Çocuk Fıkraları

loading...

Küçük Ali annesinin elinden tutmuş, birlikte alışverişe gidiyorlar. Bu sırada yol kenarında bir at arabası beklemekte. At bir aygır olduğundan ve hemen ilerideki at arabasının önündeki kısrağı gördüğünden malafatı kaldırmış ucu yere değiyor. Ali hemen annesini çekiştirerek sormuş:
-Anne şu sallanan kocaman şey ne?
Annesi utana sıkıla Ali'ye cevap vermiş
-Birşey değil oğlum birşey değil
Bunu duyan at arabacı hemen cevabı yapıştırmış:
-Hanım hanım buna da birşey değil diyorsan gözünü toprak doyursun...
fıkranın devamı

Kız hayatında ilk defa bir partiye gidecekmiş,annesi o akşam kızına öğüt veriyormuş.
-Kızım bak sen bu partileri bilmezsin burada çapkın erkekler olur seninle yatmak için her şeyi yaparlar eğer böyle bir şey olursa ona çocuğumuzun adı ne olsun diye sor hemen telaşlanır ve senden uzaklaşır.
Kız partiye gitmiş biraz sonra bir genç, kızı dansa kaldırmış dans ederlerken genç kızı okşamaya sarkıntılık yapmaya başlamış. Kız hemen
-"Çocuğumuzun adı ne olsun" demiş, genç tırsmış ve gitmiş. Bir sure sonra başka bir genç gelmiş yine aynı sarkıntılıklar başlamış kız yine
-"Çocuğumuzun adı ne olsun" demiş ve genç yine panik bir şekilde kaçmış, biraz sonra bir genç daha gelmiş, dansetmeler falan derken yine aynı sarkıntılıklar başlamış, kız yine
-"Çocuğumuzun adı ne olsun demiş ama değişen bir şey yok daha sonra dışarı çıkıp ıssız bir yer bulmuşlar kız yine
-"Çocuğumuzun adı ne olsun" demiş gençte yine bir şey yok biraz sonra genç kızın elbiselerini çıkarmış kız yine
-"Çocuğumuzun adı ne olsun" gençte yine bir şey yok genç kızla sevişmeye başlamış kız
-"Çocuğumuzun adı ne olsun" demiş genç yine sessiz bir süre sonra genç işini bitirmiş kız yine
-"Çocuğumuzun adı ne olsun" demiş. Genç kalkmış prezervatifi çıkarıp bir düğüm atmış
-"Buradan çıkabilirse David Cooperfield olsun.
fıkranın devamı

Eve bir gün tesisatçı çağırmışlar. Adam çalışırken evin küçük oğlu gelip seyretmeye başlamış. Tesisatçı da çocuğun ilgisini görünce takım çantasından tornavidayı çıkartıp çocuğa: "Bu ne biliyor musun?" demiş. Çocuk da "biliyorum, babamda bundan iki tane var. Küçüğüyle prizleri kontrol eder, büyüğüyle masanın bacaklarındaki vidaları sıkar" demiş. Tesisatçı: "İyi, aferin oğlum" demiş.

Sonra eline anahtarı almış "Peki bu ne biliyor musun?" demiş. Çocuk: "Biliyorum. Babamda bundan iki tane var. Küçük olanıyla muslukları değiştirir, büyük olanıyla boruları tamir eder."demiş. Tesisatçı "Çattık be..." demiş içinden.

Bu kez de çekici alıp "ya bunu bilecek misin?" deyince çocuk "Biliyorum, babamda bundan iki tane var. Küçüğünü cam takarken kullanır, büyüğünü de duvar kırarken kullanır" demiş.

Her sorduğuna cevap yetiştiren çocuğa tepesi atan tesisatçı bu sefer fermuarını açıp göstermiş: "Bunu da bilecek misin lan ukala?" deyince çocuk: "Biliyorum, bundan babamda iki tane var. Küçüğüyle çişini yapar, büyüğüyle de annemi" demiş
fıkranın devamı

Öğretmen ödev olarak :Devlet,millet,vatandaş,istikbal kelimelerinin anlamlarını yazın gelin,demiş. Öğrenci akşam babasına:
-Baba Öğretmenim ödev verdi devlet,millet,vatandaş ve istikbalin anlamlarını yazacağım.Babası:
-Devlet benim millet annen vatandaş sen istikbal ise(kundakdaki bebeği göstererek)o demiş.
Ertesi gün ödevine şunları yazmış:
-Devlet milleti s....kiyor,istikbal bok içinde vatandaş ne yapsın?
fıkranın devamı

Küçük Aylin'e teyzesi bir milyon lira vermişti. Küçük kız bir şey demeden parayı cebine attı. Bunun üzerine annesi söze karıştı.
-Aylin, teyzene ne demen lazım?
Aylin cevap vermedi. Anne bunun üzerine yardım etmek istedi.
-Baban bana para verdiği zaman ben ne diyorum?
Birden gözleri parlayan Aylin:
-Hepsi bu kadar mı? diye atıldı.
fıkranın devamı

Hristiyan ülkelerden birinde yaşayan çocuk hep matematikten sıfır almaktadır. Aileside çocuğu bir faydası olur diye onu katolik kilisesine gönderir. Bundan sonra çocuk hep matematik dersi dahil tüm derslerden hep pekiyi almaktadır. Bunun üzerine ailesi çocuğa sorar:
Ne değişti?
Çocuk cevap verir:
- Artı işaretine çivilerle çakılmış adamı görünce durumun ciddiyetini anladım.
fıkranın devamı

Temel in 3 tane sevgilisi vardir.Biri ögretmen, biri doktor, biri de santralcidir.
Fakat ögretmenle evlenmeye karar verir. Bunu bilen arkadasi sorar
- Niye ögretmen de digerleri degil?
diye.
Temel de ona döner:
-Ula der, bilmez misin doktorlar "bugün git yarin gel" der, santralci de "su an mesgul daha sonra tekrar deneyin" der. Ama ögretmen ne der? Hadi bir daha
tekrarliyalim...

fıkranın devamı

Buyuk sirketlerden birinin patronu, bilgisayar sistemleriyle ilgili
onemli bir arızanın acilen giderilmesi için bilgisayar muhendislerinden
birinin evine telefon eder.
Karsi taraftan fisildayan bir cocuk sesi
- "Alo" der.Patron sorar:
- "Baban evde mi? Cocuk fisildayarak cevap verir:
- "Evet".Patron sorar:
- "Onunla konusabilir miyim?" Cocuk fisildayarak cevap verir:
- "Hayir".Patron sasirarak:
- "Peki annen evde mi?".Cocuk fisildayarak:
- "Evet".Patron:
- "Peki onunla konusabilir miyim?".Cocuk yine fisildayarak:
- "Hayir".Patron saskin:
- "Orada baska kimse var mı?"
- "Evet" der cocuk fisildayarak.
- "Bir polis memuru var".Mühendislerinden birinin evinde polisin ne isi olduğuna anlam veremeyen adam sorar:
- "Memur beyle konusabilir miyim?"
- "Hayir" der ufaklik, şu anda mesgul".İyice meraklanan patron:
- "Neyle mesgul?" Cocuk fisildayarak cevaplar:
- " Annem babam ve itfaiyeci amcalarla konusuyor"
Meraklanan ve endiselenen patron, telefondan gittikce artan bir gurultu duyar:
- "Bu ses de ne?.." diye sorar.
- "Helikopter" der çocuk, hala fisildayarak.Panikleyen patron:
- "Neler oluyor orada" diye sorar.Cocuk hala fisildayarak:
- "Arama kurtarma timi geldi".Patron endiseli ve neler olduğunu bilememenin kizginligi icinde:
- "İyi de neyi ariyorlar...?".Kucuk cocuk hala fisildayarak ve kikirdayarak cevap verir...
- "BENİ..."

fıkranın devamı

birgün çocugun biri kumsalda tek basina oyun oynuyomus cocugu gören nöbetçi polis çocugun yanina yaklasip
-"napiyosun evladim"der babacan bir sesle,
-"polis yapiyorum bey amca" diye cevap verir.gururlanan polis,
-"aferin sana ne kullaniyosun" diye sorar.çocuk;
-"biraz kum biraz su biraz da bok karistiriyorum"diyince polis köpürür ve çocugu bi güzel döver. bu dayak muhabbeti 3-5 gün sürer. artik çocugu dövmeyi adet edinen polis çocugu yine dövmek için;
-"napiyon lan burada"diye sorar.yedigi dayaklardan çehresi degismis olan çocuk;
-"jandarma yapiyorum amca" der. bu cevaba sasiran polis;
-"ne kullaniyorsun" diye sorar. çocuk;
-"biraz su biraz da kum karistiriyorum"
der. polis;
-"hani bunun boku" diye sorar,cocuk;
-"boku karistirinca polis oluyo amca der.
fıkranın devamı

Loise Redden isimli çok fakir giyimli bir kadın yüzünde bir hüzünle bir manava girer.

Dükkan sahibine mahcup bir şekilde yaklaşır. Kocasının çok hasta olduğunu, çalışamaz duruma düştüğünü ve yedi çocuğu ile birlikte aç kaldıklarını ve yiyeceğe ihtiyaçları olduğunu söyler. John Longhouse isimli manav ona ters bir şekilde bakarak derhal dükkanını terk etmesini ister.

Kadın ailesinin ihtiyaçlarını düşünerek, lütfen efendim der, paramız olur olmaz getirip borcumu ödeyeceğim. John kendisine bir kredi açamayacağını çünkü onun eski bir müşterisi olmadığını, kendisinde bir hesabının bulunmadığını söyler.

O sırada dükkanın dışında bekleyen bir müşteri ikisinin arasında devam eden bu konuşmayı dinlemektedir. İçere girerek John'a yaklaşır ve ben o kadının almak istediklerine kefilim der. Ailesinin ihtiyacı olan şeyleri ona ver.

Bunun üzerine manav çok isteksiz bir şekilde kadına döner ve bir alış-veriş listen var mıydı diye sorar Louise "Evet efendim" der. "Tamam" der manav. "Şimdi onu terazinin şu kefesine koy, onun ağırlığınca diğer kefeye istediklerinden koyacağım.!"

Louise bir an duraksar, sonra başını önüne eğer ve çantasını açarak üzerine bir şeyler karalanmış bir kağıt parçasını çıkartır ve manavın kendisine gösterdiği kefeye özenle bırakırken başı hala öne eğiktir.

Manavın ve diğer müşterinin gözleri terazinin kefesine dikilirken hayretle büyümüştür. Manav müşteriye dönerek, kısık bir sesle, "İnanamıyorum." Der. İnanılacak gibi değildi. Müşteri manava gülerken manav çoktan diğer kefeye eline geçeni doldurmaya başlamıştır ama nafile, diğer kefeyi yerinden bile kıpırdatamamıştır.

Terazinin kefesi artık üzerindekileri almayacak kadar doldurduğunda çaresiz hepsini bir torbaya doldurarak kadına verir. Şaşkınlıkla üzerinde bir şeyler çiziktirilmis kağıdı eline alır ve okur. Bir de bakar ki orda bir alış-veriş listesi yoktur. Sadece bir dua yazılıdır.

"Tanrım neye ihtiyacım olduğunu sen bilirsin, kendimi senin ellerine teslim ediyorum."

Manav taş gibi bir sessizliğe bürünmüştür. Loise kendisine teşekkür ederek dükkandan ayrılır. Müşteri John'un eline bir elli dolarlık tutuştururken, "her kuruşuna değdi" der.

Daha sonra John Longhouse terazisinin kefelerinin kırılmış olduğunu görür. Bu nedenle duanın ne kadar ağır çektiğini sadece Tanrı bilir.

Dua bizim için hiçbir maliyeti olmayan bedava bir hediyedir...

fıkranın devamı

Ali babasına sormuş;
- ''Baba ben nasıl dünyaya geldim?''.
- ''Gece annenle yatmaya gittiğimizde yatağın çevresine şeker koyduk sabah kalktığımızda sen gelmiştin''.
Bu fikir Ali'nin ilgisini çekmiş ve denemeye karar vermiş. Yatarken yatağının çevresine şeker koymuş. Sabah bütün karınca, böcekler, vs yatağın çevresindeymiş.
Ali;
- ''Ulan şimdi size elimin tersiyle bir korum ama baba yüreği işte''...
fıkranın devamı

Senin Yaşındayken
Baba çocuğuna :"Oğlum, Atatürk senin yaşındayken sınıfının
birincisiydi." demiş. Çocuk da babasına :"Senin yaşındayken
de Cumhurbaskanıydı."

fıkranın devamı

Her akşam yatmadan önce Tanrı`ya bana bir bisiklet vermesi için dua ederdim.
Bir gün Tanrı`nın çalışma tarzının bu olmadığını anladım.
Ertesi gün gittim, kendime yeni bir bisiklet çaldım ve her akşam yatmadan önce
Tanrı`ya günahlarımı affetmesi için dua ettim.


fıkranın devamı

Vietnam'da savaştıktan sonra evine dönmekte olan bir asker hakkında bir hikaye anlatılır...
San Francisco'dan ailesini aradı ve;
''Anne baba, eve dönüyorum ama sizden bir şey rica ediyorum.Yanımda bir arkadaşımı da getirmek istiyorum.''
''Memnuniyetle... Onunla tanışmak isteriz'' diye cevapladılar.
Ogulları; ''Bilmeniz gereken birşey var'' diye devam etti. ''Arkadaşım savaşta agır yaralandı. Bir mayına bastı ve bir koluyla ayagını kaybetti. Gidecek hiç bir yeri yok, onun gelip bizde kalmasını istiyorum.''
''Bunu duyduguma çok üzüldüm oglum. Belki onun başka bir yer bulmasına yardımcı olabiliriz.''
''Hayır anne, baba onun bizimle yaşamasını istiyorum.''
''Oglum'' dedi babası, ''Bizden ne istedigini bilmiyorsun. Onun gibi özürlü birisi bize korkunç yük olur. Bizim kendi hayatımız var ve bunun gibi bir şeyin hayatımıza engel olmasına asla izin veremeyiz. Bence bu arkadaşını unutup eve dönmelisin. O kendi başının çaresine bakacaktır.''
Oglu o anda telefonu kapattı. Ailesi ondan bir süre haber alamadı. Ama bir kaç gün sonra, San Francisco polisinden bir telefon geldi. Ogullarının yüksek bir binadan düşüp öldügünü ögrendiler. Polis bunun intihar olduguna inanıyordu. Üzüntü içinde olan anne ve babası hemen San Francisco'ya uçtular ve ogullarının cesetini tespit etmek için şehir morguna götürüldüler. Onu tanıdılar, ve bilmedikleri bir şeyi daha ögrenince dehşete düştüler.

Ogullarının sedece bir kolu ve bir bacagı vardı!...


fıkranın devamı

Bir gün küçük çocuğun birisi parkta bir bankın üzerinde oturmuş şekerlerini yiyormuş yaşlı adamın birisi gelmiş çocuğun yanına oturmuş:
-Bak evladım bu kadar şeker yersen bütün dişlerin dökülür.
Çocuk:
-Bak amca benim dedem 110 yaşına kadar yaşadı demiş.
-Yaa dedendemi çok şeker yiyordu?
-Hayır amca herşeye burnunu sokmuyordu...
fıkranın devamı

Dedesi,torununu gezdiriyordu. Önlerinden cok güzel bir otmobil gecer.Dedesi:
-Bak yavrum der; "düt düt" geciyor.Cocuk gayet sakin bir cevap verir:
-Dedecigim, o "düt düt" dedigin; sekiz silindirli, otomatik vitesli, doksan sekiz model bir mersedestir.
fıkranın devamı

Guvatr hastası adam otobüse binmişti ama çocuğun biri gözlerini dikmiş, ona bakıyordu. Çocuğun bakışlarından adamcağızın sinirleri bozuldu ve "Bana bakmaya devam edersen, yerim seni!" deyince çocuk cevabı verdi:<BR>- Önce boğazındakini yut, sonra sıra bana gelsin!
fıkranın devamı

Askerin birine sordular:
- Neden savaşa gitmiyorsun?
- Valla düşmanlardan birini bile tanımam. Onlar da beni tanımazlar. Öyleyse niye düşmanlık olsun aramızda?
fıkranın devamı

Bir kaç kişi yanlarına ilkokul çocuklarını alıp kıra yağmur duasına çıktılar.Birisi:
"Nereye götürüyorsunuz bu çocukları?" diye sordu.
"Yağmur duasına götürüyoruz. Çocukların duası kabul olurmuş da". dediler. adam "Çocukların duası kabul olsaydı, dünya yüzünde bir öğretmen bile kalmazdı!" dedi
fıkranın devamı

- Nasıl senin küçük konuşmasını öğrendi mi?
- Ah hem de nasıl? Şimdi susmasını öğretmeye çalışıyoruz?
fıkranın devamı

Adamın biri yabancı bir şehirde, bir evin kapısını çalarak bir ricada bulunur:
- Çok susadım ve buralarda su bulamadım. Lütfen bana bir bardak su verir misiniz? Kapıyı açan çocuk, adamın yüzüne bakarak:
- İstersen ayran getireyim, der.Adam bu teklifi memnuniyetle kabul ettikten sonra, çocuk bir çanak ayran getirir.Adam ayranı içtikten sonra çocuk:
- İstersen daha getireyim, der.
- Zahmet olur yavrum.
- Hayır ne zahmeti. Zaten bu ayranın içine fare düştüğü için nasıl olsa dökecektik! Bunun üzerine, adam iğrenerek elindeki ayran çanağını hiddetle yere atıp parçalayınca, çocuk feryadı koparır:
- Anneee, kapıdaki adam köpeğin çanağını kırdı...
fıkranın devamı

Anaokulunun son günü küçük öğrenciler öğretmenlerine hediye verdikleri bir parti duzenler. Çiçekcinin oğlu öğretmene bir hediye paketi uzatır. Öğretmen paketi yavaşça sallar eliyle tartar ve
- Sanırım bu bir buket çiçek..?
- Doğru.. Nerden bildiniz öğretmenim ??
- Şey, tahmin ettim..

Sıradaki öğrenci şekercinin kızıdır. O da öğretmene bir hediye verir. Öğretmen gülümseyerek paketi alır, eliyle tartar ve hafifçe sallar:
- Sanırım bu bir kutu çikolata..
- Aaa, nerden bildiniz öğretmenim ??
- Şey, bir tahmin sadece. Nasılsa tuttu işte..

Bir sonraki hediye TEKEL bayisinin oğlundan gelir. Öğretmen paketi alır ama alttan küçük bir sızıntı vardır. Paketi tutarken parmağı ıslanan öğretmen yavaşça parmağını diline sürer:
- Bu şarap olabilir mi ?
- Hayır öğretmenim !! …diye bağırır çocuk heyecanla.
Öğretmen tekrar sızan yerden bir damlayı parmağıyla alıp tadına bakar:
- Şampanya öyleyse...?
Daha da heyecanlanan çocuk ..
- HAYIR öğretmenim !!
Öğretmen sızıntının bir daha tadına bakar:
- Tamam.. Pes ediyorum, bilemeyeceğim. Nedir bu ??
Çocuk neşeyle haykırır:
- Bir köpek yavrusu !..?
fıkranın devamı

Küçük Alican 5 yaşına kadar hiç konuşmamıştı ve ailesi bu duruma çok üzülüyordu.O gün kahvaltıda birden:
"Nerde bu kahrolası şeker?" dedi. Babası nerdeyse küçük dilini yutacaktı, annesi sevinçten ağlamaya başladı:
"Oğlum sen konuşabiliyorsun, şimdiye kadar niye tek kelime etmedin?"
Alican asık suratla:
"Şimdiye kadar herşey yolundaydı!"
fıkranın devamı

Kadın afacan çocuğuyla beraber taksiye binmiş. Yolda giderlerken çocuk başlamış;
- Annem öğretmen olsaydı, babam öğretmen olsaydı ben de öğretmen olurdum. Annem doktor olsaydı babam doktor olsaydı ben de doktor olurdum. Annem mühendis olsaydı...
Çocuk sürekli birbiri ardına meslekleri sıralıyor hiç susmuyormuş. Artık taksi şöförünün canına tak etmiş ve kendini tutamayarak;
- Be piç annen or.spu, baban pezevenk olsaydı sen ne olurdun?
Çocuk duraksamaksızın yanıtlamış;
- Ne olacaktım amca, TAKSİ ŞÖFÖRÜ...
fıkranın devamı

Şehirin birinde çok zengin bi dam varmış. polis adamın çalışmadığı halde bu kadar çok parayı nerden kazandığını araştırıp duruyormuş.
en sonunda adamı karakola çağırmışlar o kadar paranın hesabını vermesi için.
adam gitmiş karakola. komser hemen lafa dalmış.
-anlat bakalım bu kadar parayı nasıl kazandın. üstelik bir işin bile yok.
-ben herkesle iddiaya girerim komserim. ve her iddiayı da kazanırım.
-olum sadece iddiaya girerek bu kadar para kazanılırmı.
- size kanıtlıyablirim komiserim.
-nası kanıtlıyacan.
-sizinle bi iddiaya girelim benim hiç iddia kaybetmiyeceğimi anlarsınız. 100 dolarına bahse girerimki ben sol gözümü ısırırım.
komiser düşünmüş. bi insan nasıl gözünü ısırabilir diye ve sonunda olamıyacağına karar verip iddiaya girmiş.
adam bunun üzerine takma olan sol gözünü çıkarıp ısırmış.
komiser hayretle onu izledikten sonra.tamam ama bir iddiayla sana inanacak değilim demiş.
adam peki demiş. 500 dolarına iddiaya girerimki. sağ gözümü de ısırırım.
komiser iki gözü de takma olsa bu adam göremez herhalde deyip bi daha girmiş iddiaya.
sonra adam takma dişlerini çıkarıp sağ gözünü de ısırmış.
komser yine şaşırmış ama pes etmemiş. hala inanmadım demiş.
adam tamam sizinle son bir iddiaya daha girelim üstelik bu sefer bedava demiş.
komser hemen kabul etmiş.nedir iddia demiş?
benim s*kimin uzunluğu buradaki herkesin s*klerinin toplam uzunluğundan daha fazladır demiş.
komser şöyle bi etrafına bakmış. yaklaşık on kişi var. herbirininki 15 santim olsa toplam 150 santim yapar. tamam demiş girmiş iddiaya.
adam indirmiş donunu bi bakmışlar ki küçücük bişey.
komiser hani uzundu lan demiş.
adam çekin komserim. çekerseniz uzar demiş.
komser adamın sikini çekmeye başlamış. çekiyomuş çekiyomuş. uzamıyomuş.
o sırada adam bi arkadaşına telefon etmiş.
-alooo Ali olum komserin eline verdim 100.000$'ı hazırla.
fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

« 1 2 3 4 5 6 7 8 »
Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama