İşin Fıkraları

loading...

Tam akıl hastahanesinin önünde birini tekeri patlar. Şöfor dörtlüleri yakar. Reflöktörleri kor. Krikoyu vurur. Tekeri söker. Bir deli de bunu izlemektedir. Aksilik ya takar sağlam lastiği, derken bijonlar hoop lagara. Uğraşır ölçer biçer bijon imkanı yok. Deli: -Ne o birader, hayrola? der. -Bi git yaw işine der. -Tamam sen bilirsin der deli. Adam üzülmesin diye. Bijonlar der. Lagara düştü. Kaldık der. 30 km yürünmez ki. -Kaç tekerin var der deli -4 -Al her tekerden 1 bijon idare et. Adamın çok hoşuna gider bu fikir. Her tekerfen 1 er bijon alır. Takar. Krikoyu alır. Reflektöre giderken delinin hâla baktığını görür. -Sağol hemşerim. Benim bile aklıma gelmedi. Sen burda ne iş? -Oğlum biz burda gelilikten yatıyoz. Salahlıhdan değil. :)
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca, bahçesindeki tadı bal gibi olan o güzelim incirlerini toplar. Satmak için pazara götürür.


- Bal bunlar bal!!! Bal gibi incirler! diye bağırmaya başlar.

O sırada bir kadın çıkagelir. Hoca'ya:

- Hoca Efendi, Ben komşunuz falanın karısıyım. Eğer veresiye verirseniz alayım... der.

Hoca razı olur. İncirleri tartar. Bu arada nezaket olsun diye kadına da bir tane uzatır.

- Hanım! İncirlerim çok güzeldir. Ye de tadını gör! 

Kadın uzatılan inciri almak istemeyerek:

- Teşekkür ederim Hoca Efendi! Oruçluyum. Altı yedi sene evvel hastalanmış ve orucumu hozmuştum. Bugün borcumu ödüyorum!... der. Bunu duyan Hoca:

- Haaaaa!! Öyle mi? Öyle ise Hanım bana gücenme. Ben de veresiye verecek mal yok! Allah'ın alacağını altı yedi senede ödeyen, benim alacağımı kim bilir ne vakit verir? der ve kadına incir satmaktan vazgeçer.

ÖĞÜTLER

Nasreddin Hoca, insanları tanımanın bir yolunun da alışverişten geçtiğini bilir. Kişileri ele alırken onların Allah'ın emirlerini ne kadar yaptığını gözler. Çünkü hakikaten Allah'tan korkan ve ibadetini yapan, kul hakkına da dikkat edecek, borcuna vefa, tartıda hile yapmama, verdiği sözde durma gibi hasletleri de olacaktır.

* "Hırsız, cesaret göstereyim derken, hırsızlığını söyler." Kadın, Hoca'ya dindarlığını göstermek isterken önceki borcunu daha yeni ödediğini ağzından kaçırır.

Bu hikayedeHoca, oruç tuttuğunu, namaz kıldığını, babasının hoca olduğunu söyleyerek insanları kandırmaya çalışan açıkgözlerin tehlikesine dikkat çeker. Bu gibi fırsat düşkünleri, sizin nezdinizde kendilerine bir "prestij" sağlamayı umarlar. Fakat unutulmamalıdır ki kişinin kendisinin samimiyeti ve doğruluğu herşeyden önemlidir. Çünkü mezara herkes yanlız girecek ve hesabını yanlız verecektir.

RESİMLİ NASREDDİN HOCA - MÜRŞİDE UYSAL

fıkranın devamı

Bir yaz günü nasretin hoca biraz serinlemek için ceviz ağcının gölgesine oturmuş biraz ilerdeki kocaman helvacı kabakları kendi kendine şu allahın işine bak, otur üstüne kos koca kabak yerleştiriyor şu dalları yere göge uzanmış bir evlilik yer tutan ceviz ağcının meyveleri ufacık diye düşünürken tam o sırada başına ceviz düşmüş ah başım diyerek yerinden fırlamış hoca tövbe ya rabbim bir daha senin işine asla karışmam ya ağaçtan ceviz yerine kabak yetişseydi demiş
fıkranın devamı

Yorgan Kavgası Bir gece sabaha karşı Hoca’nın evinin önünde patırtı gürültü ayyuka çıkmış. Hoca bakmış birkaç kişi kıyasıya kavga ediyor. Hemencecik yorgana sarındığı gibi dışan fırlayıp adamları ayırmaya kalkmış. Kalkmış kalkmasına da herifler kavgayı bırakıp Hoca’nın sırtından yorganı kaptıkları gibi tüymüşler. Hoca otuz iki dişi mızıka çalarak eve dönmüş. Tir tir titreyen Hoca’ya karısı uykulu bir sesle sormuş: - Kavga ne oldu? - Ne olsun, demiş Hoca, yorgan gitti, kavga bitti! umarım işinize yarar kardeşlerim:))
fıkranın devamı

NOGAY ŞAYI... Aklını coytkan Tatar Ruh Sağlığı Hastanesinde iyileşken dayın turur... Hekimler ; -Aklıgını coytkan edin ; biraz aruvsun...Seni mından cibereyik...dep aytarlar... Tatar bek süyünür... Hekimler, aklını coytkan ama aruv bolganına inandıkları Tatarga sorganlar ; -Mından ketgende, dışarıda ilk iş ne yasıycaksın? Derler.. -Bek özledim...Nogay Şayı içecekmen...der... Hekim sorgan; -Kayday yasanır NOGAY ŞAYI? Aklını coytkan tatar başlar anlatmaga ; -Bır tencerege su kuyorman...İşine şay atarman...İçine süt katarman...İşine karabiber, tahaan , taze yağı da kuyup içermen... Hekimler ; -Bu akay coytkan aklını taaa tabamagan ...der... Tatarı hastaneden cibermegenler...
fıkranın devamı

birgün temel para için yüzme yarışına katılır yüzer yüzer taa bitişin ucuna gelir ''aman çuk yuruldum daha geri gideceum''der
fıkranın devamı

Temel askerde biraz tembel.. Sabah içtimasından kaytarıp bir ağacın altına yatar.
-Ancak biraz sonra yakalanır. Komutan yanına çağırır.
-Mesleğin nedir?
-İnşaat kalfaluğu yapayurum komutanım
fıkranın devamı

Nezaket dersi veren öğretmen; "Çok lüks bir restoranda mükemmel bir kız arkadaşla yemekteyken, çişinizin gelmesi durumunda ne dersiniz" diye erkek öğrencilere sormaya başlar. Erkek öğrencilerde sırayla cevap verirler. İlk öğrenci direk dürüst bir şekilde "Çişim geldi, bi tuvalete gidiyorum" der. Ögretmen şaşırır, "Çok ayıp" der ve ikinci ögrenciye yönelir. İkinci öğrenci bakar ne desem diye, sonra der ki; " Benim bi tuvalete gitmem lazim.". Öğretmen daha memnun olur ama yeterli gelmemiştir. Sıra üçüncü öğrenciye geldiğinde öğrenci sırasından kalkar, gözlerini kısar, karizmatik bakışlarla "Bebeğim, benim eski bi arkadaşımla tokalaşmam gerekiyor, hemen donerim. Hem yemekten sonra seni de tanıştıracağım." der...
fıkranın devamı

Çerez tabağı teoremi-1 Galatasaray Lisesi’nden bir arkadaşım hâlâ evlenemedi. Geçenlerde “Yeter artık evlen, evlen de çoluk çocuk sahibi ol” dedim. Aşağıdaki teoriyi aktardı: Bir kuruyemiş tabağı kalabalık bir grubun önüne geldiği zaman sırasıyla önce antepfıstıkları, ardından bademler, sonra fındıklar gider. En sona beyaz ve sarı leblebiler kalır. Eğer belli bir yaşa kadar evlenmemişsen de durum farklı olmaz. Ya kalan leblebiler ve ayçekirdekleri ile idare edersin ya da olur ya bir fıstık bulurum diye tabağı karıştırır durursun.. Çerez tabağı teoremi-2 Geçen hafta bir türlü evlenemeyen bir arkadaşımın, ileri yaşta evlenmekle, çerez tabağı arasındaki benzerliği anlatan görüşlerini aktarmıştım.Bu yazı üzerine, bazı okurlarımdan eklemeler geldi. Ben tabakta en sona kalanların sarı ve beyaz leblebiler olduğunu yazmıştım. Mektep arkadaşım Merih Tüzün şöyle yazmış: “Sevgili Fatih, aynı tabakta ucu açılmamış kabuklu Antep fıstıkları da kalır. Herkes bir eller, bakar ama kimse açmaya cesaret edemez, tabağa geri bırakır. Onlara ulaşmak cesaret ister. Dişine güveneceksin kıracaksın ki, içinde gizlediği lezzete ulaşabilesin. Ama risklidir, dişini kırabilirsin.” Not : Fatih Altaylı’nın köşesinde epey bir zaman önce yazılmış ve oradan da internet alemine akmış bir yazıdır.
fıkranın devamı

Kadının biri dolabından gelen gıcırtıyı kesmesi için eve marangozu çağırır marangoz bakar ama bir sorun bulamaz dolap gıcırdamıyordur ve sorar -Abla bu dolabın bir şeyi yok ne yapayım? Kadın: -Normalde gıcırdamıyor zaten yoldan otobüs geçerken gıcırdıyor sen şimdi dolabın içine gir otobüs geçerken bakarsın. der -Adamda tamam der başlar be…klemeye. Bir müdedt sonra kadının kocası eve gelir üzerini değiştirmek için dolabın kapağını açınca birde ne görsün içinde bir adam hemen sorar. -Ne işin var senin benim dolabımda… Adam: -Abi nedesen haklısın şimdi sana otobüs bekliyorum desem inanmazsın
fıkranın devamı

bir gün bir adam lakantaya gitmiş neden se üstünde para yokmuş ve diğer adamda karşısına oturarak kisibir corba içecekmişki adam anlamış parası olmadığını adam demiski senin paran yok demi adam ise evet der hadi çorbalar benden osun lokantanın sahibi onun içmesini bekler niye bekliyorsun be adam çişim geldi git yap tuvalet nerde ağzımın içinde töbe töbe görmüyomusun koskocaman tabela heeeeeeeeeeeeee desene adam çişini yapar gelir adam çorba içmesini beler niye içmiyosun be adam sen içki içeyim niye ya çorbanın içinde zehir varsa
fıkranın devamı

Konfüçyüs"e sordular: "Bir ülkeyi yönetmeye çağrılsaydınız yapacağınız ilk iş ne olurdu?" Büyük filozof, şöyle cevap verdi:
fıkranın devamı

Akşehir’in en iyi avcılarından biri, silâhını kuşanmış, ava gitmiş. Her ava gidişinde birkaç tane kurt da vurmaktaymış....
fıkranın devamı

Hoca’nın yanında seslice yellenen biri, kabahatini örtbas edebilmek için ayağını tahtaya sürtmeye başlamış. Hoca gülüms...
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca kabir hayatını uzun uzun anlatmağa çalışmış. Mevta kabre konulduğunda, sorgu melekleri gelirler; “-Rabbi...
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca bir gece telâşla karısını uyandırmış:- “Aman hanım, çabucak şu gözlüklerimi ver de uykum açılmadan gözüm...
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca’nın evine hırsız girmiş. Bir şeyler çalmış, evden çıkmış kaçarken birisi fark edip içeriye seslenmiş;- &...
fıkranın devamı

Kasabanın Subaşı’sı Bir leylek vurmuş. Leyleğitahnît etmek, yâni içini boşaltıp, kurutup, tekrar doldurarak rafına koym...
fıkranın devamı

Birisi Akşehir Gölü’ne girip boy abdesti alacakmış. Nasreddin Hoca’ya sormuş;- “Abdest alırken ne yana döne...
fıkranın devamı

Hoca kızını gelin etmiş. Düğünden sonra damat tarafı gelini ata bindirip götürmekteymiş. Epeyce ilerlediklerinde Hoca arkalar...
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca’nın saliha bir kadın olan hanımı ölmüş. Defnetmişler. Hayat devam ediyor, herkes işinde, gücünde. Bir ay...
fıkranın devamı

Hoca ile Timur hamamda yıkanıyorlarmış. Timur sormuş :- “Hoca, bana kaç akçe değer biçersin?”- “Kırk akçe&#...
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca yemeği ısıtmak için ocağı yakmak istemiş. Çıra, çalı-çırpı kullanmışsa da odunlar bir türlü tutuşmamış. Tutuşs...
fıkranın devamı

Adamın biri bir yaz günü köy yolundan giderken çok susamış.Önünden geçtiği bostanda koca koca karpuzları görmüş. Bir karpuz k...
fıkranın devamı

Hoca öküzleriyle çift sürüyormuş.O sırada öküzleri sabana bağlayan kayışlardan biri kopmuş.Hoca, kopan kayışın yerine sarığın...
fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama