Bebeğim Fıkraları

loading...

Temel'e öğretmeni bir ödev vermiş ve oda şuymuş : evdeki sözleri yazma... Temel ödevine başlamnış . İlk babasının yanına gitmiş , babası televizyon izliyorken şunları söylemiş _ Şu bacaklara bak . demiş. Emel yazmış . Annesi margarin ile yemek yaparken: _ Sana sana sana . demiş . Bunuda yazmış . Ablası telefonda konuşurken: _ şimdi olmaz bebeğim belki yarın . demiş . Bunuda yazmış . Kardeşi oyuncak oynarken: pili bitti , pili bitti . demiş . bunu da yazıp okula gitmiş . öğretmene okumuş: _ Şu bacaklara bak . demiş ve öğretmende: kime diyosun sen bakayım . demiş . oda sana sana sana . demiş . Öğretmen seni disipline atarım . demiş . Emel ise: Şimdi olmaz bebeğim belki yarın . demiş . En sonunda öğretmen bayılmış . Emel ise pili bitti , pili bitti . demiş ...
fıkranın devamı

Nezaket dersi veren öğretmen; "Çok lüks bir restoranda mükemmel bir kız arkadaşla yemekteyken, çişinizin gelmesi durumunda ne dersiniz" diye erkek öğrencilere sormaya başlar. Erkek öğrencilerde sırayla cevap verirler. İlk öğrenci direk dürüst bir şekilde "Çişim geldi, bi tuvalete gidiyorum" der. Ögretmen şaşırır, "Çok ayıp" der ve ikinci ögrenciye yönelir. İkinci öğrenci bakar ne desem diye, sonra der ki; " Benim bi tuvalete gitmem lazim.". Öğretmen daha memnun olur ama yeterli gelmemiştir. Sıra üçüncü öğrenciye geldiğinde öğrenci sırasından kalkar, gözlerini kısar, karizmatik bakışlarla "Bebeğim, benim eski bi arkadaşımla tokalaşmam gerekiyor, hemen donerim. Hem yemekten sonra seni de tanıştıracağım." der...
fıkranın devamı

Temel akşam eve gelmiş Fadime boynuna sarılarak karşılamış onu.

"Temel"um harika bir haberim var. Bir ay geciktim. Herhalde bir bebeğimiz olacak, Doktor bu sabah test yaptı. Sonucunu alana kadar lütfen kimseye söylemeyelim!" demiş heyecanla.

Ertesi sabah Trabzon Elektrik idaresinden bir görevli son faturayı ödemedikleri için kapıyı çalmış:
fıkranın devamı


Kucuk kiz sinifta Fen Bilgisi dersinde birden parmak kaldiriverdi: "Ogretmenim ben bisey sormak istiyorum!!" "Evet seni dinliyoruz..?" "Benim anneannemin bebegi olur mu???" Ogretmen tabi cok sasirmis ama "anneanneler bebek yapmak icin biraz yaslidirlar" diye gülumsemis.. Bizim bidik yine sormus: "Peki annemin bebegi olur mu??" Ogretmen cevaplamis: "Annelerin bebegi olur ama yaslari ilerledikce bebekleri olma ihtimali de azalir" Derken kucuk kiz "Peki ogretmenim.."demis.. "ya benim bebegim olurmu??" Ogretmen gulmus: "Canim senin yasin daha cok kucuk, olur mu oyle sey??" Bunun uzerine arka siralardan erkek cocuklardan biri bagirmis: "BAAAAAK!!! BEN SANA BISEY OLMAZ DEMEMIS MIYDIM".

fıkranın devamı


Kucuk kiz sinifta Fen Bilgisi dersinde birden parmak kaldiriverdi: "Ogretmenim ben bisey sormak istiyorum!!" "Evet seni dinliyoruz..?" "Benim anneannemin bebegi olur mu???" Ogretmen tabi cok sasirmis ama "anneanneler bebek yapmak icin biraz yaslidirlar" diye gülumsemis.. Bizim bidik yine sormus: "Peki annemin bebegi olur mu??" Ogretmen cevaplamis: "Annelerin bebegi olur ama yaslari ilerledikce bebekleri olma ihtimali de azalir" Derken kucuk kiz "Peki ogretmenim.."demis.. "ya benim bebegim olurmu??" Ogretmen gulmus: "Canim senin yasin daha cok kucuk, olur mu oyle sey??" Bunun uzerine arka siralardan erkek cocuklardan biri bagirmis: "BAAAAAK!!! BEN SANA BISEY OLMAZ DEMEMIS MIYDIM".



fıkranın devamı


Kucuk kiz sinifta Fen Bilgisi dersinde birden parmak kaldiriverdi: "Ogretmenim ben bisey sormak istiyorum!!" "Evet seni dinliyoruz..?" "Benim anneannemin bebegi olur mu???" Ogretmen tabi cok sasirmis ama "anneanneler bebek yapmak icin biraz yaslidirlar" diye gülumsemis.. Bizim bidik yine sormus: "Peki annemin bebegi olur mu??" Ogretmen cevaplamis: "Annelerin bebegi olur ama yaslari ilerledikce bebekleri olma ihtimali de azalir" Derken kucuk kiz "Peki ogretmenim.."demis.. "ya benim bebegim olurmu??" Ogretmen gulmus: "Canim senin yasin daha cok kucuk, olur mu oyle sey??" Bunun uzerine arka siralardan erkek cocuklardan biri bagirmis: "BAAAAAK!!! BEN SANA BISEY OLMAZ DEMEMIS MIYDIM".

fıkranın devamı

Nezaket dersi veren öğretmen; "Çok lüks bir restoranda mükemmel bir kız arkadaşla yemekteyken...
fıkranın devamı

İki gey birlikte yaşamaktadır. Her şey çok iyi gitmekte oldukça iyi geçinmektedirler. Sonunda...
fıkranın devamı

Öğretmen okulunu yeni bitiren bir öğretmen tayin olduğu köye giderken bir yörük köyüne mi...
fıkranın devamı

Bir C++ programcısı, kafasında son projenin detaylarıyla boğuşurken bir sesle irkilir, "Hey, g...
fıkranın devamı

Bayan O'Dunigan, Dublin'de O'Connel Caddesi'nde yürüyordu. Karşıdan'da rahip O'Rafferty geliyordu.
- ''Merhaba'' dedi, rahip.. ''Nasılsınız?.. Bay Dunigan nasıl?.. Sizi iki yıl önce ben evlendirmemiş miydim?''.
- ''Evet'' dedi, Bayan O'Dunigan.
- ''Bebek'' dedi, rahip. ''Bebeğiniz oldu'mu, küçük O'Duniganlar?''.
- ''Maalesef'' dedi, Bayan O'Dunigan.. ''Henüz bebeğimiz yok.. Oysa öyle istiyoruz'ki?''.
- ''Gelecek hafta Roma'ya gidiyorum'' dedi, rahip.. ''Vatikan'daki büyük kiliseye sizin için bir mum dikeceğim''.
- ''Teşekkürler sevgili rahip'' diye adamın ellerini öptü kadın.
- ''Size minnettar olacağız''.
Birkaç yıl geçti aradan.. Kadınla rahip bir daha karşılaştılar..
Rahip merakla sordu;
- ''Bebeğiniz oldu'mu peki?''.
- ''Oldu'' dedi, kadın.. ''Sekiz yılda üç ikiz, dört'de tek doğurdum. 10 çocuğumuz var''.
- ''Harika'' dedi Rahip.. ''Harika.. Mucize işte bu.. Peki, o şirin kocanız ne yapıyor?''.
- ''Roma'ya gitti, dedi kadın.. ''Sizin o Allah'ın belası mumunuzu üflemeye''...
fıkranın devamı

Bunları bir kadından hiç duydunuz mu?

1. Peki aşkım, öyle olsun.

2. Bugün anneler günü, annene gidelim.

3. Kaç çocuğumuz olsun hayatım?

4. Sen maç izlerken ben ütü yaparım.

5. Bugün Pazar, istediğin kadar çarşıda kalabilirsin.

6. Yok hayatım istemem, herşeyim var çok şükür...

7. Tanga giymemi ister misin?

8. Seni seviyorum aşkım.

9. Annem seninle mutlaka evlenmem gerektiğini söylüyor.

10. Babam mesleginin gelecek vaad ettigini söyluyor.

11. Spor giyinmene bayılıyorum.

12. Sence popom çok mu küçük?

13. Ben ek kart istemiyorum. Bir kart ikimize yeter.

14. Çok eğlendiniz mi?

15. Bebeğimiz olursa adını sen koy aşkım.

16. Baaaak, bu eşyaları mutfak parasından arta kalanları biriktirerek aldım

17. Daha büyük ekranlı bir televizyon almak istersen alabilirsin.

18. Sana bir bira açmamı ister misin?

19. Bu sene tatile gitmesek de olur.

20. Bana bu kadar fazla vakit ayırma arkadaşlarını çok ihmal ediyorsun.

21. Evin küçüğü büyüğü olmaz şekerim. Ev evdir.

22. Arabayı birkaç yıl daha kullanalım, olmaz mı?

23. Bu akşam mantı mı yapayım, içli köfte mi, hünkar beğendi mi?

24. Sucuklu yumurta yapmana bayılıyorum.

25. Bebeğin mamasını ben yaparım, sen git uyu.

26. Annem ve babam bize geleceklermiş, haydi kaçalım.

27. Abime söyleyeyim, seni şirketine finansman müdürü yapsın.

28. 10 lira fazla bana, 5 ver sen.
fıkranın devamı

Evliliğinin üçüncü yılında kocası Barry'yi motosiklet kazasında yitiren Sharon dünyaya küsmüş, hele hele aşktan elini eteğini iyice çekmiş. Büyük bir kozmetik firmasında çalışıyor. 25 yaşındaki Sharon, çok sevdiği Barry'nin olmadığı bir hayata henüz hazır değil.

Sharon: Barry'nin ölümünden bu yana bir yıl geçti. Ancak bir türlü onu unutamadım. Acaba son saatlerini hangi duygularla geçirmişti? Neler hissetmişti? Kazadan sonra kendime "yeni yaşamıma" çabucak uyum göstermem gerek diye düşündüğümü biliyorum. Ancak bunu başardığımı söyleyemem. Her şey anlamını yitirmiş gibi. Sanırım tekrar başka biriyle ilişki kuramayacağım. Tabii ki ciddi bir ilişkiden sözediyorum. Başka birini öpme ve onunla aşk yapma düşüncesi dayanılmaz geliyor bana. Hele hele evlenmek düşüncesi öyle uzak ki. Ancak diğer yandan da yaşamımın geri kalanını yalnız geçirme düşüncesi de korkutuyor. Öyle yalnızım ki.

Sue: Belki de "ciddi" ilişki için daha çok erken, belki de henüz hazır değilsin. Ne dersin?

Sharon: Evet sanırım öyle. Ancak belki de bir kez daha hiç sevmeyeceğim diye korkuyorum. Ne dersiniz?

Sue: Ben bir daha sevmeyeceksin gibi bir sonucun geçerli olmasını gösteren herhangi bir şey görmüyorum. Ancak sanırım öncelikle çözmen gereken bazı sorunlar var. Son yılda çok ağladın mı?

Sharon: Hayır, pek değil.

Sue: Peki nedenini biliyor musun?

Sharon: Tüm yaşamınızı ağlayarak geçiremezsiniz, değil mi?

Sue: Görünürde bu kötü deneyi büyük bir cesaretle karşılamışsın. Ancak endişen tekrar ilişkiye geçemeyeceğin konusunda. Kendini serbestmiş gibi hissedemiyorsun. Çünkü içinde ifade edemediğin büyük bir üzüntü var. Ağlaman çok normal. Böyle duygularla yüklü olman da normal. Daha önce ailenden birinin ölümünü gördün mü?

Sharon: Evet, babam ben 16 yaşındayken ölmüştü.

Sue: Sen ve ailen yas tuttunuz mu?

Sharon: Hepimiz babamı çok severdik. Elbette çok üzüldük. Ancak duygularımızı pek açığa vurmadık. Annem çok cesurdu. Eğer üzüntüsünü belli ederse bunun bizi üzmekten başka bir sonuç vermeyeceğini düşünüyordu. Erkek kardeşim ise 12 yaşındaydı. Ve olayı tam olarak anlamıyordu. Annem sırf bizim için kendini cesur olmaya zorluyordu.

Sue: Sen de Barry'yi yitirdiğinde annen gibi cesur olman gerektiğini mi hissettin?

Sharon: Evet. Ancak bunu annem kadar iyi başardığımı sanıyorum. Kendimi çaresiz hissediyorum. Anneme büyük bir umutsuzlukla doluyken nasıl bu kadar cesur görünebildiğini sormak istedim. Ancak onunla bu konu hakkında konuşamadım. Annemle gerçi çok görüşüyoruz. Barry öldüğünden beri çoğu haftasonlarını annemle geçiriyorum. Ancak duygularımız hakkında pek konuşmuyoruz. Ben bu konulardan annemin önünde söz etmekten özellikle kaçınıyorum. Ona kötü anılarını tekrar anımsatmak istemiyorum.

Sue: Sanırım birbirinize açılmaya alışmalısınız... Barry'nin ölümünden sonra yine aynı evde mi kalmaya devam ettiniz?

Sharon: Evet. Başka bir yere taşınmayı hiç düşünmedim. Oturduğumuz daireyi evlenmeden hemen önce almıştık. Bir yıldır çıkıyorduk. Ve daireyi almak için bayağı uğraştık. Balayımızı bile bu dairede geçirdik. Başka bir yere gitmeye gücümüz yetmiyordu. Ancak balayımız çok güzeldi. Burası bizim, sadece ikimizin yeriydi.

Sue: Boş zamanlarında neler yapıyorsunuz?

Sharon: Fazla boş zamanım olmuyor. Büyük bir kozmetik şirketinde müdürün özel asistanıyım. Bu nedenle çok çalışmam gerekiyor. İtiraf etmeliyim bu da benim işime geliyor. Beni meşgul ediyor. Ve üzülmeye fırsat bulamıyorum. Eve geç geliyorum. Birşeyler yedikten sonra, ya biraz televizyon seyrediyor ya da duş alıyor ve yatağa gidiyorum. Daha iyi birşeyler yapmak için pek zamanım yok.

Sue: Olay olduktan sonra işe gitmemezlik ettin mi?

Sharon: Birkaç gün. Daha fazla gitmemek beraber çalıştığım arkadaşlarıma karşı haksızlık olurdu. Zaten evde ne yapacaktım? Evde hep kendimi kederli hissedecektim. Ben de işe döndüm. Herkes bana karşı çok nazikti. Onlarla birlikte olmayı istiyordum.

Sue: Arkadaşların sana yardımcı oldu mu?

Sharon: Evet, ellerinden geldiğince. Ancak beni anlayabildiklerini sanmıyorum. Bana yeni başlangıç yapmam gerektiğini söylüyorlar. Ancak söylemek yapmaktan daha kolay. Arkadaşlarımın çoğu evli çiftler. Beni bekar erkeklerle tanıştırmaya çalışıyorlar. Ancak bu beni daha da kötüleştirmekten başka birşeye yaramıyor. Bilmiyorlar ki hiçbiri Barry gibi olamaz.

Sue: Ya hafta sonları? Sadece anneni mi görüyorsun?

Sharon: Çoğunlukla annemi görüyorum. Bazen Barry'nin ailesini de görmeye gidiyorum. Barry onların tek çocuğuydu. Barry'nin ölümü onları elbette çok etkiledi. Onları hep sevdim ve onları görmekten çok mutluyum. Onlarla Barry hakkında konuşabiliyorum. Barry'nin babası tıpkı Barry gibi. Ve bundan hoşlanıyorum.

Sue: İdeal olarak nasıl yaşamak isterdin?

Sharon: Sorun bu. Barry'siz bir yaşam çok zor. Kendimi başka biriyle düşünemiyorum. Annemin babamın ölümünden sonra neden bir daha evlenmediğini merak etmişimdir. Gerçi babamı yitirdiğinde benim Barry'i yitirdiğim yaştan daha yaşlıydı. Ancak hala çok çekiciydi. Şimdi onun neden tekrar evlenmediğini anlayabiliyorum. Bir bebeğim olmadığı için gerçekten büyük bir pişmanlık duyuyorum. Hep istedik. Ama çok gençtik. Ve önümüzde çocuk sahibi olmak için uzun yıllar olduğunu düşünüyorduk. Eğer bir bebeğim olsaydı, ondan bir parçam olmuş olacaktı. Ancak insan gençken kendini sanki ölümsüz sanıyor.

Sue: Barry neden özel biriydi?

Sharon: O sevdiğim tek erkekti. Önceden birkaç erkek arkadaşım olmuştu. Ancak Barry benim tüm yaşamımdı. Bazen onun ölümünde benim de suçum varmış gibi hissediyorum.

Sue: Barry'nin ölümünden neden kendini suçluyorsun?

Sharon: Barry ne zamandır bir motosiklet almak istiyordu. Ben de iş arkaşdaşlarımdan birinin motosikletini sattığını ona söyledim. Bunu söylemeseydim belki de Barry hala hayatta olacaktı. Ve hala akşamları evde beni bekliyor olacaktı. Bu beni kahrediyor.

Sue: Böylesi bir olayı yaşayanlar genellikle "ah olmasaydı" diyerek kendilerini suçlarlar. Ancak tabii ki gerçekte böyle bir suçluluk duygusu mantıksızdır. Şimdi biraz zor bir soru soracağım. Öldükten sonra Barry'nin bedenini gördün mü?

Sharon: Hayır. Ne ben ne de ailesi buna daynamadı. Amcam onu teşhis etti. Sonraları keşke onu son bir kez görüp "elveda" diyebilseydim diye hayıflandığım oldu.

ÖZETLE

SUE GOODERHEM:
"Sharon çok sevdiği Barry'nin kaybıyla unufak olmuştu. Acısını bu denli arttıran nedenlerden biri de, babasının ölümünde de kederini dışa vuramamaktı. Birlikte birçok seans yaptık. Şimdi kendisine yeniden aşık olabilecek cesareti buluyor"

"Toplum ölüm olayına bir tabu gibi yaklaşır. Her şey hakkında konuşulabilir. Ancak bu konuda konuşmak pek iyi karşılanmaz.Barry'nin ki gibi ani ve kötü bir yokoluştu. Sharon, bu ölümü kabullenmekte gerçekten büyük zorluklar çekti. Uzun süren bir hastalık, kişiyi ölüme hazırlaması için zaman verir. Ama ani ölüm bir şansı vermez.

Üç adımda ölüm...
Sevdiğini yitiren kişinin duygusal yaşamı üç aşamada farklılıklar gösterir. Öncelikle ölümü kabul etme durumunda kalır. O artık yoktur. İkincisi büyük bir üzüntü: Gözyaşları, öfke ve suçluluk duygusu... Ve üçüncüsü olarak yeni bir kimlik arayışı: Onsuz yeni bir yaşama başlamak...Bu aşamalar sevilenin ölümü ya da bir ilişkinin bitiminden sonra yaşanan duygulardır. Ve sağlıklı bir başlangıç için bu aşamalardan geçilir. Sharon'a Barry'nin bedenini öldükten sonra görüp görmediğini sordum. Çünkü görseydi, bu ona gerçeği kabullemede yardımcı olacaktı. Anlaşılan nedenlerle akrabalar cesedi yaralar içinde görmekten çekinirler. Ancak ceset onların görebileceği gibi hazırlanırsa girmelerinde bir sakınca yoktur. Ölü bedeni görmek psikolojik açıdan faydalıdır. Aksi takdirde her an geri dönebileceği takıntısından kurtulmak zor olur. Sharon da Barry'inn öldüğünü tam anlamıyla kabullenmiş değildi.

Kederiyle yaşamak
Sharon üzüntüsüne ifade etmekten büyük oranda kaçınıyor. Çünkü kendisini annesi gibi cesur davranmak zorunda hissediyor. Bu nedenle annesiyle duyguları hakkında konuşmuyor. Öte yandan arkadaşları da ona bu konuda pek yardımcı olmuyor. Oysa sorunlarını çözmeden cesur bir yüz takınmanın pek faydası yok. Kendisini Barry'nin motosiklet almasına ön ayak olduğu için suçlu hissediyor. Eğer biraz konu hakkında daha akılcı düşünürse Barry'nin istedikten sonra başka bir yerden motosiklet satın alabileceğini anlayabilir. Öte yandan, ağlayabilmek, duygularını kontrol altında tutmadan açığa vurabilmek için birini onu cesaretlendirmesini bekliyor. Duygularını içine atmadan bunları biriyle paylaşmayı denemek sorunun büyük bir bölümünü çözecektir. Çünkü bastırılmış duygular ciddi bir depresyon nedeni olabilir.

Gelecek var mı?
Sharon'un acısını daha zorlu ve derin yapan nedenlerden biri de kaybetmeyi ilk kez yaşadığı babasının ölümünde de kederini tam anlamıyla dışa vuramadığındandır.Birkaç seans sonunda Sharon geleceğe daha olumlu bir yaklaşım içine girdi. Hatta kendisini yeni bir ilişkiye girebilecek ve aşık olabilecek kadar serbest bile hissedebilirdi. Barry'i asla unutamayacak. Ve unutmayı da istemiyor. Ancak onun için artık şu olasılık geçerlidir: Yeni bir evde, yeni bir erkekle, yeni bir yaşam.

fıkranın devamı

Bir C++ programcısı, kafasında son projenin detaylarıyla boğuşurken bir sesle irkilir, "Hey, genç adam lütfen beni kurtar!" programcı telaşla etrafına bakındığında sesin yerde duran bir kurbağadan geldiğini anlar ve çok şaşırır!Kurbağayı eline alır ve kurbağa tekrar konuşmaya başlar,
"Teşekkür ederim.Ben aslında güzel bir prensesim. Bir büyüyle beni kurbağa haline getirdiler. Eğer sen beni öpersen tekrar eski güzel halime dönebilirim"Programcı,
"Vay canına" der ve kurbağa elinde olduğu halde yoluna devam eder. Kurbağa,
"Bak, anlamadın herhalde.Lütfen beni öp ve tekrar bir prenses olayım. Sana ne istersen veririm anlıyormusun? NE İSTERSEN!"
Programcı heyecanla yoluna devam eder. Kurbağa,
"LÜTFEEN! beni öp ve eski halime döneyim! sana bir erkeğin isteyebileceği EN ZEVKLİ ŞEYİ vereceğim! hem de bir yıl boyunca!".
Programcı omuzlarını silker,

"Ben bir programcıyım bebeğim.Bir kıza ayıracak zamanım yok. Ama konuşan bir kurbağa yeterince ilginç!"
fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama