Sarışın Fıkraları

loading...

Sarışının Biri, Arabasıyla Giderken, Yolda Polis Tarafından Durdurulur.
"Ehliyet Ve Ruhsatınızı Verir Misiniz?" Der Polis. "Hani Üzerinde Resminiz Olan Şey." Diye Ekler.
Sarışın Da Eline Gelen Aynayı Polise Verir.
Polis De Der Ki:
"Polis Olduğunuzu Bilseydim, Sizi Durdurmazdım."
fıkranın devamı

birgün erkeklere sormuşlar neden sarışınlar daha seksidir diye.....erkeler cevap vermiş sarışınlar ticari taksiye benzerler paran oldugu müddetçe sarışınları kullanım hakkı senindir .....
fıkranın devamı

Bir gün sarışın kadının biri süslenmiş püslenmiş sokağa çıkmış gidiyor. İlerlerken beyaz eşya satan bir dükkana giriyor.
Havalı bir şekilde dükkanda biraz turladıktan sonra genç kasiyer yaklaşıp;
-Şurdaki 37 Ekran Tvnin fiyatını öğrenmek istiyorum.
Kasiyer;
-Kusura bakmayın hanımefendi ama sarışınlara satış yapmıyoruz, der.

Bunun üzerine kadın sinirlenir ve dükkanı terkeder. Bir hafta sonra kadın saçlarını siyaha boyatır ve koyu bir makyaş yaparak kendini esmerleştirir. Aynı dükkana gene gelir. Dükkanı yine turlar ve kasiyere sorar;
-37 ekran Tv satın almak istiyorum. Fiyatı ne durumda acaba?
Kasiyer;
-Çok üzgünüm sarışınlara satışımız yoktur.

Kadın bunu duyunca çok sinirlenir ve ayrıca çok merak eder kasiyerin kendisini nasıl tanıdığını. Bu merakla sorar.
-Beyefendi bu gelişimde saçımı boyattım makyajımı değiştirdim ama siz beni tanıdınız. Nasıl oldu bu?

Kasiyer cevap verir;
-Çok basit hanımefendi, o baktığınız 37 ekran Tv değil, mikrodalga fırın.
fıkranın devamı

Vinç operatörünün yanlış bir hareketi yüzünden vinç zincirlerine bağlı bulunan kocaman,
köklerinden sökülmüş bir ağaç birden kayar ve yol üzerinde harekete hazır bekleyen otomobilin kenarına çarpar.
Otomobildeki sarışın hışımla dışarı fırlar ve bağırır :
- Benimle birlikte gelin ve bu olayı kocama anlatın!
Sarışın yatıştırılmaya ve vinç sahibi şirketin gerekli sigorta ödemesini yapmaya hazır olduğu anlatılmaya çalışılır ama sarışın ısrar eder :
- Olmaz.. Her şeyden önce, kocamın karşısına bu kez benim bir ağaca değil, ağacın bana çarptığını doğrulayacak bir tanık götürmeliyim.

fıkranın devamı

New York`tan Los Angeles`e giden uçakta cingöz bir avukat ile sarışın bir hanım yanyana oturuyorlar. Avukat hem hanımla yakınlaşmak hem de hoşca vakit geçirmek için bir oyun teklif ediyor. Kabul görünce oyunu anlatıyor:
-Size bir soru soracağım, cevabı bilemezseniz bana 5 dolar vereceksiniz, sonra siz soracaksınız bilemezsem ben size 50 dolar vereceğim.
Ve ilk soruyu soruyor:
-Ay ile dünya arasındaki uzaklık ne kadardır?
Kadın tek söz söylemeden çantasından 5 dolar çıkarıp adama uzatmış.
Soru sorma sırası sarışına gelmiş:
-Tepeye 3 ayakla tırmanıp 4 ayakla asağı inen şey nedir?
Adam dakikalarca düşünmüş. Yanıtı bulamamış... Cuzdanından 50 dolar çıkarıp kadına uzatmış. Kadın parayı kibarca alıp çantasına koyarken avukat merakla sormuş:
-Cevap ne?
Kadın tek kelime etmeden çantasını açmış ve 5 dolar çıkarıp adama uzatmış...

fıkranın devamı

Soğuk ve karlı bir günde bir işadamıyla sarışın sekreteri yollarını kaybetmişler ve bir ormanda kaybolmuşlar.
Bir süre sonrada arabaları bozulmuş ve arabayı terketmek zorunda kalmışlar.
Zor ve uzun bir yürüyüşten sonra ormanın içinde bir kulübe bulmuşler ve kendilerini hemen bu kulübenin içine atmışlar.
Kulübede bir yatak, bir uyku tulumu ve bir sürüde battaniye olduğunu görürmüşler.
Adam bir centilmen olarak sekretere onun yatakta yatabileceğini söylemiş ve kendide uyku tulumu alıp yere yatmış.
Adam yattıktan birkaç dakika sonra sarışından bir ses gelmiş,
- Efendim, ben çok üşüyorum.
Adam tulumun fermuarını açmış ve kalkıp sarışına bir battaniye vermiş ve sonra yine yatmış.
Tam uyumak üzereyken sarışın yine,
- Efendim, ben hala çok üşüyorum! demiş.
Adam yine fermuarını açmış, kalkmış ve sarışına bir battaniye daha vermiş.
Sonra aynı sakinlikle uyku tulumunun içine girip, fermuarı çekmiş.
Tam uykuya dalacağı sırada sarışın yine,
- Efendim, ama ben çooooook üşüyorum. demiş.
Adam sarışına dönüp,
- Burası ıssız bir yer. Ne olduğunu kimse görmez. İstiyorsan bir geceliğine karı-koca gibi davranabiliriz. demiş.
Sarışın cilvelenerek,
- Tabii efendim siz nasıl isterseniz. demiş.
Bunun üzerine adam avazı çıktığı kadar bağırmış,
- Öyleyse kalk ve kahrolası battaniyeyi kendin al!!!!!".

fıkranın devamı

Üç sarışın detektif olmak üzere polis teşkilatına müracaat etmişler.
Yapılması icap eden bir sürü imtihandan birini idare etmek de Komiser Kâzım'a düsmüs. Komiser Kâzim birinci kiza beş saniye müddetle bir dosyadan çıkarttığı bir resmi göstermiş ve "Söyle kızım" demiş "Bu bir suçlunun resmi, bu adamın bariz ne özelliği var? Bunu ileride nasıl tanırsın?"
Kız şöyle bir durmuş ve "Çok kolay" demiş "Adam tek gözlü" Komiser Kâzım resime bakmış ve "Kızım bu resim profilden, yani yandan çekilmiş. Tabi tek göz göreceksin..." demiş ve aynı resimi ikinci kıza gösterip aynı suali sormuş ve "Bana bak" diye ilave etmis "Doğru dürüst
bir cevap ver"
Ikinci kız "Bu adamı tanımak çok kolay" demiş "Çünkü adamın tek kulağı var" Komiser Kâzım "Kızım" diye bağırmış "Bu resim profilden dedik yaa!...Adamın suratının öbür yanını göremiyoruz. Onun için kaç gözü, kaç kulağı olduğunu bilemeyiz..."
Kâzım üçüncü kıza "Kızım lütfen akıllı bir cevap vermeye çalis. Beni çildirtma. Bu adamin bariz özelliği nedir, bu adamı ileride nasıl tanırsın?" diye sormuş Kız "Bu adam lens takıyor" diye cevap vermiş.
Komiser Kâzım saskin, şaşkın resime bakmış ama adamın lens takıp takmadığıni bir türlü anlayamamış. Merak etmiş adamin dosyasını açıp okumuş, dosyadaki bilgiye göre hakikaten adam lens takıyormuş.
Komiser Kâzım üçüncü kıza hayranlık içinde "Aferin be kızım" demiş "Doğru bilmişsin. Şimdi söyle bakalım bu adamın lens taktığını resimden nasıl anlayabildin?" Kız "Çok kolay" diye cevap vermiş:
"Tek gözlü, tekkulaklı bir adamın gözlük takacak hali yok ya !!"



fıkranın devamı

2 tane sarisin alisveristen sonra arabalarinin yanina geldiler. Sarisinlardan biri anahtarlari aramaktadir, ama bir turlu bulamaz. Bu arada yagmur yagmaya baslar. Diger sarisin anahtari arayan sarina:
- Cabuk ol, yagmur yagiyor, daha arabanin ustu acik.
fıkranın devamı

Bir sarisinin ablasi hamiledir. Aradan 3 ay gecer, ama sarisinin bundan daha haberi yoktur. Ablasi:
- 6 ay sonra teyze olacaksin.
Sarisin kiz aglamaya baslar. Ablasi sorar:
- Neden agliyorsun.
Sarisin:
- Ben teyze olmak istemiyorum, ben hemsire olmak istiyorum
fıkranın devamı

Büyük sehirde yasamini saglayan sarisin kiz annesine telefon edip yakinda ziyaretine gelecegini müzdelemek ister.
Cep telefonunun nasil calistirip kullanacagini bir türlü ögrenemediginden, gider bir tele cafeden anasina telefon acmak ister ,iceri girer sorar
-Burdan Paristeki anama telefon acmak istiyorum kac para tutar ,
-Görevli anasinin gözü tabi ,fistik gibi sarisindan yararlanmak ister ,
-Yüz dolar tutar
-AAA cok pahali, bunun daha ucuz yollusu yokmu ,
-gelin benimle ,kizi alir arka odalardan birine götürür,kiza önünde diz cökmesini söyler,sarisin hemen söyleneni yapar, adam ,simdide fermuarimi ac, sarisin bunuda yapar,adam simdi onu disari cikar ve basla der, sarisin söylenenin aynisini yapar ,adamin .aragini eline alir .aragin ucunu kulagina dogru tutar tassaklara dogruda ,
-halo anne halo halo.

fıkranın devamı

İki sarışın yolda yürürken yerde bir makyaj aynası gözlerine ilişir.
ilk sarışın kapağını açar ve bakar :
- Resimdeki yüz bana çok tanıdık geldi şekerim... der.
Sıra ikinci sarışındadır, aynayı arkadaşının elinden çekistirir ve şöyle der:
- Tabii ki tanıdık gelecek aptal, bu benim...

fıkranın devamı

Bi ayna varmis, karsisina geçip yalan söylediginde yok oluyormussun, esmer
hatun geçmis aynanin karsisina ve demis ki :
- Dünyadaki en güzel gözlere sahip oldugumu düsünüyorum...
Poff yok olmus...
Kizil hatun gelmis ve demis ki :
-Dünyadaki en güzel saçlara sahip oldugumu düsünüyorum...
Pofff... O da yok olmus...
Sonra sira sarisin hatuna gelmis, geçmis aynanin karsisina ve :
- Düsünüyorum,
Derken POFFFFF!..

fıkranın devamı

Sarışın bomba partinin en önemli kişisi oluverdi birden. Hemen tüm erkekler etrafına toplanıverdiler. Köşede bir kadın kocasının kulağına fısıldadı:
"Anlamıyorum, erkekler onda ne buluyorlar?"
"Ben de..." dedi adam. "Gidip bir yakından bakayım."
fıkranın devamı

Bir profesor 3 kız öğrencisinin " durum degerlendirmesi" yeteneklerini sınamak istemiş... Durumu anlatmış üçüne de ..

-"Denizde bir salın uzerinde yarı çıplak ve yapayanlızsinız. Birden içi erkek dolu bir teknenin size doğru geldiğini görüyorsunuz. Hallerinden belli, bu balıkçı teknesi aylardır denizde ve hiçbiri aylardir kadın yüzü görmemiş. Hepsi aç kurt gibi size bakıyor. Sorunu çözmek için ne yaparsınız. ?"

Kumral kız yanıt vermiş...

-" Salın yönünü akıntıya doğru çevirir, kaçmaya çalışırım..."

Esmer olan daha kabadayı çıkmış...

-" Yanımda bir rambo bıçağı var..Ona sıkı sıkı sarılır, bakalım sala atlayacak erkek kimmiş beklerim..."

Sarışın başını iki yana sallamış...

-" Durumu anladık Hocam da , sorun ne?"

fıkranın devamı

Irza geçme davasında yargıç, davacı Sarışın kadına sorar:
- ''Sanık üzerinize atıldı, elbiselerinizi yırttı ve şiddetle size saldırdı peki, kendinizi hiç savunmayı denemediniz'mi?''.
Kadın:
- ''Onu yapamadım sayın yargıç, tırnaklarımın ojesi henüz kurumamıştı''...
fıkranın devamı

Mahallenin iki afacan kardeşi tüm mahalleliyi bıktırmış. Sürekli ana ve babalarına şikayet geliyor mahalleliden. Kırılan camların, kuyruğuna teneke bağlanan kedilerin, lastiği indirilen arabaların sorumlusu hep afacan kardeşler.
Ana ve babası usanıp bu durumdan kilisenin papazına anlatırlar durumu ve yardım isterler.
Papaz;
- ''gönderin çocukları konuşayım'' der.
Çocukları gönderirler. Papaz önce büyük oğlanı çağırır;
- ''Söyle bakiim evladım, Tanrı nerede?''.
Çocuk susar. Papaz tekrar sorar;
- ''evladım söylesene tanrımız nerede?''.
Çocuk susmaya devam eder. Papaz ısrarla sormaya devam eder, çocuk susmaya.. Sinirlenir Papaz;
- ''konuşsana be çocuk nerde tanrı?''.
Çocuk aniden fırlar kiliseden koşarak kaçıyorken seslenir kardeşine
- ''kaçalım çabuk''.
Eve giderler, odalarına çıkıp kapıyı iyice kapatırlar, küçük oğlan sorar büyüğüne;
- ''neden kaçıyoruz?''.
Büyük yanıtlar;
- ''işte şimdi hapı yuttuk, tanrı kaybolmuş bizden biliyorlar!''...
fıkranın devamı

Bir karpuz tarlası olan çiftçi her akşam tarlasına çocukların dadandığını ve birkaç karpuzun eksildiğini fark etti. Bir süre düşündükten sonra, tarlaya bir uyarı levhası koymaya karar verdi;
- ''Dikkat! karpuzlardan birine siyanür enjekte edildi''.
Ertesi akşam çiftçi karpuz yiyemeden kaçan çocukları keyifle izledi. Bir hafta sonra, çiftçi tarlasında geziyordu. Karpuzlarını denetleyerek eksik olmadığını düşünürken gözü kendi levhasının yanına konan bir levhaya ilişti;
- ''Şimdi o karpuzlardan iki tane var!''...
fıkranın devamı

Karısından boşanmış olan bir adam, o gün annesini görecek olan kızına
- ''Al kızım bu zarfı. Sen artık 18 yaşına bastın bu annene vereceğim son nafaka çeki. Bunu annene ver, sonra 1 adım geri çekil ve annenin yüzündeki ifadeyi seyret demiş.
Kız annesine gitmiş;
- ''Anne babam bu zarfı sana gönderdi ben artık 18 yaşıma bastığımdan sana gönderdiği son nafaka çekiymiş. zarfı sana verip sonra 1 adım geride durup senin yüzündeki ifadeyi seyretmemi söyledi''.
Annesi;
- ''Peki kızım şimdi babana git 18 seneden sonra O'na aslında senin gerçek baban olmadığını söyle sonra 1 adım geri çekil ve yüzündeki ifadeyi seyret''...
fıkranın devamı

İstanbul'da üniversitede okuyan genç kız Ankara'daki babasına telefon etmiş;
- ''Baba, merhaba Ben Lale''.
- ''Ooooo Güzel kızım benim. N'abersin bakalim?''.
- ''Hiç sorma babacığım. Hiç keyfim yok valla''.
- ''Hayırdır? Bi sorun'mu var?''.
Kız ağlamaya başlar babası ise üzüntü ve meraktan kafayı yemektedir;
- ''N'ooldu kızım? anlatsana''.
- ''Murat evi terketti. Boşanmak istiyormuş''.
- ''Ne evi lan? Ne boşanması? Sen ne zaman evlendin'de bosaniyorsun''.
- ''Hani senin hiç hoşlanmadığın esrarkeş çocuk vardı'ya ben onunla evlendim''.
- ''iyi halt ettin, zilli neyse, artık yapacak bi şey yok. Versin mahkemeye, hemen boşanın''.
- ''Boşanalım ama benden 10 milyar istiyor. Eğer vermezsem, iyi zamanlarımızda çektiği çıplak fotoğraflarımı internetten herkese yollayacakmış''.
- ''Püüh. Rezil... Çıplak fotoğraf çektirdin, öyle mi?''.
- ''Ama babacığım O benim kocamdı. Ne biliyim böyle bir puştluk yapacağını''.
- ''Peki Olan olmuş artık. Yarın havale ederim parayı ögleden sonra Bankaya gidip çekersin sonra da alıp yakarsın o kahrolası fotografları''.
- ''Sağol baba Eeee şey bi'de kürtaj için 2 milyara ihtiyacım var''.
Adam artık iyice fenalaşır. Boğuk bir sesle konuşur;
- ''Kürtaj'mı? Bi'de hamile'mi kaldın o çocuktan sen?''.
- ''Aslında ondan değil... Zenci bi çocuk vardı... Zaten o yüzden ayrılıyoruz'ya''.
Adam bayılmak üzeredir. Nabzı yükselir, tansiyonu düşer, artık inleyerek konuşmaktadır;
- ''Biz seni oraya okumaya yollamıştık. Sen ne haltlar çevirmişsin. Allahım nedir bu başımıza gelenler okulu bitirir bitirmez Ankara'ya dönüyorsun, yoksa kırarım bacaklarını''.
- ''İstersen hemen dönebilirim babacığım. Ben geçen yıl okuldan atıldım çünkü''.
Adam masanın üzerindeki soğuk su dolu sürahiyi başından aşağıya devirir ve ancak bu şekilde konuşmasını sürdürür;
- ''Okuldan'mı atıldın? Hani birlikte avukatlık yapacaktık, zilli? Eh ulan sen hele bi gel buraya ben sana yapacağımı bilirim. Evden dışarıya adım attırmiycam sana ilk isteyenle'de evlendiricem''.
- ''O iş zor be baba biliyorsun, moda oldu, artık evlenmeden önce eşler birbirlerinden sağlık raporu istiyorlar pek iyi bi rapor sunacağımı zannetmiyorum ben''.
- ''Allahım, çıldıracağım bir de cinsel hastalıklar haaa... kesin o zencidendir''.
- ''Çok pis arkadaşları vardı. Bilmem artık hangisinden kapmışımdır''.
Güm diye bir ses duyulur. Adam kısa bir süre için kendinden geçmiştir ancak hemen kendisini toparlayıp tekrar telefonu alır.
- ''Hemen bu akşam dayını yolluyorum oraya seni alıp gelecek. Adresini ver bakim''.
- ''Mahmutpaşa Karakolu'ndayım gelirken kefalet için de biraz para getirsin yanında''.
- ''Karakol'mu? bi'de karakola'mı düştün layyynnn? Ne yaptın?''.
- ''Dün kafam çok bozuktu, çok içmişim. Araba kiralayıp dolaşmaya çıktım. O kafayla Arnavutköy'de kokoreççi dükkanına girdim. Ama neyse'ki kimse ölmedi. Dükkan sahibiyle kiralık araba firmasına biraz para vermek gerekir sanırım''
Adam artık iyice fenalaşmıştır. Hatta fenalaşmak ne kelime adeta kahrolmuştur. Telefonda kısa bir sessizlik olur. Kız tekrar konuşmaya başlar;
- ''Babacığım sakın üzülme bütün bunlar bir şakaydı. Ben sadece sınıfta kaldığımı söylemek için aramıştım''.
Bunun üzerine adam sevinçle ve mutlulukla haykırır;
- ''Canın sağolsun be güzelim, boşveeerrr. Okul'da neymiş? Hiç mühim değil, tatlı canın sağolsun senin''...
fıkranın devamı

Karı ve koca tatil günü evde televizyon seyretmekten sıkılmış, yatak odasına geçmeye karar vermişler.... Ama ne mümkün 7 yaşındaki oğlan evde.
- ''Oğlum, hadi biraz sokağa çık, gez, oyna''.
- ''Ihhhhh''. Israr faydasız. Afacanın sokakta gözü yok.
- ''Öyleyse, annenle ben odamıza geçelim, sen de balkona. Etrafta neler olup bitiyor, yuksek sesle bize rapor et''.
Oğlan biraz mızıklanmakla birlikte çaresiz balkona geçiyor. Bizimkiler'de yatağa. Ve afacan canlı yayına başlıyor;
- ''Şu an bizim sitenin otoparkına yabancı bir araç park etti. Şimdi de Aygaz arabası sokağa giriş yaptı. Yaşlı bir kadın markete giriyor''...
Kısa bir sessizlik...Ve rapora devam;
- ''Yan komşumuz Ahmet Bey amcayla karısı Necla teyze yatak odasında sevişiyorlar''. Yataktakiler şok vaziyette.
Baba sesleniyor;
- ''Oğlum, nereden çıkardın şimdi bunu''..
- ''Hiçç. Küçük kızları Ayşe balkonda dikiliyor'da''...

fıkranın devamı

Yaşlıca bir bayan evindeki koltuğunda oturup uzun geçmiş hayatını gözden geçirirken birden bir peri karşısına çıkıverir ve ona 3 dilekte bulunabileceğini söyler.
- ''Peki'' der yaşlı kadın.
- ''Zengin olmak istiyorum''.
Peri bir el hareketiyle kadının koltuğunu som altına çevirir.
- ''ikinci olarak'ta güzel ve genç bir prenses olmak istiyorum'' der.
Birden başında paha biçilemez bir tacı olan dünya güzeli bir prenses oluverir.
- ''üçüncü ve son olarak ne istersin'' diye sorar peri.
O sırada yaşlı köpeği ağır bir şekilde kafasını kaldırır ve zayıf bir "hav" sesi çıkartır.
Prenses çok sevdiği köpeğine bakar ve şöyle der;
- ''Kopeğimi yakışıklı bir prense dönüştürebilirmisin?''.
Tam o anda, şimdi güzel bir prenses olan yaşlı kadının önünde dünyada hiç kimsenin görmediği kadar yakışıklı bir prense dönüşür köpek.
Hiç kimsenin hayal bile edemeyeceği kadar yakışıklıdır bu prens.
Kadın ona büyük bir hayranlıkla bakar ve o anda ona aşık oluverir. Prens ona doğru yaklaştığında kadının heyecandan dizleri titremeye başlar.
Prens ona doğru eğilir ve dudakları neredeyse kadının kulağına değecek şekilde şöyle fısıldar;
- ''Eminim şimdi, zamanında beni hadım ettirdiğine çok pişmansın''...
fıkranın devamı

Yaşlı italyan, kasabanın papazına günah çıkarmaya gitmişti. ihtiyar adam itiraflarına başladı;
- ''ikinci Dünya savaşının ilk günlerinde bir güzel kız kapımı çalıp kendisini Almanlar'dan saklamamı istedi. Onu bodrum'a sakladım. Ve Onu asla bulamadılar.
- ''Bu harika birşey'' dedi, papaz..
- ''Devamı var'' dedi ihtiyar..
- ''Ben zayıf karakterli bir adamım.
Bir gün ondan, kendisini saklamamın bedelini bazı arzularımı gidererek odemesini istedim''.
Papaz bir süre düşündü, sonra..
- ''Hımmm.. Savaş yılları. Zor günler.. O koşullarda böyle bir zaaf affedilebilir, çok büyük bir riski göze almışsınız kaldi'ki, kız Almanların eline düşse, başına çok daha kötü şeyler gelirdi. Allah anlayışlı, hoş görülü ve affedicidir. Yaptığınız iyilik ve kötülükleri tartar, sizi şefkatle yarğılar''.
yaşlı adam;
- ''Teşekkür ederim peder şimdi içim rahatlamışken, bir soru daha sorabilir miyim?''.
papaz;
- ''Tabii sorabilirsin oğlum'' dedi.
- ''Ona savaşın bittiğini söylemem gerekiyor'mu?''...
fıkranın devamı

Ateşli bir aşk gecesinden sonra, Pinokyo'nun kız arkadaşı şikayet etmiş;
- ''Bir daha seninle sevişmeyeceğim fena halde tahriş ediyorsun İçime kıymıkların saplanıyor''.
Pinokyo doğru babası Gepetto'ya koşmuş.
- ''Bir çare bulmazsan derdime hiç kız arkadaşım kalmayacak'' demiş.
Gebetto;
- ''Çare basit sana sadece bir parça zımpara kağıdı lazım''.
Aradan birkaç hafta geçmiş. Gepetto Baba Pinokyo'ya rastlamış yolda.
- ''Nasıl gidiyor kızlarla hayat şimdi?'' diye sormuş.
Pinokyo;
- ''Kızlar'mı? kızlara ihtiyacı olan kim?''...
fıkranın devamı

Cafer komadadır, yanında ise karısı... Cafer'in gözleri nemli, kısık sesiyle karısına doğru bakar ve konuşmaya başlar;
- ''İlk işten kovulduğum zaman yanımdaydın. İflas ettiğim gün oradaydın. Vurulduğum zaman ilk gözümü açtığımda seni gördüm. Trafik kazası geçirdiğimde hastanede hep baş ucumdaydın''...
Karısı takdir edilmenin mutluluğunda tabi.
- ''Şimdi komadayım yine başucumdasın sonunda anladım ama, çok geç oldu yahu sen ne uğursuz karısın''...


fıkranın devamı

Günün birinde İstanbul'da sarışının biri hayat'tan o kadar bezmiş'ki kendini boğazın soğuk sularına bırakarak hayatına son vermeye karar vermiş. Boğaziçi köprüsünden geçerken arabasını durdurmuş, bariyerlere çıkmış ve titreyerek az sonra kendisini bu çekilmez hayattan kurtaracak olan sulara baka baka ağlarken yanına genç ve yakışıklı bir genç gelmiş.
Genç ona acımış ve sarışının ellerini tutup;
- ''Bak, yaşaman için çok neden var, yarın sabah gemim Amerika'ya gitmek üzere demir alacak, eğer istersen, seni de çaktırmadan gemiye alıp saklayabilirim, sana hem yemek getiririm hem de sana çok iyi bakarım'' demiş.
Sarışın bakmış kaybedecek bir şey yok belki'de Amerika'ya gidip yeni bir başlanğıç yaparım umuduyla denizcinin teklifini kabul etmiş. O akşam denizci genç onu gemiye almış ve filikalardan birine saklamış. Her gece sarışına üç sandviç ve bir meyve getiriyormuş, sonra'da sabah'a kadar sevişiyorlarmış.
Birkaç gün sonra, kaptan rutin kontrolleri sırasında sarışına rastlamış. Orada ne aradığını sormuş. Sarışın da;
- ''Ben bu gemideki denizcilerden biriyle anlaştım, o bana hergün yemek getiriyor ve Amerika'ya gitmemi sağlıyor, ben de onun benimle sevişmesine izin veriyorum''. demiş.
Kaptan;
- ''Seninle seviştiği kesin küçük hanım'' demiş.
- ''Yalnız bu Kadıköy-Beşiktaş vapuru''...

fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

« 1 2 3 4 5 6 »
Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama