İlaç Fıkraları

loading...

temel bir gün doktora gitmiş.doktor ona ilaç yazmış.temelde o sırada isalmış.eczaneye gidip ilaçları almış ve tam eczaneden çıkacak ken tuvaleti gelasi tutmuş temelturarım diye düşünmüş ve tumamış.sonra kaşısına bir adam çıkmış ve sormuş -acaba eczane nerede diye sormuş.temel de: -şu sarı çizgiyi takip et bulursun demiş
fıkranın devamı

Adamın biri eczaneye gider viagra ister ne kadar der eczacı 20 tl der. müşteri cebinden 200 tl çıkarır ecqazacı bozuğum yok der karşıdaki komşum büfeciden bozdur gel der.uyanık müşteri büfeciye gider derki eczacı gönderdi 200 tl istio acil sizden der büfeci şaşırır eline 200 tl alıp camdan gözgöze gelir eczacıyla 200 tl yi gösterir adamı gösterir eczacıda okey işareti yaparak büfeci parayı adama verir.adam eczacıdan ilacı alır 20 tl yi verir tabi 200 tl kazık atmıştır ikisine de.neyse bu olay akşam anlaşılır iş iişten geçmiştir.ertesi gün eczaneye başka bir müşteri gelir viagra varmu der eczacı var der 20 tl der .müşteri tamam alıcam ama ilaç çabuk tesir gösterirmi diye sorar.eczacı derki hemşerim sen ne diyosun dün bi müşteri geldi daha viagrayı yutmadan hem beni sikti hemde karşı büfeciyiiiiiii.
fıkranın devamı


Bir kadın ve bir erkek doktorun özel muayenehanesine giderek vizite ücretin öderler ve muayene olmak istediklerini söylerler.
Doktor; anlatın bakalım neyiniz var?
Adam; doktor bey, ben 15 yıllık evliyim fakat bugüne kadar karımı hiç mutlu edemedim. Sağlıklı bir cinsel ilişkimiz olmuyor.
Doktor çifte şöyle bir bakar ve masanın çekçecesinden çıkardığı bir tane hapı erkeğe uzatarak; "bunu yut ve arka odaya gidip deneyin"
Adam hapı alır ve yanındaki kadınla birlikte doktor muayenehanesinin arkasındaki odaya geçerek sağlıklı bir şekilde işini görür ve mutlu bir ifadeyle çıkarlar, doktora da teşekkür ederler.
Doktor çiftin mutluluğunu görünce dayanamaz ve; "Aslında bu bir doktor sırrı, söylenmez ama yine de ben size bir sır vereyim. Sizin hiç bir şeyiniz yok. Sadece psikolojik. Çünkü size verdiğim ilaç Aspirin'di."
Adam sırıtarak; "Doktor bey, bende size bir sır vereyim mi? Bu kadın benim karım değil, yatacak yer bulamadık da.

fıkranın devamı


TEMEL BİR GÜN ECZANEYE GİRMİŞ TAVUK VARMİ HEMŞERİM DEMİŞ ECZACI:KARDEŞİM TAVUK OLMAZ BURDA BAK İLAÇ SATAYRUK DEMİŞ
TEMEL ERTESİ GÜN TEKRAR GİDİP TAVUK VAR MI DEMİŞ ECZACI :LA OĞLUM BENİM BAŞIMI BELAYA SOKMA YOK OLMAZ BURDA DEMİŞ TEMEL NE KIZAYSIN MADEM YOKTU SENDE CAMA YAZ BURDA TAVUK YOKTUR DİYE DEMİŞ ADAM KOCA ECZANEYE YAZMIŞ BURDA TAVUK YOKTUR DİYE...
TEMEL ERTESİ GÜN GELMİŞ TAVUK NE ZAMAN GELCAK HEMŞERİM DEMİŞ



fıkranın devamı


TEMEL BİR GÜN ECZANEYE GİRMİŞ TAVUK VARMİ HEMŞERİM DEMİŞ ECZACI:KARDEŞİM TAVUK OLMAZ BURDA BAK İLAÇ SATAYRUK DEMİŞ
TEMEL ERTESİ GÜN TEKRAR GİDİP TAVUK VAR MI DEMİŞ ECZACI :LA OĞLUM BENİM BAŞIMI BELAYA SOKMA YOK OLMAZ BURDA DEMİŞ TEMEL NE KIZAYSIN MADEM YOKTU SENDE CAMA YAZ BURDA TAVUK YOKTUR DİYE DEMİŞ ADAM KOCA ECZANEYE YAZMIŞ BURDA TAVUK YOKTUR DİYE...
TEMEL ERTESİ GÜN GELMİŞ TAVUK NE ZAMAN GELCAK HEMŞERİM DEMİŞ

fıkranın devamı


Doktor, muayenehaneye ilk kez gelen hastadan 50 bin, sonraki muayenelerde 30 bin lira alıyordu. Bunu öğrenen Kayseri`li, muayeneye ilk gidişinde:
-İşte yine geldim doktor bey'dedi. Doktor soyunmasını söyledi. Muayene etti, ücretini aldı,
-Sağlığınız düzeliyor. Aynı ilaçları kullanmaya devam edin!

fıkranın devamı


Tavsan bir gün bir eczaneye girer. Karsisinda duran eczaciya sorar :
- Havuç var mi havuç havuç?
Bunun üzerine eczaci :
- Malesef biz sadece ilaç satiyoruz, der.
Bunun üzerine tavsan disari çikar. On dakika sonra tekrar gelir;
- Havuç var mi havuç havuç, der. Eczaci :
- Az öncede söyledigim gibi biz sadece ilaç satiyoruz ama manav iki sokak
arkada, der.
Tavsan yine disari çikar ama tekrar tekrar girip çikmaya devam eder. Ancak
duruma daha fazla katlanamayan eczaci tavsana tekrar gelip havuç isterse
allah yaratti demeyip agzini burnunu kiracagini, bütün dislerini dökecegini
söyler. Aradan 10-15 dakika gecmeden tavsan yeniden damlar. Fakat eczacida
artik dayanma gücü kalmamistir ve tavsanin bütün dislerini döküp eline verir,
arkasindan da bir tekme kapi disari atar. Eczaci kurtuldugundan emindir. Tam
arkasina yaslanip derin bir nefes alacakken bir sesle irkilir;
- Havuj juyu vay mi havuj suyu havuj juyu?

fıkranın devamı


Bir kadın ve bir erkek doktorun özel muayenehanesine giderek vizite ücretin öderler ve muayene olmak istediklerini söylerler.
Doktor; anlatın bakalım neyiniz var?
Adam; doktor bey, ben 15 yıllık evliyim fakat bugüne kadar karımı hiç mutlu edemedim. Sağlıklı bir cinsel ilişkimiz olmuyor.
Doktor çifte şöyle bir bakar ve masanın çekçecesinden çıkardığı bir tane hapı erkeğe uzatarak; "bunu yut ve arka odaya gidip deneyin"
Adam hapı alır ve yanındaki kadınla birlikte doktor muayenehanesinin arkasındaki odaya geçerek sağlıklı bir şekilde işini görür ve mutlu bir ifadeyle çıkarlar, doktora da teşekkür ederler.
Doktor çiftin mutluluğunu görünce dayanamaz ve; "Aslında bu bir doktor sırrı, söylenmez ama yine de ben size bir sır vereyim. Sizin hiç bir şeyiniz yok. Sadece psikolojik. Çünkü size verdiğim ilaç Aspirin'di."
Adam sırıtarak; "Doktor bey, bende size bir sır vereyim mi? Bu kadın benim karım değil, yatacak yer bulamadık da.

fıkranın devamı


Kadının biri doktora gitmiş.

-"Doktor bey, bacağımda leke çıktı" demiş.

Doktor kadının bacağında, vajinasına yakın bir yerdeki lekeyi incelemiş daha sonra bir parça pamuğa bir ilaç döküp bu ilaçla lekeyi yok ettikten sonra

-"Tamamdır bayan" deyip parasını almış.

Kadın teşekkür ederek ayrılmış. 2 gün sonra aynı kadın yine gelmiş.

-"Doktor bey yine çıktı aynı leke" demiş.

Doktor yine aynı yöntemi kullanarak lekeyi yok etmiş ve kadın teşekkür ederek ayrılmış.

Bu belli süre hep böyle devam etmiş kadın 2-3 günde bir doktora geliyormuş. En son geldiğinde doktor çok sinirliymiş. Kadını koltuğa oturtmuş dizlerinin üzerine çökmüş lekeyi temizlemeye koyulmuşken bir yandan da kadına sormuş :

-"Hanım hanım senin kocan marangoz mu ?"

-"Evet nerden bildiniz ?"

-"Söyle o salağa bir daha ki sefere vajinanı yalarken kulağının arkasındaki kalemi çıkartsın.."

fıkranın devamı

Köylü adam doktora gitmis, Muayene bitip sira ödemeye gelince doktora ;Doktor bey ben size bir so...
fıkranın devamı

Bir kadın ve bir erkek doktorun özel muayenehanesine giderek vizite ücretin öderler ve muayene o...
fıkranın devamı

Baki'ye dostları kaç çeşit dost olduğunu sorarlar. Baki "Üç çeşit" der ve ekler:-Bir dost v...
fıkranın devamı

Birgün 3 arkadaş sikleri çok küçük olduğundan ilaç almaya doktora gitmişler siklerini büy
fıkranın devamı

Bir USA Askeri Birliğinde açının yemekleri yüzünden millet hemoroid olmuş. Tam 107 kişi yata...
fıkranın devamı

Temel fena halde hastaymış. Hastalığı hemoroid. Kasaba doktoruna gidiyormuş, bir süre verdiğ...
fıkranın devamı

Kulakları duymayan bir adam hastanede yatan bir arkadaşını ziyarete gitmek istemiş.Düşünmü
fıkranın devamı

Dursun yurt dışında birçok limana uğrayarak dolaşan gemiye tayfa olarak giriyor.İlk seferi ol...
fıkranın devamı

Doktor, muayenehaneye ilk kez gelen hastadan 50 bin, sonraki muayenelerde 30 bin lira aliyordu. Bunu...
fıkranın devamı

Pansiyoncu kadının evinde genç bir erkekle genç bir bayan oturuyordu. Pansiyoncu kadın sabaha k...
fıkranın devamı

Bir gün babasi çocugunu eczaneye gönderir ve viyagra almasini söyler. Çocuk kosar adimlarla ecz...
fıkranın devamı

Kadının biri doktora gitmiş.-"Doktor bey, bacağımda leke çıktı" demiş.Doktor kadının baca...
fıkranın devamı

Ahmet sarayın hizmetkarlarından biri.. Yıllardır Kraliçeyi görür ve onun gögüslerine hayra...
fıkranın devamı

Dün gece yine ölümle burun buruna geldim.

Kendime bir zarar geleceginden degil ama karim Cemile ne yapar sonra.

Biz aksam yemegimizi genelde saat 11-12 gibi yerdik, ama ev sahiplerimizin
misafiri geldiginden geç vakitlere kadar oturup yatmadilar.

Neyse ki konuklarin gitmesiyle birlikte uykuya daldilar. Bir süre
ortaligin sakinlesmesini bekleyip, yiyecek toplamaya basladim.

Bugün misafirler geldigi için menü çok zengindi. Pasta ve börek kirintilarina
bayiliriz. Her neyse ben nevaleyi toplarken birden mutfagin isigi yandi
ve "Aaaaaa! Karafatma" diye bir ses duydum.

Salak adam, ben bir erkegim Fatma da nereden çikti. Benim adim Ismail. Böyle
seyler delikanliyi bozar. Hadi beni karimla karistirdin diyelim. Sen ne kadar
korkak bir adamsin. Benim kaç katim büyüklügünde olmana ragmen bu bagiris da ne böyle?

O korkunç sesin kesilmesiyle birlikte, sanki ben ona bir bok yapmisim gibi beni
kovalamaya basladi. Inanin o kadar da dikkat ediyorum, tabak, çanak, bardak
üzerinde dolasmamaya çünkü bu dingilin karisi çok titiz. Bazen diyorum ki bu
giciklarin misafiri geldiginde git ortalarda dolas böylelikle utanilacak duruma
düssünler. Ama yapamiyorum iste. Ne olursa olsun, ekmek yedigin tekneye kötü
gözle bakmamak gerekir.

Ben eve geldigim ilk yillari hatirliyorum da ne güzeldi o günler. Rahmetli
kayinbabam ve kayinvalidem beni evlerine kabul etmislerdi. O zamanlar rahattik,
çünkü ev sahibimiz Riza amca kördü. Bu sebeple evin her yerinde serbestçe
dolasabiliyorduk. Hatta Riza amcayla ayni sofrada yemek yedigimiz günlerde
oldu. Gerçi bizleri görebilseydi nasil davranirdi bilmem ama o hep yüregimizde yasayacak.

Riza amcanin durumu pek iyi sayilmazdi, memur emeklisiydi. Bu evde rahmetli
karisininmis, bu yüzden yiyecek konusunda bu kadar fazla seçenegimiz yoktu.
Ama daha mutlu ve huzurluyduk. Riza amca bir gün görünmez kazaya kurban gitti.
Gerçi onun için bütün kazalar görünmezdi.

Riza amcanin topraga verildigi gün biz de oradaydik. Karsi komsusu Osman Zeki
bey bize geldiginde ceketini asmisti. Biz de bunu firsat bilip ceketin cebine
girdik. Ardindan Osman Zeki beyle birlikte mezarliga dogru yola koyulduk. Riza
amcanin üç tane oglu vardi ama bugüne kadar sadece nüfusta gözüküyorlardi.
Hayirsizlar daha ilk günden evi satisa çikardilar. Evi su anda oturan adam ve karisi satin aldi.

Eve ayak basmalariyla kayinbabam ve kayinvalidemi öldürmeleri bir oldu. Adam
sonra igrenerek cansiz bedenleri kagida sararak çöpe atti. Sanki kendisi çok
temizmis gibi. Halbuki tuvaletten çiktiktan sonra ellerini yikamadigina
defalarca sahit oldum. Simdilerde kendine üzerinde rahmetli kayinvalidemin
resmi olan bir ilaç almis, durmadan üzerimize sikip duruyor. Kayinvalidem
Sultan hanim gençliginde fotomodel oldugu için bu tür ilaçlarin üzerinde resmi
bulunuyor. Hatta bir iki reklam filminde de oynamisti. Ama evlenince mecburen
birakti. Çünkü kayinbabam tam bir Osmanli erkegiydi.

Bugüne kadar rahmetli Riza amcanin anisina bu evde oturduk, artik daha fazla
dayanacak halimiz kalmadi. Ese dosta haber saldik. Kendimize göre bir ev bulur
bulmaz tasinacagiz buradan. Belki de sizin evinize yerlesiriz hayat bu belli mi olur?

fıkranın devamı

Aşağıdaki yazıyı kimin yazdığı meçhul ama gayet ilginç...

Azerbaycan'ın adını işyerinde telaffuz etmeye başladığımızda yani 1992-1993 yıllarında, orası bizim için kapalı bir kutuydu. Azerbaycan, çok çok eski olan Rus cihazlarından oluşan haberleşme ağını yenilemeye, köylerine, kasabalarına telefon hizmeti götürmeye çalışıyordu. Tabii dünyaya pencerelerini açtıktan sonra da ilk iş olarak; dil, kültür, din birliği olan kardeş ülke Türkiye'den yardım istemişlerdi. Bizler de Türkiye'nin en önemli iki telekomünikasyon şirketinden biri olarak güzel projeler yapmak için kolları sıvadık.

İlk defa Direktörümüzün Azerbaycan ile telefon konuşmasına şahit olduğumda şok oldum. Konuştuğu kişi dönemin Haberleşme Bakan Yardımcısı' ydı ve bizim patron, hiçbir samimiyeti olmamasına rağmen "sen" diye hitap ediyordu. Azerice'de "siz" kavramı yoktu. Görüştüğünüz kişi Bakan da olsa "sen" diye konuşabiliyordunuz. Birinci dersimizi aldık.

Karşılıklı görüşmeler için Bakü' ye gittik. Havaalanında dakika bir, gol bir hatamı yaptım. Üniformalı birini göstererek, Azerice'de benden daha tecrübeli bir arkadaşıma "bu adam subay mı?" diye sordum. Arkadaş: "sus, adamı peşimize mi takacaksın, burada subay bekar demek" dedi. Bizdeki "subay" ne demek söylemedi.

Bizi karşılayan Azeri arkadaş, arabaya binerken kendisinin dalda (arkada) gideceğini benim de kabaga (öne) oturmamı söyledi. Otelin önüne gelince şoför; "abla sen burada düş, ben arabayı saklayıp gelirim" dedi. Yani ben ineceğim, o da park edip gelecek. Sonra düşmenin inmek yerine her yerde kullanıldığını "merdiveni boşver, gel asansörle düşelim" dediklerinde daha iyi kavradım. Ama bunu bilmeyen arkadaşlarımız Azerbaycan Havayolları ile yaptıkları bir uçuş sonunda, Bakü' ye beş dakika içinde düşecekleri anonsu ile hayatlarını film şeridi gibi bir-iki saniye izleme fırsatını bulmuşlar. Bir diğerimiz de Bakü' ye telefon edip montaj ekibimizin varıp varmadığını öğrenmek istemiş, telefondaki Azeri: "uçak Bakü üzerinde fırlandı, fırlandı, Sumqayit' e düştü" demesiyle feryat figan ortalığı birbirine katmıştı. Anladık ki uçak Bakü' ye inememiş, bir iki tur atıp, başka bir şehre inmiş.

Azeriler çok misafirperver. Herhangi bir ikramı reddetmek çok ayıp. Sizi ağırlamak için paralanıyorlar. Altı saat boyunca yemek yenilebiliyor. Bizi o dönemin gözde bir lokantasına götürdüler. Adı Gülistan. Ordan burdan konuşulurken, çok değerli bir şairlerinin başka bir ülkede rahmetli olduğunu ve sümüklerini Bakü'ye getirmeye çalıştıklarını söylediler. Biz yine anlamsız anlamsız bakınca, sümüğün kemik anlamına geldiği ve Türkçe sümüğün karşılığının da "burun suyu" olduğu anlaşıldı. Sonra bana sümüklü et (pirzola) sipariş edildi. Şu anda Bakü'deki Migros yani ???????? Store'un camlarında "sümüklü et şu kadar, sümüksüz et bu kadar" ilanlarını görmek mümkün. Bu arada garson yanımıza yaklaştı ve yan masadaki adamların arkadaşımızı Sefer Bey'e okşattıklarını söyledi. Tabii okşanmaya maruz kalmış arkadaş da kolay kolay okşanacak bir tip değil. Bıyıklı ve iri cüsseli olan arkadaşımız acayip bozulup, "kim okşatmış beni, bu da ne demek" şeklinde horozlandı. Okşatmanın - benzetmek olduğunu zar zor anlayarak rahatladık. Rus kızların dansları ve "Ada Vapuru Yandan Çarklı" şarkısı eşliğinde yemeğimizi bitirdik. Ertesi gün seherde bizi otelin kabağından aparacaklarını söylediler. Yani sabah, otelin önünden alınacaktık.

Sezen Aksu, İbrahim Tatlıses acayip rağbet görüyordu. Bir de o zamanlar Cuma akşamları TRT'de yayınlanan "Bir Başka Gece" programı çok seviliyordu. Hatta Cuma gecelerine denk gelen düğünlere "Bir Başka Gece" programı süresince ara veriliyor, düğün ahalisi TV salonuna geçerek hep birlikte programı seyrediyordu. Sonra düğüne bırakılan yerden devam ediliyordu. Daha da enteresanı önemli bir iş toplantısının ortasında üst-makamın ofisinin (genelde her ofiste irice bir TV var) kapısı tık tık çalınıyor, departmandaki sekreterler sessizce kenara diziliyor ve sabah saatlerinde verilen Brezilya dizisi hep birlikte seyrediliyordu. Tabii bizim toplantı devam ediyordu etmesine ama Azeri yöneticisinin gözleri de sık sık televizyona kayıyordu. En zevklisi Azerbaycan-Türkiye futbol maçını Azeri televizyonundan, Azeri spikerin anlatımıyla seyretmek: Türk Milli Yığma Komandoları. Türkiye Milli Takımı anlamında. "Türk kapıcısı (kaleci) topu gapı aralığından depti, yirmibirinci dakka olmasına rağmen maç heç heç (0-0) devam etmekte" gibi sevimli cümlelere rastlıyorsunuz. Ya da bir Amerikan filmini Azeri dublaj ile seyretme şansını yakaladıysanız Robert Redford'un "men yahsiyem, istemirem. Sen nicesin?" şeklinde konuşmasına gülmekten kırılıyorsunuz. (Bu arada Arap ülkelerinden birinde iş için bulunan arkadaşım bir filmde: R. Hudson'a barmenin ne içeceğini sorduğunu ve onun da elhamdüllah oruçluyam dediğini söyledi. İnanamadım, yazmış da olabilir). Bu arada bizler de onları Türkiye'ye davet ettik. Hatta bir yöneticinin eşi rahatsızlandı ve doktora götürmek görevi bana düştü. Amerikan Hastanesi'nden randevu aldık. Kadın; "oynaklarım, sümüklerim, kıçım ağrıyor, derman yuttum geçmedi" dedi. Doktorda Hakan Şükür bakışları oluştu. Yani "eklemleri, kemikleri ve bacakları ağrıyor ve ilaç almasına rağmen geçmiyor" dedim. Neyse tahliler filan, derman bulundu.
fıkranın devamı

. Kalsaydınız bişeyler yerdik...
. Vallaha sarıda geçtim memur bey...
. Kazanmak önemli diil mühim olan yarışmaya katılmaktı...
. Dünya ahiret bacımsın...
. Şuan 65 milyon bizi izliyor...
. Bu son sigaram...
. Bütün kadınlar güzeldir...
. İki saat kapıda bekledim, açan olmadı...
. Seni düşünmekten bütün gece gözüme uyku girmedi...
. Sen bi de beni gençliğimde görecektin...
. Ağlamıyorum... Gözüme bişey kaçtı...
. Yemezsen arkandan ağlar...
. Seni leylekler getirdi yavrum...
. Aksama erken gelicem...
. Bu aldığım en güzel hediye...
. Bi oturuşta iki büyük deviririm...
. Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için...
. Ağzıma sigara sürmedim...
. Ben almiyim rejimdeyim...
. EEG ne zaman gidiyoruz içmeye?...
. kadınlar en çok kel erkeklerden hoşlanır...
. İsim bitsin ben seni ararım...
. Bir kez olsun yüzüm gülmedi...
. Hayatımda hiç ilaç almadım...
. İhraç fazlası bunlar...
. O elinizdeki tek kaldı, başka yok...
. Bi'tanem...
. Seni Seviyorum...
. Beni seçerseniz size...
. Ben de tam seni arayacaktım...
. Bi şey olmaz...
. Ben eski yüzücülerdenim...
. Bizi davet ettiler ama gitmedik...
. Valla bu size çok yakıştı...
. Senin annen bir melekti yavrum...
. Bana yan bakan daha anasının karnından doğmadı...
. Merak etme hayatim sekreterimi görsen çok çirkin....
. Büyük ikramiyeyi kazanmak istemiyorum önemli olan alin teri...
. Merhaba karicim, mesai yeni bitti de...
. Üzülme sevgilim evlenince anneni yanımıza alırız...
. Evi boşaltın! Almanya'dan oğlum geliyor...
. İki gözüm önüme aksin ki...
. Kilolarımla barışığım ben böyle mutluyum!
. Formu doldurun biz sizi ararız
. Bu sene üniversite soruları çok basitti, keşke sınava girseydim...
. Ben her bahar aşık olurum...
. Gerçek aşkı sende buldum...
. 2 saat bekledim...Gelmedin!
. Üsüyosan ceketimi alabilirsiniz...
. Seni anlıyorum.
. Hatırası var, bunu sana veremem...
. Arkasından değil, burada olsa yüzüne de söylerim
. Her bedene uyar bu...
. Gol atmayı sevmiyorum.Asist yapmak daha çok hoşuma gidiyor.
. Senin eline kimse su dökemez..
. Öğretmenin vurduğu yerde gül biter
. Söyle bir arabam olsun milyarlarca borcum olsun...
. Benim için önemli olan ruh güzelliği
. Hediye olmasa inan verirdim.
. Bi arkadaşa bakıp çıkıcam, istersen kimlik bırakayım...
. Mektup gelmedi mi? Ama ben kendi elimle postaya attım...
. Belki biraz sikti ama hiç merak etmeyin kullandıkça açılır...
. Kitaplarıma bir daha bakayım ama kitabi sana verdiğimden eminim...
. Onun için bişeyler yapmayı çok isterdim... Ama maalesef...
. Elimden bişey gelmez...
. Sensizlik canıma tak etti...
. Ben hiç yalan söylemem
. Aksam elektrikler kesildi, dersimi yapamadım...
. Bunun garantisi biziz abi...
. Telefon şehirlerarasına kapalı
. Ben zaten böyle olacağını biliyordum...
. Bi kereden bişey olmaz.
. Biz sadece arkadaşız.
. Kuran çarpsın bu son sigaram
. Son biletler bunlar
. Hiç acıtmayacak.
. Daha önce hiç kimseyi böylesine sevmemiştim.
. Sizin mutluluğunuz bizim mutluluğumuz...
. Sayısaldan para çıksa, önce kimsesiz çocuklara sonra da yaşlılara bağışlarım...
. Haaa bi de okul yaptırıyım...
. Abi kızı görücen bi içim su...
. Adem Bey su an toplantıda... Kim arıyordu?
. Sizden iyi olmasın bi arkadaşım vardı...
. Kuru ekmek bana yeter... Yeter ki huzurum yerinde olsun...
. Diş transferleri 15 gün içinde bitiricez....
. Aradım... Çaldı çaldı açan olmadı...
. Dünyanın en mutlu çifti olu caz...
. Devletimiz güçlüdür..........
. Failleri en kısa zamanda yakalanacak......
. Enflasyon düşecek.......
. Bu kış komünizm gelecek.......
. Memuru enflasyona ezdirmeyeceğiz......
. Bu konuda elimizden geleni yapıyoruz......
. Benim isçim, benim köylüm, benim memurum...
fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama