Diğer

loading...

Rüyasında arkadaşını bir kamyona çarparak öldüğünü gören arkadaş anlatır ölüye işte sen öldün ağladık sızladık felan ölen ağzı açık dinler seni gömdük ki mezarlıktan ayrılırken mezardan bir ışık saçıldı hepimiz merak ettik diye ölü benim nurumdur der ve mezarı açtığımızda birde ne görelim kamyonun farı **tüne girmişş
fıkranın devamı

KUMKAPI'da bir balıkçı bağırıyor:

Canlı balık,canlı balık...

Yaşlı bir teyze,yaklaşıp soruyor:

Evladım balıklar taze mi?

Canlı balık, canlı balık...

Evladım balıklar taze mi?

Teyze, canlı diyoruz ya işte!..

A evladım, ben de canlıyım ama taze miyim?
fıkranın devamı

Hamdi ve Halil adında iki profesör arkadaş varmış.Bunlar araştırma için dağa çıkmışlar,çadırlarına kurp uyuyorlarken Hamdi seslenmiş,
sakin bir sesle:
- Halil gökyüzüne bak ve bana ne gördüğünü söyle
- Yıldızlar net gözüküyor bu demek oluyor ki bulut yok ve yarın hava güzel olacak.Bu bizim için iyi ve ayrıca yıldızlar çok büyük ve parlak buda demek oluyor ki bu dağ en az 100 m.
Hamdi sinirli bir şekilde yanıt verir:
- ULAN HALİL BIRAK ŞİMDİ BİLİMSEL AÇIKLAMALARI GÖRMÜYOR MUSUN ÜSTÜMÜZDEN ÇADIRI ÇALMIŞLAR!
fıkranın devamı

Köyün birinde ayagı topal bir genç varmış,evlenecek fakat ayağı sakat olduğu için bir türlü kız vermiyorlar,sıkılıp duruyormuş,bunun bu derdini bilen bir arkadaşı şuna bir oyun yapayım diye karşı köyden birini ayarlamış,topal olan arkadaşına gelmiş ordan sohbet burdan sohbet konuyu ayağına getirmiş,ya demiş düşünürmüsün bilmem ama karşı köyde birisi varmış topalları iyi ediyormuş demiş topal deme ya nasıl falan derken arkadaşı yanlış anlama ama demiş adam bir sefer .ikiyormuş ayak hemen düzeliyormuş demiş.topal kızmış ulan demiş biz ibnemiyiz,valla sen bilirsin hep topal gezmektense evlenemedikten sonra bir sefer vermekle birşey falan olmaz diye ikna etmiş,gitmişler karşı köye,adamı bulup doğru adamın evine,adam pantolonu indir utana sıkıla indirmiş iyi olmak pahasına adam bir geçirmiş yürü bakalım demiş,topal yürümüş yine topallıyor Allah Alah demiş niye düzelmedi bu ya gel bakalım tekrar deneyelim falan derken birkezdaha topalı .ikmiş yürü bakalım demiş topal yürümüş yine topallıyor,adam sormuş kardeşim demiş senin bu ayagın anadan doğma topalmı,yoksa sonradan olma topalmı,topal anadan doğma demişadam eh be bilader baştan söylesene ya demiş benimkisi sonradan olma topallara iyi geliyor demiş...
fıkranın devamı

Dilenci Isfahan zenginlerinden birinin evine giderek sadaka istemişti. Ev sahibi uşağına seslendi:
- Ey Mübarek! Kanber'e söyle. Kanber Yakut'a söylesin. Yakut da dilenciye "Allah versin" desin.
Dilencinin tepesi attı:
- Allahım! Cebrail'e söyle. Cebrail Mikail'e söylesin. Mikail İsrafil'e söylesin. İsrafil de Azrail'e "şimdi ev sahibinin canını al" desin!
fıkranın devamı

Beyefendi hanımının doğum günü için bir kuyumcuya girdi. Bir kolye beğenip fiyatını sordu.
Kuyumcu: Kırk bin tümen.
Beyefendi "Lanet olsun!" dedikten sonra başka bir kolye seçip fiyatını sordu.
Kuyumcu : İki kez lanet olsun!
fıkranın devamı

Bir arap devesini kaybetmişti. Devesini bulursa bir dirheme satacağına yemin etti. Tesadüf bu ya , devesini buldu ama gönlü onu bir dirheme satmaya el vermedi. Bunun üzerine devenin boynuna bir kedi bağlayıp cerre çıktı:
-Boynunda beşyüz dirhemlik kediyle beraber bir dirheme deve satıyorum!
Yoldan geçen bir arap bunu duyunca dayanamadı:
- Gerdanlığı olmazsa ucuz bir deve !
fıkranın devamı

Fıkıhçı Ebû Mansûr Sicistânî'ye sordular:
- Kırda bir subaşına gelsek ve gusül almak istesek , ne tarafa dönmeliyiz?
- Elbiselerinize doğru; yoksa hırsız götürür!
fıkranın devamı

Kalp hastası bir delikanlıya köpek kalbi nakledilmişti. Delikanlı bir süre ameliyatı yapan cerraha gitti :
- Doktor bey, bir süredir kötü bir huy edindim. Ne zaman bir telgraf direğinin yanından geçsem, bir ayağım havaya kalkıyor!
fıkranın devamı

- Kardeşim bir sabun yaptı; tam dört metre boyunda iki metre eninde.<BR>- Kaldıramadıktan sonra neye yarar?<BR>- Kaldırmaya gerek yok canım. Banyo yapacağı zaman duşun altına girer, sonra gelip sabunun üstünde yuvarlanır!
fıkranın devamı

Uyanık mı uyanık bir seyyar satıcı bir yerde tezgahını kurmuş, etrafına bir çok insan toplamıştı. İçi su dolu bir şişeyi seyircilere göstererek " Hey millet! Bu ilaçtan kim bir tatlı kaşığı içerse ömrü uzar; birkaç asır sapasağlam yaşar. Mesela bana bakın; ne kadar sağlıklıyım değil mi? Bu ilaçtan bir tatlı kaşığı içtim ve üç yüz yıldır yaşıyorum." dedi.
Adamın sözüne hiç de inanmayan bir seyirci, satıcının çırağına sordu:
- Doğru mu diyor? Gerçekten bu kadar yaşlı mı?
- Valla tam olarak bilmiyorum. Çünkü sadece iki yüz yıldır ona çıraklık ediyorum!
fıkranın devamı

Nüktedan biri bir bedeviyle yolculuk ediyordu. Yolda bedeviye sordu:
- Adın ne?
- Matar, yani yağmur.
- Künyen nedir?
- Ebul-gays, yani yağmurun babası.
- Babanın adı ne?
- Ebul-feyz yani akarsuyun babası.
- Annenin adı ne peki?
- Sihâb yani bulut.
- Onun künyesi ne?
- Ummul-bahr yani denizin anası.
- Allah aşkına bekle bi dakka, bir yerlerden kayık bulayım. Yoksa seninle giderken boğulacağım!
fıkranın devamı

Adam cimri mi cimri arkadaşına dedi ki:
- Bunca yıldır dostluğumuz var, bir kerecik olsun davet etmedin beni.
- Davet etmedim, çünkü nasıl iştahlı olduğunu bilirim senin. Daha lokmanın birini götürmeden öbürünü alıyorsun eline!
- Sen davet et beni. Söz veriyorum, her lokmadan sonra iki rekat namaz kılacağım!
fıkranın devamı

Adam arkadaşına sordu:
- Gözüm çok ağrıyor. Çaresi ne acaba?
- Valla, evvelki yıl da benim dişim ağrıyordu; söküp attım!
fıkranın devamı

Horasanlı biri kervanda eşeğini kaybedince, başka bir eşek bulup yükünü yükledi. Ama asıl sahibi çıkıp eşeği yularından tuttu ve Horasanlının yükünü yere attı. Horasanlı eşeğin sahibiyle kavgaya tutuştu. Etraftan yetişenler Horasanlıya sordular:
- Senin eşek erkek miydi dişi miydi?
- Erkekti.
- Baksana bu eşek dişi!
- Canım erkek dedikse, o kadar da erkek değildi!
fıkranın devamı

Nadir o gün son saatteki Tarih dersine kadar sınıftaydı. Ama tarih dersinde öğretmen Safevîlerin çöküşünü anlatmaya başlayınca birdenbire hastalandı ve dışarı çıktı. Dersin sonuna doğru sınıfa dönünce öğretmen sordu:
- Ne zamandan beri yoktun sen?
- Safevîlerin çöküşünden beri öğretmenim!
fıkranın devamı

Harun Reşit rüyasında bütün dişlerinin döküldüğünü gördü. Sabahleyin bir rüya tabircisi çağırdı. Tabirci "Emirülmüninin'in ömrü uzun olsun. Tüm akrabalarınız sizden önce ölecekler" diye yorumladı rüyayı.
Harun Reşit "Huzurumda böyle üzücü sözler ettiği için yüz değnek vurun şu adama" dedi ve başka bir rüya tabircisi çağırdı. Rüyasını ona anlattıktan sonra rüya tabircisi "Emirülmüminin bütün akrabalarından çok yaşayacak" dedi.
Harun Reşit "Bu tabir de ondan pek farklı değil ama söylemeden söylemeye fark var." dedi ve rüya tabircisine yüz dinar verdi.
fıkranın devamı

İki deli konuşuyorlardı.
- Dünyadaki bütün mücevherleri ve elmasları satın almak istiyorum.
- Boşuna heveslenme; satmaya hiç niyetim yok!
fıkranın devamı

Bir cemaat namaza durmuştu. İçlerinden biri konuşunca, öteki "Namazda konuştun ve namazın bozuldu!" diye çıkıştı. Bir başkası gülerek "İkinizin namazı da bozuldu" diye güldü. Dördüncüsü " Üçünüzün namazı da bozuldu. Çünkü üçünüz de konuştunuz" dedi. Aynı safta duran bir başkası "Allah'a şükür ben hiç konuşmadım!" deyiverdi.
fıkranın devamı

Vaktiyle şehir kapısında dükkanı olan bir terzi vardı. Bu terzi çiviye bir testi asmıştı. Huy bu ya; ne zaman şehirden bir cenaze çıkarılsa, terzi o testiye bir taş atar ve her ay sonunda testideki taşları çıkarıp sayar, böylece o ay kaç kişinin öldüğünü hesaplardı. İşi bitince testiyi bir ay sonra boşaltmak üzere tekrar çivisine asardı.
Aradan bir süre geçti ve tesadüfen terzi ölüverdi. Bir müşteri terzinin dükkanına geldi ama onun ölümünden haberi yoktu. Komşusuna terzinin nerede olduğunu sordu.
Komşusu soğukkanlı cevap verdi:
- Terzi testiye düştü!
fıkranın devamı

Adam namaza durmuştu. Arkadaşları onun hakkında konuşmaya başladılar:
- Dindar, takva sahibidir doğrusu.
Bunu duyan adam namazını kesip arkadaşlarına döndü:
- Dahası var; oruçluyum da!
fıkranın devamı

Nadir Şah bir gün zayıf bir şiir söyledi ve şair Mirza Mehdi Han'a sordu:
-Nasıl buldun bu şiiri?
- Zayıf bir şiir.
Sen misin bu lafı söyleyen; hiddetlendi Nadir Şah:
- Atın şunu ahıra; gübre çeksin!
Bir süre sonra Nadir Şah yine bir şiir söyleyip Mirza Mehdi Han'a tasdik ettirmek istedi. Şair hiçbir şey söylemeden kapıya yönelmişti ki Nadir Şah sordu:
-Nereye gidiyorsun?
- Ahıra, gübre çekmeye!
fıkranın devamı

Birisi eski dostlarından birinin evine gitmişti. Ev sahibinin hanımı beyine sordu:
- Bu bey kim ?
- Nasıl yani?
- Canım, hep anneme bakıyor da!
- Ha o mu ? Antikacıdır!
fıkranın devamı

Birisi Cafer Bermekî'ye giderek ondan yardım talebinde bulunmak istedi ama birkaç günlük zahmetten sonra görüşme imkanı buldu. Cafer'in huzuruna çıkınca "Niçin benimle görüşmekte bu kadar zorluk çıkarıyorsun? Oysa seninle aramda bir yakınlık da var!" dedi.
Cafer şaşkınlıkla yakınlığın derecesini sordu.
- Senin baban gençken anamı istemiş. Eğer anamla evlenseydi, şimdi ben sen olurdum!
fıkranın devamı

Ticaret için o şehir senin bu şehir benim dolaşan çirkin ve köse bir adam anlatıyor :
Vaktiyle Isfahan'daydım. Bir gün bir sokaktan geçerken süslü püslü bir kadın yanıma gelip "Nerelisin kardeş?" diye sordu. "Kaşanlıyım; ticaretle uğraşırım" dedim.
"Kaşan'dan güzel ve akıllı delikanlılar çıkar " dedi ve "siz evli misiniz?" diye sordu.
Kadının bana aşık olduğunu sandım. Çünkü şimdiye kadar hiç nasibim çıkmamıştı. Hoşuma gitti ve "Hayır, evlenmedim. Bu ilginizin sebebini sorabilir miyim?" diye sordum.
Kadın "Maksadım Allah'a hizmet. Şimdiye kadar evlenmedinse, Allah aşkına sakın evlenirim deme!" dedi.
"Neden?" diye sorduğumda " Aman yeryüzünde neslin kalmasın! Çünkü bu halinle senden doğacak nesil adama benzemez de ondan !" diye cevap verdi.
fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

« 1...6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16...22 »
Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama