Amerika Fıkraları

loading...

Fadime Feminist Olursa Dünya Feministler Kongresinde konuşmacılar görüş belirtmektedir. Amerikalı bir hanım şöyle der: -Ben iyi bir şirketin genel müdürüyüm. Artık alışveriş yapmaktan bıktım. Kocama "bundan sonra alışverişleri sen yap" dedim. Baktım, birinci gün oralı olmadı, ikinci gün oralı olmadı, üçüncü gün yaptı... Alman konuş...macı: -Ben iyi bir şirkette üst düzey yöneticiyim. Bir gün kocama "ben artık bulaşıkla ilgilenmekten bıktım, biraz da sen yıka" dedim. Birinci gün yapmadı, ikinci gün yapmadı, baktım üçüncü gün yapmış... Fadime kürsüye çıkmış: -Ben kendimi bildim bileli temizlikçiyim. Geçen gün Temel'e "ben artık çamaşır yıkamaktan mahvoldum, biraz da sen yıka" dedim. Birinci gün göremedim, ikinci gün göremedim, üçüncü gün gözüm yavaş yavaş görmeye başladı....
fıkranın devamı

Nasıl Atladılar Bir grup ingiliz, amerikan ve Türk gemiyle yolculuk ediyorlarmış. birden şiddetli bir fırtına kopmuş.Geminin batacağını anlayan kaptan hemen yolculara koşup gemiyi boşaltmalarını istemiş.fakat kimse buna inanmayarak kendini denize atmayı kabul etmemiş. bir süre sonra bütün yolcuların ölüm tehlikesiyle ka…rşı karşıya olduğunu gören kaptan hemen bir tayfasını çağırmış. “Git bir de sen dene onları gemiden atlamaya ikna etmeyi” demiş.Tayfa gitmiş ve kısa bir süre sonra geri dönmüş. Kaptan merakla sormuş: -Eee,noldu? -Hepsi atladılar efendim. Kaptan çok şaşırmış: -Nasıl olur,daha demin kıllarını bile kıpırdatmamışlardı. Ne dedin onlara? -Çok kolay. İngilizlere “sizin gibi soylu insanlar batmak üzere olan bir gemide olmamalılar” dedim. Amerikalılara deniz suyunun insan vücudu icin çok faydalı olduğunu söyledim. -Peki ya Türklere ne dedin? -onlara da “Denize girmek yasak! ” dedim.
fıkranın devamı

Amerika'da 50 katli bir otelin en üst katindan genç bir kiz kendini asagiya atmis o sirada üst katlarin birinde pencereden disari seyreden bir Fransiz, kizin yukaridan geldigini görünce hemen kollarini açmis ve kizi yakalamis. - Hayatim bak ne kadar genç ve güzelsin, neden intihar ediyorsun, bak hayat ne kadar güzel. Simdi seninle bir Fransiz lokantasina gideriz, karnimizi doyurduktan sonra bir diskoya gideriz, dans edip içki içeriz ondan sonra da benim odaya gelir sevisiriz diyince kiz birden "Genemi seks" diye bagirip adamin kollarindan kurtulup kendini asagiya birakmis. Otelin orta katlarinda bir Italyan kizin geldigini görünce kollarini açip yakalamis. O da Fransiz gibi, - Neden intihar ediyorsun güzelim, simdi seninle bir Italyan lokantasina gidip nefis bir spagetti yeriz, sonra da diskoya gidip egleniriz, oradan çikip benim odaya geliriz sana Italyan erkeklerinin gücünü gösteririm, diyince kiz yine "Genemi seks" diye çiglik atarak onunda kollarindan kurtulup kendini asagi atmis. Bu sirada otelin 10.katinda disariyi seyreden Temel, kizin geldigini görünce kollarini açip yakalamis. - Uyy ne kadar cüzel kizsin daa; neden ölmek isteysun. Hacan simdi bir lokantaya gidip karnimizi doyururuz ondan sonrada biraz egleniriz, daha sonra gelip seni odana yatiririm, bende kendi odama yatarim, dinleniriz, diyince kiz hayretler içinde "Ya seks" diye sormus. Bu soruyu duyan Temel kollarini yanlara açip "Orospiii" diye bagirarak kizi asagiya birakmis.Ve amına koyayım demiş
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca’nın Köylüsü, iri yarı bir delikanlı olan Ali Can, sıcak bir yaz gününde ormana gidip odun hazırlamağa ka...
fıkranın devamı


Temel ve Dursun amerikanın ırak a savaş açmasını hazmedemeyip Amerikaya savaş açmaya karar vermişler.
ne yapıp edip Bush un telefonuna ulaşmışlar..
ve arayıp konuşmaya başlamışlar

Temel:sayın Bush siz Iraka savaş açtinuz bizde size açayruz
Bush:siz kimsiniz hangi ülkesiniz..
Temel:biz Rizeliyuz
Bush: peki asker sayınız kaçtır
Temel:ben ve arkadaşım Tursun toplam içi
Bush:silah sayınız kaçtır
Temel:benım dededen kalma çakıralmaz,Tursun unda bi tekkırma tüfek
Bush:buna karşılık bizim 20.000 askerımiz,5.000 uçaksavarımız,3000 gemimiz var
Temel:ben sizi tekrar arayacağum..

Amerikalılar oturmuşlar aramışlar taramışlar sonunda Rize yi bulmuşlar,bakmışlar ufak bir yer şok olmuşlar
Temel tekrar aramış..

Temel:Sayın Bush biz size savaş açıyoruz
Bush:asker sayınız
Temel:ben,Tursun ve kahveden birkaç arkadaş toplam 5 çişiyuz
Bush: peki silah sayınız
Temel:benim çakıralmaz,Tursunun tekkırma,kahvedeki arkadaşlardan birunun çakısı bide biçerdöver
Bush:buna karşilık bizim asker sayımız 50.000 e ulaştı,10.000 uçaksavarımız ve 7.000 gemimiz oldu
Temel:biz sizi tekrar arayacağuz...

bir müddet sonra Temel tekrar arar
Temel:biz savaştan vaz geçtuk
Bush:neden?
Temel: o kadar savaş esirunu barındıracak yerumuz yok.

fıkranın devamı


Karadenizliler, bir konferans düzenlerler.
Bu konferansa konuşmacı olarak ünlü bir
Amerikalı bilim adamı da davet edilir.
Amerikalı konuk, bir hafta erken gelir,
hem tatil yapar hem de Türkleri yakından tanıma
fırsatı bulur, halkla kaynaşır, kendini
sevdirir. Karadenizliler ile Amerikalı bilim
adamı hemen her konuda anlaşırlar uyum içinde
konferans biter.

Ayrılık günü gelir, Karadenizlileri alır bir
düşünce. Biz bu değerli bilim adamına nasıl
teşekkür edelim? Aralarında toplanırlar, başkan
konunun önemini vurgulamak için der ki:
Biz bu Türk dostu, değerli bilim adamına nasıl
bir hediye alalım ki bizi unutmasın? Hem
kullanışlı birşey olsun, hem her eline aldığında
bizi hatırlasın?"
Salonda kısa bir sessizlik olur, arka sıralardan
Temel elini kaldırır:

''Sünnet ettirelim..!"

fıkranın devamı


Bir Amerikali, bir Ingiliz ve bir Iraklikahvede oturmus cay iciyorlar.Amerikali cayini bitirince bardagi havaya firlatmis, silahini cikarip bardaga ates edip parcalamis: "Bizde bardaklar o kadar ucuzdur ki biz Amerika'da ayni bardakla iki kere cay icmeyiz" Ingiliz de bunun uzerinecayini bitirip bardagi havaya firlatmis ve ates ederek bardagi parcalamis: "Bizim Ingiliz kumsallarinda bardak yapacak cam icin o kadar cok kumsal vardir ki, ayni bardakla iki kere cay icmeyiz" Bunun uzerine Irakli da cayini bitirmis, bardagi havaya firlatmis, silahini cekip Amerikali ve Ingilizi vurup oldurmus
"Bagdat'ta bu Ingiliz ve Amerikalilardan o kadar cok var ki, biz ayni adamlarla oturup iki kere cay icmeyiz..."

fıkranın devamı


bir kac amerikali turist turkiye ye gezmeye gelmisler. rehber hocasi ile birlikte geziyorlarmis
rehber hocasi ilk olarak buyuk olan bir binayi gostermis.amerikali turistlerden birisi "bizim orda bu binanin 10 kat buyugu var" diye bagirmis.
sonra rehber hocasi ikinci bi binayi gostermis
ve ayni amerikali yine"bizim orda bu binanin daha guzeli var"diye bagirmis.ve en son ucuncu binaya gelmisler yine o amerikali turist ayni sekilde bagirmis.ve sonunda rehber hocasi dayanamayip soylemis."evet dogrudur inanirim cunku bu bina deliler evi.

fıkranın devamı


Bizim Temel uluslararası ekonomi toplantısına katılır... Devletin topladığı vergi dağılımını tartışırlar... Konuşmacılardan biri Amerikalı, biri Avrupalı, biri de Temel.. Ortaya bir fikir atılır... Halktan toplanan vergiler nasıl dağılım yapılacak. Amerikan vatandaşı söz alır:
-Bizim Amerika’da önce yere bir çizgi çizeriz ve sonra topladığımız vergileri havaya atarız... Çizginin soluna düşen paraları halka hizmet olarak geri veririz, sağ tarafta kalan devlete kalır, yatırım yaparız...
Derken Avrupalı söz alır ve:
- Bizim Avrupa’da başka ama ona benzer bir uygulama yaparız... Önce yere bir daire çizeriz... Halktan toplanan vergileri havaya atarız. Dairenin dışında kalan halka hizmet olarak geri döner, dairenin içine düşenleri devlet harcamalarına kullanırız...
Sıra bizim Temel’e gelir ve başlar anlatmaya:
-Ula uşaklar ne güzel anlattunuz. Keşke bizda sizun çirkefluklerunuzi değil da habu çalışkanluğunuzi alsak... İnanun bizum öyle bir uygulamamız yok... Bizde daha kısa oluyi... Bi kere öyle yere çizgi çizmezuk... Bizde hükümet halktan toplar vergileri... Atar havaya. Yere düşenleri kendilerine harcama yaparlar... Havaya kalanlar halka hizmet olarak geri döner...


fıkranın devamı


temel ile dursun amerikaya gezmeye gitmişler.her gördüklerine bakıp ula medenıyetun közunı seveyim demiş dursun.şu gökdelene bak medenıyetın gözunı seveyım, şu heykele bak medeniyetin gözuni seveyim,şu kamyona bak medeniyetin gözunı seveyim adamlar yapmıs da demıs...derken bataklıkta dolasırlarken dursun bataklığa düşmüş ve dev bir timsah ona doru hızla yüzmeye başlamış dursun yardım ıstemeiş temelden.temelde bağirarak "gözuni sevdumin medeniyeti adamların cankurtaranı LACOST demiş.



fıkranın devamı


Temel, bir Fransız ve bir Amerikalı ile ıssız bir adadaymış. Bir gun iyi huylu bir deniz perisi gelip demiş ki:

- Uzun zamandır izliyorum sizi. Geminiz battıktan sonra cok acı çektiniz. Dileyin benden, ne dilerseniz.

- N'olur beni Fransa'ya gonder, demiş Fransız. Hoop gitmiş Paris'e.

- Beni de Amerika'ya lutfen demiş Amerikalı ve oda hoop California'ya.

Sıra Temel'e gelmiş. Duşunmuş, duşunmuş.

- O Fransız ile Amerikalı uşakları çok ozledim. Cağır onları geriye.



fıkranın devamı


Dursun bir gün temele:
-Ula temel demiş.
Amerikanın taşı toprağı altın demiş.Gel sende zengin olursun demiş.
Temelde:
tamam uşağum geleyurum demiş.
Temel binmiş uçağa gitmiş Amerikaya.
yolda yürürken yerde 100$ görmüş. Temel:
Uy Demiş daha ilk cünden işe başlamak olmaz demiş.



fıkranın devamı


mısır kızıldenizde tüp geçit yaptırmaya karar verir
yapılan ihaleye,Bir Amerikan,bir Alman,bir Japon firmasıyla birlikte bizim temelin firmasıda katılır.İhaleye katılan Amerikan fiarmasına tüp geçidin nasıl yapılacağı sorulur,
-biz iki taraftan kazmaya başlarız ve ortada birleştiririz fark yaklaşık 1 metre olsada 30 metrelik geçitte bunu kolayca kapatırız der,daha sonra alman firması benzer bir öneriyle farkın 80 cm.olacağını vekolayca kapatabileceklerni söyler,
japonların farkı 50cm.ye indiren önersinden sonra sıra bizim temel'e gelir ve temel projesini açıklar:
-Bizde iki taraftan kazmaya başlarız ortada buluşursak buluşuruz buluşamazsak iki tane tünelimiz olur



fıkranın devamı


Bir mecliste konuşulurken,
Amerikalı :
-biz mars'a gideceğiz, demiş.
Alman :
-biz yakıtsız giden otomobil üreteceğiz, demiş.
Fransız :
-atom bombasını etkisiz hale getirecek projelerimiz var, demiş.
Bizim karadenizli de onlardan geri kalmamak için :
-biz de güneşe gideceğiz, demiş.
-güneşe gidemezsiniz, demişler. güneş yakar.
Karadenizli gülümsemiş :
-o kadar da enayi değiliz, tabi, demiş. akşam serinliğinde gideceğiz



fıkranın devamı


Şubat ayının soğuk günlerinde, ikisi de Amerika'nın değişik bölgelerinde, ayrı ayrı iş gezilerinde olan Dursun'la karısı, Florida'da buluşup yaz sıcaklarının yaşandığı bu bölgede, bir kaç gün geçirmeye karar verirler.
Eşi, Dursun'dan önce gider Florida'ya ve ertesi gün için Dursun'a da yer ayırttıktan sonra, ona bir e-posta gönderir. Fakat mesaj, adreste bir harfi yanlış yazdığı için, Dursun yerine, bir gün önce karısı ölen Temel'e gider. Yaşı da epeyce ilerlemiş bulunan Temel, bilgisayar ekranında mesajı okuyunca, korkunç bir çığlık atar ve düşüp bayılır. Zaten çok üzgün olan Temel'in bu çığlığı üzerine ev halkı odaya dolar ve herkes yerde yatan Temel'e yardım için koşuşturmaya başlar.
Temel, bir süre sonra kendine gelir ve niçin çığlık attığını soranlara, bilgisayar ekranını gösterir:
"Sevgili Kocacığım,
Bugün, buraya ulaşır ulaşmaz, önce yarın senin gelişinle ilgili tüm işlemleri tamamladım, sonra da bana ayrılan yerime yerleştim. Burası gerçekten de dedikleri gibi çok sıcak... Seni dört gözle bekliyorum..."


fıkranın devamı


Kayserili ile Amerikalı, bir deniz seferi sırasında gemilerinin batması
sonucu ıssız bir adaya düşerler. Aradan bir süre geçer, bunlar
hayatlarını devam ettirirlerken adaya bir şişe gelir. Şişeyi alırlar.
Açarlar içinden bir cin çıkar ve
- "Ben bu şişenin ciniyim, sizin bir dileğinizi kabul etmek için geldim.
Evet dilekleriniz nedir?" demiş. İlk önce Amerikalı cevap vermiş:
- "Beni çok zengin yaparak evime götür."
Cin elini şıkatmış. Pat diye Amerikalı'nın dileği yerine getirilmiş.
Cin dileği için Kayserili'ye sorunca, Kayserili şu cevabı vermiş:
- "Sen bana o Amerikalı'nın adresini ver, başka bir şey istemem."

fıkranın devamı


Tanri bakmis ki her gelen cennete giriyor ve de artik
kapasitesi dolmak uzere, meleklerini yanina cagirip, cennete girmeye hak kazananlarin ölüm hikayelerini dinleyin mantikli ve haklı bulduklarinizi iceri alın gerisini gonderin demis.
Cennetin kapisi ilk calista bir adam gormusler melekler karsilarinda.
-Anlat bakalim hikayen nedir demisler.
Adam da
- Ben Amerika da bir apartmanin 25.katinda oturuyorum demis,
bir gün eve geldigimde karimi cirilciplak yatakta gordum ve beni
aldattigini dusunerek hemen ortaligi aramaya basladim, karim da bir yandan arkamdan yapma nolur falan demekte, fakat hicbir yerde adami bulamadim, en sonunda gozu balkon demirine takildi, orada bir adamin demirlere tutunarak asagi sarktigini gordum, hemen kosup parmaklarini ittiriverdim, adam asagi dustu, dallara falan carpti sirtustu yere yapisti fakat olmedi.
Ben de Buzdolabini adamin ustune attim ve adam oldu, ben de sevincimden kalp krizi gecirip oldum demis.
Melekler bunun uzerine gec bakalim demisler, daha sonra
cennetin kapisi tekrar calinmis, ikinci adam ayni soru sorulunca
- Ben Amerika da bir apartmanin 26. katinda oturuyorum demis.
Balkona cikip hava aliyordum dengemi kaybedip asagi dustum tam bu
anda 25. katin parmakliklarini yakalayabildim fakat manyagin biri once beni asagi attı sonra da uzerime buzdolabi firlatti ve ben de oldum demis.
Melekler bu adam da masum diyerek gec bakalim demisler. Cennetin Kapisi ucuncu kere caldiginda iceri Bill Clinton girmis, melekler onu gorunce sasirmislar ve burada ne isi oldugunu sormuslar,
- Simdi hikayem soyle, ben cirilciplak bir buzdolabinin
icindeydim......

fıkranın devamı


1. Exxon'a ait bir petrol tankeri Kanada aciklarinda battiktan sonra, iki tane deniz ayisi 80.000 dolar harcanarak temizlenmis ve buyuk bir torenle denize birakilmislar. Tam 2 dakika sonra herkesin gozleri onunde bir mavi balina deniz ayilarini yemis.
(Neymiiiş: dogaya asla mudahale etmeyeceksiiiin)

2. New York'ta yasayan bir psikoloji ogrencisi kiz bos odasini bir marangoza kiralar. Amaci onunla konusup, adamin davranislarini incelemek. Ama iki hafta sonra marangoz kizi bir balta ile parcalar..
(Neymiiiş: insanin basina ne gelirse ya meraktan...)

3. Bonn'da iki gosterici, domuzlarin kesimevi'ne barbarca goturulup orada kesilmelerini protesto ederken, domuzlarin bulundugu yerin kapilari kirilir ve 2000 domuz kacisirken, iki gostericiyi ezerek oldururler..
(Neymiiiş: demek ki domuz domuzlugunu yapar)

4. Amerika'da kadinin biri evine gelir ve kocasini mutfakta titrerken gorur. Belinden su-kaynatici'ya dogru bir kablo gitmektedir. Kadin hemen kalin bir tahta parcasi bulur ve adamin koluna vurarak onu elektrik sokundan ayirmaya calisir. Adamin kolu iki yerinden kirilir. Sonradan anlasilir ki, kocasi orada mutlu bir sekilde wallkman dinliyordur..
(Neymiiiş: kadin milleti her zaman erkek milletinin mutluluguna engeldir

fıkranın devamı


Kayseri'nin bir köyünde imece yöntemiyle yol yapiliyor. Bunun icin de esekten yararlaniliyor: Esek hangi yolu izlerse, orasi genisletip araba yoluna dönüstürülüyor.... Köye gelmis olan Amerikali Baris Gönüllüsü, ne olup bittigini kavrayamadigi icin sorar:
- Ne yapiyorsunuz böyle?
- Yol yapiyoruz.
- Bu esek ne icin?
- O, yolun mühendizi. Yola uygun gecenegi o gösterir.
Baris Gönüllüsü katila katila güler:
- Ya esek bulamasaydiniz?
- Iste o zaman Amerika'dan mühendiz getirirdik

fıkranın devamı


Amerikalı birgün yemek yemek için Fransa'da Fransız Lokantası'na gider. Fransız Garson:
Ne istersiniz? Diye sorar. Amerikalı - Ben kahvaltı yapacağım. Der. Fransız Kahvaltılıkları
getirir Amerikalı yemeğe başlar. Peynir yerken Fransız gelir ağzında sakızla ukala şekilde:
Siz o peynirirn hepsini yiyecek misiniz? Diye sorar. Amerikalı: "Evet yiyeceğim."
Fransız: "Bizim burda yapılan sütlerin kokanlarını peynir yaparlar Amerikaya yollarlar." Der
ve ağzıda ki sakızı patlatır gider; Amerikalı birşey demez. Yemeğe devam eder, tam reçeli
yiyeceği zaman Fransız tekrar gelir: "Beyefendi bizim burda reçeli yapacağımız maddeleri
potlarlar kötüleriyle reçel yaparlar " derken Amerikalı hemen derki: "Garson Bey siz
prezervatifle işiniz bitince ne yaparsınız?" diye sorar. Fransız: "Patlatarak atarız" der.
Amerikalı: "Biz atmayızonları sakız haline getirir Fransa'ya satarız."

fıkranın devamı


Amerikalilar yeni bir ucak gelistirmisler. Ve bu ucagi denemek icin Arabistan'a gotururler. Bir arap pilotunu ucaga bindirirler ve ucak havalanir. Arap pilotu ucagi kullanirken 4 motordan biri patlar.
Gostergelerde "Don't panic.This is American technology" yazisi gorulur.
Pilot rahatlar. Daha sonra bir motor daha patlar ve gostergede ayni yazi gorulur. Biraz sonra iki motor ayni anda patlar ve hic motor kalmayinca arap pilot panikler. Tam bu esnada gostergelerde "Don't panic. This is American technology" yazisi gorulur ve ucak kendi kendine rahat bir sekilde yere iner.
Araplar sasirir ve kendileride boyle bir ucak yapmaya karar verirler. Yaptiklari ucagi Amerikalilara denetmek icin bir
Amerikan pilotunu ucaga bindirirler. Ucak kalktiktan birkac dakika sonra bir motor patlar.
Gostergelerde "Don't panic.This is Arabic technology" yazisi gorulur. Birkac dakika sonra 2. Motorun patlamasiyla ayni yazi gostergede gorununce pilot "Ulan bizim ucagin aynisini taklit etmisler. Ne taklitci adam yav bunlar" dedikten sonra kalan 2 motorda patlayinca ucagin kendiliginden yere inecegini dusunen pilot gostergede su yaziyi gorur.
"Don't panic.This is Arabic technology. Please repeat after me; Eshedu enla ilahe İllallah, ve eshedu..."

fıkranın devamı



Amerikada -22 nolu karayolunda, devriye görevi yapan bir otoyol polisi arabasından yolu takip ederken, bir araba görmüş. Bu aracı radarla incelemiş ve minimum 50 km. ile gidilmesi gereken yolda bu aracın tam 22 km./saat'le gittiğini farketmiş. Bu araba yolu tıkıyormuş. Ve aracı durdurup sürücüyü uyarmaya karar vermiş.
Ve aracın peşinden gidip aracı durdurmuş, birde ne görsün. Aracı kullanan çok yaşlı bir teyze. Ve aracın arkasındaki koltuklarda da çok korkmuş 3 tane yaşlı teyze daha var.
Polisi görünce yaşlı sürücü: Polis bey çok mu hızlı gidiyordum? diye endişe ile sormuş.
Polis demiş ki; hanımefendi, hızlı değil, aksine çok yavaş gidiyorsunuz ve bütün otoyol trafiğini etkiliyor! Radardan gördüğüm kadaruyla 22 km. hızla gidiyorsunuz.
Yaşlı teyze: Ama, otoyolun girişinde 22 yazıyordu ve bende bu hızla uymak istedim!
Polis: teyzeciğim demiş, o 22 otoyolun numarası. Bu yolda min. 50 km hızla gitmelisiniz.
Kadın tamam, bundan sonra hızlanacağım demiş. Polis tam kendi arabasına giderken, gözü yine arkada oturan, hiç konuşmayan ve çok korkmuş 3 yaşlı teyzeye kaymış. Ve sormaya karar vermiş sürücüye.
Teyzeciğim birşey sorabilirmiyim? Bu ardada oturan kişlerin nesi var? Çok korkmuş gözüküyorlar, sanki dillerini yutmuşlar gibi!
Kadın şöyle cevap vermiş: Valla bende anlamadım, 160 nolu karayolundan çıktıktan beri böyleler.

fıkranın devamı


New York sokaklarının karla kaplandığı günlerde ikisi de Amerika'nın değişik bölgelerinde is gezilerinde olan kari koca, Florida'da buluşup yaz sıcaklarının yaşandığı bu bölgede birkaç gün geçirmeye karar verirler..
Kocası esinden önce gider Florida'ya ve ertesi gün içinde esine yer ayırttıktan sonra, ona bir e-mail gönderir. Fakat mesaj, adresi bir harf yanlış yazdığı için esi yerine, bir gün önce ölen yaslı bir papazin esine gider.
Papazin en az kendisi kadar yaşlı esi bilgisayar ekranında mesajı okuyunca korkunç bir çiğlik atar ve yere düşer. Zaten çok üzgün olan kadının bu çiğliği üzerine ev halkı odaya dolar ve hemen herkes, yerde yatan kadına yardim için koşuşturmaya baslar. Kadıncağız bir süre sonra kendine gelir ve ne olduğunu soranlara bilgisayar ekranını gösterir.
Ekrandaki mesaj ise aynen böyledir:
- Sevgili kariciğim! Bugün buraya ulaşır ulaşmaz, önce yarin senin gelişinle ilgili bütün işlemleri tamamladım. Sonra da bana ayrılan yerime yerleştim. Burası gerçekten de dedikleri gibi çok çok sıcak... Seni özlemle bekliyorum. Kocan

fıkranın devamı


Adamin biri amerika ya gitmis ve orada cok guzel bir civciv gormus ve ulkesine goturmek istemis.
Ucaga binmis ve civcivi ceketinin ic cebine koymus. Yanina da bir rahibe oturmus. Civciv bir sure sonra adamin gomleginin icine girip pantolonuna dogru inmis ve fermuar seviyelerine geldiginde cani disari cikmak istemis.
Fermuarin azicik acik kalan yerinden disari bakmis ve hemen kafasini geri cekmis. Bu hareketi bir kac kez tekrarlamis. Civciv rahibenin dikkatini cekmis.
Rahibe utana sikila adama donmus:
'Beyefendi, ben bu islerden pek anlamam ama galiba yumurtalarinizdan biri catlamis’’




fıkranın devamı


Ücüncü Boğaz Köprüsü'nü Japon, Amerikan ve Türkler'den oluşan bir konsorsiyum almış. Tam açılışın yapılacağı sırada kurdela kesilirken köprü büyük bir gürültüyle yıkılmıs. Japon; 'gitti bütün emeklerim, mahvoldu kumlarım' diyerek harakiri yapmış.
Amerikalı; 'gitti çeliklerim, tonlarca çelik yıkıldı' diyerek tabancasını çekip intihar etmiş.
Tüm bunlari izleyen Türk müteahhit de derin bir 'Oh!' çekerek yanındakilere dönmüş: '
'İyi ki çimento koymamışım, yoksa bunlar gibi mahvolurdum'...'

fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama