Komik Olaylar

loading...

Genç bir kızı olan bir dulla evlendim. Babam da benim kızımla evlendi. Böylece babamın kayınpederi oldum. Bir yıl sonra bizim bir çocuğumuz oldu. Bu çocuk babamın kayın biraderi aynı zamanda benim de dayım oldu. Bir süre sonrada babamın bir çocuğu oldu. Bu çocuk benim kardeşim aynı zamanda torunumda oldu. İnsanın kardeşinin dedesi onunda dedesi olacağından kendi kendimin dedesi oldum.


Amerikalı bir yazardan alıntı.
fıkranın devamı

Bizim sülale Rize'lidir; ben de dahil. Yıl 1992 veya 1993 tam hatırlamıyorum. İstanbul'dan Karabük'e anneannemle yaptığım çileli otobüs seyahatini sizlerle paylaşmak isterim. Önce çok direndim. Kaybedeceğim karizmamın hasretini çekmeye başlamıştım bile. Teyzem ki; onu çok severim ,sırf onun hatırına kabul ettim bu kahır yolculuğunu...

Karabük gibi bir yere giden otobüs'e Türkiye'nin seçme güzelleri binmiş bir de.

-Eyvah! dedim, içimden.Her zaman hacı otobüsüne rastlardım anasını satiim. Bu ne yaaa!
Otobüse bindik ve kahır başladı. 10 dakika sonra anneannem:
-Celduk mi?
-Yok anneanne daha Topkapı'dayız.
-Orasi neredur?
-Yani daha İstanbul'dayız.
-Ula ne tersun!
.....
O soruyor ben cevap veriyorum. Yan koltukta kızlar. Onlarla sohbet edebilmek için bahane kollamaya çalışırken anneannem:

- Ha boyle orospilardan almayasun ha! Yoksa sağa hakkumi helal etmem. Namazinda Kuraninda kapali bi kiz bul çendune.

-Haydaaaaa. Anneanne yavaş konuş duyacak kızlar.
-Yok duymaz o. Sağur zaten. Bak kulaklarina bişey var. Kulaklari sağir ya ondan.
-Anneanne o müzik dinliyo onunla. Ama yine de yavaş konuş.

Bu arada kızlardan biri kikiriki diye gülmeye başlamıştı. Herhalde anneannemin ona yakıştırdığı sıfata meyilli bir hatundu.

......

Maltepe; E5 karayolu üzerinde orta şeritteyiz hala. Çünkü trafik çok yoğun. Tıkanmışcasına yoğun. Bizim otobüs sabit. Yan şeritteki otobüs yavaş yavaş ilerliyor. Anneannem de cam kenarında oturuyor.

-Vuuu, pokiyeeeen. Ula niye ceriye doğri cideyruuuk? Bu şofore iş yok. Pen kullanacağum otobusi.
-Anneanne sen bırak. 8 saatlik yol dayanamazsın. Uyu sen. Ben de arka tarafta muavinle takılırım.

Kabanımı yastık yapıverdim anneannem için. Anneannem uyudu. Ben de arkada muavinle sigara içiyorum. O zamanlar sigara serbest şehirlerarası otobüslerde. Bir saat kadar sonra yan koltuktaki güzel kız bize doğru yürümeye başaladı. Bana gelmediği açık. Kim ne yapsın çizik bir karizmayı! Kız bana:
-Yaşlı teyze uyandı. Dedi.
-Tamam. Gerisini söylemenize gerek yok.

Hemen kalktım ve gittim anneannemin yanına. Benim korktuğum DGM lik laflar etmesi. Ki çok şeyler söylemişti otobüste. 30'lu yıllardan, 40'lı yıllardan bahsetmişti. Zor susturabilmiştim.

Neyse...Saat 18 suları. Kış mevsimi ve hava karanlık. Anneannem uyanmış ve koltuğun altında birşeyler arıyor.

-Ne arıyorsun anneanne?

-Dişlerumi!... Vuuu ne yaparum ben şimdi. Ula çaldiler mi dersun.

-Yok anneanne merak etme. Buluruz.

Kızlar gülmekte... Ben kızarmakta... Anneannem ağlamakta...

Anneannem:
-Tamam, hatirladum. Senun paltonun cebineydi! Bi bak da uşağum.
Ben:
- ?
-Anneanne evde baksak. Yani buluruz merak etme.
-Yook. Şimdi bakacasun. Piliyrum cebineydi.

Cebi araladım. Uzaktan bakıyorum. Ürkekçe. Kızlar gülmekte hala. Zaten onlardan da tiksinmeye başlamıştım artık. Bir tanesi:

-Korkma ısırmaz. Deyince.
-İyi o zaman al. Dedim.

Sanki cebimde dişler hakikaten varmış da kızın üzerine boşaltırmış gibi yaptım. Bir çığlık akabinde otobüsün şoforü ışıkları yaktı. Anneannem de dişlerini buldu. Koyununa saklamış kimse çalmasın diye...

Mola anını da anlatmak isterdim. Ama bu kadar yeter. İsteyene yazacağım söz. Anneannemi 95 yılında kaybettik. Var mıydı gerçekten diyorum şimdi kendi kendime....Herşeye rağmen onu çok özlüyorum...
fıkranın devamı

Olayı yaşayan biri olarak sizlerle paylaşmak isterim.

Trabzon'dayım. Binaenaleyh bunalımdayım. Çay tiryakisi olduğum için, bir çay ocağına attım kendimi. Bunalımdayım ya; dedim ki:

-Demlice bir çay lütfen ve hiç su katmayın.

Çayım geldi, ama yarım bardak.

-Ne bu? dedim.

Adam:
-Su katma dedin ya! Öyle yok bedava!

Ben de:
- O zaman bana iki bardak çay ver. Parasıyla. dedim. (Tarih: 1995 yılı)
fıkranın devamı

Bir gün geç vakit eve geldim hafif alkollü.O sıra telefon çaldı,açtım.karşımda tanımadığım bir ses
-"Kimsiniz " sorusunu dahi sormadan direkt girdi mevzuya:
-Mesut orda mı?
-Yok.
-Mücahit'i versene bana.
-O da yok.
-İyi,Serpil yengemi ver öyleyse.
-O da yok,burda onlar yok.
-Allah allah! iyi de,sen kimsin kardeşim?
-"Ben hırsızım" dedim ve kapattım herifin yüzüne telefonu.
fıkranın devamı

Üç zenci arkadaşlar yolda giderken bir lamba bulurlar. Lambayı temizlerken lambadan bir cin çıkar. Üç arkadaşa her birine bir dilek dileyin benden der. Hemen atlar biri beni beyaz yap der ve beyaz olur. İkincisi beni daha beyaz yap der. O da daha beyaz olur sonuncusuna gelir sıra hepsi merakla bekliyor ne dilek dileyecek diye o da diler arkadaşlarımı zenci yap der.
fıkranın devamı

İstanbul-Bolu arasındaki tünellerin girişinde birkaç yıl öncesine kadar "Farlarınızı yakınız" çıkışında ise "Farlarınızı söndürünüz" yazıyordu. Karadenizli bir vatandaşımız gece yolculuğu sırasında tünel çıkışında "Farlarınızı söndürünüz" yazısını görüp gece farlarını kapatınca tünel çıkışındaki uçurumdan aşağıya uçmuş. O günden sonra artık tünel çıkışlarında "Farlarınızı kontrol ediniz" yazıyor.
fıkranın devamı

Yıl 1993. Diyarbakır'da askerliğim nedeniyle bulunuyorum. Bir arkadaşımla birlikte şehir turuna çıkıyoruz. Karnımız acıkıyor. İyi bir lokantaya oturuyoruz.(En azından menüdeki fiyatlar nedeniyle iyi olmasını umuyoruz.)
Garsonların bıçkın görünüşünden safkan Diyarbakır`lı olduğu anlaşılıyor. (Servisteki ilgisizliğinden dolayı,onun gözünden bizim de asker olduğumuz anlaşılıyor,herhalde..)
Siparişler geldi;talihsizlik bu ya benim yemeğimden sinek mi böcek mi ne idüğü belirsiz,ancak son derece kızarmış bir şey çıkıyor.
Tüm cesaretimi toplayıp çağırıyorum garsonu ve cevap bekleyen gözlerle bir tabağa,bir garsona bakıyorum. Garson da bir tabağa,bir bana bakıyor
ve diyorki:
-"Allaasen yaov. Muhatap etme beni Allahın hayvanıyla,çek kenara devam et."




fıkranın devamı

Yıl 1986. İzmir`li fırlama bir arkadaşımla Kordon'da dolaşıyoruz. Karşımızdan hayat kadını olduğunu tahmin ettiğim bir hanım geliyor. Yaklaşık iki metre kadar mesafe kaldığında,arkadaşım, benim de şaşkın bakışlarım arasında kadına
-"..mını yerim" deyiverdi. Ve kadın bombayı patlattı:
-"Ay başında gel; salçalısını yersin."
fıkranın devamı

Temel bir gün evinde otururken büyük tuvaleti gelir. Evinde tuvalet olmadığı için komşusunun evindeki tuvalete girer ama orası çok temiz olduğu için bir poşete büyük tuvaletini yapıp apartmandan aşağıya atmış, ..ok turistin kafasına gelmiş tusist parmağını ..oka batırmış demişki,
-Lokum lokum
Temel`de apartmandan,
-O benim bokum demiş.
fıkranın devamı

Merhum siyasetçilerden Osman Bölükbaşı yaptığı Avusturya gezisi sırasında bir gazetecinin "Atalarınızın viyanada ne işi vardı" sorusuna "Haçlı seferlerine iadeyi ziyaret" cevabını verir.
fıkranın devamı

Babasıyla birlikte hastaneye giden çocuk sıra bekledikten sonra doktorun muayene odasına girmiş
Doktor
-Hasta kim?
Baba
-işte çocuğumdur doktor bey, der
Doktor çocuğu alıp suratına 2-3 dk hiç muayne etmeden baktıktan sonra ilaçlarını yazmaya başlamış
Babada hemen atılıp demiş ki
-Ulan doktor bey bir daha kine çocuğun vesikalık fotoğrafını getirim ona bakarak muayene edersiniz, demiş!.
fıkranın devamı

Bundan yaklaşık 3 sene önce çocukluk arkadaşımla en büyük zevkimiz gece mezarlığa girip geçen arabalara yumurta atmaktı.. Birgün yine bir kutu yumurta alıp mezarlığa girdik saat 00:30 civarı falandı. Tam mezarlıkların arasından geçerken siyah cübbeli başında kapşülü elinde bıçağı bişey fırladı mezarların arasından. Ben önde yürüyordum ve birden o şeyle burun buruna gelince can havliyle arkamı döndüm ve arkadaşımla kafa kafaya çok sert biçimde çarpıştık. Tabiri caizse patates çuvalı gibi ikimizde yere yığıldık.. Sonra o şey başımıza geldi ama biz korkudan altımıza kaçırıcaz.. Dilimiz tutuldu.. Sonra kapşülü çıkardı. Normal bir adam. Ama o korkuyla biz hortlak falan diye düşünüyorduk meğerse adamın arabasına tam 5 gece üst üste yumurta atmışız adamda en sonunda dayanamayıp bu yola başvurmuş. Yani durumu farkedince dumuru anlarsınız artık.
fıkranın devamı

Maalesef dişlerimize düzenli olarak bakamıyoruz.Ben de bu kategoriye giriyorum. Dişlerimiz de problem olduğu zaman dişçileri hatırlıyoruz.O gün çürük dişim beni sabahlatmıştı.Sigortalı olduğum için hastahaneye gidip çektirmek istedim.Doktor bey muayene ettikten sonra dişin tamamen çürümediğini kurtarabileceğimizi söyledi.Ben de dışarıda gidebileceğim tanıdığı diş doktoru olup olmadığını sordum.Doktor bey de bana kendi kartını verdi.İşte o an yıkıldım...
fıkranın devamı

Adamın biri birgün eve giderken dilenciye 5 ytl veriyor ve ertesi gün ölüyor. Azrail yanına gelip sırf dilenciye verdiğin 5 ytl için seni cennete bırakacam. Adam cennete gider biraz bekler ve Azraili çağırır ona derki
-"Off burda hiç pislik yok bunların hepsi iyi sen beni cehenneme at "
Azrail onu cehenneme atar. Adam biraz bekledikten sonra Azraili çağırır ve
-"Burası çok pis herkes birbirini *ikiyor sen beni en iyisi cennetle cehennem arasında bir yere at "der.
Azrail dediğini yerine getirir.
Adam biraz bekledikten sonra off buradanda sıkıldım yine Azraili çağırır. Tam bir yalan bulacakken yukarıdan bir ses gelir.
-"Verin bu piçin parasını s...tır olup gitsin "
fıkranın devamı

Avrupa ve Amerika'da 2-9 yaş çocuklara Tanrı'ya ilişkin düşüncelerini sormuşlar. Dinsel eğitimin bir parçası olarak çocuklara Tanrı'ya bir mektup yazın ve duygularınızı isteklerinizi anlatın demişler.. Ve işte cevaplar:

1. Sevgili Tanrı, şu andaki eksiklerimi yazıyorum: Yeni bir bisiklet, bir kimya seti, köpek, film makinesi, beyzbol eldiveni. Hepsini gönderemezsen birazı da olur. Seni seven Eric --5 yaşında-
Not: Noel Baba'nın olmadığını biliyorum.

2. Canım canım Tanrı,
Astronotları öyle yukari firlatip firfir döndürmelerinden ödüm kopuyor. N'olur onların bizim evin çatısına düşmelerine izin verme.
Dostun Norman --4.5 yaşında-

3. Sevgili Tanrım,
insanlarin ölmelerine izin verip yenilerini yapmak yerine neden elindekileri tutmuyorsun?
Jane --6 yaşında-

4. Sevgili Tanrı,
Lütfen bana bir midilli gönder. Senden şimdiye kadar hiçbir şey istemedim. Bunu da herhalde unutmazsın.
Bruce --4 yaşında-

5. Sevgili Tanrı,
Babam çok aksi. Onu bu huyundan vazgeçirmeni istiyorum. Ama lütfen canını yakma.
Sevgilerle.
Martin --5 yaşında-

6. Sevgili Tanrı,
Bulutlardan biri yüzünü öyle korkunç yaptı ki ödüm koptu. Nolur söyle ona bir daha öyle yapmasın.
Ellen --3 yaşynda-

7. Sevgili Tanrı,
Sahiden var mısın? Bazıları buna inanmıyor: Eğer varsan gecikmeden bir şeyler yapmanda fayda var.
Harriet Ann --6 yaşında-

8. Sevgili Tanrı,
Eğer hiç kimse bilmeyecekse iyi olmanın ne yararı var?
Mark --8 yaşında-

9. Tanrı'cım,
Üst kattakiler durmadan bağıra çağıra kavga ediyorlar. Bence yalnızca çok iyi arkadaşların evlenmesine izin vermelisin.
Nan --5 yaşında-

10. Sevgili Tanrım,
Ne diye bu kadar çok insan yarattın. Başka bir dünya daha yapıp fazlalıkları oraya koyamaz mısın?
J.B. --7 yaşında-

11. Tanrım,
Insanlara ruhları her zaman doğru mu dağıtıyorsun? Yanlış yapabilirsin.
Audrey --8 yaşında-

12. Sevgili Tanrı,
Sen tuhaf ne yaparsan yap herkes hayran oluyor; ama ben ufacık bir şaka bile yapsam yiyorum fırçayı.
Jodie --6.5 yaşında-

13. Sevgili Tanrı,
Bizi hiç merak etme çünkü bizimkiler çok dindar.
Teddy --9 yaşında-

14. Sevgili Tanrı,
Bende senin dışında bütün liderlerin resmi var.
Norman --6 yaşında-

15. Tanrım,
Şişman olunca kimse senin arkadaşın olmak istemiyor.
Billy Jean --9 yaşında-

16. Sevgili Tanrım,
Oğlanlar kızlardan daha mi üstün? Biliyorum sen de onlardansın ama gene de dürüst olmaya çalış.
Sylvia --5 yaşında-

17. Sevgili Tanrı,
Kitabını okudum ve beğendim. Bütün o fikirler nereden geldi aklına?
John --8 yaşında-

18. Sevgili Tanrı,
Zürafaların görünümünü isteyerek mi böyle yaptın, yoksa yanlışlıkla mı oldu?
Norman --4 yaşında-

19. Tanrım,
İncil'de neden hiç karının adi geçmiyor? Yoksa İncil'i yazarken daha evlenmemiş miydiniz?
Larry --6 yaşında-

20. Sevgili Tanrım,
Tamam incil'de öbür yanağını çevir dedin biliyorum; ama kardeşim gözüme vurunca ne yapacağım?
Sevgiler, Teresa --5 yaşında-

21. Sevgili Tanrı,
Tanrı oldugunu nasıl bilebildin?
Charlene --3 yaşında-

22. Sevgili Tanrı,
Senin yaşına geldiğimde tıpkı senin gibi olmak istiyorum. Tamam mı?
Tommy --4 yaşında-

23. Sevgili Tanrım,
Eger Tanrı ben olsaydım bu kadar iyi olmazdım. Bunu aklından çıkarma.
Michelle --6 yaşında-

Alıntıdır
fıkranın devamı

bir gün adamın biri papaganı ile maça gider o zamaanlarda kilolu bir futbolcu varmış oda sahaya çıkınca herkes <şişko çıktı sahaya>
diye tezavrat yaparlar ardından bizimki kaleye şut çeker ve top kalenin yanından geçer bu kez taraftar <sıyırdıda geçti >diye bagırır ve maç biter ve adm yine paganı yanına alarak uçaga biner ve uçak düşer bu kezde uçagın düştügü yere çocuklar gelir veşöyle derler <benzini bitti yere düştü>diye tekerleme yaparlar buarada bizim papagan bunları ezberlemektedir aradan uzun bir zaman geçer ve papaganı bir gazino sahibi
alır ve papaganı gazinonun baş köşesine koymuştur her neyse şişman bir bayan sahneye çıkar ve bizim papagan başlar
<şişko çıktı sahaya> der bayan sinirlenir ve papagana birtabak fırlatır ve tabak papaganın yanından geçer papaganda tekrar
mırıldanır <sıyırdıda geçti>diye bukez kadın sinirlenir ve bayılır papagan tekrar mırıldanır
<benzini bitti yere düştü><benzini bitti yere düştü>
fıkranın devamı

İki adam sokağın başında kan ter içinde fırtınadan yıkılan elektrik direğinin yerine yenisini dikmeye çalışmaktadır.
Sokağın diğer başından annesiyle birlikte o yana doğru yürümekte olan çocuk annesinin elinden kurtulur, koşarak adamlara doğru gider ve merakla sorar:
- Amca ne yapacaksınız o direği?
Aldığı cevaptan sonra telaş içinde feryat figan annesine doğru koşmaya başlar:
- Kaç anne kaaaaç...
fıkranın devamı

seyyar satıcı arabasını iterek sokak sokak dolaşmakta,bir yandan da bağırmaktadır:
-don beş lira,atlet beş lira.
bir ara yanına bir çocuk gelir:
-amca don kaç para,atlet kaç para?
-Don beş lira,atlet beş lira...
çocuk döner gider.iki sokak sonra aynı çocuk satıcıya yanaşır:
-amca don kaç para,atlet kaç para?
-Don beş lira,atlet beş lira dedik ya...
çocuk yine döner gider.birkaç sokak sonra yine aynı çocuk satıcıya yanaşarak sorar:
-amca don kaç para,atlet kaç para?
-don ikibuçuk,atlet beş lira...
çocuk şaşırır:
-iyi de amca donu niye indirdin?
-şimdi ananı ....ceğim de ondan...
fıkranın devamı

YAŞANMIŞ BİR HİKAYE:
Adıyaman Vali Yardımcısı otobüsle Ankara'ya gidiyormuş. Vali yardımcısının en büyük özelliği; çok su içmesiymiş. Otobüs Adıyaman'dan hareket edeli on dakika kadar olmuş veya olmamış, otobüsün muavinine işaret ederek bir su vermesini istemiş. Muavin de suyu getirmiş. Aradan geçen bir on dakika sonra yine işaret yine su, bir on dakika sonra yine aynı. Derken otobüs Adıyaman'ın Gölbaşı ilçesine gelmiş. Aradaki 60 km lik yolda vali yardımcısı 5-6 defa su istemiş. Gölbaşı'ndaki yarım saatlik moladan sonra hareket edilmiş ve on dakika sonra Balkar beldesi civarına geldiklerinde Vali yardımcısı yine işaret ederek:
-Bir su verir misiniz? demiş.
Adıyaman'dan bu yana su vermekten bıkmış olan muavin:
-Bu ne babam? Kelle mi yedin? Adıyaman'dan çıktık çıkalı, su...su... su... Yok bitti, arabada su kalmadı! demiş.
Vali yardımcısı:
-Terbiyesiz herif! Sen nasıl konuşuyorsun? Ben Vali Muaviniyim, demiş.
Bizim otobüs muavini gayet rahat bir şekilde cevap vermiş:
-Olsun, ben de muavinim!
fıkranın devamı

Sevgili Oğlum!
Hızlı okumadığını bildiğim için bu mektubu yavaş yavaş yazıyorum.
Bir gazetede, "insanların başına, genellikle evlerinin 2 km. civarında kaza gelmektedir." yazısını okuyunca evimizden taşındık.Taşındığımız evde bizden önce oturanlar adresleri değişmesin diye kapı numarasını söküp götürmüşler.O nedenle adres yazamıyorum.
Bu evde garip bir çamaşır makinesi var.Geçen gün içine koyduğum çamaşırları, duvardaki zinciri çekince bir daha bulamadım.
Buraya geçen hafta iki kere yağmur yağdı.İlki üç gün, ikincisi ise tam dört gün sürdü.Benden istediğin yeleği postaya verdim.Ancak, düğmeleriyle paketin çok ağır olacağını düşündüm.Sonunda düğmeleri koparıp yeleğin cebine koyduk.Orada bulabilirsin.
Seni seven annen...


NOT: Sana biraz para gönderecektim, ama zarfı bir kere kapatmış bulundum.
fıkranın devamı

Geceleri davar yaymaya çıkan çoban bir gün erken gelmiş canıda sevişmek istemiş eve girip ne görsün karısı açık bir şekilde yatıyor,hali perişan sorar:
-Bu ne hal böyle .cevap hazır:
-Vala geçi yaladı.Adam öfkeli:
-Geçi yalasa gılları yatık yatık olurdu,gılları içine dıkık dıkık.der.
fıkranın devamı

Geçmişlerde çadırlarda durulurken,aralarına maddiyat giren iki eski sevgili buluşmanın yolunu bulmuşlar,çadıra delik açıp geceleri hasret giderirken kocası farkına varır,karısına:
-Ne yapıyon öyle? Kadın cevap verir:
-Mayasıl olmuşta ineğe yalatıyon. Kocası:
-Bendede aynı dert var kaçıl ordan acıkda benimkini yalasın. Çaresiz kadın yer verir kocası deliğe kıçını dayar,diğeri nasipde buda varmış deyip geçirmiş.
Adam can acısıyla kalkmış ve :
-Şeftali gibi olunca yalıyorsunda kabak gibiyi görünce boynuzunumu sokman lazım.demiş.
fıkranın devamı

Bu okuyacağınız tamamen gerçek ve Trabzon da olmaktadır(inanmayanlar 02.06.1998 tarihli Radikal gazetesine bakabilirler)
Üç katlı bir tesisin sahibi Abdullah İ**n tesise AHŞAPTAN bir yangın merdiveni yaptırmış!! Bunun nedenini şöyle açıklıyor;
Binanın estetik görünümünün bozulmaması için ahşapı tercih ettik'
""Yüzyılın dumuru!""
fıkranın devamı

ARKADAŞLAR BU YAŞANAN TAMAMEN GERÇEKTİR;
Yunus Emre mahallesinde oturuyorum.Bir gün minibüse bindim eve varmaya yakın bir durak önce kravatlı bir adam inmek için ayağa kalktı ve Şoför'e Bey müsait bir yerde indirirmisiniz dicene ''Mükemmel bir yerde inebilir miyim? '' dedi millet bir koptu ama daha komiği Şöför durdu ve adama ;'' Tabi buyrun size layık değil ama'' dedi gülmekten kafa tasım hala arıyor...
fıkranın devamı

Çocukluğun verdiği hevesle bakkala kalabalıkken girer:
- Bakkal amca vvvamı?
derdik, şaşkınlıkla
- Ne?
Demek zorunda kalırdı.
Bir gün durumu anlamışki..
- gel oğlum var.
Demesiyle beş kardeşleri eklemesi bir oldu.
fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

« 1 2 3 4 5 »
Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama