İndirim Fıkraları

loading...

Birgün bizim temel millet vekilleri ile uçağa biner başlarlar birşey sallamaya birinci millet v...
fıkranın devamı

Temizlikçi bir kadın dışardan ilkokul diploması almak için sınava girer. Tabiat bilgisi...
fıkranın devamı

Adam New York'ta luks bir randevu evinin kapisini calar:Merhaba, Samantha ile gorusmek istiyorum.Bir...
fıkranın devamı

ASAGIDAKI "SEHIR EFSANESI" DEGIL, "GERÇEK" :BORNOVA
ANADOLU 'DAN BIR FIZIK HOCASIYMIS
İzmir'in ünlü hocalarından Fizikçi Dehşet Neşet, sınavlarda sorduğu
garip sorularla efsaneleşmiştir. Neşet Bey bi keresinde sınavda,
karmaşık bir makara sistemi sormuş ve öğrencilerden sistemin
dengede durup durmadığını belirlemelerini
istemiş. Öğrenciler kağıtlarını formüllerle,
rakamlarla doldurmuş. Ancak hepsi sıfır
almış. Dehşet, "Doğru cevap 'makara yere
düşer' olacaktı" demiş. Meğer çizimdeki
makara tavana bağlı değilmiş.
Dehşet Neşet müthiş bi Fenerbahçe
fanatiğiymiş. Bi sınavda da, Galatasaray-Fenerbahçe maçıyla ilgili bi soru sormuş ve Fenerbahçe ceza sahası civarından atılan

bir şutla ilgili; vuruş açısı, topa vuruş hızı, kalecinin yeri ve yapabileceği haraketler gibi bilgileri vermiş. Soru, bu

topun gol olup olmayacağıymış. Öğrenciler yine uğraşmışlar soruyu çözmek için.Ama yine hepsi sıfır almış. Sorunun yanıtı

şöyleymiş: "Rüştü ordan
gol yemez!"
Dehşet'in bir de, kendinden 1 saniye sonra gelenlerden dahi geç kağıdı istemek gibi katı bi prensibi varmış. O lisesinin

müdür yardımcısı da sertliğiyle efsaneleşmiş bi hocaymış. Geç kağıdı almak için gidenler genelde sopa yiyip çıkarmış. Bir gün

bi öğrenci Dehşet Neşet'in dersine geç kalmış. Sınıfın bulunduğu koridora girince Dehşet'in sınıfa doğru geldiğini görmüş.

Hemen koşmaya başlamış.Bi bakmış Neşet Hoca da depar atıyor. Yarışı Dehşet kazanmış ve "Git geç kağıdı al!" demiş.Bu efsaneyi

Egemen Seven gönderdi. Sağolsun, varolsun :)
Gul Yanmaz: Dehşet'tin dehşet sorusu
Dehşet Hoca hakkında burada anlatılanlar kesinlikle doğrudur. Neşet lakabıyla o kadar özdeşleşmiş bir insandır ki; çok az

kişi onun
soyadının ne olduğunu bilir. Ben hem ortaokulda hem lisede fizik dersini Neşet'ten alma şanssızlığına uğramış az sayıda

insandan
biriyim. Bir sınavda Kepler yasalarıyla ilgili bir soru sormuştu.Sınıfta bir tek baya inek bir arkadaş bu soruyu

bilebilmişti.Bu sınavdan tek sıfır alan da o oldu. Çünkü o sorunun cevabı "Daha o dersi işlemedik hocam" olacaktı.
Mehmet Kaya: Yaşayan efsane
Dehşet Neşet'in eski bir öğrencisi olarak, onu efsane olarak lanse etmenizi şiddetle kınıyorum. O, olsa olsa "Yaşayan efsane"

olarak nitelendirilebilir. Kendisi ayrıca sıkı bir Clint Eastwood hayranıdır. Tahtada elinde tebeşir, fukara İngilizcesi'yle

birtakım garip hareketler eşliğinde "this is this, this goes this" diye ders anlatması hala kulaklarımda çınlıyor. Evrensel

çekim konusunun ardından yaptığı sınavda, bir gezegenin dünyaya olan uzaklığını milimetre cinsinden
sormuştu. Sorunun verileri de kilometre, feet, inch gibi aklına nasıl eserse öyle vermişti. Çevirmeleri yapacağız diye kafayı

sıyırmıştık.
Yanıt tabii ki "Bu verilerle bu soru çözülemez" gibi dehşetengiz bir şeydi.
SERTAN ERGUR: Psikopat Neşet
Bir gün öğlen teneffüsünde G Blok'un önünde yemek yiyodum.Dehşet Neşet, 5 Mat B sınıfından çıktı ve beni göstererek, "Gel

bakiyim buraya" dedi. Çekinerek yanına gittim. Elimde de tost ve kola vardi. Neşet Hoca, 5 Mat B sınıfını o öğlen

cezalandırıp öğle teneffüsüne çıkarmamıştı.Bana, "Ye lan o tostu sınıfın önünde" dedi.Tostu 45 kişinin önünde yemeye

başladım. Dehşet Neşet bir yandan da, "İç, kolayı da iç" diyodu. Ama esas olay sonraki cümlede patladı:"Ağzını da şapırdat

lan, canlari çeksin!"
Seçil Totan: Pastadan köprü
Dehşet Neşet orta 2 ve orta 3'de fizik dersimize girmişti. Okul nöbetçisi onun dersinde sınıfa girmeye görsün, tahtadaki

fizik
problemini ona çözdürürdü. Çocukcağız konuyu bilmediği için çözemezdi. Dehşet'in gazabına uğrayıp genelde ağlayarak sınıftan

kaçardı. Ağlattığı öğrencilerin arkasından da "Sümüklüüüü!" diye bağırırdı. Bir de sorduğu soruya doğru cevap veremeyen

öğrenciye
"Eylül'de gel!" şarkısınının nakaratını söylerdi. Bir keresinde, dönem ödevi olarak tahtadan köprü yapmamızı istemişti.

Hepimiz tahtadan köprü yaptık. Ancak annesi yemek öğretmeni olan bir arkadaşımızla ailesi zengin bir diğer arkadaşımızdan

pastadan bir köprü
yaptırmalarını istemişti. Ödev teslim günü pastalardan birini öğretmenler odasına gönderdi, diğerini ise bizler afiyetle

yemiştik.
Gunsil Tokcan: Dehşet'in kravatı
Dehşet Neşet'in kulak çekiş stili de ilginçti. Elleri kirlenmesin diye, öğrencinin kravatıyla çocuğun kulağını tutar, öyle

çekerdi.
Hakan Gokalp: Bu soru çözülmez
Ben lise 1'deyken Dehşet Neşet bizim fizik hocamızdı. Bir sınavda sorduğu sorunun cevabı "bu soru çözülemez" olduğu için

sonraki
sınavda çözemediğim sorulara "bu soru çözülemez" cevabını yazmıştım. E, haliyle fizikten geçebilmek için öbür sömestr bayaa

bir
çaba sarfetmem gerekmişti. Vektörlerle ilgili bir şeyleri anlatırken sarfettigi "a kar vit di zpidoff dördi kilomaytir

peravir iz goink du
fuaaaaaaaaaaaaaar" (a car with the speed of thirty km/h is going to fuar) (İzmir fuarı) cümlesi hala kulaklarimda

yankılanıyor.
Orcun Ozelmas: Dehşet'in diğer sorusu
Anlatılanlar doğrudur. Dehşet Neşet'in sorduğu ilginç bir soru daha var: Örümceğin biri arabanın ön camına ağ yapar. Bu ağa

bir sinek
takılır ve örümcek tarafından yenir. Dehşet, ağın gerilme kat sayıları, sineğin öz kütlesi, ağırlığı ve sindirim sonrası

kaybolan kütle gibi değerleri verir ve öğrencilerden ağın gerilme eğrisini bulmalarını ister. Sorunun yanıtı x= 0 (Örümcek

cama ağ yapmaz)'dır.
Alp KAYIRAN: Dehşet teknik direktör olursa
Dehşet Neşet, öğle tatilinde futbol oynayanları seyrediyormuş. Kalecilerden birine kızmış, kulağından yakalayıp bir kenara

çekmiş.Maç yapanlar Dehşet'ten korktukları için maçı kesememiş, kalecisi olmayan takım 4 gol yemiş. Bir de hocamız

Fenerbahçe'nin ancak
kendisi takımın teknik direktörü olduğu zaman şampiyon olabileceğini iddia ederdi. Takıma uygulayacağı müthiş taktiğin devre

arası kötü oynayanları odunla dövmek olduğunu söylerdi.
Serkan Gazel: Dehşet'in görünmeyen yazısı
Dehşet Neşet'in öğrencisi olduğum yıllarda kara tahta - tebeşirden cam gibi tahtalar ve marker diye tabir ettiğimiz

mürekkepli kalemlere geçilmişti. Sınıfta da her gün kalemlerin mürekkepleri ile ilgilenmesi
gereken bir öğrenci vardı. Neşet Hocanın dersi olduğu bir gün görevli zat-ı muhterem kalemleri doldurmayı unutmuş. Neşet Hoca
tahtaya yazmaya başladı ama kalemin boş olduğunu görünce durdu. Sınıfta bir ölüm sessizliği oldu. Biz tam kalemleri

doldurmakla görevli arkadaş için fatiha filan okumaya hazırlanıyorduk ki, Neşet Hoca yazmaya devam etti. Adam boş kalemle

tahtaya görünmeyen yazılar yazdı. "Bakın buraları iyi not edin", "şekilde de görüldüğü gibi" gibi
repliklerle şovunu süsledi. Hatta ara sıra bizden birini çağırıp boş tahtayı sildirdi. "Şurayı iyi temizle" filan dedi.

Gülemiyorduk doğal olarak. O gün anlattığı ve bizim göremediğimiz yazılardan bayaa bi
soru sormuştu.
Alp KAYIRAN: Balıklar neden aptaldır?
Dehşet Neşet'in bence en gırgır sınav sorusu "Balıklar neden aptaldır"dı. Dehşet'e göre bu sorunun doğru yanıtı şu olacakmış:
Balıklar suyun içinden baktıklarından balıkçılar uzakta görünür. Balıkçı nasıl olsa uzakta diye rahat rahat dolanırken ağa

yakalanırlar.
Umut Özdemir: Dehşet'in garip huyları
1- Sözlülerede asla soru sormaz, isimleri okur, öğrencilerin yüzlerine bakarak not verirdi.
2- Lisede henüz tebeşir kullanılırken, silgi
sorunu yaşanırdı. Eğer o ders tahtanın silgisi yoksa, tahta dolduğunda sanki temizlenmiş gibi yazıların üzerini yeniden

yazardı veya sınıf nöbetçisine tahtayı nöbetçinin ceketiyle sildirirdi.
3- Eğer bir cümle yazıyorsa ve tahtanın boyu o cümleyi tamamlamaya yetmezse duvara yazmaya devam ederdi.
4- Fenerbahçe'nin yenildiği haftanın ilk günü okula gelmezdi.
Berker Kilinc: In Torki diziplin iz veri importinıt
Ben 89 mezunuyum. Orta ikideyken sınıfımıza bir yıllığına Amerika'dan bir arakadaşımız gelmişti.Amerika'da büyüdüğü için

Türkçesi bozuktu. Birgün bu arkadaşımız Dehşet'e "Sayın hocam" diye hitap edeceğine karıştırıp "Hocacığım" demişti. Dehşet

muhteşem İngilizcesiyle "In Torki, diziplin iz veri importinıt" diyip bu çocuğun kulağını (tabii kravatıyla ) çekmiş ve ceza

olarak "Eylül de gel" şarkısını ezberlerleme ödevi vermişti.
Leon Telyaz: Kar yağarsa Lise yılları boyunca Neşet Hoca'nın bir öğrencisi olarak anlatılanların tümünü doğruluyorum. Dehşet

Neşet'in dersleri her zaman atraksyon dolu geçerdi. Bütün öğrencileri sınıfın en arkasına
toplayıp tahtaya karınca duası gibi mini minnacık yazarak ders anlatırdı. Ders sonunda da "haftaya bu anlattıklarımdan sınav

olacaksınız" der ve tahtayı sildirirdi. Derste bir tek kelime not alamayan bizler diğer haftayı merakla beklerdik. Bir de her

ders yılı başında "Bu yıl kar yağarsa hepinizi fizikten geçiricem" derdi. Ama beni lise yıllarımda İzmir'e hiç kar yağmadı.
Gözde KAVALCI: Tren, örümcek ve Dehşet
Neşet'ten "Dehşet" bir soru daha: Bir tren ...m/s hızla gidiyor. Bu sırada bir örümcek ...m/s hızla trenin camına tırmanıyor.

Aynı zamanda hızı ... m/s olan yağmur damlası trenin camına kaç derecelik bir acıyla gelmelidir ki; örümceğe göre hızı ...m/s

olsun? Buyrun burdan yakın.
Umut Korkmaz: Yangın kolunda integral sözlüsü
Ben Almanca bölümünde okuyordum ama iki sene eğitsel kollarda Dehşet Neşet bizim kollara gelmişti. Lise 2'de Yangın kolunda

iken
Dehşet, kendi öğrencisi olan Lise Son'lara integral soruları soruyordu. Bu arada sınıfa Orta 1'lerden nöbetçi bir çocuk

geldi.
Dehşet Neşet çocuğu yaklaşık 5 dakika kaale almadan beklettikten sonra (sınıfa giren nöbetçilerle hiç muhatap olmazdı nöbetçi

bir süre bekler sonra sıkılıp dışarı çıkardı) çocuğa integral sorusu sordu. Çocuk tabii ki bilemedi. Dehşet çocuğa " Lise

sona gelince bana hatırlat sana sıfır veriyim" dedi.
irfan bekleyen: Dehşet'ten hayat bilgisi
Dersin konusu elektriksel yüklerdi ve Dehşet sözlü yapıyordu. Tahtaya kimi kaldırsa problemi sorup, hemen akabinde "Nasılsa
bilemeyeceksin. Otur yerine" diyordu. Sıra sınıfımızdaki okul ikincisi arkadaşa geldi. (Bu arkadaş bir yıl sonra ÖSS-ÖYS'de

Türkiye
ikincisi oldu.) Arkadaş rahat, Dehşet ne sorsa bilecek durumda. Ama Dehşet Neşet'in sorusu şuydu "Bir salata tarifi ver

bakalım". Tabii
arkadaşımız ve bütün sınıf şoka girdi. Dehşet gayet sakin bir şekilde ünlü açıklamasını yaptı: "Arkadaşlar iyi salata yapmak, iyi fizik bilmekten daha yararlıdır".
YORUMSUZZZ...
fıkranın devamı

1. Alisveris yapmadan hayatta kalma yöntemleri.

2. Hamamböcegi bir insani yutabilir mi?

3. Karar verme teknikleri. Ne giyecegine karar verme üzerine uygulama.

4. Direksiyonu hiç döndürmeden ileri gidip tekrar geri gelindiginde araba bikip usanip da düzgün park eder mi?

5. Annesinin yaptigi böregi yemek ile esine ihanet arasindaki kavramsal farklar.

6. Telefonda kisa konusma teknikleri

7. 12 çiftten daha az ayakkabi ile hayatta kalma teknikleri

8. Paket paket diyet bisküvi yiyerek neden kilo verilmez?

9. Ocakta birakilip gidilen tencerenin neden bir süre sonra dibi tutar?

10. Duble hamburgerin yaninda içilen kolanin diyet olup olmamasi neden önemli degildir?

11. Bellek gelistirme teknikleri. Cep telefonu pin kodu nasil akilda tutulur?

12. Karmasik teknoloji ürünlerini kullanabilme. Cep telefonunda numara kaydetme üzerine uygulama. Televizyon kumandasinda kanal kaydetme üzerine alistirma.

13. Final maçinin oynandigi saatte besinci tekrar oynayan diziyi seyretmemek bir sey kaybettirir mi?

14. Kredi kartiyla satin alma ve bedava alma arasindaki farklar. Kredi karti borcunu kim öder?

15. Hiçbir zaman giyilmeyecek bir pantolonu indirimde yari fiyatina almakla kim kâr eder?
fıkranın devamı

Temizlikçi bir kadın dışardan ilkokul diploması almak için sınava girer.
Tabiat bilgisi soruları ve cevapları şöyle:
Soru : Mide ne iş yapar?
Cevap : Sindirim yapar, yediklerimizi öğütür
Soru : Akciğer ne iş yapar?
Cevap : Solunum yapar. Bizi yaşatır.
Soru : Kalp ne iş yapar?
Cevap : Dolaşım yapar.
Soru : Beyin ne iş yapar?
Cevap : Bizim apartmanda kapıcılık yapar...
fıkranın devamı

Temel birgün Amarika'ya gitmiş. NeWYork'taki en ünlü ve lüks genelevine gelmiş. Buyur etmişler.
- "Janeffer'i istiyorum"
demiş. Kadın gelmiş:
- "Fiyatım 1000 dolar"
demiş. Temel kabul etmiş ve Temel Janeffer'le bir güzel beraber olmuş. Ertesi gün Temel gene gelmiş ve Janeffer'i cağırmış: Janeffer:
- "İndirim için gene geldiysen olmaz, fiyatım 1000 dolar"
demiş. Gene Temel bigüzel beraber olmuş kadınla. Temel ertesi gün gene gelmiş, aynı kadını istemiş, genel ev yoneticisi:
- "Efendim başka guzel kızlarmızda var"
demis. Temel:
- "İlla da Janeffer"
demis. Janeffer memnunmuş iki günde 2000 dolar. Tabi Temel bir güzel yine beraber olmuş sarışın Janeffer'la. Kız dayanamamış sormuş Temel'e:
- "Sen ya çok zenginsin yada kafayı bozmuşsun. Üç günde 3000 dolar harcadın beraber olmaya."
Temel hiç istifini bozmadan:
- "Yok ulan Türkiye'den geliyorum. Oradaki kız kardeşin sana 3000 dolar gönderdi sana vermem için. Bizim başkasının parasında gözümüz yok."
fıkranın devamı

Fenerbahçe'nin kırabileceği rekorlar ve yapabileceği ilkler...

***

1. Sezon başlamadan şampiyonluk turu atmak.

2. Türkiye kupasında herhangi bir 3. lig takımına elenmek.

3. Dünyanın en büyük gay yürüyüşünü yapmak.
(Maçtan sonra bütün stad Bağdat caddesine çıksın yeter...)

4. Maçlardan önce taraftara posta ve e-mail yoluyla "lütfen maçta fener gol gol gol diye bağırın" şeklinde çağrıda bulunmak.

5. Tüm oyuncuları gay olan ilk futbol takımı olmak.
(Az kaldı...)

6. Şampiyonlar liginde(eğer katılabilirse) en kötü dereceyi yapmak.
(Halihazırda en kötü ikinci derecenin sahibi, yolu açık olsun)

7. Aynı sezonu 3 ya da daha fazla teknik direktörle bitirmek.

8. Fenerium'da isimsiz veya amerikan fermuarlı forma satışı.
(Taraftar kısa aralılarla kandırılınca uyuz oluyo...)

9. Fenerium'da yumurta satışı.
(Korkak tavuk yumurtası lezzetli olur... )

10. Türkiye kupası maçlarında maç başlamadan sahadan çekilmek.
(Kafaya taş yemekten ya da 2. lig takımına elenmekten iyidir...)

11. Havlayan meriç ısırabilir.

12. FB yönetiminin taraftara "Dünya kupasını alan ilk kulüp takımı olacağız" sözünü vermesi.
(Taraftarı kandırmada sınır yok...)

13. Kulüp binası yanına bağlanacak bir köpeğin burada 24 saatten fazla durması.
(Malum, köpek bağlasan durmaz...)

14. Seçimleri yönlendirdiğini zanneden FB taraftarının erken seçim ilan etmesi.

15. Yapılacak hazırlık maçı için lig maçının iptalinin istenmesi.
(Yakında bu da olur...)

16. Biraz yoğurtla fenerden cacık olabilir.
(Teknoloji gelişti bu da halledilir...)

17. Her sezon başında büyük vaatlerle uyutulan taraftara Fenerium'da indirimli yastık ve nevresim takımı kampanyası.

18. Futbolcuların dayak yememesi için tesislerin yurtdışına alınması.
(En azından taraftar "Yurtdışında da oynuyoruz" diye kandırılabilir...)

19. Sırf kupa almak için turnuva düzenlemek.
(Bu taraftar kandırılmayı hak ediyor...)

20. İstiklal Marşını FB marşı yapmak.
(İspanyolların kahramanlık şarkısını kendine marş yapan takımdan bu da beklenir, belki Mehmet Akif ERSOY da fenerlidir...)

21. Türkiye kupasında kendilerini eleyecek takıma filistin askısı, elektrik verme, araba arkasında sürükleme gibi işkenceler uygulanması.
(1986-87 sezonunda FB'li futbolcular kendilerini kupadan eleyen Samsunsporlu futbolcuları maç biter bitmez sahada bir güzel dövmüşlerdi, sıra işkencede...)

22. Transfer edilecek yıldız futbolcuyu uçaktan inmeden dövmek, kadroya almadan kovmak.

23. 18 yaşını doldurmayan ve okuma yazma bilmeyen birisini teknik direktör olarak görevlendirmek.

24. FB taraftarının orijinal beste yapması.

25. Stadta pirinç, balık, yosun gibi su ve deniz ürünleri yetiştirmek.
(Yağmurlar arttığında...)
fıkranın devamı

Ayakkabıcı yeni getirdiği malları vitrine yerleştirirken sokaktaki bir çocuk onu izlemekteydi. Okullar kapanmak üzere olduğundan spor ayakkabılara rağbet fazlaydı. Gerçi mallar lüks sayılmazdı ama küçük bir dükkan için yeterliydi. Onların en güzelini ön tarafa koyunca çocuk vitrine doğru daha yaklaştı. Fakat koltuk değneği kullanmaktaydı. Hem de güçlükle.
Adam ona bir kez daha göz attı. Üstündeki pantolonun sol bacağının dizinin alt kısmından sonrası boştu. Bu yüzden de sağa sola uçuyordu pantolon ucu. Çocuğun baktığı ayakkabılar sanki kendinden geçirmişti. Bir müddet öyle durdu ve daldı hülyalara, bir süre sonra da hülyalardan çıkıp yola koyuldu. Adam dükkandan çıkarak ona yaklaşıp
-Küçükk diye seslendi.
-Ayakkabı almayı düşündün mü bu seneki modeller bir harika!
Çocuk, ona dönerek:
-Gerçekten çok güzeller!. diye tebessüm etti. Ama benim bir bacağım doğuştan eksik.
-Bence önemli değil diye atıldı adam. Bu dünya da her şeyiyle tam insan yok ki. Kiminin eli eksik, kiminin de bacağı, kiminin de aklı yada imanı.
Küçük çocuk, bir şey söylemiyordu. Adam ise konuşmayı sürdürdü.
-Keşke imanımız eksik olacağına ayaklarımız eksik olsaydı.
Çocuğun kafası iyice karıştı, bu sefer adama doğru yaklaşıp.
-Anlayamadım dedi. Neden öyle olsun ki?
-Çok basit!. dedi, adam. Eğer imanımız yoksa cennete giremeyiz. Ama ayaklar yoksa problem değil. Zaten orda eksiklikler tamamlanacak hatta sakat insanlar sağlamlara oranla daha fazla mükafat görecekler.
Küçük çocuk, bir kez daha tebessüm etti. O güne kadar çektiği acılar hafiflemiş gibiydi.
Adam vitrini işaret ederek, baktığın ayakkabı sana yakışır, denemek ister misin?
Çocuk başını iki yana sallayarak üzerinde 30 lira yazıyor, almam mümkün değil ki.
İndirim sezonunu senin için biraz öne aldım dedi adam. Bu durumda 20 liraya düşer, zaten sen bir tekini alacaksın o da 10 lira eder.
Çocuk biraz düşünüp
-Ayakkabının diğer teki işinize yaramaz dedi. Onu kim alacak ki?
-Amma yaptın ha diye güldü adam. Onu da sağ ayağı eksik olan bir çocuğa satarım.
Küçük çocuğun aklı bu sözlere yatmamıştı. Adam devam ederek;
-Üstelikte öğrencisin değil mi? Diye sordu.
-İkiye gidiyorum! Diye atıldı çocuk. Üçe geçtim sayılır.
-Tamam işte dedi adam. 5 lirada öğrenci indirimi yapsak geri kalanda pazarlık payı olur zaten, bu durumda ayakkabı senindir. Sattım gitti ayakkabıyı!
Çocuğun aklı karışıktı, dükkana girdi raflar onun beğendiği modelin aynısıyla doluydu. Ama adam vitrinde olanı çıkarttı. Bir tabure alıp döndükten sonra çocuğu oturtup sağ ayağını giydirdi. Ve çıkarttığı eskiyi göstererek
-Bbenim satış işlemim bitti! dedi. Sen de bana bunu satsan memnun olurum.
-Şaka mı yapıyorsunuz ? diye kekeledi çocuk. Onun tabanı deinmek üzere. Eski ayakkabı para eder mi?
-Sen çok cahil kalmışsın be arkadaş dedi adam. Antika eşyalardan haberin yok her halde. Bir antika ne kadar eski ise o kadar para tutar bu yüzden ayakkabın bence en az 30-40 lira eder.
Küçük çocuk art arda yaşadığı şokları üzerinden atabilmiş değildi. Mutlaka bir rüyada olmalıydı bu yaşadıkları, hem de hayatında gördüğü en güzel rüya. Adamın, heyecandan terleyen avuçlarına sıkıştırdığı paralara göz gezdirdikten sonra 10 liralık banknotu geri vererek:
-Bana göre 20 lira yeterli.. dedi. İndirim mevsimini başlattınız ya!
Adam onu kucaklayarak yanağından öperek parayı aldı. Her nedense içi içine sığmıyordu. Eğer dükkandaki bütün mallarını bir günde satsa böyle bir mutluluğu bulamazdı. Çocuk yavaşça yerinden doğruldu. Sanki koltuk değneğine ihtiyaç duymuyordu. Sımsıcak tebessümle teşekkür etti.
-Babam haklıymış!.Sakat olduğum için üzülmeme gerek hiç gerek yok.. demişti.

fıkranın devamı

Murat kendisini dünyanın en şanssızlarından biri olarak görüyordu. Ne zaman bir kızı sevse ya da bir kız onu sevse her zaman bir talihsizlik olur ve o ilişki hiçbir zaman olmazdı. Her zaman "Neden ben?" diye kendine sorar cevabını ise asla bulamazdı. Yaş 21 olmuştu ama bütün maceraları başlamadan hüzünle bitmişti ve tek bir kızla bile çıkamamıştı. Vardı bir terslik ama neydi bilemiyordu.Sorun kendisindemiydi ; kendisine göre değildi.yakışıklıydı bir kere esprili bir yapısı da vardı , kızlarla iletişimi de iyiydi ama ne zaman ki onlara duygusal anlamda yaklaşsa hep bir şeyler ters gidiyordu. Olmuyordu açıkçası. Ne zaman ki kızlar ona açılsa bu sefer de heyecandan ne yapacağını bilemiyordu afallıyordu. Bunun sonucunda da gene olmuyordu yani.

Gene bir kızı sevmişti. Bu sefer açılacaktı kıza. Ne olursa olsun açılacaktı. Kendisi açılamazsa bile başkasını araya koyup açılacaktı. Bu kızı gerçekten seviyordu. Aşık olmuştu kendince. Aşık olduğuna kesin karar vermişti. O kızı ne zaman görse heyecandan elleri titriyor , kalp atışları hızlanıyordu.Ne zaman ki onunla konuşsa konuşmakta zorlanıyor hatta bazen kekelediği bile oluyordu. Evet gerçekten aşıktı bu kıza . İlk defa gerçekten aşık olmuştu bir kıza.

Kızın ahım şahım bir güzelliği yoktu. Kahve gözlü , siyah saçlı normal bir kızdı işte. Nedense ona aşık olmuştu. Sanırım kızın konuşmasından etkilenmişti ya da hareketlerinden ya da her ikisinden. İlk defa bir kızın onu sevdiğini hissediyordu. Kesin kız onu sevdiğini söylemiyordu ona. Bu yüzden kendisinin söylemesi gerekiyordu. Bir şekilde söylemeliydi ama nasıl. Kızın adı Yeşim'di bu arada. Aynı sürücü kursuna gidiyorlardı. Orada tanışmışlardı zaten. Orada aşık olmuştu kıza ve orada ilan edecekti aşkını kıza ve o gün bugündü. Söyleyecekti kıza kurs çıkışı aşkını.

Kıza kurs bitiminde özel bir şeyler konuşmak istediğini söyledi kız da kabul etti. Daha da heyecanlanmıştı şimdi. Nasıl söyleyecekti acaba. Bu duruma kadar gelmişti ama bitirebilecek miydi? Yoksa evvelden olduğu gibi kötü mü bitecekti ? Bütün bu düşünceleri attı kafasından , rahatlatmalıydı kafasını temizlemeliydi düşüncelerden sadece kıza odaklanmalıydı ona olan aşkına.

Kurs bitmişti. Kız ona "Bana anlatacağın önemli şey nedir?" diye sorduğunda heyecandan dilini yutacaktı. Konuşmaya başladı.

- Ben şey.
- Evet sen.
- Yani nasıl diyeceğim bilemiyorum.
- Neyi diyeceksin ki?
- Kızabilirsin ama.
- Söyleyeceğin şeyi çabuk söyleyebilir misin acelem var çıkmam gerekiyor.
- Sen ve ben.
- Evet.
- .
- Ben çıkıyorum söyleyeceğin şeyi daha sonra söylersin. Görüşmek üzere iyi akşamlar.
- İyi akşamlar.

Gene olmuştu işte dili tutulmuştu. Gerçekten de dünyanın en şanssızlarından birisiydi. Aşkını söyleyememişti işte kıza. Ama kesin söyleyecekti kıza ama kesinlikle kendisi değil başkasının aracılığıyla söyleyecekti. Çünkü kendisi söylese gene batıracaktı işi biliyordu. Sonra sevdiği kız Yeşim'in annesinin kuaförünün yardımısı olduğu aklına geldi. Tabi ya o yüzden başlamışlardı kursa indirim yapılır diye. En iyisi annesini araya katmaktı başka çaresi yoktu. 21 yaşında olmasına rğmen öyle bir şey yapmanın utancını falan hiçe saydı. Bütün bahtsızlığını üstünden atmanın vakti gelmişti. Annesiyle konuştu açtı derdini konuştukça konuştu.

Annesi kabul etti tabi. Oğlu bir kız sevmişti ve ona açılamıyordu. Oğluna yardım etmek onun en doğal hakkıydı. Annesi oğlu için gitti kuaföre kızla konuştu. Kız annesine "Keşke benimle yüz yüze konuşsaydı" demişti ama kabul de emişti. Annesine yarın oğlunu arayacağını ve onunla o gün buluşacağını söyledi. Annesi oğluna bunu söylediğinde Murat'ın ne kadar sevindiğini annesine nasıl sarıldığını anlatmak kelimlerle ifade edilemez. O günü sabırsızlıkla bekledi. Bir gündü ama sanki yıllar geçmiş gibi gelmişti ona. O gün kızın aramasını bekledi. Saatler ilerliyordu ama kız aramıyordu. Artık ne yapacağını bilemez duruma gelmişti Murat. Kızın işyerini bile aramak ancak akşam 8:00 gibi aklına geldi. Kızın işyerini aradı oranın sahibi kızın o gün işyerine gelmediğini söyledi hatta kızın evini aramışlar evdekiler de kızın işyerine gittiğini söylemişlerdi. Murat şok üstüne şok yaşıyordu. Ne olmuştu anlayamamıştı. Bütün bunlar bir kabus olmalıydı. Nerede hata yapmıştı bütün bu olanlar ne demekti bilemiyordu. O gün sabaha kadar yatamamıştı. Sabah olmuştu ve Murat o günü gezmekle geçirmeye karar vermişti. Böylelikle bütün olanları unutabileceğini umuyordu. İşe de yaramıştı biraz da olsa. Öğleden sonra cep telefonu çaldı. Arayan annesiydi.
- Oğlum hani senin çıkmak istediğin kız var ya hani dün çıkacaktın.
- Evet anne.
- O kız başkasına kaçmış
- Pekala anne görüşürüz.
Sesi çıkmıyordu sadece düşünüyordu. Düşündüğü şey ise gerçekten de dünyanın en şanssızlarından biri oluşuydu.

fıkranın devamı

İki dilenci yakın aralıkla kaldırıma oturmuş dileniyorlardı. Hayırseverin biri dilencilerden birine bir sikke verecekti ki öteki dayanamadı:
- Beyim, sadakayı bana verirseniz, indirim yaparım!
fıkranın devamı

Abimiz deri, yarım bot ve koyu kahverengi ayakkabıyı alıp kasaya yanaşıyor... Kasadaki bayan botları poşete koyarken, sayın Abimiz de soruyor; - 43 lira değil mi?...
fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama