Politik Fıkralar

loading...

Bir gün başbakan ve baykal aynı helikopterde gezerlerken dalmışlar muhabbete .Başbakan demiş -ben burdan 30 milyon atsam 30 kişi sevinir. Gülde -ben burdan 50 milyon atsam 50 kişi sevinir.Bunları duyan pilotta -ben burdan ikinizi atsam 70 milyon sevinir!..
fıkranın devamı

Yıl 2050. AB Komisyonu Başkanı odasında otururken, yardımcısı içeriye heyecanla girer:

-Efendim, Türkiye tüm isteklerimizi yerine getirdi. Onları AB'ye alacak mıyız?

AB Başkanı:

-Yok canım, henüz olmaz. Git, duyur, Tüm Türkiye İngilizce konuşacak, Türkçe'yi yasaklıyorum.

-Efendim onu 5 sene önce yaptılar. Hatırlamıyor musunuz?

-O zaman söyle, kokoreç yasaklansın.

-Aman efendim, onu yemeyi 2005'te bıraktılar.

-Ya ne bileyim? Kınayı yasaklayın.

-Ooooo. Beyefendi.Onu çoktan bıraktılar.

AB Başkanı düşünüp taşınmış ve;

-DAĞITIN LAN AVRUPA BİRLİĞİ'Nİ...

fıkranın devamı

Yıldırım Akbulut başbakanken bir gün gazinoya
gider.gazinoda emel sayın şarkı söylemektedir

biraz sonra yıldırım akbulutun yanına gelir
sayın başbakanım istediğiniz bir şarkı varmıdiye
sorar. yıldırım da SABİLE şarkısını ister

emel sayın şarkıyı bilemez.orkestraya sorar
onlarda bilemez.
yıldırımın yanına gider başbakanım ben bu şarkıyı
hatırlayamadım siz bir bölümünü okurmusunuz
der.
yıldırım da şarkıyı mırıldanır

Eller ayırSABİLE
Yollar ayırSABİLE
Gözler ayırSABİLE
BİZ AYRILAMAYIZ

fıkranın devamı


Bakan olan görgüsüz birisi şöförüne sorar.
"Şöför söyle bakalım eşekle şöför arasında ne fark vardır? "
Şoför bir süre düşündükten sonra mahcup bir sekilde; "Bilemedim
bakanım" diyor
Bakan cevap olarak: "Eşeğe çüs diyince, şoföre ise dur diyince durur"
demiş. Bunun üzerine şöför çok sinirlenmiş ama karşıdaki bakan
olduğu için birşey söyleyememiş. Belirli bir süre sonra bu defa şöför
bakana: "Bir soru sorabilir miyim bakanım?" der. Bakan da:
"Sor bakalım" der. Şoför sorar: "Eşekle bakan arasında ne fark vardır?"
Bakan bir süresonra: "Bulamadım şöför söyle bakalım" diyor.
Bunun üzerine şöför de: "Vallahi bakanım ben de bulamadim... "

fıkranın devamı

Birgun Afrodit, Herkül ve Don Juan bir yerde oturmuş konuşuyorlarmış. Hepsi kendini övüyor ama hiçbiri birbirine inanmıyormuş.
Herkül :
"Ben dünyanın en güçlü insanıyım"
Afrodit:
- "Ben dünyanın en güzel varlığıyım"
Tabii o sirada Don Juan da boş durur mu:
- "Ben dünyanın en çok kadınıyla birlikte olmuş olan erkeğiyim"
diyorlarmış. Bunlar tartışa dursunlar o anda Herkül'ün aklına bir fikir gelmiş:
- "Arkadaşlar şu dağın tepesindeki mağarada yaşlı bir adam var ve dünyadaki herşeyi biliyor. Eğer birbirimize inanmıyorsak gidip ona soralım eğer o herşeyi biliyorsa bize doğruları söyler"
demiş. Hepsi bu fikri kabul etmişler ve dağın tepesine gitmişler ilk once Afrodit girmiş ve böbürlenerek çıkmış:
- Haklıymışım en güzel varlık benmişim.
Sonra Herkül girmiş ve o da kasıla kasıla çıkmış:
- Haklıymışım en güçlü insan benmişim.
En son Don Juan'a sıra gelmiş ve o girmiş ama berbat bir suratla çıkmış:
- Ulennn bu Bill Clinton kim ?!....
fıkranın devamı

Bir otobüs dolusu politikacı seçim kampanyası için TEKSAS' ta dolaşıyorlarmış. Otobüs büyük bir çiftliğin yanından geçerken, otobüs şoförün dalgınlığı yüzünden derin bir şarampole uçmuş. Çiftçi koşarak gelmiş, gece kurda kusa yem olmasınlar diye cesetleri gömmeye başlamış. Ertesi sabah, Şerif soruşturma için çiftliğe gelmiş. Çiftçiye sormuş: "Otobüsteki bütün politikacıları gömdün demek...Hepsi de ölüydü, eminsin değil mi?" Çiftçi cevap vermiş: "Bazıları yaşadıklarını iddia ettiler ama politikacıları bilirsiniz. Nasıl yalan söylerler! ".

fıkranın devamı

Rahmetli Osman Bölükbaşı ile İsmet Paşa bir uçak yolculuğunu beraber yaparlar. Yanlarında da torunu, İsmet Paşa torununa derki git Osman amcandan para iste. O da gelip Osman amca bana para verirmisin der. Ne yapacaksın oğlum parayı?
-Köylülere atacağım sevinsinler der .
Osman Bölükbaşı cevabı patlatır :
-Git dedeni at bütün Türkiye sevinsin.
fıkranın devamı

Bush arabayla yolda giderken bir domuzu ezmiş sonra şöförüne demiş:

- Ben Amerika başkanıyım bana bir şey olmaz
demiş ve domuzun sahibinin yanına gitmiş.10 dk sonra ağzı burnu kan revan içinde gelmiş.Şöförüne:

- Şimdi git sen söyle
demiş.

Şöför 10dk sonra altınlar paralar ile geri dönmüş.Bush şaşırarak "ne dedin de sana böyle paralar verdiler?" demiş.
Şöför:
- İçeri girdim ben Başkan Bush'un şöfrüyüm domuz öldü.
fıkranın devamı

Bir gün padişahın aklına köylü möylü fakir makir gibi konuşmaların neden yapıldığı gelir ve ferman verir "neden böyle konuşuluyor cevabı verene ağırlığı kadar altın verecem". Nice alimler ülemalar gelir fakat padişaha bir türlü aradığı cevabı veremez hiçbiride. Birgün yaşlı ve çok bilgin birisi padişahın huzuruna gelir ve başlar anlatmaya padişahım köylü diye ektiğini yiyen yarı aç yarı tok yaşıyanlara denir. Möylü ise yanında adamları olan adamları çalıştırıp kendisi yiyene denir" der ve padişah aldığı ceveptan memnun sana bir soru daha soracağım aynı şey padişah madişah diyenler içinde geçerlimi. Adam şu müthiş cevabı verir:
Olmaz olur mu padişahım rahmetli babanız padişahtı sizse madişahsınz...
fıkranın devamı

Amerika'da adamin biri işine giderken
birden anormal bir trafigi
içine düşer, ama trafik bir milimetre
bile kıpırdamamaktadır. Bir süre sonra
arabasının yan camına
birisinin tıkladıgını görür ve camını açar.
-Ne var, ne olmus acaba ??
-Teroristler Bush'u yakaladilar... Eger 1milyar dolar verilmezse,ustune
benzin dokup yakacaklarmis.>
-Haa simdi anladim bu trafigi...
-Ya iste onun icin, herkesten biraz yardim topluyoruz
-Insanlar ne kadar veriyor ortalama olarak
?
-Valla yaklasik olarak 5 'er litre...!!



fıkranın devamı

Bir bursalı ve bir siirtli ibne karşılaşmışlar aralarında konuşmaya başlamışlar.bursalı ibne siirtliye nasıl çalıştıklarını sormuş. Siirtli: "bizi ağa dağa pikniğe götürür pikniğimizi yaparız sonra ağa bizi .iker artık canı ne zaman isterse yapar" der ve bursalıya nasıl çalıştıklarını sorar bursalı: "bizi önce telefonla ararlar randevu alırlar sonra arabayla gelip bizi evden alırlar,araba limuzinden aşağı değildir. Sonra otele götürürler otelde lüks oteldir.Yemeğimizi yeriz sonra odamıza geçeriz iş biter banyoya gireriz banyoda jakuzi mutlaka vardır sonra bizi eve kadar tekrar bırakırlar der. siirtli bursalıya:"valla agam size tanınan bu sosyal haklar bize tanınsa bütün siirt i.ne olur" der.
fıkranın devamı

Amerika'da adamın biri işine giderken birden anormal bir trafiğin içine düşer, ama trafik bir milimetre bile kıpırdamamaktadır. Bir süre sonra arabasının yan camına birisinin tıkladığını görür ve camını açar.
- Ne var, ne olmuş acaba?
- Teröristler Bush'u yakaladılar... eğer 1 milyar dolar verilmezse üstüne benzin döküp yakacaklarmış.
- Haa, şimdi anladım bu trafiği...
- Ya işte onun için herkesten biraz yardım topluyoruz.
- İnsanlar ne kadar veriyor ortalama olarak?
- Yaklaşık olarak 5'er litre...
fıkranın devamı

Bush ve Powel bir barda oturuyorlarmış.İçeri bir genç girmiş ve bunları görünce şaşırmış.
- "Hey siz ne yapıyorsunuz burada "
diye sormuş.Bush da:
- "üçüncü dünya savaşıni planlıyoruz "
diye cevaplamış.Şaşıran genç
- "peki nasıl olacak?"
diye sormuş.Bush:
- "10 milyon ıraklı ve bir araba tamircisini öldüreceğiz" demiş.Genç
- "araba tamircisini niye öldüreceksiniz?"
diye şaşkınlıkla sormuş.Bush Powel'e dönerek:
- "ben sana demedim mi on milyon Iraklıyı öldürürsek kimse umursamaz diye".

fıkranın devamı

Birgün MOSSAD,CIA VE MIT i bir ormana götürüler bu 3 istihbarat örgütüne bu ormanda zürafa bulmalari istenir ilk zürafayi getiren yarisi kazanacaktir.
Cok gec olmadan MOSSAD ve CIA zürafayi bulup getiriler fakat bizim MIT den ses seda yoktur .Nihayet en sonunda görülür yanlarinda bir Fil ile beraber tabi filin agzi burnu dagilmis kafa göz yarilmis ve devamli su laflari sayiklayarak
- Abi valla ben zürafayım
fıkranın devamı

ABD Başkanı, İngiltere Başbakanı ve Türkiye Başbakanı bir gün bir toplantıda bir araya gelmişler.

Tabii, 3 lider bir arada olur da, sormaz mı gazeteciler? Önce ABD başkanına sormuşlar:

- ABD´de bir memur ne kadar parayla geçinir? Siz kaç para veriyorsunuz?

Başkan cevap vermiş:

- Valla ben memura en az 2000 dolar veririm. 1000 doları ile geçinirler. Geri kalan 1000 doları ne yaparlar, nerede harcarlar, hiç sormam.

Gazeteciler aynı soruyu İngiltere başbakanına da sormuşlar. O da cevap vermiş:

- Ben, memuruma ortalama 3000 sterlin veririm. Geçinmesi için 2000 sterlin yeterli. Artan 1000 sterlini ne yapar, nerede harcarlar, sormam, beni hiç ilgilendirmez.

Her ikisinden bu cevapları alan gazeteciler, aynı soruyu bizim başbakana da sormuşlar.

- Valla, demiş bizimki, Türkiye´de bir memurun geçinebilmesi için en az 1 milyar lira lazım. Ama ben taş çatlasın 400 milyon lira veriyorum. Geri kalan 600 milyonu nereden bulurlar, nasıl geçinirler hiç sormam.


fıkranın devamı

Bir mahkeme salonu düsünün... Bir davada tanIklIk etmesi için kürsüye yaslI bir teyzeyi çagırırlar.. KadIn yerine oturur ve davalInIn avukatı kadına yaklasır...
- "Bayan Jones.. Beni tanıyor musunuz?" Yaslı teyze cevap verir:
- "Ah evet Bay WiLLiams sizi çocukLugunuzdan beri tanıyorum.. siz taa o zamanLar bile aileniz için tam bir bas beLasıydınız.. sürekLi yalan söyLüyorsunuz, karınızı komsunuzla aldatıyorsunuz, en yakınım dediginiz insanLarIn arkasIndan konusuyorsunuz, 2 dolar fazla kazanmak için herkesi satarsınız..."
DavaLInIn avukatI basta oLmak üzere bütün saLon sok oLur.. Adam ne yapacagını biLemez bir halde kadIna tekrar sorar:
- "Peki Bayan WiLLiams, ya karşI tarafIn avukatInI tanıyor musunuz?" Kadın yine cevapLar:
- "Elbette tanıyorum.. çocuklugunda ona dadilik yapmıstIm.. Tembel, ödLek ve alkolik adamın tekidir.. etrafInda bir tek dostu yoktur ve herkes onun hala geceleri altına kaçırdıgını söylüyor.."
Yine herkes sokta.. bütün salonu bir gürültü kaplar.. hakim kürsüye tak tak tak vurup herkesi susturur ve her iki tarafın avukatını da kürsüye çagırır.. Ve ikisine de egilmelerini söylerek kulaklarına sunu fIsILdar...
- "Eger bu kadIna beni tanIyIp tanımadıgını sorarsanız ikinizi de harcarım.




fıkranın devamı

Bir gün Bush ve şoförü bir kır gezisine çıkmışlar. Bir çiftlikten geçerken hızlı oldukları için tavuğa arkasından ördeğe ve onun arkasından da ineğe çarpmışlar.
Bush bütün ihtişamıyla :
-"Dur ben gidip şimdi çiftlik sahibiyle konuşur onu bilgilendirip geliyorum" der. Neyse bizim Bush gider ve hemen arkasından ağız burun takas olmuş şekilde gelir. Ve şoförüne :
-"Kaç, Kaçalım, ..." gibi sözler söylemeye başlar.
Neyse bizim ikili hızla giderken öbür çiftliğin domuzuna çarpıp dururlar. Bush:
-"Bu sefer sıra sende." der. Neyse bizim şoför gider çiftliğin kapısını çalar. Bush arabanın içine saklanmış şoförü beklemektedir otuz dakika geçer ne gelen var ne giden bir saat geçer gene bizim şoförden haber yok.neyse İki saat sonra bizim şoför ellerinde meyve sepetleriyle gelmektedir. Bush bu olay karşısında şaşırıp şoföre sorar:
-"Ne oldu dayak yememişsin?"
Şoför cevap verir:
"Vallahi başkanım dediğim cümle şu 'BEN BUSH'UN ŞÖFÖRÜYÜM DOMUZ ÖLDÜ' adam bana yemek yemeden gidemezsin dedi ben de yemek yeyip de geldim"


fıkranın devamı

Ecevit basbakanliktan ayrildiktan sonra Rahsaniyla artik yuvasinda mütevazi bir hayat sürüyor.... birgün telefonu çaliyor, ortada artik sekreteri vs olmadigi için tabi kendi telefonuna kendi bakmak zorunda.......telefonu açinca bir adam sesi:
- Iyi günler, TC Basbakaniyla görüsebilir miyim?

Ecevit gülüyor:

- Bayim ben artik TC Basbakani diilim.....

Bunun üzerine telefon kapaniyor... derken 5 dakika sonra tekrar telefon......Ecevit açiyor, yine ayni adam..

- Iyi günler, TC Basbakani lütfen?

Ecevit sasiriyor.....

- Az önce arayan siz diil miydiniz? Bakin ben artik TC Basbakani diilim.....

Telefon yine kapaniyor....... Ecevit tam yerine oturucakken tekrar telefon çaliyor...

- Iyi günler, TC Basbakani orada mi?

Ecevit artik çok kiziyor:

- SEN LAFTAN ANLAMAZ MISIN????? KAÇ KERE SÖYLEMEM GEREKIYOR, BEN ARTIK TC.BASBAKANI DIILIM...!!

Bunun üzerine karsi taraf gülüyor:

- BILIYORUM...........BILIYORUM

AMA TEKRAR TEKRAR DUYMAK ÇOK HOSUMA GIDIYOR...!!!



fıkranın devamı

Yıllar önce generallerin ülkemizi yönetmeye özendikleri bir dönemde öğrenci, yazar evleri aranmaktadır. Beş öğrencinin birlikte kaldığı eve ani baskın düzenler kolluk kuvvetleri, başlarlar arama yapmaya, kayda değer hiçbirşey bulamayınca, beşinci öğrencinin çalışma masasının üst duvarında bulunan Lenin posterine gözü takılır kolluk kuvvetlerinden komiserin sorar öğrenciye;
-kim ulan bu!
izinsiz arama yapıldığına bozulan öğrenci cevap verir.
-dedem!
komiser ellerini havaya açıp,
hey yüce rabbim böyle nur yüzlü bir adamdan, böyle bir torun, der.
fıkranın devamı

Başkan Bush'un yeni talimatı:
- Üzerinde resmim olan pul bastırdım, bundan böyle başkanlığın bütün mektuplarında bu pullar kullanılacak.
Bir süre sonra görülmüş ki pullar zarfa bir türlü yapışmıyor.
Başkan Bush küplere binmiş ve yetkilileri çağırıp sormuş;
- Üstünde resmim olan pullar yapışmıyor, arkalarına zamk sürmediniz mi?
- Sürdük efendim, demiş yetkili ve eklemiş;
- Yapışmamasının nedeni, herkesin pulun arka yüzüne değil de ön yüzüne tükürmesi efendim..."


fıkranın devamı

-Bir gün Saddam ile Demirel bir araya gelmiş.Sohbet ediyorlarmış.Saddam Demirel'e 2 soru soracağını bilirse Irak'ı Demirel'e vereceğini söylemiş.Demirel'de kabul etmiş.Saddam ilk soruyu sormuş :
-2 tekerlekli insan taşır nedir bu?
demiş. Demirel:
- Bisiklet demiş.
Saddam:
Bisiklet olduğunu bildinde Bianchi olduğunu bilemedin...
demiş.Saddam 2.soruyu sormuş:
- 4 tekerlekli insan taşır nedir bu?
demiş.Demirel:
- Araba
demiş.Saddam:
- Araba olduğunu bildinde Mercedes olduğunu bilemedin...
demiş.Demirel sinirlenmiş...ve Saddam'a:
- Ben sana 1 soru soracam bilirsen Türkiye'yi verecem
demiş ve sormuş:
- Kadınlarda bulunur kıllı bir şeydir
demiş? Saddam:
- *m
demiş...Demirel'de kahkahayla:
- *m olduğunu bildinde ''ANANIN *MI''olduğunu bilemedin...
demiş...


fıkranın devamı

İş adamı traş olurken bir yandan da berberiyle sohbet etmektedir.

Derken, kapının önünden ağır ağır geçmekte olan paspal bir çocuk görürler. Berber, iş adamının kulağına fısıldar; "Bu çocuk var ya, dünyanın en aptal çocuklarından biridir! Bak; dikkat et şimdi..."

Berber çocuğa seslenir: "Ali, buraya gel!". Bunun üzerine çocuk sakince dükkana girer ve yüzündeki aptalca sırıtmayla berberi selamlar.

Berber işadamının kulağına sessizce, "bak şimdi" diye fısıldar ve bir elinde bir milyon, diger elinde yirmimilyon'luk bir banknot olduğu halde çocuğa sorar: "Hangisini istiyorsan alabilirsin?"

Çocuk dalgın dalgın bir bir milyona bir de yirmimilyona bakar ve sonunda bir milyonluk banknotu hızlıca çekerek berberin elinden alır.

Berber işadamına döner ve gülerek: "Gördün mü? Sana söylemiştim." der.Traş bitince işadamı sokağa çıkar ve az ileride kendi kendine oynayan Ali'yi görür. Yanına giderek, neden yirmimilyonluk değil de, bir milyonluk banknotu aldığını sorar.

Çocuk hiç de aptalca olmayan bir sırıtmayla yanıt verir:

"Hehehe... Eğer yirmimilyonluğu alırsam oyun biter.

fıkranın devamı

Adamın biri sabah saat 10'a doğru bir elinde, içinde inek pisliği olan bir tenekeyle kafeye gelmiş,
- "Bana bir çay.."
diye seslenmiş,
- "Şimdi geliyor efendim.."
demiş garson ve çayı getirmiş.. Çayı bir yudumda içmiş adam, almış eline pislik dolu tenekeyi başlamış kafenin her tarafına serpmeye ve çekmiş gitmiş.. Ertesi sabah yaklaşık yine aynı saatlerde tekrar elinde pislik dolu tenekeyle gelip yine
- "Bana bir çay..!"
demesiyle,
- "Hop..! Bir dakika bakalım.."
demiş onu görür görmez tanıyan garson.
- "Dünden beri senin pisliğini temizlemeye çalışıyoruz.. Neden öyle yaptın ki?.."
- "Merak edilecek bir şey yok.."
demiş adam.
- "Üst düzey yöneticilik için hazırlanıyorum.. Sistem aynı.. Gel, çayını iç, etrafa bok at, millet senin yaptığını temizlemeye çalışırken tüm gün ortadan kaybol..!"

fıkranın devamı

Eski Milletvekillerinden, dinine imanina yani müslümanliga cok bagli olan birisi olan Mehmet Akif Ersoy'un kendisine meclis'de onu sevmeyen bir millet vekili tarafindan su soru sorulur:
- Mehmet bey ya siz veteriner degilmiydiniz?
Bunun üzerine Mehmet Akif Bey cevabi yapistirir:
- Evet, bir yeriniz mi agiriyordu?
fıkranın devamı

Köyün birinde bir mezar soyguncusu varmış. Cenaze gömüldükten bir gün sonra mezara bir gidilirmişki, mezar soyulmuş. Bütün ziynet eşyaları çalınmış. Köylü bu mezar
soyguncusunu bilirmiş bilmesine de bir türlü yakalayamazmış. Gel zaman git zaman bu böyle sürüp giderken mezar soyguncusu ölüm döşeğine düşmüş ve oğlunu çağırarak:
-Bak oğlum. Ben bu güne kadar sizin rızkınızı mezar soyarak çıkardım. Şimdi ölüp gidiyorum. Arkamdan tüm köylü bayram yapacak. Bir kişi bile 'Allah rahmet eylesin' demeyecek. 'ohbee öldü de kurtulduk' diyecekler, diye itirafta bulunmuş. Bu olay oğlanın çok gücüne gitmiş. Babasına:
-Baba sana söz veriyorum herkes arkandan rahmet okuyacak demiş. Ve derken mezarcı ölmüş. Bütün köylü bayramda. Birkaç gün sonra köyde gene bir cenaze. Ama köylünün içi rahat. Cenaze tüm ziynetiyle beraber gömülmüş. Bir gün sonra mezarlığa gidildiğinde odane!!! Mezar gene soyulmuş ve eskisinden farklı olarak cenazenin kıçına koca bir kazık çakılmış. Köylüler bunu görünce:
-Yahu Allah Rahmet eylesin A.. efendide mezar soyardı ama hiç olmazsa kazık çakmazdı. Demişler.

Şimdiki siyasetçilere duyurulurr!!

fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

1 2 3 4 5 »
Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama