Atatürk Fıkraları

loading...

180-ÇİMDUR O!.. Temel askerde nöbetçi kulübesinde gece nöbeti tutmaktadır. Bir ara tel çitlerin dışında ağaçlar arasında ayak sesleri duyar, belli belirsiz karartılar görür, bağırır: -Çimdur O!..,Cevap gelmez,sesler devam edince bir şarjörü o tarafa boşaltır ve allarım düğ-mesine basar. Birlikte koşuşmalar, komutlar, araç homurtuları ve allarım sesleri birbirine karışır. Güvenlik güçleri kısa sürede olay yerine ulaşır, çevre abluka altına alınır ve projektörler ile alan aydın-latılır. Saha dikkatli bir şekilde araştırılırken kulübe yakınından başka bir Karadenizlinin sesi çınlar: - Pir inek furulmuştur,komitanum!.. 181-TAVANA NASIL Almanya’ya çalışmaya giden ilk işçilerimizden birine kalacağı yerden bir oda verilir. Eşyalarını yerleştirirken büyük abdesti gelir, alafranga tuvaleti tanımadığından giderecek bir yer bulamaz, Çok sıkışınca yanındaki bir kesekâğıdının içine yapar, pencereden dışarı atmayı düşünür. İkinci kattan aşağı baktığında insanları görür, daha ileri atmak için sallarken kesekâğıdının dibi yırtılır ve pislik tavana fırlar, yapışır, suları da tabana süzülür. Biraz sonra her tarafı pis bir koku kaplar ve kat görevlisi orada biter. Yerdeki ve tavandaki durumu görür, hayretlere düşer, arkadaşlarını çağırır: -Bu adam yere işerken tavana nasıl s.çtı? Diye merakla olayı çözmeye çalışırlar. 182-SANA BİR KÖY Ümraniye-Artvinliler Derneği Yönetimi, hemşerileri Hasan Mezarcı’yı genel seçimlerde gö-nüllü olarak destekler ve tercih oyları ile farklı seçilmesini sağlar. Aydın bir din adamı olarak tanıdıkları eski Müftüleri, daha sonra Atatürk aleyhindeki söz ve davranışları ile basın-yayında manşet olur. Dernek yönetiminde tartışmalar çıkar ve gerçeği kendisinden öğrenmek için TBMM’deki odasına gidilir. Konu açılır, alınan cevaplardan yayınların doğru olduğu anlaşılır. O sıralarda Orta Asya’daki Türk Cumhuriyetleri bağımsızlığını kazanmıştır ve ileri gelenleri ülkemize sık sık ziyaret eder ve Birleşik Türk Devletleri kurulması konu edilir. Milletvekili Hasan Bey Atatürk’ü eleştirirken bir ara: -Ülkenin bazı fabrikalarını ve arazilerini üzerine geçirdi, diye söyleyince dernek 2.Başkanı ve sözcüsü Fevzi Durmuş: -Fabrikalar ve araziler halka bir örnek olsun, diye bizzat ilgilendi ve sonra da kendi hisselerini halkına hibe etti. Şimdi sizin arkanızda güçlü bir Türkiye var, diğer Türk Devletleri ile “Birleşik Türk Devletleri” kurun ve Başkenti’ni de Ardahan veya Kars yapın; Ardanuç’un Yolağzı ve Yaylacık Köyleri’nin yarısından fazlası benim akrabalarıma aittir, beni kırmazlar, beğendiğin köy senin olsun. Binlerce dönüm arazi; tarlası, çayırı, ormanı, yaylası ve soğuk pınarları ile. Biz sizi dedelerimizin hesabını sorasınız diye buraya göndermedik, onlar gittikleri yerde hesaplaşsın. Biz sizi buraya bizim haklarımızı koruyun diye gönderdik. Şu anda bakanlıklarda rüşvetler dönüyor, sizin göreviniz buna engel olmaktır. Siz şu anda bir millettekisiniz, saygı duyarız. Tartışma şartlarımız eşitlenince konuşuruz, der ve konuyu kapatır. Ertesi günü gazetelerde manşet: ”Bakan Özdağlar’ın makam odasında valizler dolusu rüşvet parası ele geçti”. 183-TEK SU KAYNAĞI Anne alışverişe çıkar, iki buçuk yaşındaki bebeğe babası göz kulak olur. Yavrucak halının üzerinde 'çay seti' oyuncağıyla oynarken baba da koltuğunda gazetesini okur, ara sıra da bebeğinin kendisine -çay seti oyuncağının minik plastik fincanlarıyla- ikram ettiği suları çay niyetine içer ve oyuna katılır. Derken anne eve gelir; baba, anneye sus işareti yapar, bebeği izlemesini ister. Bu çok şirin hareketi anne ile paylaşmayı düşünür. Anne, bebeğin elinde çay fincanıyla salondan çıkıp, biraz sonra içi su dolu olarak babasına getirmesini ve babanın da onu çay içer gibi içmesini izler. Sonra gayet sakin bir tavırla elindekilerle mutfağa geçerken eşine seslenir: - Oyun arkadaşının uzanabildiği tek su kaynağının klozet olduğunu biliyorsun, değil mi koca-cım? 184-BİZ DA… Ardanuç-Yolağzı Köyü’nden “Kotsulo”olarak bilinen Süleyman Dinçer dedemiz çarşıya gi-der. Bir dükkânda alış veriş yaparken köylümüze bir memur takılır. -Amca, O köylü kadınlarla nasıl yatıyorsunuz? Allah aşkına!.diye alaylı bir şekilde so-rar.Dedemizin cevabı hazırdır: -Onlari, şeherlinin karısı saniyeruh, Ço!… 185-SONRA DÖNER Adamın biri köyünden kasabaya gider, yol hayli uzun olunca kasabada yemek yedikten sonra köyüne dönmeyi düşünür. Bir lokantaya girer, garsondan bir çorba ister ve afiyetle yemeye başlar. Bu arada hınzır garson da “şu köylü ile bir dalga geçeyim de aval aval düşünsün”,diye arkadaşına işaret eder ve köylümüz çorbasını içince yanında biter: -Eeemm!.Efendim,arkadan ne alırdınız? Diye sorar. Adam kızarır, bozarır ve cevabı patlatır: -Sen önümdekini kaldır, sonra döner verirsin. 186-BİZ DİYERUH DA Kafkasya’dan yeni göç eden Kontromlu Koçi Pehlivan ile Ali Pehlivan, Samusharlı pehlivanlar ile güreş tutarlar ve önüne gelenleri yıkarlar. Bu işe çok kızan köylüleri kabul etmez, tekrar ettirirler. İki güreşçimiz bu sefer rakiplerinin omuzlarını yere yapıştırdıktan sonra göğüslerine oturur ve “Pes” deninceye kadar kalkmak istemezler. Canları acıyan alttaki güreşçiler bağırırlar: -Ola, biz diyeruh da, aho köyli demiyer… 187-GELİNCİK Bir dağ köyünde hamile bir kadının kocası; doğumdan önce ölür, tek başına kalır, kendisine arkadaş olması açısından dağda yaralı olarak bulduğu bir gelinciği evinde beslemeye başlar. Gelincik kadının yanından bir an bile ayrılmaz. Her ne kadar evcil bir hayvan değilse de, oldukça uysallaşır. Bir kaç ay sonra kadının çocuğu doğar, tek başına tüm zorluklara göğüs gerer ve yavrusuna bakmaya çalışır. Günler geçer ve kadın bir gün birkaç dakikalığına da olsa evden ayrılmak ve yavrusunu evde bırakmak zorunda kalır. Gelincikle bebek evde yalnız kalırlar. Aradan biraz zaman geçer ve anne eve döner, Kapıda Gelincik’in kanlı ağzını yalarken görür, çıldırmış gibi gelinciğe saldırır ve oracıkta hayvanı öldürür. Tam o sırada içerdeki odadan bebeğin sesi duyulur, anne odaya koşar; odada beşiğin içinde bebeğini ve yanında parçalanmış bir yılanı görür. 188-DOKTORA TEZİ VE DANIŞMAN... Bir Tavşan önüne bir daktilo almış, tak tuk tak tuk bir şeyler yazıyor. Oradan geçen bir Tilki: - Hey Tavşan, ne yazıyorsun? - Doktora tezimi yazıyorum. - Ha öyle mi, çok güzel, ne hakkında? - Tavşanların Tilkileri nasıl yedikleri hakkında. - Yok, canım, olur mu öyle şey, hiç Tavşanlar Tilki yerler mi? - Olur canım, gel istersen, sana ispat edeyim. Beraberce Tavşanın yuvasına girerler. Biraz sonra Tavşan tek başına çıkar ve yine daktilosunun başına geçer, tak tuk bir şeyler yazmaya devam eder. Daha sonra oradan geçen bir Kurt, Tavşanı görür. - Hey Tavşan, ne yazıyorsun? - Doktora tezimi. - Ne hak kında? - Tavşanların Kurtları yemesi hakkında. - Yayınlamayı düşünmüyorsun herhalde, buna kim inanır? - Gel istersen göstereyim, der. Beraberce ine girerler, Tavşan biraz sonra dışarıya yalnız çıkar. Tavşanın yuvasını merak mı ettiniz? Manzara şudur: Bir köşede Tilkinin kemikleri. Bir köşede Kurdun kemikleri. Diğer köşede ise tavşanın “Doktora Danışmanı Aslan”, kürdanla dişlerini temizlemektedir!.. 189-TANİMİYAN YOH Artvinli yaşlı bir hanım Trabzon’da uçağa bindirilir, Sabiha Gökçen Hava Alanı’nda oğlu tarafından karşılanacaktır. Uçak havalanır, hostesler servis yapar, nenemiz açık bir çay ister, hostes bir şeyler söylese de anlamaz. Herkes bir şeyler içerken açık çay gelmez, bir müddet sonra isteğini tekrarlar, ancak çay yine gelmez. Nenemiz bu duruma iyice bozulur, inerken yolcuları uğurlayan hostese yanaşır ve: -Sen bizim Yunus’u bilursunuun? Diye sorar. Hostesin “bilmiyorum, neden sordunuz ki?” de-mesi üzerine ağzından baklayı çıkarır: -İstanbol’da Yunus’u tanımayan ŞİLLUH yohtur da. NOT:Sayın admin kategoriler arasında "Artvin Fıkraları" kısmını göremedim.Açmanız olası mı? Teşekkürler.
fıkranın devamı

11-ISLIKLA ÇAĞIRMA Çobanların en yakın yardımcıları sadık köpekleridir.Çok uzaklardan sesinden ve “früit,früit,früit..” diye ıslıkla çağrılmaları halinde sahibinin yanına koşarlar. Ardanuç-Yolağzı Köyünde Molla Ali Pehlevan’ın evine Kala’dan(1) memur gelmiş,muhtarla görüşmek istemektedir.Muhtar diğer mahallede oturduğundan getirilmesi için torun Adnan Pehlevan görevlendirilir.Zırıki(2) oluşu ile bilinen 10 yaşlarındaki torun ;Veysel Yüksel’in harman yerinden mahallesi karşısına geçerek muhtarı çağırmaya başlar.Muhtardan ses gel-meyince bu sefer de”Früit,früit,früit..” diye ıslıkla çağırmaya başlar,yanındaki arkadaşı karşı gelse de devam eder.Halbuki muhtar yakın bir evdedir,ıslığı duyunca öfke ile gizlice çocuklara yaklaşır, bacaklarına bastonunu fırlatır ve taşlamaya başlar.Neye uğradıklarını şaşıran çocuklar tarladan aşağı doğru kaçmaya başlarlar. Muhtar peşlerinden: -Na var!..Ola it oğlu, itlar? Diye bağırır. Taş menzilinden uzaklaştıktan sonra ıslıkçımız: -Emi!..Dedem çağırıyerdi,dedem!..Diye cevap verir. 1-Kala: Köylülerin Ardanuç ilçelerine verdikleri isim. 2-Zırıki: Şımarık, aksi çocuk. 12-HA BU KARADENİZ Köyün birinde bir çoban, sürüsünün pazarlamasına yardımcı olmak için Batum’a gider. Köyüne dönünce; köyünden hiç ayrılmamış bir arkadaşına gördüklerini anlatmaya başlar. Batum’un yemyeşil bir ova içinde deniz kenarında olduğunu, büyük pencereli çok yüksek bi-nalar gördüğünü, denizin adına Karadeniz dendiğini ve bu denizin de uçsuz bucaksız olduğunu ballandırarak anlatırken; bizimki artık dayanamaz: -Ola heee!..He,da!..Ha bu Karadeniz,bizim Karagol’dan da beyuk degil yaaa,hoş!..Der. 13-GENÇ VALİ İsmet İnönü, Atatürk’ün Başbakanı iken Ardahan üzerinden Artvin’e geleceği duyulur. Artvin’in ileri gelenleri, sözcülüğe Ardanuç-Yolağzı köyünden Molla Ali Pehlevan’ı seçerler ve sınırda karşılarlar. Kutul’da bir yemek verilir. Yemekte yöre meseleleri konuşulur, İsmet Paşa ayrılırken de sözcümüze: -Benden başka bir isteğiniz var mı? Diye sorar. -Sayın Paşam!..Bize genç ve çalışkan bir vali gönderin diye cevap alır. Ancak bu istekten kimse memnun olmaz, Paşamız uzaklaştıktan sonra “Bu kadar sorunu-muz varken, yalnız bir vali istenir mi?”Diye çıkışanlara “Aklında yalnız vali kalır”demesine rağmen tenkitten kurtulamaz. Kısa süre sonra ise Refik Koraltan isimli bir genç, vali olarak atanır. Bayındırlık işleri yanında en uzak köylere dahi okullar açılır, Kuvarshan ve Murgul maden yatakları işletmeye alınır. Artvin, öğrenim ve yüksek tahsilli oranında, nüfusuna göre birinciliği başka bir ilimize bırakmayan bir il haline gelir. 14- YAZ MI, KIŞ MI? Yolağzı Köyü’nden Ömer Pehlevan, Ardanuç-Kapı Köydeki yaşlı akrabasının ziyaretine gider. Dereden tepeden konuştuktan sonra yaşlı adam bir anısını anlatmaya başlar: - “Bir tarihte; okuzlari kızağa koştuh, Killuğa(1) oduna gettuh.(2)Okuzlari çayıra salduh, onlar otliyer, ben başladım odun yapmaya. Ama hava savuh(3),kar adam boyi(4)”diye konuşmaya başlayınca bizimki daha fazla dayanamaz: - Emi!..Yaz miydi?,Kış miydi? Diye atılır. Adam iyice şaşırır ve: - Ola!..Bilmam ki,yaz miydi? Kış miydi? Der. 1-Killuğa: Killik ormanına 2-Gettuh: gittik 3-Savuh: Soğuk 4-Boyi: Boyu 15-KURT DUŞTİ(1) Ardanuç-Yolağzı Köyü’nün akıllı delisi Asım Demirci Ağabeyi ile köyün sığırtmacıdır ve yalan söylemesi ile bilinir. Uzun Çayır otlağında koyun sürüsü ile nahır(2) yan yana otlamaktadır. Asım, Koco (3) oynamakta olan çobanların yanına koşar ve katıla katıla gülerken: - Ola!.. Vallah suruya kurt duşti,kurt!..Der ve gülmeye devam eder. Oyuna dalmış olan çobanlar aldırmaz, oyunlarına devam ederler. Başka tarafta olan ağabeyi durumu anlar ve köpekleri çağırarak kurdu koyunlara zarar vermeden ormana doğru kovar. Köpeklerin koşuşmaları ve havlamaları üzerine oyuncularımız kendilerine gelir, görev yerlerine koşarken de: -Ola tuh!..Asım, Asım olalı, bir defe doğru dedi, ona da biz orali olmaduh(4), derler. 1-Kurt duşti: Kurt sürünün içine girdi 2-Nahır: Sığır sürüsü 3-Koco: Yöresel bir çelik çomak oyunu 4-Orali olmaduh: İlgilenmedik, aldırmadık 16-GEMİLER(1) YERLERDE Ardanuç-Yolağzı Köyünde Abdullah ve M.Ali Pehlevan bir çift öküz, bir çift tosun ile harman dövmektedirler(2). Karşıdaki tek katlı Nazım Yenigün’ün evinin penceresinden de çocuklar onları seyreder. Tosunlar, yeni koşulmalarına rağmen kısa sürede alışmış, uyum sağlar. Çocukların arasındaki Abdulvehap Yasal: -Habunların harmanını bir toz duman edem, hele bir seyredin, der. Bu sırada tosunların göz-leri ile Abdulvehap’ın gözleri çakışır. Tosunlar aniden harman çeperinden (3) atlayarak yola çıkarlar. Öküzle de onları izlerler. Sürüklenen düvenler yoldan duman halinde toz çıkarır. Hayvanlar sakinleştirilir, düvenlerin onarımına geçilir, öküzler otlağa gönderilir. Düvenin taşlarını tamir ederken de M.Ali Usta Ağabeyine: -Havada sinek yoh, habu tosunlar niya(3) bızıklandi(4), anlamadım, der. 1-Gemi: Düven, döven 2-Harman dövme: Harmanda daneleri ayırma işi 3-Çeper: Ahşap çit 4-Niya: Niçin
fıkranın devamı

baba ders çalışmayan oğluna - oğlum atatürk senin yaşındayken çok çalışkan bir çocuktu oğlan -ona kalırsa baba atatürk senin yaşındaykende cumhurbaşkanıydı demiş
fıkranın devamı


birgün öğrenciler ders yapıyormuş sonra öğretmen:bügün müfettiş gelecek.dersinizi yaptınız mı?müfettiş gelmiş.Öğrenciye''atatürk neremizde yaşıyor?öğrenci düşünürken öğretmen kalbini göstermiş.öÖğrenci:Öğretmenimizin göğsünde demiş!



fıkranın devamı


Baba çocuguna :
-Oğlum Atatürk senin yaşındayken sınıfının birincisiydi...
demis.
Çocuk babasına :
-Senin yasindayken de Cumhurbaşkanı idi...

fıkranın devamı


Küçük Temel ilkokulda okurken bir sözlü sirasinda ögretmeni sormus :
- Söyle bakalim Temel, 1881 de ne oldu?
- Atatürk dogdu ögretmenim...
- Afferim oglum, peki 1920 de ne oldu?
- Atatürk 39 yasina basti ögretmenim!..

fıkranın devamı


Marketin birine bir turist gelmis, bir seyler almis, kasada ödeme yaparken,
kasiyere cebinden 100$ çikartip vermis. Kasiyer paranin sahte olmasindan
süphelenerek paranin orasina burasina bakmaya baslamis ama bir türlü emin
olamamis. Bakmisböyle olmayacak parayi sirada bekleyen Temel e uzatmis.
"Bir de siz bakar misiniz? Ben anlayamadim..." demis. Temel paranin bir altina
bir üstüne bakmis sonra tezgahin üzerine atmis ve "Bu para sahte" demis.
Herkes sasirmis ve nasil anladinbu kadar çabuk demisler.
Temel de, Çok kolay, bunun üstünde Atatürk resmi yok. demis...

fıkranın devamı


Amerika'da zencinin biri, pasaportunu kaybetmis. Aksilik bu ya, o gün de
Türkiye'ye uçacakmis. Kara kara düsünürken yolda bir pasaport bulmasin mi!

Hemen almis yerden,
bir bakmis ki Leanardo Di Caprio'nun pasaportu. "Ne olursa olsun," demis ve
sansini denemeye karar vermis. Çikarmis Leonardo'nun fotografini, kendi
fotografini yapistirmis. Uçmus Türkiye'ye. Atatürk Havalimani'nda görevli
gümrük memuru Temel'in Karsisina
geçmis.
Temel, almis pasaportu; adamin ismine bakmis:
"Leonardo Di Caprio"; fotografa bakmis ; bir zenci adama bakmis; ayni
zenci.
Birkaç saskin bakistan sonra öbür masaya seslenmis: "Ula Cemal, bu Titanik batmis miydi, yanmis miydi.

fıkranın devamı

Baba çocuğuna :"Oğlum, Atatürk senin yaşındayken sınıfının birincisiydi." demiş.Çocuk da...
fıkranın devamı

Amerika'da zencinin biri pasaportunu kaybetmiş, aksilik ya, o gün deTürkiye'ye uçacak.. Kara ka...
fıkranın devamı

Baba çocuguna :Oğlum Atatürk senin yaşındayken sınıfının birincisiydi... demiş.Çocuk baba...
fıkranın devamı

Tayyip'le Bush ilk bulusmalarinda birbirlerine hava atarlar...Bush, Tayyip'e "Bizde öyle bir teknol...
fıkranın devamı

Marketin birine bir turist gelmis bir seyler almis, sonra türk parasi çikaramamis dolar uzatmis ka...
fıkranın devamı

Bu burcun insanının en belirgin özelliği cesur olmasıdır.O kadar cesurdurlar ki, enflasyonu yüzde binbeşyüzlere fırlatacağını bile bile, her hangi bir partiye üst üste iki kere oy verebilir; sırf afet bir kadın diye AIDS' li bir hatunla yatabilir; şeriatçı ve küfürbaz bir milletvekilinin karşısına Atatürk posteriyle çıkabilir; Reha Muhtar' ın sunduğu bir haber programını sonuna kadar izleyebilir; azar işiteceğini bile bile minibüs şoföründen o anda çalmakta olan Müslüm Abisinin kasetinin sesini kısmasını isteyebilir ve en tehlikelisi ise genç yaşlarında evliliği düşünebilir. Bu burcun erkekleri seks düşkünü iken, kadınları seksapel düşkünüdürler. Bu burcun kadın ve erkeği yanyana gelmeye görsünler, hemen chat yapmaya başlanır. Koç erkekleri, ne olur ne olmaz diyerek daha şimdiden 10 koli viagra stoku yapmışlardır. Bu on koli viagranın bir gün kullanılma ihtimaline karşılık olarak Koç kadını da kendisine on tane spiral taktırmıştır.

Koç burcu erkekleri çok meraklıdırlar ve çoğu maceraları karakolda biter. Örneğin, yağmurlu bir bahar gününde gitttikleri Topkapı Müzesi' nde, sırf alarmın çalışıp çalışmadığını öğrenmek için Kaşıkçı Elması' nın bulunduğu bölüme çekiçle vururlar.

Koç burcu kadınları sevgiye çok önem verirler(bilindiği üzere diğer burçlar sevgiye zerre kadar önem vermezler) ve çok kıskançtırlar. Ya benimsin ya toprağın, derler.

Koç Burcu mensuplarının diğer özelliklerine gelince:

Uğurlu günü : Sallanmayan salı
Uğurlu devesi : Yok deve!
Uğurlu ayakkabısı : Spor ayakkabısı
Uğurlu dizisi : Koçluğun Hikayesi
Uğurlu tv Sunucusu : Uğur Dündar
Tuttuğu takım : Şereflikoçhisarspor
Uğurlu taşı : Beşiktaş
Seyahat ettiği otobüs firması : En Hakiki Koç Kurizm
Hayata veda etttiği mevsim : Kurban Bayramı
Sevdiği Film : Pamuk Prenses ve 7 Koç Gibi Delikanlı
Burcun ünlüleri : Şereflikoçhisar, Engin Koç, Gülcihan Koç, Koç Turizm, Koç Bank, Koç' ero, Koç' aklama, MalKOÇoğlu
En büyük hatası : Ecele gitmek amacıylan acele etmek
En büyük arzusu : Puan ve averaj farkıyla lider olmak
En sevdiği müzik : Marşlar ve oyun havaları
En sevdiği tornavida : Yıldız tornavida
En hoşlandıkları vapur hatttı : Üsküdar- Harem arası
Sevdiği su : Gül suyu
En sevdikleri sigara : Sigara böreği
Tercih ettiği yüzme stili : Boynuzlama
Gezmekten hoşlandığı yer : Konya Ovası
Sevdikleri gıda maddesi : Koç yumurtası
En beğendikleri şiir klibi : Ben sevdim mi koç gibi severim
Tersinden okumasını en çok sevdikleri kelime: Çok
Sevdikleri Aktris : Hülya Koç' yiğit

2005 YILINDA SİZİN AÇINIZDAN NELER OLACAK: Herhangi bir suçtan yiyeceğiniz ceza için hiç üzülmeyin, aslanlar gibi medya arkanızda olacak. Tanrılar kurban istediği zaman, yine ilk akla gelen siz olacaksınız. Şimdiye kadar Türkiye sizden gurur duyarken, 2005 ortalarından itibaren hicap duymaya başlayacak.
fıkranın devamı

SORU: Ermeni (Doğu) sorununu açıklayınız.

CEVAP: Osmanlı Devleti altında yaşayıp ekmek yiyen Ermeniler kendi kendilerini kışkırtmaları sonucu doğu anadoluda hoşnutsuzluklara başladılar. Mustafa Atatürk paşa düşmanla başedebilmek için Kamil Karabekiri Ermeni üzerine doğrulttu. Ermeni yenilip barış istedi.Böylelikle en iyi sonuç osmanının oldu (Pinar/Ortaokul-3).


SORU: KASABAYI KIM YÖNETIR?

CEVAP: - şerif ve adamları (Kamil/Ilkokul 5)

- Kasabayı ihtiyarlar heyeti ve köy bekçisi yönetir (Yavuz/Ortaokul 2)

SORU: DESTAN NEDIR?

CEVAP: - Destan ulusların kahramanlık, cinsel ve biraz da ahlaksal serüvenleridir (Bora/Lise 1).

SORU: DÖRT HALIFE DEVRINDE "HAKEM OLAYINI" AÇIKLAYINIZ.

CEVAP: - Hazreti peygember efendimiz zamanında yapılan maçta kavga çıkmış. Musrikler müslümanlara saldırmış, bu olaya hakkemde karışmış. En son kararı da hakkem vermiş. Onun için bu olaya hakkem olayı denilmiştir. Maçlarda 3 hakkem vardır. Maçı kontrol eden hakkem, orta hakkem, yan hakkem (Cemal/Ortaokul 2)

SORU: KIYAMET GÜNÜ NE DEMEKTIR?

CEVAP: - Kıyamet günü yani gerdek gecesidir. O gün herşey Çok kötü olur. Bütün gece kıyamet kopuverir. (Serpil/Ilkokul 5)

- Kıyamet günü herseyin kiymetli oldugu bir gundur. (Kemal/Ilkokul 5)

SORU: MUBAREK GECELER HANGILERIDIR, YAZINIZ?

CEVAP: - Kina gecesi - Gerdek gecesi - Dolunay gecesi. (Hatice/Ilkokul 5)

SORU: BULGARLARA KARŞI KIM SAVAŞTI?

CEVAP: - Bulgarlara karşı ÇanakÇömlek Ali Paşa savaştı. (Ali/Ortaokul 2)

- Çetinceviz Ali Paşa savaştı. (Suat/Ortaokul 2)

- Çakırkeyif Ali Paşa savaştı..DIPNOT: Geçen gün bir arabanın arka tarafındaki yazı dikkatimizi çekti fakat okunmuyor, küçük küçük yazılmış. Biz de merakla iyice yanına yaklaştık,aynen şunlar yazıyordu "O kadar dikkatli bakma cam çatlak ondan yapıştırdık" (Halil/Ortaokul 2)

SORU: DORT BUYUK KITABIN ADINI YAZINIZ.

CEVAP: 1- Ansiklopedi, 2- Sözlük, 3- Kolej sinav kitabi, 4-Kalin roman kitaplar (Serpil/Ilkokul 5)


SORU: INSANLARI HAYVANLARDAN AYIRAN TEMEL OZELLIK NEDIR?

CEVAP: Insanlarin hayvanlardan çok derdi olmasi. (Buse/7. Sinif)


SORU: TRAFIK POLISININ GOREVLERI NEDIR?

CEVAP: 1- Rüsvet almak, 2-Ceza kesmek, 3- Travestileri kovalamak (Adem/6.Sinif)


SORU: ASGARI UCRET NEDIR?

CEVAP: Askerlik subesinde verilen ücrettir. (Hasan/8. Sinif)


SORU: ENFEKSIYON NEDIR?

CEVAP: Hükümetin düsüremedigi fakat ters düsürdügü bir hayat seklidir.
(Hüseyin/Lise 1)


SORU: FAO (Dünya Gida Örgütü) NEDIR?

CEVAP: Farkinda olmadan ya da istenmeden çikan bir gazdir. (Mehmet/6. Sinif)


SORU: HACLI SEFERLERININ CIKIS SEBEBI NEDIR?

CEVAP: Hocam affedersiniz, poponun (papa demek istedi galiba) kiskirtmis olmasidir. (Ensar/6. Sinif)


SORU: AVRUPADA REFORM HAREKETINI KIM BASLATTI?

CEVAP: Riki Martin Luther. (Senol/7. Sinif)
fıkranın devamı

Karadenizde turistin biri bir dükkandan alışveriş yapmış. Para olarakta 10 dolar vermiş. Ancak karadenizli bakkal doların gerçek mi sahtemi olduğundan emin olup olmadığından araştırırken o sırada içeri Temel girmiş problemin ne olduğunu sormuş. Bakkal durumu anlatınca Temel
- O kolay ver bakalım parayı
deyip doları eline alıp paranın bir arka birde ön yüzüne bakıp hemen
- Kesin sahte alma bu doları
demiş.
Bakkal
- Paranın sahte olduğunu hemen nasıl anladın
diye sorunca Temel gayet emin bir şekilde cevap verir
- Çünkü bu paranın hiç bir yüzünde Atatürk resmi yokta ondan anladım
demiş.
fıkranın devamı

Amerikada zencinin biri pasaportunu kaybetmis, aksilik ya, o gün de Türkiye ye
uçacak.. Kara kara düsünürken yolda bi pasaport bulmasin mi... Hemen almis
yerden, bi bakmis ki Leanardo di Caprio nun pasaportu...
"Ne olursa olsun" demis ve sansini denemeye karar vermis, çikarmis Leonardo
nun fotografini, kendi fotografini yapistirmis... Uçmus Türkiye ye, Atatürk
Hava Limani nda görevli gümrük memuru Temel in karsisina geçmis. Temel almis
pasaportu, adamin ismine bakmis; "Leonardo di Caprio", fotografa bakmis, bi
zenci, adama bakmis ayni zenci... Bir kaç saskin bakistan sonra öbür masaya
seslenmis :
- Ula Cemal, bu titanik batmis miydi, yanmis miydi?..

fıkranın devamı

Marketin birine bir turist gelmis bir seyler almis, sonra türk parasi
çikaramamis dolar uzatmis kasadaki adama.
Adam para sahte mi degil mi diye kuskuya düsmüs. Paranin orasina burasina
bakmis.Evirmis çevirmis anlayamamis sahte olup olmadigini.
Bakmis böyle olmayacak parayi sirada bekleyen Temel'e uzatmis.
'Bir de sen bak hele' demis.
Temel paranin bir altina bir üstüne bakmis sonra masanin üstüne atmis
ve 'bu para sahte' demis.
Herkes sasirmis, nasil anladin bu kadar çabuk demisler.
Temel de: 'Bunun üstünde Atatürk resmi yok' demis.
fıkranın devamı

Uludag Üniversitesi Bahar
Şenlikleri'nde geçiyor olay.
Kalabaliktan uzak biR fakültenin
yakinlarindaydik.
100 metre ileriye bi helikopter indi.
Aletten biri
egilerek indi ve biR talebeye yaklasti.
Takriben 1
dakka konustuktan sonra adam
helikoptere bindi ve
tekrar havalandilar. Biz biraz
sasirdik noluyo diye.
Ama esas bomba o talebeye adamin ne
sordugunu
sordugumuzda inmist beynimize. Adam
adres sormus.
benden bu kadar.

-------------------------------------------------------
Malum servis söförümüz sikisan
trafikte haraket
edemez halde beklerken (gayetde
hakliydi çünkü önündeki
arabalar kuyruk olmustu) arkadan
kornaya abanan araç
sahibine camdan sarkarak;
-"Pokemon'muyum lan ben arabalarin
üzerinden
uçayim?"
diye bagirarak tüm servisi yere
yikmisti.

-------------------------------------------------------
Ben... ben... ben...
Haftasonu ÜSTÜ AÇIK SAHIN gördüm
ben...
Artik hiç bir sey beni sasirtamaz...

-------------------------------------------------------
Bodrum'da veya Datça'da küçük bir
lokantanin caminda
"23 saat açigiz" yaziyodu :))
Hizmet hizmet biR yere kadar di mi,
biraz da
kendimize zaman ayiralim.

-------------------------------------------------------
İzmir Konak'ta bir köfteci gördüm adam
tezgahini açmis
çig köfte satiyo ,kocaman da bi
tabelasi var önünde
fiyatlarin yazdigi...Aynen iletiyorum:
Kampanya ...
TANE: 125 bin
2 TANE 300 bin

-------------------------------------------------------
Abi çaycinin prensibi olur mu,
demeyin. Bizim
çaycinin cama yazdigi yazilar bunlar:
1. Sicak çay 150.000.TL.
2. Saat besten sonra çay yoktur,
israrci olmayiniz.
3 Tek çay için yukari çikamam gelip
kendiniz alin.

-------------------------------------------------------
Bilen bilir; Ankara'nin genelevi
Bentderesi adli
semttedir. Yakin bi arkadasim var.
Lise çaglarinda
çocugun biti kanlaniyo, Bentderesi'ne
giden bi
dolmusa biniyo ve genelevin tam
karsisindaki dolmus
duraklarinda iniyo. Ancak yeri tam
olarak
kestiremediginden birine sormaya karar
veriyo.
Yoldan geçen orta yasli bi amcaya
soruyo:
- Abi Bentderesi Lisesi nerede acaba?
Adam bozmadan karsilik veriyo:
- Aha kerane karsida.

------------------------------------------------------
Bir gün Bakirköy-Taksim dolmusuna
binmistim. Aracin
ön konsoluna harfli sticker'larla
sunlar yazilmisti:
TÜRK SOFÖRÜ EN IÇTEN DUYGULARIN
INSANIDIR
E, ne var ki bunda, demeyin; devamini
okuyun:
KEMAL ATATÜRK !!

-------------------------------------------------------
Lisedeyiz...Geometri dersi... Ders
kaynasin diye
yapmadigimiz karaktersizlik yok. Hoca
tahtaya sekil
çizerken, okulun bayagi yakinindan bir
savas uçagi
geçti. Bizden biri:
- Aaa hocam uçak geçiyo!
Hocamizdan cevap:
- Elleme geçsin!!!
Sinif komple kisadevre...
fıkranın devamı

Senin Yaşındayken
Baba çocuğuna :"Oğlum, Atatürk senin yaşındayken sınıfının
birincisiydi." demiş. Çocuk da babasına :"Senin yaşındayken
de Cumhurbaskanıydı."

fıkranın devamı

Baba çocuguna :
-Oğlum Atatürk senin yaşındayken sınıfının birincisiydi...
demis.
Çocuk babasına :
-Senin yasindayken de Cumhurbaşkanı idi...
fıkranın devamı

Temele öğretmeni sormuş :
-Söyle bakalım, 1881`de ne oldu?
-Atatürk doğdu öğretmenim.
-Peki, 1920`de ne oldu?
-Atatürk 39 yaşına bastı öğretmenim!
fıkranın devamı

Marketin birine bir turist gelmis bir seyler almis, sonra türk parasi
çikaramamis dolar uzatmis kasadaki adama.Adam para sahte mi degil mi diye kuskuya düsmüs. Paranin orasina burasina bakmis.Evirmis çevirmis anlayamamis sahte olup olmadigini.
Bakmis böyle olmayacak parayi sirada bekleyen Temele uzatmis.
-Bir de sen bak hele demis.
Temel paranin bir altina bir üstüne bakmis sonra masanin üstüne atmis
ve bu para sahte demis.Herkes sasirmis, nasil anladin bu kadar çabuk demisler.Temel de:
-"Bunun üstünde Atatürk yok" demis.
fıkranın devamı

Atatürk, yurdumuzu ziyaret etmekte olan Yugoslav kralı Aleksandr ile İstanbulda Dolmabahçe Sarayında konuşurken konuk kral:
-Ekselans, biz Türkleri çok severiz. Sevgimiz o kadar çok ki, vaktiyle Birinci Cihan Harbinin sonunda Lloyd George Batı Anadoluyu Yunanistana teklif etmeden evvel bize teklif etmişti. Fakat biz Yugoslavlar, Türkleri çok sevdiğimiz için Lloyd Georgeun bu önerisini kabul edip Anadolu seferine çıkmadık.
Atatürk, kralın bu sözlerine karşılık cevabı şu olur:
-Haşmetmeap, evvela bize karşı olan sevginize teşekkür ederiz. Sonra ise, büyük geçmiş olsun derim...
fıkranın devamı

Atatürkün öldüğü 1938 yılının 10 Kasım günü, İstanbul Üniversitesinde ders okutan bir Alman profesörü, derse girdiğinde öğrencilerinin üzgün halini görünce, yüreği paramparça olmuş bir halde, üniversite rektörüne telefon ederek:
-Bugün ders vermeyeceğim, ne yapayım dersiniz?
-Sizin memleketinizde büyük bir adam ölünce ne yapılırsa onu yapın.
Rektörün bu sözlerine karşılık profesörün cevabı şu olur:
-Almanyada hiç bu kadar büyük bir adam ölmedi...
fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama