisi yeşiline karışmış, uzun uzun ağaçların
gölgelerini cömertçe sunduğu, türlü türlü böceklerin,
çiçeklerin yaşadığı, insanoğlunun pek az uğradığı
ormanlardan birinde güzel bir göl vardı.
Suyu berrak mı berrak, serin mi serin... Gölün kıyısında
hayat bulmuş boynu bükük papatya, yanıbaşında
o eşsiz büyülü suyun içinde açmış olan, en az kendi
kadar yalnız görünen nilüfer çiçeğine sevdalanmıştı.
Onun görkemli görüntüsünü, saf, masum,
asaletli halini hayranlıkla seyrediyordu her gün.

Nilüfer çiçeği de kayıtsız değildi sevgili
papatyasına karşın. Birbirlerine sevgiyle bakıyorlar,
şarkılar söylüyorlardı birlikte. Yalnızlıklarını
unutuyorlardı şu koskoca orman içinde...

Tanrım, diyordu papatya içinden kimi kez.
Bu güzelliğin yanında benim yerim nedir ki?
O suyun içinde yaşar bense toprakta...
Elimi uzatsam tutamam bile onu... Oysa
öylesine istiyorum ki onun yanında olmayı...

- Ey güzel çiçeğim, ey benim nilüferim
seviyorum seni... Lâkin öylesine çaresizim ki...
Sana nasıl ulaşacağımı bile bilmiyorum...
Evet, orada olduğunu bilmek, sesini duymak,
güzelliğini görmek bile yetiyor bana ama
istiyorum ki elini tutayım, güzelliğine dokunayım.
Gel gör ki ben bir papatyayım, sen ise bir nilüfer...
Ayrı dünyalarda yaşayan iki ayrı çiçek...

Nilüfer, karşılıksız bırakmadı papatyanın sözlerini:
- Papatyaların en tatlısı, kemandan çıkan müzik aynı
ama nağmeleri çıkaran teller ayrıdır. Sen başkasın,
ben başkayım, sen ordasın, ben buradayım diye yerinme.
Gönül sesine kulak ver yalnız... Bir şeyi istiyorsan
yürekten iste....Sevgi, aşk, ne büründüğün kıyafeti,
ne makamı, ne mesafeleri ne de başka bir şeyi dinler...
Onun fermanı okunmaya başladımı her şey susar.
Her şey çaresiz kalır... Sevgi söz konusu olduğunda
kişi kendi dışındaki güçlerin insafına kalmaz.
Çünkü; kendisi de güçlü bir varlık haline gelir.
Ruhunun derinliklerinden gelen bu ezgi güçlenmeye
başladıkça kayıtsız kalamaz buna tüm evren...
Sen ki benim güzelliğime, aşkınla güzellik katmakta,
yalnızlığımı örtbas etmektesin. Benim ve kendinin
varolduğumu ispatlamaktasın dünyaya.

Şimdi kapat gözlerini sımsıkı...
Sıyrıl tüm düşüncelerinden...
Yalnızca ama yalnızca beni düşle...
Yanımda olduğunu, gölün sularında
elimi tuttuğunu hayal et... İste beni...
Göreceksin ki sevginin aşamayacağı engel yoktur!

Papatya, nilüferin dediğini yaptı. Yalnızca ama
yalnızca onun hayalini doldurdu tüm benliğine.
Kendini güzeller güzeli çiçeğinin
yanında farzetti. İstedi... İstedi...

- Aç gözlerini!, dedi nilüfer.
Paptya şaşkınlık içindeydi gözlerini açtığında.
Sevgili çiçeğinin yanında,
gölün suları içinde bir nilüfer çiçeğiydi artık o da...

Sevmek...
İstemek...
Hayal etmek...
İnanmak...

Olmayacak şey yoktur!
Eğer ki; bu duygulara sahipseniz...


fıkranın devamı

Eleanor, büyükannesine neler olduğunu anlamıyordu. Büyükannesi şekeri nereye koyduğunu, faturalarını ne zaman ödeyeceğini, markete alışverişe götürmek üzere onu evden ne zaman alacaklarını unutuyordu. Eleanor annesine sordu: "Büyükannemin nesi var ? Eskiden çok düzenli bir insandı. Şimdi üzgün ve aklı karışık görünüyor ve her şeyi unutuyor." Annesi "Büyükannen yaşlanıyor. Şimdi sevgiye her zamankinden daha çok gereksinimi var" dedi. "Yaşlanmak nasıl bir şey ? Her yaşlanan unutkan mı olur ? Ben de mi öyle olacağım ?" "Yaşlanan herkes unutkan olmaz, Eleanor. Büyükannenin Alzheimer hastalığına yakalandığını sanıyoruz ve bu onu daha unutkan yapıyor. Gereksinim duyduğu bakımı görmesi için onu bir bakımevine götürmek zorunda kalabiliriz." "Ama anne, bu çok kötü! O zaman büyükannem küçük evini çok özlemez mi ?" "Herhalde özler, ama yapabileceğimiz başka bir şey yok. Orada ona iyi bakılacak ve yeni arkadaşları olacak." Eleanor üzülmüştü. Bu fikir hiç hoşuna gitmemişti. "Onu sık sık ziyaret eder miyiz ?" diye sordu. "Büyükannem unutkan da olsa onunla konuşmayı çok özleyeceğim." Annesi "Hafta sonları onu görmeye gideriz. Ona armağanlar da götürürüz" dedi. Eleanor gülümsedi. "Dondurma götürebiliriz. Büyükannem çilekli dondurmaya bayılır." Annesi "Tamam, çilekli dondurma götürürüz" dedi. Büyükannesini bakımevinde ilk ziyaret ettiklerinde Eleanor ağlamamak için kendini zor tuttu. "Anne burada neredeyse herkes tekerlekli sandalyede." "Tekerlekli sandalyede olmak zorundalar. Yoksa düşerler büyükanneni gördüğün zaman gülümse ve ona ne kadar güzel göründüğünü söyle." Büyükanne, güneşli salon dedikleri bir odanın köşesinde yalnız başına oturuyordu. Dışarıdaki ağaçlara bakıyordu. Eleanor büyükannesine sarıldı. "Bak büyükanne, sana bir armağan getirdik" dedi. "Çilekli dondurma, senin en sevdiğinden." Büyükanne söz etmeden kutuyu ve kaşığı eline alıp dondurma yemeye başladı. Annesi Eleanor"a "Eminim bunu çok sevdi" diyerek onu rahatlatmaya çalıştı. Eleanor düş kırıklığına uğramıştı: "Ama sanki bizi tanımadı." "Ona biraz zaman vermelisin. Şimdi yeni bir çevrede ve buna alışması gerekiyor." Ama Büyükanneyi bir sonraki ziyaret edişlerinde de her şey aynıydı. Büyükanne dondurmayı yedi, onlara gülümsedi, ama hiçbir şey söylemedi. Eleanor "Büyükanne benim kim olduğumu biliyor musun ?" diye sordu. Büyükanne, "Sen dondurma getiren kızsın" dedi. Eleanor ona "Evet, ama ben Eleanor'um, senin torununum. Beni hatırlamıyor musun ?" deyip kollarını yaşlı kadının boynuna doladı. Büyükannenin yüzünde hafif bir gülümseme belirdi. "Hatılamak mı ? Elbette hatırlıyorum. Sen dondurma getiren kızsın." Eleanor, birdenbire, büyükannesini onu hiç hatırlamayacağını anladı. Büyükanne, yalnızca kendine ait bir dünyada, belirsiz anılarla ve yanlızlıkla dolu bir dünyada yaşıyordu. Eleanor "Seni çok seviyorum büyükanne!" dedi. O sırada büyükannesinin yanağından bir damla yaş süzüldüğünü gördü. "Sevgi" dedi. "Sevgiyi anımsıyorum" Annesi, "İşte bir tanem, onun tüm istediği bu. "Sevgi" dedi. "O zaman ben de her hafta sonu ona dondurma getireceğim ve beni haıyrlamasa bile on sarılacağım." Ne de olsa sevgiyi anımsamak birinin isimin anımsamaktan daha önemliydi.


fıkranın devamı

Padişahın yakınlarından bir beyin çok güzel bir atı vardı. Bir gün o ata binip padişahın alayına katıldı. Padişahın gözü, ansızın o ata takıldı. Böyle bir at kendi sürüsünde yoktu. Atın çalımı, rengi padişahın gözünü aldı, attan gözünü ayıramıyordu. Çevikliği, güzelliğiyle beraber atta padişahı çeken bir şey vardı. Önce önemsemek istemedi ama, gönlü atı istiyordu.
Padişah geziden dönünce, vezirine durumu açtı. Yolda bir at gördüğünü, derhal gidip o atı, sahibinden alıp, getirmelerini emretti.
Padişahın adamları, hızla atın sahibi beyin yanına geldiler. Padişahın atı çok beğendiğini, ne fiat isterse hemen vereceklerini bildirdiler. Bey, beyninden vurulmuşa döndü. O güzelim, canı gibi sevdiği atını padişah istiyordu ha! Ne yapacağını, ne söyleyeceğini şaşırdı. Padişahın adamlarını oyalamak için onlara yemek ikram etti. Onlar yemeklerini yerken İmadülmülk aklına geldi. Hemen durumu ona danışmalı, ondan akıl almalıydı. Çünkü o, zamanın en bilgini, en akıllısı, en güzel ahlaklısıydı. Kaç kere vezirliği bırakıp, ibadet için uzlete çekilmişse de padişah ona yalvararak izin vermemişti.
Atın sahibi üzüntülü bir halde İmadülmülk'ün yanına koştu.
- Ey benim en büyük yardımcım! Yardımına ihtiyacım var. Padişah benim herşeyden daha çok sevdiğim atımı istemiş. Onu alırsa ben yaşayamam. Her şeye dayanırım da atımın elimden alınmasına dayanamam. Bey hem söylüyor, hem ağlıyordu. İmadülmülk, beyin bu halini görünce gözleri yaşardı. Ona yardım etmeye karar verdi. Doğru padişahın huzuruna gitti. Bir taraftan Cenab-ı Allah'a:
- "Ya Rabbi! Genç bey padişaha karşı gelmekte hata ediyor ama Sen yine de ona yardımcısı ol." diye yakarıyor, inşaallah atını padişah almaz diye dua ediyordu.
O sırada seyisler, beyin o güzel atını padişahın yanına getirdiler. İmadülmülk gerçekten de eşine nadir rastlanan bir at diye düşündü.
Padişah, bir müddet ata hayran hayran baktı, yüzünü imadülmülk'e döndü.
- "Ey büyük insan! Güzel bir at değil mi? Sanki yeryüzünden değil de, cennetten gelmiş." dedi.
İmadülmülk:
- "Padişahım! Ata gönlünü öyle kaptırmışsın ki, hatalarını göremiyorsun. İyice bir bak bakalım. Aslında çok güzel, çok çevik bir at ama bedenine göre başı kusurlu. Başı adeta öküz başına benziyor.
Padişah fikirlerine her zaman hürmet ettiği İmadülmülk'den bu sözleri duyunca at, gözünden düştü. Padişah:
- "Doğru söyledin! Artık eskisi gibi güzel göremiyorum. Bunu sahibine geri verin" dedi.
Padişah, at hakkındaki bu yermeyi bir kerecik duymakla gönlü attan soğudu. Kendi gözünü ve aklını bıraktı, İmadülmülk'ün sözünü kabul etti.

Öğütler:
* Kişinin her gördüğüne sahip olmak istemesi müsrifliktir.
* İnsan danışacağı kimseleri iyi seçmelidir.


fıkranın devamı

Uzun yillar önce Çinde Li-Li adli bir kiz evlenir ve ayni evde kocası ve kaynanası ile birlikte yaşamaya başlar. Lakin kısa bir süre sonra kayınvalidesi ile geçinmenin çok zor oldugunu anlar.İkisininde kişiligi tamamen farklıdır buda onlarin sık sık kavga edip tartışmalarına yol açar. Bu Çin geleneklerine göre hoş bir davranış degildir ve çevrenin oldukça tepkisini alır.Birkaç ay sonra bitmez tükenmez gelin kaynana kavgalarından ev onun ve kayınvalidesi ile arada kalan eşi icinde cehennem haline gelmiştir.Artık birşeyler yapmak gerektigine inanan genç kadın dogru babasının eski bir arkadaşı olan baharatçıya koşar ve derdini anlatır. Yaşlı adam ona bitkilerden yaptıgı bir ilaç hazırlar ve bunu 3 ay boyunca hergün azar azar kaynanası için yaptıgı yemeklerin içine koymasını söyler. Zehir az az verilecek , böylece onu gelininin öldürdügü belli olmayacaktır. Yaşlı adam genç kadına kimsenin ve eşinin şüphelenmemesi için kaynanasına çok iyi davranmasını ona en güzel yemekleri yapmasını söyler.Sevinç içinde eve dönen Li-Li yaşlı adamın dediklerini aynen uygular . Hergün en güzel yemekleri yaparak kaynanasıniın tabagına azar azar zehiri damlatıyordu. Kimseler şüphelenmesin diyede ona çok iyi davranıyordu. Bir süre sonra kayınvalideside çok degişmişti ve ona kendi kızı gibi davranıyordu. Evde artık barış rüzgarları esiyordu.Genç kadın kendisini agır bir yük altında hissetti yaptıklarından pişman bir vaziyette baharatçı dükkanının yolunu tuttu ve yaşlı adama şu ana kadar kaynanasına verdigi zehirleri onun kanından temizleyecek bir iksir için yalvardı, Yasli kadinin ölmesini artik istemiyordu. Yasli adam yasli gözlerle karsısında konuşup duran Li-Li ye baktı ve kahkahalarla gülmeye başladı.Sevgili Li-Li dedi ; Sana verdiklerim sadece vitaminlerdi. Olsa olsa kayınvalideni sadece daha da güçlendirdin hepsi bundan ibaret. Gerçek zehir ise senin beyninde olandı. Sen ona iyi davrandıkca oda dagıldı ve yerini sevgiye bıraktı böylece siz gerçek bir ana kız oldunuz dedi.Eski bir Çin atasozü şöyle der ; Gül veren elde gül kokusu kalır.Sevilen insan sevgisini insanlara veren insandır...
fıkranın devamı

Kuraklık o yıl, New Jersey'in yemyeşil çayırlarını kahverengine
çevirmiş ve tüm New Jerseylilerin gurur kaynağı yüzyıllık dev ağaçların
yapraklarının zamanından önce dökülmesine neden olmuştu.

Kuraklığın kırküçüncü gününde, küçük bir kentin yoksullar mahallesinden geçen
Tom Greenfield adlı genç bir tarım uzmanı, tozlu yolda bir kova suyu
sürüklercesine taşıyan yaşlı bir kadına rastladı.Otomobilinin camını indirdi ve
yaşlı kadına seslendi: "Sizi gideceğiniz yere kadar götürebilir miyim, bayan?"

Yaşlı kadın teşekkür etti ve bir kilometre kadar geride kalan evini işaret etti:
"Zaten şu kadarcık bir yoldan geliyorum" dedi ve yüz metre ötedeki
dev bir meşe ağacını göstererek "Zahmet etmenize gerek yok..." dedi.

"Iki üç adımlık yolum kaldı. "Greenfield, kadının bir kova suyu ne yapacağını
merak etti. Onu arkasından izledi. Yaşlı kadının, zorlukla taşıdığı kovayı
bahçenin uzak bir köşesindeki büyük meşe ağacına kadar sürükleyip,
sonra da kovadaki suyla meşe ağacını suladığını görünce, hem hayran kaldı,
hem de şaşırdı. Yanına yaklaştı ve sordu: "Bu ağacı sulamak için mi
o bir kova suyu bir kilometre öteden taşıdınız? Güçlükle kaldırdığınıza göre
kova galiba çok ağırdı." Yaşlı kadın, genç adama gülümseyerek baktı.

"Tam 81 yaşımdayım. Bu ağaç ise, yaşamdaki tek dostum.
Küçük bir kızken arkadaş olmuştum onunla. Şimdi hiçbiri yaşamayan
tüm arkadaşlarımla bu ağacın çevresinde, bilseniz ne oyunlar oynadık,
onun gölgesinde nasıl dinlendik... Bu ağaç kurursa ne yaparım, ben?

"Tarım uzmanı genç adam, yüzyıllık dev meşe ağacına uzun uzun ve
dikkatlice baktı. Deneyimli gözü, ağacın giderek kurumakta olduğunu görmekte
gecikmedi. Yaşlı kadın, meşe ağacıyla arkadaşlığını anlatmayı sürdürdü:

"Annem beni dövdüğü ya da azarladığı zaman bu ağaca tırmanırdım,
onun kollarına sığınırdım" dedi. "Nişanlım, parmağıma nişanı ağacın altında taktı.
Benim için böylesi anılarla dolu olan bu ağaç için, bir kilometre öteden
bir kova su taşımamı gerçekten çok mu görüyorsunuz?"

Yaşlı kadın ertesi gün elinde su kovasıyla yine meşe ağacına giderken,
ağacın çevresinde beş altı işçinin çalışmakta olduğunu gördü.
Kovayı yere bıraktı ve işçilere doğru koşarak "Bırakın ağacımı" diye bağırdı.

"Dokunmayın benim ağacıma..." Işçilerin başındaki adam kasketini çıkardı
ve yaşlı kadınısaygıyla selamladı: "Ağacınıza kötü bir şey yapmak için değil,
onu kurtarmak için geldik, hanımefendi" dedi. "Ağacınızın köklerinin
çevresinde kanallar açtık ve onları tankerimizin deposundaki suyla doldurarak,
ağacınızı bol bol suladık." Yaşlı kadın su tankerinin üzerinde yazılı olan
"Greenfield Fidanlığı" adına takıldı. "Fakat ben sizi çağırmadım ki?" dedi.
"Kim gönderdi sizi buraya?" Adam, saygılı tavrıyla yanıt verdi:
"Bizi buraya gönderen kişi, adını söylemedi efendim" dedi.

Yaşlı kadın, yeterli suya kavuşan arkadaşı meşe ağacının altında durdu
dün sohbet ettiği genç adamı anımsamıştı, işçilerin tek tek ellerini
sıktıktan sonra uzaklaşan kamyonun arkasından yaşlı gözlerle baktı.
fıkranın devamı

Kadının biri, cömert oldugu söylenen yaşlı bir bilgeye gidip: "Bu şehirde benden fakir insan yok...!" demiş. "Bana biraz yardım eder misiniz." Bilge adam, kadının kucagındaki bebegin bir ipegi andıran yanaklarını okşayıp öptükten sonra: "Demek fakirsin" demiş. "Hemde çok fakir. Ama karşılıksız yardım etmek adetim degil...Eger yardım istiyorsan, çocugunun parmagını satman gerekir...."
Kadın, önce deli oldugunu sanmış bilgenin. Daha sonra da, kötü bir şaka yaptıgını... Ama adam ciddi görünüyormuş. Kadına bir kese altın uzatıp: "Ayak parmagına da razıyım" demiş. Zaten cerrah oldugumdan, ona hiç acı çektirmem. Kadın, bütün kanını donduran bu teklif üzerine kaçmayı düşünürken, adam: "Sadece tırnagını söksem de olur!" diye devam etmiş. Biliyorsun zamanla yenisi çıkar. Kadın, bu ruh hastasına daha fazla dayanamamış. Ve kapıyı çarpıp uzaklaşırken, adam onun arkasından: "Nasıl bir fakir oldugunu anlayamadım...!" diye bagırmış. "Kucagındaki hazinenin tırnak kadar parçasını, bir kese altına degişmiyorsun...."
fıkranın devamı

Adam yorgun argın eve döndügünde beş yaşındaki oglunu kapının önünde kendisini beklerken buldu. Çocuk babasına, saatte ne kadar para kazandıgını sordu. Zaten yorgun gelen adam, ogluna "Bu senin işin degil" diyerek karşılık verdi. Çocuk dayattı: "Babacıgım lütfen bilmek istiyorum" dedi. Adam, "Bu kadar çok bilmek istiyorsan söyleyeyim" dedi, "saatte 20 dolar kazanıyorum." Bunun üzerine çocuk, babasından bir istekte bulundu: "Peki babacıgım, bana 10 dolar borç verir misin?" dedi. Adam daha da sinirlendi: "Benim senin saçma oyunlarına ya da benzeri şeylerine ayıracak param yok" dedi. "Hadi derhal odana git ve kapını kapat" ÇOcuk sessizce odasına çıkıp kapısını kapattıktan sonra, adam sinirli sinirli düşünmeye başladı: "Bu çocuk nasıl böyle şeylere cesaret eder?" dedi kendi kendine.
Aradan bir saat geçmiş, adam biraz daha sakinleşmişti. Çocuguna, parayı neden istedigini bile sormadıgı geldi aklına. Yukarıya, çocugun odasına çıktı ve yatagına uzanan çocuguna, uyuyup uyumadıgını sordu. "Hayır uyuymuyorum" diye yanıtladı çocuk. Adam çocugundan özür diledi: "Sana az önce sert davrandıgım için üzgünüm ama uzun ve yorucu birgün geçirdim, yorgunum" dedi. Ve elindeki parayı uzattı: "Al bakalım istedigin 10 doları."
Çocuk sevinçle haykırdı: "Teşekkürler babacıgım" dedi ve yastıgının altında sakladıgı buruşuk paraları çıkardı, elindeki parayla birleştirdi, tümünü tane tane saymaya başladı. Oglunun yastık altından para çıkartıp saydıgını gören adam, yine sinirlendi: "Paran oldugu halde neden benden para istiyorsun?" diye bagırdı, "benim senin saçma sapan oyunlarına ayıracak zamanım yok." Çocuk babasının bagırmasına aldırmadı bile: "Fakat yeterince param yoktu ki... Ancak şimdi tamamlayabildim" dedi ve elindeki paraların tümünü babasına uzattı. "İşte sana 20 dolar, babacıgım" dedi, "ŞİMDİ BİR SAATİNİ ALABİLİR MİYİM?...."
fıkranın devamı

Bir zamanlar Ayaz adlı bir köle varmış. Takdir bu ya, köle birgün Sultan Mahmud'un kölesi olmuş. Sultan köleyi taşıdıgı asil karakteri sebebiyle çok sevmiş. Derken Sultan'ın öylesine itimadını kazanmış ki, bütüb sultanlıgın haznedarı tayin edilmiş ve en kıymetli ve zarif mücevherler, taşlar ona emanet edilir olmuş. Bu gelişmeyi görensaraylılar ise durumdan pek rahatsız olmuşlar. Hasretleri ve kibirleri yüzünden, sözüm ona basit köleye böyle bir mevki verilmesini vekendi rütbelerine çıkarılmasını bir türlü hazmedememişler. Bu duygular içinde, özellikle Sultan yakınlarındaysa ondan gün geçtikçe daha çok şikayet etmeye başlamışlar ve asil ruhlu kölenin itibarını zedelemek için ellerinden geleni yapmışlar. Bir gün Sultan'ın huzurunda bir saraylının digerine şöyle dedigi duyulmuş; "Köle Ayaz'ın sık sık hazineye gittigini biliyor musun? Onun mücevherlerimizi çaldıgından adım gibi eminim" Sultan buna inanmamış. "İşin aslını kendi gözlerimle görmeliyim" demiş. Duvara küçük bir delik yaptırıp, içeride olanları seyretmeye hazırlanmış. Kölenin sessizce içeri girdigini, kapıyı kapattıgını ve sandıga gittigini görmüş. Orada sakladıgı küçük bir bohçaymış bu. Bohçayı öpmüş alnına koymuş ve sonra da açmış. İçinden çıkan, köleyken giydigi yırtık pırtık bir elbise! Aynanın karşısına geçmiş. Kendi kendine, "Dahaönceleri bu elbiseyi giydigin zamanlar kim oldugunu hatırlıyor musun?" diye sormuş. "Bir hiçtin sen... Hepsi hepsi satılacak bir köleydin ve Allah, Sultan'ın eliyle sana rahmetinden belki de hiç haketmedigin nimetler lütfetti. Asla nereden geldigini unutma! Çünkü mal mülk insanın hafızasını uçurur,unutuluşlara sürükler. Şimdi sen de, nimetçe sende aşagıda olanlara kibirle bakma ve daima hatırla Ayaz, hatırla!" Sandıgı kapatmış, kilitlemiş ve sessizce kapıya dogru yürümüş. Hazine dairesinden çıkarken birden Sultan'la yüz yüze gelmiş. Sultan gözlerini Ayaz'ın yüzüne dikmiş dururken, yanaklarından aşagıya yaşlar süzülüyormuş ve bogazı öyle dügümlenmiş ki, konuşmakta güçlük çekmiş. "Bugüne kadar mücevherlerimin haznedarıydın, ama şimdi... kalbimin haznedarısın. Bana benim de önümde bir hiç oldugum kendi Sultanımın huzurunda nasıl davranmam gerektigi dersini verdin...."
fıkranın devamı

Yaşlı bir marangozun emeklilik çagı gelmişti. İşveren müteahhidine, çalıştıgı konut yapım işinden ayrılarak eşi ve büyüyen ailesi ile birlikte daha özgür bir yaşam sürmek tasarısından söz etti. Çekle aldıgı ücretini elbette özleyecekti. ne var ki emekli olması gerekiyordu. Müteahhit, iyi işçisinin ayrılmasına üzüldü ve ondan, kendisine bir iyilik olarak, son bir ev yapmasını rica etti. Marangoz, kabul etti ve işe girişti, fakat gönlünün yaptıgı işte olmadıgını görmek pek kolaydı. Baştan savma bir işçilik yaptı ve kalitesiz malzeme kullandı. Kendini adamış oldugu meslegine böyle son vermek ne büyük bir talihsizlikti!...
İşi bitirdiginde işveren, evi gözden geçirmek için geldi. Dış kapının anahtarını marangoza uzattı. "Bu ev senin" dedi, "Sana benden hediye" Marangoz şoka girdi. Ne kadar utanmıştı! keşke yaptıgı evin kendi evi oldugunu bilseydi. O zaman böyle yapar mıydı hiç! Bizim içinde bu böyledir. Gün be gün kendi hayatımızı kurarız. Çogu zamanda da, yaptıgımız işe elimizden gelenden daha azını koyarız. Sonra hatamızı anlarız ama iş işten geçmiş olacaktır.
Marangoz sizsiniz. Hergün bir çivi çakar, bir tahta koyar ya da bir duvar dikersiniz. "Hayat bir kendin yap, tasarımıdır" demişti biri. Bugün yaptıgınız davranışlar ve seçimler, yarın yaşayacagınız evi kurar. Öyle ise onu akıllıca kurun. Unutmayın.. Paraya ihtiyacınız yokmuş gibi çalışın. Hiç incinmemiş gibi sevin... Kimse izlemiyormuş gibi dansedin... Ve lütfen, bu sözleri bir arkadaşınıza iletin... Ben ilettim...
fıkranın devamı

Orhan ogün çok yogundu, seçim kampanyaları devam ediyordu.Aceleyle çevirdigi telefonda karşısına çıkan şarkı gibi bir sesle karşılaşınca şaşırdı. Özür dileyip kapattı. Ama o hoş ses, aklından çıkmıyordu. Ertesi sabah erkenden o numarayı aradı. Evet karşısında yine o tatlı ses vardı. Kendisini tanıttı, konuşmaya başladılar.Konuştukça kızdan daha da etkileniyordu.
Günler geçti. Hergün onunla konuşuyordu, onun sesini duymadan güne başlayamıyordu. Kızgın oldugunda sakinleştiriyor, üzgünken neşelendiriyor, monoton günlerinde yeni heyecan aşılıyordu.
O soguk kış günleri bu sıcacık sesle ısınmış ve bahar gelmişti. Bu arada seçim kampanyaları da çetin bir şekilde devam ediyordu.
Bu arada aklından ve kalbinden çıkaramadıgı o kızla evlenmeliyim diye düşünmeye başladı. Bu, kampanyası için de olumlu olurdu. Danışmanı başının etini yiyordu; "Evlenirsen puanların yükselir" diye...Şu ana kadar konuyu pek ciddi düşünmemişti. Neden olmasın dedi ve hızla telefonu çevirdi. Hiç nefes almadan evlenmek istedigini söyledi, kampanyasını anlattı, hayallerinden bahsetti.Onun coşkusu genç kıza da geçmişti. Ama bir anda sessizleşti ve mırıltılı bir sesle "Henüz beni görmediniz ya begenmezseniz?" dedi. Orhan "Bu kadar güzel sesin ve kalbin sahibi çirkin olamaz herhalde" dedi. Bu arada eski neşesini ve coşkusunu kaybetmişti. "O zaman yarın buluşalım" dedi.
Buluşacakları yeri konuştular. Ertesi gün Orhan heyecanla buluşacakları yere geldi. Biraz sonra uzaktan yanında köpegi ile güzel bir kız geliyordu. Acaba o mu diye düşündü. Ama parkın o kısmındaki tek kişi olmasına ragmen ona bakmıyordu. Uzaklara çok uzaklara bakıyordu. Sanırım o degil, dedi. Kızın gözlerinde güneş gözlükleri vardı.Kızın gözlerinin ne renk oldugunu düşünmeden edemedi. KIz, Orhan ile telefondaki melegin buluşacagı havuzun yanına kadar geldi. O da ne? Elinde bir beyaz baston vardı.
Orhan şaşkınlıkla ona bakakaldı. Bu o telefonlarda konuştugu melegiydi. Ama o kördü. Ne yapmalıyım diye düşündü. Kaçıp gitmeli mi? Herşeye ragmen elini tutup konuşmalı ve onunla evlenmeli miydi? Orhan yutkundu ve birkaç adım atıp, kızın yanından geçip sessizce gitti. Parkın dışına çıktıgında son birkez dönüp arkasına baktı. Kız hala uzaklara bakıyor, köpegiyle konuşuyor ve Orhan'ı bekliyordu.
Orhan ,günlerce onu bekleyen kızın hayalini unuamadı. Sürekli dogruyu yaptıgına kendini inandırmaya çalışıyordu. Bazen eli telefona gidiyor, "O gün işim çıktı, gelemedim" diyip, herşeye yeniden başlamayı düşünüyordu.
Günler geçti ve seçimler sonuçlandı. Orhan seçimleri kaybetti. Yine avukatlıga devam etmeye başladı. yeniyıl hazırlıklarının devam ettigi o öglen, sekreteri içeri girerek, davanın 25 dk sonra olacagını hatırlattı.
Hızla hazırlandı. Çantasını alıp adliyeye gitti. yerine geçti oturdu. Önemli bir tecavüz davası görülüyordu ve sanıgı Orhan savunacaktı, işi zordu. Biraz sonra karşı taraf ve hakimde yerlerini almıştı. Orhan, ilk tanıga sorusunu sordu. Moralinin bozulmaması için karşı tarafın avukatına bakmamıştı bile. ikinci tanık ile ilgili notlarına bakarken tanıdık bir ses duydu.Karşı tarafın avukatı konuşuyordu.
Başını kaldırdı daha bir dikkatle baktı. O sırada saçlarını topuz yapmış, menekşe gözlü, dudakları bir çizgi gibi kapalı avukatla gözgöze geldi.
İşte o anda gözlerinde birden başka bir görüntü canlandı. Bu, o parktaki kız olabilir miydi...? Yoksa halisülasyonlar mı görmeye başlamıştı. 2 saat sonra dava bittiginde hiçbirşey hatırlamıyordu. Yanından hızla geçen avukatın peşinden koşup bahçede yakaladı. Tam agzını açıp konuşacaktı ki, o menekşe göze, ta gözbebeklerinin içine kadar sımsıcak bir şeklide baktı. o çizgi halindeki dudaklar güller gibi açarak gülümsedi ve şarkı gibi melodik bir ses duyuldu."Merhaba, ogün sana parkta şaka yapmak istemiştim... Herşeye ragmen beni isteseydin cesurca yanıma gelip bana telefondaki melegim demiş olsaydın. Ya da, 1-2 saniye daha bekleyebilseydin... Oraya sana evet demek için gelmiştim. Oysa sen, kendi kalbini sınavdan geçirdin be başarısız oldun. Bu arada, sürekli aradıgın ya da, parktaki günden sonra hiç aramadıgın telefon, ofisimdeki direk telefondu." dedi ve telefondaki melek yürüyüp gitti...



fıkranın devamı

Bir gün Avrupa'nın ünlü sanat merkezi kentlerinden birin de gezen çocuğun biri bir vitrinde çok hoş bir tablo görür. Tablo bedeli oldukça pahalıdır. Çocuk bu tabloyu bir sonra ki sene abisinin doğum gününe almayı ister ve bir iş bulup kıt kanaat geçinerek biriktirdiği tüm para ile mağazaya gider.

Şanslıdır tablo hala satılmamıştır. İçeri girer ve tabloyu bir süre yakından izledikten sonra resmi yapan sanatçıyı bulur ve "Abimin doğum günü için bu resmi satın almak istiyorum, tüm paramda bu kadar" der. Ressam bir süre düşündükten sonra. Resmi paketler ve resmi satar. Çocuk paketini alır ve teşekkür ederek çıkar.

Mağazada ressamın arkadaşları da vardır ve şaşkın şaşkın sorarlar:

"Sen ne yaptın o resmin değeri milyonlar ederdi. Neden bu kadar cüzi bir rakama sattın?"

Ressam cevap verir:

"Evet ben bu resme milyonlarını verecek bir sürü insan bulabilirdim, ancak tüm servetini bu resme verecek kaç kişi bulabilirdim?..."

fıkranın devamı

Mahkeme salonunda, seksenlerindeki yaşlı çiftin durumu içler acısıydı. Adam inatçı bakışlarla suskun, Ninenin ağlamaktan iyice çukurlaşmış gözleri ve keskin çizgileriyle bıkkın bakışları süzüyordu etrafını...

Ve Hakimin tokmak sesiyle sustu uğultu ve tok sesiyle, sözü yaşlı kadına verdi, hakim...

"Anlat teyze neden boşanmak istiyorsun...?"

Yaşlı kadın derin bir nefes çektikten sonra baş örtüsüyle ağzını aralayıp, kısılmış sesiyle konuşmaya başladı...



"Bu herif yetti gayri, 50 yıldır bezdirdi hayattan..."



Sonra uzunca bir sessizlik hakim oldu mahkeme salonunda... Sessizlik bu tür haberleri her gün manşet yapan gazetecilerden birinin flaşıyla bozuldu, kim bilir nasıl bir manşet atacaklardı, yaşanmış 50 yılın ardından... Çok sayıda gazeteci izliyordu davayı, kadın neler diyecekti. Herkes onu dinliyordu.. Yaşlı kadının gözleri doldu... Ve devam etti...



"Bizim bir sedef çiçeği vardı, çok sevdiğim... O bilmez... 50 yıl önceydi... O çiçeği bana verdiği çiçeklerin arasından kopardığım bir yaprağı tohumlamıştım, öyle büyüttüm.. Yavrumuz olmadı, onları yavrum bildim... Bir süre sonra çiçek kurumaya başladı. O zaman adak adadım... Her gece güneş açmadan önce bir tas suyla sulayacağım onu diye... İyi gelirmiş dedilerdi... 50 yıl oldu, bu herif bir gece kalkıp bir kere de bu çiçeği ben sulayayım demedi... Ta ki geçen geceye kadar... O gece takatim kesilmiş.. Uyuyakalmışım... Ben böyle bir adamla 50 yıl geçirdim... Hayatımı, umudumu her şeyimi verdim... Ondan hiç bir şey göremedim.. Bir kerecik olsun, benim bildiğim görevlerden birisini yapmasını bekledim.... Onsuz daha iyiyim, yemin ederim."



Hakim, yaşlı adama dönerek;

"Diyeceğin bir şey var mı baba" dedi.

Yaşlı adam bastonla zor yürüdüğü kürsüye, o ana kadar suçlanmış olmanın utangaçlığını hissettiren yüz ifadesiyle hakime yöneldi.



"Askerliğimi, reisicumhur köşkünde bahçıvan olarak yaptım, o bahçenin görkemli görünümüyle büyümesi için emeklerimi verdim... Fadime'mi de orada tanıdım... Sedefleri de... Ona en güzel çiçeklerden buketler verdim... O çiçeklerle doludur bahçesi... Kokusuna taptığım perişan eder yüreğimi... İlk evlendiğimiz günlerin birinde boyun ağrısından onu hekime götürdüm... Hekim çok uzun süre uyanmadan yatarsa boynundaki kireç sertleşir, kötüleşir dedi.. Her gece uykusunu bölüp, uyansın, gezinsin dedi... Hekimi pek dinlemedi, bizim hatun... Lafım geçmedi... O günlerde tesadüf bu çiçek kurudu... Ben ona gece sularsan geçer dedim.. Adak dilettim... Her gece onu uyandırdım. Ve onu seyrettim... O sevdiğim kadının yavrusu bildiği çiçekleri sularken seyrettim... Her gece o çiçek ben oldum... Sanki... Ona bu yüzden tapabilirdim..." dedi adam o yaştaki bir adamdan beklenmeyecek ifadelerle...

"Her gece O yattıktan sonra uyandım... Saksıdaki suyu boşalttım... Sedef gece sulanmayı sevmez, hakim bey.. Geçen gece de... Yaşlılık.. Ben de uyanamadım.. Uyandıramadım... Çiçek susuz kalırdı amma, kadınımın boynu yine azabilirdi... Suçlandım.. Sesimi çıkartamadım..."



O an Mahkeme salonunda her şey sustu...

Ertesi sabah gazeteler "Sedef susuz kaldı" diye yine yalnızca neticeyi haber yaptılar...
fıkranın devamı

Günlerden bir gün kırlangıcın biri bir adama aşık olmuş. Ve adamın penceresinin önüne konup adama şöyle demiş:
- Ben seni çok seviyorum lütfen pencereyi açıp beni içeri alda birlikte yaşayalım.
Adam:
- Olmaz alamam... Sen bir kuşsun hiç bir kuş adama aşık olur mu?... demiş.
Kırlangıç tekrar:
- Lütfen pencereyi açıp beni içeri al birlikte yaşarız. Hem ben sana dost ve arkadaş olurum canında sıkılmaz birlikte yaşar gideriz. demiş.
Adam yine:
- Olmaz alamam...Git başımdan, diye cevap vermiş.Üçüncü ve son defa kuş adamın penceresinin önüne konup adama tekrar şöyle demiş:
- Lütfen beni içeri al.. Artık soğuklarda başladı, dışarıda kalamam biliyorsun ben sıcak havalarda yaşayabilirim sadece beni içeri almazsan başka sıcak ülkelere gitmek zorunda kalırım. Lütfen beni içeri alda burada kalayım. Birlikte yemek yer omzuna konar seni neşelendirir sana yarenlik ederim. Hem sen de benim gibi yalnızsın, der...
Adam ona:
- Git derhal başımdan!... Ben yalnız kalırım demiş ve kuşu kovmuş...
Kırlangıçta bu cevap üzerine üzüntülü bir şekilde uçmuş ve uzaklara gitmiş. Adam kırlangıç uzaklara gittikten sonra düşünmüş ve kendi kendine "Ben ne aptal , ne kadar akılsız bir adamım, niye kırlangıçla birlikte kalmayı kabul etmedim? Ne güzel birlikte kalırdık" demiş ve çok pişman olmuş, pişman olmuş ama iş işten geçmiş. Kendi kendine nasıl olsa sıcaklar başlayınca kırlangıcım yine gelir bende onu içeri alır birlikte mutlu bir hayat sürerim, demiş. Ve penceresini sonuna kadar açıp beklemeye başlamış. Yazın gelmesiyle kırlangıçlar da gelmeye başlamış. Ama onun kırlangıcı gelmemiş.Yazın sonuna kadar hiç penceresini kapatmadan pencerenin başında beklemiş ama boşuna. Kırlangıç yokmuş. Gelen kırlangıçlara sormuş ama onun kırlangıcını gören olmamış. Sonunda bir bilge kişiye halini danışmak ve ondan bilgi almak için gitmiş.Bilge kişiye olayı anlattıktan sonra bilge kişi ona şöyle demiş:
- Kırlangıçların ömrü 6 aydır.
fıkranın devamı

Doktor Serkan Acar beyin şaşkınlığını kanser olduğumu ve beynimdeki radyoaktif maddenin iki ay içerisinde ölümüme sebeb olacağını açıklamaya çalışırken gözlerinden okuyabiliyordum. Neden olmasındı çünkü bu üçüncü kez kansere yakalanışımdı. Bir insan üç kez mi kansere yakalanırdı?
Ümitsiz bir sesle devam etti " Göğüs ve cilt kanserlerini daha önce yenmeyi başarmışsınız. Yine başarabilirsiniz. Allah'tan ümit kesilmez"

hastaneden çıktığımzda hava kararmıştı ve umutsuz bir sonbahar yağmuru yağıyordu. Bir taksi çeviren kocam şoföre " konak pier " dedi. Oraya vardığımızda yağmur şiddetini iyice artırmıştı. Koşarak içeri girdik ve deniz manzarası olan bir kafenin cam kenarına oturduk. İkimizde sessizdik. Ben başımı pencereye dönerek denize düşen yağmur tanelerinin oluşturduğu noktacıkları izlemeye koyuldum. Kalbim güm güm vuruyor ve bu sefer ölümden çok korktuğumu düşünüyordum. Aslında kendim için değil küçük kızım için korkuyordum. Çünkü zavallıcık henüz sekiz yaşındaydı. Bu vahşi dünyada onu nasıl annesiz bırakabilirdim ben. Bu düşünceyle pencereden şiddetle yağan yağmuru izleyip sitemle "Allah'ım neden yine ben" diye mırıldandım. Sesimi duyan kocam bana doğru usulca uzandı avuçlarını yanaklarıma yapıştırarak gözyaşlarımı sildi. " hayatım " dedi, onunda gözlerinden akan acı yaşları görebiliyordum. Buna rağmen çok tatlı bakışları vardı. Lafını bitirmeesine izin vermeden " korkuyorum " dedim. " bu sefer çok korkuyorum, mücadele edecek gücüm kalmadı "
Ellerimi yanaklarıma kocamın ellerinin üzerine yapıştırdım ardından yüzümü çevirerek avuç içini tarif edilemez bir hüzünle öptüm. Ellerim benide şaşırtacak derecede titriyordu.
Kocam konuşmaya devam etti. " Pes edemezsin. Sende biliyorsun Önünde kalıcı eserler bırakabilmen için koskoca iki ayın var. Hem sen demiyormuydun -- bir gün herkes tarafından beğenilen resimler çizip ünlü olacağım -- diye. Hadi önümüzdeki iki ayı dolu dolu değerlendirelim." Kocam son derece içten konuşuyordu.
Titrek bir sesle " Öleceksem bile iz bırakarak öleceğim" diyerek kocamı tasdikledim.
Günler hızla ilerlemeye başladı. her gece ölümü hatırlayıp kızımı öpüyor, kokluyor kocamla vedalaşıyordum. Allah'ım ne kadar acı vericiydi bu. Öte yandan
Doktorun belirttiği iki ayı doldurana kadar gece-gündüz resim yaptım. Bana "anne" diyen öğrencilerimle daha fazla zaman geçirdim. Bu arada Mithatpaşa caddesi Asansör durağında " Obje Sanat Galerisini " açtım. Herşey mükemmel gidiyordu benim için. Ölümü bile unutmuştum. Fakat bir öğleden sonra öğrencilerimle birlikte çay içiyorken baygınlık geçirmişim. Beni hemen doktoruma götürmüşler. Uyandığımda kocamın, dostlarımın ve ailemin yanımda olduklarını gördüm. Değişik duygular içerisindeydim. Mutlu mu olsaydım üzülsemiydim? Hepsinin gözlerinde ölümümü gün be gün an be an izlemiş olmanın verdiği hüznü görebiliyordum. Ölüm bir insana bu kadar mı yaklaşırdı. Bir süre sonra doktorun odasına çağrıldığımda karmakarışık duygularla içeri girdim. Doktor tatlı tatlı gülümsüyordu, önce oturmam için yer gösterdi ve sonra konuşmaya başladı " kızım, sana önemli iki haberim var, bunların ilki, beyninde biriken ve kansere neden olan radyoaktif maddeyi terle atmışsın. aslında birkaç tahlil daha yapacağız ama bu formaliteden öteye gitmeyecek"
şaşkınlıktan dilim tutulmuştu. Doktor gözlerimdeki merakı anlamış olmalı ki daha açık bir şekilde hem heceleyerek hemde daha neşeli bir sesle " Ha-ya-ta ge-ri dön-dün" dedi.
Hayata geri dönmüştüm. Evet kızıma, kocama ve öğrencilerime geri dönmüştüm. İlacım resme ve insanlara duyduğum sevgi ve inandığım şeyler için çalışmamdı. Ağlıyordum. Hem gülüyor hem ağlıyordum. Ne garip birşeydi.
doktor devam etti " baygınlığının sebebini merak etmiyor musun "
" Ediyorum " dedim.
" iyi öyleyse sıkı dur," tüm dikkatimi doktora yönelttim, vurgulayarak devam etti " Tam iki aylık hamilesin "
O an yüksek tonlu bir çığlık attım. Sesten ürken kocam ve ailem son sürat odadan içeri girdiler. Şaşkınlardı. Kocamı görür görmez sımsıkı sarılarak " hamileyim, iki aylık hamileyim" diye çılgınca bağırdım.
Kocam ya hastalığın diye homurdandığında ise sevinçle " yendim, onuda yendim. Hayata üçüncü kez geri döndüm "

İşte böyle, beynimdeki radyoaktif madde beklenmedik bir surprizdi benim için. İlk duyduğumda söylenenlerin yalan olmasını o kadar çok istedim ki, bu gerçekle başa çıkmak kolay olmadı ama çalışarak atlattım. Yaşamdan kopmamak için resme sarıldım. Gece gündüz resim yaptım. Ve hala galerimdeki çocuklarıma dersler veriyor ve resim yapıyorum.
fıkranın devamı

Hayatında bir çok sey görmüstü yasamıstı genç kız anne ve babasını küçük yasta kaybettiği için bu tecrübeleri annanesinin yanında kalırken edindi.

Hayatında sayısız insan tanıdı onun hem yetim hem öksüz olduğunu öğrenince erkekler yararlanmak bayanlar ise onu hayat kadını olması için çabalıyorlardı ama tüm bunlara rağmen temiz kalabilmeyi basardı 18 yasına geldiğinde çok güzel bir geç kızdı ve hayatını simit satarak kazanmaya çalısıyordu yaslı ananesi yatalak olmustu ona muhtactı o güzel yüznü erkek kılıklarına girerek saklamaya çalısıyordu.

Bir gün genç bir adam onda simit aldı adam çokk yakısıklıydı . Kızcağız görür görmez içinden ona bir seylerin akıp gittiğini hissetti. Genç adam farkında olmadı ama ilgisinin, ilk önce onu bir erkek çocuğu sanmıstı.

Genç kız 1 yıl boyunca her gün kendisinden simit almaya gelen bu adama asık oldu ve her gün aynı kösede onu bekledi.

Bir gün yaslı ananesi yatağında vefat etti. O gün simit satmaya gidemedi genç kız. Acısı ik kat daha artmıstı.

Genç adam kösede bekledi ama gelmedi boynu bükük işe gitti.

Genç kız ertesi gün gözü yaslı ekmek parasını kazanmak için köseye döndü. Genç adam simit almaya geldi yine ve ilk kez ağzından

- DÜn yoktun hayırdır gelmemezlik yapmazdın sen tatlı kız
sözleri döküldü

Ggenç adam utandı hayrret etti bu sözleri söyleyebildiğine

Genç kız "Benim bir kız çocuğu olduğumu anladın mı dedi

evet anladım duyunce genç adam kızın gözlerinin parladığını gördü ve devam etti böyle güzel eller ve böyle güzel gözler bir bayanda olmazda kimde olur. Genç adam elini elinin içine aldı genç kızın

"Adım bahtiyar ve yanlız yaşıyorum bu kentte yanlızlığımı dindirirmisin dedi. Adım bahtiyar benide bahtiyar et dedi ve

EVLENDİLER İKİ GÜZEL KIZ ÇOCUKLARI OLDU onlar da erkek gibi

fıkranın devamı

Onu ilk gordugum gunu asla unutamam, bir ruya gibiydi. Piril piril parlayan gozleri, sicacik gulumsemesi ile kendisini taniyan insanlari (ozellikle erkekleri) muthis etkiliyordu.Fiziksel guzelligi de buyuleyici olmasina ragmen ben onu her zaman gozle gorulmeyen erdemleri nedeni ile hatirlayacagim.

Insanlarin dertlerini dert edinir ve onlari hic sikayet etmeden dinlerdi. Mizah anlayisi sayesinde gununuzu senlendirir ve guc anlarinizda her zaman dogru sozcukleri bulup kendinizi iyi hissetmenizi saglardi. Hem kizlar, hem de erkekler ona bir yandan hayranlik, bir yandan da saygi duyarlardi. O ise inanilmayacak kadar mutevazi idi.

Soylemeye gerek yok, pesinde bir cok erkek vardi. Ben de bunlara dahildim. Bir gun onunla sinifa kadar yurudum. Hatta bir keresinde, sadece o ve ben yemek yedik. Mutluluktan ucuyordum. Surekli, "Ah, ne olur onun gibi bir kiz arkadasim olsa" diye dusunuyordum. O zaman baska hicbir kiza bakmazdim. Ama bu kadar muthis bir kiz elbette ki benden cok daha ustun biri ile beraber olabilirdi, kendime hic sans tanimiyordum.Mezun olurken ona elveda dedim.

Bir yil sonra, onun en iyi arkadasi ile karsilastim. Bogazimda bir yumru ile onun nasil oldugunu sordum."Nihayet seni unutmayi basardi" dedi. "Sen neden soz ediyorsun" diye sordum."Sen ona cok zalim davrandin. Hep onunla sinifa yuruyor ve onunla ilgilenmis gorunuyordun. Birlikte yemek yediginiz gunu hatirliyor musun? Ertesi hafta belki ararsin diye telefonun basindan ayrilmamisti. Senin onu arayacagindan ve bir randevu isteyeceginden o kadar emindi ki!"

Reddedilmekten deli gibi korktugum icin hicbir zaman ona duygularimdan soz etmemistim. Ya onu arasa idim ve o da bana hayir dese idi? Olabilecek en kotu sey ne idi? Bana hayir demesi ve onunla olamamam. Peki simdi ne oldu? Zaten onunla birlikte olamadim! En kotusu de ne biliyor musunuz?Buyuk bir olasilikla bana hayir demeyecekti...

fıkranın devamı

Merhaba! Size bizi anlatıcam.Tuğba ile beni yani
İlk tanıştığımız gün... 18 Mart 2003 Çanakkale şehitlerini anma gününde tanıştık. Onların okulu ile bizim okulumuz yanyana oturuyordu.Biz de yanyana düşmüştük. Yanımda can dostum Melih oturuyordu.Onun yanında en iyi arkadaşı Aslı. Melih ile ben yanımızda bir kız lisesinin oturduğunu öğrenince çok şaşırmıştık.Sonra Melihle ingilizcemiz fena olmadığı için kızlar hakkında ingilizce yorum yapmaya başladık.Tabi nerden bilelim onlarında ingilizce bildiklerini!!! Sonra biz yorum yaparken bir kız hakkında yanlış tahminde bulunduğumuz için Tuğba bize döndü ve " Şey affedersiniz bir şey söylicem. O kız lise ikiye değil lise üçe gidiyor." dedi. Tabi biz utancımızdan yerin dibine girdik.Sonra ben uyuya kalmışım.Başım yanlışlıkla Tuğbanın omuzuna düşmüş.Tuğbanın hocasının cimciklemesiyle uyandım. Tabi hemen sıçradım.Sonra ben Tuğba ile, Melih de Aslı ile sohbet etmeye başladı.Tören ondan akşam altı buçuğa kadar sürmüştü.Osaate kadar konuştuk.Tuğbanın ne kadar zor biri olduğunu daha o zaman anlamıştım.Hiçbir şeyini anlatmıyordu.O az konuşmasına rağmen ona aşık olmuştum.Akşam olmak üzereydi.Ben yaşadığım ilk aşk deneyimimde de aldatılmıştım.Nasıl oldu da bu kıza bir konuşma da, onun bir bakışına aşık olmuştum? Ayrılma vakti gelmişti.Gidiyorduk. Konferans bitmişti.Giderken ona"Buluşabilir miyiz?" dedim."hayır" dedi.Sonra Melih ve Aslının da gelmesi şartıyla kabul etti. Buluştuk. Ona bütün cesaretimi toplayıp çıkma teklifi ettim. Bana bakarak:"Beni tanımıyorsun bile "dedi. Ben de" zaten tanımak için seninle olmak istiyorum " dedim. "Tamam."dedi. Tabi o da içinde güven duyduğu içindi.Çıkmaya başladık. O bana, ben ona her gün biraz daha bağlanıyorduk.Onu çok seviyordum. Okuldan kaçtık.Gezmeye gittik. Sanki dünya bomboştu ve sadece ikimiz vardık.Hatta sırf birlikte gün batımını seyretmek için binbir tane yalan söylemişti ailesine. Şimdi nasıl mıyız? Benim bir hatam yüzünden bana küsmüştü. Ama barıştık. Nasıl mı? Hep onun peşinden koştum. İlk defa... Ama asla yalvarmadım. Oda ben de asla gururumuzu çiğnemedik.Çok kavgalar ettik. Çok tartıştık. Ama her seferinde biraz daha bağlandık. Onu çok seviyorum. O da beni.
Eğer isterse onunla hayat boyu onunla kalmak istiyorum.Duy Tuğba duy beni seni seviyorum. Bizi anlattım tüm dünyaya. Herkes bilsin diye. Seni çok seviyorum. Merak etmeyin. Size devamını yazıcam. Bu daha tanışma faslıydı. Daha bizimle ilgli çok şey öğreneceksinsiz. Hoşçakalın!!!!!!

fıkranın devamı

Uzak diyarlardan birinde bir ülkede, yemyeşil tepelerin arasında, kışın bembeyaz bir kar örtüsü ile, baharda rengarenk kir çiçekleri ile kaplanan bir vadi vardı. Ortasından küçük bir ırmağın geçtiği bu vadi "Büyülü Vadi" olarak anılırdı. Ona bu adı veren ise, vadideki ilginç bir dükkan ile, bu dükkanda yaşananlardı. Ünü ülkenin dört bir yanına yayılmış olan dükkanın adı "Büyü Dükkanı" idi.

Büyü Dükkanı'nın sahibi, ak saçlı, ak sakallı bir ihtiyardı. Burası, aynı zamanda onun yaşadığı yerdi. Bu nedenle, dükkanın dışarıdan görüntüsü tıpkı bir ev gibiydi. Üç tarafında da yeşil çerçeveli pencerelerin olduğu, tamamı ahşaptan yapılmış olan bu binaya, bir verandadan giriliyordu. İçeri girer girmez, ilginç eşyalarla donanmış oldukça geniş bir oda ile karşılaşıyordunuz. Büyük bir kütüphane, üzerlerinde çok sayıda eşyanın bulunduğu raflar, masa ve konsollar dükkanın dört bir tarafını kaplıyordu. Ancak bu kalabalık görüntü içinde çok etkileyici bir düzen göze çarpıyordu. Bütün eşyalar, belli bir estetik içinde duruyor ve bu estetik hiçbir zaman bozulmuyordu. Büyü Dükkanını çevreleyen pencereler, içerdeyken bile günün aydınlığına ve vadinin güzelliğine hakim olmanıza izin veriyordu. Dükkanın içinde, arka taraftaki bölmeye acılan bir kapı vardı. Bu bölmede mutfak, banyo ve yatak odası bulunuyordu. Dükkana gelen müşteriler, arka tarafa açılan kapıyı daima kapalı görürlerdi.

Her insanin, yaşamında çok istediği ancak sahip olamadığı birseyler vardır. Ya da sahip olup kaybettiği şeyler.. Bazen de sahip olduğu ancak kurtulmak istediği şeyler... İşte bütün bunlar, o ülkede yasayan insanların bir kısmı için, Büyü Dükkanı'na gelme nedeniydi. Bu dükkanda, isteklerinizi sınırlamak zorunda değildiniz. Müşteriler, hayal edebildikleri herşeyi isteme ve alma hakkına sahiptiler. Tabii, bedelini ödedikleri takdirde...

Her yerde olduğu gibi bu dükkanda da almak istediğiniz şeyin bir bedeli vardı. Bu bedelin ne olacağı, dükkan sahibiyle yaptığınız pazarlık sonucunda ortaya çıkardı. Ancak, Büyü Dükkanı'nda maddi bedellerin hiç bir hükmü yoktu. Bazı müşteriler bir şeye sahip olmak için ödenebilecek tek bedelin para olabileceği düşüncesiyle, cepleri kabarık gelirlerdi. Oysa burada yapılan pazarlıklar, günlük yaşamdakilerden biraz farklı olur ve pek çok müşteriyi şaşırtırdı.

Dükkan sahibi yaşlı adam, her sabah gün ağarırken kalkar, kendine büyük bir fincan kahve yapar ve bir insanin isteyebileceği her şeyin var olduğu dükkanıyla gurur duyarak kahvesini yudumlardı. Kahvenin ardından gelen zevkli bir kahvaltıdan sonra da pencerelerinin perdelerini sonuna kadar açarak, sallanan koltuğuna oturur ve içeri dolan gün ışığının yardımıyla okumaya baslardı. Büyü Dükkanı'nda satıcı olmak bilgelik isterdi.

O güne kadar dükkana gelen hiçbir müşteriyi geri çevirmemişti dükkan sahibi. Herkes, çok istediği bir şeye sahip olmak uğruna onca yolu göze alarak gelir ve mutlaka alabileceği en iyi şeyi almış olarak çıkardı. Ama genellikle aldığı şey istediği şeyden çok farklı olurdu..

Yaşlı adam ara sıra, okuduğu kitaptan başını kaldırır, yolu gören pencereye bir göz atardı. Eğer bir müşteri geliyorsa, onu ta uzaktan yakalayıp, dükkana yaklaşana kadar izlemeyi severdi. Bu, onun için zihinsel bir hazırlık süreciydi. Bu süre içinde zihnini, biraz sonra gelecek olan müşteriyi iyi anlayabilmek için boşaltırdı.

Sabah dışarı baktığında, yağan karın yolu iyice kapattığını gördü. Bu havada gelen giden olmaz diye düşünüp, hüzünlendi. Büyü Dükkanı, hemen her gün bir müşteri ağırlardı.

Ancak, yılda birkaç kere de olsa kimsenin uğramadığı günler olurdu. Yaşlı adam, o gününde bunlardan biri olmasından korktu. Nedense işsizlik içini ürpertmişti. Tam o sırada uzakta bir karartı gördü. Kar beyazının kamaştırdığı gözlerini kırpıştırıp tekrar baktığında, bunun yaklaşmakta olan bir insan olduğunu anladı. İçini bir sevinç kapladı.

Gidip sobasına bir odun attı ve tam pencerenin karşısındaki sallanan koltuğa oturup, müşterisini beklemeye koyuldu. Kış mevsiminin bu soğuk gününde epeyce üşümüş, yorgun düşmüş olmalıydı. Kapının önüne gelinceye kadar, gözlerini hiç ayırmadan izledi onu. İyice kulak kabarttı. Üç basamakla çıkılan, ahşap zeminli verandadaki ayak seslerini ve onlara eşlik eden gıcırtıyı duymaktan çok hoşlanırdı. Beklediği kişinin ayak sesleri ikinci basamakta kesildi. Müşteri çalmadan, kapıyı açmamayı prensip edinmişti Yaşlı adam.

Çünkü, hemen herkes o kapının önünde durup, bir kez daha düşünürdü. Kapıyı çalmaktan vazgeçip dönenler, az da olsa olmuştu. O gün de aynı şeyi yaptı. Sonunda kapı çalındı. Açtığında, karşısında soğuktan kızarmış elleriyle atkısını çıkarmaya çalışan bir erkek gördü.

"İyi sabahlar, girebilir miyim?"

diye sordu müşteri. Dükkan sahibi, müşterisini içeri aldıktan sonra, ısınması için ona bir kahve ikram etti.

Sessizce kahvesini içerken etrafı seyreden adam, karşısında oturan yaşlı satıcının ikna edilmesi pek güç olmayan biri olduğunu düşündü. Herhalde o da müşterisini anlar, onun haklı isteğini geri çevirmek istemezdi. Acaba Büyü Dükkanı'ndan çıkarken istediği gibi bir alışveriş yapmış olacak mıydı? Bir süre söze nasıl başlayacağını bilemedi. Belki de dükkan sahibinin bir şeyler söylemesi gerekirdi. Ancak karşısında, sabırlı bir ifade ile müşterisinin gözlerinin içine bakarak oturan satıcının, alışverişi başlatmaya niyetli olmadığını anladı. Bu sabırlı bekleyiş, onda hem cesaret hem de yumuşak bir etki yarattı. Anlaşılan, başlangıç sözleri kendisinden bekleniyordu. Sonunda, fazla düşünmeden aklından ilk geçeni söyleyiverdi.

- Ününüzü duyunca çok uzaklardan kalkıp geldim buraya. İstediğim şeyi, bir tek sizin dükkanınızda bulabileceğimi söylediler. Karşılığında ne isterseniz vermeye hazırım.

- İstediğiniz şeyin ne olduğunu öğrenebilir miyim ?

- Bakın, ben elli beş yaşındayım. Yani yolun yarısını geçeli çok oldu. Söylemeye dilim varmıyor ama yolun sonuna yaklaştım galiba. Bu gerçeğe tahammülüm yok. Ben bugüne kadarki hayatimi geri istiyorum. Mümkün mü ?

- Elbette mümkün. Biliyorsunuz, dükkanımda her şey mevcut. Ancak tam olarak ne istediğinizi anlayabilmem için, bana geri istediğiniz hayatınızı biraz anlatabilir misiniz?

Dükkan sahibinin sorduğu soru, müşteriyi iç dünyasına döndürmüştü. Gözünün önünden geçen sahnelerin kendi yaşamına ait olduğunu kabul etmek için kendini zorluyordu. Bütün görüntüler, bir kargaşa ve telaş içinde birbirlerine karışarak geçip gittiler ve geride yalnızca ıssız bir hüzün bıraktılar. Hüznünün yüzüne yansımasına engel olamayan müşteri, yaşlı satıcının sorusu karşısında ancak şunları söyleyebildi:

- Geçmiş yaşamımda birçok hata yaptım. Bunlar için pişmanlık duyuyorum... Yanlış kararlar verdim, kayıplara uğradım. Zamanı hovardaca harcadım. Bir gün bir de baktım ki, hayat yanımdan geçip gidiyor. Paniğe kapıldım ve bir çare aramaya başladım. Dostlarımla konuşmayı denedim. Beni teselli edip derdimi unutturmaya çalışanlar da oldu, yardım etmeye çalışanlar da. Ama hiçbiri kar etmedi. Kendimi çok mutsuz hissediyordum. Derken, bir gün birisi bana sizden ve Büyü Dükkanı'ndan söz etti. Bunu duyar duymaz sanki içimde bir ışık yandı. Büyük bir umutla hemen yollara düşüp size geldim. Kendimi çok çaresiz hissediyorum. Lütfen elli beş yılımı bana geri verin.

- Yani, siz pişmanlık duyduğunuz hayatınızı yeniden yaşamak mı istiyorsunuz?

- Elbette hayır. Söylemek istediğim bu değil. Ben yalnızca kaybettiğim yıllarımı geri istiyorum. Eğer bir şansım daha olursa aynı hataları tekrarlamayacağım.

- Herhalde bunu çok istiyorsunuz.

- Evet, hem de her şeyimi verecek kadar.

- Peki, benim size vereceğim elli beş yılın Karşılığında siz bana ne verebilirsiniz?

- Ne isterseniz?

- Sanki bunun için herşeyden vazgeçmeye hazır gibisiniz.

- Hiç kuşkunuz olmasın. Şu anda sahip olduğum herşeyden vazgeçebilirim. Yeter ki geride bıraktığım yıllarımı bana geri verin.

Yaşlı adam, ellerini sakallarında dolaştırırken,kendini sallanan koltuğunun devinimlerine bırakmıştı. Bir süre düşündü. Müşterisinin, sabırsızlıkla, pazarlığın bitmesini beklediğinden emindi. Büyü dükkanına gelen kişiler, genellikle bir an önce istediklerini alıp gitmek için acele ederlerdi. Bu nedenle, yaşlı adam,pazarlığın başındaki düşünce yolculuklarında yalnız kalırdı. Şu anda da, sessizliğin yalnızca kendi işine yaradığını biliyordu. Koltuğu ile birlikte öne doğru eğilerek müşterisinin gözlerinin içine baktı ve ağır konuşmaya başladı:

- Beyefendi, her ne kadar siz elli beş yıl karşılığında bana herşeyinizi vermeye hazır olsanız da, ben sizden bir tek şey isteyeceğim.

- Dileyin benden ne dilerseniz.

- Belleğinizi...

- Anlamadım?

- Belleğinizi dedim...Elli beş yılın yaşantısını içinde barındıran belleğinizi istiyorum.

- Ah evet anladım. İlginç bir bedel... Kabul ediyorum. Tamam alın belleğimi.

- Emin misiniz?

- Neden olmayayım? Elli beş yıl kazanacağım.

- Belleğinizi, içindeki her şeyle birlikte bu dükkanda bırakıp gideceksiniz. Elli beş yılın tek bir anını hatırlamayacaksınız. Buraya neden geldiğinizi bile ...

- Daha iyi ya! Her şeye yeniden başlayacağım. Zaten geçmişi hatırlamak istemiyorum ki!

- O halde, korkarım elli beş yıl sonra buraya tekrar gelirsiniz. Tabii o zaman benim yerime, bir başkası size yardımcı olur.

- Hayır... Emin olun ki, şu dakika belleğimi size bırakıp elli beş yılımı geri alacağım ve dükkanınızı, bir daha dönmemek üzere terk edeceğim. Ve yine söz veriyorum, şu ana kadar yaptığım hataların hiç birini tekrar etmeyeceğim.

- İsterseniz başka sözler vermeyin. Çünkü, az sonra, belleğinizle birlikte bütün hepsini burada bırakıp gideceksiniz.

Yaşlı adamın son sözleri, müşterinin duraklamasına neden olmuştu. Bu sözlerin anlamını kavrayabilmek için birkaç saniye düşünmek zorunda kaldı.

- Nasıl yani? Buradan çıktığımda hiçbir şey hatırlamayacak mıyım? Sizinle konuştuklarımızı bile, öyle mi?

- ..................................

- Yani hiçbir şeyi mi ? Buraya neden geldiğimi, sizin kim olduğunuzu ve hatta...!

- Ne yazık ki!

Yaşlı adam, su anda pazarlığın sonuna geldiklerini hissediyordu. Karşısında oturan müşterinin yüzünde gördüğü aydınlanma, pazarlık sahnelerinin en hoşlandığı görüntüsüydü. Son sözleri müşterisinin söylemesini istediği için bir süre sessiz kaldı ve bekledi. Bu seferki sessizliğin, müşterisinin işine yaradığından emindi. Onun aydınlanan yüzünün ortasında parlayan gözbebekleri, yaşlı satıcı için, sessizliğin içinden çıkacak sesli bir coşkunun habercisi gibiydi.

Gerçekten de, konuşmaya başlayan müşterisi onu yanıltmadı:

- Sanırım ne demek istediğinizi simdi anlıyorum. Eğer elli beş yılın bedeli bu ise, pes ediyorum. Belleğimden vazgeçemem. Bu neye benziyor biliyor musunuz? Bir kadının, çok istediği bir tokayı, saçları karşılığında satın almasına... Çok ilginç bir insansınız. Bana, Büyü Dükkanı'ndan almak istediğimden çok farklı bir şeyle çıkacağımı söylemişlerdi de inanmamıştım. Ben, bugüne kadar ki yaşamımı almak için gelmiştim, ancak bugünden sonraki yaşamımı alıp gidiyorum. Size teşekkür ederim.

- Bir şey değil. Güzel bir pazarlıktı. Hoşça kalın.

Yaşlı adam, müşterisini gözden kaybolana dek gülümseyerek izlerken, aklından Santayana'nin bir sözü geçiyordu:

"Geçmişi hatırlamayanlar, onu bir kez daha yasamak zorunda kalırlar."
fıkranın devamı

Murat kendisini dünyanın en şanssızlarından biri olarak görüyordu. Ne zaman bir kızı sevse ya da bir kız onu sevse her zaman bir talihsizlik olur ve o ilişki hiçbir zaman olmazdı. Her zaman "Neden ben?" diye kendine sorar cevabını ise asla bulamazdı. Yaş 21 olmuştu ama bütün maceraları başlamadan hüzünle bitmişti ve tek bir kızla bile çıkamamıştı. Vardı bir terslik ama neydi bilemiyordu.Sorun kendisindemiydi ; kendisine göre değildi.yakışıklıydı bir kere esprili bir yapısı da vardı , kızlarla iletişimi de iyiydi ama ne zaman ki onlara duygusal anlamda yaklaşsa hep bir şeyler ters gidiyordu. Olmuyordu açıkçası. Ne zaman ki kızlar ona açılsa bu sefer de heyecandan ne yapacağını bilemiyordu afallıyordu. Bunun sonucunda da gene olmuyordu yani.

Gene bir kızı sevmişti. Bu sefer açılacaktı kıza. Ne olursa olsun açılacaktı. Kendisi açılamazsa bile başkasını araya koyup açılacaktı. Bu kızı gerçekten seviyordu. Aşık olmuştu kendince. Aşık olduğuna kesin karar vermişti. O kızı ne zaman görse heyecandan elleri titriyor , kalp atışları hızlanıyordu.Ne zaman ki onunla konuşsa konuşmakta zorlanıyor hatta bazen kekelediği bile oluyordu. Evet gerçekten aşıktı bu kıza . İlk defa gerçekten aşık olmuştu bir kıza.

Kızın ahım şahım bir güzelliği yoktu. Kahve gözlü , siyah saçlı normal bir kızdı işte. Nedense ona aşık olmuştu. Sanırım kızın konuşmasından etkilenmişti ya da hareketlerinden ya da her ikisinden. İlk defa bir kızın onu sevdiğini hissediyordu. Kesin kız onu sevdiğini söylemiyordu ona. Bu yüzden kendisinin söylemesi gerekiyordu. Bir şekilde söylemeliydi ama nasıl. Kızın adı Yeşim'di bu arada. Aynı sürücü kursuna gidiyorlardı. Orada tanışmışlardı zaten. Orada aşık olmuştu kıza ve orada ilan edecekti aşkını kıza ve o gün bugündü. Söyleyecekti kıza kurs çıkışı aşkını.

Kıza kurs bitiminde özel bir şeyler konuşmak istediğini söyledi kız da kabul etti. Daha da heyecanlanmıştı şimdi. Nasıl söyleyecekti acaba. Bu duruma kadar gelmişti ama bitirebilecek miydi? Yoksa evvelden olduğu gibi kötü mü bitecekti ? Bütün bu düşünceleri attı kafasından , rahatlatmalıydı kafasını temizlemeliydi düşüncelerden sadece kıza odaklanmalıydı ona olan aşkına.

Kurs bitmişti. Kız ona "Bana anlatacağın önemli şey nedir?" diye sorduğunda heyecandan dilini yutacaktı. Konuşmaya başladı.

- Ben şey.
- Evet sen.
- Yani nasıl diyeceğim bilemiyorum.
- Neyi diyeceksin ki?
- Kızabilirsin ama.
- Söyleyeceğin şeyi çabuk söyleyebilir misin acelem var çıkmam gerekiyor.
- Sen ve ben.
- Evet.
- .
- Ben çıkıyorum söyleyeceğin şeyi daha sonra söylersin. Görüşmek üzere iyi akşamlar.
- İyi akşamlar.

Gene olmuştu işte dili tutulmuştu. Gerçekten de dünyanın en şanssızlarından birisiydi. Aşkını söyleyememişti işte kıza. Ama kesin söyleyecekti kıza ama kesinlikle kendisi değil başkasının aracılığıyla söyleyecekti. Çünkü kendisi söylese gene batıracaktı işi biliyordu. Sonra sevdiği kız Yeşim'in annesinin kuaförünün yardımısı olduğu aklına geldi. Tabi ya o yüzden başlamışlardı kursa indirim yapılır diye. En iyisi annesini araya katmaktı başka çaresi yoktu. 21 yaşında olmasına rğmen öyle bir şey yapmanın utancını falan hiçe saydı. Bütün bahtsızlığını üstünden atmanın vakti gelmişti. Annesiyle konuştu açtı derdini konuştukça konuştu.

Annesi kabul etti tabi. Oğlu bir kız sevmişti ve ona açılamıyordu. Oğluna yardım etmek onun en doğal hakkıydı. Annesi oğlu için gitti kuaföre kızla konuştu. Kız annesine "Keşke benimle yüz yüze konuşsaydı" demişti ama kabul de emişti. Annesine yarın oğlunu arayacağını ve onunla o gün buluşacağını söyledi. Annesi oğluna bunu söylediğinde Murat'ın ne kadar sevindiğini annesine nasıl sarıldığını anlatmak kelimlerle ifade edilemez. O günü sabırsızlıkla bekledi. Bir gündü ama sanki yıllar geçmiş gibi gelmişti ona. O gün kızın aramasını bekledi. Saatler ilerliyordu ama kız aramıyordu. Artık ne yapacağını bilemez duruma gelmişti Murat. Kızın işyerini bile aramak ancak akşam 8:00 gibi aklına geldi. Kızın işyerini aradı oranın sahibi kızın o gün işyerine gelmediğini söyledi hatta kızın evini aramışlar evdekiler de kızın işyerine gittiğini söylemişlerdi. Murat şok üstüne şok yaşıyordu. Ne olmuştu anlayamamıştı. Bütün bunlar bir kabus olmalıydı. Nerede hata yapmıştı bütün bu olanlar ne demekti bilemiyordu. O gün sabaha kadar yatamamıştı. Sabah olmuştu ve Murat o günü gezmekle geçirmeye karar vermişti. Böylelikle bütün olanları unutabileceğini umuyordu. İşe de yaramıştı biraz da olsa. Öğleden sonra cep telefonu çaldı. Arayan annesiydi.
- Oğlum hani senin çıkmak istediğin kız var ya hani dün çıkacaktın.
- Evet anne.
- O kız başkasına kaçmış
- Pekala anne görüşürüz.
Sesi çıkmıyordu sadece düşünüyordu. Düşündüğü şey ise gerçekten de dünyanın en şanssızlarından biri oluşuydu.

fıkranın devamı

2000 yılının 15 kasımında tanışmışlardı.Bir pazar günüydü ve ikisininde tanıdığı arkadaşlarının dogum günüydü.
Parti boyunca gözlerini bu güzel kızdan alamamıştı delikanlı.
daha sonralarıda buluşup sinemaya falan gidiyorlardı.
Arkadaşlarının sayesinde her hafta sonu dünyalar tatlısı bu güzel kızı görme şansı oluyordu genç delikanlının.
Bir hafta sonu bütün cesaretini toplayıp ona karşı boş olmadığını ve ondan çok hoşlandığını söyledi ama beklediği cevabı alamamıştı delikanlı Üzülmüştü. Genç kız ise ne evet bende senden hoşlandım diyor nede ben yalnız degilim hayatımda başka birisi var diyordu hep kaçamak cevaplar vererek delikanlıyı her geçen gün biraz daha kendine baglıyordu.
Bu böyle sürüp gitti tam 5 ay 15gün boyunca genç delikanlı bu güzel kızla birlikte olabilmek için herşeyi yapmıştı her yolu denemişti
Bir gece genç kızın oturduğu sokağa gelip yola "SENİ SEVİYORUM"
yazmıştı.Böyle bir çok gecede uyumayıp gençkızın oturduğu evin önündeki merdivene yolda bahçelerden kopardığı kırmızı gülleri bırakıyordu.14 şubat sevgililer gününü beraber geçirmeyi çok istiyordu ama olmamıştı yinede genç kıza aldığı hediyeleri ulaştırmasını bilmişti delikanlı.1 nisan şakası yapmak için matbaacı bir arkadaşından yardım istedi ve tam tamına 3100 adet beyaz renkli kartvizit aldı arkadaşından hemen eve döndü ve kendi el yazısıyla hepsine önlü arkalı "SENİ SEVİYORUM" yazmıştı
3 gece hiç uyumadan yapmıştı bütün bunları 31martı 1nisana baglayan gecede saat 04:25 te genç kızın oturduğu sokağın başından sonuna kadar bu kartvizitleri yola saçtı karanlıkta sokak bembeyazdı ve hepsinin üzerinde kırmızı kalemle "SENİ SEVİYORUM" yazıyordu.Ve evin hemen karşısındaki direğin dibine çöktü delikanlı
güneşin doğuşunu bekliyordu sabah onu görmeyi çok istiyordu.
Çünkü onu her gördüğü günü büyük bir bahtiyarlıkla geçiyordu genç delikanlının.Sabah dünyalar tatlısı bu gençkız işe gitmek için kapıyı açtığında gördüklerine inanamıyordu şaşırmıştı hemde çok şaşırmıştı birazda utanmıştı.
Ve hemen evden çıktı merdivendeki kırmızı gülleri ve 3-5 tanede kartviziti aldı yanına durağa geldiğinde delikanlının arkasından durağa geldiğini fark etti.Gözleriyle sanki birşeyler anlatmak istercesine bakmıştı delikanlıya
Ve bundan tam 1ay sonra bir pazartesi günü gençkızın çalıştığı fabrikaya gitmişti delikanlı.İkisininde ortak arkadaşlarının olması harikaydı delikanlı için çalıştığı fabrikaya bile gidebiliyordu onu görmek için akşam iş çıkışında bir yerlere gidip konuşmak istemişti gençkızla.Ama mesai kalacaklarını söyledigençkız
Delikanlı ise bunun üzerine arkadaşlarının arasında herkes oradayken genç kızın gözlerine bakarak: Daha ne yapmalıyım bilmiyorum.Ben seni bildim bileli ne ben beni buldum kendimde nede kendim beni buldu bende seviyorum seni işte elimde değil aklım olmaz desede kalbime söz geçmiyor sendende vazgeçilmiyor" demişti
İşte delikanlının 5ay15gündür beklediği an bu andı genç kızda delikanlının gözlerine bakarak: "beni sevdiğini biliyorum ve sanırım bende seni seviyorum" diyerek ellerini tuttu delikanlının
Ve o günden sonra harika bir birliktelik yaşadılar aşkları çok büyüktü hergün her an beraber olmak istiyorlardı.
askerliğine çok azbir zaman kalmıştı delikanlının 5agustos cumartesi akşamı bir arkadaşlarının düğününde genç kız herşeyin bittiğini söylemişti:" böyle olsun istemezdim ama mecburuz devam edersek ikimizde acı çekicez sen çok iyi birisin inşallah mutlu olursun seni seviyorum ama ayrılmalıyız seninle çok iyi bir dost olabiliriz. Beni ne zaman istersen arayabilirsin buluşur sohbet ederiz ama iki arkadaş olarak" genç kız sözlerini tamamladıktan sonra delikanlı hala susuyordu ne söylemesi gerektiğini düşünüyordu belkide hiç beklemediği bir konuşmaydı sevdiğinin söyledikleri.Aglamaklı bir sesle söze başladı: "öncelikle sana çok teşekkür ederim herşey için gitmeden önce son bir defa sarılmak isterim eger hayatında birgün tekrar bana ihtiyacın olursa kalbimde her zaman senin için yer var sakın unutma" genç kız mutlu bir birliktelik yaşarken yüzüstü bırakmak zorunda kaldığım birine asla geri dönmem diyerek cevapladı devam etti delikanlı:" Arkadaş olmamıza gelince
bir zamanlar köyün birinde yaşlı hasta bir adam varmış ve bu adamın günlük kazandığı para o güne anca yetiyormuş.
yine böyle birgün akşam evine dönerken yolunun üzerindeki kuyunun kenarında oturmuş dinlenmek için tam bu esnada kuyudan bi yılan çıkmış adam biraz korkmuş ama yılanın ona bir zarar vermiyeceğini anlamış yılan aslında bir bilgeymiş ve adamın durumunu bilmekteymiş.Adama 2altın lira vermiş ve demişki başın ne zaman sıkışırsa gel ben sana yardım ederim adam altınları alıp tamam gelirim diyerek altınları bozdurmuş ve o gün çok güzel yemekler yiyerek iyi giyinerek ilaçlarını alarak evine dönmüş.
adamın başı ne zaman sıkışsa hep kuyuya gidermiş yılan dostunun yanına bu böyle sürüp gitmiş taki adam hastalanıp yatağa düşene kadar.Yaşlı adamın birde küçük 13-14 yaşlarında oğlu varmış adam oğlunu çağırmış ve kuyuyu tarif etmiş git kuyunun başına ve yılan kardeş yılan kardeş diye seslen korkma yılan sana bir zarar vermez o benim dostum benim gönderdiğimi söyle ve sana verdiği altınlarla evimize yiyecek ilaç alda gel ben gidemiyorum demiş.
Çocukta babasının dediği gibi kuyuya gelmiş seslenmiş ve yılan çıkmış çocuğa 2altın lira vermiş çocuk altınları almış ve kafasından hemen kurnazlık geçmiş kuyunun içi altın dolu ben bu yılanı öldürürsem iner altınların hepsini alırım diyerek başlamış yılanı taşlamaya yılan kendini taşlardan korumaya çalışırken taşın biri yılanın kuyruğuna isabet etmiş ve kuyruğu kopmuş yılanda can havliyle çocuğu ısırmış ve çocuk oracıkta ölmüş.Aradan biraz zaman geçmiş ve yaşlı adam tekrar gelmiş dostunun yanına olanlar için çok üzgünüm benim oğlan bir hata yapmış ve cezasınıda bulmuş biz dostuz yılan kardeş demiş.Yılanda yaşlı adama demişki bende bu kuyruk acısı sendede bu evlat acısı olduktan sonra biz artık dost olamayız demiş.Genç delikanlı bunları anlattıktan sonra daha sözünü bitirmeden genç kız "anladım seni çok iyi anladım " demiş ve
delikanlıya sımsıkı sarılmış son defa.Delikanlı gözleri dolu dolu gidişini seyretmiş genç kızın sokakta karanlığa karışmış genç kız delikanlının gözünün önündeki hayali gözyaşlarına gözyaşlarıda hıçkırıklarına karışmış...
Aradan yıllar geçti ve şu an o ayrılık kararının ne kadar doğru nekadar isabetli bir karar olduğunu çok iyi anlıyorum.Devam etseydik bu kadar tatlı bir hatıramız olmayacaktı.Birbirimizi kin öfke ve nefretle anacaktık belkide
Herşeye rağman çok teşekkürler " BAHRİYE " HEP MUTLU OL BÜTÜN HAYATIN BOYUNCA....

fıkranın devamı

Birgün kasabamızın küçük patikasından yukarıya doğru tırmanıyordum. Yanıma solgun yüzlü, on-onbir yaşlarında küçük bir çocuk geldi ve bana:

_Abla, size birşey sormak istiyorum, izin verir misiniz?.. dedi... Ben de ona gülümseyerek:

_Tabi sorabilirsin!.. dedim. Gözleri bir anda pırıl pırıl oldu ve:

_Ben.., şeyy, cennete bir mektup göndermek istiyorum!.. Bana bunu nasıl yapabileceğimi söyleyecek kimsem yok.. Acaba siz bana yardımcı olabilir misiniz?

Çok şaşırmıştım... Öyle ümit dolu, öyle yalvaran gözlerle bakıyordu ki...Ardından devam etti:

_Bana yardım ederseniz size anneme yazdığım bu mektubu

okuyabilirim... Tabi eğer bunu isterseniz!..

Gözlerim dolmuştu... Bir an duraksadım ve:

_Belki de sana yardım edebilirim küçük. dedim. Dudaklarında öyle bir gülümseme belirdi ki hala aklımda...

_Çok teşekkür ederim, gerçekten çok teşekkür ederim... Emin olun size büyüdüğümde mutlaka bu iyiliğinizin karşılığını ödeyeceğim...

_Hayır küçük, benim için hiçbir şey yapmana gerek yok... Sadece annenin mezarının nerede olduğunu söyle bana, bu yeterli!..

_Aaa, evet tabi kiii!.. Ama önce size mektubu okumak istiyorum.. Bunu istiyor musunuz?

_Sen bilirsin, bu özel bir şey olmalı...

_Evet çok özel ama size okumak istiyorum...

_Peki öyleyse.. dedim ve yürümeye başladık. Ardından da mektubu okumaya başladı:

Hani, bir zaman bacağını kırdığım için,
Çok kızdığın küçük bir masam vardı...
Onu tamir etmek için çok uğraşmıştın hani...
Şimdi o kırık masa benim tek arkadaşım...
Şimdi ağlamakla geçiriyorum günlerimi
O kırık masanın başında...
Bir de pencerem var tabi...
Aa, o da ne penceremin önüne
Küçük, küçücük, zavallı bir güvercin kondu...
Kim bilir kime ait...
Kim bilir annesi nerden...
Ben de ona benziyorum bir parça...
Onun gibi zavallı, yapayalnız...
Ama bu güvercin bence bir şeyleri işaret ediyor
Yoksa, yoksa bahar mı geliyor!..
Aman Allah ım...
Yoksa, kışın o soğuk o karanlık günleri bitiyor mu?..
Lütfen, lütfen izin ver bana..
Bir kaç dakika dışarıya çıkayım...
Evet, evet bu masadan kalkmalı ve..
Ve dışarıya çıkmalıyım...

Şimdi geldim anneciğim..
Seni beklettiğim,
Birkaç dakika da olsa mektubu geciktirdiğim için
Çok özür dilerim!..
Bu birkaç dakikada ne çok şey gördüm bir bilsen...
Bir bilsen anneciğim,
O kuş cıvıltıları,
O yumuşacık güneş ışınları
Ve hiçbir zaman bana arkadaşlık etmemiş olan
Hayalimdeki sevgili arkadaşlarımın kahkahaları ile,
Sen gittiğinden beri
Benden nefret eden babamın bakışları,
O kadar farklı ki birbirinden..
Hayat bu mu anneciğim..
Hayat baharda kış yaşamak mı her zaman...
Hani, bana kardeşlik, mutluluk hikayeleri anlatırdın,
Hani hep bahardan, onun güzelliklerinden bahsederdin!...
Çiçeklerden...
Yemyeşil çimenlerden
Ve onların üzerinde zıp zıp zıplayan
Bembeyaz tüylü keçilerden...
Sen gittiğinden beri
Bunları anlatan kimse yok bana...
Aslında kimsenin,
Anlatacağı hiçbir şey yok!...
Halbuki benim o kadar çok var ki!...
Ama kime, nasıl anlatırım?..
Nasıl paylaşırım şu küçücük kalbime sığmayan
Kocaman sevgiyi...
Nasıl paylaşırım senin sevgini...
Hem, kim dinler kii beni...
Kim umursar...
Şimdi yanımda olsaydın
Ki herhalde yanımdasındır!
Herhalde bu güzel bahar gününde
Benim bu karanlık odada
Bu kırık masanın başında
Yalnız başıma oturmama
Asla izin vermez
"Hadi birlikte dolaşmaya çıkalım" derdin
Ben sevinçle boynuna sarılır
Öpücüklere boğardım seni...
Sonra birlikte küçük tepemize tırmanır,
Orada ıslak çimenlerin üstüne otururduk..
Başımızı gökyüzüne kaldırır
O sonsuz maviliği seyre dalardık...
Senin dizine koyardım başımı sonra...
Ama sen yoksun kii...
Belki birlikte en mutlu olacağımız zamanlarda
Beni bırakıp gittin..
Yoksa orada burda olduğundan daha fazla mı mutlusun?..
Orda bahar geldi mi bilmem ama...
Burda bahar geldi...
Kimi canlılar yaşamına başladı yeniden,
Rengarenk çiçekler açtı,
Tabiat hayata döndü anneciğim,
Kış günlerinin bitişi
Yeniden hayata döndürdü onları..
Sen kışın bittiğinin farkında değil misin yoksa?
Kış bitti anneciğim,
Sen niye hala hayata dönmüyorsun?..
Orda mevsim hep bahar mı yoksa...
Kış geldiğinde burda solacağından mı korkuyorsun?..
Yoksa, yoksa bıktın mı bahardan?..
Yoksa orda hiç mi bahar gelmiyor?..
Özledin mi?..
Öyleyse buraya gel...
Yeniden mutlu olalım...
Seninle birlikte hayata yeniden başlayalım..
Korkuyor musun yoksa?..
Orda bahar geldi mi bilmem ama...
Burda çoktan geldi ve SENİ BEKLİYOR!...

Mektubu bitirdiğinde annesinin mezarına ulaşmıştık. Gözlerimdeki yaşları göstermemek için arkamı döndüm. Ağladığımı anlamış olacak ki:

_Özür dilerim, böyle olacağını bilseydim okumazdım. Sizi üzdüğüm için affedin beni...

_Ben önemli değilim küçük, şimdi bunun hiç önemi yok!..

Ve devam ettik yürümeye... Annesini isminin yazılı olduğu mezar taşını gördüğünde, hıçkırıklara boğuldu... O güne kadar hiç böyle içten ağlayan birini görmemiştim.. Onun bu halini gördüğümde ben de dayanamadım ve ağlamaya başladım... Sonra onu annesiyle baş başa bıraktım.. Ağlamayı bırakmış, gözlerini hiç ayırmadan mezar taşını izlemeye koyulmuştu... Her tarafta bir ölüm sessizliği vardı. Sanki az önce cıvıl cıvıl olan doğa birden bire sus pus olmuştu.. Birazdan elindeki yeşil zarfı toprağın üzerine bıraktı ve yanıma geldi... Gülümsemeye çalışarak:

_Mutlu olmalısın, sen cennete mektup gönderen ilk insansın!.. dedim. O da gülümsemeye çalışarak:

_İsterseniz bu oyuna devam etmeyelim.. dedi.. Çok şaşırdım ve:

_Nasıl yani, ne demek istiyorsun sen küçük? dedim.

_Cennete asla mektup gönderilemeyeceğini biliyorum aslında ben.......

O an şoka uğradım, yere eğildim ve çocuğa sıkıca sarıldım... Sonra elinden tuttum ve geldiğimiz yoldan ikimiz de tek kelime konuşmadan geri döndük.. O günden sonra bir kaç kez daha karşılaştım çocukla ama ikimiz de nedense hep yere baktık ve hiç konuşmadık..

Bir ay sonra çocuğun yağmurda fazlaca ıslanıp zatürree olduğunu öğrendim. Evlerini buldum ama gittiğimde onu son kez görebilmek için çok geç kalmıştım.. Çocuğun o günkü gözyaşları geldi aklıma ve onun için sevindim. Çünkü şimdi bir zaman mektup gönderdiği cennette, annesiyle birlikte.. Mevsim de BAHAR!..

fıkranın devamı

Onu ilk defa oturduğumuz yerde,fırına bakkala alışverişe geldiğinde görmüştüm.Ve sonra bindiğmiz belediye otobüsünde hemde tam arkasında oturuyodum ve yolculuk boyunca ona bakmaktan kendimi alamamıştım,kalbim kıpır kıpırdı.neyse sonra böyle duygular içindeyken üniversite bitmiş,askerlik başlamıştı.Tam 16 ay sonra askerliğim bittikten sonra bulunduğum yerde işyeri açmaya karar vermiştim.tesadüf bu ya birde baktım işyerime çıkıp geldiler yanında en yakın arkadaşı vardı.bilgisayar kursuna gidiyolardı ve pratik yapmak için benim netcafeye gelmişlerdi.bilgisayar başındayken onunla ben ilgilenmiştim onaben yardımcı oluyordum.Günler geçtikçe cafeye gelmeleri sıklaşmıştı ve her geldiğinde benim ona yardımcı olmamı istiyordu.bende ona her geldiğinde kivi ikram ederdim bu onun çok hoşuna giderdi.günler ilerledikçe sabahları bakkala alışverişe gelirken bana uğramadan geçmezdi.tabi bende onun yolunu dört gözle bekliyordum.ilk defa birine karşı böyle duygular içindeydim ve bunu bir türlü ona söyleyemiyordum.neyse birgün yine cafede olduğu bigün sana bir yerlerde bir kivi ısmarlayayım dedim bütün cesaretimle,tabiki neden olmasın dedi.neyse sonra o ilk buluşmamızda aslında beni askerden önce durakta gördüğünü özellikle gözlerimi çok beğendiğni söylediğinde çok mutlu olmuştum.içimden bu benim kaderim diye geçiriyodum.........ama ona duygularımı açık bi şekilde ifade edemiyordum..10-15 günlük bir aradan sonra birgün telefonda onunla tartışmıştık ve telefonu yüzüme kapatmıştı ve ben çok üzülmüştüm.saatler sonra ondan bi mesaj aldım hemde nasıl bir mesaj!!!SENİ SEVİYORUM..SENİ SEVİYORUM...SENİ ÇOK SEVİYORUM...,evet aynen böyleydi.ve bende ona aynı şekilde karşılık vermiştim ve evet hayatımda ilk kez birine SENİ SEVİYORUM demiştim,benim için anlamlı anlatamadığım kadar büyük olan o kelimeleri ilk defa biri için kulllanmıştım...rüyada gibiydim,çok mutluydum onu çok ama çok seviyodum..bana olan ilgisi üzerime titremesi,daha önce yaşamadığım ve görmediğim şeyleri yaşıyodum.Yanında iken o kadar mutluydumki anlatamam,oda çok mutlu olduğunu ve beni çok ama çok sevdiğni her seferinde söylüyordu.o kelimeleri çok fazla kullanıyordu,onun mutlu olduğunu görmek beni daha çok mutlu ediyodu..o kadar güzel bir beraberliğimiz vardıki ben artık hayatımın insanını bulduğumu ve artık onula bir ömür yaşayacağımızı düşünüyodum.
herşey böyle güzl giderken ne olduysa aşkım heşeyim değişmeye başlamıştı,sürekli kaprisler yapmaya kavga etmek için bahaneler bulmaya başlamıştı ve ben tabiki her seferinde onu üzmemek için herşeyi haklıda olsam alttan almaya çalışıyodum..ama inanın bu benim pasifliğimden değil sadece onu herşeyden çok sevdiğim için üzülmesini tek damla gözyaşı dökmesine dayanamadığım için yapıyodum.bir yıla yakın bir zaman sonunda evlilik planları yapmaya başladığımız bir dönemde beni hayata küstüren şeyi yaptı ve benden ayrılmak istediğni söyledi hemde kısa bir telefon görüşmesinde:(((inanamıyordum buna sevdiğim insana neler olmuştu sanki o gitmiş yerine bir başkası gelmişti onu böyle değiştiren şeyin ne olduğunu bilmiyordum,bana ailesiyle sorunları olduğunu ve onu bana vermeyeceklerni söylemişti..ki bana daha önce ne olursa olsun herşeye rağmen beni bırakmayacağına dair defalarca söz vermişti,bu kadar çabuk pes edemezdi.mücadele etmemesi beni yıkmıştı ve ben onu o kadar iyi tanıyordumki o istedikten sonra ailesine bunu nkabul ettirebilirdi ama yapmadı..bende yaptığı şeyi kabül edemedim hazmedemedim.ve sonra onu hiçbir şekilde aramadım çok sevememe herşeyden çok sevmemem rağmen,elim defalarca telefona gitti ama bir türlü yapamadım zaten oda yapmadı.Bu olay beni çok yıpratmıştı bir türlü kendimi toparlayamıyordum,daha önce yapmadığım şeyleri yapıyodum insanların kalbini kırıyodum istemeden,yiyemiyodum içemiyordum,uyuyamıyordum....sanki dünyayla ilişkimi kesmiş Azrailin gelip beni almasını bekliyodum inanın beni çok etkilemişti..aşkı bulmuşken ilk defa sevgiliyi bulmuşken ilk defa doyamadan terkedilmiştim...bunu bir türlü hazmedemiyorum hala...neyse uzun bir zamandan sonra çevremin telkinleriyle arkadaşlarımın yardımlarıyla kendimi biraz buldum ama hala kimseyi sevemiyorum...ve inanın hala onu ÇOK SEVİYORUM..belki yaptıklarından sonra hala onu nasıl seviyorsun diyebilirsiniz.ama elimde değil seviyorummmm.aşkı yaşadığım için kendimi şanslı hissediyorum AŞK ACI VERSEDE...
fıkranın devamı

Onu ilk kez orta 2 de görmüstüm. Gerçekten çok güzeldi. Dümdüz saçlari, ela gözleri vardi. Içimde acayip birsey hissetmistim. Ama o bana sadece bakmisti. Benim sanki dünyam yikilmisti. Sonraki günler gene okulda onu görüyordum. Ama o bana sadece bakiyordu. Onu düsünerek bütün yili geçirmistim.

Son siniftaydim. Okulun ilk günüydü. Herkes birbiriyle selamlasiyordu. Ben biraz geç gitmistim. Zaten okulun ilk günüydü. Gene onu görmüstüm. Çok güzeldi. Daha bir güzel olmustu. Sanki bütün bir yaz, güzellik merkezinde geçirmis gibiydi. Koridorda yürürken herkes ona bakiyordu. O an "ALLAHIM!! NE KADAR GÜZEL BIR KIZ.!!!!!!" diye geçirdim içimden. Ama biliyordum, böyle bir kiz benimle beraber olmazdi. Sinifi benimkinin hemen yaniydi. Arkadaslarimi görme bahanesiyle siniflarina girerdim. Amacim onu daha çok görmekti. Ogün birçok kez onunla göz göze gelmistim. Ama o hep baska taraflara bakiyordu. Benimse sanki dünyam yikiliyordu. O aksam eve gittim. Gece hep onu düsündüm. Kendi kendime: "BEN NE YAPIYORUM!!" dedim. Muhakkak beraber oldugu biri vardir diye geçiriyordum içimden. Unutmaya çalisiyordum. Ama hep onu düsünüyordum. Hergün gözgöze bakismalarla sömestr gelmisti. Kafama koymustum. Tatilden sonra muhakkak onunla tanisacaktim. Ve bu hayalimle yariyil tatiline girmistim.

Nihayet tatil bitmisti. 15 gün bana 15 asir gibi gelmisti. Ve nihayet onu görmüstüm. Koridorda yürümüyor adeta süzülüyordu. Sinifina girdi. Arkasindan bende girmistim. Sinif çok kalabalikti. Yerine oturdu. Sonra bana bakti. Ve güldü. Beni o sekilde donmus bir mumya gibi görünce yüzünde bir gülümseme oldu. Bense kipkirmizi olmustum. Hemen ordan uzaklastim. Hiç tenefüse bile çikmadim. Okul çikisinda eve yildirim hiziyla varmistim. O aksam hiç uyuyamadim. Uzun zamandir hoslandigim kiz bana gülümsemisti, ama ben kaçmistim. O kalabalik ortam benim bütün cesaretimi kirmisti. Bir hafta boyunca hiç onun yüzüne bakamamistim.

Bir gün kantinde tek basima otururken yanima geldi. Ben saskinliktan hiçbirsey yapamamistim. O dünya güzeli kiz neden yanima gelmisti diye kendi kendime sorarken, bana : "Geçen gün için sizden özür dilerim. " dedi. Ve uzun uzun gözlerimin içine bakti. Gözlerimin içine bakarken yüregimde bir sicaklik hissettim. Ama heyecanimdan hiçbirsey söyleyemedim. Ve yanimdan kalkti gitti. Hiçbirsey anlamamistim. Neden özür diledi. Ve neden gözlerimin taa içine uzun uzun bakmisti.

Artik karar vermistim. Onunla ne pahasina olursa olsun tanisacaktim. Birgün okul çikisinda gözlerim onu aradi. Ve en sonunda onu gördüm. Hemde yanlizdi. Iste firsat diye geçirdim içimden ve ona dogru yürümeye basladim. Yanina vardigimda bana bakti ve gene uzun uzun gözlerimin içine bakti. O an nasil yaptim hala bilmiyorum ama ona : " SIZINLE KONUSABILIRMIYIZ??" dedim. Bir an bir suskunluk oldu. Ve "OLABILIR!" dedi. Sanki dünyalar benim olmustu. Uzun zamandir hoslandigim kizla tanisma imkani bulmustum. Okulumuzun hemen yaninda park vardi. Oraya dogru yürümeye basladik. Ama hiçbirsey konusmuyorduk. En sonunda parka varmistik. O oturmustu ben ayaktaydim. "BENIMLE NE KONUSMAK ISTIYORSUNUZ?" dedi. Bende bütün cesaretimi toplayarak: "SINIFLARIMIZ YANYANA. SIZIN SINIFTA HEMEN HERKESI TANIYORUM. SIZ HARIÇ.. SIZINLEDE TANISMAK ISTEMISTIM DE." demistim. Oda "BILIYORUM. HEMEN HER TENEFFÜS BIZIM SINIFTASINIZ." dedi. Heyecanim giderek azaliyordu. Ama kalbim deli gibi atiyordu. Sonra : "BEN RIDVAN" dedim elimi uzatarak. "BENDE ARZU!!!" dedi. Tokalastik. ARZU dedim içimden. "EFENDIM" dedi. Sadece bakisiyorduk. Bir an "ELLERINIZ TITRIYOR!!" diye bir ses duydum. Özür dilerim dedim. Ellerimiz ayrilirken dualar ediyordum. Bu an hiç bitmesin diye. "YARIN DAHA ÇOK VAKTIMIZ OLUR. EVE GEÇ KALDIM!!" dedi. Ben sadece bakakalmistim. Ayrilirken gene bana bakti ve güldü. Ama bu seferki bir baska gülüstü. Kalbim deli gibi atiyordu. Sabahi iple çekiyordum. O gün zar zor uyumustum.

Erkenden kalkmistim. Apar topar okula varmistim. Koridorun ucunda adeta kamp kurmustum. Içimden "ARZU, ARZU, ARZU" diyordum. Bir an "EFENDIM!" diye birses duydum. Arkami döndüm ve onu gördüm.Meger o gün erken gelmis. Ben heyecandan ne yapacagimi bilmezken o bana "MERHABA" dedi. Biraz bekledikten sonra "MERHABA" diye karsilik verdim. "ILK IKI DERSIM BOS. " dedi. Ve lafini bitirmesine izin vermeden "BENIMKILERDE " dedim. Beraber kantine indik. Kimseler yoktu. Masanin etrafina karsilikli olarak oturduk. Sadece bakisiyorduk. Bir an kitaplarim yere düstü. Ve o ses beni kendime getirdi. Onunla muhabbet etmeye basladim. Nereli, kaç yasinda, kaç kardes herseyini ögrenmistim. Konustukça ne kadar güzel konusuyo, ne güzel fikirleri var diyordum. Sonra zil çaldi. 2 ders bu kadarmi kisa sürerdi. Siniftayken yillar gibi gelen dakikalar, simdi sanki birkaç saniye gibiydi. "ZIL ÇALDI. GITMEM GEREKIYOR. " dedi ve yanimdan ayrildi. Giderken gene o hasta oldugum gülümsemesini yapti.

Daha sonraki günler gene onunla kantine inip muhabbet ettik. Bazen siniflarina gittigimde onunla konusan erkek gördümmü ters ters bakardim o çocuklara. Onun hiçbir erkekle beraber olmasina tahammül edemiyordum. Onu herkesten kiskaniyordum. Hemen her teneffüs beraberdik. O da bundan rahatsiz gibi görünmüyordu. Samimiyetimiz bayagi ilerlemisti. En sonunda kafama koydum. Ona soracaktim. Beraber oldugu biri varmi. Eger beraber oldugu biri yoksa, acaba beni kabul edermi??? Evet bunu yapacaktim.

Bir cuma günü, okul çikisinda "HAFTASONU NE YAPACAKSIN?" diye sordum ona. Arkadaslariyla okulda bulusup taksime gidecegini söyledi. Üzülmüstüm. Oysa benimle beraber olmasini o kadar çok istiyordumki!!! Kafami önüme egdigim anda "AMA PAZAR GÜNÜ EVDEYIM!!" dedi. Kafami kaldirip yüzüne baktigimda gülümsüyordu. Hemen lafi degistirip "ISTERSEN EVINE KADAR BERABER YÜRÜYELIM" dedim. "TAMAM" dedi. Yolda yürürken hep o konusuyordu. Bense pazar günü ne yaparim diye kafamda planlar yapiyordum. Evinin önüne geldigimizde "ISTE EVIM BURASI ". "BENIMLE BERABER YÜRÜDÜGÜN IÇIN TESEKKÜRLER" dedi ve usul usul bana bakarak evine girdi. Pazar gününü iple çekiyordum. Bir bahane bulur ve evine giderim diye düsünüyordum. Pazar günü erkenden kalktim. Ama pencereden disari baktigimda bütün planlarim altüst olmustu. Disarida acayip bir yagmur vardi. Bende mecburen evde oturmak zorunda kaldim.

Okullarin kapanmasina bir ay kala "LISEYI NERDE OKUYACAKSIN?" diye sordum ona. "BILMIYORUM!! AMA BÜYÜK IHTIMALLE BAKIRKÖY'DE" dedi. "NASIL YANI BÜYÜK IHTIMALLE" diye sordum. "SANA GÖSTERDIGIM EV TEYZEMIN EVI... ANNEM BABAM VE ABIM KEMERBURGAZDA OTURUYORLAR.. ORDAKI OKULLAR PEK IYI DEGIL.. ONUN IÇIN BENI BURAYA, TEYZEMIN YANINA GÖNDERDILER." dedi. Nasil yaptim bilmiyorum ama "IYIKI GÖNDERMISLER" dedim. Bana bakti ve güldü. "INSALLAH AYNI OKULA DÜSERIZ" dedim. O da kafasini evet der gibi salladi.

Son hafta "TATILDE NE YAPACAKSIN" diye sordum Arzu'ya. "MEMLEKETE GIDECEGIZ" dedi. Ben sanki yikilmistim. "YANI IZMIR'EMI GIDIYORSUNUZ" diyebildim. Basini öne egerek "EVET!!!" dedi. Bir an durdum ve "SEN GELENE KADAR SENI BEKLEYECEGIM!!!" dedim. Bana bakti ve güldü. Gözlerine baktim sanki isil isil parliyordu. Ve aniden boynuma sarildi. Sanki "BENI BIRAKMA !!" der gibiydi. O an kalbimde bir sicaklik hissettim. Aglamamak için kendimi zor tuttum. Sonra "HADI GIT... NE OLUR ÇABUK DÖN!!" dedim. Ve gitti.

Okul bitti. Tatile girdik. Ben hep onu düsünüyordum. Geceleyin sokaklarda bos bos dolasip onu hayal ediyordum. Eve geç gidiyordum. Bu aralar evlede aram açilmaya baslamisti. Onun yanindayken birkaç saniye gibi geçen saatler, artik asirlar gibi geliyordu. Onu çok özlüyordum. Acaba oda beni özlüyormu diye içimdende geçiriyordum. Hergün dualar ediyordum. Onun yüzünü biran önce görmek için. En sonunda dualarim kabul olmustu. Okullarin açilmasina bir ay kala istanbula gelmisti. Telefon çaldiginda bakmistim. Arayan oydu. Sesini hemen tanidim. "BEN GELDIM.. BENI HALA BEKLIYORMUSUN?" diye sordu bana. "EVET. HEMDE DUALAR EDEREK BEKLIYORUM" dedim. Okulun önünde bulusalim dedi. Tamam dedigim gibi disari çiktim. Yürümüyor sevincimden kosuyordum. Okula vardigimda ter içinde kalmistim. Onu beklemeye basladim. Ve onu köseden dönerken gördügümde gözlerime inanamadim. 2 ay boyunca göremedigim, ugruna dualar ettigim kiz bana gülümseyerek geliyordu. Bende ona dogru yürümeye basladim. En sonunda beraber olmustuk. "HOSGELDIN" dedim, oda "HOSBULDUK" dedi. Gözlerim dolmustu. "SENI ÇOK ÖZLEDIM ARZU" dedim ve boynuna sarildim. Öyle bir sarildim ki 2 ayin hincini çikartiyordum adeta. Oda bana sariliyordu. Sonra gözlerimiz bulustu. "SENIN EN ÇOK NEYINI ÖZLEDIM BILIYORMUSUN!!! ELA GÖZLERINI VE EN ÇOK DA GÜLÜSÜNÜ" dedim. Bir an bakakaldi. Sana birsey söyleyecegim dedi. Ailem liseyi bakirköyde okumama izin verdi. Bu lafi duyunca sanki dünyalar benim olmustu. Sevdigim kizla ayni yerde liseyi okuyacaktim.

Birbirimizin telefonlarini aldik ve onun hangi liseye kayit olacagini ögrendim. Kendimi de o liseye kayit ettirdim. Okulun ilk günüydü. Onu kapinin önünde bekleyeme basladim. En sonunda görünmüstü. Ama yaninda bir erkek vardi. O an dünyam basima yikilmisti. Sevdigim kizin yaninda bir erkek vardi. Hemde bayagi büyük biriydi. Bu bana çok koymustu. Ben bunlari düsünürken o beni gördü kosarak yanima geldi. "MERHABA" dedi. Ben sadece gözlerine bakiyordum. Cevap vermedigimi görünce "NE OLDU" dedi. "KIM O ÇOCUK" dedim. Sakayla kariaptal"YOKSA KISKANDINMI?" dedi. Bayagi sinirlenmistim. O da bunu anlayinca o benim abim. Okulun ilk günü beni birakmaya geldi. Nasil bir okul oldugunu annemlere söyleyecek dedi. Ben "OH BE " dedim. "NEDEN OH BE DEDIN" diye sordu bana. "HIIIÇ" dedim. Gözlerimin içine bakti. Sanki bana birseyler anlatmak istiyordu. Sonra "ARZU" diye bir ses duydum. Ikimizde ayni yöne bakinca abisinin yanimiza geldigini gördüm. Hadi gir içeri dedi. O da tamam dedi. Abisi bana bir bakti. Sonra çekti gitti. Ben çok mutluydum. Çünkü sevdigim kizla ayni okuldaydim.

Bir hafta sonra Arzu' ya "SENINLE BIRSEY KONUSACAGIM." dedim. "NE HAKKINDA" diye sordu. "ÖZEL BIRSEY" dedim. Gözleri parlayarak "TAMAM" dedi. "CUMARTESI OKULUN ÖNÜNE GEL ORDA BULUSUP BIRYERLERE GIDIP KONUSURUZ" dedim. O da olur dedi. Bu sefer bütün cesaretimi toplayip bu kiza onu deliler gibi sevdigimi söyleyecegim. Diye içimden geçiriyordum. Cuma günü arzu birini getirdi yaninda. Ben arkadasi sanmistim. Sizi tanisatirayim dedi. Kizin adi fulyaymis. Arzu' nun yegeniymis. Ayni okulda olmasinin bir sebebi de oymus. Ailesi bir akrabasi yaninda olursa daha iyi olur demis.

Ertesi gün erkenden kalktim güzelce giyinip okulun yolunu tuttum. Okulun önünde beklemeye basladim. Köseyi döndügünü görünce sok olmustum. Harika giyinmisti. "NE KADAR GÜZEL!!" diye geçirdim içimden. Yanima geldi "MERHABA" dedi. "BUGÜN ÇOK GÜZELSIN" dedim. Yanaklari kipkirmizi oldu. Basini önüne egip "TESEKKÜR EDERIM!!" dedi. Ileride bir café var oraya gidelim dedim. Olur dedi. Kafeye vardigimizda birseyler söyledik. Ve konusmaya basladik. "BENIMLE NE KONUSMAK ISTIYORSUN?" diye sordu Arzu. "BIR KIZDAN HOSLANIYORUM. AMA ONA BIR TÜRLÜ AÇILAMIYORUM. BANA YARDIM EDERMISIN?" dedim. Ben bunlari söyledikten sonra gözleri dolmustu. Aglamamak için kendini zor tutuyordu. Gözlerimin içine bakarak "O KIZI TANIYORMUYUM?" diye sordu. "EVET!!! HEMDE ÇOK YAKINDAN TANIYORSUN.." diye cevap verdim gözlerinin taa içine bakarak. Sanki daha bi yikilmisti. Ama bilmiyorduki hoslandigim kiz oydu. "SENCE NE YAPMALIYIM?"
diye sordum ona. Içinden ne geliyorsa onu yap dedi. "BEN DUYGULARIMI KOLAY KOLAY ANLATAMAM.." dedim. "SEN BILIRSIN." "ARTIK BENI EVE GÖTÜR!!!" dedi. "NEDEN! NE OLDUKI ?" diye sordum. "BASIM AGRIYOR!" diye karsilik verdi. Peki deyip onu evine kadar götürdüm. Eve gidene kadar yolda hiç konusmadik. Evinin önüne gelince gözlerimin içine bakti. Içim sizlamisti o bakislar karsisinda. Boynuma sarilip kulagimin içine birseyler söyledi. Ama anlamamistim. Tekrar söylermisin dedim. Bosver dedi yüzüme bakmadan apartmanin içine girdi. Sanirim agliyordu. Sanirim onu üzmüstüm. Hayatta tek deger verdigim insani aglatmistim. Bu bende tarif edilemez bir aciya sebep olmustu. Ondan sonraki günler benimle pek konusmamaya baslamisti. Onu her gördügümde bir yerlere dalip gidiyordu. Bir hafta sonra "ARZU NEYIN VAR!!! KAÇ GÜNDÜR BENIMLE FAZLA KONUSMUYORSUN.." diye sordum. Oda bana "O HOSLANDIGIN KIZLA SENI YANLIZ BIRAKIYORUM YA!! DAHA NE ISTIYORSUN!!" dedi. Sinirli sinirli bakarak. Beni okul çikisinda eski okulumuzun ordaki parkta bekle. Sana o kizin kim oldugunu söyleyecegim dedim. Basini öne egerek "OLUR BEKLERIM!!" dedi. Okul çikisini iple çekiyordum. Çok ama çok heyecanliydim. Ve sonunda zil çalmisti. Okulun kapisindan çikarken "ALLAHIM BANA GÜÇ VER!!" diye dualar ettim. Parkin önüne gelip beklemeye basladim. Bir kaç dakika sonra yanima geldi. "HADI SÖYLE!!" dedi. "SANA DAHA ÖNCEDE SÖYLEMISTIM.. BEN DUYGULARIMI, IÇIMDEKILERI KOLAY KOLAY DILE GETIREN BIRI DEGILIM. " dedim. Gözlerinin taa içine bakarak. "HOSLANDIGIM KIZIN EN ÇOK NEYINI BEGENIYORUM BILIYORMUSUN""diye sordum. Gözlerimin içine bakarak "SÖYLE!!" dedi. Gözlerimi kapatip ve bütün cesaretimi toplayip
"ELA GÖZLERINI!!!!! VE EN ÇOK DA GÜLÜSÜNÜ!!!!" dedim. Sonra gözlerimi açtim. Rahat bir dakika sadece bakistik. Sonra boynuma sarildi. Ve hüngür hüngür aglamaya basladi. Kulagima "BENDE!" dedi. O kiz kim anladinmi? Diye sordum. Basini salladi. Sonra yüzüme bakarak tekrar "BENDE!" dedi. Ve kosarak evine gitti. Hiç kipirdayamiyordum. Sanki donup kalmistim. "ALLAHIM SANA SÜKÜRLER OLSUN!!" diye defalarca içimden geçirdim. En sonunda benimde artik bir sevdigim var. diyordum. Heyecanimdan kalbim deli gibi atiyordu. O hoslandigim kiz, ugruna dualar ettigim kiz. O da benden hoslaniyormus. Bunu bildikçe sevincim bir kat daha artiyordu. Sonra o parktan taa eve kadar yürüyerek geldim. Aksam yattigimda ne kadar yoruldugumu anladim. Sabahleyin kalkar kalkmaz kahvalti bile yapmadan okula gittim. Siniflarina gittim daha gelmemisti. Çok iyi dedim içimden. Onu karsilarim. Dedim içimden.. 10 dakika sonra koridorun ucunda görünmüstü. Sanki bana daha bir baska gözüküyordu. Daha bir güzellesmis gibiydi. Koca okulda sadece koridorda yürüyen ARZU, birde ona bakan BEN vardim sanki. Hiçkimseyi gözüm görmüyordu. Koridorda yürürken sadece o bana bende ona bakiyordum. Yanima geldi "MERHABA" dedi. Kekeleyerek "MERHABA" diyebildim. "KANTINE GIDELIMMI " diye sordu. "TABIKI" dedim. Kantine vardigimizda kimseler yoktu. Kantinin ortasinda durdu, bana döndü, resmen aglamak üzereydi. Boynuma sarilip "NE OLUR BENI BIRAKMA!!" dedi. O anki duyguyu anlatamam. Hani derler ya yasanmadan anlamazsin, gerçektende öyle birseydi. Aglayarak cevap verdim. "HIÇBIR ZAMAN!!" dedim. Sonra bana daha bi siki sarilmaya basladi. Rahat bir dakika boyunca birbirimize sarilmistik. Sonra gözlerimiz birbirimize bakti ikimizde agliyorduk. "BILIYORUM!! DUYGULARINI DILE GETIREMIYORSUN.. AMA INAN SENDEKI DUYGULARIN AYNISINI BENDE SANA HISSEDIYORUM. SÖYLEMESENDE BILIYORUM. BENI DELI GIBI SEVIYORSUN. BUNU HISSEDEBILIYORUM.." dedi. Ben sadece kafami öne egip "EVET!!" diyebildim. Neden bilmiyorum ama söyleyemiyordum. Onu deliler gibi sevdigimi ugruna canimi verebilecegimi bagira bagira söylemek istiyordum, ama yapamiyordum. Bütün bir yil boyunca hep beraber dolastik. Hafta sonlarini ve teneffüsleri iple çekiyordum. Onu daha fazla görebilmek amaciyla.

Yil sonu yaklasiyordu. Okulun kapanmasina yaklastikça daha bir hüzünleniyordu. Bir gün "NEDEN SON GÜNLERDE HÜZÜNLENIYORSUN?" diye sordum. "BILIYORSUN!! TATILLERDE HEP MEMLEKETE GIDIYORUZ. SENDEN AYRILMAK BENI MAHVEDIYOR. ONUN IÇIN ÜZÜLÜYORUM." dedi. Biliyordum. Her yaz memlekete giderlerdi. Ve bu beni daha bir üzerdi. "NE OLUR GITME!! HIÇ OLMAZSA BU YAZ ISTANBUL DA KAL" dedim aglayarak. "AGLAMA!!! SEN AGLADIKÇA BEN DAYANAMIYORUM. ÇOK ÜZÜLÜYORUM." diyordu. "BENIM IÇINDE ÇOK ZOR GEÇECEK. SENSIZ 2 KOCA AY" dedi. Ve sonunda okullar kapandi. Giderken onu son bir kez daha görmek için evlerine gittim. Kapida babasinin arabasi vardi. Evet gidiyorlardi. Az sonra hepsi birden kapidan çiktilar. Annesi, babasi, abisi ve en sonunda ARZU.. herkes arabaya bindi. Arzu tam binerken kendimi gösterdim. Aglayarak ona baktim sanki o da agliyordu. "NE OLUR BENI BIRAKMA!! GITMEME IZIN VERME" der gibiydi. Araba çalisti. Sanki, deliler gibi sevdigim kizi elimden zorla aliyorlar, götürüyorlar gibiydi. Gitmisti. 2 ay boyunca onu göremeyecek, onunla olamayacaktim. Her gece dualar ediyordum. sokaklarda bos bos dolasiyordum. Onu düsünüyordum. "KESKE YANIMDA OLSA" diyordum.

Birgün telefon çaldi. Arayan ARZU' ydu. Hatrimi sormak için aramis. "YAKINDA GELECEGIM.!!! SENI ÇOK ÖZLEDIM." dedi. "BENDE!!" diye cevap verdim. "BENI DÜSÜNÜYORMUSUN?" diye sordu. "HER GÜN HER SAAT " dedim. "DINLE O ZAMAN" dedi. "BENI YANINDA ISTIYORSAN, GECELERI AY' A BAK BENI DÜSÜN.... EGER KALBINDE BIR SICAKLIK HISSEDERSEN, ANLAKI BENDE SENI,,, AY' A BAKIP DÜSÜNÜYORUMDUR." dedi. Ben aglamaya basladim. Beni, benden fazla seven biri vardi diye geçirdim içimden. "TAMAM!! CANIM" dedim. Sonra telefonu kapatti. O aksam onun dedigini yaptim. Aya baktim onu düsündüm 10-15 dakika sonra bir kalbimde sicaklik hissettim. "ALLAHIM!! SEN NE BÜYÜKSÜN!" dedim içimden. Gerçektende kalbimde onu hissettim. Ne olur çabuk gel dedim aya bakarak.

Aradan bir ay geçti. Tekrar telefon çaldi. Arayan gene ARZU'ydu. "ISTANBULA GELDIM. TEYZEMLERDEYIM. BIR SAAT SONRA OKULUN ÖNÜNDE BULUSALIM CANIM " dedi. "TAMAM" dedim. En güzel kiyafetlerimi giydim. Eee kolaymi? Sevdigim kiz uzaktan geliyor. O kadar çok heyecanliydim ki. Hemen okulun önüne gittim. Daha 20 dakika vardi. Onu beklerken her dakika bir ömür gibi geliyordu bana. En sonunda görmüstüm onu. 2 aydir göremedigim sadece kalbimde hissettigim kiz, bana dogru geliyordu. Bende ona dogru kosmaya basladim. Yan yana geldigimizde "HOSGELDIN " dedim. Aglamaya basladim. Ve sonra öyle bir sarildim ki, bütün özlemimi sanki ondan çikariyordum. "SENI ÇOK ÖZLEDIM CANIM!!" diyordum. "BENDE!!!" dedi. Hep o bana BENDE! derdi. Sonra "GEL!!! SENI TEYZEMLE TANISTIRACAGIM" dedi. Teyzesinin evine dogru yola koyulduk. Eve vardigimizda teyzesini gördüm. Koltuga oturdum. Arzu' da yanima oturdu. Teyzesi "BU O ÇOCUK MU?" diye sordu. Arzu' da utanarak "EVET!!" dedi. Teyzesi "BAHSETTIGIN KADAR VARMIS KIZ " dedi. Bir ara gülüstüler. Ben hiçbirsey anlamamistim bu konusmadan Ama onlarin gülmesi benimde hosuma gitmisti. Bütün gün teyzesinde oturduk. Muhabbet ettik. Teyzesi beni sevmisti. Ayrilirken kapinin önünde ben ayakkabilarimi giyerken teyzesi ve ARZU beni izliyordu. Ben hosçakalin diyecekken teyzesi "BEN SIZI YANLIZ BIRAKAYIM ?" dedi gülerekten. Sanki aklimi okumustu. "TEYZEN ÇOK IYI BIRI..
NE OLUR KENDINE DIKKAT ET.!!!!!!!" dedim ve ona doya doya sarildim. O da "GÜLE GÜLE" dedi. Onu çok seviyordum. Oda bunu biliyordu. Ama bunu bir türlü söyleyemiyordum. Okullar açilana kadar hergün onunla beraberdim. O yanimdayken zaman hiç geçmesin, o anlar hiç bitmesin istiyordum.

Okullar açildiginda gene beraberdik. Siniflarimiz gene yanyanaydi. Her teneffüs onu görmek için yanina giderdim. Her yanina gidisimde, ayri bir heyecan vardi yüregimde. Kalbim onun yanindayken deli gibi atardi. Eger ben onu üzmüssem, yanliz kaldigimiz bir anda bana masum masum bakar, ben ne oldugunu anlar nedenini bile sormadan "ÖZÜR DILERIM! " derdim.. Bütün yil boyunca hep böyle geçti. Derslerim zayifmis artik hiç umrumda bile degildi. Onunla beraberken dünyayi tanimiyordum. Yil sonunda onun dogum günü vardi. Ona söz vermistim. Okullarin kapandigi hafta onu bir yere götürecektim ve dogum gününü orda beraber kutlayacaktik. Hafta sonu Arzu'yla beraber yola koyulduk. Aksam saat 10'da teyzesinden zor izin almistim. Doya doya 2 saatim vardi. Onunla sahile gittik. Bir demet kirmizi gül almistim. O gün hava biraz bozuktu. Çiçegi Arzu 'ya verdim. Biraz yürüdükten sonra bir bankta yanyana oturduk. Bana "KIRMIZI GÜLÜN NE ANLAMA GELDIGINI BILIYORMUSUN?" diye sordu. Basimi evet anlaminda salladim. "SÖYLE O ZAMAN" dedi. Gözlerine baktim, sanki o iki kelimeyi ona söylemem için bana yalvariyordu. "AYAGA KALK" dedim. Onu karsima aldim ve bütün cesaretimi toplamaya çalisiyordum. Gözlerimi kapadim. "HADI SÖYLE" diyordu. Söylemiyor adeta yalvariyordu. "ARZU" dedim. "EVET !!! DEVAM ET !" dedi. "BEN SE..." dedim ve burnuma bir yagmur damlasi geldi. Sonra bir tane daha, bir tane daha. Ve yagmur baslamisti. O an onun gözlerine baktigimda sanki "NE OLUR DURMA!!!! SÖYLE !" diyordu. Ama benim bütün cesaretim kirilmisti. O yagmur beni mahvetmisti. Yagmur o anki bütün büyüyü bozmustu. Sonra o bana ben ona bakarak gülmeye basladik. Yagmur deli gibi yagiyordu. Birden onun gözlerine baktim. Gülmeyi birakmis sadece bakisiyorduk. "NEREYE GIDERSEN GIT YANINDA OLACAGIM!!!!!!!!!
O IKI KELIMEYI SÖYLEYEMESENDE!!!!" dedi. Gözlerimin taa içine bakarak. Ondan sonra bir sarildi ki... O an hiç bitmesin istedim. Islanmaya baslamistik. Seni evine götüreyim dedim. Eve kadar yürüdük. Hiç durmadan çiçeklere bakiyordu. "BENIM GÜZELLERIM!!" diyordu. Eve geldik. Iyi geceler dedim. Ve ona sarildim. Onu eve biraktiktan sonra sokaklarda, o yagmurlu caddelerde dolasmaya basladim. O kadar mutluydum ki. Her ne kadar söyleyemesemde, bir sevdigim vardi. Hemde benim onu sevdigim kadar. Ve o kötü an gene gelmisti. Her yaz oldugu gibi gene memlekete gidiyorlardi. Onu ugurlamaya gidecektim. Ama o izin vermedi. "SENIN AGLAMANA DAYANAMIYORUM.. SENI ÜZMEK ISTEMIYORUM." dedi. Onun yaninda aglamami hiç istemezdi. Ve gitti. Ben gene o bos sokaklarda deli gibi onu düsünüyordum. Her gün aya bakiyordum. Onu düsünüyordum.

Ama bu sefer tatil sanki daha bi erken bitmisti. Gene okul açilmisti. Onu gene görmüstüm. Okulun koridorunda yürürken bana öyle bir bakiyordu ki.. anlatamam. Yanima geldiginde "HOSGELDIN.. CANIM!!" dedim. "HOSBULDUK!!" dedi. Bütün bir yili onunla beraber geçirdim. Okulun kapanmasina 2-3 ay kala "ÜNIVERSITE SINAVINA GIRECEKMISIN?" diye sordum. Evet dedi. "PEKI ISTANBUL IÇINI KAZANABILIRMISIN?" dedim. "BILMIYORUM... AMA SANMAM. ISTANBUL IÇI ÇOK PUAN... O KADAR PUANI ALAMAM" dedi. Bende " O ZAMAN SENDE, AÇIKÖGRETIMI YAZ" dedim. olur dedi. "AMA SENDE BIR YERE GITME OLURMU. SENSIZ BEN BURALARDA NE YAPARIM" dedi. "SENI HIÇBIR ZAMAN BIRAKMAYACAGIM.." dedim. Okul kapanmisti. Sinav günü gelmisti. onu aradim. "INSALLAH KALBINDEKI YERI KAZANIRSIN" dedim . "KAZANDIM BILE... ÇÜNKÜ KALBIMDE SEN VARSIN!!! " dedi.. Ben o an müthis derecede sevinmistim. Sonra sinava girdim. Sinavda dualar ediyordum. Arzu yanimda olsun diye. Ama onun benim yanimda olmasi için benimde istanbul içinde bir yere puan tutturmam lazimdi. Ve bunlari düsünerek sinavdan çikmistim. Sinavdan sonra hemen arzuyu aradim. Nasil geçti diye sordum. "ÇOK IYI.. SENINKI NASILDI" diye sordu. Benimkide iyiydi dedi. O sene tatile gitmemisti. Bütün yaz beraberdik Sinav sonuçlari açiklaninca kendi kazandigim yere baktigimda sok olmustum. Bogaziçi gibi bir yeri tutturmustum. Bu mutlu haberi hemen arzuya ilettim. O da çok sevindi. Sen nereyi kazandin diye sordum. "ILK TERCIHIM AÇIKÖGRETIMDI.. ORAYI KAZANDIM.." deyince dünyalar benim olmustu. Bir ara ailesinin yanina gitti. Bir hafta kadar sonra geri geldi. Onlarida çok özledim. Onun için gittim dedi. En sonunda ben üniversiteye yazildim. Ilk gün beraber gittik. Kantindeki manzara çok güzeldi. Köprünün bir kismi gözüküyordu. Deniz ayaklarinin altindaydi. Kantinde çevreme baktim. Her kesimden insan vardi. "NE KADAR ÖZGÜR BIR YER DEGIL MI?" diye sordum. Gözlerimin içine öyle bir baktiki "NE OLDU? NIYE ÖYLE BAKIYORSUN" dedim. "BEN SANA BIR ISIM TAKMISTIM. DEMIN ONU SÖYLEDIN?" dedi. "NEYMIS O ISIM" diye sordum. "BASBASA KALDIGIMIZ BIR ZAMAN SÖYLERIM." dedi. "PEKI " dedim.

Yariyil tatili yaklasirken arkadaslarimla kantinde konusurken biri "YAA. HARÇLARADA BAYA ZAM YAPTILAR BEE" dedi. Ben sasirmistim. Daha bir açiklayici olmasini istedim. Çok para istiyorlarmis. Zaten benim babam harcin bir kismini zar zor vermisti. Bu kadar parayi kesinlikle bulamazdi. Hemen rehber ögretmenin yanina gittim. Herseyi anlattim hocaya. Hoca "DERSLERIN NASIL DIYE SORDU." diye sordu. "PEK IYI DEGIL" dedim. Biraz daha konustuktan sonra benim babamin bu parayi bulamayacagini söyleyerek birazda kizarak kaydimi sildirdim. Üniversite hayatim tamamen bitmisti. Canim çok sikiliyordu. Ama ARZU hep yanimda oldu. Bu durumu hemen atlattim. Bir ay sonra arzu telefon etti. Aglayarak "NE OLUR YANIMA GEL!!" dedi. Ben sok olmustum. Telefonu kapattigim gibi teyzesinin evine gittim. Kapiyi çalar çalmaz açti. Beni karsisinda görünce daha çok aglamaya basladi. Onu salona kadar götürdüm. "NE OLDU KIZIM.. ANLATSANA" dedim. "BILIYORSUN.. BABAMI ISTEN KOVMUSLARDI.... KAÇ AYDIR IS ARIYOR.. EN SONUNDA BURDA YAPAMIYACAGIMIZI, IZMIRDEKI AKRABALARDAN BIRININ IS TEKLIFI YAPTIGINI SÖYLEDI. BABA GITMEYELIM DEDIM AMA O BENI DINLEMEDI. 2 GÜN SONRA IZMIRE TASINIYORUZ.." dedikten sonra hüngür hüngür aglayarak boynuma sarildi. Ben bu sözleri duyunca sok oldum. Dayanamayip bende agladim. "SEN AGLAMA.. BEN SENIN AGLAMANA DAYANAMIYORUM. " dedi. Salonun ortasinda konusmadan öylece duvarlara bakiyordum. "PEKI NE YAPACAGIZ" dedim. "BILMIYORUM. " dedi. Ben felaket derecede üzülmüstüm. Sevdigim kiz bu sefer gerçekten gidiyordu. Hemde dönmemecesine. Bir ara o bana bakti ve gülmeye basladi. "NEDEN GÜLÜYORSUN" dedim. "SEN BENIM EN ÇOK NEYIMI SEVIYORDUN" diye cevap verdi. Sonra bende gülmeye basladim. "SENI AGLARKEN GÖRMEK BENI KAHREDIYOR.. LÜTFEN AGLAMA" dedi. Sonra bende ne demek istedigini anladim. Gözlerine baktim aglamamak için kendini zor tutuyordu. O bana ben ona bakiyorduk. Ikimizde biliyorduk 2 gün sonra ayrilacagiz. Sonra birden "HANI SEN ÜNIVERTEDEKI ILK GÜNÜMDE BANA BIRSEY SÖYLEMISTIN HATIRLADINMI" diye sordum. "HIÇ UNUTMADIM KI " dedi. "NEYDI BANA TAKTIGIN O ISIM " dedim. Elini kalbime koydu ve gözlerimin içine bakarak "ÖZGÜR ADAM" dedi. Ben donmustum. Ama kalbimde öyle bir sicaklik hissettim ki anlatamam. "NEDEN.... " diyecektimki elini agzima götürüp susmami söyledi. "SEN SOKAKLARDA BENI DÜSÜNÜRKEN BEN SENI RÜYALARIMDA GÖRÜYORDUM. SOKAKLARDA DOLASIP BENI DÜSÜNÜYORDUN. BUNU SADECE ÖZGÜR BIR ADAM YAPAR." dedi. O an içimden "ISTE GERÇEK SEVGI BU OLMALI " dedim. O gün onlarda kaldim sabahleyin kalktigimizda telefon çaldi. Arayan babasiydi. Hemen eve gelmesini istedi. Onu istemiyerek de olsa evine götürdüm. Ona sordum "NEREDEN SAAT KAÇTA GIDIYORSUNUZ." Cevap vermedi. "SENIN AGLAMANA DAYANAMIYORUM. " dedi. "AKSAMA SON KEZ BULUSALIM"dedim. Kafasini evet anlaminda salladi.

Onu biraktiktan 1-2 saat sonra yagmur yagmaya basladi. Aksam olunca evinin önünde onu beklemeye basladim. Onu çagirdim. Asagiya geldi. "BIRAZ YÜRÜYELIM" dedim. "AMA BU YAGMURDA.. YA HASTA OLURSAN BEN NE YAPARIM" dedi. "SANA BIRSEY SÖYLEYECEGIM." dedim. Gözlerinin taa içine bakarak. Gözlerinin içi parlamisti bir anda "HADI YÜRÜYELIM !!! " dedi. Yagmur altinda koca sokakta yürümeye basladik. Bir kaç adimdan sonra bana döndü. "NE OLUR SÖYLE!! ARTIK O IKI KELIMEYI DUYMAK ISTIYORUM!!!" dedi. Anlamisti sanirim. Bu sefer söyleyecektim. Gözlerimi kapattim. "SÖYLE!! NE OLUR SÖYLE!!" diyordu. "SENI S.." dedim ve ARZU diye kalin birsesle irkildim. Camdan babasi çagiriyordu. Arzuda bana usul usul bakarak evine gitti. O koca caddede sadece o ve ben vardik. O bana bakarak eve giderken, ben ona elimi uzatmis "NE OLUR GITME.. BENI BIRAKMA!!!!!" diyordum. Apartmana girerken bana son bir kez bakti ve güldü. Ben kaderime isyan ediyordum. Sevdigim kiza bir kez olsun onu deliler gibi sevdigimi söyleyemedim diye. Sevdigim kizi elimden aliyorlar diye. Kalbim çok aciyordu. Onsuz ne yapacagimi düsünüyordum. Ertesi gün erkenden kalktim. Evlerinin önüne gittim. Ama camlarinda perde yoktu. Apartmana kosarak girdim. Kapi açikti eve girdim hiçbir esya yoktu. Bütün odalar bombostu. "SIZ KIMSINIZ" diye bir sesle irkildim. "BEN ARZUNUN BIR ARKADASIYIM. ONU ZIYARETE GELDIM " dedim. "ONLAR TASINDILAR.. BIR DAHA ISTANBULA BELKIDE HIÇ GELMEYECEKLER. BEN ONLARIN KOMSUSUYUM. SEN GALIBA O ÇOCUKSUN." dedi yasli teyze. "HANGI ÇOCUK" diye sordum. "BAZEN ARZU' YU EVDE GÖRÜRDÜM. ÇOK NADIREN. ONU HER GÖRDÜGÜMDE KENDI DUVARINA BAKIP DALARDI.. GÖZLERI DOLARDI.. SANIRIM BIRINI DÜSÜNÜYORDU. DELIKANLI,,,,, BIZDE GENÇ OLDUK.. BIZDE BU DUYGULARI YASADIK.. ALLAH SANA YARDIM ETSIN!!!" dedi ve gitti. Ben hemen onun odasina gittim. Ve duvarina baktim. Baktigim gibi gözlerim doldu. Bir kalp resmi vardi. Çok ufakti. Ama benim için çok büyüktü. Kalbin içinde birseyler yaziyordu. Yaklasip baktigimda kalbimde bir sicaklik hissettim. Kalbin içinde "ÖZGÜR ADAM" yaziyordu. Gözlerim dolmustu. O bana böyle bir isim takmisti. Demek duvara bakip beni düsünüyordu. Diye geçirdim içimden. Ne yapacagimi bilmiyordum. Gene sokaklarda bos bos dolasiyordum. Ama bu seferki bir baskaydi. Içimde kötü bir his vardi. Sanki bir sey olacakmis gibi bir his vardi içimde.

Aradan 4 gün geçti. O GÜN 2 MARTTI. Aksam uyuyamamistim. Geceleyin hava biraz bozuktu. Gökyüzüne bakip ayi aradim. Ama bulamadim. Uykuya dalar gibi oldum. Kalbimde çok büyük bir aciyla uyandim. Kalbim çok aciyordu. O an aklima arzu geldi. Acaba ne oldu diye düsünürken, aklima gökyüzü geldi. Orda ayi aradim. Bir kaç dakika sonra görmüstüm. Hemde bütün ihtisamiyla duruyordu. Bembeyazdi. Onu düsünürken gene kalbimde bir aci hissettim. Tam o anda ayin yanindan bir yildiz kaydi. 10 saniye boyunca o yildizin kayisini izledim. Izlerkende kalbim aciyordu. Yildiz kaydi. Kalbimin acisida durdu. "ACABA NE OLDU" dedim içimden. Ertesi günler içimde bir huzursuzluk vardi. Asagi yukari 2 hafta olmustu. ama arzu hala aramamisti. 9 mart günü telefon çaldi. Arayan fulyaydi. Sesi aglamakliydi. "RIDVAN" dedi. "BEN SU AN IZMIRDEYIM. ARZU VE BABASI TRAFIK KAZASINDA ÖLDÜ.. MURAT ABIMDE KOMADAN YENI ÇIKTI. NE OLUR METIN OL" dedi. Ben yikilmistim. Telefonu kapattim. Yere diz çöktüm. "ALLAHIM!!!! NEDEN BEN ?" dedim. Kendi kendime bir söz söyledim; "KAYBETMEYE MAHKUM BIR ADAMSIN!!" kisaca KMBA derdim. Disari çiktim. Sahil kenarina gittim. Aglamamak için acayip çaba sarfediyordum. Çünkü o benim aglamami istemezdi. Sahile vardim. Kimse yoktu. Deniz acayip dalgaliydi. "HAYIR YA !!! NEDEN BEN YA NEDEN!!!" bagirmaya basladim. En sonunda dayamayip agladim. Gözümden bir yas damladi. Kalbimde bir sicaklik hissettim. Sanki bana aglama diyordu. Ama ben kendimi tutamiyordum. Deliler gibi agliyordum. Simdi ne yapacagim diyordum kendi kendime. O aksam deli gibi yagmur yagiyordu. O yagmurlu sokaklarda, o soguk caddelerde ben tek basima aglayarak dolasiyordum. Aglamam hiç durmuyordu. Hep onu düsünüyordum. Birkaç gün sonra gene fulya aradi. "NE OLUR AGLAMA.. BILIYORSUN!! O SENIN AGLAMANI HIÇ ISTEMEZDI." dedi. "PEKI " dedim. Bana telefonda herseyi anlatti. Kazanin nasil oldugunu. Kimin hatali oldugunu. Ondan mezarligin adresini aldim. Sonra hemen bir ise basladim. Amacim para bulup bir an önce mezarliga gitmekti. Kafama koymustum, mezarligin yanina gittigimde birsey yapacaktim. HALA DÜSÜNÜYORUM.....

fıkranın devamı

Uluçınar Köyünden 3 dönümlük bir bahçe satın almaya karar verdim.
İki odali kerpiç bir bag evinin oldugu bu bahçenin her yani çim, çiçek ve meyva agaçlari ile doluydu. Kiraz, dut, seftali, erik. Menekseler, güller, kasimpatilar...
Evi satan kisiyle tüm bahçeyi dolastik bir süre.
Birden
- "ne alaka"
dedirtecek bir agaç gördüm. Hurma agaci. Bu yörede hurma yetismez ki. Marmara Bölgesinde ne isi var bunun? Satici gülümsedi. Aci bir gülümseyisti bu.
- "Yillar önceydi"
diye basladi anlatmaya.
- "Hastalandim.Yataklara düstüm.Hastaneye kaldirmislar beni. Ölmek
üzereyim. Sanirim cigerimde kocaman bir yara. Doktorlar ümidi kesmis. Sevdigim bir kiz var. Bir gün çikmis gelmis hastaneye. Nasil sormus, nasil bulmus. Konustuk saatlerce. Aglastik. "Seni ölene dek beklerim"
dedi. Sonra tam ayrilik zamani cebinden bir hurma çekirdegi çikardi verdi.
- "Bereket versin diye hep yanimda tasirim bu çekirdegi, senin olsun"
dedi.
- "Baktikça beni an, seni bekledigimi bil ve tez iyiles."
- "O küçük çekirdek, hayata uzanan bir köprü oldu bana. Pijamamin cebinde sakladim aylarca. Kimse bilmedi. Avucuma aldim. Ellerime degen kestane renkli saçları oldu. Baktım. Zeytin gözlerini gördüm.
İstersen Mucize de sen bu olaya. Iyileştim. Ölümü beklerken taburcu oldum. Bu bahçeye geldim. Hurma çekirdegini bahçeye diktim. Yöresi degildi. Mevsimi degildi. Ama diktim. Tuttu. Filiz oldu. Fidan oldu. Agaç oldu."
Adam biran Sustu. Çekinerek sordum.
- "Ya sevdigin kiz?"
Gözlerindeki parlaklik yaş olup yanaklarına süzülürken,
- "o bir hurma agaci gibi dayanikli degildi"
dedi.
- "Gelin oldu. Elin oldu."

fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

« 1...4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14...20 »
Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama