üçte Fıkraları

loading...


hoca,vaaz için kürsüye çıkar.camideki toplulupa,
-size ne anlatacağımı biliyor musunuz?der.
vaazı dinlemeye gelenler,
-nereden bilelim,bilmiyoruz...derler.
hoca,
-bilmiyorsanız,ne diye boşuboşuna anlatayım...diyerek kürsüden inip gider.
bir başka zaman yine camiye vaaza gelir,kürsüye çıkar.yine topluluğa sorar:
-sizew ne anlatacağımı biliyor musunuz?
geçenkinden ders aldıklarından,
-biliyoruz...derler.
o zaman hoca,
-biliyorsanız,ne diye anlatayım boşboşuna...deyip yine kürsüden inip gider.
yine bir gün vaaz için gelir camiye,kürsüye çıkar.aynı soruyu sorar:
-ey dinleyiciler.size ne anlatacağımı biliyor musunuz?
vaazı dinlemeye gelenler,önceden sözleşip öğütleştikleri üzere şöyle derler:
-kimimiz biliyoruz kimimiz de bilmiyoruz.
hoca,
-öyleyse,der,boşuna zamanınızı almayayım da işten güçten kalmayın.bilenler,bilmeyenlere öğretsin...



fıkranın devamı


Trabzonlu Temel Ağa'nın sevgili torunu Eda'ya verilen ödev ile başı derttedir...Eskişehir'e göç eden "teğerli arkadaşu" Niyazi'ye başına gelenleri yazar:

Niyazicuğum. Hani benim küçük torun var ya. Geçen akşam, geturdi ödevini önüme koydi. Bi yandan da ağlay. Zaten dertlerini hep bağa açar.Dedi ki; "habunlari anliyamadum. O yüzden da yapamadum. Yarin öğretmen beni dövecek."

Dedum ki; "Ağlama uşağum, bunun içun öğretmen adam dövmez. Simdi oni çözeruk." Ne mümkün Niyazi kardaşum:

Bi tirenlan, bi otobos ayni istasyondan kalkmislar. Tiren otobostan üçte bir daha hizli gidiy. Otobos iki yerde onbeşer dakka istirahat vermis. Tiren da bi yerde durmiş, 20 dakka su almiş. Otobos saatte 60 kilometro gidiymiş. Tiren 5 saat sonra gideceği yere varmiş. Otobos ise ne vakit sonra oraya varacakmiş. Ograstum yapamadum. Uşak ağlay. Derken bubasi geldi. O da çözemedi.

Diyrum oğa ki, "damat, senun taniduğun tahsilli bi otobos şofori var ise oğa soralim, belki o bilebilur. Yahutta sabah olsun ben uşağı şoforler cemiyetine götüreyum. Onlar arasinda belki tirenle yaris etmis bi sofor vardur da bize nasihat verur." Ha, biz bi yandan da uşağa tireni tarif ediyruk. Tiren görmemis ki... Ne anasi görmis, ne bubasi. Ben da bi tek askerlukte Erzurum'dan Sivas'a gittiydum. Neysa kardasum, o gece çok kızdum. Diyeceksun ki niye? Uşak daha incir ağacından duti ayiramay; mezgiti gosteriyrum, hamsi diy; efendum, yumurtanun fabrikada yapilduğuni sanay. Biz gelduk araba yariştiriyruk.Yani efendi, otobos saatinda varsa ne olur, geç varsa ne olur? Gurbetten yolci mi bekliysun? Eğer varacagi saat onemliysa, edersun yazihaneye bi telefon, derler saga otobosun ineceği zamani.. Bu kadarluk mesele içun sabiyi subyani niye telef edersun? Uşacuklarda şarkı yok, türki yok, oyun yok; dayamis matamatigi. Ayuptur...

fıkranın devamı

Düğün gecesi sabahı, kadın kocasını incelemektedir. Birden ağlamaya başlar. Karısının ...
fıkranın devamı

Fırlamanın Biri bir adama yaklaşır : - Bayım , saatiniz kaç acabaAdam durur , paltosunun ve ce...
fıkranın devamı

Bir adam son günlerini yasiyormus. Uzuvlari meleklerin huzuruna çikmislar. Göz saygiyla ayaga kal...
fıkranın devamı

Geçmis yillarda veterinerler günümüzdeki sartlar altinda çalismiyordu. Her veterinerin bir boga...
fıkranın devamı

Bir adam son günlerini yaşıyormuş. Uzuvları meleklerin huzuruna çıkmışlar. Göz saygıyla a...
fıkranın devamı

JAPON OLMANIN FAYDALARI
-Bakkalınızdan Japon yapıştırıcısı isterken gururla " - Şu bizim yapıştırıcıdan versene" dersiniz.
-Çok kiloluysanız zayıflamak için milyonlarca lira harcamaz aksine Sumo Güreşçisi olup üstüne para kazanabilirsiniz.
- " -Adamlar yapmış ağbi! "diyerek hep kulaklarınızı çınlatırlar.
- Devleti yönetenlerin koltuklarını bırakmaları için ölmelerini beklemezsiniz.

İNGİLİZ OLMANIN FAYDALARI
- Her zaman için beyaz atlı prensin kapınızı çalma ihtimali vardır(Prens Charles! ) .
- Ve üstteki mantığa göre kaynananız bir kraliçe olabilir.
- Hiç bir baltaya sap olamazsanız, bir tamirhanede " İngiliz anahtarı "olabilirsiniz.
- İngilizceyi su gibi konuşursunuz. (!)

AMERİKALI OLMANIN FAYDALARI
- Kendinizi iyi hissetmeniz ve Amerikalı olmanın hazzını ve gazzını almak için, herhangi bir Amerikan filmini seyretmeniz yeterlidir.Eğer hala övünmekten böğ gelmemiş ve kusmamışsanız.
- Her zaman ülkeniz savaştadır ama size zarar gelmez..
- NBA maçlar ını izlemek için sabahın köründe kalkmazsınız..
- Her apartmandaki 10 kişiden 5 'i dünyayı kurtaracak güçtedir.. Düşman ister uzaylı olsun isterse bir göktaşı ... (örnek: Rambo, terminator, v.s..)

ÇİNLİ OLMANIN FAYDALARI
- Çocuğunuzun ismini tabak çanak kırıp koyabilirsiniz. Çang, Çung, Çing gibi..
- Uzaydan görülebilen tek insan eseri olan " Çin Seddi" ni gerçekleştirmiş olmanın gururunu yaşarsınız..
- Uzağı net görmek için gözlerinizi kısmanız gerekmez.
- Tek yataklı oda parası verip üç kişi yatabilirsiniz.

FRANSIZ OLMANIN FAYDALARI
-İngilizce bildiğiniz için değil, bilmediğiniz için hava atarsınız( Yani onlar öyle sanıyor) ..
- Her şeye Fransız kalabilirsiniz..
- Fransızca küfür bile etseniz şiir okuyosunuz sanırlar...

İTALYAN OLMANIN FAYDALARI
- Kaybolmazsınız. Çünkü her yol Roma'ya çıkar.
- Herkesin sırtını yaslayacak bir dayısı vardır,özellikle Sicilya dolaylarında...
- Dünya kızları, yakışıklılıkta hep sizi örnek gösterir..
- Doğan SLX fiyatına FERRARİ alabilirsiniz( Abartık ama olsun! Eee.. Böyle vergilere böyle espri!) ...

VE TÜRK OLMANIN FAYDALARI
- 2050 yılında dünyanın tek hakimi olabilirsiniz(Çünkü herkes uzaya çıkmış olacak)...
- Eğer dünyanın hakimi olursanız, uzaydan gelebilecek UFO lara taş atıp onları korkutup, kaçırabilirsiniz( UŞAK da yaşanmıştır) ..
- Restoran, lokanta gibi yerlerde masaları birleştirebilir ortaya bir salata söyleyebilir, masanın kısa bacağının altına katlanmış kağıt koyabilirsiniz...
- Otobüs, uçak, hastahane, vb. gibi cep telefonu kullanmanın yasak olduğu yerlerde gizli gizli cep telefonu ile konuşabilir, plajda cep telefonunuzu mayonuza sıkıştırabilir ve herşey çok normalmiş gibi davranabilirsiniz..
-İşsizlik, üretimsizlik, sosyal eşitsizlik, trafik canavarı, enflasyon ve sonu gelmeyen zamlarla canla başla mücadele ederek, " ülke yönetmecilik "oynayan siyasetçilere yıllarca katlanarak " Varolmanın dayanılmaz eziyeti "ve"insanoğlunun dayanıklılık gücü" konularında bilimsel araştırmalara katkıda bulunabilirsiniz...

fıkranın devamı

Medyanın sürekli gözü önünde bulunan iki insan.. İki taban tabana zıt
karakter... "Film Gibi" programı ile vatandaşı ekran başında ağlatan
yönetmen Sinan Çetin ile "Biri Bizi Gözetliyor" programında izleyenlerinin
kanını donduran Doğa Bey..

İmaj durumları
Sinan Çetin: Sadece Türkiye'nin değil dünyanın en kıllı program sunucusudur.
Ülkemizin en fazla reklam filmi çeken yönetmeni olduğu halde bir tane bile traş bıçağı reklamı işi alamamıştır. Özellikle Derby firması bu arkadaştan umudu kestiği için kendisine kin beslemektedir. Son numarası saçlarını arkadan bağlamasıdır. Milli bayramlarda beyaz kurdele takarsa şaşırtıcı olmaz..

Doğa Bey: Sinan Bey'in aksine yüzünde bir tane bile kıl yoktur.. Epilasyonu doğuştan yapılmış gibidir.. Eline bir kez bile kara saplı Derby bıçağı almamıştır.. Buna rağmen ekrana çıktığında cillop gibi ışıldar.. Onun da traş bıçağı firmalarından reklam teklifi alma şansı yoktur.. "Ne traş takımı ne makyaj takımı, ille cilt bakımı.. İlle cilt bakımı" sloganıdır..

Giyim tarzları
Sinan Çetin: Sadece siyah rengi kullandığından Neslihan Yargıcı'nın emmioğlu gibi durur.. Kıyafette seçici değildir.. Onun için siyah olduktan sonra DKNY'tan alınma bir kabanla Sivas işi keçe kepenek arasında fark yoktur.. Ayakkabıya da sıcak bakmaz ya postal türü botlar giyer veya yalınayak gezer.. Programına smokin ile çıkmasının sebebi seçiciliği değildir.. Günün birinde Komser Şekspir filmine Oscar vereceklerine inandığından kalabalık önüne smokinle çıkar..

Doğa Bey: Altında smokin pantolon, üstünde gömlekle ekrana çıkar..
Prodüksiyon amiri programın bu kadar tutacağını ummadığından smokinin ceketini almamıştır.. Pantolon belinin göğüs hizasında durması terzilik hatası değil bilinçli bir tercihtir.. Prodüksiyon amiri Onun boy atacağına inandığından pantolonu üç beden büyük seçmiştir..

Teknik kullanma
Sinan Çetin: Yakınlarına kavuşma umudu ile programa katılanlarla başarılı bir şekilde duygusal yakınlık kurar.. Temsil, programına katılan bir kadın onu tanıyınca "Evden kaçan kocam iyi ki buraya gelmedi.. Gelseydi Sinan Bey ile aramızda yaratılan büyü bozulurdu" diye düşünür.. Birbirlerine kavuşanlar ise sorunun çözülmesinden çok Sinan Bey ile yakınlaştıklarına sevinirler..

Doğa Bey: Yarışmacılarla kesinlikle duygusal yakınlık kurmaz.. Talimatlarını tekdüze bir ses tonu ile ekrandan verir.. Ekranın karşısında hiç kıpırdamadan dakikalarca durması televizyon sektörüne duyduğu saygıdandır..
Ama durumu bilmeyen seyirci Doğa Bey'in pille çalıştığını, hareketsiz kaldığı zaman da pilinin zayıfladığını sanmaktadır..

İnsani ilişkiler
Sinan Çetin: İnsanları sever, tanıdığı herkese "potansiyel sanatçı" gözüyle bakar.. Şefkatli ve vericidir.. Film çekimleri sırasında sürekli meyve yemesine rağmen artanları çalışanlara dağıtır.. İnsanlarla rahat ilişki kurar.. Yeni tanıdığı insanları hemen yemeğe davet etmesi ve onların beslenme alışkanlıklarını izlemesi en büyük zevkidir..

Doğa Bey: Onun için insan yok yarışmacı vardır.. Yarışmacıları da numaraları ile tanır.. Yüz günlük yarışma süresince sabah akşam izlediği yarışmacılara numaraları ile hitap etmesi bu yüzdendir.. Temsil "Sıfır beş Edi.. Sıfır beş Edi.." diye diye ikinci dönemde birinci olan yarışmacıyı psikiyatrislerin eline düşürmüştür ama bunda kasıt yoktur.. O yarışmada birçok Edi olabileceğini düşündüğünden tedbirli davranmaktadır..

Psikolojik durum
Sinan Çetin: Rahat ve komplekssizdir.. Kimin hakkında olursa olsun aklına geleni söyleyip rahatlar.. Sonra rahatı kaçanların tedavisine girişip aylarca zaman harcar.. Ancak onun bu rahat tavrı kolay anlaşılmaz.. Yine de tanıyan herkes ona katlanır. Özellikle yakın çalışma arkadaşları "Birgün bunun da ilacı bulunacak.." diye umutlandıklarından "Horoza yükleyin odunu, getirin sineğin budunu.." türünden talimatlarına tepki vermezler.. O bir hiperaktiftir.

Doğa Bey: Psikolojisi yoktur.. Soluk alıp verme refleksi vardır.. Hakkında söylenenlere ya da yarışmacıların kendisi için ne düşündüklerine aldırmaz.. Hakkında çıkarılan "Mustafa Topaloğlu'ndan duyduk o da uzaylıymış.." söylentilerinden etkilenmeden işini sürdürür.. O bir hiperpasiftir..

TakıntIıları var mı?
Sinan Çetin: Çekeceği filme uygun bir cümle bulmadan çalışmaya başlayamama takıntısı vardır.. "Evi ev eden avrat, yurdu yurt eden devlet.." lafını bulamadan Propaganda filmine başlayamamıştır.. Komser Şekspir'i çekmek için de aklına "Fare deliğine sığamamış, bir de kuyruğuna kabak bağlamış.." lafının gelmesini beklemiştir..

Doğa Bey: Elenecek kişiyi seçmek için görüşme odasına aldığı haftanın birincisine "Kapının kapandığından emin misiniz?" diye ısrarla sorması takıntısıdır.. Canlı yayında olduklarını, bu gizliliğe gerek olmadığını kendisi de bilir ancak sormadan duramaz.. Bir de 'üçte bir kuralını' bir yarışma boyunca en az yirmi kere hatırlatmaktan zevk alır..

Ailevi durumları
Sinan Çetin: Kalabalığı sever.. Eşi, dört çocuğu, yüzlerce yakın akrabası vardır.. Kent aşiretleri arasındaki sayısal sıralamada "Çetin ailesi" ikinci sırayı alır.. Adana'nın Cano aşiretine geçilmeyi hazmedemediği için film setlerinde ihtiyacından dört kat fazla eleman çalıştırır..

Doğa Bey: Bugüne kadar medyada kimse ile görünmemiştir.. Türkiye'nin en popüler programının yıldızı olduğu halde soyadını bilen de yoktur.. Memleketi de bilinmediği için hakkında çıkarılan "Uzaydan geldiği" söylentileri inandırıcılık kazanmaktadır.. Yine de tekdüze bir ses tonu ve sıfır mimik ile konuşması, her üç kelimede bir "mekanik olarak" es vermesi bir "android" olduğunu kanıtlamaz..

fıkranın devamı

BIRINCI DAKIKA
Sevgili günlük,
Bu sabah Hürriyet'in Kelebek ekinde sigarayı bırakmanın vücuda yaptığı olumlu etkileri anlatan bir haber okudum. Bu tarz haberlerden oldum olası tiksinmeme rağmen nedense coşup sigarayı bırakmaya karar verdim. Kararım kesin, sigarayı bırakıyorum. Bu kararımın vücuduma etkilerini gösteren tabloyu başucuma astım. İçimin zehirden temizlenmesini tabloya bakarak daha rahat hissedeceğim. Simdi masanın üzerindeki dolu sigara paketini buruşturup çöpe sallıyor ve sağlıklı gürbüz bir kişi olma yolundaki ilk adımımı atıyorum.

SEKIZINCI SAAT
Sevgili günlük,
Tabloya göre sigarayı bıraktıktan sekiz saat sonra tansiyon ve nabız normale dönüyormuş. İnanır misin, bunu hissediyorum sanırım. Tamam, tansiyon ve nabzımın bundan sekiz saat önceki halinde de anormallik hissetmemiştim, ama normale dönmesi iyi bir şey herhalde. Coşkumu paylaşmak için Teoman'ı aradım, sigarayı bırakmama "geçici Ubeyd Korbey sendromu" adini takti. "Oğlum" dedim, "bak tam sekiz saattir sigara içmiyorum, tansiyonum ve nabzım cillop gibi oldu". Bunu söyleyince kendi nabzının ve tansiyonunun da harika olduğunu söyledi, meğer sekiz saattir uyuyormuş. Y_a_v_s_a_k iste, ben ne diyorum o ne diyor. Yalnız laf aramızda, kafama takıldı gerçekten, demek ki günde sekiz saat uyuyan bir sigara tiryakisinin tansiyonu ve nabzı da günde bir kere normalleşiyor. E peki, tansiyon ve nabız günde üç kez normale dönemeyeceğine göre benim kazancım ne bu isten? Demek ki, savaşı erken bırakmayacaksın. Yoksa Teoman i_t_i_n_d_e_n ne farkım kalır? Onun tansiyonu da normal, benimki de.... Neyse, bakıcaz....

ONUNCU SAAT
Sevgili günlük,
Sigarayı bırakırken başlangıcın çok zor geçtiğini duymuştum. Hiç de değilmiş. Az önce yemek yedim, iştahım açılmış, yemeklerin tadını daha iyi aldım. Yıllardır ilk kez yemeğin üzerine sigara içmeyeceğim.

ON BIRINCI SAAT
Acaba azaltarak mi bıraksam? Sadece yemeklerden sonra içsem mesela? Yok yok, dayanmam lazım. Kuruyemişçiye gidip kabak çekirdeği alayım, oyalanırım.

ON ÜÇÜNCÜ SAAT
İki saattir aralıksız kabak çekirdeği yiyorum. Ve bir de yıldıran dejavu: "abi bu çekirdeğe elini sürünce bırakamıyorsun."

ON DÖRDÜNCÜ SAAT
Kabak çekirdeğini bırakınca yemekten sonrakine benzer bir sigara içme isteği uyandı. Çöpe attığım sigara paketini ararken telefon çaldı, Teoman mis. "Sağlığında yeni düzelmeler var mi?" diye sorup kahkaha attı. Vay ayı vaaay, sigarayla mücadelemde basarisiz olmamı bekliyor demek ki. Bu beni sinirlendirmekten çok kamçıladı. Ulan Teoman, görüşürüz bakalım. İlk isim sigara paketinin olduğu çöp torbasını evden atmak.

ON YEDINCI SAAT
Sevgili günlük,
Kendimden utanıyorum. Az önce kapıdaki çöp torbasını geri almaya karar verdim, kapıcı g.türmüs. Kararsızım, sigarayı bırakanların sinirli olmaya başladığı ve kilo aldığı söyleniyor. Şişman ve sinirli biri olup Hüseyin'e benzemeyeyim sakin?

YIRMI DÖRDÜNCÜ SAAT
Sevgili günlük,
Biliyor musun, sigarayı bıraktıktan 24 saat sonra kalp krizi riski yüzde 25 azalıyormuş. Fena değil ha, ne dersin? Teoman'ı aradım az önce, sana en fazla 15 gün veriyorum dedi. Kalp krizi riskinin azalmasından söz ettim, güldü. Gül bakalım Teoman efendi, gül... Gidip kabak çekirdeği alayım.

IKINCI GÜN
Sevgili günlük,
Dün çok kötü geçti. Kuruyemişçiye gidip bir kilo kabak çekirdeği aldım. Gazeteleri çıkmadan okusaydım keşke, Hincal Uluç kösesinin yazısını "kabak çekirdeğinin cinsel güce katkılarına ayırmış. Allahım, ya kuruyemişçi de okumuşsa yazıyı? Ulan yüz gram al çık, bir kilo niye alıyorsun? Bundan sonra o dükkanın önünden geçemem.

ÜÇÜNCÜ GÜN
Sevgili günlük,
Çok güzel bir gündeyiz. Sigarayı bırakmamın üzerinden 72 saat geçti, yani sinir uçlarım bugünden itibaren yenilenmeye başlıyor. Daha da güzeli, sevgilim geliyor. Bugün biraz sinirli gibiyim, kızın yanında arıza yapmasam bari...

DÖRDÜNCÜ GÜN
Sevgili günlük,
Dün ne güzel başlamıştı hatırlarsın, ama korktuğum başıma geldi ve sevgilimle kavga ettim. Her şey iyi başlamıştı halbuki. Bir ara dışarı çıktık, ben sosisli sandviç almak istedim, hanımefendi karşı çıktı. Neymiş, yürüyerek yemek yenilmezmiş. Durduk yerde kavga çıktı. Sonunda dayanamayıp karşıdaki lokantaya gittim ve patlıcan musakka söyledim. Garson tabağı getirir getirmez hatunun yanına koştum ve "yürüyerek yemek öyle yenmez böyle yenir" diyerek elimde tabak yürümeye başladım. Bir yandan da musakkayı yemeye çalışıyorum. kız kaçmaya başladı, ben de pesinden koşuyorum. Bir ara ağzımdan köpükler çıktığını fark edince durakladım. Elimdeki tabağı çöpe atıp eve döndüm. Sevgilimin telesekreterine not bıraktım, umarım arar.

BESINCI GÜN
Bu sabah İstikbal'den çek-yat gelecekti, öğlene kadar bekledim, ne gelen var ne giden. Birden sinirlerim tepeme çıktı, elimde odunla beklemeye başladım. Hayır, niye sözünde durmuyorsun kardeşim? Sabah dediysen sabah getir. Adamlar saat üçte geldiler, ben odunla kapıya çıkınca tedirgin olup kaçtılar. İstikbal'i arayıp siparişi iptal ettim, Yataş'ı var Mobella'si var canim, banane yani...

ALTINCI GÜN
Sevgilim aradı, bana çok kızgın olduğunu söyleyip bir çuval zır zır yaptı. Zaten ona moralim bozuk, bir de Teoman gelip karşımda fosur fosur sigara içmesin mi? Dumanı suratıma üflediğinde çaktırmamaya çalışarak içime çekmeye çalıştım. Ulan özlemişim be...

YEDINCI GÜN
Kabul etmem gerekir ki bugün çok sinirliydim. Gevşemek için televizyonu açıp belgesel izlemeye başladım. Discovery Channel'da Timsah Avcısı diye bir lavuk var, 10 dakika dayanamadım herife. Eline bir yılan almış, yılan çıtır çıtır ısırıyor, bu gevrek gevrek gülüyor. Neymiş, yılan zehirsizmiş. Ya arkadaşım, zehirsiz diye ne bu yani? National Geographic'i açıyorum, zürafalar var, daha iyi. Ama zürafalardan, Mary ve ailesi diye söz ediliyor. Allah belanızı versin hepinizin. Süt içip uyumaya karar veriyorum, süt şişesinin üzerine "lütfen çalkalayınız" yazmışlar. Çal-ka-la-mi-yo-rum. Mecbur muyum lan sizin şişenizi temizlemeye. Para almasını biliyorsunuz essogluessekler sizi be!

SEKIZINCI GÜN
Aksam arkadaşlarla bira içmeye gittik. Bu insanlar ne kadar anlayışsız var ya günlük, aklin oynar. Ulan zaten sigarasız bira içiyorum, beynim sulanmış, hala üzerime geliyorlar. Masada ideolojik hadise çıktı, dışarı kadar uzadı. Tartışma sorun değildi de "sigarayı bıraktığından beri kilo aldın lan koca g.t" deyince dayanamayıp kafa attım Teoman'a. Yapmasam iyiydi.

SEKIZINCI GÜN
Teoman arayıp bir daha benimle görüşmek istemediğini söyledi. Çok umurumdaydı lavuk. Gereken cevabi verdim zaten. Bu arada, gazetede okudum yine. Sigarayı bırakmanın çeşitli yöntemlerinden bahsediyordu. Azaltarak bırakma ve marka değiştirerek bırakma maddeleri ilgimi çekti. Acaba? Ama yok yok, bu kadar dayandım, gerisini getirmek lazım.

DOKUZUNCU GÜN
Sevgili günlük,
Sana ne zamandır sevgili günlük diye seslenmediğimi fark ettim. Oysa sen bu dünyada beni anlayan tek varlıksın, tek dostumsun. Bugün ne oldu biliyor musun, sevgilim beni terk etti. Alçak kadın, manyaklaştığımı söyleyip ayrıldı benden. Bu arada kabak çekirdeğinin b.kunu çıkardım, her tarafımda sivilce çıktı.

ONUNCU GÜN
İki gün önce, sigarayı bırakmanın çeşitli yöntemlerinden söz etmiştim. Ben iki yöntemi
birleştirip hem marka değiştirdim hem de azalttım. Günde üç tane yemeklerden sonra Parliement içiyorum. O kadar zaman sonra ilk içilen sigaranın bir güzel kafası var, şaşırırısın.

ON BIRINCI GÜN
Kendime bir iyilik yapıp sigarayı beşe çıkardım. Ha üç, ha beş. Eskiden günde bir paket içiyordum, simdi beş tane içiyorum. Yine kazançlıyım yani...

ON IKINCI GÜN
Bugün gazetede Amerika'da yapılan bir araştırmayla ilgili haber okudum. Habere göre günde 10 taneye kadar sigaranın çok fazla zararı yokmuş. Üstelik sigaranın markasını değiştirmekten falan bahsedilmiyordu. Madem öyle günde 10 tane Camel içebilirim.

ON ÜÇÜNCÜ GÜN
Sevgilimi ve Teoman'ı arayıp özür diledim. Sevgilim, bir süre daha görüşmek istemediğini söyledi. Ağzımdan köpükler çıkarken koşturduğum sahneyi unutamıyormuş. Haklı kız, bir şey söyleyemedim. Teoman aramızda geçen hadiseyi sigaraya yordu, ona göre yavaş yavaş sigara içmeye başlayınca beynim tekrar faaliyete geçmiş. Neyse barıştık ve yarin aksam buluşmaya karar verdik.

ON DÖRDÜNCÜ GÜN
Teoman'la ocak başına gittik. İçtiğim sigaraları saymadım. Teoman'ın da dediği gibi, sigaranın zararlarını bilerek içiyorum, kime ne? Sana da soruyorum günlük, sanane?

ON BESINCI GÜN
Püfür püfür içiyorum sigaraları. Bir de, "sigaraya tekrar başlayınca ne olur" tablosu yapmaya başladım. Sevgilim de bir daha sigarayı bırakmayacağım sözünü verince geri döndü. Elveda günlük, bir daha isim olmaz seninle.
fıkranın devamı

1 - Sizin Kizdan Ne Haber?

Iki aile varmis ve her iki ailenin de birer kiz çocugu varmis. Birgün misafirlikte
sohbete baslamislar;
-Eee sizin kizdan ne haber?..
-Valla iste ne olsun biliyorsunuz ise girdi geçen sene. Basini kasiyacak vakti
yok. Ilk baslarda geceleri fazla mesai yapiyordu. Sonra hafta sonlari da
çalismaya basladi. Patronu çok sevmis her isi ona veriyormus. Derken Ankara
seyahatleri basladi. Bizimki çanta sekreter gibi patron nereye o oraya.
Sonra Paris seyahatleri filan en sonundabu is böyle olmayack dediler, patronu
ev tuttu. Deli gibi çalisiyor evladim. Ee , peki sizinki ne alemde?
-Valla bizimki orospu oldu, ben sizin kadar güzel anlatamiyorum...



2 - Tüleyman

Ögretmen bir gün ögrencilerine söyle bir soru sormus :
- Insanlarda istem disi çalisan sey nedir ?
Ögrencilerden biri parmak kaldirip cevap vermis :
- Tik tir hocam...
Ögretmen soruyu bilen ögrencisine :
- Aferin oglum senin adinne? diye sormus.
Ögrenci :
- Tüleyman hocam... demis...



3 - Emeklilik

Bir adam son günlerini yasiyormus. Uzuvlari meleklerin huzuruna çikmislar.
Göz saygiyla ayaga kalkmis, kibarca söze baslamis :
-Efendim... Sizden bir ricam var. Emekliye ayrilmak istiyorum. Yetmis yildir
görmekten yoruldum...
Göz sözlerini bitirdikten sonra sirayla, kulaklar ve ayaklar söz alip emekliliklerini
istemis. Derken arkadan çok kisik bir ses duyulmus :
- Asil emeklilik benim hakkim!..
Melekler öfkeyle bagarmis :
- Ayaga kalkip konussana saygisiz...
-Ayaga kalkacak güçte olsam, emekliligimi ister miydim hiç?..



fıkranın devamı

Bir adam son günlerini yasiyormus. Uzuvlari meleklerin huzuruna çikmislar.
Göz saygiyla ayaga kalkmis, kibarca söze baslamis :
-Efendim... Sizden bir ricam var. Emekliye ayrilmak istiyorum. Yetmis yildir
görmekten yoruldum...
Göz sözlerini bitirdikten sonra sirayla, kulaklar ve ayaklar söz alip emekliliklerini
istemis. Derken arkadan çok kisik bir ses duyulmus :
- Asil emeklilik benim hakkim!..
Melekler öfkeyle bagarmis :
- Ayaga kalkip konussana saygisiz...
-Ayaga kalkacak güçte olsam, emekliligimi ister miydim hiç?..
fıkranın devamı

Bir adam son günlerini yaşıyormuş.
Uzuvları meleklerin huzuruna çıkmışlar.Göz saygıyla ayağa kalkmış, kibarca söze başlamış.
-Efendim... Sizden bir ricam var.Emekliye ayrılmak istiyorum.Yetmiş yıldır görmekten yoruldum.
Sırayla kulaklar,ayaklar söz alıp emekliliklerini istemiş.Derken arkadan çok kısık bir ses duyulmuş:
- Asıl emeklilik benim hakkım!Melekler öfkeyle bağırmış.
- Ayağa kalkıp konuşsana saygısız.
- Ayağa kalkacak güçte olsam,emekliliğimi ister miydim hiç?

fıkranın devamı

İyi giyimli bir işadamı yolda yürürken , yanına 9-10 yaşlarında bir çocuk yaklaşır :
- Bayım , saatiniz kaç acaba
Adam durur , paltosunun ve ceketinin düğmelerini açar, yelek cebinden saatini çıkarır, bakar ve :
- Üçe çeyrek var , genç adam .. der.
- Teşekkürler, der çocuk
- Lütfen saat tam üçte gelip kıçımı yalar mısınız?
Adamın tepesi atar , caddelerde nefes nefese çocuğu kovalamaya başlar . Ancak birkaç dakika sonra eski bir arkadaşına rastlar ve durmak zorunda kalır .
- Hayırdır ?, der. Arkadaşı:
- Sorma, der adam nefes nefese ,
- P..in biri geldi saati sordu. Üçe çeyrek var dedim. O da "Saat tam üçte gelip kıçımı yalar misin " dedi, Onu kovalıyorum.
- Anladım da birader, der arkadaşı ve devam eder:
- Bu acele niye ? Daha on dakikan var!
fıkranın devamı

Trabzonlu Temel Ağa'nin sevgili torunu Eda'ya verilen ödev ile başı derttedir...Eskişehir'e göç eden arkadaşı Niyazi'ye başına gelenleri yazar:
- Niyazicugum. Hani benim küçük torun var ya.
Geçen akşam, geturdi ödevini önüme koydi. Bi yandan da ağlay. Zaten
dertlerini hep bağa açar.
Dedi ki;
- Ha bunlari anliyamadum. O yüzden da yapamadum. Yarın öğretmen beni dövecek.
Dedum ki;
- Ağlama uşağum, bunun içun ögretmen adam dövmez.. Şimdi oni çözeruk. Ne mümkün Niyazi kardasum Bi tirenlan, bi otobos ayni istasyondan kalkmışlar. Tiren otobostan üçte bir daha hizli gidiy. Otobos iki yerde onbeser dakka istirahat vermis. Tiren da bi yerde durmiş, 20 dakka su almis. Otobos saatte 60 kilometro gidiymiş. Tiren 5 saat sonra gideceği yere varmış. Otobos ise ne vakit sonra oraya varacakmış. Ograştum yapamadum. Usak aglay. Derken bubasi geldi. O da çözemedi. Diyrum oğa ki,
- Damat, senun taniduğun tahsilli bi otobos şofori var ise oğa soralim, belki o bilebilur. Yahutta sabah olsun ben uşaği şoforler cemiyetine götüreyum. Onlar arasinda belki tirenle yarış etmiş bi şofor vardur da bize nasihat verur.
Ha, biz bi yandan da uşağa tireni tarif ediyruk. Tiren görmemiş ki... Ne anasi görmis, ne bubasi. Ben da bi tek askerlukte Erzurum'dan Sivas'a gittiydum. Neysa kardaşum, o gece çok kizdum. Diyeceksun ki niye? Uşak daha incir ağacindan duti ayiramay; mezgiti gosteriyrum, hamsi diy; efendum, yumurtanun fabrikada yapilduguni sanay. Biz gelduk araba yariştiriyruk. Yani efendi, otobos saatinda varsa ne olur, geç varsa ne olur? Gurbetten yolci mi bekliysun? Eğer varacagi saat onemliysa, edersun yazihaneye bi telefon, derler saga otobosun inecegi zamani.. Bu kadarluk mesele içun sabiyi subyani niye telef edersun? Usacuklarda şarki yok, türki yok, oyun yok; dayamiş matamatiği. Ayuptur..
fıkranın devamı

Bir adam son günlerini yaşıyormuş.Uzuvları meleklerin huzuruna çıkmışlar.Göz saygıyla ayağa kalkmış, kibarca söze başlamış.
-Efendim... Sizden bir ricam var.Emekliye ayrılmak istiyorum.Yetmiş yıldır görmekten yoruldum.
Sırayla kulaklar,ayaklar söz alıp emekliliklerini istemiş.Derken arkadan çok kısık bir ses duyulmuş:
- Asıl emeklilik benim hakkım!
Melekler öfkeyle bağırmış.
- Ayağa kalkıp konuşsana saygısız.

- Ayağa kalkacak güçte olsam,emekliliğimi ister miydim hiç?
fıkranın devamı

Geçmis yillarda veterinerler günümüzdeki sartlar altinda çalismiyordu.Her veterinerin bir bogasi olurdu. Bogasini yanina alan veteriner köy köy dolasir tohumlanmasi gereken inekleri bogasiyla tohumlardi.Dolastigi köylerden birinde oldukça fazla inek olmasi nedeniyle artik boga güçten düsmüs bitkin bir haldedir.Veteriner bakar ki bir kaç inek kalmis, bogasinin alnini kasiyarak hadi aslanim benim hadi ha gayret diye oksar ve inekleri tohumladiktan sonra köyden ayrilir.
Aradan yillar geçer ve veteriner tohumlama için gerekli malzemelerini çantasina koyarak ayni köye tekrar yolu düser.Bir bakarki köydeki bütün erkeklerin kafasinda saç kalmamis.Merak eder ve siradan bir köylüye;
-"Hayirdir ne oldu böyle bütün köydeki erkeklerin saçlari dökülmüs, bir hastalik falanmi var?"

-"Sorma veteriner bey hani sen daha önce boga ile geldiginde senin bogaya yaptiklarini köyden kadinlar görmüsler o günden beri hanimlar kafamizi oksaya oksaya basimizda saç birakmadilar."
fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama