Komik Olaylar

loading...

Adamin birisi nin civardaki köylerden birisinde isi cikmis fakat maddi durumu pek iyi olmadigindan yola yayan cikmis , yolda giderken iyice susamis yarabbi surda bi su olsada icsem demis biraz sonra bi bakmiski desdi ile su .suyu icip yola devam etmis.bizaman sonra yarabbi surda bi sofra olsada karnimi bi doyursam demis bir müddet sonra bi bakmiski kurulu sofra.karnini doyurmus ve yola devam etmis bakmiski yol bitmek tükenmek bilmiyor buseferde yarabbi surda bir deve olsada binsem demis yine birmüddet sonra bi bakmiski basi bos bir baharatci devesi neyse deveye binmis ve köye yaklasinca tepeden bi bakmiski.köyde sefalet diz boyu .yahu demis bu insanlar beni böyle deveyle felan görünce zengin zanedip öldürürler ben en iyisi yaya olarak köye gireyim der tabi bu sirada da deveden olacagi icin derki en azindan su deveyi bi ("Sik...M") boyu yetmeyince bi bakarki devenin sirtinda birterazi teraziyi alir ve deveyi ("Sik...r") .köye vardiktan sonra ordaki insanlarin perisanligini görür ve yaptigi hatayi anlar ve tabi baslar hemen yalvarmaya "YARABBI ISDE YAPMAK ISTEMEDIM AMA SEYTANIN AKLINA UYDUK "demesi ile birlikde "SEYTAN HEMEN KÖSEDEN BELIRIR VE DERKI HASSİ..T.R LAN TERAZI ILE DEVE "Sİ... EK BENIM BILE AKLIMA GELMEZDI :



fıkranın devamı

Adam ve kadın barda karşılaşırlar. Aradaki sıcak etkileşim sonucu soluğu kadının evinde alırlar. Ateşli bir sevişmeden sonra adam yatağın yanında duran fotoğrafı görür. Bu arada adamın kulağı ile meşgul olan kadına;

"Hey baksana bu adam senin kocan mı?" diye sorar.

Kadın "I- ıh " diye cevap verir kısaca ve adam ile uğraşmaya devam eder.

Ama adamın kafasına takılmıştır bir kere.

"Peki erkek arkadaşın mı?" diye sorar.

Kadın yine kısaca "yo" diye cevap verir. Adamın merakı iyice artmıştır.

"O zaman baban yada erkek kardeşin olmalı" der.

Kadın gülümseyerek
"Hayır, hayır değil" der.

Adam dayanamaz ve "Allah aşkına söyle o zaman kim bu adam" der.

Kadın kafasını adama çevirir gözlerinin içine bakar ve gülümser;

"2 yıl önceki fotoğrafım." der.
fıkranın devamı

Beleşçi bir taraftar futbol maçlarına para ödemeden girebilmenin bir yolunu bulmuş. Tribünlerde bir efsane olarak yayılan bu arkadaş, giriş kapısına gelip kapıdaki görevli polise telaşlı bir ifadeyle.
- Abicim çok acil bi durum oldu. İçeride maçı seyretmeye gelmiş bi abi var, (Bir isim sallıyormuş) hanımı aniden rahatsızlandı. Hastaneye kaldırdık. Onu acilen bulup hemen hastaneye yetiştirmem lazım, diyormuş.
Ehliyetini rehin bırakarak içeri giriyormuş. Ama içeride maçı seyredecek kadar kalmak dikkat çekeceğinden, hemmen diğer kapıya koşturup, oradan dışarıya çıkıyormuş. Çıkarken kapıdaki polise
- Abicim benim arabayı çekiyolarmış, bi çıkıp bakayım ne oluyomuş. Problem varsa halledip geleyim, diyomuş.
Tabi geri gelince tanısın diye de bu polise de kimliğini bırakıyormuş. Çıkar çıkmaz ilk girdiği kapıya koşturup:
- Abicim Allah razı olsun ben arkadaşı buldum diğer kapıdan çıktık. Şimdi benim ehliyeti alabilir miyim?, diyomuş.
Ehliyeti kaptığı gibi çıktığı kapıya yollanıyormuş.
- Abicim ben araba işini hallettim çok saol. Kimliği alabilir miyim?, deyip kimliğini de alarak içeriye sağ sağlim giriyormuş.
fıkranın devamı

Adam tek maaşlı memur,tek odada kirada.İki çocuk da var,biri kız diğeri erkek.. Karısıyla birlikte olmak hayal.Ortadan böldüğü odanın diğer tarafında mutfak... Karısıyla anlaşır. Bulaşık yıkamaya girdiğinde, bir tabak kırmasını , ardından kendisinin öfkeyle içeri gireceğini, ancak haftada bir bu şekilde birlikte olabileceklerini planlarlar. Birkaç kez zorda olsa uygulama fırsatı doğar. Günün birinde kız yıkamaktadır bulaşıkları...Tesadüfen bir tabak kırınca oğlu girer mutfağa;

-"Abla çaktırmadan sakla, babam tabak kıranı asla affetmez ; s.ker.."

fıkranın devamı

İki katlı ve garajlı bir evde oturan ailenin biri tam yatmaya hazırlanırken karısı kocasına:
- Garajda hırsız var, der.
Adam camdan sessizce dışarı bakar, garajın ışığını açar. İki kişi esyalardan bazılarını taşımaktalar.
- Evet, der adam.
- Dışarıda iki kişi var bizim esyalari caliyorlar..
Bunun üzerine hemen polise telefon eder..
- Alo memur bey şu anda bizim bahçede iki hırsız var ve garajdaki esyalarımızı çalıyorlar. Acele araba gönderin, der.
Bunun üzerine polis:
- Evin içindeler mi? diye sorunca adam
- Hayır garajdalar, der.
- Tamam o zaman içerden kapıları iyi kilitleyin ses yapmadan evde bekleyin. Eger zamanımız ve arabamiz olursa göndeririz, çünkü şu anda hepsi meşgul.
Adam telefonu kapatır ve yüze kadar saymaya başlar.. Saydıktan sonra tekrar polise telefon eder.
- Biraz önce size evimde hırsız var diye telefon etmiştim. İkisinide vurdum, der telefonu kapatir.
İki dakika gecmeden bir sürü polis arabası ve bir de ambulans gelir ve hırsızları suç üstü yakalarlar. Memurun biri adama yanaşır:
- Hani adamlari vurdum demiştiniz?
Bunun uzerine adam da:
- Hani siz de şu anda arabamız yok demiştiniz!
fıkranın devamı

Bu sabah bir kamyonetin arkasında şu yazıyı gördüm:
- "Hatalıysam cep telefonuna hata yazıp bir boşluk bırak 9999'a gönder ,Hatasız Kul Olmaz melodisi cebinize gelsin."
Eyvallah!...

fıkranın devamı

-ilginç bir olay anlatacağım.ben internet cafede çalışıyorum.ilginç olan bu değil.

-geçenlerde yaşlı bir bey baba bana geldi evlat şu yarım sayfa yazıyı yazarmısın dedi.
-parasıyla değil mi bende yazdım, yazıcıdan çıkarttım gitti.
-bir hafta sonra tekrar geldi.
ve ben hatırlayamadım, ki o ana kadar.
-evlat şu benim yazıyı bana geçen hafta sen yazmıştın
-bende "bilmiyorum" dedim
(ne de olsa bilgisayarda yazılmış bir yazı)
-bey baba bana "iyi bak iyi belki tanırsın senin yazın senin" demesi beni kahkahaya boğdu....
fıkranın devamı

Laz odanın içinde zıplıyormuş. Arkadaşı sormuş :
Ne oldu, ne yapıyorsun böyle ?
Öksürük şurubu içtim.
Niye zıplıyorsun peki ?
Sorma şişenin üzerinde iyice çalkalayın yazıyormuş, ben
farketmemişim.

fıkranın devamı

birgün amerikalılar bir uçak üretmişler bu uçak 3 motorluymuş deneme sürüşünde 1.motor infilak olmuş bir yazıyla not panıc its american teknoloji yazmış 2.motor infilak olmuş yazıda not panıc ıts american teknoloji yazmış 3.motor infilak etmiş ve uçak düşmüş bunu duyan araplar aynı uçağı üretmişler deneme sürüşünde 1.motor infilak etmiş vede ekranda not panic its arabic teknoloji yazmış 2.motorda infilak etmiş ekranda not panic its arabic teknoloji yazmış 3.motorda infilak edince ekranda not panic its arabic teknoloji ardından da eşşedüennailaheillallahveeşşedüennamuhammedenaptuhuveresulhu
fıkranın devamı

Dolmuş şöförüyle rahip cennete gitmişler.Cennetin kapısında melek rahib'e "Dünyadaki hayatın boyunca neler yaptın." demiş.Rahip"Ben hayatımı insanlara adadım,onları sevdim ve yardım ettim.Hiçbir zararım dokunmadı"diye cevaplamış.Melek rahibe cennetin gümüş anahtarını vermiş.Melek aynı soruyu dolmuş şöförüne sormuş.Şöför"Ben hayatım boyunca küfür de ettim,her türlü pis işe de bulaştım.Bir de ben çok sert araba kullanırım,kuralları fazla kafaya takmam""demiş.Melek şöföre cennetin altın anahtarını vermiş.Buna çok bozulan rahip"Ben hayatımı insanlara adadığım halde niye ona altın bana gümüş anahtar veriyorsun."demiş.Bunun üzerine melek"Çünkü sen ayin yapıyorken millet uyuyordu,ancak o dolmuş kullanırken herkes dua ediyordu."demiş.
fıkranın devamı

- Meraba ben Serkan nasıl yardımcı olabilirim?
- Benim telefonda bi problem var bankomatta işlem yapamadım
- Peki ilk önce telefonunuzun ''menü" tuşuna sonra da ''5'' tuşuna basın...
- Evet... Tamam...
- Ekranda ne var şimdi?
- Show tv... - ???

-İyi günler kredi kartı başvurunuz için aramıştım sizi...
- Tabi buyrun..
- Mesleğiniz nedir acaba?
- Hayat kadını...
- ... Özel sektör yazıyorum ben...
- O da olur!...

Kadın : Merhaba ben kredi kartınızla köpek almıştım...
Yetkili: Evet efendim?...
Kadın : Bu köpeğin kulakları duymuyor. Acaba sigorta kapsamına giriyor mü?
Yetkili: Ben bi üstüme danışayım !!!?!!...

İyi günler, nasıl yardımcı olabilirim?
- Para çekemiyorum ben...
- Şifrenizi yanlış giriyormuşsunuz Ahmet bey!...
- Şifre mi? Benim şifrem hep aynıdır, İstanbul'un kurtuluşu...
- Lütfen, bana şifreyi söylemeyin efendim.
- Hah, tamam hatırladım, 1956!!!
- Efendim o İstanbul'un kurtuluşu değil ama...
- Yaaaa!... Kaçtı İstanbul'un kurtuluşu?
- Efendim ben malesef söyleyemem bunu size.
- Niye sen de mi bilmiyosun?...
- Biliyorum, ama güvenlik açısından benim şifreyi bilmemem gerekiyor.
- Ben sana şifreyi sormuyorum ki!... İstanbul'un kurtuluşunu soruyorum.
- Evet, ama... ???!!!

- Alo ben Konya, Ya benim bu printer çalışmıyor!...
-Windows'ta mı çalışıyor?
- Evet
- Bilgisayar printerı görüyor mu Konya?
- Evet, karşı karşıyalar!...

- Şu an bankanızın ATM'sinden maaşımı çekemiyorum.
- Üzgünüz efendim geçici bir hatadan ötürü şu an tüm sistemlerimiz off'tadır.
(Bir saat kadar sonra yine arar)
- Ben şu an Of'dayım ve hala paramı çekemiyorum...

-Güvenliğiniz için bir kaç soru sormam gerekiyor.
-Doğum yeriniz?
- Erzurum...
- Doğum tarihiniz?
- 23 Ocak 1957
- Annenizin evlenmeden önceki soyadı?
- Anamı karıştırma bu işe

fıkranın devamı

Adamın biri birgün şehir dışında yolda kalmış.Saat gecenin 2siymiş ve arabaların nadir geçtiği ıssız bir yolmuş burası.Kış mevsimi olduğundan aşırı derece soğuk,fırtınalı,kar yağışlı ve bir metre ötenin bile görünemeyeceği kadar sis hakimmiş.Adam saatlerce yürüdükten sonra yanından yavaşça bir arabanın geçtiğini farketmiş ve bu işkenceye bir son vermek için koşarak arabanın ön kapısından içeri girmiş.Kafasını sola çevirmiş,(Gözlerine inanamamış)şoför koltuğunda kimse yokmuş.Tam bunun şokunu yaşarken ileride bir uçurumun belirdiğini farketmiş ve korkudan ne yapacağını şaşırmış son duasını etmeye başlamış.Bir de bakmışki direksiyonda sadece bir el var ve direksiyonu çeviriyor.Adam bu kadarına da dayanamıyarak arabadan dışarıya atlayarak hızla hiç bilmediği bir yöne doğru koşmaya başlamış ve ağaçların arasında olduğunu farkettiği küçük bir kahveye sığınmış.Bir çay içip kendine geldikten sonra kahvedekilere başından geçenleri anlatmış.Kahvedekileride bir korku sarmış ve kimseden çıt çıkmıyormuş.Derken birden kahvenin kapısı açılmış içeriye iri yapılı,yorgunluktan perişan olmuş,üstübaşı yırtılmış,kanter içinde kalmış iki adam girmiş.herkes hiç ses çıkarmadan onlara bakarken;adamlardan biri yanındakine hitaben ( göz işaretiyle bizimkini göstererek) :"Lan Osman,şurda oturan adam biz arabayı itmeye çalışırken içine oturan şerefsiz değil mi lan." demiş.
fıkranın devamı

Küçük Nazlı 19 yaşındadır ve tek isteği üniversite sınavını kazanmaktır.Fakat salaktır.İlk sene sınavlara çok çalışır fakat salak olduğu için kazanamaz.Babası Mustafa amca onu döver sonra çok çalışır ikinci girişinde ODTÜ tuvalet bölümünü kazanır.Onun gibi salak olan arkadaşları Gökçe,Didem onlarda Odtü tuvalet bölümüne girerler.Küçük Nazlı çok çalışır ve tuvalet işinin piri olur.Herkes tuvaletini ona temizletir.5 yıl sonra tuvalet işinden trilyonlar kazanır.Ve bir iş kurar ne olduğunu tahmin edin;Tuvalet malzemeleri Ltd.
10 yıl sonra çok çalışır üniversite sınavında Oxford'u kazanır tabii artık koca karı olmuştur.Fakat çok parası olduğu için Kanalizasyonlar genel müdürü ile evlenir.Adam yakışıklıdır.Fakat salaktır......3 yıl sonra adam bok yoluna gider.Yani ölür.Nazlı dul kalır.
fıkranın devamı

yıl 2003 yer datça saat 8:30 suları bizim arkadaş gurubu sahil boyunca yürümeye karar verdik. Tam başladık yürümeye orada rusların oteli wardı iddaaya girdik ingilizce bilen gidip ruslarla basket maçı için konuşacak bende yabancı dil bölümündeyim. benim yapacağım Allah'ın emri zaten neyse gittim önce işte kaça kaç falan muhabbeti, ayarladık 5 e 5.ben arkadaşları çağırdım hadi oynuyoruz diye geldi bizim grup we ruslardan birinin sorusu aynen şu:
-kaçta bitiyo?
ben de dedim ki:
-onbir gibi bırakırız.
bizim gruptan çıkan ses:
-olum salak mısın? iki saat basket oynanır mı hiç?
fıkranın devamı

1998 yılının Temmuz ayında saat 12 veya 1 tam emin değildim kapı çaldı.Evde herkes uyuyordu.Ben o zamanlar 13 yaşındaydım.Korka korka kapıyı açtım ve bir de ne göreyim kapıda upuzun bir yılan!Yılanı görür görmez çığlık attım ve bayılmışım.Uyandığımda sabah olmuştu.Annem o saat kapının önünde ne aradığımı sordu.Bende yılan gördüğümü anlattım.Benim rüya gördüğümü söylediler.Geldiklerinde yılan falan olmadığını söylediler.Neyse ertesi günün gecesi uyuyamıyordum.Her an kapı çalacak diye korkuyordum.Maalesef korktuğum başıma geldi.Kapı çaldı.Hemen annemin yanına gidip onu uyandırdım.Kapı o zaman hala çalıyordu.Anneme söylediğimde bana inanmayıp,kapı zilinide duymadığını söylüyordu.Aklımı oynatacak gibi oldum.Sonra beni yatağıma götürdü.O gidince kapıyı korkarak açtım.Bu sefer karanlıktı ve hiçbirşey yoktu.Kapıyı kapatacakken bir ses duydum ama hemen kapıyı kapattım.Delikten baktığımda ise temiz yüzlü güzel bir kız gördüm.Hemen kapıyı açtım.Keşke açmaz olaydım.Kocaman gözlü ayakları olmayan elimde asası olan bir şey gördüm ve bağırdım.O hemen yok oldu.Sabah uyandığımda elime bir not sıkıştırılmıştı.İçinde belki bir gün başarırım yazısı vardı.Şuan 34 yaşındayım fakat zannediyorum hala başaramamış.
fıkranın devamı

Esrara bağımlı bir vatandaşımız esrar aramaktadır.Tanıdığından bulundukları mahaldeki bir hamamda çok iyi esrar satıldığını öğrenir.Hemen hamama gider ve göbek taşına oturur.Tellak gelir
- "Abi kese atayım mı?"
Bizim adam:
-"Oğlum sen keseyi bırakta bana esrar getir."
Tellak yanında bulundurduğu esrarı adama verir.Bizimkinin hoşuna gitmez bir daha ister.Tellak yeniden getirir.Adam onuda içer fakat hala kafası iyi olmamıştır.Tellak bu kez dolma diye nitelendirilen esrarı getirir.Bizimki 1 fırt çeker 2 fırt çeker 3'üncü fırtı çektiğinde hamamı askerler basar.Bizimkini yaka paça sürüklemeye başlarlar.Bizimki yalvarmaya başlar:
- "Abi ne olur götürmeyin beni,çoluk çocuğum var benim.Yapmayın abi!".
Asker:
- "Oğlum bak sus, sen krala çok benziyorsun.Onun yerine geçeceksin."
Adamı saraya götürürler ve tahta oturturlar.Aradan bir müddet zaman geçtikten sonra vezir gelir bizimkine bir arzusunun olup olmadığını sorar. bizimki ilk başta utansada sarışın hatun ister.zaman getikçe bizimkinin bu isteği sıklaşır. Sonra sıkılır, vezir yine gelir ve sorar:
- "Kralım bir arzunuz var mı?"
Bizimki eski mahallesine gitmek istediğini söyler.Tahterevanda mahallesine götürürler. Caddenin ortasından geçmektedirler. Herkes camlarda kralı seyretmektedir. Dışarıda büyük heyecan, kral yere inmek istediğini söyler. Kral indikten sonra etrafına bakar ve pelerinini sıyırıp yolun ortasına ...çmaya başlar. Ensesine aniden tokat gelir ve yıkılır. Vuran hamamdaki tellaktır ve şöyle der:
- "Ulan ...ospu çocuğu, 3 kere masturbasyon yaptın bişey demedim şimdi göbek taşının ortasına ....yorsun!!! " (bizimki dolma diye nitelendirilen esrardan 3 üncü fırtı çektikten sonra kafayı bayağı iyi bulur.)
fıkranın devamı

Külkedisi ocak başında oturup ağlıyor. Birden parıltılar içinde bir peri gelir.
- "Kızım neden ağlıyosun?"
Külkedisi aglayarak cevap verir:
- "Peri anne ne olur beni baloya gönder!!!"
Peri değneğini külkedisinin başına dokundurur ve ortaya dünyalar güzeli bir kız ortaya çıkar. Artık külkedisi baloya gitmek için hazırdır. Ama külkedisi hala ağlıyor. Peri:
- "Nen var kızım neden ağlıyosun. Baloya gidebilirsin artık."
Külkedisi:
- "Kanamam var peri anne baloya gidemem."
Peri külkedisine balkabağından tampon yapar. Peri:
- "Kızım saat 12 den önce dönmeyi unutma.."
Külkedisi baloya gider, prensle çok güzel vakit geçirir. Saat 12'yi geçmiştir ve külkedisi öldü....
(neden mi??? tampon bal kabağına dönüşür...)
fıkranın devamı

1. Churchill, avam kamarasında konuşurken, muhalif partiden bir kadın milletvekili, Churchill' e kızgın kızgın şöyle seslenir:
- "Eğer, karınız olsaydım, kahvenizin içine zehir karıştırırdım."
Churchill, oldukça sakin kadına döner ve lafı yapıştırır:
- "Hanımefendi, eğer karım siz olsaydınız, o kahveyi seve seve içerdim."


2. Sokrates ve eşi bir türlü iyi geçinemezlermiş. Bir gün eşi
Sokrates'e verip veriştirmiş, ağzına geleni söylemiş. Bakmış
kocası hiç bir tepki göstermiyor; bir kova suyu alıp başından aşağı boşaltmış. Sokrates, gayet sakin:
- "Bu kadar gök gürültüsünden sonra bir sağanak zaten bekliyordum" demiş.

3. Bernard Shaw ile Churchill hiç geçinemez ve sık sık
birbirlerini iğnelermiş. Bernard Shaw, bir oyununun ilk gecesine, Churchill' i davet etmiş ve davetiyeye de bir pusula iliştirmiş:
- "Size iki kişilik davetiye gönderiyorum. Bir dostunuzu alıp
gelebilirsiniz. Tabii dostunuz varsa." Churchill, hemen cevap
göndermiş:
- "Maalesef o gece başka bir yere söz verdiğim için oyununuzu
seyretmeye gelemeyeceğim. İkinci gece gelebilirim, tabii oyununuz ikinci gece de oynarsa."

4. Bir gün Eflatun, talebelerinden birini kumar oynarken yakalamış ve şiddetle azarlamış. Talebesi:
- "İyi ama ben çok az bir paraya oynuyordum" diye itiraz edecek
olunca Eflatun cevap vermiş:
- "Ben seni kaybettiğin para için değil, kaybettiğin zaman için azarlıyorum."

5. Dünya nimetlerine ehemmiyet vermeyen yaşayış ve felsefesiyle
ünlü filozof Diyojen, bir gün çok dar bir sokakta zenginliğinden başka hiçbir şeyi olmayan kibirli bir adamla karşılaşır. İkisinden biri
kenara çekilmedikçe geçmek mümkün değildir. Mağrur zengin, hor gördüğü filozofa:
- "Ben bir serserinin önünden kenara çekilmem" der. Diyojen,
kenara çekilerek gayet sakin şu karşılığı verir:
- "Ben çekilirim."

6. Meşhur bir filozofa:
- "Servet ayaklarınızın altında olduğu halde neden bu kadar
fakirsiniz?" diye sorulduğunda:
- "Ona ulaşmak için eğilmek lazım da ondan" demiş.

7. Kulaklarının büyüklüğü ile ünlü Galile' ye hasımlarından biri:
- "Efendim" demiş, "Kulaklarınız, bir insan için biraz büyük değil mi?"
Galile: - "Doğru" demiş, "Benim kulaklarım bir insan için biraz
büyük ama, seninkiler bir eşek için fazla küçük sayılmaz mi?"

8. Bir toplantıda, bir genç Mehmet Akif' i küçük düşürmek ister:
- "Affedersiniz, siz veteriner misiniz?" Mehmet Akif hiç istifini
bozmadan şöyle yanıtlamış:
- "Evet, bir yeriniz mi ağrıyordu?"

9. Yavuz Sultan Selim, birçok Osmanlı padişahı gibi sefere
çıkacağı yerleri gizli tutarmış. Bir sefer hazırlığında, vezirlerinden biri
ısrarla seferin yapılacağı ülkeyi sorunca, Yavuz ona:
- "Sen sır saklamayı bilir misin?" diye sormuş. Vezir:
- "Evet hünkarım, bilirim" dediğinde, Yavuz cevabi yapıştırmış:
- "İyi, ben de bilirim."

10. Bir filozofa sormuşlar: - "Şansa inanır mısınız?" Filozof:
- "Evet, yoksa sevmediğim insanların başarılarını neyle
açıklayabilirdim."
fıkranın devamı

Gecenlerde ünv'den bır arkadaşın doğum gününe gıttık. Ona muhabbet kuşu aldık. Dışarda bir işimiz vardı. Kuşu kutunun içinde eve bıraktık ve çıktık. Geldığimizde ise ilk önce eve ben girdim ve baktım koyduğumuz yerde kuş yok. Hemen arkadaşın babaannesine döndüm.
Arkadaşımın da babaannesı yaşlı; direk teyzeme yöneldim:
- "Teyze"
dedim:
- "Ne yaptın kuşu?"
- "Aa"
dedi:
- "O kuş muydu. Ben onu pasta sandım buzdolabına koydum"
Ben:
- "Ne"
dedim:
- "Buzdoabına mı koydun?"
Direk buzdolabına koştyum kapağını açtım baktım kuş karşımda. Neyse kuşu donmak üzereyken aldım. Biraz daha geç kalsam kuş donarak ölecek. Her neyse kuşu alır almaz arkadaşımın evlerinin altında veteriner vardı. Kuşu veterinere götürdüm. Yanımda bir arkadaşım da geldı. Veteriner benı kapıdan içeri girer girmez gördü:
- "Bu ne hal?"
dedi. Ben olayı kısaca anlattım:
- "Arkadaşın doğum günü vardı, arkadaşa doğum günü hediyesi olarak kuşu aldık"
dedım.
- "Kuşu masanın üstüne bıraktık, dışarıda bir işimiz vardı, onu hallettik. Eve geldiğimizde kuşu masanın üstünde değil buzdolabında bulduk. Arkadaşımın babaannesi yaşlı, kuşu pasta sanıp buzdolabına koymuş. Ben de alır almaz getirdim.
- "Ben de"
Dedi
- "Benzın var alın şu benzini kuşun gagasını açın bir damla damlatın bişi kalmaz"
Neyse benzini aldık kuşu eve götürdük. Daha sonra eve geldik kuşun gagasını açtık, bir kac damla benzin damlattık, benzin damlatır damlatmaz kuş kutunun içinden bir fırladı, evin içinde 4 dönüyoo. Şanssızlık işte balkon kapısıda açık kalmış. Kus balkon kapısından bır kactı o hızla karsıdada apt duvarı var kuş o hızla giderken apartman duvarına bır çarptı:((
- "Sence ne olmuştur?
- "Oldu mu?
dediğinizi duyar gibiyim.
- "Ölmedi, benzin bitti be yaww walla.."
fıkranın devamı

Bir gün zengin bi genç son model ferrarisiyle yolda ilerlerken ; karşısına çıkan kırmızı ışıklarda durmuş. Durmaya kalmadan arkadan korkunç bir sesle bir kamyon ferrariye bindirmiş. Kazanın heyecanıyla kamyoncu inmiş arabadan ,başlamış genç çocuğa yalvarmaya:
- "Abi affet beni, ben bu arabanın masrafını ödeyemem evde çoluk çocuk açlar aabi"
Şeklinde ağlayıp ayaklarına kapanmış. E genç çocukda sonunda dayanamamış:
- "Tamam peki peki"
deyip affedip koyulmuş tekrar yola.
Yolda arkası göçmüş arabasıyla ilerlerken tekrar bir kırmızı ışıkta durmuş veeeee....
Tekrar bi kamyon arkadan gelip arabaya çarpmış.
Tabi genç artık büyük bir sinirle arabadan inmiş. Arabaya çarpan kamyoncu ise hiç istifini bozmadan kafasını camdan dışarı çıkarmış:
- "Abi benim ben..."

fıkranın devamı

Kars tren garında İstanbul'a hareket etmek üzere Doğu Ekspresi hazır beklemektedir.
Kayseri'li iş için geldigi Kars'tan dönmek üzere trene biner ve kompartımanını bulur.
İçeride iki tane 45-50 yaşlarında adam ve birde 20 yaşlarında genç vardır.
-"Selamün Aleyküm"
diyerek Kayseri'li içeri girer.İçerdekiler;
-"Aleyküm Selam" derler.
Kayseri'li yerine oturur ve bir süre sonra tren hareket eder.Yolculuğun başında hiç kimse konuşmamaktadır.Yalnız genç çocuk biraz sıkıntılıdır.Orta yaşlılardan birisi çocuğun bu halini görür ve laf atar.
-"Hayrola genç senin bir derdin mi var?"
Çocuk dayanamaz başlar anlatmaya:
-"Ya abi ben İstanbul Üniversitesinde öğrenciyim.Yarı yıl tatili için köyüme geldim. Zavallı anam beni okutabilmek için kötü yola düşmüş. Kadını o halde görünce çok canım sıkıldı. Üzüldüm" der. Bu sefer soruyu soran adam çocuğu teselli etmek için söze başlar.
-"Bak aslanım ananla iftihar et kadıncağız seni okutabilmek için nelere katlanıyor. Ben falanca yerin genel müdürüyüm. Anacığım beni okutabilmek için her gece pavyonlarda konsomatrislik yapardı. Üzülme" der.Bu sefer öteki orta yaslı adam lafa karışır.
-"Yavrum gördün işte analık hakkı ödenmez. Beyefendi doğru söylüyor ben ki filanca şirketin patronuyum anam beni okutabilmek için her gece kendini satardı. Boşver"
der.
Tabiki Kayseri'linin de konuşması lazım. Elini cebine atar ve bir uzun Samsun paketi çıkartır. Diğerlerine ikram ederek şöyle der:
-"Yakın lan oxxxpu cocukları birer tane...."

fıkranın devamı

Ben ve ablam kırtasiye işletiyoruz. Öğrencilerin giriş saatiydi, bu nedenle çok kalabalıktı. Tüm öğrenciler simli uhu veya yapıştırıcı alıyordu. Bir kız öğrenci gelip ablama:
- "TEOMAN yapıştırması yok mu?"
dedi. Ablam da:
- "Simli mi olsun, prit mi?"
diye sordu. Kız saf saf:
- "Prit kim? TEOMAN yok mu?"
dedi. İşte o an kızın ve ablamın bittiği andır........
fıkranın devamı

Kumkapı'da bir balıkçı bağırıyor:
- "Canlı balık,canlı balık..."
Yaşlı bir teyze yaklaşıp soruyor:
- "Evladım balıklar taze mi?"
Balıkçı:
- "Canlı balık, canlı balık..."
Yaşlı Teyze:
- "Evladım balıklar taze mi?"
Balıkçı:
- "Teyze, canlı diyoruz ya işte!.."
Yaşlı Teyze:
- "A evladım, ben de canlıyım ama taze miyim?" :)

fıkranın devamı

Bir zamanlar İngiliz hükümeti çocuğu olmayan ailelerin bu sorununu
çozmek için "Cici Baba" servisi kurmuş.Cici Baba evliliklerinin ilk
beş yılında çocuk sahibi olamayanlara yardım eden bir devlet memuru.
Smith ailesi de boyle bir servis için başvuruda bulunur , heyecanla
"CiciBaba" yi beklerken kapı calınır, ancak gelen kişi cici baba adayı değil,kapı kapı dolaşan bir bebek fotoğrafcısıdır. Konuşma şöyle gelişir:
Ms Smith: Günaydın
SATICI : Günaydın efendim ben şey için gelmiştim
Ms Smith: Açıklamanıza gerek yok kocam herşeyi anlattı. Buyrun
içeri girin
SATICI : Öylemi? Bebek işinde üstüme yoktur, özellikle ikizlerde.
Ms Smith: Kocamda öyle söyledi buyrun oturun.
SATICI : O zaman kocanız belki de size . .. . . . . . . . . . . . .
. . .
Ms Smith: Aa evet, ikimizde en iyi sonucun böyle alınacağını
düşünüyoruz.
SATICI : Öyleyse hemen başlayalım.
Ms Smith: (KIZARARAK) şey nerede başlamalı?
SATICI : Her şeyi bana bırakın. Ben genellikle iki kez banyo
küvetinde,
bir kez kanapede ve belki bir kaç kez yatakta denerim. Bazen oturma
odasının halısınde iyi oluyor
Ms Smith: Banyo ! ! Oturma odasının halısı! ! ! Neden bizim
beceremediğimiz anlaşılıyor.
SATICI : Şey hanımefendi , hiç kimse ilk seferinde iyi bir sonuç
garanti edemez ama altı yedi kere denersek bir tanesi mutlaka şahane
olacaktır.
Ms Smith: Afedersiniz ama biraz fazla olmuyor musunuz?
SATICI : Kesinlikle değil benim işimde insanlar aceleci
olmamalıdır.
Ms Smith: Başarılı oluyor musunuz bari?
SATICI : (Çantasını açarak bebek fotoğrafları gösterir)Şu bebeklere
bakın bunlar benim işlerim. Bakın bu dört saat sürdü.
Ms Smith: Evet çok güzel bir bebek
SATICI : Fakat gerçekten güç bir iş. Görmek istiyorsanız şuna
bakın, ister
inanın ister inanmayın bu Londra'nın ortasında , otobüsün üzerinde
oldu.
Ms Smith: TANRIM ! ! ! ! ! ! !
SATICI : Bunlar da şehrin en şirin ikizleri.Anneleri ile çalışmanın
ne zor olduğunu bilseniz ikizlerin şirinliğine daha cok şaşırırsınız.
Ms Smith: Öyle mi ?
SATICI : Sormayın. Şununda işi doğru yapabilmek için onu Hyde
Park'a göturdüm. Herkes çevremizi sardı. Peş peşe dört beş tam boy ve iş bitti.
Ms Smith: Dört beş tam boy ! ! ! ! !
SATICI : Evet üstelik üç saatten fazla sürdü. Sonunda bir kaç kişi
kalabalığı tuttu . Karanlık olmadan önce yeniden denemeliydik ancak
serçeler aletimin uzerine konup gagalamaya başladılar bu yüzden işi
bırakmak zorunda kaldık.
Ms Smith: Yani gerçekten serçeler şeyinizi aaa-aletinizi ısırdıler
mı?
SATICI : Evet böyle şeyler oluyor tabi. Ben tekniğimi geliştirmek
için tam üç yıl harcadım. Mesela şu bebek. Bu neticeye ancak büyük bir mağazanın ön vitrininde ulaşabilirsiniz.
Ms Smith: Bu kadar da olmaz!
SATICI : Hanfendi hazırsak ayaği alıp geleyim.
Ms Smith: Ayak mı ? ? ? ? ! ! ! ! !
SATICI : Aa evet , ağır olduğu için sürekli elde taşımak zor oluyor
bunun için ayak kullanıyorum.
- Hanımefendi . . . . . Hanımefendi . . . . .
Hayallah neden bayıldı şimdi bu. . .
fıkranın devamı

Mehmet ile Handan öğrenci olup, aynı evi paylaşmaktadırlar.
Bir gün Handan ve Mehmet, Mehmet'in annesini yemeğe davet ederler. Mehmet'in annesi akşam yemeği süresince Handan'ı uzun uzun süzer ve aslında Handan'ın çok alımlı ve güzel bir kız olduğunu, acaba aralarında ev arkadaşlığından daha ileri bir boyutta bir ilişkinin mevcut olup, olmadığını merak eder. Aklını okumuşcasına Mehmet annesine der ki:
Ne düşündüğünü biliyorum ama emin ol ki sadece ev arkadaşıyız, ötesi yok.
Akşam yemeğinden sonra Mehmetin annesi evine döner.
Aradan bir iki gün sonra Handan der ki:
Mehmet, annen bize yemeğe geldiğinden beri gümüş çorba kasesini bulamıyorum.
Mehmet yanıtlar:
Annemin almış olabileceğini tahmin etmiyorum ama ben yine de kendisine bir mektup yazayım. Oturur ve yazar:
Anneciğim, gümüş çorba kasesini sen aldın demiyorum, ama almadın da demiyorum.
Fakat konu şu ki: Sen bize yemeğe geldiğinden beri gümüş çorba kasesi kayıp.
Sevgiler oğlun Mehmet.
Bir hafta sonra Mehmet'in annesinden mektup gelir:
Sevgili oğlum:
Handanla yatıyorsun demiyorum, ama yatmıyorsun da demiyorum.
Fakat konu şu ki:
Handan kendi yatağında yatıyor olsaydı, gümüş çorba kasesini çoktan bulmuş olurdu.
Sevgilerle annen...
fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

« 1 2 3 4 5 »
Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama