Ajan Fıkraları

loading...


Fransa da çok ünlü bir lokanta. Bir hayir kurumu yararina gece düzenlenmis,
giris oldukca pahali... Bizim Temel jilet gibi giyinmis, sinek kaydi tras olmus,
kapidakileri atlatip, içeri sizmanin yollarini ariyor...
Bir bakiyor ki, top sakalli, asker kilikli biri, kapiya yaklasiyor. Elinde davetiye
falan yok..
"Ajaaaeenn" (Fransiz aksaniyla) diyor, kapi görevlisi iki büklüm egilip selam
veriyor, içeri aliyorlar hemen top sakalliyi... Az sonra bir top sakalli daha...
O da "Ajaaaeenn" diyor, o da içeri. Biri daha. Biri daha...
Bizim sinek kaydi trasli Temel, kendinden emin adimlarla kapiya yaklasiyor.
Davetiye soran görevlinin kulagina egiliyor. "Ajaaaeenn" diyor... Görevli öfke
ile bagiriyor :
- Hadi ordan ulan... Bu nasil teskilat?.. Sakalin bile yok!..
Temel pantolonunun fermuarini asagi indirirken isaret ediyor :
- Gizli Ajaaaeenn!..

fıkranın devamı


Bizim Temel ajanliga soyunmus ve talimatlari ögreniyor. Tabi ajan oldugu için
Temel ismi yerine takma isim kullanmasini söyleyip adini Mustafa koyuyorlar ve
Temeli Ingiltereye gönderip oradaki ajanlarla tanismasini söylüyorlar. Temel
Ingiltereye gidiyor ve burada ajanlarin bulustugu bir bara giriyor. Burada
karsisina çikan birine tanismak için adini soruyor. Tabi ingiliz cevap veriyor :
- Bond, James Bond
James Bond da Temele adini soruyor ve bizim Temelde :
- Tafa ,MusTafa...

fıkranın devamı


Rus gizli haber alma orgutu KGB, Ruslar hakkinda cok gizli sirlari ele geciren Amerikali, ingiliz ve laz ajanlari uc ajani yakalamislar. Bu ajanlar bilgiyi guvenlik acisindan uce bolmus ve herbirinin diger iki sirdan haberi yokmuscasina herseyi ayarlamislar. Neyse KGB bunlari konusturmak icin iskencelere baslamis. Amerikali kendisine ait bilgiyi 17.gun agzindan kacirmis. Sira ingilize gelmis.O da 9. gun cozulmus. Laz`i da konusturabilirlerse hersey tamamlanacak. Ama laz bir turlu konusmuyor. 25. gun sonunda, Ruslar toplanmis, tartismaya baslamislar;
- "Yaw biz bu Turk'lerin cok kuvvetli, guclu oldugunu bilirdik ama bu kadarini da bilmezdik, acaba bu kadar aciya, darbeye bu adam nasil dayaniyor ?" Artik 36. gun iskenceden getirip, bu adam bu kadar nasil dayaniyor, acaba teknigi nedir deyip, odasina bir kamera yerlestirmisler . Laz aksam bir saatte uyanmis, baslamis kafasini duvara vurmaya :
- Hatirla essoglessek hatirla .. oldirecekler senu ...

fıkranın devamı


İsrailli güzel casus Suriye'den dönüp İsrail Genelkurmayı'na rapor verir: - Hafız Esad'ın son saldırı planını gece masasından çaldım. Üstelik, bununla kalmayıp oğlunu da hapsettim. Generaller sevinçle haykırırlar: - Harika, oğlunu hemen bize ver, sorguya çekelim. Güzel casus üzgün bir yüzle cevaplar: - İşte bu hemen olmaz, dokuz ay beklememiz lazım...

fıkranın devamı

Bizim Temel ajanliga soyunmus ve talimatlari ögreniyor tabi ajan oldugu için Temel ismi yerine tak...
fıkranın devamı

Fransa"da cok unlu bir lokanta. Bir hayir kurumu yararina bir gece duzenlenmis, giris oldukca pahali...
fıkranın devamı

İsrailli güzel casus Suriye'den dönüp İsrail Genelkurmayı'na rapor verir: - "Hafız Esad'ın s...
fıkranın devamı

Stres'le nasıl başa çıkacağımı bilirim(Genelde Prozac kullanırım. Eğer bulamazsam sigara v...
fıkranın devamı

ÇİN LOKANTASI
Sanıldığının aksine Çinlilerin eti hiç de lezzetli değil. Ben her
seferinde çıkarıyorum...

GENELLEME
Konuşurken genelleme yapmak sağlığınız için onulmaz yaralar
açabilir. Mesela bütün solak yeminli müşavirlerin sarışın ve kekeme
baldızları seks delisidir gibi bir genelleme yaparsanız bir daha
genelleme yapacak kadar yaşamanıza imkan tanımayabilirler.

MATEMATİK 3 (GENİŞLETİLMİŞ BASKI)
Tanrının o kadar kutsal kitap indirdikten sonra insanlara daha
faydalı olabilecek bir kitap indirmeye karar verdiğini hiç kimse
bilmez. Ben bile çok sonraları öğrenebildim. Tanrının yeni kitabı
belki hiç kimseye doğru yolu göstermeyecekti ama en azından
insanlar, kendilerine altı kere sekiz diye bir soru sorulduğunda
apışıp kalmayacaklardı. Evet Tanrı'nın indirdiği bu kitap şimdilerde
Lise 3 Matematik ders kitabı olarak okutulan kitaptır. Çok
şaşırdınız değil mi? Tabi hemen şunu da ifade etmeme izin verin ki
Matematik 3 kitabı da incil gibi tahrif edilmiş bu yüzden de
güvenilirliğini yitirmiştir. Bu yüzden bu kitaptan yola çıkarak
şer'i hükümler vermemiz maalesef pek mümkün değildir. Ama hiç
olmazsa artık altı kere sekizin kaç ettiğini biliyoruz. (kırksekiz)

ŞAMPUAN
Şayet saçınızın yarısını normal şampuanla saçınızın diğer yarısını
da Recois'la yıkarsanız bir süre sonra kişilik çatışması
yaşayabilirsiniz.

MÜSAİT BİR YER
İlk duyduğum zaman ben de sizin gibi minibüs duraklarını kasteden
bir laf sanmıştım ama sonradan araştırmaya başlayınca işin renginin
aslında hiç de öyle olmadığını farkettim... Yolcular aslında müsait
bir yerde diyerek şöföre bir mesaj vermeye çalışıyorlardı... Peki
yolcuların bu lafından sonra şöförün hemen düğmeye basarak otomatik
kapıyı açması hiç mi ilginç gelmedi size?..

DENİZ
Bir kahramanlık öğesi... Doğu Anadolu bölgemizde de deniz olsaydı
şimdi "kodumun Ermenilerini Doğu'da nasıl denize döktük ama" diye
övünebiliyor olacaktık...

GİZLİ AJAN
Ne yani, şimdi ajanlığı alenen yapanlar da mı var? Açık Ajan yani.
Madem yok, niye peki gizli ajan, o zaman? Salaklığın dikalası işte!

PREZERVATİF
Tecavüzlerde çük izi bırakmamak için icad edilmiş bir tür koruyucu.
Bizim Sağlık bakanlığımız da olayı ne sanıyor oysa.

OTOMATİK KAPI ÇARPAR
Evetş hemf de çofk kötü çarfıyorş... şlafş

KAVA
Kava demirci değil de şayet çıplak model olsa onunla bugün yine
böyle övünebilecek miydik, merak ediyorum doğrusu.

SAVAŞ
Geleneksel bir doğum kontrol yöntemi.

ALP BAHADIROĞLU
Halkı peşinden sürükleyip kurtuluşa götürecek bir kahraman olmak
için herşeye sahipti fakat kırmızı ışıkta karşıdan karşıya geçerken
ezildi.

İZLENİMCİ CABBAR BABA
Türk mafyacılığında bir devrim yaratarak ilk izlenimci hareketi
yaratan Erzurumlu mafya babası. Daha küçük yaştayken babasından
yediği tekme ve tokatların düzeysizliğinden ve bayalığından rahatsız
olan Küçük Cabbar otuzlu yaşlarında kurduğu mafyasıyla izlenimci
hareketi de başlatmış oldu. İşkence ettiği kurbanlarının
bedenlerinde virgül biçimli küçük dokunuşlar, mavi ve mor gölgeler
kaba saba işkenceye alışmış insanları şaşırttı. Çek ve senet
tahsilinde kullandığı teknikle her ne kadar Portekiz Fovistlerini ve
Fransız yeni avangardistlerini çağrıştırsa da arazi ve uyuşturucu
ticaretinde kullandığı işkence teknikleriyle yerini sağlamlaştırmış
oldu. Özellikle Heybeliada'da Bir Pazar Öğleden Sonrası adlı
izlenimci işkencesi, türünün en yetkin örneklerindendir. Fakat daha
sonra yapıtlarını Karaköy Vapur İskelesi Sergi Salonunda sergilemek
isteyince polis taafından enselendi ve idam edildi. Mezarı hala
izlenimciler tarafından ziyaret edilmektedir.

NOTA
Eşcinsel müzisyenlerin birbirlerine yazdıkları şifreli aşk
mektupları...

415.MURAT
Hepiniz şimdi kim bu ya diyorsunuz ama Cumhuriyet kurulmamış olsaydı
şu anda tahtta oturuyor olacaktı. Ya da kahraman yeniçerilerin
başında ikinci sefer sayılı Boing24 numaralı uçakla New York'un
fethine gidiyordu. Oysa Osmanlı Hanedanının son varisi 415.Murat şu
anda Kadıköy postanesinde Telefon tahsilatı bölümünde çalışmaktadır.
Bu arada bu sülaleye 1.Berke ve 1.Tonguç'un da eklendiğni
belirtmemde fayda var...


fıkranın devamı

Babaannem nişanlısından hamile kaldığını anlayana
kadar karnındaki bebek
dört aylık olmuş. Kilo almasına rağmen böyle bir şey
hiç aklına gelmemiş
çünkü "evlenmeden" hamile kalınmaz sanıyormuş.
Babaannem tam bir laz kadınıdır. Her zaman elleri ve
ayakları kınalıdır.
"Bir kadın öldüğü zaman ellerinde nişan yoksa
(tırnaklardaki kınayı kastediyor) zebaniler ellerini rendeleyecek" der.
Babaanne vallahi Stephen King halt etmiş yani yanında.
Babaannem namazında niyazında bir kadındır. Ziyaretine
gittiğimizde ev kalabalık da olsa hep televizyonlu odada
namaz kılar. Alışmış olsa gerek,
sesten falan hiç rahatsız olmaz. Bir gün o namaza
durmuşken biz televizyon
izliyorduk. Kanalları gezerken birden babaannemin
ahenkli sesi dua ile karışık bir şekilde bizi dumurlara yelken açtırdı:

Velem yuleeedd....Kanalı değiştirmeeee... Velem yekunlehu... Ajans
başlayacaaak...Kufuven ahad!"
Yetmiş sekiz yaşında, tonton bir babaannem var. Ne kadar
modern olsa da gelişmiş teknolojiye ayak uydurmakta epey
zorlanıyor. Buna en güzel örnek
evimi aradığında telesekretere bıraktığı not :
"Babaannesi aradı dersiniz."
Brezilya-Almanya final maçını izliyorduk. Brezilya'nın
önemli bir atağını
yavaş çekim gösteriyorlardı. Babaannemin
söylediklerini aynen yazıyorum:
"Bu oğlanlar da amma yavaş oynuyorlar. Bizim
yavrularımız aslan gibiydi.
Yine de elendiler." Canım babaannem seni çok seviyorum
ama teknoloji işte, çocuklar ne yapsın.
Ilkokuldayken Commodore 64 bilgisayarımla sık sık "Ghost'n
Goblins" oyununu
oynardım. Bu oyunda amaç, mezarlıkta dolaşırken
dirilen ölüleri yeniden
öldürmekti. Babaannem de ben oynarken izler, arkamda
sürekli Fatiha suresini
okurdu. "Babaanne onlar gavur, anlamazlar" deyince de
sinirlenip terlikle kovalardı. Tonton babaannemi çok özlüyorum.
Babaannem 58 milyon vererek aldığım gözaltı kremimi ellerine
sürüp bitirmiş
İzmir'deyken televizyonda Ajda Pekkan'ı seyreden, birkaç gün
sonra Ankara'ya
döndüğünde televizyonda yine Ajda Pekkan'a rastlayan
babaannemin yorumu:
Buraya da mı geldi bu zilli?! Nereye gitsem peşimde!
Bir spor programında Rıdvan Dilmen şu talihsiz cümleyi kurdu: "Ben

Washington'a inanan bir insanim." 85 yaşındaki
babaannemim tepkisi ani ve keskin oldu: "Allahsız herif! Geber e mi!"

fıkranın devamı

Element : Kadin
Sembolu : WO
Atom agirligi : 53,6 kg olarak kabul edilmis olup,
40 kg' dan 200 kg' a
kadar degisik cesitleri de bulunmaktadir.
Bulundugu yerler: Dunya gezegenindeki tum kent ve
kirsal alanlarda.

Fiziksel Ozellikleri
1. Yuzeyi renkli film tabakasiyla kaplidir.
2. Degisik sicakliklarda kaynar.
3. Bilinen bir sebep olmaksizin donar.
4. Ozel ilgi gordugunde erir.
5. Dogru olmayan kullanimlarda isirir.
6. Islenmemis metalden siradan maden filizine kadar
pek cok halde bulunur.
7. Dogru noktalara basinc uygulandiginda urun verir.


Kimyasal Ozellikleri
1. Altin, gumus, platin ve kiymetli diger taslarla
buyuk akrabaligi vardir.
2. Buyuk miktarlarda pahali maddeleri
absorblayabilir.
3. Bir belirti gostermeksizin kendiliginden
patlayabilir.
4. Sebepsiz yere cikip gidebilir.
5. Likitlerde cozunmez, fakat alkolle doyuruldugunda
aktivitesi buyuk oranda artar.
6. Bilinen en guclu servet indirgeyici ajandir.

Genel Kullanim Alanlari
1. Genelde sus olarak.
2. Rahatlatmada buyuk yardimi olabilir.
3. Cok etkili bir temizleme ajani olarak.

Testler
1. Saf numunesi dogal halde bulundugunda rengi
parlak pembeye doner.
2. Daha iyi bir numunesi ile kiyaslandiginda rengi
yesile doner.

Potansiyel Tehlikeleri
1. Tecrubesiz ellerde cok tehlikelidir.
2. Birden fazlasiyla ilgilenmek yasal olmadigi
halde, degisik mekanlarda ve birbirleriyle direkt temasa
gelmelerini engelleyecek onlemleri alarak bu yapilabilir.
fıkranın devamı

Kekeme arkadaş yolda giderken bi arkadaşına rastlar
Arkadaşı:
-Eeee nerden böyle
Kekeme:
-Ra ra raadyo a a ajansından
Arkadaşı:
-Ne yaptın orda
Kekeme:
-Yaa bı bı bırak ya bi kı kı kravat takmadık diye almadılar.
fıkranın devamı

İsrailli güzel casus Suriye'den dönüp İsrail Genelkurmayı'na rapor verir: - Hafız Esad'ın son saldırı planını gece masasından çaldım. Üstelik, bununla kalmayıp oğlunu da hapsettim. Generaller sevinçle haykırırlar: - Harika, oğlunu hemen bize ver, sorguya çekelim. Güzel casus üzgün bir yüzle cevaplar: - İşte bu hemen olmaz, dokuz ay beklememiz lazım...


fıkranın devamı

Bir gün, CIA, KGB ve MİT teşkilatlarından hangisinin daha başarılı olduğunu tespit etmek için bir "istihbarat yarışması" düzenlenmiş.Bu yarışma uyarınca, her üç teşkilatın en iyi adamlarından oluşan 10'ar kişilik bir grubu Kongo'nun balta girmemiş ormanlarına göndermişler.
Ormanın girişinde görevlerini açıklamışlar: "Ormana girip, en kısa sürede bir zürafa bulup getiren kazanır!"
Önce KGB'liler gitmiş. 15 dakika sonra bir zürafa ile çıkagelmişler.
Sonra CIA gitmiş. 10 dakika sonra zürafa ile gelmişler.
En sonunda bizim MIT gitmiş, 7 dakika sonra bir fille dönmüşler.
Yarışmayı düzenleyenler "Bu ne yaa!" diye sorunca fil atılmış, "Abi valla ben zürafayım" demiş.
fıkranın devamı

Bir gün bi uçakta çeşitli ülkelerden işadamları Fransız, İngiliz, Alman, Rus, İranlı, Hollandalı ve Türk, laylaylom gidiyorlarmış.Rus her konuşmasında Rus KGB sinin çok iyi çalıştığını herşeyden haberdar olduğunu çok iyi ajanlarının olduğunu anlatarak yolculuğu iyice sıkmış.Uçak rotasını takip ederek giderken İngiltere'nin üstünden geçiyor. İngiliz şöyle bi aşağıları süzüyor ve lafa giriyor:
- Arkadaşlar,burası benim memleketim İngiltere. Bizim biramız acayip meşhurdur, şahane biralar üretiriz, içmelere doyamazsınız. İngiltere bitiyor, Fransa'nın üstünden geçerken Fransız lafa başlıyor:
- Burası da Fransa. Bizim kızlarımız meşhurdur, öpmelere kıyamazsın. Derken Almanya'ya geliyor uçak, Alman bi iç çekiyor:
- Hey gidi memleket diyor. Biz bi arabalar üretiriz, binmelere kıyamazsınız. Sonra Hollanda'nın üzerinden geçerken Hollandalı bakıyor şöyle bi aşağıya:
- Burası da Hollanda diyor. Ah o güzel evler, bizim evlerimiz meşhurdur... Uçak geçiyor Rusya'ya sonra (nasıl bi rotaysa artık) Rus bakıyor aşağıya:
- Bizim KGB miz meşhurdur. Dünyada sinek havalansa haberdardır. Sonra İran'a dönüyor uçak. İranlı bakıyor şöyle bi göz süzerek:
- Abiler burası da İran bizim de halımız meşhurdur, yumuşacıktır.. Geldik Türkiye'ye... Türk sinirli muhabbetten....mına koyim bakıyor aşağıya, düşün düşün nerden başlasam ki (o kadar çok meşhur şeyimiz var ki en orijinalini söylemeliyim diye) Sonra başlıyor anlatmaya...
- Arkadaşlar burası Türkiye. Bizim delikanlımız çok meşhurdur...Öyle ki; alır Fransız'ın kızını, içer İngiliz'in birasını, atar Almanın arabasına, götürür Hollandalının evine, yatırır İranlının halısında çatır çatır s.ker. KGB nin de bi s.kimden haberi olmaz.

fıkranın devamı

Ajanlık yarışına Temel, İngiliz ve Alman katılmış. Demişler ki bir odaya herhangi bir cisim koyulacak ve size ona göre puan verilecek önce Alman girmiş.
İçeride sadece bir masa Alman masanın arkasına geçmiş seçmenler masaya 1-2 vurmuşlar alman
-"havvv" demiş.
-"Bu iyi köpek taklidi yapıyor bunu alalım." demişler.
Sıra İngiliz gelmiş odada sadece sandalye var İngiliz hemen sandalyenin arkasına geçmiş seçmenler yine sandalyeye 1-2 defa vurmuşlar.
İngiliz
-"miyav" diye ses çıkarmış.
-"buda iyi kedi taklidi yapıyor" diye onu da almışlar ve sıra bizim Temel'e gelmiş. Odada sadece bir çuval temel hemen çuvala girmiş seçmenler gelip çuvala tekme atmaya başlamışlar Temel den ses yok. Adam tabancasını çıkarıp şarjörü çekmiş bu nu duyan temel hemen ses vermiş;
-"patates patates".
fıkranın devamı

Temel gizli ajan olursa...

Temel gizli ajan olmuş. Saksılara konulan mikrofonların
paslandığını fark edince hemen bir not bırakmış:
ÇİÇEKLERİ SULAMAYIN, MİKROFONLAR PASLANİYİ
fıkranın devamı

Temel turist olarak Amerikaya gitmiş. Aradan bayağı bir zaman geçmiş ve Temel'in parası tükenmiş. Açlığa fazla dayanamayacağını anlayan Temel sonunda dayakta olsa, bulaşık yıkamakta olsa yemek yemeye karar vermiş.Sağına bakmış lüks bir lokanta, soluna bakmış normal bir lokanta. Ulan demiş normal lokantada dayak yiyip bulaşık yıkıyacağım lüks lokantadada demiş ve bari yediğim dayağa değecek bir yemek olsun diyerek lüks lokantaya girmiş. İçerideki herkesin top sakallı olması ilgisini çekmiş ve yemeğini yemeye başlamış. Yan masada yemek yiyen adam kalkmış ve kapıya doğru yürümeye başlamış. Kasada görevli olan adam beyefendi hesap demiş adamda top sakalını kaşıyarak görmüyormusun AJAN demiş ve çıkmış. Bu bir iki üç derken Temel'in kafa hemen çalışmış ve yemegini yedikten sonra kapıya doğru yönelmiş. Kasadaki adamda beyefendi hesap demiş Temel'de görmüyormusun AJANIM demiş. Nasıl AJANSINIZ demiş ve Temel sağına soluna bakarak fermuarını indirerek GİZLİ AJAN demiş ...
fıkranın devamı

CIA Rusya'daki çok gizli bir görev için seçmece adaylarını bir imtihana tabi tuıtar. Başarılı olan adayları son bir sınav olarak sır tutma sınavına alır. Her birine bir sır verirler ve bunu söyleyip söylemeyecekleri konusunda işkenceye başlarlar. Ajanların çoğu çözülür fakat Temel ne yaparlarsa yapsın sırrı vermemektedir. En ağır işkenceleri geçtikten sonra tamam derler Temel bu işe uygun.Yalnız uykusunda konuşup konuşmadığını öğrenmek için birde odasına kamera koyalım onu izleyelim.Ve Temel'in odasına gizlice kamera koyarlar. Temel odya döner dönmez kafasını duvarlara vurmaya başlar ve bir taraftan da söylenir;
-Hatırla oni..hatırla oni. Boşuboşuna işkence görüyorsun hatırla oni...
fıkranın devamı

Amerikada FBI için ajan seçimi yapılacaktır. Başvuda bulunanlardan bir talepte bulunuluyor. Buna göre eşlerini
verilen silahla öldürmeleri gerekmektedir. İlk aday olan ingiliz eline verilen silahı geri çevirerek ben karıma kıyamam der ve içeride bulunan karısını da alıp evine geri döner. İkinci olarak içeriye Amerikalı bir zenci gelir o da uzun süre düşündükten sonra bunu yapamam der ve silahı
iade eder. İçeri son olarak bizim Temel gelir. Temele de aynı teklifte bulunulur; yani karısını öldürmesi istenmektedir.. Temel biraz düşündükten sonra bu teklifi kabul eder ve içeriye girer.. Birkaç el silah sesinden sonra aniden bir cam sesi gelir.. İçeriye giren ajanlar kırık camın yanindaki Temele yönelip şaşkın bir şekilde sorarlar ne oldu diye? Temel, *verdiğiniz silah kurusıkı çıktı, ben de bizim karıyı 20. kattan aşağıya attım* der..
fıkranın devamı

Birgün MOSSAD,CIA VE MIT i bir ormana götürüler bu 3 istihbarat örgütüne bu ormanda zürafa bulmalari istenir ilk zürafayi getiren yarisi kazanacaktir.
Cok gec olmadan MOSSAD ve CIA zürafayi bulup getiriler fakat bizim MIT den ses seda yoktur .Nihayet en sonunda görülür yanlarinda bir Fil ile beraber tabi filin agzi burnu dagilmis kafa göz yarilmis ve devamli su laflari sayiklayarak
- Abi valla ben zürafayım
fıkranın devamı

Nam-ı Kemal bir gün ajanlarıyla ünlü İtalya'ya gitmiş. Cebinde beş parası kalmadığı ve çok aç olduğu bir gün bir restaurantın önünde yemek yiyenleri seyrederken birden gözüne birşey çarpmış. Yemek yiyen sakallı insanlar iyice karınlarını doyurduktan sonra kasiyer bayana giderek sakallarını okşuyorlarmış ve hiç para vermeden çıkıp gidiyorlarmış. Durumu merak eden Nam-ı Kemal konuşmaları dinlemek için kapıya doğru yaklaşmış. Sakallı adamlar yemek yiyip karınlarını doyurduktan sonra kasiyere gidip sakallarını okşayarak "ben ajanım" diyerek hiç para vermeden çıkıp gidiyorlarmış. Birkaç adamı seyrettikten sonra Nam-ı Kemal de içeriye girmeye karar vermiş. Bir güzel karnını doyurduktan sonra sıra hesap ödemeye geldiğinde, kasiyer bayana giderek sakallarını okşamış ve "Ben ajanım" demiş. Kasiyer bayan "Ama beyefendi sizin sakallarınız yok" deyince, Nam-ı Kemal pantalonunu aşağıya indirmiş ve kasiyere "ben gizli ajanım" demiş.
fıkranın devamı

Genç yönetmen yeni filmi için yüzü düzgün,
kamera karşısında rahat, düş gücü
gelişkin bir kadın oyuncu arıyordu.

Gazeteye ilan vererek adayları davet etmişti.
Gün boyu peş peşe girdiği mülakatlardan yorgundu.
O, kendine yeni bir kahve koyarken, sıradaki oyuncu adayını içeri
aldılar.

Alımlı genç kız, yüzünde meraklı bir tebessümle deneme kamerasının
karşısına oturdu ve yönetmenle sohbete başladı.
Adı Emile Muller'di.

Kısa hasbıhalden sonra yönetmen değişik bir şey denemiş olmak için
"Çantanızı açıp bana içindekileri birer birer anlatır mısınız?" dedi.

Genç kız arkadaki çantaya uzandı. Fermuvarını açtı.

Önce eline gelen iri kırmızı elmayı çıkarıp anlattı:

"Bu elmayı sabah tezgah başında meyvelerini parlatırken gördüğüm manav
hediye etti. Çok iştahlı bakmış olmalıyım."

Sonra bir kitap çıkardı.
Henüz kitabın ilk sayfalarında olduğunu ve okuduğu satırlardan çok
etkilendiğini anlattı. Romanın baş kahramanının dalaverelerinden söz
etti.

Ardından bir gazete çıkardı:
İş aranıyor ilanını orada okumuştu. Listede, başvuracağı başka işler de
vardı.

Sonra makyaj çantası, ajandası ve not defteri...

Yönetmen, bu sonuncudan rasgele bir sayfa çevirip okumasını isteyince
defteri açıp mahcup bir edayla okudu genç kız...
Özel duygulardı okudukları...

Derken çantanın gizli bölmesine attı elini...
Oradan iki fotoğraf çıkardı.

Biri uyuyan genç bir adam fotoğrafıydı:
"Sevgilim" diye açıkladı:
"Fotoğraf çektirmeyi hiç sevmez de... Ancak uykudayken çekebiliyorum
fotoğrafını..."

İkinci fotoğrafın annesinin evlenmeden önceki hali olduğunu söyledi. O
halini şimdikinden daha çok seviyordu.

Genç kızın, çantadan çıkarıp büyük doğallıkla anlattığı her bir nesne,
bir yapbozun parçaları gibi onun hayatından kesitler sunuyordu.

* * *

Bu oyun, 15 dakika kadar sürdü.
Sonunda yönetmen Emile'e teşekkür etti.

Çıkarken kapıdaki görevliye telefonunu bırakmasını söyledi.
"Arkadaşlar gelecek hafta sizi arar" dedi.

Emile çıkarken, yönetmenin asistanı girdi içeri...
Dışarıda bekleyen daha pek çok aday vardı.
Yönetmen gerindi.

Kısa bir mola vermek istediğini söyledi.
Hala aradığını bulamamıştı.
Yeni bir kahve doldururken karşısındaki sandalyeye asılı çantaya ilişti
gözü...

Biraz önce içindekilerin birer birer anlatıldığı çantaydı bu...
Telaşla asistanını uyardı:
"Giden kız çantasını unutmuş, hemen koşup yetiştirsene..."

Asistan kız sandalyeye baktı ve "Yoo... O benim çantam" dedi.
Yönetmen, koltuğundan ok gibi fırlayıp kapıya seğirtti.
Aradığı oyuncuyu bulmuştu.
fıkranın devamı

Bizim Temel ajanliga soyunmus ve talimatlari ögreniyor tabi ajan oldugu için Temel ismi yerine takma isim kullanmasini söyleyip adini Mustafa koyuyorlar ve Temeli Ingiltereye gönderip oradaki ajanlarla tanismasini söylüyorlar.Temel Ingiltereye gidiyor ve burada ajanlarin bulustugu bir bara giriyor.Burada karsisina çikan birine tanismak için adini soruyor.Tabi ingiliz cevap veriyor:
-Bond,James Bond
James Bond da Temele adini soruyor ve bizim Temelde:
-Tafa,Mus tafa
fıkranın devamı

Türkiye'den Rusya'ya 3 tane ajan gidecekmiş.Türk komutanı ajanlara 'çuvallar içinde gideceksiniz.Rus komutanı yakalarsa bir başka şeyin taklitini yapın'demiş.Ajanlar gitmiş.Rus komutanı ajan Ahmet'in bulunduğu çuvala tekme atmış.Çuvaldan miyav miyav diye ses gelmiş.Komutan bunda birşey yok diye bırakmış.Ajan Ali'nin çuvala tekme atmış.Çuvaldan hav hav diye ses gelmiş.Komutan bunu da bırakmış.Sıra ajan Mustafa'ya gelmiş.Komutan vurmuş,ses yok.Bir daha vurmuş,yine ses yok.Birdaha vurmuş ;artık ajan dayanamamış 'patates lan patates'
fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama