Üstün Fıkraları

loading...

Bir İngiliz bir Fransız bide temel uçağa binmiş,Fransa'nın üstünden geçerken Fransız bi sandalye bırakmış,sonra İngiltere nin üstünden geçerken İngiliz bi masa bırakmış,Türkiye'ye uğramadan olurmu temel gelmiş bi el bombası atmış sonra bakmak için Fransa'ya gitmişler bi Fransız ağlıyormuş neden ağlıyon diye sormuşlar salağın biri kafama sandalye attı demiş,sonra İngiltere'ye gelmişler bi İngiliz ağlıyormuş neden ağlıyorsun diye sormuşlar oda salağın biri kafama masa attı demiş Türkiye'ye gelmişler bi adam gülüyormuş neden gülüyorsun diye sormuşlar oda öyle bi osurdumki arkadaki bina patladı demiş.
fıkranın devamı

3 KATLI Bİ BİNADA BİRİ KADIN BİRİ POSTACI VE BİR KÖR ADAM OTURUYORMUŞ. Bİ GÜN KADIN SOYUNMUŞ BANYOIYA GİRERKEN KAPI ÇAQLMIŞ ÜSTÜNÜ GİYMİŞ KAPIYI AÇMIŞ GELEN POSATCIYMIŞ POSTASINI ALMIŞ GENE SOYUNMUŞ GİRERKEN YİNE KAPI ÇALMIŞ KÖR ADAM GELMİŞ PARA VER DEMİŞ ÜSTÜNÜ GİYİNİK TABİ KADININ VERMİŞ GİTMİŞ YİNE KAPI ÇALMIŞ ÜSTÜNÜ GİYMİŞ AÇMIŞ POSATACI GELMİŞ POSTAYI VERİP GİTMİŞ KADIN SOYUNMUŞ TAM GİRİCEKKEN KAPI ÇALMIŞ GELEN KÖR ADAMMMIŞ . NASIL OLSA KÖR GÖRMEZ DEMİŞ KAPIYI AÇMIŞ ÇIRIL ÇIPLAK ADAMDA DEMİŞKİ ARTIK GÖREBİLİYORUM KÖR DEĞİLİM YAŞASIN EMİŞ KAIN ORDA KALAKALMIŞ
fıkranın devamı

OTOBÜS ŞÖFÖRÜ İLE TRABZON'LU GENÇ ADAMIN ARASINDA GEÇEN DİYOLOK EMİNİM GÜLMEDEN GEÇEMİYECEKSİNİZ TRABZON SPOR'LU GENÇ ADAM BİR GÜN MEMLEKETİNE GİTMEK İÇİN BİR FİRMADAN BİLET ALIR VE OTOBÜSE BİNER VE İHTİYAÇ İÇİN DİNLENME TESİSİNE GİDERLER İHTİYAÇ GİDERDİKTEN SONRA YOLA ÇIKARLAR VE UYKUSU GELİR SABAH OLUR GÖZLERİNİ AÇAR BİRDE BAKAR'Kİ SAMSUN TERME'DE NE YAPACAĞINI ŞAŞIRIR AMA KENDİSİNİN TRABZON'DA OLABİLECEĞİNİ DÜŞÜNMÜŞTÜ ŞOK OLDU ULA PENMİ YANLUŞ GÖREYRUM DAAA PEN ŞİMDU HAÇAN SAMSUN'AMİYUM DAAA ULA PEN RÜYAMI GÖREYRUM KENDİSİNE BİR CİMCİK ATAR OTOBÜSTEN AŞAĞIYA İNER BİR BAKARKİ KAPTAN DIŞARIDA ATMIŞ BACAK BACAK ÜSTÜNE AMCACUM HAÇAN SAA BİR ŞEY SORACAĞUM DAAA DER ? KAPTAN HE BUYUR YEĞENİM NE OLDU SÖYLE BAKALIM ? YA PEN TRABZONA GİTMEK İÇUN BİLET ALMİŞİDUM DAA DER ? KAPTAN EEE NE OLMUŞ YEĞENİM DİYE SORAR ? GENÇ ADAM NASIL NE OLDU AMCACUĞUM DAA ? KAPTAN EEEEE DER ? AMA BEN SAMSUN'AYUM DAA DER ? KAPTAN TEKRAR EEEEEE DER ? YA EMİCE DALGAMI GEÇEYSUN HAÇAN PENUMLE DAA DER ? KAPTAN OLURMU YEĞENUM DER ? GENÇ AMA BEN SAMSUN'DAYIM NEDEN TARABZON'DA DEĞİLİM DER ? ULA YEĞENİM SİZE HER YER TRABZON DEĞİLMİYDİ DER ? GENÇ EVET EMİCE DER ? KAPTAN TAMAM İŞTE OĞLUM DAHA NEYİN TANTANASINI YAPIYORSUN DER ? GENÇ AMA AMCACUĞUM BURASI HER YER DEĞİL Kİ DER ? KAPTAN YA NERESİ DER ? GENÇ EMİCE BURASI ŞEHR - İ SAMSUN DAA DER
fıkranın devamı

kafkas ünüversitesinde okuyan bir kız yolda bir azeri teyzeye adres sorar .. yaşlı teyze anlatır. gadanalim indi burdan düz gidicen dösü dırmanıp dingili püküldünmükeşeyi dönün ce elecene gabagiya cıkacak ..kız yaşlı teyzeye anlamadıgını söyler ve teyze yine anlatır..balama kurban indi burdan dümdüz gidicendösü dırmanıp dingili püküldün mü ele gabagıya cıkacak basa tüstün ay menim balam. kız tekrar anlamadığını söyleyince.. yaşlı teyze: ay seni yere sogum köpoğlunun gırılmısı neyi anlamırsan ula niye men rusca mı konusuram ... :) :)
fıkranın devamı

bir gün temel ile fadime lüna parka gitmiş temel demiş ki dönme dolaba binme donun gözükür temel gitmiş mısır almış gelmiş bakmış fadime yok aramış bulamamış temel yukarı bakmış ki fadime dönme dolabın taa en üstünde temel demiş ben sana demedim mi ki donun gözükür fadime demiş ki merak etme donum cebimde
fıkranın devamı

nasreddin hocabir gün namaz kılmak için ağcın yanına gitmiş ve başlamış namaza kılmış ve dua etmeye başlamış ;Allah ım benim namazımı kabul et; demiş ama o anda onun yanın daki ağcın üstünde bir adam varmış ve o demişki ;etmem Allah ım benim namazımı kabul et ;demiş yine adam;etmem nasreddin hoca;etmese etme nede olsa abdes almamıştım...
fıkranın devamı

ARTVİN FIKRALARI 1-HABU NAHİRİ… İki Artvinli öğretmen arkadaş, İstanbul’da bir okulda görev yapmaktadırlar. Birisi okul müdürü, diğeri ise meslektaşları ile arası biraz limonidir. Bir gün müdür, öğretmenleri toplantıya çağırır. Toplantı odasına giren Artvinli öğretmen, herkesin hazır olduğunu görür, yerine otururken müdüre: -Ço!..Habu nahiri naya topladın ki?(1). Diye söylenir. Müdür gülmemek için kıvranır, yanına oturduğu meslektaşı kulağına eğilerek: - Anlamadım, ne dedin ki? Diye merakla sorar. Bizimki umursamaz aynı tonda; -Boş ver, anlayan anladı der. (1)-Arkadaş!..Şu sığır sürüsünü niçin topladın ki? 2-AAAHO İÇTUĞUN… Artvinli yaşlı hanım, İstanbul’a oğlunun yanına misafir gider. Bir kaç gün sonra midesi bozulur, hasta-lanır. Gelini doktora götürür. Genç doktor çayından bir yudum çektikten sonra hastamıza şikâyetini sorar. İshalden kıvranan yaşlı kadın: -Ola oğul!..Ela vırıhliyerim(1),ela vırıhliyerim ki,aaaho(2) içtuğun çaya benzar ,der. Doktor bir şey anlamaz, ne diyor diye merakla gelinine bakar. Gelin, utanma ve gülme arasında bocalarken durumu anlatır. (1)-Vırıhlamak: İshal dışkı çıkarmak. (2)-Aaaho: Şu 3-TOZPEMBE İki köylü genç güzelce giyinir, gözlük takarak Artvin caddelerini arşınlamaya başlarlar. Niyetleri iki şehirli kız bulup onlarla tanışmaktır. Epey dolaştıktan sonra, Efkâr Tepesi Gezi Yolunda pantolon giy-miş, salına salına gezinen iki genç kıza gözleri takılır, peşlerinden yürümeye başlarlar. Biraz sonra birisi diğerine kızların duyacağı şekilde: -Ola!..Goriyersin,nasılda yugurtiyer(1) der.Diğeri başını sallayarak aynı tonda: -Emumgilin degirman taşı heç kalur, diye cevap verir. Bunu üzerine kızlardan birisi başını arkaya çevi-rir ve poşa(2) şivesi ile: -Aaattıreeem o göözlüklara daa, Dünya’yı touzpembee gorasız der. (1)-Yügürtmek: Bir merkez etrafında döndürmek. (2)-Poşa: Roman vatandaşlarımızın yöredeki ismi 4-İKİ PİTİK Eskiden Artvin yaylalarında otlak yüzünden köyler arasında kavgalar olur, çobanlar birbirlerinin kafasını gözünü patlatırdı. Yönetim anlaşmazlığı gidermek için Hükümet Tabibi başkanlığında bir heyeti atlı olarak yaylalara gönderir. Köy muhtarı, öğle yemeğini en varlıklı bir ailenin yayla evinde verdirir. Ama tabakların pisliğinden ve düzensizlikten heyet memnun olmaz. Muhtardan akşam yemeğinin daha temiz yerde verilmesi istenir. Muhtar da temizliği ve tertipli oluşu ile bilinen Teto Nene’nin evinde akşam yemeğinin verilmesini uygun bulur. Heyet sofraya oturur, gerçekten her yer düzenli ve tabaklar da tertemizdir. Büyük bir istekle yemeğe başlanır, yemek sonuna doğru heyet başkanı kendilerine hizmet etmekte olan Teto Nene’ye teşekkür eder, öğle yemeği verilen evden ise şikâyetçi olur. Bunun üzerine Teto Nene: -Vay toprah onlarun başuna, goya zengundurlar, kaç defe dedim ki iki pitik(1) edinin de habu kapkacağı(2) bir paklatun, der. (1)-Pitik: Enik, köpek yavrusu ()-Kapkacak, Tabak, çanak, kaşık gibi eşyanın genel adı 5-TAŞLAŞMIŞ GİBİ Artvin’de halk kendi aralarında yalnız masal, mani söylemezler bir de şakalaşırlardı. Ali ile Meh-met aynı köyde iyi arkadaştırlar. Nennar çayırlığında kızaklarına ot yüklemektedirler. Ancak Ali’nin kızağı biraz havalı olmuş, urganla kızağa iyice bağlamak gerekir, çocuğunun ise sıkmaya gücü yetmez. Yardımcı olması için arkadaşına seslenir. Kendisi üste, arkadaşı kızağın yan tarafından urganı çekince ek yerinden çözülür ve Mehmet sırt üstü yere düşer. Görenlerin kahkahaları arasında Mehmet yerden kalksa da sırtını vurduğu taş, canını çok acıtmış ve olay belleğine kazınmıştır. Kış ortalarına gelince Ali hastalanır, yataklara düşer. Mehmet ziyaretine gitmek ister, ancak meyve ve çerezler suyunu çekmiş, ne götüreyim diye düşünmeye başlar. Arkadaşının pestili çok sevdiğini bildiği için pestil yapmaya karar verir. Eski çarıklarından birinin tabanını pestil şeklinde dilimler, te-mizler, bıçakla çentikler ve akşamdan pekmeze yatırır. Ertesi günü başka bir arkadaşını alarak hasta-mızın ziyaretine gider. Konuşma sırasında hediyeyi ikram eder. Ali biraz zorlansa da afiyetle yer ve sonra: -Ola eymiş da, biraz taşlaşmış gibi der. Mehmet de Yoh Ola!.. mutlu bir şekilde: -Nennar’daki taş nerdaa,habu nerdaa,der. 6- ÇOCUK BOKU İLE Uzun kış gecelerinin birinde Ardanuç-Yolağzı Köyünde akranları İskender Durmuş’un evinde toplanmış sohbet ediyorlardı. Birden odanın içini pis bir koku yayılması üzerine, en gençlerini oturanların arkalarını koklaması için görevlendirilir. Teker teker kontrol edilmeye başlanır, sıra Nazım Yenigün’e gelince görevlinin burnuna ikincisini de sesli bir şekilde koy verir. Gül-meler arasında kendisini karga tulumba kürüne atmak için dışarı çıkarırlar. Yolda Tavuk etli ziyafet sözü verince kürünün buzlu sularına atılmadan kurtulur. O zamanlar 35 yaşlarında ve küçük yaşlarda 5 çocuk babasıdır. Evi, ahırı ve kümesi yan yanadır, çocuklar ahpun (1) kenarına kakalarını yapmakta ve tavuklar da o civarda yemlenmektedir. Aynı odada ziyafet sofrası kurulur, bulgur pilavı üstündeki haşlanmış tavuk etleri ayran eşliğinde iştahla yenmeye başlanır. Yemeğin ortalığına doğru Nazım Yenigün, sevinçli ve mutlu bir şekilde: -Ola ey yeyin. Habu tavuklar çocuk bohuyla tavlandı(2) haa. Helal olsun, yeyin, yeyin, der. 1-Ahpun: Ahır yanındaki gübrelik 2-Tavlanmak: Semirmek, aşırı kilo almak. 7-KOLOPA(1) Ardanuç-Yolağzı Köyü’nde Kurbanı Özkan ailece çayır kaldırmaktadır(2). Öğle yemeği için bir pantanın(3) altında sofra kurulmuş, aile reisinin namazının bitmesi beklenmektedir. Fakat namazda eğilirken de“Allah-u Ekber, kolop”,kalkarken de “Allah-u Ekber, kolop” diye seslice söylenmekte, herkes şaşkın şaşkın birbirine bakmakta, yeni bir dua mı diye merak etmekte-dirler. Selam verdikten sonra sofraya dönerek bağırır: -Yoğurda çekirgeler sıçrıyer, olaa!..Goramiyersız,anlamiyersız daa. 1-Kolopa/kolop: Ahşap yoğurt kabı 2-Çayır kaldırmak: Biçilmiş, kurumuş otları bir araya toplamak
fıkranın devamı

ARTVİN FIKRALARI 1-HABU NAHİRİ… İki Artvinli öğretmen arkadaş, İstanbul’da bir okulda görev yapmaktadırlar. Birisi okul müdürü, diğeri ise meslektaşları ile arası biraz limonidir. Bir gün müdür, öğretmenleri toplantıya çağırır. Toplantı odasına giren Artvinli öğretmen, herkesin hazır olduğunu görür, yerine otururken müdüre: -Ço!..Habu nahiri naya topladın ki?(1). Diye söylenir. Müdür gülmemek için kıvranır, yanına oturduğu meslektaşı kulağına eğilerek: - Anlamadım, ne dedin ki? Diye merakla sorar. Bizimki umursamaz aynı tonda; -Boş ver, anlayan anladı der. (1)-Arkadaş!..Şu sığır sürüsünü niçin topladın ki? 2-AAAHO İÇTUĞUN… Artvinli yaşlı hanım, İstanbul’a oğlunun yanına misafir gider. Bir kaç gün sonra midesi bozulur, hasta-lanır. Gelini doktora götürür. Genç doktor çayından bir yudum çektikten sonra hastamıza şikâyetini sorar. İshalden kıvranan yaşlı kadın: -Ola oğul!..Ela vırıhliyerim(1),ela vırıhliyerim ki,aaaho(2) içtuğun çaya benzar ,der. Doktor bir şey anlamaz, ne diyor diye merakla gelinine bakar. Gelin, utanma ve gülme arasında bocalarken durumu anlatır. (1)-Vırıhlamak: İshal dışkı çıkarmak. (2)-Aaaho: Şu 3-TOZPEMBE İki köylü genç güzelce giyinir, gözlük takarak Artvin caddelerini arşınlamaya başlarlar. Niyetleri iki şehirli kız bulup onlarla tanışmaktır. Epey dolaştıktan sonra, Efkâr Tepesi Gezi Yolunda pantolon giy-miş, salına salına gezinen iki genç kıza gözleri takılır, peşlerinden yürümeye başlarlar. Biraz sonra birisi diğerine kızların duyacağı şekilde: -Ola!..Goriyersin,nasılda yugurtiyer(1) der.Diğeri başını sallayarak aynı tonda: -Emumgilin degirman taşı heç kalur, diye cevap verir. Bunu üzerine kızlardan birisi başını arkaya çevi-rir ve poşa(2) şivesi ile: -Aaattıreeem o göözlüklara daa, Dünya’yı touzpembee gorasız der. (1)-Yügürtmek: Bir merkez etrafında döndürmek. (2)-Poşa: Roman vatandaşlarımızın yöredeki ismi 4-İKİ PİTİK Eskiden Artvin yaylalarında otlak yüzünden köyler arasında kavgalar olur, çobanlar birbirlerinin kafasını gözünü patlatırdı. Yönetim anlaşmazlığı gidermek için Hükümet Tabibi başkanlığında bir heyeti atlı olarak yaylalara gönderir. Köy muhtarı, öğle yemeğini en varlıklı bir ailenin yayla evinde verdirir. Ama tabakların pisliğinden ve düzensizlikten heyet memnun olmaz. Muhtardan akşam yemeğinin daha temiz yerde verilmesi istenir. Muhtar da temizliği ve tertipli oluşu ile bilinen Teto Nene’nin evinde akşam yemeğinin verilmesini uygun bulur. Heyet sofraya oturur, gerçekten her yer düzenli ve tabaklar da tertemizdir. Büyük bir istekle yemeğe başlanır, yemek sonuna doğru heyet başkanı kendilerine hizmet etmekte olan Teto Nene’ye teşekkür eder, öğle yemeği verilen evden ise şikâyetçi olur. Bunun üzerine Teto Nene: -Vay toprah onlarun başuna, goya zengundurlar, kaç defe dedim ki iki pitik(1) edinin de habu kapkacağı(2) bir paklatun, der. (1)-Pitik: Enik, köpek yavrusu ()-Kapkacak, Tabak, çanak, kaşık gibi eşyanın genel adı 5-TAŞLAŞMIŞ GİBİ Artvin’de halk kendi aralarında yalnız masal, mani söylemezler bir de şakalaşırlardı. Ali ile Meh-met aynı köyde iyi arkadaştırlar. Nennar çayırlığında kızaklarına ot yüklemektedirler. Ancak Ali’nin kızağı biraz havalı olmuş, urganla kızağa iyice bağlamak gerekir, çocuğunun ise sıkmaya gücü yetmez. Yardımcı olması için arkadaşına seslenir. Kendisi üste, arkadaşı kızağın yan tarafından urganı çekince ek yerinden çözülür ve Mehmet sırt üstü yere düşer. Görenlerin kahkahaları arasında Mehmet yerden kalksa da sırtını vurduğu taş, canını çok acıtmış ve olay belleğine kazınmıştır. Kış ortalarına gelince Ali hastalanır, yataklara düşer. Mehmet ziyaretine gitmek ister, ancak meyve ve çerezler suyunu çekmiş, ne götüreyim diye düşünmeye başlar. Arkadaşının pestili çok sevdiğini bildiği için pestil yapmaya karar verir. Eski çarıklarından birinin tabanını pestil şeklinde dilimler, te-mizler, bıçakla çentikler ve akşamdan pekmeze yatırır. Ertesi günü başka bir arkadaşını alarak hasta-mızın ziyaretine gider. Konuşma sırasında hediyeyi ikram eder. Ali biraz zorlansa da afiyetle yer ve sonra: -Ola eymiş da, biraz taşlaşmış gibi der. Mehmet de Yoh Ola!.. mutlu bir şekilde: -Nennar’daki taş nerdaa,habu nerdaa,der. 6- ÇOCUK BOKU İLE Uzun kış gecelerinin birinde Ardanuç-Yolağzı Köyünde akranları İskender Durmuş’un evinde toplanmış sohbet ediyorlardı. Birden odanın içini pis bir koku yayılması üzerine, en gençlerini oturanların arkalarını koklaması için görevlendirilir. Teker teker kontrol edilmeye başlanır, sıra Nazım Yenigün’e gelince görevlinin burnuna ikincisini de sesli bir şekilde koy verir. Gül-meler arasında kendisini karga tulumba kürüne atmak için dışarı çıkarırlar. Yolda Tavuk etli ziyafet sözü verince kürünün buzlu sularına atılmadan kurtulur. O zamanlar 35 yaşlarında ve küçük yaşlarda 5 çocuk babasıdır. Evi, ahırı ve kümesi yan yanadır, çocuklar ahpun (1) kenarına kakalarını yapmakta ve tavuklar da o civarda yemlenmektedir. Aynı odada ziyafet sofrası kurulur, bulgur pilavı üstündeki haşlanmış tavuk etleri ayran eşliğinde iştahla yenmeye başlanır. Yemeğin ortalığına doğru Nazım Yenigün, sevinçli ve mutlu bir şekilde: -Ola ey yeyin. Habu tavuklar çocuk bohuyla tavlandı(2) haa. Helal olsun, yeyin, yeyin, der. 1-Ahpun: Ahır yanındaki gübrelik 2-Tavlanmak: Semirmek, aşırı kilo almak.
fıkranın devamı

BİR GÜN DELİLER AKIL HASTANESİNDEN KAÇAMAK İÇİN PLAN YAPIYORLARMIŞ DUVAR YÜKSEKSE ALTINDAN GEÇECEKLERMİŞ ALÇAKSA ÜSTÜNDEN ATLAYACAKLARMIŞ ARALARINDAN BİR DELİYİ GÖREVLENDİRMİŞLER GİT DUVARA BAK DUVAR NASIL DURUMDA BİR KAÇ SAAT SONRA GELMİŞ ÜZGÜNÜZ ARKADAŞLAR KAÇAMAYACAGIZ ÇÜNKÜ DUVAR YOK :))))))))))
fıkranın devamı

Temel yolda giderken ayağı takılıp düşmüş.Birde bakmış önünde bir şey var ne acaba deyip ağzına atmış anlamış ki B....K "ulan iyiki üstüne basmamışım"demiş.
fıkranın devamı

bir gün bir adam lakantaya gitmiş neden se üstünde para yokmuş ve diğer adamda karşısına oturarak kisibir corba içecekmişki adam anlamış parası olmadığını adam demiski senin paran yok demi adam ise evet der hadi çorbalar benden osun lokantanın sahibi onun içmesini bekler niye bekliyorsun be adam çişim geldi git yap tuvalet nerde ağzımın içinde töbe töbe görmüyomusun koskocaman tabela heeeeeeeeeeeeee desene adam çişini yapar gelir adam çorba içmesini beler niye içmiyosun be adam sen içki içeyim niye ya çorbanın içinde zehir varsa
fıkranın devamı

nasrettin hoca bir gün ben kaç akçe ederim diye sormuş.nasrettin hoca ise sen 10akçe edrsin demiş adam benim giysilerim 10 akçe edr saden demiş hoca saten ben üstündekilerin parasını söyledim
fıkranın devamı

10 kişiyi öldürmekten ömür boyu hapis mahkumu olan adam hapisten kaçar. Kaçarken önüne çıkan bir eve girer ve yataklarında uyumakta olan bir çifti esir alır. Adamı bir sandalyeye, kadını da yatağa bağlar. Bir an etrafına bakınıp kadının üstüne atlar ve boynunu öpmeye başlar. Aradan bir dakika bile geçmez, mahkum yeniden ayağa fırlar ve odayı terkeder. Bunun üzerine adam karısıyla konuşmaya başlar: - "Sevgilim, bu adam yıllardır kadın görmemiş. Boynunu nasıl öptüğünü gördüm. Sanırım geri gelince seninle birlikte olmak isteyecektir. Aman ne derse yap, onu sinirlendirme, sadece memnun olmasını sağla ki burdan sağ çıkabilelim. Unutma ki hayatımız buna bağlı. Dayanıklı ol ve unutma, seni seviyorum!" Kadın bu sözler üzerine gülümser ve sakince konuşur: - "Haklısın sevgilim bu adam yıllardır kadın görmemiş ama o sırada benim boynumu öpmüyor, kulağıma senin çok yakışıklı olduğunu, seni çok beğendiğini söylüyordu. Hemen ardından da bana vazelinin banyoda olup olmadığını sordu. Dayanıklı ol ve unutma, ben de seni seviyorum :P
fıkranın devamı

Kasabanın Subaşı’sı Bir leylek vurmuş. Leyleğitahnît etmek, yâni içini boşaltıp, kurutup, tekrar doldurarak rafına koym...
fıkranın devamı

Muzip bir dostu, bir gün Hoca’ya :- “Şu avucumun içindekini bil, sana bir kayganalık vereyim” demiş.- ̶...
fıkranın devamı

Timurlenk, Akşehirlilere:- “En yürekli adamınız kimse yanıma yollayın, Ona yüksek ücretle, çok önemli bir görev vereceğ...
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca yemeği ısıtmak için ocağı yakmak istemiş. Çıra, çalı-çırpı kullanmışsa da odunlar bir türlü tutuşmamış. Tutuşs...
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca’yı davullu, zurnalı, çalgılı, içkili bir düğüne çağırmışlar. Gitmeğe de ikna etmişler. Gitmek üzere hazı...
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca, Akşehir’den Konya’ya giderken yolunun üstündeki köyde bir köylüye konuk olmuş. Yatma zamanı gelin...
fıkranın devamı

- Nasreddin Hoca, ahrete inanmayan ve hakikatleri yanlış yerlerde arayanları bir örnek vererek uyarmayı düşünmüş.Evinin kapı...
fıkranın devamı

- Dünyayı dolaşan üç bilgin papaz Akşehir’e de uğramışlar. Hocanın ününü duyunca kendisiyle tanışmak istemişler. Akşeh...
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca’nın Konya kadısından bir mahkeme kararı alması gerekmiş. Ancak Kadı her gidişinde “bir kaç gün son...
fıkranın devamı

Bir yaz günü Nasreddin Hoca biraz serinlemek için ceviz ağacının gölgesine oturmuş. Biraz ilerdeki kocaman helvacı kabakları ...
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca evinin damında biriken diz boyu karları sabah namazı sonrası kürümeye başlamış. Bir ara dengesini kaybederek d...
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca’yı çok cimri komşularından birisi yemeğe çağırmış. Sofraya oturmuşlar. İki kişilik servis için ortaya dö...
fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama