Komik Yazılar

loading...

* Yukarıdaki şiirin ölçüsü nedir? Cevap: Yaklaşık dokuz santimetredir. (Lise 1)

* Kimlere zekat verilmez? Cevap: Şeytana. (İlkokul 5)

*Demokrasilerde kuvvetler ayrılığı kaça ayrılır? Cevap: Üçe. Kara, deniz, hava kuvvetleri. (Orta 3)

* Mondros'u açıklayınız. Cevap: Mondros kimdir bilmiyom (Orhan/8)

*İneğin midesi kaç bölümdür? Cevap: İki oda, bir salon, bir mutfak (Ortaokul 1)

*Servet-i Fünun edebiyatı hangi edebi akımlardan etkilenmiştir? Cevap: Elektrik akımından (Yaşar/Lise 3)

*Üremeyi açıklayınız. Cevap: Anne ve babanın gece yaptığı işe üreme denir. (Gülşah/Lise 1)

*Canlıların ortak özellikleri nelerdir? Cevap: Yol, su, camii, mezarlık.

*Orta Asya'dan göçün sebepleri nelerdir? Cevap: Ellektirik kesintisi (Gülümser/6)

* Türkiye'nin geçitlerini yazınız. Cevap: Alt geçit, Üst geçit, Yaya geçidi (Serkan/7)

*Kanuni Fransa'ya neden kapitülasyon tanımıştır? Cevap: Bir kadına yardım etmek için (Berat/İlkokul)
* Güneydoğu Anadolu bölgesinde petrol nerelerden çıkartılır? Cevap: Petrol, Raman ve Gazman'dan çıkartılır. (Filiz/Ortaokul 2)

*İzmir'i kim işgal etti? Cevap: Gazeteci Hasan Tahsin (Barış/Orta3)

*Ailenin reisi kimdir? Cevap: Anam (Sabri/İlkokul3)

* Koşma nedir? Cevap: Yürümenin hızlı şekline koşma denir. (Samet/Lise1)

*Canlıların en küçügüne ne ad verilir? Cevap: Bebek

*Kasabayı kim yönetir? Cevap: Şerif ve adamları (Kamil/İlkokul5)

* Mübarek geceler hangileridir, yazınız. Cevap: Kına, gerdek ve dolunay gecesi (Hatice/İlkokul5)
fıkranın devamı

Ay bu akşam değişik bir şeyler yapalım (Bırak)
Ay şekerim saçlarım böylemi güzel şöylemi güzel (Bırak)
Bazı şeyler artık bana yetmiyor (Bırak)
Annem seninle tanışmak istiyor (Bırak)
Babam seninle tanışmak istiyor (Bırak)
Bu gün kendimi yorgun istiyorum (Bırak)
Uçur beni (Bırak)
Hadi yiğidim, aslanım kalem kaşlım (Hemennn)
Ya bu ayki telefon faturamı sen ödesen (Düşünme bile)
Süreyya'nın erkek arkadaşının arabasını gördün mü? (Nee bırak tabi)
Ben demi o kıyafetten alsam (Koşarak uzaklaş)
Sinamamı olmaz ya günümüzü sinemayla berbat etmeyelim ama sen bilirsin
(Bırak, bırakmakla kalma tokat at)
Kendimi bu akşam ölecekmişim gibi hissediyorum (Bırak)
Evlenirsek ben ütü, çamaşır olayına girmem
(Bırak imkanın varsa kafa at yere düşerse tekmeyle devam et)
Ay bu kıyafet sana hiç yakışmamışşş
(Suz ve başka bir tarafa doğru ıslık çalarak yürümeye ba?la)
Sakaların batıyooooo (Uçan tekme at)
Diş etlerim de iltihaplanma çıktı öpüşmeyelim bir süre olurmu hayatım
(Döner tekme at midesine)
Cep telefonunu çaldırıp kapatırsa (Polis karakoluna yönlendir, bırak)
Hayatım ben makyajım? yapıp aşağıya ineceğim deyip 2 saat geçikiyorsa
(Saçlarını yol gözüne parmağını sok)
Burnumu biraz kaldırsam mı? (Kulağını ısır)
Siz erkekler futboldan ne anlıyorsunuz (Koşarak omuz at)
Özür dilerim geciktim
(Sopa varsa etrafta sopa ile kovala yoksa taş bul gerisini bırak içindeki hayvan bitirsin)
Eski erkek arkadaşımla bir yemek yesam ne olur ki
hem bana önemli bir şey söyleyecekmiş çok merak ettim
(Son sözlerinmi mezar taşın için biraz uzun oldu da )
Başkalarının hikayelerini dinleyipde siz erkekler çok hayvansınız derse
(Kafa göz dal suçu ben üzerime alırım)
Evlenince ben senin ayağına basacağım (Öyle bir tokat at ki anasını şaşırsın)
Ben eski hayatımda bir diktatörmüşüm biliyormusun
(İstiklal Marşını söylet :) ama siz şeklini biliyorsunuz kankalar)
Şu anda seninle konuşamam evde misafirler var (Dürbünlü tüfekle vur hemde 800 metreden)
Ay sıkıldım çıkalım bu filmden (Patlamış mısırları gırtlağına bas)
Hayır o arkadaşınla görüşmeni istemiyorum (!!!!!!!!!!!!!)
Ağızı açık yemek yediği zaman (Masayı fırlat sandalyeyi kır kafasında)
ALO KOCACIM NABER (!!!!! Evlenmeden hele aman amannnnnn bırak, hatta bırakma kaç)
fıkranın devamı

Istanbulda Üniversitede okuyan genc kiz Ankaradaki babasina telefon etmis:
-"Baba merhaba. Ben Lale..."-
-"ooo, güzel kizim benim. Nabersin bakalim?"-
-"Hic sorma babacigim. Hic keyfim yok valla..."-
-"Hayirdir? Bir sorun mu var?"-
Kiz aglamaya baslar babasi ise üzüntü ve meraktan kafayi yemektedir.
-"Murat evi terk etti, bosanmak istiyormus..."-
-"Ne evi kiz???Ne bosanmasi??? Sen ne zaman evlendin de bosaniyorsun?"-
-Hani senin hic hoslanmadigin esrarkes cocuk vardi ya, iste onunla evlendim."-
-Iyi halt ettin, zilli. Neyse, artik yapacak bi sey yok, versin mahkemeye hemen bosanin..."-
-"Bosanalim ama benden 10 milyar istiyor. Eger vermezsem, iyi zamanlarimizda cektigi ciplak fotograflarimi internetten herkese yollayacakmis..."-
-"Pühhh, Rezil... Ciplak fotograf cektirdin öylemi???"-
-"Ama Babacigim o benim kocamdi, ne bilim böyle bir pustluk yapacagini?!"-
-"Peki, olan olmus artik, yarin havale ederim parayi...Öglenden sonra Bankaya gidip cekersin, sonrada alip yakarsin o kahrolasi fotograflari..."-
-"Sagol Baba...Eeee...sey...baba...bi de kürtaj icin 2 milyara ihtiyacim var..."-
Adam artik iyice fenalasir, boguk bir sesle konusur;
-"Kürtajmiii??? Bi de hamile mi kaldin o cocuktan sennn???"-
-"Aslinda ondan degil... Zemci bi cocuk vardi...Zaten o yüzden ayriliyoruz ya..."-
Adam bayilmak üzeredir, nabzi yükselir, tansiyonu düser, artik inliyerek konusmakdadir;
-"Biz seni oraya okumaya yaollamistik, sen ne haltlar cevirmissin. Allahim. Nedir bu basimiza gelenler...Okulu bitirir bitirmez Ankaraya dönüyorsun, yoksa kirarim bacaklarini..."-
-"Istersen hemen dönebilirim babacigim, ben gecen yil okuldan atildim cünkü..."-
Adam masanin üzerindeki soguk su dolu sürahiyi basindan asagiya devirir ve ancak bu sekilde konusmasini sürdürebilir;
-"Okuldanmi atildin??? Hani birlikte Avukatlik yapicaktik, zilli.!...Eh ulan? Sen hele bi gel buraya...Ben sana yapicagimi bilirim, evden disariya adim attirmiyacagim sana, ilk istiyenle de evlendirecegim seni..."-
-"O is zor be baba, biliyorsun moda oldu, artik evlenmeden önce esler birbirlerinden saglik raporu istiyorlar...Pek iyi bir rapor sunucagimi zannetmiyorum ben..."-
-"Allahim, cildiracagim...Bir de cinsel hastaliklar haaa... Kesin o zencidendir..."-
-"Cok pis arkadaslari vardi, bilmem artik hangisinden kapmisimdir..."-
Güm diye bir ses duyulur, adam kisa bir süre icin kendinden gecmistir, ancak hemen kendisini toparlayip tekrar telefonu alir;
-"Hemen bu aksam dayini yolluyorum oraya, seni alip gelecek, adresini ver bakayim..."-
-"Mahmutpasa Karakolundayim... Gelirken kefalet iyin de biraz para getirsin yanina..."-
-"Karakolmu??? Bi de karakolami düstün layyynnn? Ne yaptin?"-
-"Dün kafam cok bozuktu, cok icmisim. Araba kiralayip dolasmaya ciktim, o kafayla Arnavutköyde kokorecci dükkanina girdim. Ama neyse ki kimse ölmedi, dükkan sahibiyle kiralik araba firmasina para vermek gerekir sanirim..."-
Adam iyice fenalasir, hatta fenalasmak ne kelime, adeta kahrolmustur. Telefonda kisa bir sessizlik olur. Kiz tekrar konusmaya baslar;
-"Babacigim, sakin üzülme, bütün bunlar bir sakaydi. Ben sadece sinifta kaldigimi söylemek icin aramistim babacigim..."-
Bunun üzerine adam sevincle ve mutlulukla haykirir;
-"Canin sag olsun be güzel kizim benim, bosveeerrrr. Okul da neymis? Hic mühim degil, tatlicanin sagolsun senin..."-
fıkranın devamı

Dün gece yine ölümle burun buruna geldim. Kendime bir
zarar geleceginden degil ama karim Cemile ne yapar
sonra.

Biz aksam yemegimizi genelde saat 11-12 gibi yerdik,
ama ev sahiplerimizin misafiri geldiginden geç
vakitlere kadar oturup yatmadilar. Neyse ki konuklarin
gitmesiyle birlikte uykuya daldilar. Bir süre
ortaligin sakinletmesini bekleyip, yiyecek toplamaya
basladim.

Bugün misafirler geldigi için menü çok zengindi. Pasta
ve börek kirintilarina bayiliriz. Her neyse ben
nevaleyi toplarken birden mutfagin isigi yandi ve
"Aaaaaa! Karafatma" diye bir ses duydum.

Salak adam, ben bir erkegim Fatma da nereden çikti.
Benim adim Ismail. Böyle seyler delikanliyi bozar.
Hadi beni karimla karistirdin diyelim. Sen ne kadar
korkak bir adamsin. Benim kaç katim büyüklügünde
olmana ragmen bu bagiris da ne böyle ? O korkunç sesin
kesilmesiyle birlikte, sanki ben ona bir bok yapmisim
gibi beni kovalamaya basladi.

Inanin o kadar da dikkat ediyorum, tabak, çanak bardak
üzerinde dolasmamaya çünkü bu dingilin karisi çok
titiz. Bazen diyorum ki bu giciklarin misafiri
geldiginde git ortalarda dolas böylelikle utanilacak
duruma düssünler. Ama yapamiyorum iste. Ne olursa
olsun, ekmek yedigin tekneye kötü gözle bakmamak
gerekir.

Ben eve geldigim ilk yillari hatirliyorum da ne
güzeldi o günler. Rahmetli kayinbabam ve kayinvalidem
beni evlerine kabul etmislerdi. O zamanlar rahattik,
çünkü ev sahibimiz Riza amca kördü. Bu sebeple evin
her yerinde serbestçe dolasabiliyorduk. Hatta Riza
amcayla ayni sofrada yemek yedigimiz günlerde oldu.
Gerçi bizleri görebilseydi nasil davranirdi bilmem ama
o hep yüregimizde yasayacak. Riza amcanin durumu pek
iyi sayilmazdi, memur emeklisiydi. Bu evde rahmetli
karisininmis, bu yüzden yiyecek konusunda bu kadar
fazla seçenegimiz yoktu. Ama daha mutlu ve
huzurluyduk. Riza amca bir gün görünmez kazaya kurban
gitti. Gerçi onun için bütün kazalar görünmezdi.

Riza amcanin topraga verildigi gün biz de oradaydik.
Karsi komsusu Osman Zeki bey bize geldiginde ceketini
asmisti. Biz de bunu firsat bilip ceketin cebine
girdik. Ardindan Osman Zeki beyle birlikte mezarliga
dogru yola koyulduk. Riza amcanin üç tane oglu vardi
ama bugüne kadar sadece nüfusta gözüküyorlardi.
Hayirsizlar daha ilk günden evi satisa çikardilar. Evi
su anda oturan adam ve karisi satin aldi. Eve ayak
basmalariyla kayinbabam ve kayinvalidemi öldürmeleri
bir oldu. Adam sonra igrenerek cansiz bedenleri kagida
sararak çöpe atti. Sanki kendisi çok temizmis gibi.
Halbuki tuvaletten çiktiktan sonra ellerini
yikamadigina defalarca sahit oldum. Simdilerde kendine
üzerinde rahmetli kayinvalidemin resmi olan bir ilaç
almis, durmadan üzerimize sikip duruyor. Kayinvalidem
Sultan hanim gençliginde fotomodel oldugu için bu tür
ilaçlarin üzerinde resmi bulunuyor.Hatta bir iki
reklam filminde de oynamisti. Ama evlenince mecburen
birakti. Çünkü kayinbabam tam bir Osmanli erkegiydi.
Bugüne kadar rahmetli Riza amcanin anisina bu evde
oturduk, artik daha fazla dayanacak halimiz kalmadi.
Ese dosta haber saldik. Kendimize göre bir ev bulur
bulmaz tasinacagiz buradan Belki de sizin evinize
yerlesiriz hayat bu belli mi olur ?

2000 yılının ağustos ayında "TUNÇ DEVRİ" başlığı altında GIRGIR dergisinde yayınlanmıştır. Yazan : Tunç ERDOĞAN
fıkranın devamı

* İkisinde de pozisyon zenginligi esastir.
* İkisinde de camurlu ortam sevilmez.
* İkisinde de motivasyon neticeyi etkiler.
* İkisinde de cocuklar problem olur.
* İkisi de sifreli kanaldan yayinlanir.
* İkisini de dus paklar.
* İkisinin de magandasi cekilmez.
* İkisinde de ofsayta dusulur.
* İkisinde de 'ilk kez milli' olunur.
* İkisinde de frikik vardir.
* İkisinin icrasi icin de tesis gereklidir.
* İkisi de nadiren ertelenir.
* İkisinin de profesyoneli kose olur!!
* İkisinde de belli bir yastan sonra jubile gereklidir.
* İkisi de isinma hareketleri gerektirir.
* İkisinin de parali yapilaninda menajerlik sistemi vardir.
* İkisinde de sakatlik riski vardir.
* İkisinde de arkadan mudahele ceza gerektirir.
* İkisinde de deplasman korkusu yasanir.
fıkranın devamı

Bir hıyarın bir erkekten daha iyi olma nedenleri

Bir hiyar en az 15 cm boyundadir.

Hiyarlar bir hafta boyunca sert kalirlar.

Bir hiyar "büyüklük önemli degildir" demez.

Hiyarlar asla asiri heyecanlanmazlar.

Hiyarlari eve girmeden önce markette elleyip ne kadar saglam ve sert olduklarina bakabilirsiniz.

Bir hiyar sabahleyin de size hep saygi duyacaktir.

Bir hiyarla hem sinemaya gidebilir, hem de filmi görebilirsiniz.

Arabali sinemada ön koltukta oturabilirsiniz. Hiyar siz eve dönene kadar bekler.

Bir hiyar "ben ilk miyim?" diye sormaz.

Bir hiyar diger hiyarlara sizin artik bir bakire olmadiginizi söylemez.

Bir hiyar sizin bakire olup olmadiginizla hiç ilgilenmez bile.

Hiyarlar acayip kiyafetler giymenizi veya yataga çizmelerinizle girmenizi istemez.

istediginiz kadar hiyariniz olabilir.

Eger caniniz isterse hiyarlari yiyebilirsiniz de..

Hiyarlar sizin kadin doktorunuzu, kayak hocanizi veya kuaförünüzü kiskanmazlar.

Hiyarlar anlamli konusmalar yapmaya merakli degillerdir.

Bir hiyar, buzdolabinda baska hiyarlar var diye hadise çikarmaz.

Kaç yasinda olursaniz olun, hep taze hiyar bulabilirsiniz.

Ayin hangi dönemi oldugu bir hiyarin hiç umurunda degildir.

Hiç bir zaman bir hiyardan özür dilemek zorunda degilsinizdir.

Bir hiyarin sakallari tahris etmez, gögsünüzde uyuyakalmaz veya yastiga salyasi akmaz.

Hiyarlar bütün bir gece boyu uyanik kalabilirler ve siz de islak yerde yatmak zorunda kalmazsiniz.

Bir hiyarla hiç bir ay boyunca merakta kalmazsiniz.

Hiyarlar telefona cevap vermez veya arabanizi ödünç almazlar.

Bir hiyar tüm yiyecek veya içkilerinizi bitirmez.

Hiyarlar yerlerde kirli sortlarini birakmazlar.

Bir hiyarla klozet kapagini hep biraktiginiz gibi bulursunuz.

Bir hiyar hiç bir zaman; a. bir baska kadin b. bir baska erkek, veya c. bir baska hiyar için sizi terk etmez.

Hiyarinizin nereye gittigini hep anlarsiniz.

Hiyarinizin sonradan a. evli oldugunu, b. penisilin almakta oldugunu, veya c. sizden hoslandigini ama erkek kardesinize asik oldugunu ortaya çikarmazsiniz.

Hiyarinizla konusmak için devre arasini beklemeniz gerekmez.

Hiyarlar sizden küçük hiyarlar dogurmanizi beklemezler.

Bir hiyari terk etmek kolaydir.

Bir hiyar yatakta bisküvi yemez.

Hiyarlar agzinizda tuhaf bir tat birakmazlar.

Bir hiyar, aksam baska hiyarlarla çikip içtikten sonra eve sarhos gelmez.

Hiyarinizin homoseksüel olma tehlikesi yoktur.

Hiyarlar bütün yorgani üzerlerine çekmezler ve sabaha kadar sizinle kalirlar.

Nasil dilimlerseniz dilimleyin pastanin hepsini siz yiyebilirsiniz.

Bir hiyar rugby oynamaz.

Bir hiyarla düz veya pütürüklü cinsi siz seçersiniz.
fıkranın devamı

Evvel zaman içinde kalbur zaman içinde, çok iyi arkadaş olan bir atla bir tavuk varmış...

Bir sürü diğer hayvanlarla birlikte bir çiftlikte mutlu bir hayat sürerlermiş...

Bir gün atla tavuk dere kenarında oynarlarken, at birden bataklığa adım atmış ve bataklık atı içeri çekmeye başlamış..

Tavuğa "bana yardım eeeeet"diye seslenmiş. Tavuk bunun üzerine koşa koşa çiftliğe gitmiş, çiftçinin BMW sine atladığı gibi bataklık kenarına gelmiş....

Bagajdan bir ip çıkarmış, bir ucunu BMWnin arkasına bağlamış bir ucunu da düğüm yapıp atın ayağına doğru fırlatmış, ve arabayı çalıştırmış.....

Araba ilerledikçe at bataklıktan yavaş yavaş karaya çıkmış, ve tavuğa "sana hayatımı borçluyum canım dostum" diye teşekkür etmiş...

Birkaç gün sonra, at bir gün dere kenarında su içerken tavuğun çığlıklarını duymuş...

Başımı kaldırmış bir de ne görsün, bu sefer de tavuk bataklığa düşmüş çırpınıyor hem de boğazına kadar batmış...

At önce etrafına bakmış, ne ip var ne bişey, zaten BMW' yi de çiftçi almış şehre gitmek için. Ne yapsın? At derin bir nefes almış ve bacaklarını iyice aralayarak bataklığın kenarına gelmiş, kocaman organını tavuğa uzatmış: "hadi dostum sana uzatıyorum iyice asıl ve seni kıyıya
çekeyim".

Ve tavuk atın şeyine asılmış, yavaş yavaş at onu kıyıya çekmeyi başarmış.
Tavuk ona mutlulukla gülümsemiş:

"işte şimdi sen de benim hayatımı kurtardın dostum"....

Peki bu hikayenin ana fikri nedir?

"At kadar şeyiniz varsa etraftaki piliçleri toplamak için bir BMW ye ihtiyacınız yok".

Saygılarımla
Cem YILMAZ
fıkranın devamı

BIRINCI DAKIKA
Sevgili günlük,
Bu sabah Hürriyet'in Kelebek ekinde sigarayı bırakmanın vücuda yaptığı olumlu etkileri anlatan bir haber okudum. Bu tarz haberlerden oldum olası tiksinmeme rağmen nedense coşup sigarayı bırakmaya karar verdim. Kararım kesin, sigarayı bırakıyorum. Bu kararımın vücuduma etkilerini gösteren tabloyu başucuma astım. İçimin zehirden temizlenmesini tabloya bakarak daha rahat hissedeceğim. Simdi masanın üzerindeki dolu sigara paketini buruşturup çöpe sallıyor ve sağlıklı gürbüz bir kişi olma yolundaki ilk adımımı atıyorum.

SEKIZINCI SAAT
Sevgili günlük,
Tabloya göre sigarayı bıraktıktan sekiz saat sonra tansiyon ve nabız normale dönüyormuş. İnanır misin, bunu hissediyorum sanırım. Tamam, tansiyon ve nabzımın bundan sekiz saat önceki halinde de anormallik hissetmemiştim, ama normale dönmesi iyi bir şey herhalde. Coşkumu paylaşmak için Teoman'ı aradım, sigarayı bırakmama "geçici Ubeyd Korbey sendromu" adini takti. "Oğlum" dedim, "bak tam sekiz saattir sigara içmiyorum, tansiyonum ve nabzım cillop gibi oldu". Bunu söyleyince kendi nabzının ve tansiyonunun da harika olduğunu söyledi, meğer sekiz saattir uyuyormuş. Y_a_v_s_a_k iste, ben ne diyorum o ne diyor. Yalnız laf aramızda, kafama takıldı gerçekten, demek ki günde sekiz saat uyuyan bir sigara tiryakisinin tansiyonu ve nabzı da günde bir kere normalleşiyor. E peki, tansiyon ve nabız günde üç kez normale dönemeyeceğine göre benim kazancım ne bu isten? Demek ki, savaşı erken bırakmayacaksın. Yoksa Teoman i_t_i_n_d_e_n ne farkım kalır? Onun tansiyonu da normal, benimki de.... Neyse, bakıcaz....

ONUNCU SAAT
Sevgili günlük,
Sigarayı bırakırken başlangıcın çok zor geçtiğini duymuştum. Hiç de değilmiş. Az önce yemek yedim, iştahım açılmış, yemeklerin tadını daha iyi aldım. Yıllardır ilk kez yemeğin üzerine sigara içmeyeceğim.

ON BIRINCI SAAT
Acaba azaltarak mi bıraksam? Sadece yemeklerden sonra içsem mesela? Yok yok, dayanmam lazım. Kuruyemişçiye gidip kabak çekirdeği alayım, oyalanırım.

ON ÜÇÜNCÜ SAAT
İki saattir aralıksız kabak çekirdeği yiyorum. Ve bir de yıldıran dejavu: "abi bu çekirdeğe elini sürünce bırakamıyorsun."

ON DÖRDÜNCÜ SAAT
Kabak çekirdeğini bırakınca yemekten sonrakine benzer bir sigara içme isteği uyandı. Çöpe attığım sigara paketini ararken telefon çaldı, Teoman mis. "Sağlığında yeni düzelmeler var mi?" diye sorup kahkaha attı. Vay ayı vaaay, sigarayla mücadelemde basarisiz olmamı bekliyor demek ki. Bu beni sinirlendirmekten çok kamçıladı. Ulan Teoman, görüşürüz bakalım. İlk isim sigara paketinin olduğu çöp torbasını evden atmak.

ON YEDINCI SAAT
Sevgili günlük,
Kendimden utanıyorum. Az önce kapıdaki çöp torbasını geri almaya karar verdim, kapıcı g.türmüs. Kararsızım, sigarayı bırakanların sinirli olmaya başladığı ve kilo aldığı söyleniyor. Şişman ve sinirli biri olup Hüseyin'e benzemeyeyim sakin?

YIRMI DÖRDÜNCÜ SAAT
Sevgili günlük,
Biliyor musun, sigarayı bıraktıktan 24 saat sonra kalp krizi riski yüzde 25 azalıyormuş. Fena değil ha, ne dersin? Teoman'ı aradım az önce, sana en fazla 15 gün veriyorum dedi. Kalp krizi riskinin azalmasından söz ettim, güldü. Gül bakalım Teoman efendi, gül... Gidip kabak çekirdeği alayım.

IKINCI GÜN
Sevgili günlük,
Dün çok kötü geçti. Kuruyemişçiye gidip bir kilo kabak çekirdeği aldım. Gazeteleri çıkmadan okusaydım keşke, Hincal Uluç kösesinin yazısını "kabak çekirdeğinin cinsel güce katkılarına ayırmış. Allahım, ya kuruyemişçi de okumuşsa yazıyı? Ulan yüz gram al çık, bir kilo niye alıyorsun? Bundan sonra o dükkanın önünden geçemem.

ÜÇÜNCÜ GÜN
Sevgili günlük,
Çok güzel bir gündeyiz. Sigarayı bırakmamın üzerinden 72 saat geçti, yani sinir uçlarım bugünden itibaren yenilenmeye başlıyor. Daha da güzeli, sevgilim geliyor. Bugün biraz sinirli gibiyim, kızın yanında arıza yapmasam bari...

DÖRDÜNCÜ GÜN
Sevgili günlük,
Dün ne güzel başlamıştı hatırlarsın, ama korktuğum başıma geldi ve sevgilimle kavga ettim. Her şey iyi başlamıştı halbuki. Bir ara dışarı çıktık, ben sosisli sandviç almak istedim, hanımefendi karşı çıktı. Neymiş, yürüyerek yemek yenilmezmiş. Durduk yerde kavga çıktı. Sonunda dayanamayıp karşıdaki lokantaya gittim ve patlıcan musakka söyledim. Garson tabağı getirir getirmez hatunun yanına koştum ve "yürüyerek yemek öyle yenmez böyle yenir" diyerek elimde tabak yürümeye başladım. Bir yandan da musakkayı yemeye çalışıyorum. kız kaçmaya başladı, ben de pesinden koşuyorum. Bir ara ağzımdan köpükler çıktığını fark edince durakladım. Elimdeki tabağı çöpe atıp eve döndüm. Sevgilimin telesekreterine not bıraktım, umarım arar.

BESINCI GÜN
Bu sabah İstikbal'den çek-yat gelecekti, öğlene kadar bekledim, ne gelen var ne giden. Birden sinirlerim tepeme çıktı, elimde odunla beklemeye başladım. Hayır, niye sözünde durmuyorsun kardeşim? Sabah dediysen sabah getir. Adamlar saat üçte geldiler, ben odunla kapıya çıkınca tedirgin olup kaçtılar. İstikbal'i arayıp siparişi iptal ettim, Yataş'ı var Mobella'si var canim, banane yani...

ALTINCI GÜN
Sevgilim aradı, bana çok kızgın olduğunu söyleyip bir çuval zır zır yaptı. Zaten ona moralim bozuk, bir de Teoman gelip karşımda fosur fosur sigara içmesin mi? Dumanı suratıma üflediğinde çaktırmamaya çalışarak içime çekmeye çalıştım. Ulan özlemişim be...

YEDINCI GÜN
Kabul etmem gerekir ki bugün çok sinirliydim. Gevşemek için televizyonu açıp belgesel izlemeye başladım. Discovery Channel'da Timsah Avcısı diye bir lavuk var, 10 dakika dayanamadım herife. Eline bir yılan almış, yılan çıtır çıtır ısırıyor, bu gevrek gevrek gülüyor. Neymiş, yılan zehirsizmiş. Ya arkadaşım, zehirsiz diye ne bu yani? National Geographic'i açıyorum, zürafalar var, daha iyi. Ama zürafalardan, Mary ve ailesi diye söz ediliyor. Allah belanızı versin hepinizin. Süt içip uyumaya karar veriyorum, süt şişesinin üzerine "lütfen çalkalayınız" yazmışlar. Çal-ka-la-mi-yo-rum. Mecbur muyum lan sizin şişenizi temizlemeye. Para almasını biliyorsunuz essogluessekler sizi be!

SEKIZINCI GÜN
Aksam arkadaşlarla bira içmeye gittik. Bu insanlar ne kadar anlayışsız var ya günlük, aklin oynar. Ulan zaten sigarasız bira içiyorum, beynim sulanmış, hala üzerime geliyorlar. Masada ideolojik hadise çıktı, dışarı kadar uzadı. Tartışma sorun değildi de "sigarayı bıraktığından beri kilo aldın lan koca g.t" deyince dayanamayıp kafa attım Teoman'a. Yapmasam iyiydi.

SEKIZINCI GÜN
Teoman arayıp bir daha benimle görüşmek istemediğini söyledi. Çok umurumdaydı lavuk. Gereken cevabi verdim zaten. Bu arada, gazetede okudum yine. Sigarayı bırakmanın çeşitli yöntemlerinden bahsediyordu. Azaltarak bırakma ve marka değiştirerek bırakma maddeleri ilgimi çekti. Acaba? Ama yok yok, bu kadar dayandım, gerisini getirmek lazım.

DOKUZUNCU GÜN
Sevgili günlük,
Sana ne zamandır sevgili günlük diye seslenmediğimi fark ettim. Oysa sen bu dünyada beni anlayan tek varlıksın, tek dostumsun. Bugün ne oldu biliyor musun, sevgilim beni terk etti. Alçak kadın, manyaklaştığımı söyleyip ayrıldı benden. Bu arada kabak çekirdeğinin b.kunu çıkardım, her tarafımda sivilce çıktı.

ONUNCU GÜN
İki gün önce, sigarayı bırakmanın çeşitli yöntemlerinden söz etmiştim. Ben iki yöntemi
birleştirip hem marka değiştirdim hem de azalttım. Günde üç tane yemeklerden sonra Parliement içiyorum. O kadar zaman sonra ilk içilen sigaranın bir güzel kafası var, şaşırırısın.

ON BIRINCI GÜN
Kendime bir iyilik yapıp sigarayı beşe çıkardım. Ha üç, ha beş. Eskiden günde bir paket içiyordum, simdi beş tane içiyorum. Yine kazançlıyım yani...

ON IKINCI GÜN
Bugün gazetede Amerika'da yapılan bir araştırmayla ilgili haber okudum. Habere göre günde 10 taneye kadar sigaranın çok fazla zararı yokmuş. Üstelik sigaranın markasını değiştirmekten falan bahsedilmiyordu. Madem öyle günde 10 tane Camel içebilirim.

ON ÜÇÜNCÜ GÜN
Sevgilimi ve Teoman'ı arayıp özür diledim. Sevgilim, bir süre daha görüşmek istemediğini söyledi. Ağzımdan köpükler çıkarken koşturduğum sahneyi unutamıyormuş. Haklı kız, bir şey söyleyemedim. Teoman aramızda geçen hadiseyi sigaraya yordu, ona göre yavaş yavaş sigara içmeye başlayınca beynim tekrar faaliyete geçmiş. Neyse barıştık ve yarin aksam buluşmaya karar verdik.

ON DÖRDÜNCÜ GÜN
Teoman'la ocak başına gittik. İçtiğim sigaraları saymadım. Teoman'ın da dediği gibi, sigaranın zararlarını bilerek içiyorum, kime ne? Sana da soruyorum günlük, sanane?

ON BESINCI GÜN
Püfür püfür içiyorum sigaraları. Bir de, "sigaraya tekrar başlayınca ne olur" tablosu yapmaya başladım. Sevgilim de bir daha sigarayı bırakmayacağım sözünü verince geri döndü. Elveda günlük, bir daha isim olmaz seninle.
fıkranın devamı

1.. Serbest dolaşım çıkar . İyi bir eğitimi ve geçerli bir işi olmayanların hepsi (İpini koparanlar) çil yavruları gibi Avrupa'nın dört bir yanına dağılır .

2.. Hide Park'ta Türk usulü piknik yapar. (5 aile, 28 çocuk, kamyon, kebap, rakı, çiğ köfte, pijama, atlet, ip, top, tüp, çaydanlık, buz kabı, karpuz, tavla, okey, haşlanmış yumurta ve patates, pet şişe, naylon poşet, arabesk, gürültü ve kavga)

3.. Versailles Sarayının önünde seyyar satıcılık yapar.(Salatalık, lahmacun, simit v.s.)

4.. Wembley stadyumunun girişinde seyyar köfteci açar.

5.. Çocuklar trafik ışıklarında cam siler, mendil satar.

6.. Metro istasyonu girişlerinde kokoreç yapıp satar. Sakatat yasağını takmaz. Kolluk kuvvetlerinden koşarak kaçar. Kaçamazsa rüşvet vermeye çalışır.

7.. Lourvre müzesinde kapkaççılık yapar.

8.. Chapms Elises Bulvarı'nda düğün konvoyu yapar.

9.. Çeşitli alanlarda mafyalar oluşturur. Devlet arazilerini Türklere satar.

10.. Mafyadan aldığı arazilere gecekondu yapar. Gecekondularda inek, koyun, tavuk ve kaz besler. Kurduğu mahalleyi kurtarılmış bölge ilan eder.

11.. Yere tükürür. Kendini uyaran vatandaşı döver. Yakalandığında ise polise sürekli "abi !" diye hitap eder.

12.. Galatasaray Avrupa kupalarında başarı elde ettiğinde kutlama konvoyu yapar. Havaya ateş açar ve birkaç Avrupa vatandaşı için "Kim vurduya" tur ayarlarlar.

13.. Sanki asırlardır oradaymış da diğerleri yeni gelmiş ve kendisini rahatsız ediyormuş gibi davranır.

14.. Bir fast food'da yanındaki kız arkadaşına baktığından şüphelendiği adamı döver.

15.. Yenebilecek her şeye içinde domuz eti oluğu şüphesiyle bakar.

16.. Avrupalı tüm kadınlara şırfıntı gözüyle bakar ve günde 25 kadına sarkıntılık eder. Sonunda Avrupalı zannettiği bir Türk kızının ağabeylerinden dayak yer. Yaraları iyileştikten sonra aynı kızla çıkmaya başlar.

17.. Kızlar bir Avrupalı ile evlenebilmek için kırk takla atar. Babaları izin vermeyince evden kaçar. Babaları polisi arar. Kız 18 yaşından büyük olduğu için polis babayı pek sallamaz. Baba kendi işini kendi görmek ister ve herifin kardeşini öldürerek kan davası çıkarmaya çalışır.

18.. Arabasıyla caddelerde turlarken İbo'nun kasetini yüksek sesle çalarak kız tavlamaya çalışır.

19.. Evde bulgur pilavıyla beslenmeye çalışır ve tüm imkanlarını bir Mercedes sahibi olmak için seferber eder.

20.. Türkiye'ye gelip geri dönerken bir minibüs dolusu besin maddesi götürür. Sucuk ve pastırmaları halk sağlığına aykırılığı nedeniyle gümrükte terk eder. Terk etmeden önce iki saat süreyle arbede çıkarır.

21.. Seyyar lahmacun sattığı mahalleye servis yapan pizza dağıtıcısını döver. Olaya polis karışırsa başka bir gün tüm aşiretiyle gelip pizza dükkanını dağıtır.

22.. Kurban bayramlarında kamuya ait yerlerde kurban keser. Kan gövdeyi götürür.

23.. "Yok canım abarttın. Şu anda yurt dışında olanlar bu saydıklarının çoğunu yapmıyorlar ki" diye milletini savunanlar, o günler geldiğinde Türklerin Avrupa'da kanun, kitap dinlemeyecek kadar çoğunluk olacağını göz ardı ederler.

24.. Türkiye'nin nüfusu 16 milyona İstanbul'un nüfusu 1 milyona düşer. Refah seviyesi ve toplumsal kalite son haddine kadar yükselir. Kimse kimsenin malına, namusuna yan gözle bakmaz. Türkiye'de kalmış olanlar, dini bayramlarda ve yaz tatillerinde Avrupa'ya kaçarak Türkiye'nin sakinleşmesini beklerler.

25.. Türkiye'de eğitim seviyesi %98 üniversite düzeyine yükselir. İşsizlik kalmaz. İşçi ithaline başlanılır. Çevre kirliliği sıfıra düşer. Sanat ve kültür yurdun her köşesine yayılır. Arabesk sanatçıları iş alanlarını Avrupa'ya kaydırır. Turizm patlar.

26.. Ülkemiz temiz, sakin ve yaşanası bir memleket olur. Siyasi tartışmalar konuşma platformunda kalır.

27.. Hayal gücü iyi çalışan okuyucular bir bu kadar daha madde üretir.

Yaaa ! Dostlar . İşte böyle . Bundan sonra kimse "Biz Müslüman bir ülkeyiz; Avrupalılar bu yüzden bizi AB'ne almıyorlar" ya da "Türkiye'de demokratikleşme sağlanamadı; onun için giremiyoruz AB'ne" savunmalarını yapmasın . Çünkü alakası yok . İşte yukarıda sayılan maddeler yüzünden giremiyoruz AB'ne. Onlar yeni bir İstanbul olmaktan korkuyorlar . Kendi milletini tanımayan bazıları da hemen işi siyasi ve dini nedenlere dayandırıyorlar. "Yahu bir beceremediler şu AB'ne girmeyi" diye siyasetçileri suçluyorlar. Zavallı siyasetçi ne yapsın. Eldeki malzeme bu. AB'ne girer miyiz, girmez miyiz bilinmez ama fırsat bu fırsat, Avrupalılar Türkiye'deki bazı aksaklıkları gidermek için türlü şartlar sürüyorlar ortaya. Devlet seviyesinde çözülmesi gerekenlere eyvallah. Elbet çözülür ama ya bireyler ? Yani yukarıda anlatılanlar. Onu çözecek babayiğit ne Türkiye'de var ne Avrupa'da. Yoksa AB adam olana çocuk oyuncağı ama biz adam olamadık ki.
fıkranın devamı

Oğlumun adını mafya koydum, artık bi mafya babasıyım!

Sık sık ameliyat olun, içiniz açılır...

İlahi Azrail sen adamı öldürürsün.

Yazılıdan sıfır aldım ama önemli olan katılmaktı.

1959 yılında içilen kahvelerin hatırı dolmuştur, duyurulur!

Yasamaya ayrı, yürütmeye ayrı zaman mı? Ben darbe kullanıyorum.Yıkıyorum.Çıkıyorum.

Sizde bit şampuanı var mı? Kirlendi hayvancıklar.

Abi beni niye anlamıyon. Sende idrak yolları enfeksiyonu mu var?

Ölüm korkusu sürekli değil mezarda biten geçici bir duygu

Şiddete karşı savaş açın! Şiddet yanlılarını kurşunlayın.

Beşbin kere söyledim abartmayı bırak.

Son gülen sen olacaksın, çünkü geç anlıyorsun.

Eğer turist sezonundaysak neden onları avlayamıyoruz?

Bu tüp bebek hatalı; Hep gaz kaçırıyor...

Yes abicim, Türkçe eğitime benden de okey!!!

Bir fil elektrik direğinden daha yükseğe zıplayabilir mi? Elektrik direği zıplayamaz ki!..

Gençliğim acı veriyordu ameliyatla aldırdım

Ey yükselen yeni nesil... in ulan aşağı.

Bende şeytan tüyü yok. Epilasyonla aldırdım.

Toplamda yedi cüceler kaç kişilerdir?

Bir soru sorabilir miyim bayan, ne kadar güzelsiniz?
fıkranın devamı

Biliyor musunuz erkeklik organına Almanlar kibarca ne dermiş?
Perde...
Çünkü oyun bittiğinde inermiş.
Ya İngilizler?
Centilmen...
Kadınları görünce ayağa kalktığı için.
Fransızlar da şarkı diyorlarmış. Ağızdan ağıza dolaştığı için...
İranlılara göre kibarcası, kalleş...Hep arkadan saldırdığından ötürü...
Eskiden Ruslar da, partizan diyorlarmış...
Ne zaman sertleşeceği belli olmadığı için.
Listede Türkler'in bulunmaması yüreğime dokundu. Onu da ben ekledim.
Türklere de sormuşlar:
-Erkek organına kibarca ne derler sizde?
-Şef...
-Neden?
-Hepimizi o yönettiği için...
fıkranın devamı

1.) Gonlunde yer yoksa bana guzelim; farketmez ben ayakta da giderim.
2.) Bir sana, bir de sabah uykusuna hastayim.
3.) Karayollarinda degil, senin kollarinda öleyim.
4.) Vur kalbime hançeri, yüregim parçalansin; fazla derine inme, çünkü orda sen varsin.
5.) Rampalarin ustasiyim, gözlerinin hastasiyim.
6.) Asiksan vur saza, söförsen bas gaza.
7.) Oyle birini sev ki, sen ölünce o hiç yasamasin.
8.) Sen gökyüzünde dogan günes, ben yollarda çilekes.
9.) Ben bir kadini sevdim mi gözüm gibi bakar, ilah gibi taparim; ama ki bir yanlisini görmeyeyim bir bidon benzin döker çatir çatir yakarim.
10.) Yollar gidisime, kizlar durusuma hasta.
11.) Burma burma biyiklarim, Tarkan seni ayiklarim.

ONAY TARİHİ : 07.09.2004


fıkranın devamı

Krampon-ul deccal-u uryan = Futbolcu
Akibet-ul huzzam = Elenme
Arafat-ul safha = Devre arasi
Cihat-ul kuvvayi milliye = Milli mac
Cemaat-ul mahter-i cumbut = Tezahurat
Cenaze-tul mevta-i kurre = Olu top
Darbe-i abes = Faul
Tut-tul minare = Hava topu
Musabaka-i hicret-ul gurbet = Deplasman maci
Darbe-i mustehcen = Elle oynamak
Taarruz-ul aleykumselam = Kontra atak
Zam-ul zaman= Uzatma dakikalari
Def-ul felaketiyye, aman Yarabbim = Atlatilan gol tehlikesi
Muhendis-i kurre-i muallim = Teknik direktor
Cahar-ul kumbet = Geri dortlu
Vaziyet-ul madara = Hezimet
Ekib-ul riyaset-i cumhur = Takim kaptani
Rakib-ul azrail = Korkulu takim
Halife-i gol = Gol krali
Taarruz-u belet = Ofsayt
Hap-ul ademi ademiyye = Adam adama savunma
Gaflet-i dalaletiyye ve hatta hyyanetiyye = Sike
Ekib-ul kuvayi milliye = Milli takim
Ne teker-i Tam, ne sima-i Arabiyye,
Sulh-u salah = Beraberlik
fıkranın devamı

Önemligiller: Yanındaki arkadaşına veya herhangi bir yakınına bütün
minibüsün duyacağı şekilde çok önemli saydığı fakat saçmalıktan ibaret olan
dertlerini hararetli bir şekilde anlatırlar. Genelde ağlamaklıdırlar. Yaşlı
minibüs sakinleri tarafından kınanır, diğerleri tarafından sessizce
ayıplanırlar. Aralıksız tepelenesicedirler...


Ucuz kahramangiller: Ağzına kadar dolu arabaya inatla müşteri almak
isteyen şoförlere ve ablası yaşındaki kıza yer vermeyen çocuklara ilk önce
onlar bağırırlar. Doğaları gereği kayıtsız kalamazlar. Hele ki ayakta
kaldıklarında çok daha tehlikeli olurlar. Huzurlu bir yolculuk için bu
tiplere yer vermekte fayda vardır. Oturtulasıcadırlar...


Tekerlek üstücügiller: Hiç hazzetmemelerine rağmen her otobüse
binişlerinde muhakkak tekerlek üstündeki tekli koltuğa otururlar. Ve her
seferinde hoplayıp zıplarken yer değiştirmiş organlarıyla inerken şoföre bol
bol küfrederler. Pek anlaşılmayan bir yapıları, enteresan bir kimyaları
vardır... Anlam verilemeyesicedirler...


Numaracıgiller: Genellikle okul üniformalı genç arkadaşlardır. İkili
hatta mümkünse bulabildikleri yedili koltukların cam kenarında iki büklüm
uyuma taklidi yaparlar. Tek istekleri ulaşılamayacak bir koltuğa oturup
kaldırılmamaktır. O ulaşılmaz boş koltuğa oturabilmek için bütün otobüs
modelleri üzerinde ihtisas yapmışlardır. Her tip otobüsü/minibüsü
avuçlarının içi gibi bilirler... Uyandırılasıcadırlar...


En arkacıgiller: Biner binmez arkaya doğru uzamak isterler. Gidecek 2
santim yer olmasa bile "beyler, arkaya doğru sıkışır mısınız?" diye
bağırırlar. Diğer insanlar onlar için sadece birer engeldir. Onları
çekiştirerek ve aşarak bir şekilde arkaya varıp rahatlarlar. Huzuru neden
orada buldukları bilinmez... Yol açılasıcadırlar...
fıkranın devamı

Baglanamama mesajlarI:
- Bu siteye giris Internet Yuksek Konseyi tarafindan
yasaklanmistir.
- RTUK bu siteyi,cocuklarin zihinsel gelisimini
engellediginden dolayi bir(1) gun sure ile
kapatmistir.
- Aradiginiz adres Anayasa'ya aykiri bulunmustur.
- Site borcundan dolayi kapatilmistir

fıkranın devamı

Adamın teki yeni bir araba almış.. Yolda gidiyormuş.. 70-80 km civarı.. Sonra yanından jet gibi bi vosvos geçmiş geçerkende vosvosun içindeki, adama bağırmış:
- Heyyyt koçum sen vosvosu biliyo musun?
Adamımız sinirlenmiş bu sözler üzerine ve basmış gaza 100 km ile gidiyor.
İlerde vosvosu görmüş ve gazlayıp geçmiş... 5 dk sonra yine vosvos jet gibi adamımızın yanından geçmiş, adam yine aynı şekilde..
- Sen vosvos'u tanıyo musun?? Adamımız iyice kızmış..
Kendi kendine "lan ne biçim araba almışım.. vosvos bile geçiyo bee" demeye başlamış..Ve basmış gaza... 150 km civarında filan giderken dikiz aynasına bakmış yine aynı vosvos arkadan hızla geliyor. Yine aynı olaylar olmuş.
Vosvosun şoförü..:
- Sen biliyo musun vosvosu ha? demiş.
Adam yine sinirlenmiş aradan yarım saat filan geçmiş, adam ilerde aynı vosvosun bir ağaca bindirdiğini görmüş.. Hemen durmuş ve vosvosun şöförünün yanına gitmiş ve demiş ki..:
- Bak görüyosun dimi o kadar hızlı gitmenin sonucunu.. Bana ööle "vosvosu biliyo musun" diye laf atacağına önüne baksaydın ya..
- Abi yanlış anlama, ben eğer biliyorsan frenin nerede olduğunu soracaktım...
fıkranın devamı

Savaş çıkma ihtimali olan bir ülkede iki vatandaş olan Temel ile Dursunkonuşurlarken Dursun savaş konusunu açmış.Ve Teme'le'Temel sence savaş çıkar mı?'.Temel Dursun'a çok bilmiş bir şekilde'Dursun bunun için iki ihtimal var;ya savaş çıkar ya çıkmaz,eğer savaş çıkmassa iyi ama çıkarsa iki ihtimal var;ya savaşı kazanırız ya kaybederiz;kazanırsak iyi,kaybedersek iki ihtimal var;ya ya bizi oracıkta öldürürler ya da bizi esir alırlar;bizi oracıkta öldürürlerse iyi,bizi esir alırlarsa iki ihtimal var;ya bizi sabun yaparlar ya da kağıt yaparlar;eğer bizi sabun yaparlarsa iyi,bizi kağıt yaparlarsa iki ihtimal var;ya bizi 1. kalite kağıt yaparlar ya da 2. kalite kağıt yaparlar;eğer bizi 1. kalite kağıt yaparlarsa iyi,bizi 2. kalite kağıt yaparsa iki ihtimal var;bizi ya müsvette kağıt yaparlar ya da tuvalet kağıt yaparlar;eğer bizi müsvette kağıt yaparlarsa iyi ama bizi tuvalet kağıdı yaparlarsa işte o zaman tam olarak boku yeriz.
fıkranın devamı

- Burasi Galatasaray tribünü degil mi?
- AAbi çok seri bi araba bu yaaa...
- Korkma hayatim, arabamizda ABS ve airbag mevcut.
- Postanede bana ait bi koli varmis onu almaya geldim.
- Oolum, 5 tas çaldim ruhun bile duymadi.
- Bakin çocuklar, bu deney seti, kapagi açilinca güvenlik önlemi olarak elektrigi keser.
- Demek piranha dedikleri sey bu. Hiho, bak Hulusi abi biyiklari ile oynuyom bi sey olmuyo.
- Ey ruuuuhhh, geldiyseeen...
- O irmikleri neden aldin Nurhan, helva mi yapican? Niye?
- Dogalgazin ülkemize hayirli ve ugurlu olmasini diliyor ve dogalgazla çalisan ilk ocagi huzurlarinizda yakiyorum.
- Evladim, beni karsidan karsiya geçirir misin?
- Geeel, geeel sag yap geeel...
- Bah bah bah hala uzunlarla geliyo...
- Canikom, bu etin tadi sana da biraz garip gelmedi mi?
- Müjdemi isterim Turhan abi bi kizin daha oldu.
- Ordular ileri... Allah, allah, allah, allah...
- Kim bekler lan yesilin yanmasini?!
- Esek sakasi yapmayin lan...
- Bekle Cemsit abi ben bi dalip çikicam.
- Korkma hanim bu saatte kapimizi kim çalacak, tanidik biridir.
- Hala karli gösteriyor mu hanim?
- Elektrikçiye ne gerek var canim, ben hallederim.
- Bak simdi nasil solliycaz...
- Gel abi burasi boyu geçmiyo.
- Aya bak aya, kamyon fari gibi !!!
- Ben denedim korkmayin.
- Bak Kadri abi, suyun derinligi önemli diil, asil is atlamasini bilmek...
- Yav Hayrettin abi, burasi Galatasaray tribünü diil galiba...
- Vakkas abi. senin için öyle böyle diyorlar, dogru mu?
- Hihoha... Bak gelen sey köpekbaligina ne kadar da benziyor.
- Rasim abi, kafesin kapisi kapali degil mi?
- Nalan, bi kibrit yak da bak bakalim ne kokusuymus...
- Baba... Ben hamileyim.
- Yapma Satilmis abi, seytan doldurur.
- Rasim abi su omzumu bi kütürdetsene.
- Sözünü geri alman için sana bes dakka veriyorum.
- Bu külüstür essahtan 200 yapiyor mu?
- Ben bunu bilir bunu söylerim Refik. Tren yolculugu en guvenilir yolculuktur.
- Arkamda duracagina gel de uçurumun manzarasina bak kocacigim...
- Semra'cigim bak arabanin ibresi 200'u gösteriyor.

fıkranın devamı

bir gün bir gümrük kapısında 3 kişi varmış.memurlar bavulları kontrol ediyorlarmış.almanda 7 don niye demişler?adam cevap vermiş.7 gün var o yüzden.memurlar takdir etmişler.daha sonra fransıza bakmışlar 8 don niye demişler 7 gün bir de yedek demiş .memurlar çok beğenmiş.temelde ise 12 don. Admalar çok sevşnmişler işte ne var sa bizim memleketimizda var demişler.Ve hemen sormuşlar
-neden 12 don var
-yılda 12 ay var
fıkranın devamı

Pamuk prenses, Herkul ve Notredame'ın kamburu aynı sirkte sahneye çıkıyorlarmış. Bir gün otururken pamuk prenses demiş ki:
- Benim çadırımda sihirli ayna var girip sorayım hala en güzel ben mıyım?
Çadıra girip çıkan pamuk prenses demiş ki:
- Aynaya sordum hala en güzel benmişim.
Bunun üzerine herkul :
- Bir de ben sorayım hala en kuvvetli ben miyim ?
Ve çadıra girer. Çadırdan çıkınca derki
- Hala en kuvvetli benmişim.
Sıra notre dame'ın kamburuna gelmiştir. Oda
En çirkin hala ben mıyım sorayım diye çadıra girer.
Çadırdan on karış suratla çıkan nortedome'ın kamburu sınırlı bir şekilde derki;
- Kim lan bu Reha Muhtar?
fıkranın devamı

DEAR RECEIVER,

You have just received a Turkish Laz virus. Since we are not so technologically advanced in Turkey, this is a MANUAL virus. Please delete all the files on your hard disk yourself and send this mail to everyone you know.
Thank you very much for helping us.

Hacker Temel


SAYIN BILGISAYAR KULLANICISI,
Şu anda bilgisayarınıza Türk Laz virüsü bulaşmıştır. Teknolojik olarak çok gelişemediğimizden bu virüsün manuel çalıştırılması gerekmektedir. Lütfen bilgisayarınızdaki tüm dosyaları silip bu mesajı yollayabildiğiniz herkese yollayınız.

Yarıcı Temel
fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

« 1 2 3 4 5 6 7 8
Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama