Çıkmak Fıkraları

loading...

Birkaç bilgin papaz, Nasreddin Hoca’nın cevaplayamayacağını sandıkları bir soruyla, karşısına çıkmak istemişler.- ̶...
fıkranın devamı

Çocuklar Nasreddin Hocaya :- “Hoca efendi, Allah insanları niçin yaratmış?“ diye sormuşlar.- “Yokuş çıkmak,...
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca’nın bütün gayretlerine rağmen kötü huylarından vazgeçiremediği bir yakını varmış. Namazdan sonra camiden...
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca ibadette ihlâsın önemini anlatır: “Huşu ile ibadetinizi yapın. Esas kâr ondadır. Yoksa riya karışan ibad...
fıkranın devamı

Kasabanın en zenginlerinden olan Murat ağa, kendisinin çok akıllı olduğu için servet sahibi olduğunu sanırmış.Cumadan cumaya ...
fıkranın devamı

Alışverişten sonra evine dönen kadın, kocasını  yatakta genc ve  guzel bir kadınla yakalayinca dehşete düşer.

Ortalığı dagıtmaya  kalkışacağı sırada  kocası onu durdurur.
fıkranın devamı


Alışveristen sonra evine dönen kadın, kocasını yatakta genc ve guzel bir kadınla yakalayinca dehşete düşer. Ortalığı dagıtmaya kalkışacağı sırada kocası onu durdurur.
"..Şöyle aciklayabilirim..." der..
"Eve donerken bu zavalli kizi gordum. Cok yorulmustu. Onu arabama aldım.
Karnı da acıkmıştı, o yüzden onu eve getirdim ve senin buzdolabında unuttugun rostoyu pisirdim. Kızın ayakkabıları delinmişti. Modası gecti diye artik giymedigin ayakkabılarından bir cift verdim ona. Üşümüştü, o yüzden sana dogum gününde aldıgım fakat rengini begenmedigin icin hic giymedigin suveteri ona verdim. Kizin pantolonu parca parca olmustu, artık senin kalçalarının sıgğmadıgı bir pantolonunu da verdim. Tam çıkmak uzereyken bana "Karınızın artık kullanmadıgı baska birsey var mi bu evde?" diye sordu.. ve işte buradayız..'




fıkranın devamı


Alışveristen sonra evine dönen kadın, kocasını yatakta genc ve guzel bir kadınla yakalayinca dehşete düşer. Ortalığı dagıtmaya kalkışacağı sırada kocası onu durdurur.
"..Şöyle aciklayabilirim..." der..
"Eve donerken bu zavalli kizi gordum. Cok yorulmustu. Onu arabama aldım.
Karnı da acıkmıştı, o yüzden onu eve getirdim ve senin buzdolabında unuttugun rostoyu pisirdim. Kızın ayakkabıları delinmişti. Modası gecti diye artik giymedigin ayakkabılarından bir cift verdim ona. Üşümüştü, o yüzden sana dogum gününde aldıgım fakat rengini begenmedigin icin hic giymedigin suveteri ona verdim. Kizin pantolonu parca parca olmustu, artık senin kalçalarının sıgğmadıgı bir pantolonunu da verdim. Tam çıkmak uzereyken bana "Karınızın artık kullanmadıgı baska birsey var mi bu evde?" diye sordu.. ve işte buradayız..'

fıkranın devamı


Paris"te bir nehrin kenarındaki bulvarda yürüyen Temel, suyun ortasında bir elin yükselip battığını görür...İyice nehrin kıyısına yaklaşır ve boğulmakta olan adama doğru bağırır :



- "Uşağum sen hanci millettensun?"



Adam kendisine bir kurtarıcı çıktığını görmenin sevinciyle bağırır :



- "Türk"üm...Türk"üm !! "



Temel batıp çıkmakta olan adama son bir kez daha bakıp yürümeye başlarken şöyle seslenir:



- "Ne mutli Türk"üm diyene ! "

fıkranın devamı


Trafik polisi Cemal'in kullandığı aracı durdurur ve gülerek müjde verir :
- Sizi tebrik ederim beyefendi bugünkü kontrollerimizde emniyet kemeri takan tek sürücü sizsiniz bu yüzden size 500 milyon lira ödül vereceğiz. Bu parayla ne yapmayı düşünüyorsunuz? Cemal cevap vermiş :
- Hemen cidip bir ehliyet alacağum...
Polis, ne senin ehliyetin yok mu, demeye kalmadan yandan fadime söze girmiş :
- Siz ona bakmayın memur bey içince hep böyle sapitiy.
Polis iyice sinirlenmeye başlamış tam bu arada arka koltukda oturan Dursun atlamış :
- Ula ben size demedim mi çaluntu arabayla yola çıkmayalum, başımıza bir iş celur diye. Trafik polisi iyice zivanadan çıkmak üzereymiş ki bagajdan İdris'in sesi gelmiş :
- Ne oldu uşaklar geçtik mi sınırı?..

fıkranın devamı


Bir yabancı elçiyi padişah kabul edecekti.
Bu elçi, ülkesinin çok varlıklı olduğunu göstermek İçin; ne kadar altın, inci, elmas gibi süs eşyası varsa, bunları üstüne başına takıp takıştırıp huzura çıkmak istedi.
Saray görevlileri bu adamın yaptığı garipliğin önüne geçmek istiyorlardı ama ne yapacaklarını bilmiyorlardı. Hemen akıllarına İncili çavuş geldi :
-Aman çavuş, şu adamı sen yola getirirsin Ne yapacaksan yap şu haline engel ol. İncili,
"Çaresini buluruz" dedi. Bir süre düşündü. Sonra altın - inci karışımı sedef kakmalı bir çift takunyayı onun gireceği tuvalete koydu.
Adam tuvalete girip bunları görünce şaşırdı. Çıkınca İncili Çavuş 'a sormadan edemedi:
-Altın, inci, sedef kakmalı nalın tuvalete konulur mu? Yazık değil mi?'' İncili, taşı gediğine koyacağı zamanı bulmuştu. Hemen cevabını yapıştırdı :
-Bizim padişahımız böyle süs eşyasına değer vermez.
Elçi, verilen cevabı duyunca, üzerine bakındı, sonra sessizce bunları çıkarıp, huzura girdi...

fıkranın devamı

Adamın biri karısıyla evlendiğinden beri hiç ilişkiye girmemiş. Kadın azmış ağaca çıkma...
fıkranın devamı

Osman adında bir adamın bir meyhanesi varmış. Osman meyhanesi saat 18 ile gece 24 e kadar çalı...
fıkranın devamı

Ünlü tiyatro oyuncusu Sacha Guitry, genç ve güzel bir hanıma ilgi duymuş.Hanım naz etmiş : -...
fıkranın devamı

Adam evinin merdivenlerinden çıkarken düşüp, bacağını dört yerinden kırmıştı. Hemen has...
fıkranın devamı

Bir gün iki evli kadın kocalarını evde bırakıp gece dışarı çıkmak istemişler ve çıkmı...
fıkranın devamı

Alışveristen sonra evine dönen kadın, kocasını yatakta genc ve guzel bir kadınla yakalayinca ...
fıkranın devamı



(Bir evin salonu Adam salondaki uzun koltuğa uzanmış, elindeki gazeteyi okumaktadır. İçeriye sıcaktan bunalmış halde karısı girer ve adama bağırır)

- Muharrem Muharrem! Kime diyorum?! Şşştt! Aloooo Muharrem!!
- Ne var Türkan? Niye bağırıyorsun?
- Yaşasın hayattasın. Sonunda bağlantı kurduk.
- Türkan ne diyorsun ya?
- Bir sorum var. Cevap vermeni istiyorum.
- Soldan sağa mı? Yukarıdan aşağı mı? Harf çıkmış mı?
- Harf çıkmamış ama biraz daha o elindeki bulmacayı bırakmazsan olay çıkacak.
- Soruyu alayım.
- Sence biz neden tatile çıkmıyoruz?
- Çıktık ya Türkan! Tatildeyiz işte. Soru bu mu yani? Çok kolaymış!! Hahahaaa!
- Aman ne komik! Sen bu sıcakta bütün gün evde oturmaya tatil diyor olabilirsin ama ben demiyorum Muharrem. Üstelik ben yine ev işleri yapmaya devam ediyorum. Tatil sana geldi bana değil. Ben de tatile çıkmak istiyorum Muharrem. Millet güneye indi, biz hala buradayız farkında mısın?
- Ne o öyle?! Yaz geldi haydaaa güneye in. Mecbur muyuz yani? Göçmen kuşlar gibi. Zamanı geldi göç oraya. Kuş muyuz biz Türkan? Buradaki sıcaktan kaçıp oradaki çöl kumlarına niye yatalım? Kuş beyinli miyiz biz Türkan?
- Bir kere kuş beyinli olan sensin Muharrem. Hala aklın alamadı bir türlü şu tatilde bir yerlere gitme işini di mi? Sorarım sana, 3 gündür neden çöpleri sen çıkarıyorsun da kapıcı almıyor?
- Sahi ya? Nerede o herif?
- Senelik izne çıktı ve Bodrum'a indi.
- Gördün mü? Adam akıllı, tatilde evinde. Bir de bana laf ediyorsun. Bak bodruma inmiş.
- Boşuna kelime oyunu yapma Muharrem. O Bodrum bizim evin bodrumu değil canım.
Sapına kadar Bodrum. Kapıcı Bodrum'da biz buradayız, binayı bekliyoruz.
- Vay adi. Yöneticiye diyordum da inanmıyordu. Çok para veriyoruz biz bu herife çok...
- Muharrem, senin kredi kartıyla tatil diye bir şeyden haberin yok tabii. Taksitle tatil yapılıyor artık. Kredi kartını uzatıyorsun, şak tatildesin.
- Taksitle tatil mi olur Türkan?! Temmuzda bir hafta havuza giricem diye şubatta bir yerlerim donarken para ödiycem öyle mi?
- Aynen öyle. - Yok devenin şnorkeli Türkan.
- Tamam kredi kartıyla gitmeyelim. Peşin para verelim o zaman.
- Kayınvalidem güzel mi benim Türkan?! Senin tatil köyünün bir gecelik fiyatı ne kadar haberin var mı? Evde para bassak yine ödeyemeyiz bir haftalık parayı bilesin.
- Yeteerrr!! Ben anlamam Muharrem. Ben tatile çıkmak istiyorum, tamam mı? Ben havuz kenarında uyumak istiyorum. Ben kalkınca yatağımı toplamamak, sofradan kalkarken bulaşığa kafa yormamak istiyorum. Anladın mııı?! Hemen o elindeki gazetenin tatil ilanları sayfasını açıyorsun ve bana bir tatil köyü buluyorsun, çabuukk!!!
- Hayatta o ufacık yazılara bakamam. Ne o öyle, karınca duası gibi.
- Nıhaaaaaaaa!!!! Hırsss hırssssss!!! Bunu sen istedin Muharrem.
- Türkan kendine gel. Ne yapıyorsun? Giy üstünü başını. Çekil camın önünden. Anaaaa soyundu kadın.
- Tutma beni güneşlenicem. Her yerimi yakıcam. Senin başını da yakıcam. Bak karşıdaki inşaattaki işçiler gördüler bile. Heeeeyyy bana bakıııınnnn!
- Allah seni bildiği gibi yapsın Türkan. Sen beni katil mi ediceksin?
- Sen karar ver Muharrem. Ya beni tatil edersin, ya kendini katil edersin. Nıhahaahahaha!!!!
__________________

fıkranın devamı

Hikaye bir İngilizin bir Çinli bayan ile evlenip Londraya yerleşmesi ile başlar. Çinli kadın İngilizce konusunda oldukça zayıftır. Tarzanca da olsa eşi ile anlaşabilmektedir.
Sorun kadın alış verişe yalnız çıktığında ayyuka çıkmaktadır. Yine bir gün bayan kasaba domuz butu almaya gider. Ama bir türlü derdini anlatamaz en sonunda eteğini sıyırarak kendi poposunu göstermiş ve kasap bayanın ne anlattığını kavrayarak bayana istediğini vermiş. Ertesi gün bu kez kasaba tavuk göğsü almaya gitmiş ve bu kez de gömleğinin dügmelerini açarak göğüslerini göstermiş ve istediğini almış üçüncü gün bu Çinli bayan sosis almak istemiş ve yanına kocasını alarak kasaba gitmiş ne mi olmuş aşağıya bakın:












Ne kadar fesatsınız. Unuttunuz galiba Çinli bayanın kocası İngilizce konuşabiliyor. Hadi işinize geri dönün şimdi.
fıkranın devamı

Cebinde meteliği yoktu. Bir lokantanın önünde durdu, gözü vitrinde bir levhaya takıldı: "Girin ve istediğinizi yiyin. Hesabınızı torununuz ödesin." Adam, "tam bana göre", diye mırıldanarak içeri daldı. Havyar, ıstakoz, karides, kuzu pirzolası... Doyduğu halde ne varsa söyledi. Yemeği bitirince, çıkmak üzere hazırlandı. Fakat garson yetişip, hesap pusulasını burnuna dayamasın mı? Hem de tuzlu bir hesap... "Ama", diye derhal itiraz etti bizimki tabii. "Kapıda hesabınızı torununuz ödesin diye yazmıyor mu?" Garson gayet nazik cevap verdi: "Yazıyor tabi efendim. Ama bu size takdim ettiğim hesap, sizin büyükbabanızın."


fıkranın devamı

Gökdelenin asansörü bozulmuştu. İki arkadaş yirminci kata kadar merdivenleri çıkmak zorunda kalınca, her katta gülünç bir fıkra anlatmaya karar verdiler. Böylece tam on dokuzuncu kata çıkmışlardı ki, bir tanesi:
- Şimdi, dedi. En şahanesini anlatacağım. Kapının anahtarı arabada kaldı...
fıkranın devamı

Afrikadaki bir kabile diğer kabilelerle yaptığı tüm savaşları kazanmaktadır. Bu kabile karşısında kalan son kabile karşısında çok yakın bir zamanda savaşa çıkacaktır. Savaştan önce yapılan son toplantıda kabile reisi '' eğer bu savaşı kazanırsak bugüne kadar topladığımız tüm ganimetleri sizlere dağıtacağım ve sizleri serbest bırakacağım'' der. Kabile büyücüsü de '' eğer bu savaşı kazanırsanız hepinizin birer isteğini kabul edeceğim der ''. Bu kabilede kimse tarafından sevilmeyen HOKOMOKO adında bir genç vardır ve sevilmemesinin sebebi her lafa her söze gülmesidir. Kabile son savaşı da kazanır. Res söz verdiği gibi ganimeti paylaştırır ve hepsini serbest bırakır. Hepsi sırtlarında birer çuval altınla büyücünün çadırının önünde sıraya girerler ve sıranın sonunda Hokomoko vardır. İlk kişi büyücüye beni Amerika'ya gönder der. Büyücü sopasını tam havaya kaldırır adam
- Dur bekle eğer ben bu zenci halimle Amerika'ya gidersem beni kesin köle yaparlar. Sen en iyisi beni beyaz yap der.
Bundan sonra çadıra insanlar siyah girip beyaz çıkmaktadırlar. Hokomoko her çıkan beyazdan sonra daha fazla gülmekedir. Herkes beyaz olduktan sonra sıra hokomoko'ya gelir fakat o gülmekten bir türlü isteğini söyleyememektedir. En sonunda kabile büyücüsün yaptığı zorlamalar sonucu iseğini belirtebilmiştir.
-HEPSİNİ TEKRAR SİYAH YAP.
fıkranın devamı

Bir gün temel ve Dursun bakmışlar ki 40'ıncı kata çıkmak için asansör bozulmuş

Temel demiş "Çikana kadar ben sana fıkra anlatırum."

"Temam." demiş Dursun.

Nefes nefese 35'inci kata çıkmışlar. Dursun da dönüp Temele "Ula Temel ne poktan fıkra anlattun be sen bana. Ben sana gerçek bir fıkra anlatayum da gör fıkra nasulmuş."

"Tamam,anlat pakayum fikranu."demiş Temel.

"Anahtaru kapiciden almayu unuttuk ta."
fıkranın devamı

(İster inanın ister inanmayın gerçek)

Artvin'de gecirdiğimiz 3 yılın bir kıs ayında Trabzon!dan Artin'e dönerken feci bir tipiye yakalandık. Ama inanın sis gibi yagıyor meret...

Derken kaptan muavini cagırdı. Çünkü yol kapandı kapanacak.Hopa'dan Artvin'e çıkmaktayız o sırada.. dagda kalsak Allah muhafaza kurtlara yem olacaz... Neyse kaptan cagırdı muavini"Mustaa (mustafa demek istedi), haçen bi gel..." Bizim "mustaa" anında bitti kaptan mevkiinde.. "Buyur kaptan"...
"Hele tak su sinzurleri"... Bizim mustaa araba durur durmaz atladı aşağı... taktı zincirleri o sogukta zincirleri çıplak elleriyle... biz de arabada bir ileri bir geri gidip gelip zincirlerin takılmasını bekliyoruz... Neyse, zincir takıldı biz harekete gectik... Yaklaşık 2-3 km gittikten sonra kurda kusa yem olmayacagımız fikrine varan kaptan tekrar durdurdur arabayı ve yine atnı edayla "Mustaa, hele bi gel bakayum" ... bizim pire mustaa "buyur kaptan" dedi ve bekledi kaptanın emrini... "hadı çöz zincirleri, artık poyle gidebiliruz" dedi ve mustaa yine atladı arabadan... bizler yine bir ileri bir geri derken çıkarttık zincirleri ayaklarımızdan (!)... Artık herkez mutlu ve huzurlu bir sekilde mutlu bir sekilde 3-4 yüz metre yolculuk ettikten sonra birden otobüsü durdurdu kaptan... ve bu sefer yüksek bi sesle bagırdı "mustaa.. hele gel bakayum..." Artık mustaa titriyordu" (nedense)... Kaptan "nerde zincurler bakayum?" diyince mustaa hiç istifini bozmadı ve "e yoldadur kaptan" "neden almadın peki MUSTAA"... ve bizleri 2 saat boyunca güldürecek cevap tüm otobüzte yankılandı "E işi bitti da!!"

Bu olaydan sonra ben laz hemserilerimizin çok mu akıllı (zincirleri unutma ihtimalini düşünmesi), yoksa saf olduklarına karar veremedim...

Taktir sizlerin...
fıkranın devamı

Bir yabancı elçiyi padişah kabul edecekti.
Bu elçi, ülkesinin çok varlıklı olduğunu göstermek İçin; ne kadar altın, inci, elmas gibi süs eşyası varsa, bunları üstüne başına takıp takıştırıp huzura çıkmak istedi.
Saray görevlileri bu adamın yaptığı garipliğin önüne geçmek istiyorlardı ama ne yapacaklarını bilmiyorlardı. Hemen akıllarına İncili çavuş geldi :
-Aman çavuş, şu adamı sen yola getirirsin Ne yapacaksan yap şu haline engel ol. İncili,
"Çaresini buluruz" dedi. Bir süre düşündü. Sonra altın - inci karışımı sedef kakmalı bir çift takunyayı onun gireceği tuvalete koydu.
Adam tuvalete girip bunları görünce şaşırdı. Çıkınca İncili Çavuş 'a sormadan edemedi:
-Altın, inci, sedef kakmalı nalın tuvalete konulur mu? Yazık değil mi?'' İncili, taşı gediğine koyacağı zamanı bulmuştu. Hemen cevabını yapıştırdı :
-Bizim padişahımız böyle süs eşyasına değer vermez.
Elçi, verilen cevabı duyunca, üzerine bakındı, sonra sessizce bunları çıkarıp, huzura girdi...

fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama