İnsan Fıkraları

loading...

Berbere gelen rahip saçlarını kestirir. Berbere teşekkür eder ve borcunu sorar…..

Berber:
– “Siz kutsal bir insansınız. Sizden nasıl para alırım. Sizi tıraş etmek benim için şereftir.”
Rahip tekrar teşekkür eder ve gider. Berber ertesi sabah dükkanı açmaya geldiğinde kapısında 5 altın lira bulur.
Bir kaç gün sonra bir budist rahip gelir dükkana. Saçlarını kestirir, borcunu sorar.

Berber:
– “Siz ruhani bir lidersiniz. Sizden nasıl para alırım. Sizi tıraş etmek benim için şereftir.”
Budist rahip teşekkür eder gider. Berber ertesi sabah dükkanı açmaya geldiğinde kapısında 5 yakut bulur.
Ertesi hafta bir imam girer dükkandan içeri. Saçını kestirir ve elini cüzdanına atar.

Berber:
– “Sakın ha” der.. “Siz bir inanç adamısınız.. Sizden nasıl para alırım? Dükkanıma ve bana şeref verdiniz.. Güle güle gidin..”
İmam gider.

Berber ertesi sabah dükkanı açmaya gelir, bakar ki; kapıda 5 imam vardır.

fıkranın devamı

Nasreddin hoca, bir gün halka vaaz vermek için kürsüye çıkar. Canı pek konuşmak istememektedir. Camideki cemata:


- Ey cemaat, sizlere ne söyleyeceğimi biliyor musunuz?.. der. Camidekiler hep bir ağızdan cevap verirler:
- Bilmiyoruz.!

 Bunun üzerine Hoca:

- Madem bilmiyorsunuz, ben de boşuna konuşmak istemem, der ve kürsüden iner. 

Bir hafta sonra Hoca kürsüye çıkar ve aynı soruyu sorar. Camidekiler bu kez:

- Biliyoruz! diye cevap verirler.

Bunu duyan Hoca:

- Madem biliyorsunuz, benim tekrar etmeme hiç gerek yok, der ve kürsüden iner gider.

Hoca'nın bu söz ve davranışı karşısında cemaat şöyle bir karar alır. Hoca, bir daha soracak olursa bazıları " Biliyoruz " diyecek, bazıları da " Bilmiyoruz " diyecek.

Bir hafta sonra Hoca kürsüye tekrar çıkar. Cemaate aynı soruyu sorar:

- Bugün size ne söyleyeceğimi biliyor musunuz?

Cemaat, anlaştıkları üzere bir kısmı " Biliyoruz " derken, bir kısmı da " Bilmiyoruz " diye cevap verir. O zaman Hoca şöyle söyler:

- Madem ki içinizde bilenler var. O halde bilenler bilmeyenlere anlatsın. 

ÖĞÜTLER

* Nasreddin Hoca, insanların hatalarını kendine yaraşır tatlı bir üslup ve espriyle düzelten bir eğitimcidir.

* Hoca, bu hikayede dinleme ve anlama sanatını bizlere çok çarpıcı bir örnekle anlatmaktadır. Nasıl ki güzel söz söyleme sanatı varsa, bir de güzel dinleme ve anlama sanatı vardır.

Hocamız bu hikayesinde, etkisiz ve tepkisiz kendisini dinleyen insanları, iyi bir dinleyici yapmak için hikayedeki metodu denemiştir.

* Konuşmak bir ihtiyaç ise, dinlemek de bir sanatır.

Herkes, iyi bir hatip olmasa bile iyi bir dinleyici olabilir. İyi bir dinleyiciyi herkes takdir eder. Arkadaş, dost edinmenin ve başarılı olmanın yolu iyi bir dinleyici olmaktan geçer.

İyi bir dinleyicinin özellikleri:

1- Konuşmacıyı dikkatle dinlemek
2- Konuşmanın ana fikrini iyi kavramak
3- Konuşmacıya ilgiyle dinlenildiğini hissettirmek
4- Mümkünse yazılı not almak
5- Hatibi boş ve duyarsız değil, sessiz, dikkatli, terbieli, hoşgörülü ve uyanık dinlemek
6- Hatibin sohbetini, ko nuşma sonrasında diğer insanlarla değerlendirmek

fıkranın devamı


Tanri eşşeği yarattı
ve ona dedi ki:
“sen bir eşeksin. Sabahtan aksama kadar yorulmadan,
yakinmadan çalisacaksin ve agir yükleri sirtinda tasiyacaksin. Ot yiyeceksin az akilli
olacaksin ve 50 yil yasayacaksin”.


Eşşek cevap verdi:
“50 sene böyle bir hayat için çok çok fazla, lütfen bana 20 yildan
fazla verme!” ve
öyle oldu...


Sonra tanrı köpeği yarattı ve ona dedi ki:
“Sen bir köpeksin. Insanlarin mallarini koruyacaksin, onlarin
en yakin dostu
olacaksın. Geriye kalan artıkları yiyeceksin ve 25 yil yasayacaksın.”

Köpek cevap verdi:
“Tanrim, 25 yil böyle yasamak çok fazla.
Bana 10 yıl ver yeter” ve öyle oldu...

Daha sonra Tanrı maymunu yarattı ve dedi
ki:
“Sen bir maymunsun. Agaçtan agaca salinacak ve bir
aptal gibi
davranacaksın. İnsanları eğlendireceksin ve 20 yil
yasayacaksın”.

Maymun cevap verdi :
“20 sene dünyanın
palyaçosu olarak yasamak çok fazla.
Bana 10 seneden fazla verme”. Ve
böyle oldu...

En sonunda Tanri erkegi yaratti ve ona dedi
ki:
“Sen bir erkeksin. Dünyada yasayacak tek
rasyonel düsünen canli
olacaksin. Diger yaratilmislara zekani kullanarak hükmedeceksin.
Dünyayi
yöneteceksin ve 20 yil yasayacaksın.”

Erkek cevap verdi :
“Tanrim, erkek olmak için 20 yil yetmez. Lütfen bana esekten artan 30
yili,
köpekten artan 15 yili ve maymununun 10 yılını ver. ”

Tanrı bunu kabul etti ve erkek 20 yıl erkek olarak yasadı sonra evlendı.
Ve 30 sene esek olarak sabahtan aksama kadar çalıştı ve ağır yükler tasıdı.
Sonra çocukları oldu ve 15 yıl köpek gibi
yasadı, evi korudu, aileden artanları yedi. Sonra ilerleyen yasında 10 yıl
maymun olarak yasadı.
Aptal gibi davrandı ve torunlarını eğlendirdi. Bu güne kadar böyle geldi...

fıkranın devamı

Nasreddin Hoca, bahçesindeki tadı bal gibi olan o güzelim incirlerini toplar. Satmak için pazara götürür.


- Bal bunlar bal!!! Bal gibi incirler! diye bağırmaya başlar.

O sırada bir kadın çıkagelir. Hoca'ya:

- Hoca Efendi, Ben komşunuz falanın karısıyım. Eğer veresiye verirseniz alayım... der.

Hoca razı olur. İncirleri tartar. Bu arada nezaket olsun diye kadına da bir tane uzatır.

- Hanım! İncirlerim çok güzeldir. Ye de tadını gör! 

Kadın uzatılan inciri almak istemeyerek:

- Teşekkür ederim Hoca Efendi! Oruçluyum. Altı yedi sene evvel hastalanmış ve orucumu hozmuştum. Bugün borcumu ödüyorum!... der. Bunu duyan Hoca:

- Haaaaa!! Öyle mi? Öyle ise Hanım bana gücenme. Ben de veresiye verecek mal yok! Allah'ın alacağını altı yedi senede ödeyen, benim alacağımı kim bilir ne vakit verir? der ve kadına incir satmaktan vazgeçer.

ÖĞÜTLER

Nasreddin Hoca, insanları tanımanın bir yolunun da alışverişten geçtiğini bilir. Kişileri ele alırken onların Allah'ın emirlerini ne kadar yaptığını gözler. Çünkü hakikaten Allah'tan korkan ve ibadetini yapan, kul hakkına da dikkat edecek, borcuna vefa, tartıda hile yapmama, verdiği sözde durma gibi hasletleri de olacaktır.

* "Hırsız, cesaret göstereyim derken, hırsızlığını söyler." Kadın, Hoca'ya dindarlığını göstermek isterken önceki borcunu daha yeni ödediğini ağzından kaçırır.

Bu hikayedeHoca, oruç tuttuğunu, namaz kıldığını, babasının hoca olduğunu söyleyerek insanları kandırmaya çalışan açıkgözlerin tehlikesine dikkat çeker. Bu gibi fırsat düşkünleri, sizin nezdinizde kendilerine bir "prestij" sağlamayı umarlar. Fakat unutulmamalıdır ki kişinin kendisinin samimiyeti ve doğruluğu herşeyden önemlidir. Çünkü mezara herkes yanlız girecek ve hesabını yanlız verecektir.

RESİMLİ NASREDDİN HOCA - MÜRŞİDE UYSAL

fıkranın devamı

Nasreddin Hoca bir köye gider. Orada bir müddet kalır. Bu arada Hoca'nın heybesi kaybolur. Ararlar, tararlar bulamazlar. Sonunda Hoca:


- Heybemi çabuk bulun. Yoksa ben yapacağımı bilirim, diye sert çıkışır.

Köylüler Hoca'nın bu sert çıkışı karşısında telaşlanırlar. Heybeyi aramaya devam ederler. Heybeyi alanlar, Hocanın sert çıkışı karşısında çok korkarlar ve hemen heybeyi geri verirler.

Hoca heybesinin bulunduğuna sevinir. Köylülerden biri:

- Hoca Efendi, doğrusu çok merak ettik. Acaba heybeyi bulamasaydın, bize ne yapacaktın? diye sorar.

Hoca gülerek:

- Hiiiiç! Evde eski bir kilim var, onu bozup heybe yapacaktım! der.

ÖĞÜTLER

Nasreddin Hoca, insan psikolojisinden çok iyi anlar. Kararlı ve yerinde bir çıkışla heybesinin bulunmasını sağlar. Şayet Hoca, heybesi kaybolduğunda sessiz davranıp sineye çekseydi fırsatçıların ekmeğine yağ sürecekti.

Elden birşey gelmeyeceği zaman son derece rahat olan  Hoca, yapılacak bir şey olduğunda gerekeni yapar. O da Hoca'nın zeki, kararlı, toplum psikolojisinden anlayan ve  yaptırım gücüne sahip bir insan olduğunu gösterir.

fıkranın devamı

Bir gün Akşehir'e bilginliğiyle övünen bir papaz gelir. Papaz, sorularına kimsenin cevap veremediğini, bu yüzden dünyanın en akıllı insanı oldğunu iddia etmektedir.


Papazı alıp Nasreddin Hoca'ya getirirler. O sırada Hoca eşeğini çıkarmış, tarlaya gidecekmiş. Papaz:

- İki sorum var. Bütün dünyayı dolaştım. Bu sorularıma cevap verecek kimseyi bulamadım. Bakalım sen denildiği kadar akıllı ve bilgili misin? Birinci sorum şu: Gökyüzünde kaç yıldız vardır?

Hoca hiç tereddüt etmeden:

- Şu kapıdaki eşeğimin sırtında kaç tane kıl varsa, o kadar yıldız var, der.

Papaz şaşırır:

- Bu nasıl cevap? Nereden biliyorsun? der.

Hoca:

- İstersen say da bak!

Papaz memnun olmamış vaziyette:

- Pekala, bu sorunun cevabını vermiş olduğunu kabul ediyorum. Şimdi ikinci soruma cevap verebilecek misin bakalım?

Şu sakalımda kaç kıl var?

Hoca yine tereddüt etmeden:

- Eşeğimin kuyruğunda kaç kıl varsa, senin sakalında o kadar kıl var, der. Papaz:

- Nasıl ispatlarsın? der. Hoca:

- Bundan kolay ne var? Bak eşeğim burada. İnanmazsan otur şuraya. Sıra ile bir onun kuyruğundan kıl koparalım, bir de senin sakalından kıl koparalım. Eğer senin sakalın kalmadığı ve yüzün kabak gibi ortaya çıktığı halde, eşeğin kuyruğunda kıl kalırsa senin haklı olduğuna inanırız, der.

Papaz, bu benzetmeleri ve ispatı duyunca çareyi oradan sıvışmakta bulur.

ÖĞÜTLER

Saçma sorularla kendilerini meşgul eden insanlar, Nasreddin Hoca'yı bu sorularıyla küçük düşürmek isteseler de Hoca, hazır cevap olşu sayesinde kolayca onlara dersini vermiştir. 

İnsan ne kadar az bilirse o kadar çok bildiğini sanır. Hikayedeki papaz gibi.

İnsanlara akıllarının seviyesine göre konuşmaka gerçekten bir hünerdir. Hoca da bunu çok güzel bir misalle bizlere sunmuştur.

*İnsanlara akıllarının seviyesine göre konuşun.

fıkranın devamı

Nasreddin Hoca bir gün camide vaaz verirken uzun uzun öğütler verdikten sonra:


- Ey cemaat, kulağınıza lüpe olsun. Şayet oğlunuz olursa sakın adını "Eyüp" koymayın, der.

Orada bulunanlardan birisi ayağa kalkarak:

- Niçin Hoca Efendi? der. Hoca:

- Çünkü halkın dilinde dolaşa dolaşa "Eyüp", bir de bakarsın "ip" oluverir, kopar, cevabını verir.

ÖĞÜTLER

Nasreddin Hoca, halkı zaman zaman bazı konularda uyarır, aydınlatır. Bu işi yaparken de akılda kalıcı örnekleri seçer.

Hoca bu hikayede, çocuklara isim konulurken çok dikkatli davranılması gerektiğini vurgulamıştır. İsimler çok güzel olsa bile, toplumda alay konusu olabilecekse, gülünecek bir kelimeyi çağıştırıyorsa, bu ismi koymaktan kesinlikle kaçınılmalıdır.

* Çocuklarınıza güzel isimler koyunuz. Çünkü isimler, insanın şahsiyetini etkiler. "Bir insana kırk kere deli desen, deli olur." tekerlemesinde olduğu gibi.

Aynı şekilde, kadın isminin erkeğe verilmesi ya da erkek isminin kadına verilmesi de şahsiyeti etkiler.

* İsmin önemi büyüktür. İnsanları görmeden önce, yanımızda en sevimli olanı ismi güzel olandır. Gördükten sonra ise, yüzü güzel olandır. Denedikten sonra ise ahlakı güzel olandır.

fıkranın devamı

Maymun hanımlar aralarında kocalarını çekiştirirler. İçlerinden birisi:


-Benim ki orangutan, insan görünümlü, der. Bir diğeri de:

- Benim kocam da Makaka. Her konuda oldukça becerikli, eli yatkındır, der. Üçüncü kadın:

- Benimki de timsah. Demir, soğuk, gerçekten de bir timsah, der. Şaşkınlıklara bakan kadınlara:

- En azından denize gidiyor, der.

fıkranın devamı

Nasreddin Hoca'yı bir dostu ısrarla evine davet eder. Hoca daveti kabul eder.


Dostu Hoca'yı güleryüzüyle karşılar. Dereden tepeden konuşurlar. Sıra gelir ev sahibinin kendi elleriyle yetiştirdiği arıların balının övülmesine... Kokusunun güzelliği, renginin altın sarısı oluşu, tadının tartışılamaz olduğu... Neler neler!..

Bu arada Hoca'nın önüne kocaman bir kase ba konur. Hoca önce balı ekmekle yemeye başlar. Sonra ekmek bitince ekmeksiz yemeğe devam eder.

Ev sahibi, Hoca'nın balı bitirmeye niyetli olduğunu anlar, canı gider. "Yeme" dese ayıp olacak. Çünkü Hoca'yı çağıran kendisidir.

Ne desem de Hoca'yı böyle iştahla yemekten vazgeçirsem, diye düşündükten sonra Hoca'ya:

- Ekmeksiz bal içini yakar Hocam! der.

Hoca , dostunun ne demek istediğini çok iyi anlar. Fakat aldırış etmeden balı yemeğe devam ederken:

- Kimin içinin yandığını Allah bilir dostum! diye cevap verir.

ÖĞÜTLER

Nasreddin Hoca, bu hikayede, başkalarının menfaatini veya hakkını düşünüyor gözükerek, aslında kendi menfaatını düşünen insanlara bir örnek vermiştir.

* Sofrana oturanın karnı doysun. Misafire cimrilik edilmemelidir.

MÜRŞİDE UYSAL - RESİMLİ NASREDDİN HOCA
UYSAL KİTABEVİ

fıkranın devamı

Nasreddin Hoca, güzel ahlaklı, alim, sevecen ve hazırcevap nadir şahsiyetlerden birisidir.


Hoca'nın sorulan her soruyu soranın aklına göe cevaplaması meşhurdur.

Hocanın, her sorunun altından kalktığını duyan adam;

- Hoca, benim soruma ceap bulamaz, diye öğünür ve kalabalıkta sağdan sola, soldan sağa koşuşan insanları görünce Hoca'ya;

- Hocam!!! Bütün bu insanlar evlerinden çıkınca ne diye hep aynı yöne gitmezler? Kimi o yana kimibu yana gider? diye sorar.

Hoca cevabı hemen yapıştırır:

- Efendi, efendi!!! Bilmez misin herkes aynı yöne gitse dünyanın dengesi bozulur, bir yana devriliverir.

ÖĞÜTLER

Nasreddin Hoca'ya herkes çekinmeden soru sorardı. Bazen de alay etmek, küçük düşürmek maksadıyla soran da olurdu. Fakat Hoca, ona bahşedilen pratik zekasıyla her zaman bu soruların altından kalkmasını bilirdi.

Hoca'nın sorular karşısındaki tavrı da çok önemlidir. Sabırlı, güler yüzlü ama muhatabın anlayacağı dildendir.

* Bir insanın zekası, verdiği cevaplardan değil, sorduğu sorulardan anlaşılır.

Aslında insanların farklı düşünmesi, farklı yere gitmeleri, gerçekten bir denge unsurudur. Bu farklı gidiş gelişler toplumun devamı ve gelişmesi için gereklidir. Bu farklılıkda rahmettir ve denge unsurudur.

fıkranın devamı

Nasreddin Hoca, elinde avucunda birşey olmadığı günlerde yolu pazara düşer. Canı da un helvası istemektedir. Ama un, yağ, şeker, alacak parası yoktur. Dükkanın birinin önünden geçerken çuvallar dolusu unları, şekerleri görür. Tezgahın yanında duran yağlara gözü ilişir.


Dayanamayarak dükkana girer. Sahibine;

- Un var mı? Dükkan sahibi:
- Var.
- Şeker var mı?
- Var.
- Yağ var mı?
- Var.

O zaman hoca içini çekerek şöyle der:

- Be mübarek adam, madem ki un , yağ, şeker var. O halde neden helva yapıp yemiyorsun.

ÖĞÜTLER

Nasreddin Hoca, herşeye sahip olduğu halde, bu nimetleri değerlendirmesini bilmeyenlere mesaj sunuyor.
Elde varken değerlendirmeli, hem kendimiz hem ihtiyaç sahiplerini yararlandırmalıyız. "Varlık içinde yokluk" yaşamak, insanın hem dünyasını hem ahiretini rezil eder.

Nasıl kı bir at, üzerindeki zengin koşumların farkında olmazsa, vurdum duymaz, zevksiz bir adam da, içinde yaşadığı nimetlerin tadına varmaz.

fıkranın devamı

 Ali baba ve 7 cüceler HD izle/ İnternetten film izlemek istediğim oluyor 
bazen, güncel herkesin övdüğü filmler. İlk çıkan linke tıklıyorum,
görüntü kalitesi sıfır. Ses arkadan geliyor üstelik, kesintiler sıkça olmakta.
Toplumumuzun büyük bir eksikliği olan sinema alışkanlığı burda kendini
ele veriyor işte. Sinemada izlense o film öyle mi olur? Oyuncuların emeği,
senaryonun güzelliği öyle güzel yansır ki beyaz perdeye insan kendini kurgunun
içinde bulur. Şimdilerdeyse bu eksiklik full hd izle, hd izle, tek parça izle,
Ali baba ve yedi cüceler izle diye diziliyor önümüze.Ve eskilere göre
bir nebze olsun iyileşenbu sektör biraz olsun isteklerimizi karşılıyor.
Gerçi bir nebze dedimde baya ilerleme var aslında. Siyah beyaz filmlerden
hd kalitede filmlere, dizilere geldik. Büyük bir gelişme aslında.
Ali baba ve yedi cüceler izle ve görüntünün net olması için bile izlenir bazı filmler.
Çünkü insanın içini açacak derecede nettir görüntü. İzlerken sıkılmaz; tam tersi daha çöm izlemek istersin.

fıkranın devamı

Temel tır şoförlüğü yapıyormuş.Bir bir tane yokuştan aşşağı son sürat iniyormuş.Yavaşlamak için frene basmış bir de bakmış ki fren tutmuyor.Ne yapcam ne edicem derken yolun ilerisine bakmış ve yol ilerde ikiye ayrılıyormuş.Sağda bir pazar ve tamı tamına 250 insan,solda ise küçük bir çocuk ve önünde de bir duvar.Lan demiş ben çocuğa çarpıp duvara giriyim ve 250 kişiyi kurtarıp kahraman oluyum demiş.Kaza olmuş bitmiş.Ertesi gün Temel gazetelerde 1. sayfaya manşet olmuş:''ŞOK ŞOK ŞOK Temel tamı tamına 251 kişiyi ezerek öldürdü!''.Bunun ardından gazeteciler hemen Temelin odasına doluşmuşlar.İçlerinden biri Temel bey bu olay nasıl oldu demiş? Temel de: Valla herşey çocuğun pazara doğru koşmasıyla başladı.
fıkranın devamı

Bir gün Temelle Dursun yemeğe çıkmışlar.Temel Dursun'a balığın kılçığı insanı daha akıllı yapıyormuş demiş.garson geldiğinde Temelle Dursun hamsi söylemişler.Hamsi geldiğinde Temel balıkların kılçıklarını Dursun 'a etli kısımlarını kendi yiyiyormuş.Dursun kılçıkları yemeye başlayınca sormuş ula Temel ben niye kılçıkları yiyorum demiş:)))) Açıklama:dursun kılçıkları yedikten sonra bu soruyu soruyor yani akıllanıyor
fıkranın devamı

Bir gün bir yerde yangın çıkar bir adamla temelin görevleri oraya düşer ve oraya gider orada adam insanları atacak temelde tutcak temel derki bana Yanıkları atma adam çıkar adamları atmaya başlar 1.zenciyi atar temel tutmaz 2.zenciyi atar temel tutmaz 3.beyaz tenliyi atar temel tutar adam aşağıya iner derki Zenciler niye tutmadın der temel onlar yanıkya der
fıkranın devamı

karadenizli bi öğretmen sınıfına iskelet getirr sınıfına . öğrencilerinden birini kaldırır. der ki temel bu nedir .temel der ki insan kılçığıdır .
fıkranın devamı

karadenizli bi öğretmen sınıfına iskelet getirr sınıfına . öğrencilerinden birini kaldırır. der ki temel bu nedir .temel der ki insan kılçığıdır .
fıkranın devamı

180-ÇİMDUR O!.. Temel askerde nöbetçi kulübesinde gece nöbeti tutmaktadır. Bir ara tel çitlerin dışında ağaçlar arasında ayak sesleri duyar, belli belirsiz karartılar görür, bağırır: -Çimdur O!..,Cevap gelmez,sesler devam edince bir şarjörü o tarafa boşaltır ve allarım düğ-mesine basar. Birlikte koşuşmalar, komutlar, araç homurtuları ve allarım sesleri birbirine karışır. Güvenlik güçleri kısa sürede olay yerine ulaşır, çevre abluka altına alınır ve projektörler ile alan aydın-latılır. Saha dikkatli bir şekilde araştırılırken kulübe yakınından başka bir Karadenizlinin sesi çınlar: - Pir inek furulmuştur,komitanum!.. 181-TAVANA NASIL Almanya’ya çalışmaya giden ilk işçilerimizden birine kalacağı yerden bir oda verilir. Eşyalarını yerleştirirken büyük abdesti gelir, alafranga tuvaleti tanımadığından giderecek bir yer bulamaz, Çok sıkışınca yanındaki bir kesekâğıdının içine yapar, pencereden dışarı atmayı düşünür. İkinci kattan aşağı baktığında insanları görür, daha ileri atmak için sallarken kesekâğıdının dibi yırtılır ve pislik tavana fırlar, yapışır, suları da tabana süzülür. Biraz sonra her tarafı pis bir koku kaplar ve kat görevlisi orada biter. Yerdeki ve tavandaki durumu görür, hayretlere düşer, arkadaşlarını çağırır: -Bu adam yere işerken tavana nasıl s.çtı? Diye merakla olayı çözmeye çalışırlar. 182-SANA BİR KÖY Ümraniye-Artvinliler Derneği Yönetimi, hemşerileri Hasan Mezarcı’yı genel seçimlerde gö-nüllü olarak destekler ve tercih oyları ile farklı seçilmesini sağlar. Aydın bir din adamı olarak tanıdıkları eski Müftüleri, daha sonra Atatürk aleyhindeki söz ve davranışları ile basın-yayında manşet olur. Dernek yönetiminde tartışmalar çıkar ve gerçeği kendisinden öğrenmek için TBMM’deki odasına gidilir. Konu açılır, alınan cevaplardan yayınların doğru olduğu anlaşılır. O sıralarda Orta Asya’daki Türk Cumhuriyetleri bağımsızlığını kazanmıştır ve ileri gelenleri ülkemize sık sık ziyaret eder ve Birleşik Türk Devletleri kurulması konu edilir. Milletvekili Hasan Bey Atatürk’ü eleştirirken bir ara: -Ülkenin bazı fabrikalarını ve arazilerini üzerine geçirdi, diye söyleyince dernek 2.Başkanı ve sözcüsü Fevzi Durmuş: -Fabrikalar ve araziler halka bir örnek olsun, diye bizzat ilgilendi ve sonra da kendi hisselerini halkına hibe etti. Şimdi sizin arkanızda güçlü bir Türkiye var, diğer Türk Devletleri ile “Birleşik Türk Devletleri” kurun ve Başkenti’ni de Ardahan veya Kars yapın; Ardanuç’un Yolağzı ve Yaylacık Köyleri’nin yarısından fazlası benim akrabalarıma aittir, beni kırmazlar, beğendiğin köy senin olsun. Binlerce dönüm arazi; tarlası, çayırı, ormanı, yaylası ve soğuk pınarları ile. Biz sizi dedelerimizin hesabını sorasınız diye buraya göndermedik, onlar gittikleri yerde hesaplaşsın. Biz sizi buraya bizim haklarımızı koruyun diye gönderdik. Şu anda bakanlıklarda rüşvetler dönüyor, sizin göreviniz buna engel olmaktır. Siz şu anda bir millettekisiniz, saygı duyarız. Tartışma şartlarımız eşitlenince konuşuruz, der ve konuyu kapatır. Ertesi günü gazetelerde manşet: ”Bakan Özdağlar’ın makam odasında valizler dolusu rüşvet parası ele geçti”. 183-TEK SU KAYNAĞI Anne alışverişe çıkar, iki buçuk yaşındaki bebeğe babası göz kulak olur. Yavrucak halının üzerinde 'çay seti' oyuncağıyla oynarken baba da koltuğunda gazetesini okur, ara sıra da bebeğinin kendisine -çay seti oyuncağının minik plastik fincanlarıyla- ikram ettiği suları çay niyetine içer ve oyuna katılır. Derken anne eve gelir; baba, anneye sus işareti yapar, bebeği izlemesini ister. Bu çok şirin hareketi anne ile paylaşmayı düşünür. Anne, bebeğin elinde çay fincanıyla salondan çıkıp, biraz sonra içi su dolu olarak babasına getirmesini ve babanın da onu çay içer gibi içmesini izler. Sonra gayet sakin bir tavırla elindekilerle mutfağa geçerken eşine seslenir: - Oyun arkadaşının uzanabildiği tek su kaynağının klozet olduğunu biliyorsun, değil mi koca-cım? 184-BİZ DA… Ardanuç-Yolağzı Köyü’nden “Kotsulo”olarak bilinen Süleyman Dinçer dedemiz çarşıya gi-der. Bir dükkânda alış veriş yaparken köylümüze bir memur takılır. -Amca, O köylü kadınlarla nasıl yatıyorsunuz? Allah aşkına!.diye alaylı bir şekilde so-rar.Dedemizin cevabı hazırdır: -Onlari, şeherlinin karısı saniyeruh, Ço!… 185-SONRA DÖNER Adamın biri köyünden kasabaya gider, yol hayli uzun olunca kasabada yemek yedikten sonra köyüne dönmeyi düşünür. Bir lokantaya girer, garsondan bir çorba ister ve afiyetle yemeye başlar. Bu arada hınzır garson da “şu köylü ile bir dalga geçeyim de aval aval düşünsün”,diye arkadaşına işaret eder ve köylümüz çorbasını içince yanında biter: -Eeemm!.Efendim,arkadan ne alırdınız? Diye sorar. Adam kızarır, bozarır ve cevabı patlatır: -Sen önümdekini kaldır, sonra döner verirsin. 186-BİZ DİYERUH DA Kafkasya’dan yeni göç eden Kontromlu Koçi Pehlivan ile Ali Pehlivan, Samusharlı pehlivanlar ile güreş tutarlar ve önüne gelenleri yıkarlar. Bu işe çok kızan köylüleri kabul etmez, tekrar ettirirler. İki güreşçimiz bu sefer rakiplerinin omuzlarını yere yapıştırdıktan sonra göğüslerine oturur ve “Pes” deninceye kadar kalkmak istemezler. Canları acıyan alttaki güreşçiler bağırırlar: -Ola, biz diyeruh da, aho köyli demiyer… 187-GELİNCİK Bir dağ köyünde hamile bir kadının kocası; doğumdan önce ölür, tek başına kalır, kendisine arkadaş olması açısından dağda yaralı olarak bulduğu bir gelinciği evinde beslemeye başlar. Gelincik kadının yanından bir an bile ayrılmaz. Her ne kadar evcil bir hayvan değilse de, oldukça uysallaşır. Bir kaç ay sonra kadının çocuğu doğar, tek başına tüm zorluklara göğüs gerer ve yavrusuna bakmaya çalışır. Günler geçer ve kadın bir gün birkaç dakikalığına da olsa evden ayrılmak ve yavrusunu evde bırakmak zorunda kalır. Gelincikle bebek evde yalnız kalırlar. Aradan biraz zaman geçer ve anne eve döner, Kapıda Gelincik’in kanlı ağzını yalarken görür, çıldırmış gibi gelinciğe saldırır ve oracıkta hayvanı öldürür. Tam o sırada içerdeki odadan bebeğin sesi duyulur, anne odaya koşar; odada beşiğin içinde bebeğini ve yanında parçalanmış bir yılanı görür. 188-DOKTORA TEZİ VE DANIŞMAN... Bir Tavşan önüne bir daktilo almış, tak tuk tak tuk bir şeyler yazıyor. Oradan geçen bir Tilki: - Hey Tavşan, ne yazıyorsun? - Doktora tezimi yazıyorum. - Ha öyle mi, çok güzel, ne hakkında? - Tavşanların Tilkileri nasıl yedikleri hakkında. - Yok, canım, olur mu öyle şey, hiç Tavşanlar Tilki yerler mi? - Olur canım, gel istersen, sana ispat edeyim. Beraberce Tavşanın yuvasına girerler. Biraz sonra Tavşan tek başına çıkar ve yine daktilosunun başına geçer, tak tuk bir şeyler yazmaya devam eder. Daha sonra oradan geçen bir Kurt, Tavşanı görür. - Hey Tavşan, ne yazıyorsun? - Doktora tezimi. - Ne hak kında? - Tavşanların Kurtları yemesi hakkında. - Yayınlamayı düşünmüyorsun herhalde, buna kim inanır? - Gel istersen göstereyim, der. Beraberce ine girerler, Tavşan biraz sonra dışarıya yalnız çıkar. Tavşanın yuvasını merak mı ettiniz? Manzara şudur: Bir köşede Tilkinin kemikleri. Bir köşede Kurdun kemikleri. Diğer köşede ise tavşanın “Doktora Danışmanı Aslan”, kürdanla dişlerini temizlemektedir!.. 189-TANİMİYAN YOH Artvinli yaşlı bir hanım Trabzon’da uçağa bindirilir, Sabiha Gökçen Hava Alanı’nda oğlu tarafından karşılanacaktır. Uçak havalanır, hostesler servis yapar, nenemiz açık bir çay ister, hostes bir şeyler söylese de anlamaz. Herkes bir şeyler içerken açık çay gelmez, bir müddet sonra isteğini tekrarlar, ancak çay yine gelmez. Nenemiz bu duruma iyice bozulur, inerken yolcuları uğurlayan hostese yanaşır ve: -Sen bizim Yunus’u bilursunuun? Diye sorar. Hostesin “bilmiyorum, neden sordunuz ki?” de-mesi üzerine ağzından baklayı çıkarır: -İstanbol’da Yunus’u tanımayan ŞİLLUH yohtur da. NOT:Sayın admin kategoriler arasında "Artvin Fıkraları" kısmını göremedim.Açmanız olası mı? Teşekkürler.
fıkranın devamı

Nasıl Atladılar Bir grup ingiliz, amerikan ve Türk gemiyle yolculuk ediyorlarmış. birden şiddetli bir fırtına kopmuş.Geminin batacağını anlayan kaptan hemen yolculara koşup gemiyi boşaltmalarını istemiş.fakat kimse buna inanmayarak kendini denize atmayı kabul etmemiş. bir süre sonra bütün yolcuların ölüm tehlikesiyle ka…rşı karşıya olduğunu gören kaptan hemen bir tayfasını çağırmış. “Git bir de sen dene onları gemiden atlamaya ikna etmeyi” demiş.Tayfa gitmiş ve kısa bir süre sonra geri dönmüş. Kaptan merakla sormuş: -Eee,noldu? -Hepsi atladılar efendim. Kaptan çok şaşırmış: -Nasıl olur,daha demin kıllarını bile kıpırdatmamışlardı. Ne dedin onlara? -Çok kolay. İngilizlere “sizin gibi soylu insanlar batmak üzere olan bir gemide olmamalılar” dedim. Amerikalılara deniz suyunun insan vücudu icin çok faydalı olduğunu söyledim. -Peki ya Türklere ne dedin? -onlara da “Denize girmek yasak! ” dedim.
fıkranın devamı

Temel ölmüş. Öteki dünyada görevliler listeye bakmış ve Temel'e: - "Ya, senin adın listede yok sen bugün ölmeyecektin yanlışlıkla ölmüşsün. Seni tekrar dünyaya göndereceğiz. Ama kurallara gore insan olarak gönderilemezsin. Ancak istediğin bir hayvan olarak dünyaya gönderileceksin. Ne olmak istersin?" Temel biraz düşündükten sonra: - "Yunus balığı olayım", demiş. Ve anında yunus balığı olarak dünyaya ışınlanmış. Aradan 3 dakika geçmeden Temel tekrar öteki dünyaya dönmüş. Görevli sormuş: - "Ne oldu ya? Biz seni şimdi gönderdik niye geldin?" Temel masum bir şekilde cevaplamış: - "Yüzme bilmiyordum, boğuldum!"
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca bir gece telâşla karısını uyandırmış:- “Aman hanım, çabucak şu gözlüklerimi ver de uykum açılmadan gözüm...
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca, Timur Han’ı ziyarete gitmiş. Timur Han Akşehirlilerin yanlış işler yapmakta olduklarını anlatıyormuş. O...
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca vaazında “annelerin evlâtları ve kadınların kocaları üzerindeki haklarından” bahsedeceğini söylemi...
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca’nın evine hırsız girmiş. Bir şeyler çalmış, evden çıkmış kaçarken birisi fark edip içeriye seslenmiş;- &...
fıkranın devamı

Kasabanın Subaşı’sı Bir leylek vurmuş. Leyleğitahnît etmek, yâni içini boşaltıp, kurutup, tekrar doldurarak rafına koym...
fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama