Diğer

loading...

Yakışıklı bir genç ve yaşlı bir Yahudi uzun bir tren
yolculuğunda aynı kompartımanı paylaşırlar. İhtiyar
biner binmez, genç adam saati sorar, ancak yanıt
almaz. Tüm gece süren yolculuk boyunca da hiç
konuşmazlar.

Ertesi sabah, varış¸ istasyonuna gelmeden önce,
ihtiyar "Şimdi saat 8.30 oldu!" der. Genç, şaşkınlıkla
"Niye ancak şimdi cevap verdiniz ki?" diye sorar.

"Bakınız, genç adam: Size dün akşam saati söylemiş
olsaydım, sohbete baslayacaktık. Bana muhtemelen,
benim de gittiğim kente yolculuk ettiginizi ve belki
de oraya ilk kez gittiğinizi söyleyecektiniz. Ben de,
iyi bir insan olduğum için, sizi evime davet
edecektim. Orada kızım ile tanışacaktınız. Çok güzel
bir kız olduğu için, onu kesinlikle beğenecektiniz.
Eh, siz de çirkin sayılmazsınız - o da, sizi
beğenecekti. Kuvvetle ihtimaldir ki, bu iş evliliğe
kadar gidecekti. Ben de düşündüm:

Saati bile olmayan meteliksiz bir damatla, benim ne
işim var.
fıkranın devamı

Iki Yahudi arkadas, piyasayi arastirmislar ve o sene
haki renkteki kumasin moda olacagini ögrenmislerdi.
Bütün varliklarini paraya çevirdiler.Piyasadaki
bütün haki kumaslari satin aldilar.
Depolari bu renkteki kumaslarla doldu ancak kimsenin
bu kumaslara talip olmadigi görüldü. Iki kafadar
artik iflasin esigine gelmislerdi. Moiz ve Aron
dertli dertli oturuyorlardi. Artik biçagin kemige
dayandigi bir gün kapi çalindi ve içeriye bir albay
girdi:
"Siz de dedi haki renkte kumas var mi?" Kulaklarina
inanamadilar. Hemen atildilar: "Evet albayim var,
gösterelim" dediler.
Albay, dikkatle kumaslari inceledi. "Çok begendim",
dedi. "Bu sene askerlere 200.000, subaylara 50.000
adet haki renkte elbise yaptiracagiz.
Ancak tabii ki benim tek basima begenmem yetmez.
Generalimin de oluru lazim. Bana bir parça numune
verin. Yarin öglen 12'ye kadar telgraf çekersem iptal
ederim. Eger telgraf gelmezse kumaslari kesip imalata
baslayabilirsiniz."
O gece bitmek bilmedi. Kimi zaman ümitlendiler, kimi
zaman "ya iptal olursa" diye düsündüler. Ertesi gün
saat 11, 11.30, 11.45, gözleri yolda, korku ile
postaciyi beklediler. Gelmesin diye dua ederek.
12'ye 5 kala postaci sokagin kösesinden gözüktü.
"Belki bize gelmiyordur" diye ümitlendiler.
Ancak postaci gelip kapilarini çaldi. Moiz,büyük bir
kederle koltuga çöktü. Aron da çaresiz kapiyi açti.
Postacinin elinde bir telgraf vardi. Aron titreyen
elleri ile telgrafi açti, okudu ve sevinçle seslendi:
"Müjde Moiz, baban ölmüs!.."
(Yahudi'lerin kafaları ticarete iyi çalışır mantığı ile yazılmış bir fıkradır.)
fıkranın devamı

Yaşlı amca artık eşine yanaşamaz duruma gelince kendisini üroloji doktoruna muayene ettirmeye karar vermiş, Ürolog, amca nedir derdin anlat bakalım demiş, yaşlı amca ah oğul evvelden bu meret çok iyi çalışırdı son zamanlarda artık iş görmez oldu şuna bir bakıver bakalım bu meret çıkık mı kırık mı nedir?
- Doktor, peki amca çıkart bakalım donunu demiş, amca çıkartmış, doktor uzaktan söyle bir bakmış bakmış, amca bu ne çıkık ne kırık bu bıkık bıkık demiş,
fıkranın devamı

Bir adam, ilk cinsel tecrübesini elli yaşında yaşar. Heyecana kapılıp vefat eder. Yüzündeki gülümseme üç günde geçer, tabutu kapatmaları'da bir hafta sürer.
fıkranın devamı

Temel ava çıkmış. 3-5 saat gezinmiş av bulamamış. Dönmeye karar vermiş. Yol üzerinde ufak bir delik görmüş deliğe tüfeği sokmuş ateş edip elini deliğe atmış. içinden çıkan fareyi çuvala atmış. Yola devam ederken daha büyük bir delik tüfeği sokmuş : Baam elini deliğe atmış içinden çıkan tavşanı çuvala atmış. Yola devam daha büyük bir delik. tüfeği dayamış baam... Bir tilki hemen çuvala.
Ertesi gün Trabzon gazetelerinde bir haber...
Dün feci bir tern kazası sonucu bir vatandaşımız tren altında parçalanarak can vermiştir. Merhumun trenin altında kalmadan trene bir el ateş ettiği sanılıyor....
fıkranın devamı

Doğu ile Batı Almanyanın birleştiği ilk yıllar. Külüstür bir Fıat Bise sahip Doğu Alman otobana çıkmış. Otobanda giderken araba arızalanmışç Bir ferrarili durmuş. Bakmışlar tamir edecek gibi değil. Arabanın arkasına bağlayıp çekmeye karar vermişler. Ferrarili: Ben 60-70 le yavaş yavaş giderim. Bir aksilik olursa sen bana selektör yap demiş. Yolda 5-10 dakika bu şekilde giderken yanlarından Geçen bir BMW sahibi Ferrarili ile yavaş gittiği için alay etmiş. Sinirlenen Ferrarili arkadaki bağlı arabayı unutarak basmış gaza 200-250 derken 300 km.de Bmw yi yakalamış. Başlamışlar yarışa. Korkudan ödü bokuna karışan Bis sahibi başlamış selektör yapmaya. Otobanın yanındaki tarlasında çalışan çiftçi bunu görüp şaşkınlıkla: Ya Ferrari ile BMW kapışmışlar o tamam da şu bİS de Onlara kafa tutup geçmek için yol istiyor hayret bee....
fıkranın devamı

Üniversite öğrencileri yıl sonu dönem ödevleri için öğretmenlerinin tayin ettiği bir köye giderler. Bu köyün muhtarını bulup ödevleri hakkında biraz açıklama yaptıktan sonra yardım isterler. Muhtar bu öğrencileri köyün en yaşlısı olan Hasan Amca' ya gönderir.
Hasan Amca' da köyün kahvesinde oturup çay içerken öğrenciler gelir ve tanışırlar. Sonrada "Hasan Amca bize en güzel anınızı anlatmaya başlar mısınız lütfen, artık işimize başlayalım" derler. Hasan Amca anlatır;
"Bir gün köyün eşşeği kaybolmuştu ee tabii bizde o zamanlar gençtik, köyün delikanlıları toolandık 3 gün 3 gece eşşeği aradık bulduk mike mike getirdik"
Deyince gençler birden bire " Yaa Hasan Amca biz bunu ödev diye nasıl yazalım ayıp denen bir şey var, sen bize başka bir anını anlat en iyisi. Hasan Amca yine
"bir gün yine köyün horozu kayboldu, yine bizler koyulduk üç gün üç gece horozu aramaya başladık, buluncada mike mike getirdik deyince, gençler hep bir ağızdan yaa amca biz bunuda yazamayız, sen bize başka bir güzel anını anlat. Hasan Amca;
"Hah bu çok güzel bunu iyi dinleyin. Bir gün muhtarın kızı kaybolmuştu, Kızı bir görseydiniz bir içim su, tabii biz delikanlılar çıktık üç gün üç gece kızı aradık bulduk mike mike getirdik, deyince gençler yaa Hasan Amca bu da olmaz, sen bize en iyisi kötü bir anını anlat deyice, Hasan Amca;
"Bir gün de ben kaybolmuştum...
fıkranın devamı

Ülkenin birinde kitap okumak yasakmış okuyan asılıyormuş devriye çavuşu bi akşam kır saçlı bi adamı çevirmiş bakmış elinde accaip kalın bir kitap hemen kelepçeleri takacakmış ki adam bilmiş bir tavırla "olum bu sizin bildiğiniz kitaplardan değil" demiş asker de "lan kitabın ölesi bölesi olmaz yürü gidiyoruz "demiş adam tekrar" olum bu mantık kitabı "demiş asker merakla mantık nedir diye sormuş adam bilmiyomusun demiş asker yoo diyince askeri kolun dan tutarak gel anlatiimsana demiş başlamış anlatmaya" senin evde akvaryumun var mı diye sormuş askerde var demiş akvaryuma bakınca aklına ne geliyor demiş askerde deniz, kumsal falan demiş peki demiş adam kumsal diyince ne geliyor aklına bikinili hatunlar ve sex demiş asker kadınlara düşkünsün demiş adam asker evet demiş o zaman demiş adam sen .bne değilsin askerde tabiki demiş "işte sorularla sonuca ulaşmaya mantık denir demiş.
Bu askerin çok hoşuna gitmiş arkadaşlarına hava yapmak için kitabı alıp adamı göndermiş zar zor kışlaya sokmuş kitabı yat emri verildiğinde çıkarmış ve başlamış okumaya diğer askerler panik yaparak "olum sen bizimi öldürteceğin çabuk yok et o kitabı "diye çırpınırken bizimki hiç istifini bozmada
"olum bu kitap ötekilerinden değil.bu mantık kitabı "demiş sazan askerlerden biri hemen atlamış "mantık nedir yav "demiş asker de "bilmiyor musun ,otur yanıma da anlatiim sana" demiş ve sormuş "senin evde akvaryumun var mı? Asker yooo diyince gayet bilmiş bir tavırla "olum sen .bnesin "demiş

fıkranın devamı

Emeklilik sınırına dayanan Memur Temel, yolda ayni işyerinden birkaç ay önce emekli olan arkadaşı Dursun ile karşılaşır.
TEMEL:Ula Dursun..Nasılsun?.Eyimi- sun?..Emeklilik nasıl gidiyii?..
DURSUN:Çok iyi gidiyii..Hayatimın ikinci paharını yaşıyrum..
TEMEL:Nasıl olii bu.?..
DURSUN:Gece penum karuya hadi diyuyrum.. Bir.. İki.. üç..dört..ohh
dünya var imiş..
TEMEL:Hiç dinlenmeden mi?
DURSUN:Haçan her muameleden sonra bir soluk alıyrım da..
Dursundan ayrılan Temel, eve yollanır. Aklı Dursunun söylediklerinde kalmıştır. Kendi kendine "Ha bu Dursun benden yaşli.. o dört vuruyi ise bende vururim."deyip, gece Fadimenin üstüne biner.. Ha bakalım de bakalım birinci seferi zorla halleder. Fadime arkasını dönünce Temel kızar:
- Bana bak karu.. Bu gece uyumak yok.. Dinlenip dinlenip yapacağum senü...
Temel dinlenir; İkinci... Biraz daha dinlenir; Üçüncü.. biraz,biraz daha;dördüncü...

Ertesi sabah işe geç kalmıştır.
Soluk soluğa iş yerine gelir. Merdivenlerde müdür hiddetle bağırmaktadır:
-Be adam,nerde kaldın.?..
Temel saatine bakar;onbeş-yirmi dakika gecikmiştir.Müdüre:
-sevcilü müdürim der,bunca senedür çalşıyrim,ha bi kerede yirmü dakkacık geç kalmayı bana çok görme da..
Temelin bu savunması karşısında şaşıran müdür daha da hiddetlenir:
-Ne yirmi dakikası kardeşim..ondan geçtik;Pazartesi..Salı..Çarşamba...perşembe..Tam dört gündür nerdesin.?..
fıkranın devamı

Çapkın kahramanımız, güzeller güzeli gazete bayiine yaklaşır ve;
- ''Canım, bana bir SABAH, bir AKŞAM, iki POSTA verir misin?''.
fıkranın devamı

Belediyeye şoför alınacakmış, başvuran hiçbir Karadenizliyi ise almamışlar.
Sebebi sorulunca yetkililer :
- Biliyorsunuz otobüsler kalabalık olur , ve sürekli "sıkısın" diye bağırmak gerekir. Bunu doğru söyleyebilen bir Karadenizli bulamadık.

fıkranın devamı

Bir Irlandali, Irlanda da bara gitmis uc bira istemis.

Barmen biralari vermis irlandali sirayla herbirinden birer yudum icmis ve bu sekilde biralari bitirmis. Barmen dayanamamis
sormus;
"kardesim niye uc birayi bir anda istiyorsun, bi tane soyle bitir digerlerini sonra iste"
irlandali:
"biz uc kardesiz, ben irlandada, digerimiz ingiltere digerimiz
amerikada,
aramizda kararlastirdik her bara gittigimizde uc bira istiyoruz ve
hepimiz
icin bi yudum iciyoruz, berabermisiz gibi
oluyor demis"

bu barmenin cok hosuna gitmis ve boyle bir kac ay gecmis. Bir gun
irlandali bara girdiginde barmen tam uc bira verecekken
irlandali ikide durmasini soylemis. Barmen donmus kalmis,
irlandali bi
koseye gitmis sessizce biralarini icmis tam cikacak barmen bunu
durdurmus:

"kaybin icin cok uzgunum demis"
irlandali:"niye"

barmen:"bugun sadece iki bira istedin kardeslerinden birini
kaybettin heralde"
irlandali
"ha yok canim nerden cikariyosun ben sadece alkolu biraktim"


fıkranın devamı

Temel bara girer ve bir bira ısmarlar.Birayı alıp tuvalete gidip döker ve gelip barmendenden bir bira daha ister. Tekrar tuvalete gider birayla döker ve geri gelir..bir bira daha ister.
Tekrar gidip tuvalete döker. Bu böyle bir kaç defa daha sürer. Sonunda barmen dayanamaz ve sorar
- Beyfendi neden biraları içmeden gidip tuvalete döküyorsunuz?
Temel
- Ben aracı kullanmayı sevmem de...
fıkranın devamı

Temel ve iki arkadasi istanbul'dan Trabzona'a gitmek üzere tren garina giderler ilk Trabzon treni 1 saat sonradir, bileti alirlar. Ne yapalim bir saat diye düsünürken yemege gitmeye karar verirler. Yemekte sohbet, muhabbet saata bir bakarlar ki 1 saati geçmis. Hemen kosarlar tren garina ama tren gitmis.
Yine bilet alirlar 1 saat sonrasi için. Ne yapalim vakiti nasil geçirelim derken kahveye giderler. Çaylar kahveler sohbetler uzar da uzar ve saate baktiklarinda 1 saat olmasina 5 dakika vardir. Hemen kosarlar gara ama trene yetisemezler.
Giseye gidip sorarlar yine Trabzon'a gidicek tren varmı diye. Gisedeki adam "bakin bu son tren eger bunuda kaçirirsaniz Trabzon'a
bugün dönemezsiniz" demis. Bileti almislar yine sikilmislar ne yapalim derken pastaneye gitmeye karar vermisler. Pastalar, kekler, çörekler muhabbet derken saate bir bakmislar ki 1 saat olmak üzere hemen kosmuslar gara. Tren yeni hareket ediyor, içlerinden biri uzun ilk vagonu yakalamis, digeri orta boylu son vagona tutmus. Tren gitmis, Temel oturmus yere baslamis gülmeye. Gise memuru yanina gelmis."Sen ne garip adamsin. 3 treni kaçirdin, arkadaslarin gitti, sen kaldin, aglayacagina gülüyorsun be adam".
Temel: "Uy hemserum onlar beni geçirmeye geldiydu ben ona güleyrum" demis.
fıkranın devamı

Karadenizliler zekaları konusunda haklarında çıkan fıkralardan bıkmışlar. Haksız olarak eleştrildiklerini ispat etmek amacıyla büyük bir organizasyon yapmaya karar vermişler. Yaklaşık 30.000 karadenizli bir stadyumu doldurmuş.Heyecan hat safhada ve büyük tezauratlar arasında aralarından yarışmacı olarak seçtikleri TEMEL sahaya çıkmış. Herkes yerini almış ve ilk soru sunucu tarafından sorulmuş.
- 2x2=?
Temel düşünmüş düşünmüş..........
................................
stadda çıt çıkmıyor, herkes heyecanla Temel'in vereceği cevabı merakla bekliyor.
Temel düşünüyor düşünüyor ........
.................................
-Cevap Veriyorum 4 eder.
Bütün stada bir sessizlik çöküyor.
Ardından 30.000 kişi bir ağızdan bağırmaya başlıyor.
- Bir Şans Daha-Bir Şans Daha
fıkranın devamı

Temel çok şık bir ayakkabı almış. hergün cilalayıp yatıyormuş.öyle bir parlatıyormuş ki ayna gibi oluyormuş. her gün bindiği trende ayakkabı aracılığıyla karşısındaki bayanın külodunu görüyormuş. ilk gün:
-ooooo bakıyorum da bugün kırmızı külot giymişsiniz.
kadın hiçbişeyden habersiz.
ertesi gün:
-waaaw bugünde siyah külot giymişsiniz.
kadın da bu laf üzerine ertesi gün külot giymemeye karar vermiş.
ertesi gün gelmiş çatmış.
temel hüngür hüngür ağlamaya başlamış. kadın sorunca niye ağlıyorsunuz diye:
-amınakodumun ayakkabısı delindi
fıkranın devamı

Adamın biri birgün uçakla seyahate çıkacaktır.Ve çok sevdiği maymununuda götürmek ister fakat uçakta hayvan barındırmak yasaktır.Maymun çok ufaktır.Adam yanında götürmeyi çok ister ve maymununu donuna sokmaya karar verir.
Uçağa binmiştir ve yolculuk başlamıştır.Ama adamdan ara ara ah!uhh! diye sesler gelir.Yanında oturan adam sorar noldu beyefendi sorun nedir? Birkaç dakika sonra yine aynı sesler.Yanındaki adam tekrar tam soracakken adam maymunu çıkarır ve şak şuk!! vurmaya başlar maymuna.Yanındaki adam;ya iyi hoş hadi maymunu sokmuşsun şimdi niye dövüyosun der.Adam da:Ya sorma bu eşşolueşşek bizim ya...ğı ağaç zannedip indi çıktı indi çıktı. Diğer adam ee.. der. Sonra g...mü mağara zannetti girdi çıktı girdi çıktı der. T...akları ceviz zannedip kaldırdı vurdu kaldırdı vurdu der. Yanındaki adam gülerek e.. der Adam dayanamaz patlar bütün bunlar yetmiyomuş gibi bizim cevizleri mağaraya sokmaya çalışmaz mı? der.
fıkranın devamı

İngiltere´de bir hayvanat bahçesinde soyları tükenmekte olan bir çift goril kalmış. İnsanlar bunları çiftleştirip soylarını kurtarmaya çalışıyorlarmış ki erkek goril birden ölmüş. Ortalık birbirine girmiş. Gazetelere ilanlar verilmiş ve dişi gorile bir eş bulana büyük ödüller vaad edilmiş. Kimsenin elinden bir şey gelmiyormuş. Herkes çaresiz çaresiz otururken bir Türk çıkmış ve bu işi halledeceğini ancak 50 bin dolar istediğini söylemiş. Hemen kabul etmişler.

Türk uçağa atlamış önce İstanbul'a sonra da Ankara'ya gelmiş. Ankara´da otobüse binmiş Pozantı yolu üzerinde bir kahvede inmiş. Kahveye girmiş bakmış, bir sürü kamyon şoförü oturuyor. Hepsine şöyle bir alıcı gözüyle baktıktan sonra bir tanesine "Sen gel" demiş. Adam gelmiş. Bizimki de ona durumu anlatmış. Böyle böyle bir durum olduğunu, gorile bir eş aradığını ve adamın bu iş için çok uygun olduğunu ve bunun bedelinin de 40 bin dolar olduğunu söylemiş.

Kamyoncu düşünmek için 1 saat mühlet istemiş. 1 saat sonra dönmüş ve demiş ki :

"Tamam kabul ediyorum ama 3 şartım var.

1) Hayvanı dudaklarından öpmem.

2) Dogacak çocuk erkek olursa babamın adını koyarım.

3) 40 bin dolarım yok. Taksit taksit öderim."
fıkranın devamı

Adamin biri arabasiyla yola cikmis. Bir gölün kenarından
geçerken kırmızı elbiseli bir adam elini kaldırmış, durmasını isaret etmis. Adam arabasini durdurmus. Kırmızı elbiseli adam:
- Merhaba, ben ormanın kirmizili i**esiyim. Karnım çok aç. Bana yiyecek bir şeyler verir misin?, demiş.
Adam bir parça ekmek vermiş teşekkurleri kabul edip yola çıkmış. Dağlık bir bölgeden geçerken karşısına sarılar içinde bir adam
çıkmış. Elini kaldırıp adama durmasını işaret etmis:
- Ben bu dağın sarılı i**esiyim, cok susadim. Suyun var mi?, demiş.
Adam bir şişe su vermis yola devam etmiş. Yol asfalta çıkmış. Bir zaman geçtikten sonra mavi elbiseler içinde bir adam el kaldırmış, durmasını işaret etmis. Adam sinirlenmiş:
- Söyle bakalım asfaltın mavili i**esi, Ne istiyorsun?
- Ehliyet ve ruhsat".
fıkranın devamı

Ülkenin birinde azgın mı azgın bir kadın varmis. Kimse bu kadını cinsel doyuma ulaştıramamış! En sonunda akıllara Nam-ı Kemal gelmiş olsa olsa bu işi o becerir demişler ve cağırmışlar!
Nam-ı Kemal´in de " Ben bu işi ancak karanlık bir oda da yaparım" diye özel bir isteği olmuş!
Neticede Nam-ı Kemal ve Kadın karanlık bir oda da başlamışlar sevişmeye...
1 saat, 2 saat 3,5,7,10,15,20 saat olmuş. İkisinde de tik yok...
24 saat sonra artık kadın pes etmeye baslamıs ve seslenmiş
-"Yeter artık Nam-ı Kemal yeter, ben öldüm!"
-" Ne Nam-ı Kemal´i abla ben Recep!"
-"Recep mi??? Peki ya Nam-ı Kemal? O nerde?
-"O dısarda bilet kesiyo abla"
fıkranın devamı

Feministler toplanıp bir karar almışlar. Demişler ki:
-Gidip kocamıza diyeceğiz ki,
-"Bundan sonra kendi bulaşığını, çamaşırını kendin yıkacaksın. Ben artik karışmayacağım."
Neyse orada bizi Türk bir kadın da varmış tabii. Kararı sırtlamış memlekete dönmüş. Aradan 6 ay geçince yeni bir toplantı yapmışlar. Başkanları alınan en son kararın uygulama sonuçların sormuş.
Alman Kadın:
- Gider gitmez kararı hemen kocama bildirdim. Bundan sonra kendi bulaşığını kendin yıkayakcaksın. Ben hiç karışmayacağım dedim. Bir gün birşey göremedim. İkinci birşey göremedim. Üçüncü gün bir de baktim ki bulaşığı yıkamaya başlamış.
Fransız Kadın:
-Gider gitmez kararı hemen kocama bildirdim. Bundan sonra kendi bulaşığını kendin yıkayakcaksın. Ben hiç karışmayacağım dedim. Bir gün birşey göremedim. İkinci birşey göremedim. Üçüncü gün bir de baktim ki bulaşığı yıkamaya başlamış.
Sonra sıra bizim Türk kadına gelmiş:
- Aldığımız karar icabı gidip kocama bundan sonra bulaşığı benim yıkamayacağımı, o devrin bittiğini, bundan sonra kendisinin yıkaması gerektiğini söyledim. Bir gün birşey göremedim. İkinci bir şey göremedim. Üçüncü sol gözüm açılmaya başlayınca bir de baktım ki dağ gibi bulaşık beni bekliyor.
fıkranın devamı

Başhekim, akıl hastanesinin bahçesinde dolaşıyordu, bir ara baktı, bir kalabalık gözüne çarpmıştı. Hemen oraya seğirtti. Deliler bir halka oluşturmuş, ortada dönüp konuşan birini dinliyorlardı :
- Papendreu seçimleri kaybetti. Hastaneye kaldırıldı... Bulgar zulmü devam ediyor. Zorla yollanan soydaşlarımızın sayısı seksen bine ulaştı... Federasyon kupasını Beşiktaş kazandı...
Başhekim bu işten hoşlanmış :
- Ne yapıyorlar bunlar böyle? diye sormuş.
- Efendim, demişler. Ortadaki deli kendinin gazete olduğunu sanıyor, haberleri bildiriyor. Başhekim daha da hoşlanmış. Dolaşmasını sürdürmüş. Az ileride birde ne görsün! Sekiz, on deli iplerle sımsıkı birbirlerine bağlanıp bir köşeye atılmamış mı!
- Onlar mı, okunup da iadeye gidecek eski gazeteler efendim...
fıkranın devamı

Sağlık dersinde öğretmen bir öğrenciye sordu :
- Söyle bakalım, bebeklerde anne sütü neden inek sütünden daha faydalıdır ?
Öğrenci kendinden emin bir şekilde cevap verdi,
- Daha lezzetlidir, ekşimez, pasta yapımında ve başka amaçlarla kullanılamaz, bebeğe özeldir, ambalajı nefistir.
fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

« 1...12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22
Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama