Öleli Fıkraları

loading...

Nasreddin Hoca’nın saliha bir kadın olan hanımı ölmüş. Defnetmişler. Hayat devam ediyor, herkes işinde, gücünde. Bir ay...
fıkranın devamı

Sıcak bir yaz günü Nasreddin Hoca’yı iftara çağırmışlar. Ortaya önce bir tencere soğuk hoşaf gelmiş. Muzip ev sahibi el...
fıkranın devamı

Berrin bir işe müracaat etmis, medeni halini sormuşlar. - Bes yıldır dulum, iki çocuğum var, ...
fıkranın devamı

Abraham Libemovitz sınıfındaki tek yahudi öğrenciydi. Ne iyi ki yaşadığı şehir nezih bir y...
fıkranın devamı

Rahmeetli Neyzen Tevfik, hergün bol miktarda içki içerdi. Üstat birgün nasılsa, Yeşilay cemi...
fıkranın devamı

Memleketin bir köyüne doktor 6 ayda bir gider, birkaç gün kalir ve baska yere gidermis. Derken; ...
fıkranın devamı

Adam arkadaşı ile sinemaya gitmiş. Bir süre sonra biri diğerine :
-Yahu baksana 16. Louis ileride oturuyor.
-Sen delirdin mi, adam öleli yıllar oldu.
-Emin misin?
-Evet eminim.
Aradan biraz zaman geçer ve bizimki yine arkadaşına döner.
-16.Louis'nin öldüğünden eminsin değil mi?
-Elbette. Yıllar önce öldü.
-Ama demin kımıldadı.
fıkranın devamı

Biri yaşlı diğeri genç iki avcı malzemelerini erzaklarını hazırlayıp dağda hem kamp yapmak hemde avlanmak üzere yola koyulmuşlar.8-10 gün sonra erzakları bitince karşıdan ışıkları gözüken bir evin kapısını çalmışlar.kapıyı bir kadın açmış,yaşlı avcı bizim erzağımız bitti bize biraz erzak verirmisiniz diye sormuş kadın tabii demiş siz dinlenin ben hazırlıyayım. Kadın geldiğinde yaşlı avcı kocanız alan yokmu yalnızmısınız diye sormuş kadın iç geçirerek ahh ahh demiş kocam öleli kaç yıl olduyalnızım yapayalnızım. Avcı bakmış kadın ihtiraslı kadını asılmış, bizde 10 gündür dağdayız kadınsısız hadi seni mutlu edelim bizde mutlu olalım kadın dünden razı gelin demiş samanlığa. Kadın soyunmuş uzanmış samanlığa genç avcı yaşlı avcıya dönerek sen tecrübelisin öncelik senin demişyaşlı avcı peki o zaman sende içerisi karanlık şu feneri tutta görelim demiş. Yaşlı avcı uzanmış kadının üzerine ama birtürlü sokamıyormuş, gence lambayı sağa tut olmadı sola tut, olmadı yukarı tut, neticede işi bir türlü becerememiş, kalkmış ver şu lambayı demiş geç sıra sende, genç avcı soyunmuş,a..na sokuvermiş kadın çığlık çığlığa bagırıyor,yaşlı avcı ulan demiş ya..... gördünmü lamba böyle tutulur işte
fıkranın devamı

2002'nin Nisan ayıydı. Üniversite 2. sınıftaydım. Havalar hızla düzeliyor, değişen havada içimiz coşkuyla doluyordu.. Oda arkadaşlarımın sınıf arkadaşlarıyla pikniklere gidiyorduk. Kendim hiç arkadaş edinemediğimden, onlarla olmaktan mutluluk duyuyordum.
Aralarında Cihan adında bir genç vardı ki...

Dünya iyisi, dünya tatlısıydı. Çok hoşlanmıştım ondan..

29 Mayıs 2002 günü oda arkadaşımın doğumgününü kutlamaya gittiğimizde nihayet duygularını açıklamayı başarmış, uğraşlar sonunda bana aşık olduğunu söyleyebilmişti.

Aslında onunla çıkmak değildi niyetim; bencilce beni sevmesini istiyordum. Daha doğrusu, çıkarsak, kıymetim kalmaz, diye düşünüyor; bana hep böyle tatlı tatlı baksa, diyordum.

Ama o kadar iyi niyetliydi ki, ona kanmam o kadar da zor olmadı..

Haziran ayının ortasında okullar tatile girmiş ve biz neredeyse(aynı şehirde olmamıza rağmen) görüşememiştik. Çünkü çok kıskanç bir babam vardı ve beni dışarı bile bırakmak istemiyordu..

Okullar tekrar açılıp geri döndüğümüzdeyse, o aşktan eser kalmamıştı. En azından benim için.. Oysa beni hala çılgınca seviyordu.. 15-20 günlük bir görüşmeden sonra beni nasıl sevebilmişti bu kadar, bilemiyorum..

Ona açıldım. Araya uzak mesafeli ayrılık girdiğinden, bu ayrılığın beni ondan soğuttuğundan bahsettim. Ağladı, ağladı...
"Yeter ki benden ayrılma, yanımda ol, sevmesen de razıyım." dedi. Ağlamasına dayanamayıp kabul ettim. Birkaç defa daha aynı şey tekrarlandı. Sonuç yine aynı..

Kör,topal 1,5 sene sürdü. Sonunda tahammülüm kalmamış, her şeyi, üzülüp ağlamasına rağmen bitirmiştim.

Ama bu da kar etmedi. Defalarca arayıp barışmak istedi. Ona son derece değer veriyordum. Onu kıracağıma, dünyayı karşıma alabilirdim. Ama aşk bu. Olmayınca olmuyordu.

Bu zamandan sonraki 1,5 yıl yolda her karşılaşmamızda arkasını dönüyor, heyecanlı hareketlerle benden kaçıyordu. Selam da vermek istemiyordu. Ama beni sevdiği gözlerinden, hareketlerinden okunuyordu. Oda arkadaşlarımdan aldığım duyuma göre, beni unutması için çevresi, ona 2 kız bulmuş, fakat o beni unutamadığını söyleyerek onlardan ayrılmıştı.

.......

Bu arada ben de üniversite öğrenimimi tamamlamış, yüksek lisansa başlamış; bulunduğum ilin bir ilçesinde Öğretim görevlisi olarak kalmayı başarmıştım.

Bir sabah derse gitmek üzere otobüse yetişmek için koştuğumda, ONU gördüğümü zannettim. Uyku sersemi olmama rağmen, hareketlerinin heyecanından onun da beni gördüğünü ve bunca zaman sonra Hala unutamadığını anladım.
Ama kim takar?.. Derse geç kalmak benim için ÖLÜMDÜ.

Keşke ölüm sadece derse geç kalmaktan ibaret olsaydı da, onu gördüğüm anın kıymetini bilseydim...

Ama keşkeler hiçbir şeyi geri getirmiyor..

Beni gördüğü gün, çok üzülmüş, arkadaşlarının yanına gidip çok hastalandığını söylemiş.. Boğazı şişmiş veee.. bilincini kaybettikten
BİRKAÇ GÜN SONRA KOMAYA GİRMİŞTİ..

78 gününü komada geçirdikten sonra HAYATA GÖZLERİNİ YUMDU..

Ağlamak, bağırmak, çırpınmak insanları geri getirebilseydi, inanıyorum ki, Cihan'ı Rabbim geri gönderirdi benim ağlamalarıma dayanamayıp. Öleli 8 ay olmasına rağmen bir an için bile olsa, hayali gözlerimin önünden gitmiyor.
Hiçbir işe yaramayacağını bilsem de, KEŞKE ONU ÜZMESEYDİM, onunla evlenseydimm..

Ama hak ettim ben böyle bir cezayı..

Şu an AŞKTAN o kadar korkuyorum ki...


fıkranın devamı

Radyo dinlemeyi çok severdim bir zamanlar ve istek isteyip arkadaşlarıma hediye etmeyi.Birgün radyo dinlerken dj in hoş sesi beni cezbetti ve arayıp bir istek şarkı istemeye karar verdim.Aradım isteğimi söyledim oda sıradaki parçayı çalabileceğini radyoda yanlız olduğu için istek parça çalmasının zor olduğunu söyledi.O zaman dedim hemen değil ama bu programda çalar mısın diye pazarlığa tutuştum. İstediğin ne pahasına elde etmesini bilen birinin rahatlığıyla.Tamam dedi isteğin ne?En sevdiğim türküydü istediğim "Hüseyin Turan-Ah le yar" Neden bilmiyorum bir şarkı sonra benim şarkımı çaldı bu çok hoşuma gitti ve ondan sonra onu dinlemeye ve istekler istemeye başladım.Sesimden çok etkilenmişti ve aynı şehirde olduğumuz için beni görmek istiyordu.Bense zamanı gelince deyip erteliyordum bu arada arkadaşlarımda radyoyu arayıp benim için şarkı istiyorlardı ve her akşam bu şekilde enaz birkaç kez radyoyu arayıp bende onlar için şarkı istiyordum.Ama arkadaşlarım hep bizim şarkılrımızı çok geç çalıyor senin şarkılarını hemen çalıyor diyorlardı ve doğruydu benim için bir arkadaşım istek yapınca hemen çalıyordu ben isteyincede ama arkadaşlarım kendileri yada başkaları için isteyince bekletiyordu.Ve arkadaşlarımı ikna edip benimle görüşmeye çalışıyordu ama ben hala zamanı değil diyordum.Amcamın oğlunun düğünü olduğu zaman yoğunluktan dolayı 2 gün radyoyu arayamadım ve hemen ertesi gün yorgunluktan dolayı biraz rahatsızlandım ve yine arayamadım arkadaşlarım arayıp istek isteyince beni merak ederek sormuş ve hasta olduğumu öğrenince benim için"Hüseyin Turan-Ah le yar"türküsünü çalmış o gece radyodan aradım gece telefon bedava benim hatımda görüşelim dedim.Çok mutlu oldu ve saat 10'nu beklemeye başladık çünkü saat 10'dan sonra bedavaydı.Ben biraz hasta olduğum için uzandım ve onun proğramını dinlemeye başladım.Programı bitti ve arkadaşına devretti bir iki şarkı daha dinledim ve saat 10 oldu.Tam arayacağım zaman radyodan şöyle bir mesaj geldi.Elimde okumam gereken bir mesaj var Melek hanım aramanız gereken kişi sizin aramanızı sabırsızlıkla bekliyor.O an o kadar mutlu oldumki anlatamam.Aradım ve sabaha kadar konuştuk ben işe gideceğim için biraz uymak istiyordum ama o lütfen konuşalım diye söyleniyordu.ve o telefonu kapatmayınca bende kapatamıyordum.O gün iştede onu dinledim ve her şarkıyı benim için çaldığını düşünerek mutlu oldum.Proğram biterken son şarkım benim için çok özel ve melek gibi olan bir insana gidiyor dedi.Bundan sonrada her proğramını kapatırken bunu söyledi.1 hafta sonra radyoya onu ziyarete gittim.Ondan önceki çıkma tekliflerini beni gördükten sonra istersen tekrar teklif edersin diye reddediyordum.Düşündüğüm gibi değildi ama kalbimin daha hızlı atmasına neden oluyordu.Çok zayıftı eskiden bir trafik kazası geçirmişti ve başında hala bunun ağrılarını hissediyordu her hafta ağrı kesici ilaçlar kullanıyordu.Eve geldim ve onun için börek yapıp kendim iş nedeniyle gidemediğimden arkadaşımla gönderdim.Ve radyodan bana teşekkür etti.Tanışmamızdan bir hafta sonra benim şehir dışında bir köye çıkmam gerekti ilk gece çok yorgundum ve arayamadım ikinci gece ise telefon zor çektiği için zar zor biraz konuştu.Neden gittin ben sabaha kadar konuşmak istiyorum lütfen telefonun aldığı yerde dur ve hareket etme neden gittin neden sesini duymaya ihtiyacım var deyip duruyordu.Bende merak etme hafta başı dönecem ve bir daha gitmeyeceğim diye teselli veriyordum. Sabah uyandım ve telefonumu açmaya çalışırken nasıl oldu bilmiyorum kartımı bloke ettim.Ogün ona ulaşamadım ama içimde öyle büyük bir sıkıntı varki nedenini bilmiyorum sürekli hasta halsiz gibiyim ama bir şeyim de yok bulunduğum yer havası tertemiz bir dağ köyü ve böyle bir yerde aldığım oksijen bana yetmiyor patlıyorum.Akşam proğramı olduğu saatte radyoyu açıyorum yok belki işi vardır diye.Sabah işe gittim sabah proğramını dinlemek için arkadaşım Murat, beyin kanaması geçirdi hastaneye kaldırdılar bilmiyor musun dedi ne söyleyeceğimi ne yapacağımı bilemedim şaka yapıyorsun demekten başka.Hemen en yakın arkadaşını aradım evet dün öğlen dedi ben buldum şuan yoğun bakımda.Ama umutluyuz.Dünya daraldı daraldı ve ben ortada sıkıştım.Hiçbir yere sığamaz oldum yanına gitmem gerekiyordu ama diğer şehirdeydi ve benim işim vardı.gittim ve iyikide gitim gördüm iyice süzülmüş ve zayıflamıştı.Ve geri dönerken patronu bizimleydi umut kesilmiş memleketine gönderme işlemlerine başladık ordada cenaze hazırlıkları başlamış dedi.Ben yıkıldım hayır onu gördüm nasıl olur ya daha nefes alan biri için bunlar nasıl söylenir.Hayatımda hiç okadar ağlamamıştım dua ettim sadece bol bol ben ümidimi kaybetmemiştim.2 gün sonra ölüm haberi geldi oan ne hissettiğimi neler yaşadığımı hatırlamıyorum dondum bütün hayat durdu herşey duyarsızlaştı 1 ay boyunca ruh gibi dolaştım sessiz,tepkisiz ve kupkuru gölerler.Evet öldüğünde bir damla gözyaşı bile dökemedim kuru gözpınarlarım.Nasıl bir duygu bu anlatılmaz.Kimse sizi teselli edemez.Kendi başınasınız.Hayat akıp gider siz o hayatın kenarından bakarsınız belki elinizi uzatsanız tutarsınız ama eliniz kalkmaz sadece içinizin yangını vardır bu söndürülebilecek bir yangın değil içiniz kavrulur siz kavrulursunuz...Herkes hayatına devam eder sizi bırakıp geride ve pişmansınızdır neden daha önce görüşmedim neden o köye gittim neden kartım bloke oldu ve ogün ona ulaşamadım ben onu seviyordum neden söylemedim neden neden neden. Neden o neden biz.Hayatınızda nedenler olmasın pişmanlıklar olmasın.Ve derlerki zaman herşeyin ilacı.Murat öleli 24 mayısta üç yıl oldu zaman hiçbirşeyin ilacı değil hala aynı şekilde yakıyor.
fıkranın devamı

Berrin bir işe müracaat etmis, medeni halini sormuşlar.
- Bes yıldır dulum, iki çocuğum var, biri on diğeri iki yaşında...
- Küçük çoçuğunuz iki yaşında ve kocanız öleli beş yıl oldu öyle mi ?
- Evet, ama ben yaşıyorum!..
fıkranın devamı

Memleketin bir köyüne doktor 6 ayda bir gider, birkaç gün kalir ve baska yere gidermis. Derken; ayni köye doktor geldigi gün dügün bitmis ve gelin bi krizle bayilmis. Olayi çakmayan köylüler gelin öldü diye feryadi figan ediyorlarmis. O gün köye gelen doktor
" bir de ben göreyim" diyerek ölüm olayina el koymak üzere olay yerine gitmis.Bakmis bebek gibi güzel olan gelin ölmemis bayilmis. Doktor
-"Gelini su odaya alin müdahale edecegim" der. Odada gelini ayiltir ve bi güzel *iker.Bu sirada bi köylü anahtar deliginden içeriyi dikizlemektedir.Dirilen gelini gören köylüyü bi sevinç alir.Baslarlar duaya
-"Allah razi olsun dohtur bey" falan.Doktorun isi biter ve gider. Aradan 6 ay geçer ve ayni doktor yine ayni köye görevlendirilir. Bakar köylü yine agliyor.
-"Vay muhtarimiz seni nasil kaybettik" derken doktorun geldigine sevinen köylü.
-"Aman doktor muhtarimiz öldü. Suna bi bakiver" Doktor bakar ki; muhtar öleli bir hafta olmus. Mosmor olmus. Doktor köylülere
-"Ya kardesim neden bi doktora götürmediniz adam öleli uzun zaman olmus."
Bu sirada köylülerden biri

-"Ulaa desene biz bir haftadir muhtari bosuna *ikiyorduk.Tüh bee.."
fıkranın devamı

Rahmeetli Neyzen Tevfik, hergün bol miktarda içki içerdi. Üstat birgün nasılsa, Yeşilay cemiyetinin tertiplediği bir konferansta bulunmuştu. Doktorlar konuşmayı şöyle bitirdi:
-Sayın dinleyiciler. Sözlerime son verirken şunu da ilave etmek istiyorum: İçtiğiniz her kadeh ömrünüzü bir gün olarak eksiltir. Bu, tıbben, ilmen tesbit edilmiştir.
Doktor kürsüden ayrılırken Neyzen Tevfik çığlığı basar:
-Off! Yandım dostlar, öldüm!
Yakınında bulunanlar, teleşle, heyecanla sorarlar:
-Aman üstat, hayrola, ne oldu birden?
-Ne mi oldu? Doktorun sözlerini dinledikten sonra, bir de hesapladım ki ben öleli kırk yıl olmuş...
fıkranın devamı

Abraham Libemovitz sınıfındaki tek yahudi öğrenciydi. Ne iyi ki yaşadığı şehir nezih bir yerdi ve ırkçılık gibi sorunlar yoktu. Bir gün sınıfta öğretmen şöyle bir soru sordu:
- Evet çocuklar, dünyada gelmiş geçmiş en büyük insan kimdir? Bilene 20 dolar vereceğim. Bütün çocuklar tahmin etmeye başladı. Biri "George Washington ! Çünku ulusumuzun babasıdır!" dedi. Başka biri "Abraham Lincoln ! Çünkü köleliği kaldırdı !", bir diğeri; "Jan Dark ! Fransayı kurtardı !" Fakat öğretmen bu cevapları kabul etmemiş. Bu sırada Abraham parmak kaldırmış. Öğretmen sormuş; "Evet Abraham,sence dünyada gelmiş geçmiş en büyük insan kimdir?" - Nasıralı İsa.
- Bravo Abraham, aferim, gel al 20 dolarını.
Dersten sonra cevaptan çok memnun kalmış olan öğretmen Abrahama neden isa cevabını verdiğini sordu.
- Öğretmenim, aslına bakarsanız bence dünyadan gelmiş geçmiş en büyük insan Musadır ama...,iş iştir...
fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama