Nasreddin Hoca

loading...

Eskiden kırk yıllık sirke hastalara şifa gelirmiş.Bir gün komşusu Nasrettin Hocanın evine gelmiş. -Hocam sende kırk yıllık sirke var mı? diye sormuş.Hoca: -Yoktur komşu ,demiş.komşusu bozulmuş: -Birde koskoca hocasın. Nasıl sende kırk yıllık sirke olamaz?Demiş.Hoca: -komşu bende sirke var ama bir yıl sonra gelebilirsin yoksa istediğin sirkeyi bulamazsın,demiş.komşu: -Neden ?demiş.Hoca: -çünkü bendeki sirke otua dokuz yıllık,demiş.
fıkranın devamı

(nasrettin hocanın bir çocukluk fıkrası) bir gün nasrettin hoca topacını ahırda kaybetmiş . topacını da bahçede arıyormuş annesi nasrettini çağırmış : - oğlum nasrettin neredesin nasrettin: - bahçedeyim anne annesi:- bahçede ne yapıyorsun orada oğlum nasrettin: - anne topacımı ahırda kaybettim bahçede arıyorum annesi: oğlum topacını madem ki ahırda kaybettin niye bahçede arıyon demiş nasrettin : anne ahır çok karanlık bende bahçede arıyom. annesi: hahaha
fıkranın devamı

birgün nasrettin hoca yolda eşşeğiyle dışarda dolaşırken sokak çocukları ona topumuz yukarda kaldı. dedi!nasrettin hoca da eşşeğinden inip agaca çıkmış. sonrasokak çocukları ona yalan atıp hemen terliklerini alıp kaçmışlar. sonra bir adam gelip: hocam niye oraya çıktınız dedi?nasrettin hoca da çocukların topu agaçta kaldı onu almak için demiş. sonra adam demiş ki: hocam agaçta yol oldugunu sanmıyorum demiş! hoca da demiş ki ya varsa
fıkranın devamı

nasreddin hocabir gün namaz kılmak için ağcın yanına gitmiş ve başlamış namaza kılmış ve dua etmeye başlamış ;Allah ım benim namazımı kabul et; demiş ama o anda onun yanın daki ağcın üstünde bir adam varmış ve o demişki ;etmem Allah ım benim namazımı kabul et ;demiş yine adam;etmem nasreddin hoca;etmese etme nede olsa abdes almamıştım...
fıkranın devamı

nasrettin hoca bir gün şöyle vasiyet etmiş. -ben öldüğüm vakit,beni eski birkabre defnediniz.cemaat -niçin,diyince hoca, -sual melekleri gelince,ben sual oldum,görmüyor musunuz?kabrim bile eski derim,demiş.
fıkranın devamı

gencin biri askerligini havacı olarak yapmakta ertesi gün ise ucaktan atlama tatbikatı var ogece genc rüyasında rahmetli olmuş annesini görür annesi rüyasında oglum sakın yarın parasütle ucaktan atlama der sabahleyin tatbikat icin toplanırlar ve ucaga binerler herkes sırasıyla atlamaya başlar sıra gence gelince komutanım ben atlayamam der komutanı niye atlayamıyosun oglum der genc komutanım dün gece rüyamda annemi gördüm atlamamamı söyledi der komutanıda peki o zaman araşütleri degiştirelim öyle atla der gencde olur komutanım der paraşütleri degişirler genc ucaktan atlar peşinden komutanı atlar malesef komutanının paraşütü acılmaz komutanı hızlı bir şekilde aşşagı inmektedir genc sorar hayırdır komutanım nereye der komutanıda lan orosbu cocugu anan yanına ana yanına diye bagırır
fıkranın devamı

hoca bir gece karısıyla tartışırken evde olağanüstü bir gürültü kopmuş.meraklı komşusu hocaya gürültünün nedenini sormuş.hoca,önemli değil komşum, bizim hatunla tartışıyorduk,kızdı ve cübbemi merdivenlerden aşğı attı.komşusu,aman hocam merdivenlerden aşğı atılan cübbeden ses çıkar mı hiç.hoca gülümsemiş.uzatma komşum,cübbenin içinde bende vardım.
fıkranın devamı

180-ÇİMDUR O!.. Temel askerde nöbetçi kulübesinde gece nöbeti tutmaktadır. Bir ara tel çitlerin dışında ağaçlar arasında ayak sesleri duyar, belli belirsiz karartılar görür, bağırır: -Çimdur O!..,Cevap gelmez,sesler devam edince bir şarjörü o tarafa boşaltır ve allarım düğ-mesine basar. Birlikte koşuşmalar, komutlar, araç homurtuları ve allarım sesleri birbirine karışır. Güvenlik güçleri kısa sürede olay yerine ulaşır, çevre abluka altına alınır ve projektörler ile alan aydın-latılır. Saha dikkatli bir şekilde araştırılırken kulübe yakınından başka bir Karadenizlinin sesi çınlar: - Pir inek furulmuştur,komitanum!.. 181-TAVANA NASIL Almanya’ya çalışmaya giden ilk işçilerimizden birine kalacağı yerden bir oda verilir. Eşyalarını yerleştirirken büyük abdesti gelir, alafranga tuvaleti tanımadığından giderecek bir yer bulamaz, Çok sıkışınca yanındaki bir kesekâğıdının içine yapar, pencereden dışarı atmayı düşünür. İkinci kattan aşağı baktığında insanları görür, daha ileri atmak için sallarken kesekâğıdının dibi yırtılır ve pislik tavana fırlar, yapışır, suları da tabana süzülür. Biraz sonra her tarafı pis bir koku kaplar ve kat görevlisi orada biter. Yerdeki ve tavandaki durumu görür, hayretlere düşer, arkadaşlarını çağırır: -Bu adam yere işerken tavana nasıl s.çtı? Diye merakla olayı çözmeye çalışırlar. 182-SANA BİR KÖY Ümraniye-Artvinliler Derneği Yönetimi, hemşerileri Hasan Mezarcı’yı genel seçimlerde gö-nüllü olarak destekler ve tercih oyları ile farklı seçilmesini sağlar. Aydın bir din adamı olarak tanıdıkları eski Müftüleri, daha sonra Atatürk aleyhindeki söz ve davranışları ile basın-yayında manşet olur. Dernek yönetiminde tartışmalar çıkar ve gerçeği kendisinden öğrenmek için TBMM’deki odasına gidilir. Konu açılır, alınan cevaplardan yayınların doğru olduğu anlaşılır. O sıralarda Orta Asya’daki Türk Cumhuriyetleri bağımsızlığını kazanmıştır ve ileri gelenleri ülkemize sık sık ziyaret eder ve Birleşik Türk Devletleri kurulması konu edilir. Milletvekili Hasan Bey Atatürk’ü eleştirirken bir ara: -Ülkenin bazı fabrikalarını ve arazilerini üzerine geçirdi, diye söyleyince dernek 2.Başkanı ve sözcüsü Fevzi Durmuş: -Fabrikalar ve araziler halka bir örnek olsun, diye bizzat ilgilendi ve sonra da kendi hisselerini halkına hibe etti. Şimdi sizin arkanızda güçlü bir Türkiye var, diğer Türk Devletleri ile “Birleşik Türk Devletleri” kurun ve Başkenti’ni de Ardahan veya Kars yapın; Ardanuç’un Yolağzı ve Yaylacık Köyleri’nin yarısından fazlası benim akrabalarıma aittir, beni kırmazlar, beğendiğin köy senin olsun. Binlerce dönüm arazi; tarlası, çayırı, ormanı, yaylası ve soğuk pınarları ile. Biz sizi dedelerimizin hesabını sorasınız diye buraya göndermedik, onlar gittikleri yerde hesaplaşsın. Biz sizi buraya bizim haklarımızı koruyun diye gönderdik. Şu anda bakanlıklarda rüşvetler dönüyor, sizin göreviniz buna engel olmaktır. Siz şu anda bir millettekisiniz, saygı duyarız. Tartışma şartlarımız eşitlenince konuşuruz, der ve konuyu kapatır. Ertesi günü gazetelerde manşet: ”Bakan Özdağlar’ın makam odasında valizler dolusu rüşvet parası ele geçti”. 183-TEK SU KAYNAĞI Anne alışverişe çıkar, iki buçuk yaşındaki bebeğe babası göz kulak olur. Yavrucak halının üzerinde 'çay seti' oyuncağıyla oynarken baba da koltuğunda gazetesini okur, ara sıra da bebeğinin kendisine -çay seti oyuncağının minik plastik fincanlarıyla- ikram ettiği suları çay niyetine içer ve oyuna katılır. Derken anne eve gelir; baba, anneye sus işareti yapar, bebeği izlemesini ister. Bu çok şirin hareketi anne ile paylaşmayı düşünür. Anne, bebeğin elinde çay fincanıyla salondan çıkıp, biraz sonra içi su dolu olarak babasına getirmesini ve babanın da onu çay içer gibi içmesini izler. Sonra gayet sakin bir tavırla elindekilerle mutfağa geçerken eşine seslenir: - Oyun arkadaşının uzanabildiği tek su kaynağının klozet olduğunu biliyorsun, değil mi koca-cım? 184-BİZ DA… Ardanuç-Yolağzı Köyü’nden “Kotsulo”olarak bilinen Süleyman Dinçer dedemiz çarşıya gi-der. Bir dükkânda alış veriş yaparken köylümüze bir memur takılır. -Amca, O köylü kadınlarla nasıl yatıyorsunuz? Allah aşkına!.diye alaylı bir şekilde so-rar.Dedemizin cevabı hazırdır: -Onlari, şeherlinin karısı saniyeruh, Ço!… 185-SONRA DÖNER Adamın biri köyünden kasabaya gider, yol hayli uzun olunca kasabada yemek yedikten sonra köyüne dönmeyi düşünür. Bir lokantaya girer, garsondan bir çorba ister ve afiyetle yemeye başlar. Bu arada hınzır garson da “şu köylü ile bir dalga geçeyim de aval aval düşünsün”,diye arkadaşına işaret eder ve köylümüz çorbasını içince yanında biter: -Eeemm!.Efendim,arkadan ne alırdınız? Diye sorar. Adam kızarır, bozarır ve cevabı patlatır: -Sen önümdekini kaldır, sonra döner verirsin. 186-BİZ DİYERUH DA Kafkasya’dan yeni göç eden Kontromlu Koçi Pehlivan ile Ali Pehlivan, Samusharlı pehlivanlar ile güreş tutarlar ve önüne gelenleri yıkarlar. Bu işe çok kızan köylüleri kabul etmez, tekrar ettirirler. İki güreşçimiz bu sefer rakiplerinin omuzlarını yere yapıştırdıktan sonra göğüslerine oturur ve “Pes” deninceye kadar kalkmak istemezler. Canları acıyan alttaki güreşçiler bağırırlar: -Ola, biz diyeruh da, aho köyli demiyer… 187-GELİNCİK Bir dağ köyünde hamile bir kadının kocası; doğumdan önce ölür, tek başına kalır, kendisine arkadaş olması açısından dağda yaralı olarak bulduğu bir gelinciği evinde beslemeye başlar. Gelincik kadının yanından bir an bile ayrılmaz. Her ne kadar evcil bir hayvan değilse de, oldukça uysallaşır. Bir kaç ay sonra kadının çocuğu doğar, tek başına tüm zorluklara göğüs gerer ve yavrusuna bakmaya çalışır. Günler geçer ve kadın bir gün birkaç dakikalığına da olsa evden ayrılmak ve yavrusunu evde bırakmak zorunda kalır. Gelincikle bebek evde yalnız kalırlar. Aradan biraz zaman geçer ve anne eve döner, Kapıda Gelincik’in kanlı ağzını yalarken görür, çıldırmış gibi gelinciğe saldırır ve oracıkta hayvanı öldürür. Tam o sırada içerdeki odadan bebeğin sesi duyulur, anne odaya koşar; odada beşiğin içinde bebeğini ve yanında parçalanmış bir yılanı görür. 188-DOKTORA TEZİ VE DANIŞMAN... Bir Tavşan önüne bir daktilo almış, tak tuk tak tuk bir şeyler yazıyor. Oradan geçen bir Tilki: - Hey Tavşan, ne yazıyorsun? - Doktora tezimi yazıyorum. - Ha öyle mi, çok güzel, ne hakkında? - Tavşanların Tilkileri nasıl yedikleri hakkında. - Yok, canım, olur mu öyle şey, hiç Tavşanlar Tilki yerler mi? - Olur canım, gel istersen, sana ispat edeyim. Beraberce Tavşanın yuvasına girerler. Biraz sonra Tavşan tek başına çıkar ve yine daktilosunun başına geçer, tak tuk bir şeyler yazmaya devam eder. Daha sonra oradan geçen bir Kurt, Tavşanı görür. - Hey Tavşan, ne yazıyorsun? - Doktora tezimi. - Ne hak kında? - Tavşanların Kurtları yemesi hakkında. - Yayınlamayı düşünmüyorsun herhalde, buna kim inanır? - Gel istersen göstereyim, der. Beraberce ine girerler, Tavşan biraz sonra dışarıya yalnız çıkar. Tavşanın yuvasını merak mı ettiniz? Manzara şudur: Bir köşede Tilkinin kemikleri. Bir köşede Kurdun kemikleri. Diğer köşede ise tavşanın “Doktora Danışmanı Aslan”, kürdanla dişlerini temizlemektedir!.. 189-TANİMİYAN YOH Artvinli yaşlı bir hanım Trabzon’da uçağa bindirilir, Sabiha Gökçen Hava Alanı’nda oğlu tarafından karşılanacaktır. Uçak havalanır, hostesler servis yapar, nenemiz açık bir çay ister, hostes bir şeyler söylese de anlamaz. Herkes bir şeyler içerken açık çay gelmez, bir müddet sonra isteğini tekrarlar, ancak çay yine gelmez. Nenemiz bu duruma iyice bozulur, inerken yolcuları uğurlayan hostese yanaşır ve: -Sen bizim Yunus’u bilursunuun? Diye sorar. Hostesin “bilmiyorum, neden sordunuz ki?” de-mesi üzerine ağzından baklayı çıkarır: -İstanbol’da Yunus’u tanımayan ŞİLLUH yohtur da. NOT:Sayın admin kategoriler arasında "Artvin Fıkraları" kısmını göremedim.Açmanız olası mı? Teşekkürler.
fıkranın devamı

Adamın biri bir yerde gördüğü son teknoloji yalan makinesini çok beğenir ve evine alır. Çocuğu geldiğinde ona sorar 'bugun neredeydin?' 'Okuldaydım baba.' Der ve yalan makinesi ötmeye başlar. Korkudan herşeyi anlatan çocuğa babası 'Vay namuzsuz... Ben senin yaşındayken çok çalışkandım asla böyle değildim lan..' der ve yalan makinesi yine öter. Mutfaktan bunu duyan annesi güler 'Al işte babasının oğlu..' Ve yalan makinesi yine öter..
fıkranın devamı

bir gün nasrettin hocanın bir akrabası ölmüş. hoca onun cenazesine gitmiş. bir adam sorar-hocam tabutu önündemi gisem arkasındamı . diye sorar hoca - tabutun içinde gitme de neresinde gidersen git. der.
fıkranın devamı

birgün nasrettin hoca yolda eşşeğiyle dışarda dolaşırken sokak çocukları ona topumuz yukarda kaldı. dedi!nasrettin hoca da eşşeğinden inip agaca çıkmış. sonrasokak çocukları ona yalan atıp hemen terliklerini alıp kaçmışlar. sonra bir adam gelip: hocam niye oraya çıktınız dedi?nasrettin hoca da çocukların topu agaçta kaldı onu almak için demiş. sonra adam demiş ki: hocam agaçta yol oldugunu sanmıyorum demiş! hoca da demiş ki ya varsa.
fıkranın devamı

Temel Dursuna soruyor: __Ula Dursun sen oruclu oruclu kac hamsi yersun? Dursun:Vallaa 100 tane yerim. Temel:Olur mu ulan ilk hamsiyi yediginde oruc bozulur diger 99 sayilmaz.
fıkranın devamı

Dursun, saatlerin geri alınacağını duyunca, evdeki saatleri toplayıp Saatçi Temel’e gider: - Ula Temel, saatler geri alınacakmış. Biz de evdeki saatleri senden satın aldığımız için sana getirdik. Bunları geri alacaksun da. Temel kendinden emin bir şekilde: - Öyle yağma yok. Ben de duydum ama, sadece 1 saat geri alınacakmış. 1 tanesini alırım, diğerlerini almam. xD
fıkranın devamı

bir gün nasrettin hocanın bir akrabası ölmüş. hoca onun cenazesine gitmiş. bir adam sorar-hocam tabutu önündemi gisem arkasındamı . diye sorar hoca - tabutun içinde gitme de neresinde gidersen git. der.
fıkranın devamı

Bir gün hoca uyuyamamış.gece bekçisi görünce sormuş:hoca ne arıyorsun akşam akşam?hoca der ki: uykum kaçtı da onu arıyorum.
fıkranın devamı

Hoca birgün kasabaya et aLmaya gider ve Kasap dükkanına girecekken eşşeğini trenin arkasına bağLar. Tabi tren harekete geçer bizim eşşek şehre yoLcuLuğa çıkar. hoca kasaptan çıkınca eşşeğini göremez ve haLiyLe aramaya başLar çok yoruLan hoca bir oteLe gider ve odasındaki yatağı çok beğenir bozmaya kıyamaz ve yatağın aLtına girer bu arada oteLe yeni evLi bir çift geLmiş odaLarı karıştırıp hocanın odasına girmiştir. Erkek (karısına) : hayatım senin gözLerinde tüm istanbuLu görüyorum. Hoca (kafasını yatağın aLtından çıkartıp): Loo benim eşşeğide görimisin?
fıkranın devamı

10 kişiyi öldürmekten ömür boyu hapis mahkumu olan adam hapisten kaçar. Kaçarken önüne çıkan bir eve girer ve yataklarında uyumakta olan bir çifti esir alır. Adamı bir sandalyeye, kadını da yatağa bağlar. Bir an etrafına bakınıp kadının üstüne atlar ve boynunu öpmeye başlar. Aradan bir dakika bile geçmez, mahkum yeniden ayağa fırlar ve odayı terkeder. Bunun üzerine adam karısıyla konuşmaya başlar: - "Sevgilim, bu adam yıllardır kadın görmemiş. Boynunu nasıl öptüğünü gördüm. Sanırım geri gelince seninle birlikte olmak isteyecektir. Aman ne derse yap, onu sinirlendirme, sadece memnun olmasını sağla ki burdan sağ çıkabilelim. Unutma ki hayatımız buna bağlı. Dayanıklı ol ve unutma, seni seviyorum!" Kadın bu sözler üzerine gülümser ve sakince konuşur: - "Haklısın sevgilim bu adam yıllardır kadın görmemiş ama o sırada benim boynumu öpmüyor, kulağıma senin çok yakışıklı olduğunu, seni çok beğendiğini söylüyordu. Hemen ardından da bana vazelinin banyoda olup olmadığını sordu. Dayanıklı ol ve unutma, ben de seni seviyorum :P
fıkranın devamı

Kilisede günah çıkarma ayini vardır. Ve günahları için tanrıdan af dilemektedirler. Birinci sırada bir genç kız gelir ve; - ''aziz peder ben dün arkadaşımın şeyini sag elime aldım'' der. Peder; - ''merak etme kızım elini suya batır hiç bir günah kalmaz '' der. İkinci sırada yine bir genç kız vardır; - ''Peder efendi bende arkadaşımın şeyini sol elime aldım'' der. Peder; - ''Sende elini şu kutsal suya batır'' der. Tam bu sırada üçüncü ile dördüncü sırada yer alan iki genç kız kavga eder ve dördüncü sırada yer alan genç kız öne can havliyle atlayarak; - ''Peder efendi, öndeki arkadaş dötünü suya batırmadan ben bir gargara yapayım''....
fıkranın devamı

Hocanin cani bir gün sarma çeker.Ama elinde yogurt bakraçlari anasi da aglamis ne yapim ne yapim derken aklina göl gelmis.Gelmis gölün kenarina,atmis bakraçlari kenara çikarmis sarmis sigarasini hafif hafif demleniyor.Sonra birden bekçinin düdügünü duymus. Eyvah simdi yandik derken aniden atmis sarmayi bakracin içine sonrada bakraci tutmus göle dökmeye baslamis.O esnada bekçide yaninda bitivermis.Bakmis bakmis anlamamis sonra hocaya sormus ne yapiyorsun diye.Hocada görmüyor musun yogurt mayaliyorum demis. bekçi kahakahalar içinde ilahi hoca koca göl hiç maya tutar mi demis.Hocada ya tutarsa diye cevap vermis.Sonra bekçi ilahi hoca diyip güle güle yoluna devam etmis.Hoca hem keyfine hem yogurda yanarken bekçinin arkasindan bakip simdi bu bekçi herkese anlatir demis.
fıkranın devamı

Bir gece Nasreddin Hoca'nın canı çok sıkılır.Oda biraz dolaşmak için dışarı çıkar.Ama o zamanlar geceleri dolaşmak yasakmış. Bekçi Nasreddin Hoca'yı görünce yanına gider. -Hey,Hoca Efendi.Geceleri dolaşmanın yasak olduğunu bilmiyor musun? Söyle bakalım burada ne arıyorsun? diye sorar.Nasreddin Hoca hemen bir cevap bulur. -Şeyy. Uykum kaçtıda onu arıyorum!
fıkranın devamı

temele öğretmeni ödev vermiş ödevi şumuş büyüklerimden laf almakmış.Babası vay şu bacaklara bak demiş.Annesi şu güeliğini yerim demiş.Ablası şu an meşkulüm bebişim sonra görüşürüz demiş.Abisi ooo ben tarzan demiş.Temel bunların hepsini yazmış.Ögretmeni oku Temel demiş.Temel okumuş öğretmeni tabi Temeli kolundan tutup müdürün yanına götürmüş.Müdür Temeli kulağından asmış
fıkranın devamı

bir gün cocuk gezerken bir dede ye soru sormus dede senin adın ne demiş o dede de durmuş demiş . çocuksoylemiş dede adının durmus oldugunu tahmin etmiştim çunku yolun ortasında durmuşsun
fıkranın devamı

bir gün nasrettin hoca tuvellete sıçmaya gekmiş bi bakmıi göttü yok ve çok sıçması gelmiş ve sıçmış inanamamış sonra bi önüne bakmış pipisi sıçmış yarın kahvaltıdan sonra çişi gelmiş işemeye gitmiş pipi si yokmuş ama işemiş bi arkasına bakmış işiyomuyomuş meherse göttünden işiyomu
fıkranın devamı

nasrettin hoca der benim güzel eşegim eşek der ki sen kız mısın? yoksa ördekmi heeeee???
fıkranın devamı

nasrettin hocayı yaşadığı yerde herkes çok sever ve bir tanesi evine davet eder nasrettin hoca üstüme bir çeki düzen vereyim de geleyim der ve gider komşusunun evine geldiğinde komşusu pencereden bakar nasrettin hoca kapıyı çalar komşusunun hanımı kocam evde yok başka bir gün gelirseniz umarım olur der nasrettin hocada sen de kocana söylede kafasını pencerede unutmasın der
fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

« 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11...23 »
Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama