Aslan Fıkraları

loading...

Temel hayranı olduğu silahınıda yanına alarak Afrikaya gider. Başlar avlanmaya. Gün sonunda bir kahveye girer, bakar ki herkes; 'Bugün 2 aslan vurdum' 'Bugün 4 fil vurdum' Der, bizim temelde başlar atlamaya, 'Ben bir adet nobum vurdum' der. Adamlar 'Belli ki sorunu var' deyip duymazdan gelirler. Ertesi gün yine gün sonunda herkes marifetlerini söylerken, Temel 'Bu seferde 2 Nobum vurdum' der. Adamlar bir şey demezler bu seferde. Ve yine ertesi gün sonunda yine herkes başlar marifetlerini anlamaya, en sonunda temele sorarlar, Temel 'Bu Seferde tam 4 Nobum vurdum' der. Adamlar dayanamayıp, 'Yahu Temel nedir bu Nobum dediğin şey ?' Temel; 'Çalıların arasına silahımı uzatıyorum, 'Noooo bummmmm' 'Noo bummmmmmmm' Sesleri geliyor, ateşi bi atıyorum kara kara şeyler kaçışıyorlar' der.
fıkranın devamı

180-ÇİMDUR O!.. Temel askerde nöbetçi kulübesinde gece nöbeti tutmaktadır. Bir ara tel çitlerin dışında ağaçlar arasında ayak sesleri duyar, belli belirsiz karartılar görür, bağırır: -Çimdur O!..,Cevap gelmez,sesler devam edince bir şarjörü o tarafa boşaltır ve allarım düğ-mesine basar. Birlikte koşuşmalar, komutlar, araç homurtuları ve allarım sesleri birbirine karışır. Güvenlik güçleri kısa sürede olay yerine ulaşır, çevre abluka altına alınır ve projektörler ile alan aydın-latılır. Saha dikkatli bir şekilde araştırılırken kulübe yakınından başka bir Karadenizlinin sesi çınlar: - Pir inek furulmuştur,komitanum!.. 181-TAVANA NASIL Almanya’ya çalışmaya giden ilk işçilerimizden birine kalacağı yerden bir oda verilir. Eşyalarını yerleştirirken büyük abdesti gelir, alafranga tuvaleti tanımadığından giderecek bir yer bulamaz, Çok sıkışınca yanındaki bir kesekâğıdının içine yapar, pencereden dışarı atmayı düşünür. İkinci kattan aşağı baktığında insanları görür, daha ileri atmak için sallarken kesekâğıdının dibi yırtılır ve pislik tavana fırlar, yapışır, suları da tabana süzülür. Biraz sonra her tarafı pis bir koku kaplar ve kat görevlisi orada biter. Yerdeki ve tavandaki durumu görür, hayretlere düşer, arkadaşlarını çağırır: -Bu adam yere işerken tavana nasıl s.çtı? Diye merakla olayı çözmeye çalışırlar. 182-SANA BİR KÖY Ümraniye-Artvinliler Derneği Yönetimi, hemşerileri Hasan Mezarcı’yı genel seçimlerde gö-nüllü olarak destekler ve tercih oyları ile farklı seçilmesini sağlar. Aydın bir din adamı olarak tanıdıkları eski Müftüleri, daha sonra Atatürk aleyhindeki söz ve davranışları ile basın-yayında manşet olur. Dernek yönetiminde tartışmalar çıkar ve gerçeği kendisinden öğrenmek için TBMM’deki odasına gidilir. Konu açılır, alınan cevaplardan yayınların doğru olduğu anlaşılır. O sıralarda Orta Asya’daki Türk Cumhuriyetleri bağımsızlığını kazanmıştır ve ileri gelenleri ülkemize sık sık ziyaret eder ve Birleşik Türk Devletleri kurulması konu edilir. Milletvekili Hasan Bey Atatürk’ü eleştirirken bir ara: -Ülkenin bazı fabrikalarını ve arazilerini üzerine geçirdi, diye söyleyince dernek 2.Başkanı ve sözcüsü Fevzi Durmuş: -Fabrikalar ve araziler halka bir örnek olsun, diye bizzat ilgilendi ve sonra da kendi hisselerini halkına hibe etti. Şimdi sizin arkanızda güçlü bir Türkiye var, diğer Türk Devletleri ile “Birleşik Türk Devletleri” kurun ve Başkenti’ni de Ardahan veya Kars yapın; Ardanuç’un Yolağzı ve Yaylacık Köyleri’nin yarısından fazlası benim akrabalarıma aittir, beni kırmazlar, beğendiğin köy senin olsun. Binlerce dönüm arazi; tarlası, çayırı, ormanı, yaylası ve soğuk pınarları ile. Biz sizi dedelerimizin hesabını sorasınız diye buraya göndermedik, onlar gittikleri yerde hesaplaşsın. Biz sizi buraya bizim haklarımızı koruyun diye gönderdik. Şu anda bakanlıklarda rüşvetler dönüyor, sizin göreviniz buna engel olmaktır. Siz şu anda bir millettekisiniz, saygı duyarız. Tartışma şartlarımız eşitlenince konuşuruz, der ve konuyu kapatır. Ertesi günü gazetelerde manşet: ”Bakan Özdağlar’ın makam odasında valizler dolusu rüşvet parası ele geçti”. 183-TEK SU KAYNAĞI Anne alışverişe çıkar, iki buçuk yaşındaki bebeğe babası göz kulak olur. Yavrucak halının üzerinde 'çay seti' oyuncağıyla oynarken baba da koltuğunda gazetesini okur, ara sıra da bebeğinin kendisine -çay seti oyuncağının minik plastik fincanlarıyla- ikram ettiği suları çay niyetine içer ve oyuna katılır. Derken anne eve gelir; baba, anneye sus işareti yapar, bebeği izlemesini ister. Bu çok şirin hareketi anne ile paylaşmayı düşünür. Anne, bebeğin elinde çay fincanıyla salondan çıkıp, biraz sonra içi su dolu olarak babasına getirmesini ve babanın da onu çay içer gibi içmesini izler. Sonra gayet sakin bir tavırla elindekilerle mutfağa geçerken eşine seslenir: - Oyun arkadaşının uzanabildiği tek su kaynağının klozet olduğunu biliyorsun, değil mi koca-cım? 184-BİZ DA… Ardanuç-Yolağzı Köyü’nden “Kotsulo”olarak bilinen Süleyman Dinçer dedemiz çarşıya gi-der. Bir dükkânda alış veriş yaparken köylümüze bir memur takılır. -Amca, O köylü kadınlarla nasıl yatıyorsunuz? Allah aşkına!.diye alaylı bir şekilde so-rar.Dedemizin cevabı hazırdır: -Onlari, şeherlinin karısı saniyeruh, Ço!… 185-SONRA DÖNER Adamın biri köyünden kasabaya gider, yol hayli uzun olunca kasabada yemek yedikten sonra köyüne dönmeyi düşünür. Bir lokantaya girer, garsondan bir çorba ister ve afiyetle yemeye başlar. Bu arada hınzır garson da “şu köylü ile bir dalga geçeyim de aval aval düşünsün”,diye arkadaşına işaret eder ve köylümüz çorbasını içince yanında biter: -Eeemm!.Efendim,arkadan ne alırdınız? Diye sorar. Adam kızarır, bozarır ve cevabı patlatır: -Sen önümdekini kaldır, sonra döner verirsin. 186-BİZ DİYERUH DA Kafkasya’dan yeni göç eden Kontromlu Koçi Pehlivan ile Ali Pehlivan, Samusharlı pehlivanlar ile güreş tutarlar ve önüne gelenleri yıkarlar. Bu işe çok kızan köylüleri kabul etmez, tekrar ettirirler. İki güreşçimiz bu sefer rakiplerinin omuzlarını yere yapıştırdıktan sonra göğüslerine oturur ve “Pes” deninceye kadar kalkmak istemezler. Canları acıyan alttaki güreşçiler bağırırlar: -Ola, biz diyeruh da, aho köyli demiyer… 187-GELİNCİK Bir dağ köyünde hamile bir kadının kocası; doğumdan önce ölür, tek başına kalır, kendisine arkadaş olması açısından dağda yaralı olarak bulduğu bir gelinciği evinde beslemeye başlar. Gelincik kadının yanından bir an bile ayrılmaz. Her ne kadar evcil bir hayvan değilse de, oldukça uysallaşır. Bir kaç ay sonra kadının çocuğu doğar, tek başına tüm zorluklara göğüs gerer ve yavrusuna bakmaya çalışır. Günler geçer ve kadın bir gün birkaç dakikalığına da olsa evden ayrılmak ve yavrusunu evde bırakmak zorunda kalır. Gelincikle bebek evde yalnız kalırlar. Aradan biraz zaman geçer ve anne eve döner, Kapıda Gelincik’in kanlı ağzını yalarken görür, çıldırmış gibi gelinciğe saldırır ve oracıkta hayvanı öldürür. Tam o sırada içerdeki odadan bebeğin sesi duyulur, anne odaya koşar; odada beşiğin içinde bebeğini ve yanında parçalanmış bir yılanı görür. 188-DOKTORA TEZİ VE DANIŞMAN... Bir Tavşan önüne bir daktilo almış, tak tuk tak tuk bir şeyler yazıyor. Oradan geçen bir Tilki: - Hey Tavşan, ne yazıyorsun? - Doktora tezimi yazıyorum. - Ha öyle mi, çok güzel, ne hakkında? - Tavşanların Tilkileri nasıl yedikleri hakkında. - Yok, canım, olur mu öyle şey, hiç Tavşanlar Tilki yerler mi? - Olur canım, gel istersen, sana ispat edeyim. Beraberce Tavşanın yuvasına girerler. Biraz sonra Tavşan tek başına çıkar ve yine daktilosunun başına geçer, tak tuk bir şeyler yazmaya devam eder. Daha sonra oradan geçen bir Kurt, Tavşanı görür. - Hey Tavşan, ne yazıyorsun? - Doktora tezimi. - Ne hak kında? - Tavşanların Kurtları yemesi hakkında. - Yayınlamayı düşünmüyorsun herhalde, buna kim inanır? - Gel istersen göstereyim, der. Beraberce ine girerler, Tavşan biraz sonra dışarıya yalnız çıkar. Tavşanın yuvasını merak mı ettiniz? Manzara şudur: Bir köşede Tilkinin kemikleri. Bir köşede Kurdun kemikleri. Diğer köşede ise tavşanın “Doktora Danışmanı Aslan”, kürdanla dişlerini temizlemektedir!.. 189-TANİMİYAN YOH Artvinli yaşlı bir hanım Trabzon’da uçağa bindirilir, Sabiha Gökçen Hava Alanı’nda oğlu tarafından karşılanacaktır. Uçak havalanır, hostesler servis yapar, nenemiz açık bir çay ister, hostes bir şeyler söylese de anlamaz. Herkes bir şeyler içerken açık çay gelmez, bir müddet sonra isteğini tekrarlar, ancak çay yine gelmez. Nenemiz bu duruma iyice bozulur, inerken yolcuları uğurlayan hostese yanaşır ve: -Sen bizim Yunus’u bilursunuun? Diye sorar. Hostesin “bilmiyorum, neden sordunuz ki?” de-mesi üzerine ağzından baklayı çıkarır: -İstanbol’da Yunus’u tanımayan ŞİLLUH yohtur da. NOT:Sayın admin kategoriler arasında "Artvin Fıkraları" kısmını göremedim.Açmanız olası mı? Teşekkürler.
fıkranın devamı

bir gün alman aslan görmüş avcı silahsını alıp avlanmaya çalışıyordu. bir aslan gördüm galiba ateş atmış ama o tuzakmış, adam tuza düşmüş aslan ona gülmüş haha sen yakalandın tuzağa ben deyil.
fıkranın devamı


Yolcular uçagin yaninda otobüsten inmisler. Bavullarini gösteriyorlar.Bir bakmislar uçak sirketinin minibüsü yanlarinda durmus. Içinden kaptan pilotla, yardimci pilot inmisler.Yolcular fena halde sasirmislar. Nasil sasirmasinlar.Kaptan pilotun elinde bir beyaz baston. Kolunda üç noktali bant. Yardimci pilotun elinde bir köpek tasmasi. Tasmanin ucunda bir köpek. Saga sola çarparak öyle ilerliyorlar uçaga. Günlerden bir nisan degil ama, "Saka herhalde" demis yolcular, dolusmuslar uçaga. Uçak pistte hizla ilerlemeye baslamis. yolcularin gözleri camda. Uçak hizlanmis. Yolcular endiselenmeye baslamislar. Uçak daha hizlanmis. Pistin sonu hizla yaklasmaya baslamis. Uçak iyice hizlanmis. Bazi yolcular paniklemis dua etmeye baslamislar. Uçak son hiza ulasmis. Bu arada pistin sonuna da ulasmis. 10 metre sonra betonun bitip çimlerin basladigi gören yolcular dehset içinde çigligi basmislar. Tam o anda da kaptan pilot levyeyi sonuna kadar çekmis.Uçak tam pist biterken tekerleklerini yerden kesmis, havalanmis. Kaptan pilot arkasina yaslanmis. Derin bir nefes almis ve yardimci pilota dönmüs: "Biliyor musun?" demis, "Bir gün çiglik atmayacaklar ve hepimiz ölecegiz!.."

fıkranın devamı


- Lan olum Rus ruleti öyle mi oynanır dur da göstereyim.
- Teker teker gelin layn...
- Sevgilim, abin bizi böyle görse ne yapardı?
- Korkma, bu tünelden yllardr tren geçmiyor...
- Abi çevremizde fazla polis yok, teslim olmayalım, kaçalım abi...
- Geeel, geeel, sağ yap gel.
- Abi çok seri bi araba bu yaaa...
- Demek piranha dedikleri şey bu. Hiho, bak Hulusi abi bıyıkları ile oynuyom bi şey olmuyo.
- O irmikleri neden aldın Nurhan, helva mı yapıcan? Niye?
- Burası Fener tribünü değil mi?
- Bah bah bah hala uzunlarla geliyo...
- Müjdemi isterim Turhan abi bi kızın daha oldu.
- Ordular ileri... Allah, allah, allah, allah...
- Kim bekler lan yeşilin yanmasını?!
- Bekle Cemşit abi ben bi dalıp çıkıcam.
- Hala karlı gösteriyor mu hanım?
- Elektrikçiye ne gerek var canım, ben hallederim.
- Gel abi burası boyu geçmiyo.
- Vakkas abi. Senin için öyle böyle diyorlar, doğru mu?
- Hihoha... Bak gelen şey köpekbalığına ne kadar da benziyor.
- Rasim abi, kafesin kapısı kapalı değil mi?
- Baba... Ben hamileyim.
- Yapma Satılmış abi, şeytan doldurur.
- Bu külüstür essahtan 200 yapıyor mu?
- Semra'cığım bak arabanın ibresi 200'ü gösteriyor.
- Ben öldükten sonra tablolarım çok para edecek Ayşegül..
- Boğaza gelip temiz hava almayı iyi akıl ettik... Çocuğum oynama şu arabanın el freniyle...
- Doktora neyin gerek yok. Beni üfürükçü Sabit hocaya götürün.
- Ohooo doktorun her dediğini yapsak açlıktan ölürüz birader. Hadi yeyin yeyin afiyet olsun...
- Ulan, biz bugüne kadar kaç bomba imha ettik be! İşimi bana mi öğretiyon, lavuk! Kes şu mavi teli!
- Sayın seyirciler! Simdi en büyük numaraya geldik. Aslanın ağzını açıp, başımı içine sokuyorum.
- Burası eskiden mayın tarlasıymış ama artık bi tane bile kalma...
- Havlayarak üzerimize geliyor, çünkü bu cinsler çok insan canlısıdır.
- Paraşütü en aşağıda ben açacağım.
- Komutanım, pimini çektikten sonra kaça kadar sayıcaktık?
- Olum bu mantarlar zehirli değil, bak ben nasıl yiyorum.
- Amma keskin virajmış yav!!
- Dikkat kaptanınız konuşuyor: Eşhedü en la ilahe illallah ... (Pilot Temel)
- Önüne baksana lan! Ne çarpıyon omzuma?
- Bu kadar korkma canım! Bu yılanların hepsinin zehirleri alınmış.
- Uçağın pervanesini görüyon mu? O kadar hızlı dönüyo ki sankim dönmüyomuş gibi.
- Kaplanlar da aynı kedi yavruları gibidir. Bak böyle gıdışından sevicen bak iyi bak...

fıkranın devamı


Boksör Temel iri yapılı rakibi ile maç yapar.1.rauntta rakibi temeli epey haşlar.1.raunt sonunda Temel köşesine gider.antrönörü Dursun moral vermek için Temele sen dövüyorsun devam et der.2.ve3. rauntlarda da aynı şeyler olur.4. rauntta kaşı ve gözü patlamış temel raunt sonunda güç bela köşesine gider.Dursun yine aslanım Temel adamı parçaladın der.Temel güç bir şekilde dursuna bakarak ben mi dövüyorum der.Dursun evet sen dövüyorsun der.Temel:öyle ise etrafa iyibak başka birisi beni fena halde dövüyor!




fıkranın devamı


Devekuşu bir aslanın geldiğini görünce çok korkmuş. Hemen kafasını kuma sokmuş. Aslan devekuşunun yanına gelmiş, çevresinde bir iki tur atmış. Karnı tokmuş aslanın konuşacak arkadaş arıyormuş. Devekuşunun arkasında durmuş. Pençesiyle devekuşunun ayağına şöyle bir dokunmuş.
“ Arkadaş, bakar mısın? Biraz sohbet edelim, canım sıkılıyor da ” diyecekmiş ki burnunun üstüne
yediği tekme ile sırtüstü yere yığılmış. Devekuşu şaşkın bir halde ne oldu, kime vurdum, diyerek kafasını kumdan çıkarmış. Bakmış aslan boylu boyunca yatıyor. Öldüğünü zannetmiş. Çevrede ne kadar devekuşu varsa toplayıp getirmiş. Başlamış palavra atmaya: “ Yok işte aslan gelip ona sataşmış. Bu da demiş ki: Bak aslan git sonra canını yakarım. Aslan hakaret etmiş, bunu itelemiş. Bu da aslanı ayağının altına almış, çiğnemiş, yerlerde sürüklemiş. “ Diğerleri de devekuşuna katılmışlar. Atmışlar, tutmuşlar. Biz olsaydık şöyle yapardık, böyle yapardık diye. Baygın aslan kendine gelince bakmış herkes atıp tutuyor. Bir kükremiş, yer gök inlemiş. Bütün devekuşları kafalarını kuma sokmuş. Aslan orada fazla eğlenmemiş, kaçıp gitmiş.



fıkranın devamı


Maymun kurmus çilingir sofrasini ormanin orta yerine, kulhanbeyligi yapiyor.

O sirada zurafa ordan geciyormus, sormus:

- "Vay maymun Kardes, nasilsin?"
- "İyiyim be anam, iciyorum iciyorum aslani dovuyorum."

Zürafa tirsmis ve uzaklasmis. Derken Zebra gecmis, o da sormus:

- "Selam maymun abi, ne var ne yok?"
- "N'olsun be gulum hep ayni; iciyorum iciyorum aslani marizliyorum."

Zebra da uzaklasmis ordan. Bu kez kostebek, gecerken sormus:

- "Maymun ya naber?"
- "Iyilik kocum iciyorum iciyorum Allah ne verdiyse girisiyorum aslana!"

Kostebek de sivismis.

Ancak boyle boyle derken, olanlar aslanin kulagina gitmis ve aslan o tarafa dogru yola koyulmus. Cikmis maymunun karsisina:

- "Eee anlat bakalim maymun efendi, ne var ne yok?"

Maymun hemen kendine ceki duzen vererek yanitlamis:

- "N'olsun be abi, içiyorum içiyorum abuk subuk konusuyorum."



fıkranın devamı


Çakalın biri ormanda gezerken bir tüfek bulmuş. Bakmış tüfekte iki fişek var, hemen soygunlara başlamış. Malı çalınan, tehdit edilen orman hayvanları toplanıp aslanın huzuruna çıkmışlar. Durumu öğrenen aslan çok kızmış, çakalın peşine düşmüş. Çakalı ilerde giderken gören aslan kükremiş.Çakal aslanın geldiğini görünce tüfeğini doğrultmuş, tam ateş edecekken aslan korkmuş, kaçmaya başlamış. Çakal da aslanı kovalamış.
Derken, önlerine bir ırmak çıkmış. İkisi de yüzerek karşıya geçmiş. Aslan biraz daha koşmuş, sonra aniden duruvermiş. Çakal da durmuş. Aslan geri dönüp çakalın üstüne yürümüş. Çakal ıslanan tüfeğin ateş etmediğini görünce tüfeği atıp ırmaktan karşıya geçmiş, aslan da peşinden gelmiş.
Aslan çakalı ormanda uzun süre kovalamış, yetiştiği yerde vurmuş.
Çakal güçbela canını kurtarmış. Bir daha onu oralarda gören olmamış.


fıkranın devamı


Bir gün Ormanların kralı aslan dinlenirken tavşan ağlayarak yanından geçiyormuş.Tavşana neden ağladığını sormuş.O da "Tilkiyle kavga ettiğini ve kendisini dövdüğünü" söylemiş. Aslan "iyide benim bu konuda ne yapmamı istersin ?" demiş.
Tavşan "Git sende onu döv ama bahaneiz olmaz bu iş.Benim sana şikayet ettiğimi bilmesin.Ona - Senin neden şapkan yok ? diye sor sonrada döv demiş. Bu fikri benimseyen aslan yine bi gün dinlenirken o sırada tilkinin geçtiğini görmüş.
"şşşt Tilki gel bakiim buraya! " diye seslenmiş.
Tilki "efendim!" diyerek gitmiş aslanın yanına.Tam o sırada aslan "Senin niye şapkan yok lan! diyerek tilkinin gözüne yumruğu yerleştirmiş.Durumu anlayan tilki hemen tavşanı bulup iyice benzetmiş.
Tekrar Aslanın yanına koşan tavşan bu kez yine ağlayarak tikinin kendisini dövdüğünü ve on daha kötü bir ceza vermesini isediğini söylemiş. Aslanda
"olur ama bu kez bahanem yok" demiş. Tavşan
"Ondan kolay ne var? sigara iste, filtreli verirse niye filtresiz vermedin dersin,filtresiz erirse niye filtreli vermedin iye döversin " demiş.Bu fikride benimsemiş aslan.Yine bir gün tilkiye rastlamış ve yanına çağırmış. "Tilki! bana bi sigara.. demiş.
Uyanık tilki "Filtreli mi filtresiz mi abi .. demiş.
Bir anda neye uğradığını şaşıran aslan bir an duraksamış veeeeee

"Senin niye şapkan yok?" gümmmmmm!!!




fıkranın devamı


Gunun birinde Istanbul'da sarisinin biri hayattan o kadar bezmis ki kendini bogazin soguk sularina birakarak hayatina son vermeye karar vermis.

Bogazici koprusunden gecerken arabasini durdurmus, bariyerlere cikmis ve titreyerek az sonra kendisini bu cekilmez hayattan kurtaracak olan sulara baka baka aglarken yanina genc ve yakisikli bir genc gelmis. Genc ona acimis ve sarisinin ellerini tutup "Bak, yasaman icin cok neden var. Yarin sabah gemim Amerika'ya gitmek uzere demir alacak. Eger istersen, seni de caktirmadan gemiye alip saklayabilirim. Sana hem yemek getiririm hem de sana cok iyi bakarim." demis. Sarisin bakmis kaybedecek bir sey yok; belki de Amerika'ya gidip yeni bir baslangic yaparim umuduyla denizcinin teklifini kabul etmis. O aksam denizci genc onu gemiye almis ve filikalardan birine saklamis. Her gece sarisina uc sandvic ve bir meyve getiriyormus, sonra da sabaha kadar sevisiyorlarmis. Bir kac gun sonra, kaptan rutin kontrolleri sirasinda sarisina rastlamis. Orada ne aradigini sormus. Sarisin da "Ben bu gemideki denizcilerden biriyle anlastim. O bana hergun yemek getiriyor ve Amerika'ya gitmemi sagliyor. Ben de onun benimle sevismesine izin veriyorum." demis. Kaptan, "Seninle sevistigi kesin kucuk hanim" demis, "Ama bu Kadikoy-Besiktas vapuru".



fıkranın devamı


Kasabanin oduncusu papazin evine odun götürmüs. Odunlari kömürlüge bosaltirken, nasil olduysa olmus, bir tanesi gitmis alt kattaki pencerenin camini kirmis. Oduncu çok telaslanmis ve özür dilemek için papazi aramis ama bulamamis. Ayni telas içerisinde evine dönmüs ve kapida kiliseye derse giden ogluyla karsilasmis.

Çekmis oglunu kenara olanlari anlatmis ve bak oglum papaz efendi sorarsa 'babam bosaltirken bir kaza olmus ve çok özür diliyor' dersin demis.

Çocuk da telaslanmis ama yapacak bir sey yok kilisenin yolunu tutmus. Papaz o gün yaratilis hakkinda konusuyormus. Ve oduncunun ogluna

"söyle bakalim sen dünyaya nasil geldin?" diye sormus. Oduncunun oglu da kekeleyerek:

"babam çok özür diliyor, bosaltirken bir kaza olmus!"

fıkranın devamı


Temel ile Fadime birgün arabayla dolasiyorlarmis az sonra bunlari polis durdurmus ve yanlarina bir kamera ve bir muhabirle gelmisler.
Muhabir :
"Sizi tebrik ederiz beyfendi! kaç saattir burdayiz emniyet kemeri takili olarak araba kullanan tek sürücü sizsiniz ödül olarak kanalimiz size 500 milyon veriyor! Eee ne yapacaksiniz bu parayla ?"
Temel cevap verir :
"Ilk firsatta bir ehliyet alicam!"
Fadime telaslanir durumu düzeltmek için "Kusura bakmayin alkollüyken ne dedigini bilmez!"
Arka koltukta oturan idris atilir
"Ben dedim size çalinti arabayla yola çikmayalim diye yakalandik iste!"
Bu arada bagajdan bir ses gelir
"Ula hala geçmedik mi su siniri???!!"..

fıkranın devamı


Gunun birinde Istanbul'da sarisinin biri hayattan o kadar bezmis ki kendini bogazin soguk sularina birakarak hayatina son vermeye karar vermis.

Bogazici koprusunden gecerken arabasini durdurmus, bariyerlere cikmis ve titreyerek az sonra kendisini bu cekilmez hayattan kurtaracak olan sulara baka baka aglarken yanina genc ve yakisikli bir genc gelmis. Genc ona acimis ve sarisinin ellerini tutup "Bak, yasaman icin cok neden var. Yarin sabah gemim Amerika'ya gitmek uzere demir alacak. Eger istersen, seni de caktirmadan gemiye alip saklayabilirim. Sana hem yemek getiririm hem de sana cok iyi bakarim." demis. Sarisin bakmis kaybedecek bir sey yok; belki de Amerika'ya gidip yeni bir baslangic yaparim umuduyla denizcinin teklifini kabul etmis. O aksam denizci genc onu gemiye almis ve filikalardan birine saklamis. Her gece sarisina uc sandvic ve bir meyve getiriyormus, sonra da sabaha kadar sevisiyorlarmis. Bir kac gun sonra, kaptan rutin kontrolleri sirasinda sarisina rastlamis. Orada ne aradigini sormus. Sarisin da "Ben bu gemideki denizcilerden biriyle anlastim. O bana hergun yemek getiriyor ve Amerika'ya gitmemi sagliyor. Ben de onun benimle sevismesine izin veriyorum." demis. Kaptan, "Seninle sevistigi kesin kucuk hanim" demis, "Ama bu Kadikoy-Besiktas vapuru".

fıkranın devamı


Kilisede dugunun baslamasina cok az zaman var. Damat rahibin yanina yaklasip fisildar:

- "Bakin. Size verecegim $100 karsiliginda evlilik yeminimizde birtakim degisiklikler yapmanizi istiyorum.. Hani su bana soracaginiz

'Sonsuza dek seveceginize, koruyacaginiza, sadik kalacaginiza yemin ediyor musunuz?' kismi var ya, onu metinden cikarmanizi istiyorum."

Rahip gulumseyerek basini sallar ve damat rahibin avucuna $100 sıkıştırıp iceri doner.

Ve dugun baslar, herkes yerini alir, gelin ve damat rahibin onunde bulusur ve yeminler okunmaya baslanir.

Sira damadin yeminine gelince damadin gozleri hain hain parlar ve rahip damata sorar:

- "....... esinizin daima bir adim gerisinden yuruyeceginize, her emrini ve dilegini yerine getireceginize, her sabah kahvaltisini hazirlayip ayagina kadar gotureceginize, ve ikiniz de yasadiginiz surece baska kadinlara yan gozle bile bakmayacaginiza yemin ediyor musunuz...?"

Tabi damadin bu beklenmedik is karsisinda gozleri faltasi gibi acilir. Saga sola bakar, bir yutkunur.. ve kisik bir sesle:

- "E..eee.. evet efendim"

Ama toren sona erdikten sonra damat hisimla rahibin karsisina dikilir:

- "Bir anlasma yaptigimizi saniyordum!!!!"

Rahip gulumseyerek cevaplar:

- "Esiniz daha iyi para verdi.."




fıkranın devamı


Dişi aslan bir agacın altında uyurken tilki gizlice gelip dişi aslanı
becerir.
Aslan uyanınca erkek aslanın yanına gider ve ona sorar.
Erkek aslan duruma oldukça şaşırmıştır. Çok sinirlenip kükrer:
- "Bütün hayvanları toplayın, suçluyu bulup onu mahfedeceğim"
Bütün hayvanlar toplanır, aslan "kim yaptıysa bunu elini kaldırıp öne
cıksın" diye kükrer ama hiçbiri ses çıkarmaz.
Derken toplantıya geciken çakal koşarak gelip arka sıralara yerleşir
ve tilkiye "ne oluyor" diye sorar. Tilki de "Aslan kral ormana
bir müdür arıyor talip olan elini kaldırıp öne çıksın diyor" deyince
zavallı çakal hemen elini kaldırıp öne çıkar.
Aslan herkesi gönderir ve akabinde çakalı sabaha kadar becerir.
Çakal sabah perişan halde yalpalaya yalpalaya yürürken
tilkiyle karşılaşır. Tilki hafif gülümser ve ekler:
- "Bak, bir müdür oldun yürüyüşün bile değişti.."

fıkranın devamı


Maymun kurmus çilingir sofrasini ormanin orta yerine, kulhanbeyligi yapiyor.

O sirada zurafa ordan geciyormus, sormus:

- "Vay maymun Kardes, nasilsin?"
- "İyiyim be anam, iciyorum iciyorum aslani dovuyorum."

Zürafa tirsmis ve uzaklasmis. Derken Zebra gecmis, o da sormus:

- "Selam maymun abi, ne var ne yok?"
- "N'olsun be gulum hep ayni; iciyorum iciyorum aslani marizliyorum."

Zebra da uzaklasmis ordan. Bu kez kostebek, gecerken sormus:

- "Maymun ya naber?"
- "Iyilik kocum iciyorum iciyorum Allah ne verdiyse girisiyorum aslana!"

Kostebek de sivismis.

Ancak boyle boyle derken, olanlar aslanin kulagina gitmis ve aslan o tarafa dogru yola koyulmus. Cikmis maymunun karsisina:

- "Eee anlat bakalim maymun efendi, ne var ne yok?"

Maymun hemen kendine ceki duzen vererek yanitlamis:

- "N'olsun be abi, içiyorum içiyorum abuk subuk konusuyorum."

fıkranın devamı


Disi aslan bir agacin altinda uyurken tilki gizlice gelip disi aslani
becerir.

Aslan uyaninca erkek aslanin yanina gider ve ona sorar. Erkek aslan duruma
oldukça sasirmistir. Çok sinirlenip kükrer:

- "Bütün hayvanlari toplayin, suçluyu bulup onu mahfedecegim"

Bütün hayvanlar toplanir, aslan "kim yaptiysa bunu elini kaldirip öne
ciksin" diye kükrer ama hiçbiri ses çikarmaz.

Derken toplantiya geciken çakal kosarak gelip arka siralara yerlesir ve
tilkiye "ne oluyor" diye sorar. Tilki de "Aslan kral ormana bir müdür ariyor
talip olan elini kaldirip öne çiksin diyor" deyince zavalli çakal hemen
elini kaldirip öne çikar.

Aslan herkesi gönderir ve akabinde çakali sabaha kadar becerir. Çakal sabah
perisan halde yalpalaya yalpalaya yürürken tilkiyle karsilasir. Tilki hafif
gülümser ve ekler:

- "Bak, bir müdür oldun yürüyüsün bile degisti.."

fıkranın devamı


Yaslica, ancak kadinlarin yaslanabilecegi kadar yasli bir hanima bir türlü teshis konulamiyor. Kadincagiz yirmi sekiz gündür hastahanede yatmakta ve hiç bir sonuç yok.
Belki dikkatinizi çekmistir, üniversite hastahanelerinde garip bir hiyerarsi
vardir. Prof. basta, arkasinda Doç'lar, sonrasinda basasistanlar ve bir
iki parlak ögrenci üçgen düzende "Vizitlere"uçarak giderler.
Yine böyle birgün ve tüm kadro hastanin basinda.
Prof sorar:
- Radyolojik tetkikler ?
Hemen filmler isikli panoya yerlestirilir.
Sert ve kararli bir ses:
- EKG ?
Derhal "Trase" hocanin önüne serilir,
- Eforlusu ?
O da hemen açilir hocanin önüne.
- Laboratuvar tetkikleri?
Her sey önceden hazirlanmistir.
- Elektroansefalografi ?
- Buyrun hocam.
- Emar ?
Disarida çektirilmis(!) emar da konulur büyük patronun önüne.
- Sintigrafi? Anjiyo?... derken büyük sef sorar:
- Scan oldu mu ?
Kadindan gelen ciliz bir ses :
- Bi onu yapmadilar !

fıkranın devamı


İdris methini çok duyduğu için Afrika'ya safariye gitmiş. Ufak ufak
avlanmaya başlamışlar. Akşam safariye çıkanlar konuşuyormuş. İşte,
ben bir aslan vurdum, ben iki kaplan vurdum. Bizimkine sıra gelmiş:
- "Pen içi tane nobum furdum."
Safariciler, herhalde bir şey vuramadı, kafadan atıyor, diye
geçiştirmişler. Ertesi gün av dönüşü yine şunu vurdum, bunu vurdum
diye konuşulurken İdris yine döktürmüş:
- "Pen içi tane daha nobum furdum."
Avcılar, bu adam yine atıyor diye düşünmüşler. Daha ertesi gün sıra
bizimkine geldiğinde yine;
- "Peş nobum daha furdum", deyince dayanamamışlar. Yahu kardeşim nasıl
bir şeydir şu nobum?
- "Valla, pen elimde tüfek ile dolaşayrum. Çalularun arasundan
"Noo buumm , noo buumm" diye kara kara pi şeyler pağura pağura çikayi,
pen de furayrum."

fıkranın devamı


Kasabanin oduncusu papazin evine odun götürmüs. Odunlari kömürlüge bosaltirken, nasil olduysa olmus, bir tanesi gitmis alt kattaki pencerenin camini kirmis. Oduncu çok telaslanmis ve özür dilemek için papazi aramis ama bulamamis. Ayni telas içerisinde evine dönmüs ve kapida kiliseye derse giden ogluyla karsilasmis.

Çekmis oglunu kenara olanlari anlatmis ve bak oglum papaz efendi sorarsa 'babam bosaltirken bir kaza olmus ve çok özür diliyor' dersin demis.

Çocuk da telaslanmis ama yapacak bir sey yok kilisenin yolunu tutmus. Papaz o gün yaratilis hakkinda konusuyormus. Ve oduncunun ogluna

"söyle bakalim sen dünyaya nasil geldin?" diye sormus. Oduncunun oglu da kekeleyerek:

"babam çok özür diliyor, bosaltirken bir kaza olmus!"



fıkranın devamı


Temel arkadaşına hakaret ettiği için yargılanıyomuş, mahkemede kendisini savunmuş:



-Yok hakim bey, ben kendusuna sadece hayvan dedim



-İyi ya, hayvan demek hakaret değil mi?



-Ne demek hakim bey... Yanlış anlaşılıyi... İnsan kurnaz bir dilkidur. Kurnazlıkta ileri gidersa kurttur, pek cesur ve heybetli olursa aslan, uysal olursa kuzi, korkak olursa tavşan, inatçi olursa eşek, güzel sesli olursa bülbül... velhasılı kelam, hakim bey, insan hiçbir zaman heyvanluktan kutulamaz.

fıkranın devamı


Veli efendi hipodrumuna giden Temel atlara start alır almaz favorisi olan atı elinde dürbinle takip ederek bir yandan da
-Ulanım benum ya bak nasıl da yel gibi gidey diyerek atını teşci eder.
Gerçekten de Temel in atı en öndedir.Etraftakiler gıpta ile Temel e bakarlar,Temel dört köşedir.
Fakat bir süre sonra atlar teker teker Temel in atına yetişip geçmeye başlarlar.
Derken Temel in atı en sonuncu duruma düşer.Temel etrafın alaylı bakışlarına aldırış etmeden tezahürata devam eder.
-Uy aslanım benum ya bak nasılda hepsini önine katti getiriy.

fıkranın devamı


Temel birgün ava gitmeye karar vermis, sihirli kemanini, tüfegi almis ve ava gitmis



Av esnasinda bir aslanla gözgöze gelmisler.



Temel tetige basmis tüfek patlamamis. temel kemani çalmis ve aslani uyutmus.Eve gelmis ve tekrar ava gitmis.Aslanla yine gözgöze gelmis



Tetige basmis, gene patlamamis, hemen kemani çikarmis, çalmis ama aslan onu parçalayip yemis.Agaçta iki maymun konusuyormus, biri demis :







-"Ben sana demedim mi, bu bizim sagir aslana denk gelirse isi biter.."

fıkranın devamı


Bir Amerikali ile Japon safari'ye çıkmışlar. Her ikisi de son teknolojik silahlarıda birbirlerine nazire yapmak için yanlarına almışlar. Derken uzakta bir aslan görünmüş. Amerikalı lazer tüfeğini doğrultmuş ve aslana ateş etmiş. Ama karavana. Hemen Japon uydudan yönlendirmeli tüfeğini doğrultup ateş etmiş. Fakat o da karavana. Aslan bizimkileri farkedince üzerlerine doğru gelmeye başlamış. Amerikalı bir yudum viski içip acı sonu beklemeye başlamış. Japon hemen botlarını çıkarıp spor ayakkabılarını giymeye başlamış. Amerikalı sormuş :
-Ne o, aslandan hizlı mı koşacaksın ?
-Yoo, senden hızlı koşsam yeter.



fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama