Babaların Fıkraları

loading...

Tarım makinelerinin köye girmediği eski devirlerde; Ardanuç-Yolağzı Köylüleri harman yerlerini otlardan temizler, yüzeyini su ile yıkar, uygun hale getirir ve harman dövmeye başlarlar. Ancak Ali Durmuş ve eşi aşağıda, uzakta olan köy çeşmesinden ne kadar su taşısalar da bir türlü netice alamazlar, taşınan suyu toprak emer, kaybolur.
fıkranın devamı


Birinci sınıfa başlayan çocuklara öğretmen, babalarının mesleklerini soruyordu :
-Söyle bakalım Tuna, baban ne iş yapıyor? Tuna :
-Otobüsleri kaldırıyor efendim, dedi. Bir sıra önde oturan bir çocuk yanındaki arkadaşına yavaşça sordu:
-Pekiyi anlayamadım, neymiş babası? Arkadaşı büyük bir saflıkla cevap verdi:
-Vinç miş, vinç!

fıkranın devamı


Cocuklar oturmus birbirlerine babalarinin ne kadar "hizli" oldugunu anlatiyorlarmis.. Biri demis ki:
- Benim babam ok attiktan sonra kosup hedefe oktan once variyor...
- O da birsey mi, demis ikinci cocuk... Benim babam tabancasini atesliyor ve hedefe kursundan once yetisiyor...
- O da birsey mi, demis ucuncu cocuk... Benim babam devlet hastanesinde doktor... Mesai 5'de bitiyor benim babam eve 3:30'da geliyor.

fıkranın devamı


Ali okula yeni başlamıştı,
Öretmen gelenlerin ve babalarının isimlerini
soruyordu.Sıra Aliye gelmişti.

İsmin ne?
_Ali
_babanın ismine?
_baba
_evladım babanın başka ismi yokmu?
_öğretmenim üç kardeşim var. Hepimiz baba diyoruz:Ama başkaları Ahmetdiyor.
_Ahmet desene:

_Ahmet deyince babam kızıyor öğretmenim.

fıkranın devamı


Birinci sınıfa başlayan çocuklara öğretmen, babalarının mesleklerini soruyordu :
-Söyle bakalım Tuna, baban ne iş yapıyor? Tuna :
-Otobüsleri kaldırıyor efendim, dedi. Bir sıra önde oturan bir çocuk yanındaki arkadaşına yavaşça sordu:
-Pekiyi anlayamadım, neymiş babası? Arkadaşı büyük bir saflıkla cevap verdi:
-Vinç miş, vinç!

fıkranın devamı

Salamon ve Mison babalarından kalan mirası paylaşıyorlar.Mison : - Kadillak araba bana, motorsik...
fıkranın devamı

Birinci sınıfa başlayan çocuklara öğretmen, babalarının mesleklerini soruyordu :-Söyle baka...
fıkranın devamı

Mahallenin iki afacan kardeşi tüm mahalleliyi bıktırmış. Sürekli ana ve babalarına şikayet geliyor mahalleliden. Kırılan camların, kuyruğuna teneke bağlanan kedilerin, lastiği indirilen arabaların sorumlusu hep afacan kardeşler.
Ana ve babası usanıp bu durumdan kilisenin papazına anlatırlar durumu ve yardım isterler.
Papaz;
- ''gönderin çocukları konuşayım'' der.
Çocukları gönderirler. Papaz önce büyük oğlanı çağırır;
- ''Söyle bakiim evladım, Tanrı nerede?''.
Çocuk susar. Papaz tekrar sorar;
- ''evladım söylesene tanrımız nerede?''.
Çocuk susmaya devam eder. Papaz ısrarla sormaya devam eder, çocuk susmaya.. Sinirlenir Papaz;
- ''konuşsana be çocuk nerde tanrı?''.
Çocuk aniden fırlar kiliseden koşarak kaçıyorken seslenir kardeşine
- ''kaçalım çabuk''.
Eve giderler, odalarına çıkıp kapıyı iyice kapatırlar, küçük oğlan sorar büyüğüne;
- ''neden kaçıyoruz?''.
Büyük yanıtlar;
- ''işte şimdi hapı yuttuk, tanrı kaybolmuş bizden biliyorlar!''...
fıkranın devamı

zamanın mafya babalarından birisi idam cezasıyla yargılanıyormuş. mafya babasının adamları jüri üyelerinden olan temeli sıkıştırır;
- ne yap et,babanın cezasını muebbet hapise çevirt.
temel bu olaydan çok korkar ve mahkeme günü gelir çatar sanıklar dinlenir. jüri karar vemek için bir odaya girer.daha sonra karar açıklanır
- müeebet hapis,
babanın adamları sevinçten havaya uçarlar ve temelin yanına gelerek
- bunu nasıl becerdin.aferin sana aferin derler.
temel babanın adamlarına döner ve şöyle der
- valla uşaklar millet beraat beraat diye tutturdu,müebbet hapise çevirene kadar akla karayı seçtim
fıkranın devamı

Çocuk babalarının yatak odasında yatağın altında prezervatif bulur ve babasına sorar;
- ''Baba bu nee'' der..
Baba ne diyeceğini şaşırmıştır;
- ''EEeee oğlum ben bununla sinek öldürüyorum'' der.
- ''Baba sen sinekleri *ikerek'mi öldürüyorsun''.. der çocuk..
fıkranın devamı

Röntgenci Çocuklar
5 Yaşındaki Johnny ve kız kardeşi anahtar deliğinden anne ve babalarını aşk yaparken gözetliyorlardı.
- Wooww, şunlara bak... Bizim parmağımızı burnumuza sokmamıza bile izin vermiyolar...

Grevin Sonuçları
Hollanda da bir yıl aşırı nüfus patlaması olmuş. Liman isçileri grev yapınca, Hollandalı köylüler çalıştırılmış... Onlar da prezervatif kolilerini tırmıkla indirip kaldırırken hepsini delik deşik etmişler... Sonrası malum...

Kere
Rusya da öğretmen soruyor:
- Türkiye'nin para birimi nedir?
- Kere öğretmenim, diyor bir çocuk. Annem ve ablam Türkiye'den döndüklerinde birbirlerine bavullardaki eşyaları gösterip kaç "kere" verdin, diye soruyor.

fıkranın devamı

Çocuklar oturmuş birbirlerine babalarının ne kadar "hızlı" olduğunu anlatıyorlarmış.
Birinci çocuk;
"- Benim babam ok attıktan sonra koşup hedefe oktan önce varıyor. demiş."
İkinci çocuk.
"-Benim babam tabancasını ateşliyor ve hedefe kursundan önce yetişiyor." diye böbürlenmiş.
"-O da bir şey mi?" demiş üçüncü çocuk.
"-Benim babam devlet hastanesinde doktor... Mesai 5'de bitiyor benim babam 3:30'da eve geliyor."

fıkranın devamı

Buyuk sirketlerden birinin patronu, bilgisayar sistemleriyle ilgili
onemli bir arızanın acilen giderilmesi için bilgisayar muhendislerinden
birinin evine telefon eder.
Karsi taraftan fisildayan bir cocuk sesi
- "Alo" der.Patron sorar:
- "Baban evde mi? Cocuk fisildayarak cevap verir:
- "Evet".Patron sorar:
- "Onunla konusabilir miyim?" Cocuk fisildayarak cevap verir:
- "Hayir".Patron sasirarak:
- "Peki annen evde mi?".Cocuk fisildayarak:
- "Evet".Patron:
- "Peki onunla konusabilir miyim?".Cocuk yine fisildayarak:
- "Hayir".Patron saskin:
- "Orada baska kimse var mı?"
- "Evet" der cocuk fisildayarak.
- "Bir polis memuru var".Mühendislerinden birinin evinde polisin ne isi olduğuna anlam veremeyen adam sorar:
- "Memur beyle konusabilir miyim?"
- "Hayir" der ufaklik, şu anda mesgul".İyice meraklanan patron:
- "Neyle mesgul?" Cocuk fisildayarak cevaplar:
- " Annem babam ve itfaiyeci amcalarla konusuyor"
Meraklanan ve endiselenen patron, telefondan gittikce artan bir gurultu duyar:
- "Bu ses de ne?.." diye sorar.
- "Helikopter" der çocuk, hala fisildayarak.Panikleyen patron:
- "Neler oluyor orada" diye sorar.Cocuk hala fisildayarak:
- "Arama kurtarma timi geldi".Patron endiseli ve neler olduğunu bilememenin kizginligi icinde:
- "İyi de neyi ariyorlar...?".Kucuk cocuk hala fisildayarak ve kikirdayarak cevap verir...
- "BENİ..."

fıkranın devamı

Çok güzel bir kadındı... Herkes tarafından beğenilen, güzelliğinin farkındabir kadındı. Bu yüzden kimselere kendini layık göremiyordu bir türlü,kimseleri beğenmiyordu. Seneler evvel kızların 'Evde kaldı' damgası yediği yıllarda, o hala bekardı. Bu da umurunda bile değildi.

Sonra o adam çıktı karşısına. Adam bir kere de vurulmuştu kadına. Zatenherkes bir kerede vuruluyordu ona. O hiç yüz vermedi. Adamdan hiç hoşlanmadı. İnatla reddetti sinema ve paket paket çikolataları. Evlilik teklifini reddetmek için ise bir saniye ile düşünmedi. Adam kararlıydı. Aylarca kararından dönmedi. İkisi de uzun süre karşılıklı inatlaştılar.

Karlı bir günde, genç kadının komşusu kapıyı çaldı.
'Çabuk camdan dışarı bak! Seninki dışarıda!'
Genç kadın cama koştu. Adam kapının önünde yatıyordu. Yemin etmişti zaten. Teklifini kabul etmezse kapıdan ayrılmayacağını söylemişti. Genç kadın şaşırdı, şimdiye kadar en inatçı o çıkmıştı. O geceden sonra beraber gezmeye başladılar. O zamanların en lüks gezmesi sinemaya gitmekti. Sık sık sinemaya gittiler. Genç kadın onunla vakit geçirdikçe yüreği ısındı adama. Daha sonra onu sevebileceğini düşünmeye başladı. Aradan geçen günlerde sevdiğini anladı.

Aileler tanıştı. Söz kesildi, nişan yapıldı... Sevgililer muhteşem bir düğünle evlendiler... İkisi de mutluydu ama genç adam daha da mutluydu. Azmiyle başarmıştı her şeyi. Hiçbir şekilde sevgisinden vazgeçmemiş ve yılmamıştı. Genç kadını ikna etmiş ve kendini sevdirmişti. Yirmi sekiz yaşına kadar evlenmemeyi ve etrafın 'Güzelliğine rağmen evde kaldı' dedikodularını göze alan kadını kandırmayı başarmış, üstelik o zamanın çevre erkekleri arasında da büyük bir sükse yapmıştı.

Yıllarca o kadından çocuk istedi adam... İlkönce bir kızları sonra da bir oğulları oldu. İkinci doğumu doktorların 'Eğer hamile kalırsan ölürsün' ikazlarına rağmen doğurdu. Çünkü kocası bir de erkek çocuk istiyordu. Kızı olmuştu bir de erkek de şansını denemek istiyordu. Genç kadın kırmadı onu ve hayatını hiçe sayarak doğuma girdi. Tablo tamamlanmıştı artık. İki çocuk, biri kız, biri erkek... ve ikisi. Çocuklarına çok iyi baktılar. Genç kadın her bakımdan mükemmel bir anneydi.

Çocuklar büyüdüler... Okula başladılar. Babalarını görme fırsatları
olmuyordu çünkü çok çalışıyordu. Senelerce çalışmıştı. Ailesinin her şeyi olması için çabalamıştı... Çocuklar babalarına duydukları özlemle ona daha çok ilgi gösteriyorlardı. Genç kadın genellikle çocuklarıyla yalnızdı. Çünkü genç adam holding olma yolunda ilerleyen bir işiyle fazlasıyla haşır neşir olmak zorundaydı. Hepsi göğüslediler bunu. Onlar tüm hasreti kabul ederken, genç adam eve çok geç saatlerde gelmeye ve evde daha az vakit geçirmeye
başladı. Akşam yemekleri artık beraber yenmiyordu. Bayram gezmeleri anne ve çocuklarla yapılıyordu.

Bir aile için en kötü parçalanma yaşanıyordu... Zaman geçtikçe bu garipliğin nedeninin iş problemleri olmadığı anlaşıldı. Bir sabah küçük kız uyandığında annesiyle babasının mutfakta oturup konuştuklarını duydu.
'Çocukları al ve git. Ben artık boşanmak istiyorum'
'Gitmeyeceğim' dedi genç kadın.
Her şey bitmişti artık. Karısı ve çocukları için kendini parçalayan adam artık başkasına aşık olmuştu. Hatta yedi uzun senedir o kadınla beraberdi. Erkek çocuk istediği zamanlar ilişkileri başlamıştı. İstediği her şeyi elde etmişti artık. Parası da vardı. Baba olmayı da tatmıştı. Senelerce peşinden koştuğu ve ikna etmek için sokaklarda gecelediği kadınla evlenmişti. Çocuklar babalarını o evde yalnız bırakıp gitmek istedilerse de anneleri ısrarla gitmedi. Bu kadar kolay gönderemezdi onu evden... Tam bir sene bekledi. Kocası iflas edip diğer kadın onu bırakıncaya kadar.

Adam beş parasız, kırık kalple eve döndüğünde artık baba diye koşacak çocuklar evde yoktu. Çocuklar konuşmuyordu onunla... Karısı mümkün olduğunca soğuk ve mesafeliydi... Her şey bitmişti aslında. Geriye kalan sadece onların dışardan bir aile olarak görünmesiydi. Oysa adam bu aileyi seneler evvel parçalamıştı.
Karısı onu kızı ve oğlu evlendiğinde ve ilk torunlarını kucaklarına
aldığında affetti. Çocuklar ise hiç affetmediler. En güzel yıllarını böyle bir duyarsızlıkla, yaşadığı aşk için minik kalplerini kırarak yaşattığı için hiç affetmediler... O yüzden ikisi de çocuklarına umutla ve sevgiyle bağlılar. Torunlar dedelerine tutkuyla bağlılar. Dedeleri, çocuklarına gösteremediği tüm şefkati onlara veriyor var gücüyle... Daha önce kırdığı iki minik kalbin yavrularına sevgiyi yaşatarak, acısını dindirmeye çalışıyor.
fıkranın devamı

Cocuklar oturmus birbirlerine babalarinin ne kadar "hizli" oldugunu anlatiyorlarmis.. Biri demis ki:
- Benim babam ok attiktan sonra kosup hedefe oktan once variyor...
- O da birsey mi, demis ikinci cocuk... Benim babam tabancasini atesliyor ve hedefe kursundan once yetisiyor...
- O da birsey mi, demis ucuncu cocuk... Benim babam devlet hastanesinde doktor... Mesai 5de bitiyor benim babam eve 3:30da geliyor.

fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama