Kayserili

loading...

Kayseri`li birgün hayvan pazarına bir öküz almaya gitmiş Karadeniz`linin birisiyle pazarlığa tutuşmuş anan aşağı baban yukarı pazarlığı bitirmişler. Kayseri`li parayı vermiş öküzü alıp gitmiş aradan bir iki saat geçmemiş bunlar tekrar karşılaşmışlar Karadeniz`li, Kayseri`liye
-Hani siz Kayseri`liler çok uyanıktınızya ben seni kazıkladım sana sattığım öküzün ayağı topaldı demiş.
Tabi bizim Kayseri`li de hemen yapıştırmış,
-O da bişeymi benimde sana verdiğim paralar sahteydi.
fıkranın devamı

Birgün Kayseri ile Niğde sınırında ölmüş biri bulunur. İnsanlar hemen toplanıp ne yapacaklarını düşünürler.Polis adamı hangi şehre götüreceğini bilmiyordur. Ordan geçen bir Kayseri`li duruma el koyar ve şöyle der.
-Ağzını koklayın sarımsak kokuyorsa Kayseri`ye ;soğan kokuyorsa Niğde`ye götürün demiş.
fıkranın devamı

Bir gün Muş'lunun biri Kayseri`li birini görür ve Kayseri`liye sorar,
-Hemşerim siz neden uyanıksınızda biz uyanık değiliz der,
Bunun üzerine Kayseri`li
-Ha sen git şurdan bir kilo balık al gel der
Balığı yemeye başlarken Kayseri`li
-Sen kafasını ye kafası insanın zihnini açar der.
Aradan bir süre geçer ve Muş`lu sorar
-Hemşerim kafasını yiyom sen etli tarafını yiyon ve bişey anlamıyom olmaz böyle şey diyor ve itiraz eder,bunun üzerine
-Bak gördün mü nasıl akıllandın.
fıkranın devamı

Birgün kör,çirkin(henüz evlenememiş),fakir bir Kayseri`li kadının karşısına bir cin çıkar.Cin, kadına kendisinden sadece bir istekte bulunmasını ister.Kadın biraz düşünür, cin ona yardımda bulunmak ister ve kadına şunları söyler :
-İstersen zengin olmayı,istersen uzun yaşamayı, istersen evlenmiş olmayı, istersen de gözlerinin görmesini dileyebilirsin der.
kadın ona şu yanıtı verir:
-Torunumun bana altın tas içinde su getirdiğini görmek istiyorum.
fıkranın devamı

Bir gün Kayserilinin biri İstanbula iş aramaya gider ve gezerken fabrikanın birinde iş ilanı görür güvenliğe gider oda müdürün yanına gönderir. Selamınaleyküm der ve müdürün odasına girer müdürde Aaleykümselam der buyur nasıl yardımcı olabilirim diye adama sorar.
Adam;
-Ben iş müracaatı için geldim der.
Müdür adamın konuşmasından Kayserili olduğunu anlar ne iş yaparsın diye sorar. Adamda ne iş olursa yaparım yeterki iş olsun der.Müdür gülmeye başlar, adam müdür gülünce acaba yanlış bir şey mi söyledim der. Kendi kendine müdür hemşerim sen nerelisin der, adam Gayseriliyim deyince müdür yine güler adam niye gülüyorsunuz deyince müdür bende Gayseriliyimde ondan gülüyorum. Adam dayanamaz sorar müdürüm sen kaç senedir burda müdürsün?
Müdür 3 senedir niye sordun?
Adam daha bu fabrikayı 3 senedir üstüne yürütemedin mi sen nasıl Gayserilisin deyince müdür yürütmeye yürütecektim de fabrikanın sahibi de Gayserili..


fıkranın devamı

Zamanın birinde avukat olmadığı için dava vekilliği yapan bir Mevlüt Amca varmış.
Vatandaşın hukuki sorunları için uğraşır, dertlerine deva olurmuş.
Mesela, bir tarla için dava açılıyor. Vatandaşın hakkı gasp olmuş. Mevlüt Emmiye varıyor, derdini anlatıyor.
Mevlüt Emmi, dinliyor meseleyi, sakalını sıvazlıyor. Diyor ki:
-Üçüncü maddeden tutturursak tamamdır!
Bir cinayet davası, yahut bir kavga veya kız kaçırma olayı var. Mevlüt Emmi dinliyor meseleyi, sonra aynı cevabı yine veriyor:
-Üçüncü maddeden tutturursak tamam!
Bu nasıl üçüncü maddeyse mübarek, her derde deva... Her olayda üçüncü madde işliyor, joker gibi al oraya koy, al bu davada kullan! Yıllar sonra artık işten elini eteğini çekiyor Mevlüt Emmi. Bir adam yanına uğruyor.
-Mevlüt Emmi beni hatırladın mı? -Yooo!
-Hatırlamazsın, benim dava vekilimdin sen. Şu kadar yıl hapis yattım. Mevlüt Emmi, iştahla soruyor:
-Hangi maddeden hüküm giymiştin? Cevap:
-Üçüncü maddeden Mevlüt Emmi, üçüncü maddeden!

fıkranın devamı

Bir yabancı elçiyi padişah kabul edecekti.
Bu elçi, ülkesinin çok varlıklı olduğunu göstermek İçin; ne kadar altın, inci, elmas gibi süs eşyası varsa, bunları üstüne başına takıp takıştırıp huzura çıkmak istedi.
Saray görevlileri bu adamın yaptığı garipliğin önüne geçmek istiyorlardı ama ne yapacaklarını bilmiyorlardı. Hemen akıllarına İncili çavuş geldi :
-Aman çavuş, şu adamı sen yola getirirsin Ne yapacaksan yap şu haline engel ol. İncili,
"Çaresini buluruz" dedi. Bir süre düşündü. Sonra altın - inci karışımı sedef kakmalı bir çift takunyayı onun gireceği tuvalete koydu.
Adam tuvalete girip bunları görünce şaşırdı. Çıkınca İncili Çavuş 'a sormadan edemedi:
-Altın, inci, sedef kakmalı nalın tuvalete konulur mu? Yazık değil mi?'' İncili, taşı gediğine koyacağı zamanı bulmuştu. Hemen cevabını yapıştırdı :
-Bizim padişahımız böyle süs eşyasına değer vermez.
Elçi, verilen cevabı duyunca, üzerine bakındı, sonra sessizce bunları çıkarıp, huzura girdi...

fıkranın devamı

Köyden Kayseri'ye gelen köylü sabah kahvaltısı için bir lokantaya girmiş. Sabahın erken saatleri olduğu için oldukça kalabalık olan lokantada yer bulamayan köylü kasiyerin yanındaki küçük masaya oturmuş.
Garson gelince mercimek çorbası söylemiş, fakat bizim köylünün karnı çok acıkmıştır ve çorba gelene kadar ekmek sepetindeki bütün ekmekleri yemiş.. Çorba gelince onu da içmiş. Giderken kasada oturan Hacı Ağa'ya borcunu sorduğunda Hacı Ağa: "Ekmeğin parasını ver de çorba bizden olsun" demiş.

fıkranın devamı

Kayserili Pire Mehmet, istasyonda çok sıkışınca, gözü hiçbir şeyi görmez olup kadınlar tuvaletine doğrulmuş.
Bir hemşehrisi önüne geçmiş:
-Ne yapıyorsun, burası kadınlar için...
Uçkurunu eline almış olan Pire Mehmet:
-"Bu da kadınlar için!" deyip içeri dalmış.
fıkranın devamı

Kayseri`linin biri ile İstanbul`lu Sultan Ahmet Camii önündeki kuşları görmüşler ve bizim Kayseri`li aaa guşlara bak demiş yanındaki İstanbul`lu da onlar guş değil kuş demiş ve adam şöle bir bakmış:
-Emmede guşa benziyor demiş.
fıkranın devamı

Kayseri`li bir adamın bir çocuğu varmış.
Bir gün çocuk babasından 500 bin istemiş.
Babası da ne 400 bin mi ne yapacaksın 300 bini,200 bin yetmez mi, al şu 100 bini der ve 50 bin lira verir.
Çocuk sinsi sinsi gülmeye başlar.
Babası da merak eder ve sorar:
-Niye gülüyorsun evladım.
Çocukta bana zaten 50 bin lazımda bilerek 500 bin istedim der.
Babasıda cevap verir;
-Ulan sahte 50 bin vermeseydim kazıklayacaktın beni der.
fıkranın devamı

Kayseri`li Ali`ye babası hayat dersi veriyormuş oğlum senden ne kadar isterlerse istesinler yarısından fazla verme.
Ali birgün terziye takım elbise diktirmiş.
Kayseri`li sormuş borcum nedir?
Terzi cevap vermiş 6 milyon
Kayseri`li mümkün değil 3 milyon demiş.
Terzi kurtarmaz 4 milyon demiş.
Kayseri`li mümkün değil 2 milyondan fazla vermem demiş.
Terzi lanet olsun tamam demiş.
Bu sefer Kayseri`li 1 milyondan fazla vermem demiş.
Terzi sinirlenmiş para falan istemiyorum al elbiseni defol demiş.
Kayseri`li bir takım elbise daha dikmezsen şurdan şuraya gitmem demiş.
fıkranın devamı

Temel Dursun'a sorar:
-Ula Temel cebimde kaç elma var bilirsen ikisinide sana vereceğum.
Dursun da cevap verir:
-Üç
fıkranın devamı

İki tane çiftçi, biri Adanalı, diğeri Kayserili, sohbet ederken, tabi haliyle zenginlikleriyle övunecekler... Adanalı başlamış :
-Bizim orda sabah günes doğmadan biniyoruz arabaya, akşam oluyo biz hala çiftliğin öteki ucuna yetişemiyoz, demiş... Kayserili de demiş ki :
-Yav bizim de vardı öyle bir arabamız ama geçenlerde satıp yeni modelini aldık....

fıkranın devamı

Bir gün admın biri bir adada mahsur kalmış yolda yürürken bir lamba görmüş ve silerken cin çıkmış;
- ''benden sadece bir dilek iste'' demiş.
adam da;
- ''ben amerika'da oturuyorum burdan oraya kadar bir otoyol yap ki gideyim''.
cin;
- ''ooooo demiş o zor iş şimdi demir lazım çimento kum kim uğraşsın'' demiş.
adamda;
- ''o zaman bütün dünyada'ki kadınları bana aşık et'' demiş.
Cin adama bakmış çipçirkin şaftı kaymış.
adama dönerek;
- ''Şey yol kaç şeritli olacaktı''...
fıkranın devamı

Padişahın biri:
- "Bana yalan söyleyebilene bir küp dolusu altın
vereceğim!"
demiş. Yalancılar, hemen saraya koşuşturup başlamışlar yalana;
1.Yalancı:
- "Bir kuş, aslanı kapıp yuvasına götürdü."
Padişah:
- "Bunun neresi yalan?.."
- "Kuş kartaldır, arslan da kuzu kadar minik bir yavru. Kaptı mı götürür tabii!.."
2.Yalancı:
- "Komşu ülkede bir eşeği kral yaptılar!.."
Padişah:
- "Ülkenin kralı, pencereden bakınırken tacını düşürmüş.
Taç da pencerenin altındaki eşeğin başına geçmiş. Taç kimin kafasındaysa, kral odur tabii!.."
3.Yalancı:
- "Padişahım, ben gökyüzüne bir ok attım. Altı ay sonra
geri döndü!"
Padişah:
- "Senin ok bir ağacın üstüne düşmüştür. Ağaç, sonbaharda yapraklarını dökünce, takılacak yer bulamayıp yere inmiştir."
Böylece padişah, her yalana gerçek bir bahane bulmuş ve kimse padişaha bu yalandır dedirtememiş.Ama bir gün bir Kayserili gelmiş;
- "Padişahım, sen benim babamdan borç olarak bir küp dolusu altın
almıştın. Şimdi geri almaya geldim. Yalandır dersen ödülümü ver.
Yalan değil dersen borcunu öde!.."

fıkranın devamı

İki tane çiftçi; biri Adanalı diğeri Kayserili, sohbet ediyorlarmış; bu arada haliyle zenginlikleriyle övünüyorlar.. Adanalı başlamış :
- "Bizim orda sabah güneş doğmadan biniyoruz arabaya, akşam oluyo biz hala çiftliğin öteki ucuna yetişemiyoz."
demiş... Kayserili de bunun üzerine:
- "Yav bizim de vardı öyle eski bi arabamız, ama geçenlerde satıp yeni modelini aldık..."


fıkranın devamı

Kayseri'linin biri, Amerikada bir hemsehrisiyle karsilasir. Biraz sohbetten sonra hemsehrisi sorar:
-Ne is yapiyorsun burda?
-Geldigimden beri ayni fabrikada calisyorum?
Arkadasi hiddetle :
-Ne bicim Kayseri'lisin sen? Onca zmndir calis da, calistigin fabrikanin sahibi olma!..
-Olamam ya!
-Neden?
-Fabrikanin sahibide Kayseri'li de ondan!
fıkranın devamı

Doktor, muayenehaneye ilk kez gelen hastadan 50 bin, sonraki muayenelerde 30 bin lira aliyordu. Bunu öğrenen Kayserili, muayeneye ilk gidişinde:
- İşte yine geldim doktor bey dedi.
Doktor soyunmasıni söyledi. Muayene etti, ücretini aldı:
- Sağlığınız düzeliyor. Aynı ilaçları kullanmaya devam edin!
fıkranın devamı

Kayseri'linin birisi istanbul'a gitmek üzere trene binmiş. Tren kalktıktan sonra yanındaki çantadan pastırma çıkarmış, tam yiyecekken karşısındaki adam dikkatini çekmiş ve ona uzatarak:
-Hemşerim yir misin demiş. Karşısındaki adam:
-Sağolasın benim hemeroidim var. kayserili:
-Olsun... önce bunu ye sonra onu da yersin...
fıkranın devamı

Oğlu, Kayseriliden para istedi:
- "Baba 500 bin lira verir misin?" Kayserili :
- "400 bin mi? Naapcan lan 300 bini. 200 bin neyine yetmiyor. Al sana 100 bin yeter." der ve çıkartıp 50 bin lira verir.
Bunun üzerine oğlu pişkin pişkin güler:
- "Baba bana zaten 50 bin lira lazımdı." Kayserili :
- "Bak kerataya, sahte para vermesem kazıklayacaktı beni.."
fıkranın devamı

Yahudi'nin biri pazara topal esegini satmak için götürür fakat aliciyi kandirsin diye esegin tirnaginda bir çivi çakar. Esege bir Kayserili müsteri çikar. Kayserili ayaktaki çiviyi görür, "içinden çiviyi çikaririm eşek düzelir," diye düsünür. Parayi verir eşeği alır. Yahudi ertesi gün sagda solda övünür: "Siz Kayserililer açik gözüz diye övünürsünüz, esek anadan dogma sakatti o çiviyi ben çaktim aliciyi aldattim!" Duyanlar esegi alan Kayserili'ye kosup anlatirlar. Kayserili eline dizine vurur: "Tuh yahu, verdigim para sahte olmasaydi bayagi kaziklanmistim!"
fıkranın devamı

Adamın biri sahilde dolaşırken kıyıda bir şişe görür uzanır şişeyi alır ve başlar incelemeye. Birde bakar'ki şişenin içinde bir cin var çok heycanlanır hemen şişenin kapağını açar;
cin;
- ''beni niye dışarı çıkardın'' diye sorar?
adam;
- ''senden dilek dilemek istiyorum''
cin;
- ''bak ben kötü bir cinim sonra pişman olma!''
adam;
- ''olurmu öyle şey bütün cinler iyidir'' der.
cin;
- ''peki öyleyse benden üç dilek dile''.
adam;
- ''kaynanamdan çok çektim onu birdaha görmek istemiyorum'' der. cin adamın gözlerini kör eder.
adam;
- ''ne yaptın'' diyince
cin;
- ''birdaha kaynananı görmek istemedin bende gözlerini kör ettim'' der
adam;
- ''ikinci dilek olarak aletinin kocaman olmasını yerlere kadar deymesini'' ister.
cin;
- ''peki der'' adamın iki ayağını kalçasından keser
adam;
- ''ne yaptın'' diyince
cin;
- ''işte şimdi aletin yerlere deymiyormu dediğini yaptım''
adam;
- ''bari bana son olarak iyilik yap güzel bir yavru ile bir gece geçirim'' der.
cin;
- ''peki der'' adamın arkasına geçip adamı halleder.
adam;
- ''yahu ben yavru ile bir gece geçirmeyi düşünürken sen beni becerdin deyince''
cin;
- ''ne var canım bunda kızacak hem körsün, hem topal seni benden başka kim şey yapar''.
fıkranın devamı

Uluslararası yalan atma yarısmasında üç ülke finale kalır,
Almanya, Fransa ve Türkiye...
Türkiye´yi temsilen de Nam-ı Kemal oradadır.Jüri yarışma konusunu ortaya atar.
-"Batan bir gemidekileri nasıl kurtarırsınız?"
Önce Alman Palavracı dizer yalanları;
-"Ben çok iyi bir yüzücüyümdür.Gemideki bütün insanlari yarım saat gibi kısa bir sürede gide-gele, gide-gele karaya taşırım!
-"ohaaa" der Fransız ve bu sefer o baslar;
-" Ben de sıcarak büyük bir ada oluştururum ve insanları o adaya çıkartarak kurtarırım!
Sıra Nam-ı Kemal'dedir oda okkalı bir yalan söyler;
-" Bende de öyle bir *arrak varki onu şöyle gemiden karaya doğru bir uzattımmı köprü yapar ve bu insanları kurtarırım"
-"Cüşşş..." der Fransız " Hic o kadar *arrak olur mu?"
Bizimki cevap verir
-" Öyle *öte böyle *arrak!"
fıkranın devamı

Kayserili, Papa'nin cennetten yer sattigini isitince dogru Vatikan'a gitmis. Papa'ya:
- Bazi Müslümanlar cehennemlik oldugu icin, demis, cehennemin tapusuyla anahtarini simdiden almak istiyorum.
Uzun pazarliklardan sonra istedigi fermani ve anahtari elde etmis. Bunun üzerine zengin Hiristiyanlara yönelik bir reklam kampanyasina girismis:
fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

« 1 2 3 4 5 »
Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama