Politik Fıkralar

loading...

Toplu sözleşme pazarlıgından yeni çikmis sendika başkani, salonda toplanmiş isçilere ateşli bir söylev çekmektedir:
"Yoldaşlar! Yönetimle yeni bir sözleşme yaptık.Bundan böyle haftanin dört günü daha çalışmayacağız!"
Kalabalık, "Yaşasııın!" diye bağırır.
"Çalışma saatimiz beşte değil, dörtte bitecektiiir!"
"Yaşaaaaaa!!"
"Çalışmaya dokuzda degil, onbirde başlayacagiiizz!"
"Helaaallll!!"
"Maaşlarimiz yüzde 150 artacaktiiirrr!"
"Vaaaaaauuuuuvvvv!!"
"Yalnizca Çarşambaları çalişacagıııız!"
Bu sözün ardindan derin bir sessizlik olur. Derken arkalardan bir ses duyulur, "Her Çarsamba Mı ?"
fıkranın devamı

Padişah ile vezir tartışmaya başlamış. Padişah vezire, "En büyük ve en güçlü olan benim. Sen benim emrimdesin!" demiş. Vezir, "Hayır ben büyüğüm. Ordunun başında ben savaşıyorum, sen sadece mühür basıyorsun" diye itiraz etmiş. Tartışma uzayınca Padişahla vezir, bir çobanın yanına gitmişler ve konuya hemen girmemek için çobana sormuşlar:
-"Senin koyunun mu büyük, ineğin mi?"
Çoban şaşırmış şaşırmasına da, soranlar da Padişahla vezir.
-"İneğim" demiş.
-"Keçin mi büyük, öküzün mü?"
Çoban "Öküzüm tabii" deyince, asıl soruyu yöneltmişler çobana:
-"Söyle bakalım, Padişahın mı büyük, vezirin mi?"
Çoban hiç düşünmeden yanıt vermiş:
"Vallahi ben bu hayvanları tanımıyorum!"
fıkranın devamı

Ecevit, ABD gezisinde başkan Bush ile konuşuyordur, sohbet bir ara farklı bir boyuta uzanır konu buluşlar ve eldeki son başarılardır. Bush:
- Sayın Ecevit biz öyle bir makina geliştirdikki inanamazsınız ! Ecevit:
- Nedir o ?
Bush:
- Ölüleri geri diriltiyoruz...
Ecevit:
- Yaa bizimki çok farklı bir başarı syn Bush, biz SOSYAL DEMOKRAT'lara 100 metreyi 3 saniyede koşmayı öğretiyoruz...!
Bush:
- Hımm çok ilginç inanmam bunu görmek için geleceğim der...
Gezi biter Ecevit düşünceli bir halde iken bunu gören BAHÇELİ:
- Hayırdır syn Ecevit nedir bu düşünceli haliniz yardımcı olmak isterim.
Ecevit:
- Sorma DEVLET durum böyle, böyle der anlatır;
- Sayın Bush gelecek şimdi ben ne yaparım ?
BAHÇELİ:
- Sayın Ecevit düşündüğünüz şeye bakın çok kolay aslında madem sayın Bush öyle dedi ilk önce biz onu ispata davet ederiz, ANITKABRE götürür durumu ilk önce biz görürüz bakalım doğrumu.
Ecevit:
- Aklınla bin yaşa DEVLET hiç aklıma gelmezdi sahi ya olur değil mi öyle yapsak ! ama ya birde doğru çıkarsa o zaman ne yaparız?
BAHÇELİ:
- Sayın Ecevit o zaman zaten ispatlamanıza gerek kalmaz söylediğiniz zaten aynen gerçekleşir.....
fıkranın devamı

Bir ülkede bir bakan, kendisini gazetecilere hiç sevdirememisti. Ne yapsa makbule geçmiyor, basin hergün kendisiyle ugrasiyordu. Artik canina tak etmisti ve "Öyle birsey yapayim ki, gazeteciler mat olsun" diye düsünürken aklina bir fikir geldi.
Bakanin bazi özel yetenekleri vardi ve bu yeteneklerinden birini kullanarak basin mensuplarini etkilemeye karar vererek bir basin bildirisi yayinladi : "Pazar günü saat 10:00 da bakan denizin üzerinde yürüyecek..."
Pazar sabahi saat 10:00 da tüm basin mensuplari bildiride belirtilen yerde toplandilar... Bakan geldi ve elinde bastonuyla denizin üzerinde yürümeye basladi ve karsi kiyiya kadar da yürüyerek ilerledi... Herkesin gözleri dehsetle açilmisti. Fakat ertesi günü tüm gazetelerde su baslik okundu :
"Bakan yüzme bilmiyor!.."
fıkranın devamı

Amerika'dan döner dönmez, elindeki kocaman bavulla Meclis kürsüsüne
çıkan
Kemal Derviş;
- Bu bavulun içinde tam 14.3 milyar dolar var, demiş.
Arkasından da sormuş:
- Bu parayı nüfusumuza bölersek, kişi başına kaç dolar düşer?
Milletvekilinin biri, derhal ayağa kalkarak cevap vermiş
- 26 milyon dolar...
- Ama 14.3 milyarı,70 milyona böldüğümüzde 26 milyon çıkmaz ki...
- Ben, 70 milyona bölmedim ki...
- Kaça böldün?
- 550'ye!..
fıkranın devamı

Butun bebekler ayni sayida hucreden olusurlar. Embriyodaki hucreler 9 ay boyunca geliserek cesitli organlari olustururlar. Sorun erkek bebeklerin olusmasinda cikar.. Hucre sayisi ayni olduguna gore, o onde sallanan alet nasil olusacak. Bilim adamlari arastirma yapmislar ve erkek ureme organini olusturan hucrelerin nerden geldigini bulmuslar.. Beyinden.. Yani erkegin beyin hucrelerinden bir bolumu asagilara goc edip, erkek cinsel organini olusturuyorlar. Boylece kiz cocuklar erkek cocuklardan daha akilli uslu oluyorlar. Cocuklar ergenlik cagina gelince sorun daha da buyuyor. Cocuk buyudukce sadece beyinleri arasindaki fark buyumuyor, dusunme merkezleri de degisiyor. Kadin basi ile dusunurken, erkek dusunceleri bir olcude, asagilara goc etmis eski beyin hucrelerinde olusuyor. Tabii sorunun buyuklugu erkekten erkege degisiyor. Bazi erkeklerde asagi goc eden beyin hucresi sayisi az. Bunlar hemen tum mental kapasiteye sahip ama, seks acisindan cok sıkıcı adamlar oluyorlar. Bunlara tip dilinde "Cumhuriyetci" deniyor.. Bazilarinda daha cok beyin hucresi asagi iniyor.. Tip dilindeki isimleri, "Demokratlar!.." Cok ender olarak hemen tum beyin hucreleri asagi goc etmis erkekler var. Bunlara da "Sayin Baskan" diyoruz!..
fıkranın devamı

Beyazsaray'daki oval bürodayız. Bill çalışıyor. Monica onu seyrediyor. Bu sırada
telefon uzun uzun çalar ama sekreter hanım hiç oralı olmaz. Sinirlenen Bill :
-Telefona niçin bakmıyorsun?..diye sorunca Monika :
-Neden bakacakmışım ki...Nasıl olsa her seferinde seni arıyorlar!
fıkranın devamı

Adam arkadaşı ile sinemaya gitmiş. Bir süre sonra biri diğerine :
-Yahu baksana 16. Louis ileride oturuyor.
-Sen delirdin mi, adam öleli yıllar oldu.
-Emin misin?
-Evet eminim.
Aradan biraz zaman geçer ve bizimki yine arkadaşına döner.
-16.Louis'nin öldüğünden eminsin değil mi?
-Elbette. Yıllar önce öldü.
-Ama demin kımıldadı.
fıkranın devamı

Yeltsin içkiden ölmüş. Yöneticiler kara kara düşünüyorlarmış halka bunu nasıl açıklarız diye ve çözümü bulmuşlar. Halka Yeltsin'in bir suikasta kurban gittiğini açıklamışlar. suikasçıları da açıklamışlar.
1. Jonny Walker
2. JB
3. Jack Danielson
fıkranın devamı

Clinton, Yeltsin ve Çiller şeytanın huzuruna çıkarlar. Hepsi şeytana dileklerini söyleyeceklerdir o da onlara ne zaman gerçekleşeceğini söyleyecektir.
İlk önce Clinton sorar;
-Amerika ne zaman her yönden tam olarak dünyanın hakimi olacak?, der. Şeytan da;
-50 yıl sonra, der. Clinton ağlamaya başlar
-Ben göremicem, ben göremicem... Sıra yeltsine gelmiştir.O da sorar
-Rusya ne zaman eski gücüne kavuşacak? Şeytan cevap verir
-100 yıl sonra. Yeltsin de başlar ağlamaya
-Ben göremicem, ben göremicem... Sıra Çiller'e gelmiştir, O da sorusunu sorar
-Ne zaman Türkiye'deki enflasyon düşecek?
Bu sefer şeytan ağlamaya başlar
-Ben göremicem, ben göremicem!
fıkranın devamı

Bir köye konuşma yapmak üzere bir sosyal demokrat kişi gelir ve konuşmasini yapar ama vakit geç olmustur. Şehir'e geri dönemez ve geceyi koyde gecirmek zorunda kalir.kalmak icin kendine yer ararken yanliz yaşayan bir KADIN'in evine gelir. Bu gece burda kalabilirmiyim diye sorar ve ekler: Benden korkmaniza gerek yok Çünkü ben sosyal demokrat biriyim der ve o gece orada kalir; ama bu defa KADIN rahat durmaz adama sarkintilik yapar. Adam ben sosyal demokrat biriyim der ve KADIN'IN istegini geri cevirir. Sabah olur adam uyanip pencereden disari baktiginda sasirir. Bahcede 9 horoz, 1 tavuk var hemem KADINA sorar: Neden 9 horoz varda 1 tavuk var der. KADIN hemen cevap verir: Şu gördügün 8 horoz sosyal demokrat bu bir horoz normal.
fıkranın devamı

Clinton oldukten sonra cehenemde zebaniler tarfindan karsilanir zebaniler:
- "Sen dunyanin en buyuk lideriydin sana bir kiyak yapacaz kendi cezani kendin seçeceksin" demişler. Üç tane oda göstermişler seçsin diye birincide Mesut Yilmaz ayaklarindan tavana asili şekilde duruyomuş... istememiş. İkincide Boris yeltsin'i orasina burasina kizgin şişler sokulurken görmüş ve istememiş.. Uçüncüde ise mike tyson i koltuga oturmuş ve de monica yi monicaligini yaparken görmüş ve ben burayi istiyorum demiş.... zebani de tamam diyerek monica diye seslenmiş:
- "Gel kizim senin cezan bitti sira Bill'de"
fıkranın devamı

İşsizdi, parasızdı, kalacak yeri, yiyecek ekmeği, iki satır muhabbet edebileceği bir arkadaşı da yoktu. Nerden geldiği bilinmez "Küçükistan Ceza Kanunu" diye bir kitap geçmişti eline bir gün onu okuyarak vakit geçiriyordu ki "Ülke başbakanına hakaret etmenin cezası altı ay" kitabı ve gözlerini kapattı.
"Hem bütün hırsımı ondan alırım, hem bütün gazeteler, televizyonlar benden söz eder meşhur olurum, hemde altı ay ekmek elden su gölden yiyecek, yatacak derdim olmadan çiçek gibi kışı geçiririm." diye düşündü.
Ertesi gün mitinge gitti, Küçükistan Başbakanı konuşurken milletin arasından fırlayıp bütün gücüyle bağırmaya başladı.
- İnbe başbakan, inbe başbakan ! Güvenlik kuvvetleri hemen müdahale edip yaka paça götürdüler. Ertesi gün mahkemeye çıktı, şahitler dinlendi, savunması alındı. Hakim kararı açıkladı.
- Sanığın suçu sabit görüldüğünden yirmi sene altı ay hapsine karar verilmiştir.
Birden gözleri karardı ayakta sendeledi, sonra kendini toparladı, ve haykırdı :
- İtiraz ediyorum hakim bey, Küçükistan Ceza Kanunu'nun şu maddesinin şu bendine göre başbakana hakaret sadece altı ay, bir yanlışlık var bu işte !
Hakim acıyan gözlerle adama baktı ;
- Haklısın oğlum, başbakana hakaret altı ay fakat devlet sırrını açığa vurmak yirmi sene.
fıkranın devamı

Bir Afrika ülkesinin devlet başkanı Rusya'ya Yeltsin'e ziyarette bulunur. Resmi görüşmeler derken Rus ruletini öğrenir ve çok beğenir. Yeltsin'e de kendi ülkesine geldiği zaman Afrika ruleti öğreteceğine söz verir. Bir zaman sonra Yeltsin bu ülkeye gider. Resmi görüşmelerden sonra "Sayın Başkanım, bana Afrika Ruleti öğreteceğinizi söylemiştiniz" der.
başkan:
-Tabi sayın Yeltsin.
Yanlarına 6 tane birbirinden güzel ve çıplak kız getirilir.
Afrikalı başkan:
-İste Sayın Yeltsin bunlardan seçtiğiniz bir tanesi size oral seks yapacak.
Yeltsin:
-İyi ama heyecan bunun neresinde?
Afrikalı başkan:
-Sayın Yeltsin, bu kızlardan biri YAMYAM!...
fıkranın devamı

Masal bu ya, Demirel ölmüş, öbür dünyaya gidince kendisine ceza olarak çok çok çirkin bir kadın vermişler ve bu dünyada hayatını bununla geçireceksin demişler.
O da kaderine boyun eğmiş. Ama birde gezerken ne görsün, karşıda Ecevit yanında Demi Moore'la beraber değil mi?.
Çok sinirlenmiş ve Şeytana çıkıp bunun bir haksızlık olduğunu söylemiş.
Şeytanda ' Eh ! ne yapalım senin cezan böyle, Ecevit'e gelince o da Demi Moore'ın cezası
(Bu sadece TV programlarında yapılan şakalar gibi gerçekte olmayan uydurma bir olaydır. Gerçekteki hiç bir şahısla ilgisi yoktur. dikkat çekilmesi için bilindik isimler kullanılmıştır..)

fıkranın devamı

Adamın biri falcıya gitmiş. Falcı adama ileride milyonlarca insanın ölümüne sebep olacağını söylemiş. Adam pişmanlıkla dışarı çıkmış ve insanlara acıyarak intihar etmeye karar vermiş. Tren rayının üstüne yatmış ama o da ne!! Küçük bir çocuk da kendini raya atmış, intihar edecek. Adam hemen gidip çocuğu kurtarıyor ve çocuğun ismini soruyor. Çocuk cevap veriyor : "Adolf efendim."
fıkranın devamı

Siyasal gerginliğin dışında iki toplumun insanlarının arasındaki sosyo-kültürel farklılığın da büyük boyutlara ulastığı bir dönem de, bir Türk gurbetçisinin evi: Küçük oğlan, akşam üstü okuldan gelmiş... Kapıdan girer girmez:
Anne! diye seslenmiş, ben Alman oldum!
Annesi:O nasil söz? Sakın bir daha tekrarlama...
Anne ben Alman oldum. Bugün sınıfta karar verdik. Ben Almanım artık...
Annesi sus bakayım diye perdeden bağırırken,babası da içerden duyup kosmuş. Bir tokat, bir tokat daha... Çocuk bir yandan yediği dayaktan korunmaya çalışırken, bir yandan da konuşmasını sürdürüyormuş:
Şu dünyanin işine bakın! Alman oldum. Yarım saat sonra Türklerle başım derde girdi!...
fıkranın devamı

Bakanlardan birinin ölmesiyle başka bir milletvekili onun süresini doldurmak üzere seçilmişti. Adam hemen karısına telefon ederek, bu haberi
vermek istedi :
-Bir bakan karısı olmak ister miydin? diye sordu.
Karısı biraz düşündü sonra:
-Hangisinin?

fıkranın devamı

Bir ülkede bir bakan, kendisini gazetecilere hiç sevdirememişti.Ne yapsa makbule geçmiyor,
basın hergün kendisiyle uğraşıyordu.Nihayet :
-Öyle bir şey yapayım ki,gazeteciler mat olsun, diye düşündü ve ilan etti :
-Pazar günü saat 10`da bakan denizin üzerinden yürüyerek geçeceğim.
Pazar sabahı saat 10`da tüm basın mensupları toplandılar orada.Bakan geldi ve elinde bastonuyla denizin üzerinde yürümeye başladı.Karşı kıyıya kadar da yürüdü geçti.Herkesin gözleri dehşetle açılmıştı.
Fakat ertesi günü tüm gazetelerde şu başlık okundu :
-Bakan yüzme bilmiyor!
fıkranın devamı

Clinton bir gün Bağtada gider, Saddamın karşısına oturur. Bir bakar ki Saddamın koltuğunda 2 tane düğme var ve bunlar ne diye sorar;
SADDAM: Bak göstereyim birincisine basmış alttan bir el cıkmış clintonu gıdıklamaya baslamıs saddam güler ikinci dugmeye basmıs bir el cıkıp clintona vurmaya baslamıs saddam kahkahalara boğulmus. Peki demis clinton haftayada bizim oraya amerikaya bekleriz. Bu kez Saddam amerikaya gider. Clintonun masasında 2 dügme. Saddam sormuş bunlar ne ise yarar
Clinton: Kak göstereyim der düğmenin birine basar clinton baslar gülmeye saddam saskın ne oldu diye... Clinton ikinci düğmeyede basar clinton gülmekten ölecek durumdadır. Biraz sonra saddam musade ister derki:
Ben artık bağdata geri döneyim clinton: Bağdat ? ne Bağdatı ??
fıkranın devamı

Bir otobus dolusu politikaci secim kampanyasi icin Teksasta dolasiyorlardi.Otobus buyuk bir ciftligin yanindan gecerken, otobus soforunun dalginligi yuzunden derin bir sarampole uctu.
Ciftci kosarak geldigece kurda kusa yem olmasinlar diye cesetleri gommeye basladi.
Ertesi sabah,serif sorusturma icin ciftlige geldi.Ciftciye Sordu:
-"Otobusdeki butun polikitacilari gomdun
demek...Hepside oluydu, eminsin degil mi?"

Ciftci cevap verdi:
-"Bazilari yasadiklarini iddia ettiler ama politikacilari bilirsiniz..Nasil yalan
soylerler."
fıkranın devamı

Ulkenin basbakani kayikla gezmeyi severmis, o kurek cekerken, yagdanliklari arkadaki sandaldan onu takip ederlermis..Bir gun basbakan kurek cekerken, kayik birden karaya oturmus.Yagdanliklar telas icinde
-"Ne oldu efendim?" diye sorunca,
Basbakan gulmus:
-"Ne olacak oturduk!"
Yağdanlıklar bir agizdan karsilik vermisler:

-"Gule gule oturun efendim, gule gule oturun!"

fıkranın devamı

Bir vali, yeni atandığı yeri gezip, bilgi alıyorlarmış. Köylülere "Burada size en çok hizmet eden vali kimdi?" diye sormuş. Köylüler:
-Sizden önceki valiydi efendim.
-Peki size ne gibi yardımlarda bulundu?
-En hayırlısı, buraya gelirken yolda kaza geçirip öldü...

fıkranın devamı

Birgün bir amerikalı milletvekilini bir odaya almışlar ve sormuşlar:
-karınmı yoksa devletinmi.
amerikalı düşünmeden cevaplamış:
-devletim.
ordakiler:
-o zaman al şu tabancayı git yan odadaki karını vur.
adam sıkılmış terlemiş ve sonunda dayanamıyarak:
-yapamayacağım. demiş.
daha sonra bir türk milletvekilini
aynı odaya almışlar.aynı soruyu sormuşlar:
-karınmı yoksa milletinmi?.
millet vekili hiç düşünmeden:
-devletim demiş
-o zaman al şu tabancayı git yan odadaki karını vur.
odadan önce bir silah sesi sonra bir cam sesi gelmiş.çıkınca sormuşlar:
-ne oldu.
-sizin verdiğiniz silah kurusıkı çıktı bende karıyı camdan aşağı attım.
fıkranın devamı

Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan, Fatih Sultan Mehmed ile boy ölçüşmek istercesine İstanbula elçi gönderir. Elçi, hükümdarı adına vergi verilmesini, Pontus kralını tehditten vazgeçmesini diler.
Fatih:
-Peki, hükümdarınızın dediklerini yapmazsam ne olur?
Elçi:
-Üzerinize yürüyüp isteklerini zorla yaptıracak.
Fatih:
-Buralara kadar zahmet etmesin, nasıl olsa ben, baharda oralara geleceğim. Hükümdarınız beni karşılasın.
Ertesi yıl Otlukbeli Savaşında Uzun Hasanın tacını başında parçalar...
fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

« 1 2 3 4 5 »
Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama