Birşey Fıkraları

loading...
Diğer /

Bir gün bir adam çamur içerisine düşer ve üstü başı batar. Ordan kalkmaz ve düşüncelere dalar. Bu esnada yakınından bir kadın geçer. Kadına, "Sensin pis domuz" der. Kadın;


- Ama ben birşey söylemedim ki, der. Adam;
- Söylemedin, ama düşündün...

fıkranın devamı

Nasreddin Hoca bir köye gider. Orada bir müddet kalır. Bu arada Hoca'nın heybesi kaybolur. Ararlar, tararlar bulamazlar. Sonunda Hoca:


- Heybemi çabuk bulun. Yoksa ben yapacağımı bilirim, diye sert çıkışır.

Köylüler Hoca'nın bu sert çıkışı karşısında telaşlanırlar. Heybeyi aramaya devam ederler. Heybeyi alanlar, Hocanın sert çıkışı karşısında çok korkarlar ve hemen heybeyi geri verirler.

Hoca heybesinin bulunduğuna sevinir. Köylülerden biri:

- Hoca Efendi, doğrusu çok merak ettik. Acaba heybeyi bulamasaydın, bize ne yapacaktın? diye sorar.

Hoca gülerek:

- Hiiiiç! Evde eski bir kilim var, onu bozup heybe yapacaktım! der.

ÖĞÜTLER

Nasreddin Hoca, insan psikolojisinden çok iyi anlar. Kararlı ve yerinde bir çıkışla heybesinin bulunmasını sağlar. Şayet Hoca, heybesi kaybolduğunda sessiz davranıp sineye çekseydi fırsatçıların ekmeğine yağ sürecekti.

Elden birşey gelmeyeceği zaman son derece rahat olan  Hoca, yapılacak bir şey olduğunda gerekeni yapar. O da Hoca'nın zeki, kararlı, toplum psikolojisinden anlayan ve  yaptırım gücüne sahip bir insan olduğunu gösterir.

fıkranın devamı

Nasreddin Hoca, elinde avucunda birşey olmadığı günlerde yolu pazara düşer. Canı da un helvası istemektedir. Ama un, yağ, şeker, alacak parası yoktur. Dükkanın birinin önünden geçerken çuvallar dolusu unları, şekerleri görür. Tezgahın yanında duran yağlara gözü ilişir.


Dayanamayarak dükkana girer. Sahibine;

- Un var mı? Dükkan sahibi:
- Var.
- Şeker var mı?
- Var.
- Yağ var mı?
- Var.

O zaman hoca içini çekerek şöyle der:

- Be mübarek adam, madem ki un , yağ, şeker var. O halde neden helva yapıp yemiyorsun.

ÖĞÜTLER

Nasreddin Hoca, herşeye sahip olduğu halde, bu nimetleri değerlendirmesini bilmeyenlere mesaj sunuyor.
Elde varken değerlendirmeli, hem kendimiz hem ihtiyaç sahiplerini yararlandırmalıyız. "Varlık içinde yokluk" yaşamak, insanın hem dünyasını hem ahiretini rezil eder.

Nasıl kı bir at, üzerindeki zengin koşumların farkında olmazsa, vurdum duymaz, zevksiz bir adam da, içinde yaşadığı nimetlerin tadına varmaz.

fıkranın devamı

Günün birinde aile meclisinde asker bir akraba varken gençlerden biri gelir sorar;


- Asker amca askerler neden sabah 6'da uyanıyorlar? Ben ne yaparsam yapayım 8'den aşağı uyanamıyorum.

Asker amca yanıt verir;

- Bana bak genç çocuk. İnan bana! Her sabah 6'da kalkınca öldürmekten başka birşey istemiyorsun. Bundan ideal bir zaman olabilir mi?

fıkranın devamı

kadın yaz tatilini kocasından ayrı olarak geçirmeye karar verir kocasından izin alır ve deniz kenarında bir yere gider. orada bir doktorla tanışır ve onunla arkadaşlık ederler. kocasınada her akşam tatilde gün boyu ne yaptığını anlatan bir mektup yazar ve yollar. mektuplarında hep kocacığım bir beyefendiyle taniştim doktormuş onunla sahile yüzmeye gittik, onunla bu akşam yemeğe çıktık gibi. adam çok sinirlenir ve karısına cevap olarak şunu yazar. _karıcığım sabah güneşin doğuşuda sahile in mayonun altını çıkar ve bacaklarını ayırıp güneşe doğru uzan. _kadın hiçbirşey anlamamıştır kocasına tekrar mektup yazar kocacığım mektubundan hiç birşey anlamadım nedemek istiyorsu der kocasıda nedemek isteyeceğim boşuna dememişler güneş girmeyen yere doltor girermiş diye
fıkranın devamı

avcılar kahvehanede maceralarını anlatıyorlarmış,avcı nın birtanesi bugün tüfeğimi bir ateşledim 39 tane güvercin düştü birde baktımki saçmanın biri kırkıncıyı kovalıyor buna duyan şöför de demişki buda birşeymi bugün öyle bir virajdan döndümki dikiz aynasında arabanın arka plakasını okudum.
fıkranın devamı

Temel ile Safinaz 100 katlı bi otel tutmuşlar 100. katta oturuyorlarmış .80. katta Safinaz : - Temel ben sana birşey diyeceğim ,demiş Temel : - 100. katta söylersin ,demiş 100. kata gelmişler .Temel: -Artık ne söyleyeceksen söyle demiş Safinaz : -Ben anahtarı aşağıda unuttum ,demiş ...
fıkranın devamı

Birgün bir çocuk babasına sordu: Baba bizim öğretmen hiçbirşey bilmiyor. Neden oğlum? Çünkü,tüm soruları bize soruyor da....
fıkranın devamı

BİR GÜN İKİ ADAM ORMANDA AVCILIK YAPARMIŞ NEDENSE BİRİNCİ ADAM KÖR OLDUĞU İÇİN NE AVLADIĞINI GÖREMEZMİŞ. VE BİRİNCİ ADAM ONA HEP DİKKAT EDERMİŞ. VE BİR GÜN BİRİNCİ AVCI ATEŞ YAKMAYA GİDERMİŞ VE 2. AVCI KÖR OLDUĞU İÇİN OLDUĞU YERDE KALIRMIŞ. ODA BENDE BİRŞEYLER AVLIYAYİM DEMİŞ AMA KÖR OLDUĞU İÇİN ETRAFI GÖREMİYOMUŞ VE BİRİNİ AVLAMIŞ 1. AVŞI SES DUYUNCA 2. AVCININ YANINA GİTMİŞ 2. AVCI KÖR OLDUĞU İÇİN 1. AVCI ETRAFINA BAKMIŞ VE İÇİNDEN UMARIM TAVUĞU AVLAMIŞTIR DEMİŞ VE BİRDE BAKMIŞKİ KADIN 1. AVCI BAĞIRMIŞ OLMAZ KADIN AVLAMIŞDIN ... KAFADAN ASLLADIM 2 DAKKADA AMA NAPİYİM YİNEDE GÜZELDİR UMARIM BEYENMİŞSİNİZDİR :)
fıkranın devamı

birgün öğretmen bir çocuğa 7 ile 9'u çarp demiş çocuk çok uzun zaman durmuş öğretmen çocuğa -çocuğum niye çarmıyosun! demiş çocuk korkak bir şekilde: -öğretmenim korkuyorum. demiş öğretmen şaşırarak: niye korkuyorrsun çocuğum? demiş çocuk bu sefer: öğretmeni eğer çarparsam birşey olur korkuyorum canları acımasın sonra
fıkranın devamı

Temel akşam eve gelmiş Fadime boynuna sarılarak karşılamış onu.

"Temel"um harika bir haberim var. Bir ay geciktim. Herhalde bir bebeğimiz olacak, Doktor bu sabah test yaptı. Sonucunu alana kadar lütfen kimseye söylemeyelim!" demiş heyecanla.

Ertesi sabah Trabzon Elektrik idaresinden bir görevli son faturayı ödemedikleri için kapıyı çalmış:
fıkranın devamı


Gece karanlığında gezinen Temel önünde birşey olduğunu görmüş ve eğilip eline almış, mıncıklamış, yüzüne sürmüş, koklamış ve demişki.:
"Ula pokmuş da iyiki üstüne basmadım"

fıkranın devamı


Heey dostum iyi haberlerini aldım, evlenmissin!!" "Evet bu 4. oldu" "Önceki üçüne ne oldu peki?" "Üçü de öldü.." "Yapma ya.. çok üzüldüm.. Nasıl oldu peki?" "İlk karım yediği mantarlardan zehirlenerek öldü" "Bu korkunç birşey.. peki ya ikincisi?" "O da mantar zehirlenmesinden öldü" "Tanrım ne kaderin varmış senin... Ya üçüncüsü? yoksa o da mı..." "Hayır hayır.. o boynu kırılarak öldü" "Anlıyorum.. kazaydı yani.." "Hayır... Mantarları yemedi...."

fıkranın devamı


Karadenizliler, bir konferans düzenlerler.
Bu konferansa konuşmacı olarak ünlü bir
Amerikalı bilim adamı da davet edilir.
Amerikalı konuk, bir hafta erken gelir,
hem tatil yapar hem de Türkleri yakından tanıma
fırsatı bulur, halkla kaynaşır, kendini
sevdirir. Karadenizliler ile Amerikalı bilim
adamı hemen her konuda anlaşırlar uyum içinde
konferans biter.

Ayrılık günü gelir, Karadenizlileri alır bir
düşünce. Biz bu değerli bilim adamına nasıl
teşekkür edelim? Aralarında toplanırlar, başkan
konunun önemini vurgulamak için der ki:
Biz bu Türk dostu, değerli bilim adamına nasıl
bir hediye alalım ki bizi unutmasın? Hem
kullanışlı birşey olsun, hem her eline aldığında
bizi hatırlasın?"
Salonda kısa bir sessizlik olur, arka sıralardan
Temel elini kaldırır:

''Sünnet ettirelim..!"

fıkranın devamı


Temel birgün kahvede otururken içeri bir adam girmiş ve burda dursun diye biri varmı? diye sormuş ve temel kalkmış adam temel in ağzını burnunu kırmış temel hastanalik olmuş ve arkadaşları sormuş temel niye böyle birşey yaptın
diye temel:çaktırmayın şaka yaptım



fıkranın devamı


Trabzonla Rize arasında bir zamanlar gümrük varmış. Temel hergün bisiklet ve önünde bir kum torbasıyla gümrükten geçermiş. Bir gün Gümrük Memuru bu durumdan kuşkulanmış. Temel'e :
- Dur. Ne geçiriyorsun gümrükten, demiş. Temel :
- Kum, demiş.
Memur kum torbasına elini sokmuş karıştırmış gerçekten sadece kum varmış torbada. Bu olaydan sonra Temel yıllarca gümrükten bisikletle önünde kum torbası olduğu halde geçmiş. Yıllar sonra Trabzonda bir kahvede Temelle Gümrük Memuru karşılaşmış.
Gümrük Memuru :
- Ula Temel artık emekli oldum sana birşey yapamam gerçekten ne geçiriyordun gümrükten?, demiş.
Temel:
- Bisiklet, demiş




fıkranın devamı


Leyla, ağacın altına oturmuş resim yapıyordu.Babası kızın elindeki bomboş kagığıdı görünce sordu :
-Leyla, ne resmi yapıyorsun bakayım?
-Çimenlikte bir keçi resmi.
-Çimenler nerede?
-Keçi hepsini yedi.
-Ya keçi?...
-Yiyecek birşey kalmayınca o da gitti.

fıkranın devamı


Öğretmen Hayat Bilgisi dersinde bulutların yeryüzündeki suların buharlaşmasından oluştuğunu uzun uzun anlattıktan sonra ön sıralarda oturan öğrencilerden birine şu soruyu sordu :
-Söyle bakalım oğlum, kara bulutlar neden olur?
Çocuk düşündü , yutkundu, birşey diyemedi.Onun yanında oturan küçük kız çocuğu parmak kaldırarak şu cevabı verdi :
-Kirli sulardan olur öğretmenim!..

fıkranın devamı


Amerikalı birgün yemek yemek için Fransa'da Fransız Lokantası'na gider. Fransız Garson:
Ne istersiniz? Diye sorar. Amerikalı - Ben kahvaltı yapacağım. Der. Fransız Kahvaltılıkları
getirir Amerikalı yemeğe başlar. Peynir yerken Fransız gelir ağzında sakızla ukala şekilde:
Siz o peynirirn hepsini yiyecek misiniz? Diye sorar. Amerikalı: "Evet yiyeceğim."
Fransız: "Bizim burda yapılan sütlerin kokanlarını peynir yaparlar Amerikaya yollarlar." Der
ve ağzıda ki sakızı patlatır gider; Amerikalı birşey demez. Yemeğe devam eder, tam reçeli
yiyeceği zaman Fransız tekrar gelir: "Beyefendi bizim burda reçeli yapacağımız maddeleri
potlarlar kötüleriyle reçel yaparlar " derken Amerikalı hemen derki: "Garson Bey siz
prezervatifle işiniz bitince ne yaparsınız?" diye sorar. Fransız: "Patlatarak atarız" der.
Amerikalı: "Biz atmayızonları sakız haline getirir Fransa'ya satarız."

fıkranın devamı



Amerikada -22 nolu karayolunda, devriye görevi yapan bir otoyol polisi arabasından yolu takip ederken, bir araba görmüş. Bu aracı radarla incelemiş ve minimum 50 km. ile gidilmesi gereken yolda bu aracın tam 22 km./saat'le gittiğini farketmiş. Bu araba yolu tıkıyormuş. Ve aracı durdurup sürücüyü uyarmaya karar vermiş.
Ve aracın peşinden gidip aracı durdurmuş, birde ne görsün. Aracı kullanan çok yaşlı bir teyze. Ve aracın arkasındaki koltuklarda da çok korkmuş 3 tane yaşlı teyze daha var.
Polisi görünce yaşlı sürücü: Polis bey çok mu hızlı gidiyordum? diye endişe ile sormuş.
Polis demiş ki; hanımefendi, hızlı değil, aksine çok yavaş gidiyorsunuz ve bütün otoyol trafiğini etkiliyor! Radardan gördüğüm kadaruyla 22 km. hızla gidiyorsunuz.
Yaşlı teyze: Ama, otoyolun girişinde 22 yazıyordu ve bende bu hızla uymak istedim!
Polis: teyzeciğim demiş, o 22 otoyolun numarası. Bu yolda min. 50 km hızla gitmelisiniz.
Kadın tamam, bundan sonra hızlanacağım demiş. Polis tam kendi arabasına giderken, gözü yine arkada oturan, hiç konuşmayan ve çok korkmuş 3 yaşlı teyzeye kaymış. Ve sormaya karar vermiş sürücüye.
Teyzeciğim birşey sorabilirmiyim? Bu ardada oturan kişlerin nesi var? Çok korkmuş gözüküyorlar, sanki dillerini yutmuşlar gibi!
Kadın şöyle cevap vermiş: Valla bende anlamadım, 160 nolu karayolundan çıktıktan beri böyleler.

fıkranın devamı


Öğretmen Hayat Bilgisi dersinde bulutların yeryüzündeki suların buharlaşmasından oluştuğunu uzun uzun anlattıktan sonra ön sıralarda oturan öğrencilerden birine şu soruyu sordu :
-Söyle bakalım oğlum, kara bulutlar neden olur?
Çocuk düşündü , yutkundu, birşey diyemedi.Onun yanında oturan küçük kız çocuğu parmak kaldırarak şu cevabı verdi :
-Kirli sulardan olur öğretmenim!..

fıkranın devamı



Leyla, ağacın altına oturmuş resim yapıyordu.Babası kızın elindeki bomboş kagığıdı görünce sordu :
-Leyla, ne resmi yapıyorsun bakayım?
-Çimenlikte bir keçi resmi.
-Çimenler nerede?
-Keçi hepsini yedi.
-Ya keçi?...
-Yiyecek birşey kalmayınca o da gitti.

fıkranın devamı



Temel bilim adamı iken bir arkeoloji araştırmaları konferansına davet edilir.Amerikalılar anlatmaya başlar :
-Biz ülkemizde yaptığımız kazılarda 25 metre aşağı indik ve telefon kabloları bulduk.Öyleyse bizim atalarımız asırlar önce telefon kullanmışlardır.
Sıra Türkiyeye gelir ve Temel başlar anlatmaya:
-Biz ülkemizde yaptığımız kazılarda 50 metre aşağı indik ama birşey bulamadık.Öyleyse atalarımız telsiz telefon kullanmışlardır.

fıkranın devamı


Trabzonla Rize arasında bir zamanlar gümrük varmış. Temel hergün bisiklet ve önünde bir kum torbasıyla gümrükten geçermiş. Bir gün Gümrük Memuru bu durumdan kuşkulanmış. Temel'e :
- Dur. Ne geçiriyorsun gümrükten, demiş. Temel :
- Kum, demiş.
Memur kum torbasına elini sokmuş karıştırmış gerçekten sadece kum varmış torbada. Bu olaydan sonra Temel yıllarca gümrükten bisikletle önünde kum torbası olduğu halde geçmiş. Yıllar sonra Trabzonda bir kahvede Temelle Gümrük Memuru karşılaşmış.
Gümrük Memuru :
- Ula Temel artık emekli oldum sana birşey yapamam gerçekten ne geçiriyordun gümrükten?, demiş.
Temel:
- Bisiklet, demiş

fıkranın devamı


Dünyanın en ünlü kalp doktoru De Bakey'ın arabası bozulmuş, arabasını tamire götürmüş. Tamirci arabasının kaputunu açmış ve De Bakey'e dönerek:
- "Size birşey soracağım neredeyse ben ve siz aynı işleri yapıyoruz. Mesela ben şimdi itina ile kaputu açacağım bir bakışta problemin nerde olduğunu anlayacağım, kapakçıkları temizleyeceğim, gerekirse kabloları, motor yağını değiştireceğim, hatta çok gerekli ise motoru çıkarıp yerine yenisini takacağım!!. Söylesenize nasıl oluyorda siz milyon dolarlar kazanıyorsunuz ama ben meteliğe kurşun atıyorum?"
Bunun üzerine De Bakey tamircinin kulağına eğilmiş ve şöyle demiş:
- "BUNLARIN HEPSİNİ MOTOR ÇALIŞIYORKEN YAPMAYI DENESENİZE!!!"

fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama