ÇADIRI Fıkraları

loading...

Timur Han, Akşehir’e bir erkek fil getirmiş. Bahçe ve tarlalarda serbestçe gezen fil, ekinlere çok fazla zarar veriyorm...
fıkranın devamı


temmelle dursun bir gün kamp yapmaya gitmişler kurmuşlar cadırı akşam olmuş yorgunlukla yatmışlar sonra temel uyanmış dursunuda uyandırmış demişki dursun bak bakim yukarıya ne görüyorsun dursunda demişki yıldızları görüyorum
temel= bunlar sana ne ifade ediyor demiş
dursun=astrolojik olarak saman yolunu metorolojik olarak havanın yarın güzel olacağını bizim köydede saatin 3 olduğunu gösteriyor demiş
dursun=peki sana ne ifade ediyor demiş
temel=LAN SALAK ÇADIRI ÇALMIŞLAR



fıkranın devamı


temmelle dursun bir gün kamp yapmaya gitmişler kurmuşlar cadırı akşam olmuş yorgunlukla yatmışlar sonra temel uyanmış dursunuda uyandırmış demişki dursun bak bakim yukarıya ne görüyorsun dursunda demişki yıldızları görüyorum
temel= bunlar sana ne ifade ediyor demiş
dursun=astrolojik olarak saman yolunu metorolojik olarak havanın yarın güzel olacağını bizim köydede saatin 3 olduğunu gösteriyor demiş
dursun=peki sana ne ifade ediyor demiş
temel=LAN SALAK ÇADIRI ÇALMIŞLAR

fıkranın devamı

Bir gün otururken pamuk prenses demiş ki: - Benim çadırımda sihirli ayna var girip sorayım hal...
fıkranın devamı

KIZILDERİLİ KABİLESİNİN LİDERİNİN KÜÇÜK OĞLU BABASINA ÇEKİNEREK SORDU: NEDEN BİZ
fıkranın devamı

Pamuk prenses, Herkul ve Notredame'ın kamburu aynı sirkte sahneye çıkıyorlarmış. Bir gün otururken pamuk prenses demiş ki:
- Benim çadırımda sihirli ayna var girip sorayım hala en güzel ben mıyım?
Çadıra girip çıkan pamuk prenses demiş ki:
- Aynaya sordum hala en güzel benmişim.
Bunun üzerine herkul :
- Bir de ben sorayım hala en kuvvetli ben miyim ?
Ve çadıra girer. Çadırdan çıkınca derki
- Hala en kuvvetli benmişim.
Sıra notre dame'ın kamburuna gelmiştir. Oda
En çirkin hala ben mıyım sorayım diye çadıra girer.
Çadırdan on karış suratla çıkan nortedome'ın kamburu sınırlı bir şekilde derki;
- Kim lan bu Reha Muhtar?
fıkranın devamı

İki kişi birlikte kamp yapmaya çıkarlar. Yiyip içerler ve gece olunca yatarlar. Gecenin bir yarısı içle-
rinden biri kalkar ve yanındakini de uyandırıp sorar:
-Yukarıya bak bakalım, ne göreceksin?
İkinci kişi, başını kaldırıp bakar ve derin tahlillere
başlar.
-Yukarıya astronomi açısından bakınca uzayın ne
kadar büyük olduğunu anlıyorum...Yukarıya dinsel bir tema ile bakınca yaradanın ne kadar büyük bir
kudrete sahip olduğunu görüyorum...Yukarıya mete
orolojik açıdan bakınca berrak ve pırıl pırıl bir gökyü-
zü görüyorum...Yukarıya şiirsel açıdan bakınca ne
kadar romantik bir ortamda olduğumuzu anlıyorum..
Yani muhteşem...Peki sen yukarı bakınca ne görüyorsun?
Diğeri cevap verir:
-Ne göreceğim, çadırımız çalınmış salak!
fıkranın devamı

Hamdi ve Halil adında iki profesör arkadaş varmış.Bunlar araştırma için dağa çıkmışlar,çadırlarına kurp uyuyorlarken Hamdi seslenmiş,
sakin bir sesle:
- Halil gökyüzüne bak ve bana ne gördüğünü söyle
- Yıldızlar net gözüküyor bu demek oluyor ki bulut yok ve yarın hava güzel olacak.Bu bizim için iyi ve ayrıca yıldızlar çok büyük ve parlak buda demek oluyor ki bu dağ en az 100 m.
Hamdi sinirli bir şekilde yanıt verir:
- ULAN HALİL BIRAK ŞİMDİ BİLİMSEL AÇIKLAMALARI GÖRMÜYOR MUSUN ÜSTÜMÜZDEN ÇADIRI ÇALMIŞLAR!
fıkranın devamı

Afrikadaki bir kabile diğer kabilelerle yaptığı tüm savaşları kazanmaktadır. Bu kabile karşısında kalan son kabile karşısında çok yakın bir zamanda savaşa çıkacaktır. Savaştan önce yapılan son toplantıda kabile reisi '' eğer bu savaşı kazanırsak bugüne kadar topladığımız tüm ganimetleri sizlere dağıtacağım ve sizleri serbest bırakacağım'' der. Kabile büyücüsü de '' eğer bu savaşı kazanırsanız hepinizin birer isteğini kabul edeceğim der ''. Bu kabilede kimse tarafından sevilmeyen HOKOMOKO adında bir genç vardır ve sevilmemesinin sebebi her lafa her söze gülmesidir. Kabile son savaşı da kazanır. Res söz verdiği gibi ganimeti paylaştırır ve hepsini serbest bırakır. Hepsi sırtlarında birer çuval altınla büyücünün çadırının önünde sıraya girerler ve sıranın sonunda Hokomoko vardır. İlk kişi büyücüye beni Amerika'ya gönder der. Büyücü sopasını tam havaya kaldırır adam
- Dur bekle eğer ben bu zenci halimle Amerika'ya gidersem beni kesin köle yaparlar. Sen en iyisi beni beyaz yap der.
Bundan sonra çadıra insanlar siyah girip beyaz çıkmaktadırlar. Hokomoko her çıkan beyazdan sonra daha fazla gülmekedir. Herkes beyaz olduktan sonra sıra hokomoko'ya gelir fakat o gülmekten bir türlü isteğini söyleyememektedir. En sonunda kabile büyücüsün yaptığı zorlamalar sonucu iseğini belirtebilmiştir.
-HEPSİNİ TEKRAR SİYAH YAP.
fıkranın devamı

Eski bir zamanda işsiz olan Temelle Dursun Amerikaya gidip iş bulmaya karar verirler. Kasabada gezinirken gözlerine bir afiş takılır. Afişte
"Kızılderili kafa derisi getirene 100 dolar" yazmaktadır.
Bunu gören temelle dursun sevinerek hemen işe koyulur. Bütün gün ormanda kızılderili arayıp bulamayan temelle dursun çadır kurup bir sonraki gün aramaya devam etmeye karar verirler. Yorgun düşen bizim ikili hemen uykuya dalarlar. Temel birden çadırın dışından gelen seslerden uyanır. Çadırı aralayarak dışarı baktığında ne görsün, çadırın etrafını kızılderililer sarmıştır. Hemen Dursunu uyandırır. Ve derki
-- Ula dursun, uyan len uyan, şimdi paranın .mına koyduk.


fıkranın devamı

Temel bir gün Afrikanın vahşi ormanlarında gezerken kaybolur.O geceyi orda geçirmek zorunda kalır ve çadırını kurar.Sabah kalktığı zaman karşısında bir yamyam kabilesi görür.Kabilenin başında kafasında iki tane beyaz tüy olan reis ve yanında şefi vardır.Temel birden içinden:
-"Şimdi y*rrağı yedik."der.
O sırada yukardan bir ses:
-"Dur!Daha yemedin"der.
Temel:
-"Nasıl yemedim?Görmüyormusun adamları?
Ses:
-"Kurtulmak ister misin?der
Temel:
-"Nasıl yapacağım?"der.
Ses:
Kafasında tüyleri olan adamı görüyor musun?Onun yanında elinde mızrağı olan şefi var.Senin o mızrağı alıp beyaz tüylü adamın kalbine saplaman gerekiyor.
Temel çaresiz atılıp şefin elinden mızrağı alır ve bir hamlede beyaz tüylünün kalbine saplar.
Sonra yukardaki ses:
-Hıııııh!İşte şimdi y*rrağı yedin!
fıkranın devamı

Amerikalının biri kızılderili çadırının yanından geçerken kızılderiliyi görür. yanına gider nasılsın iyimisin derken kızılderilinin atını görür ve kızılderiliye at senin mi onunla konuşabilir miyim der. Kızıl derili at benim olmak ama ta konuşamamak der amerikalıya. Amerikalı aldırış etmeden kızıl derilinin atının yanına gider ata sorar nasılsın iyimisin sahibinle aran nasıl der. at amerikalıya cevap verir sahibim çık iyi beni hergün yürüyüşe götürür suyumu verir yemeğimi verir der kızılderili şaşkın bir şekilde atına bakar.
Amerikalı kızılderilinin yanına gider köpeğini görür sorar köpek seninmi onunla konuşabilirmiyim. Kızılderili köpek benim olmak ama köpek konuşamamak der. amerikalı köpeğin yanına gider sorar nasılsın iyimisin sahibinle aran nasıl. köpek amerikalıya cevap veriri iyiyim sahibimle aram çok iyi bana hergün kemik verir ben onu yerim der. Kızıl derili şaşkın şekilde amerikalı ile köpeğine bakmaktadır.
Amerikalı kızılderiliye yaklaşır eşşeğini görür. sorar bu eşşek seninmi onunla konuşabilirmiyim der.
Kızıl derili eşşek benim olam ama eşşek çok yalan söylemek.der
fıkranın devamı

İngilterede dünyanın en güçlü adamını seçme yarışı yapılacakmış. Her ülke ön elemelerden sonrat temsilcilerini göndermiş. Türkiyedende bizim meşhur HASO seçilmiş. Yarışmanın üç kriteri varmış:Kurulan üç çadırın ilkinde üç şişe sek rakı,ikincisinde boz ayı,üçüncüsünde üç tane doyumsuz hatun bulunuyormuş. İlk önce Alman Hans birinci çadıra girmiş ilk rakıyı içmiş ve bayılmış. Fransız girmiş rakıları içmiş ama çadırdan çıkınca o da bayılmış. İngiliz de ikinci çadıra kadar gitmiş ama ayıya yenilmiş. Bizim Haso ilk çadıra girmiş rakıları hızlı bir şekilde içtikten sonra ayının bulunduğu ikinci çadıra girmiş. İçerden acayip sesler gelmiş.İki dakika sonra Haso çadırdan fermuarını çekerek( dövülecek kadınlar nerde) diyerek çıkmış.
fıkranın devamı

Komandolar bir general komutasında bir ormanda bir aylıkhayatı idare kampına gitmişler.20-25 günlük süre sıkıntılarla geçmiş.Bir gün nöbetçi askerlerden birisi dere kenarında bir kadın bulmuş ve alıp komutanına getirmiş.Vakit akşam karanlığı komutan emirerini çağırmış, eline bir fener tutuşturmuş ve çadıra girmiş. kadını yatırdıktan sonra :
--Oğlum Ahmet sen şu feneri tut bakayım. Demiş ve kadının üstüne uzanmış epey uğraşmış ama sonuç yok.Askere dönmüş
---Oğlum şu tarafa geç böyle tut demiş. Ancak sonuç yok.Askere dönmüş
--Oğlum öbür tarafa geç adam gibi tut demiş ancak tüm denemelere karşın sonuç hüsran.
Bir hışımla kalkmış askere dönmüş
--Ver lan şu feneri, geç şu kadının başına...
Asker Ahmet zaten manzarayı seyrederken kızılay çadırını kurmuş.İşin başına geçer geçmez köklemiş.
Komutan:-ulan Bu ...mına koduğumun feneri böyle tutulur...Bir fener tutmasını bile beceremiyorsun. Sittir git. Demiş.
fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama