Ceza Fıkraları

loading...

175-KUZUKUNA VERAH!.. Ardanuç-Yolağzı Köyü’nden Beykoz’a göç eden Hasan Yüksel bir zaman sonra kereste atölyesi kurar ve köylüsü Casım Yenigün ile çalışmaya başlar. Babası Veysel Yüksel de misafir olarak oğullarının yanına gelir, sırtındaki kamburdan şikâyetçidir ve bundan dolayı da köyün-de “Kuzuk Veysel” diye anılır. Casım’ın dedeleri de köyde “Karapan” adı ile bilinir. Bir gün iri bir tomruğu testere ağzına verirken Hasan Usta alaylı bir şekilde: -Habu tomruk, nasıl da karapan orta direği olur, Ola!..,der. Casım Usta da kendisine bir taşın atıldığını anlar ve: -Habuni hele testereye kuzukuna verah, der, gülüşürler. Dikili tahtalar arasında konuşmaları gizlice dinleyen Veysel Amcamız, o anda aniden ortaya gelir, iki ustamız ne yapacaklarını şaşırır ve sessizliği Veysel Amcamızın sesi bozar: -Beyuklarıza ey rahmet okiyersiz,Ola!..Der. 176-NASIL YAPILACAĞI Üniversiteyi yeni bitiren bir genç iş arar, bulur. İlk çalışacağı gün patronu gelir: - Hey sen!.. Al şu bezi, yerleri silmeye başla. Genç: - Ama efendim, ben üniversite bitirdim. Patron: - Ha, o zaman başka. Ver bezi, ben sana nasıl yapacağını göstereyim. 177-DONSUZLUK CEZASI Sultan en güvendiği adamını Arabistan’a Vali olarak gönderir. Vali, Arabistan’ da gezerken Arapların entari giydiklerini ama alta donları olmadığını görür. Bir rüzgar esti mi, manzara felaket! Haber salmış, altına don giymeyenler kadı huzuruna çıkartılıp, hapsedilecek. Aradan günler geçmiş Arap’ın bir tanesi don giymediği rüzgârlı bir havada fark edilir, Kadı huzuruna çıkartılır. Kadı sorar: - Adın? - Aptülmecit - Baba adın? - Aptüllaziz - Evli misin? - 5 tane karım var. - Kaç çocuğun var? - İlkinden 15, ikincisinden 17, üçüncüsünden 16, dördüncüsünden 13, beşincisinden 18 tane. Kadı kararını okur: -Aptülazizoğlu Aptulmecit, don giymeye vakti olmadığından beraatına karar verilmiştir. 178-TEMEL’İN İSTEĞİ Temel, gezide olduğundan uzun süre evden uzak kalır, gittiği şehirde küçük bir otele yerle-şir ve danışmaya telefon eder: -Bana bir fahişe bulup gönderin, der ve telefonu kapatır. Otelin sahibi şaşır, yanında duran karısına döner: -Demin gelen müşteri kadın istiyor, der. Kadın köpürür: -Terbiyesiz adam, ne zannediyor bizim otelimizi. Hemen git o müşteriye ağzının payını ver, der. Adam, isteği uygun bulmaz: -Müşteriye ne söyleyeceğim karıcım, bir terbiyesizlik eder, başım derde girer, der. Kadın iyice sinirlenir: -Sen gitmezsen, ben giderim, der ve o hışımla merdivenlerden çıkar. Kocası aşağıda bekler-ken yukardan gürültüler gelmeye başlar. On beş, yirmi dakika sonra Temel aşağıya iner, üstü başı yırtılmış, yüzü tırmıklanmış durum-da; otelciye çıkışır: -Ne biçim kadın göndermişsin be!. İstemem diye tutturdu. Becerene kadar anam ağladı. 179-ÇIKARDIM ONİ Temel ile Fadime Lunaparka gider, dolaşırken Fadime bir ara dönme dolaba binmek ister, Temel karşı çıkar;”olmaz, donun gozukur”,der. Fadime ses çıkarmaz. Biraz sonra Temel ba-lonlara tüfekle ateş ederken Fadime yanından yavaşça uzaklaşır. On dakika sonra hanımını yanında gören Temel: -Neredeydin? Diye sorar. Fadime’nin dönme dolaba bindim cevabı üzerine sinirlenir: -Pen saa, pinme tonun gozukur demedum mi? Diye çıkışınca Fadime gayet sakin: -Dedun ama gözükmedi,çıkardım oni Temel..,der. 180-ÇİMDUR O!.. Temel askerlik görevinde nöbetçi kulübesinde gece nöbeti tutmaktadır. Bir ara tel çitlerin dışında ağaçlar arasında ayak sesleri duyar, belli belirsiz karartılar görür, bağırır: -Çimdur O!..,Cevap gelmez,sesler devam edince bir şarjörü o tarafa boşaltır ve allarım düğ-mesine basar. Askeri birlikte koşuşmalar, komutlar, araç homurtuları ve allarım sesleri birbirine karışır. Güvenlik güçleri kısa sürede olay yerine ulaşır, çevre abluka altına alınır ve projektörler ile alan aydınlatılır. Saha dikkatli bir şekilde araştırılırken kulübe yakınından başka bir Karadenizlinin sesi çınlar: - Pir inek furulmuştur,komitanum!.. 175-KUZUKUNA VERAH!.. Ardanuç-Yolağzı Köyü’nden Beykoz’a göç eden Hasan Yüksel bir zaman sonra kereste atölyesi kurar ve köylüsü Casım Yenigün ile çalışmaya başlar. Babası Veysel Yüksel de misafir olarak oğullarının yanına gelir, sırtındaki kamburdan şikâyetçidir ve bundan dolayı da köyün-de “Kuzuk Veysel” diye anılır. Casım’ın dedeleri de köyde “Karapan” adı ile bilinir. Bir gün iri bir tomruğu testere ağzına verirken Hasan Usta alaylı bir şekilde: -Habu tomruk, nasıl da karapan orta direği olur, Ola!..,der. Casım Usta da kendisine bir taşın atıldığını anlar ve: -Habuni hele testereye kuzukuna verah, der, gülüşürler. Dikili tahtalar arasında konuşmaları gizlice dinleyen Veysel Amcamız, o anda aniden ortaya gelir, iki ustamız ne yapacaklarını şaşırır ve sessizliği Veysel Amcamızın sesi bozar: -Beyuklarıza ey rahmet okiyersiz,Ola!..Der. 176-NASIL YAPILACAĞI Üniversiteyi yeni bitiren bir genç iş arar, bulur. İlk çalışacağı gün patronu gelir: - Hey sen!.. Al şu bezi, yerleri silmeye başla. Genç: - Ama efendim, ben üniversite bitirdim. Patron: - Ha, o zaman başka. Ver bezi, ben sana nasıl yapacağını göstereyim. 177-DONSUZLUK CEZASI Sultan en güvendiği adamını Arabistan’a Vali olarak gönderir. Vali, Arabistan’ da gezerken Arapların entari giydiklerini ama alta donları olmadığını görür. Bir rüzgar esti mi, manzara felaket! Haber salmış, altına don giymeyenler kadı huzuruna çıkartılıp, hapsedilecek. Aradan günler geçmiş Arap’ın bir tanesi don giymediği rüzgârlı bir havada fark edilir, Kadı huzuruna çıkartılır. Kadı sorar: - Adın? - Aptülmecit - Baba adın? - Aptüllaziz - Evli misin? - 5 tane karım var. - Kaç çocuğun var? - İlkinden 15, ikincisinden 17, üçüncüsünden 16, dördüncüsünden 13, beşincisinden 18 tane. Kadı kararını okur: -Aptülazizoğlu Aptulmecit, don giymeye vakti olmadığından beraatına karar verilmiştir. 178-TEMEL’İN İSTEĞİ Temel, gezide olduğundan uzun süre evden uzak kalır, gittiği şehirde küçük bir otele yerle-şir ve danışmaya telefon eder: -Bana bir fahişe bulup gönderin, der ve telefonu kapatır. Otelin sahibi şaşır, yanında duran karısına döner: -Demin gelen müşteri kadın istiyor, der. Kadın köpürür: -Terbiyesiz adam, ne zannediyor bizim otelimizi. Hemen git o müşteriye ağzının payını ver, der. Adam, isteği uygun bulmaz: -Müşteriye ne söyleyeceğim karıcım, bir terbiyesizlik eder, başım derde girer, der. Kadın iyice sinirlenir: -Sen gitmezsen, ben giderim, der ve o hışımla merdivenlerden çıkar. Kocası aşağıda bekler-ken yukardan gürültüler gelmeye başlar. On beş, yirmi dakika sonra Temel aşağıya iner, üstü başı yırtılmış, yüzü tırmıklanmış durum-da; otelciye çıkışır: -Ne biçim kadın göndermişsin be!. İstemem diye tutturdu. Becerene kadar anam ağladı. 179-ÇIKARDIM ONİ Temel ile Fadime Lunaparka gider, dolaşırken Fadime bir ara dönme dolaba binmek ister, Temel karşı çıkar;”olmaz, donun gozukur”,der. Fadime ses çıkarmaz. Biraz sonra Temel ba-lonlara tüfekle ateş ederken Fadime yanından yavaşça uzaklaşır. On dakika sonra hanımını yanında gören Temel: -Neredeydin? Diye sorar. Fadime’nin dönme dolaba bindim cevabı üzerine sinirlenir: -Pen saa, pinme tonun gozukur demedum mi? Diye çıkışınca Fadime gayet sakin: -Dedun ama gözükmedi,çıkardım oni Temel..,der. 180-ÇİMDUR O!.. Temel askerlik görevinde nöbetçi kulübesinde gece nöbeti tutmaktadır. Bir ara tel çitlerin dışında ağaçlar arasında ayak sesleri duyar, belli belirsiz karartılar görür, bağırır: -Çimdur O!..,Cevap gelmez,sesler devam edince bir şarjörü o tarafa boşaltır ve allarım düğ-mesine basar. Askeri birlikte koşuşmalar, komutlar, araç homurtuları ve allarım sesleri birbirine karışır. Güvenlik güçleri kısa sürede olay yerine ulaşır, çevre abluka altına alınır ve projektörler ile alan aydınlatılır. Saha dikkatli bir şekilde araştırılırken kulübe yakınından başka bir Karadenizlinin sesi çınlar: - Pir inek furulmuştur,komitanum!.. 175-KUZUKUNA VERAH!.. Ardanuç-Yolağzı Köyü’nden Beykoz’a göç eden Hasan Yüksel bir zaman sonra kereste atölyesi kurar ve köylüsü Casım Yenigün ile çalışmaya başlar. Babası Veysel Yüksel de misafir olarak oğullarının yanına gelir, sırtındaki kamburdan şikâyetçidir ve bundan dolayı da köyün-de “Kuzuk Veysel” diye anılır. Casım’ın dedeleri de köyde “Karapan” adı ile bilinir. Bir gün iri bir tomruğu testere ağzına verirken Hasan Usta alaylı bir şekilde: -Habu tomruk, nasıl da karapan orta direği olur, Ola!..,der. Casım Usta da kendisine bir taşın atıldığını anlar ve: -Habuni hele testereye kuzukuna verah, der, gülüşürler. Dikili tahtalar arasında konuşmaları gizlice dinleyen Veysel Amcamız, o anda aniden ortaya gelir, iki ustamız ne yapacaklarını şaşırır ve sessizliği Veysel Amcamızın sesi bozar: -Beyuklarıza ey rahmet okiyersiz,Ola!..Der. 176-NASIL YAPILACAĞI Üniversiteyi yeni bitiren bir genç iş arar, bulur. İlk çalışacağı gün patronu gelir: - Hey sen!.. Al şu bezi, yerleri silmeye başla. Genç: - Ama efendim, ben üniversite bitirdim. Patron: - Ha, o zaman başka. Ver bezi, ben sana nasıl yapacağını göstereyim. 177-DONSUZLUK CEZASI Sultan en güvendiği adamını Arabistan’a Vali olarak gönderir. Vali, Arabistan’ da gezerken Arapların entari giydiklerini ama alta donları olmadığını görür. Bir rüzgar esti mi, manzara felaket! Haber salmış, altına don giymeyenler kadı huzuruna çıkartılıp, hapsedilecek. Aradan günler geçmiş Arap’ın bir tanesi don giymediği rüzgârlı bir havada fark edilir, Kadı huzuruna çıkartılır. Kadı sorar: - Adın? - Aptülmecit - Baba adın? - Aptüllaziz - Evli misin? - 5 tane karım var. - Kaç çocuğun var? - İlkinden 15, ikincisinden 17, üçüncüsünden 16, dördüncüsünden 13, beşincisinden 18 tane. Kadı kararını okur: -Aptülazizoğlu Aptulmecit, don giymeye vakti olmadığından beraatına karar verilmiştir. 178-TEMEL’İN İSTEĞİ Temel, gezide olduğundan uzun süre evden uzak kalır, gittiği şehirde küçük bir otele yerle-şir ve danışmaya telefon eder: -Bana bir fahişe bulup gönderin, der ve telefonu kapatır. Otelin sahibi şaşır, yanında duran karısına döner: -Demin gelen müşteri kadın istiyor, der. Kadın köpürür: -Terbiyesiz adam, ne zannediyor bizim otelimizi. Hemen git o müşteriye ağzının payını ver, der. Adam, isteği uygun bulmaz: -Müşteriye ne söyleyeceğim karıcım, bir terbiyesizlik eder, başım derde girer, der. Kadın iyice sinirlenir: -Sen gitmezsen, ben giderim, der ve o hışımla merdivenlerden çıkar. Kocası aşağıda bekler-ken yukardan gürültüler gelmeye başlar. On beş, yirmi dakika sonra Temel aşağıya iner, üstü başı yırtılmış, yüzü tırmıklanmış durum-da; otelciye çıkışır: -Ne biçim kadın göndermişsin be!. İstemem diye tutturdu. Becerene kadar anam ağladı. 179-ÇIKARDIM ONİ Temel ile Fadime Lunaparka gider, dolaşırken Fadime bir ara dönme dolaba binmek ister, Temel karşı çıkar;”olmaz, donun gozukur”,der. Fadime ses çıkarmaz. Biraz sonra Temel ba-lonlara tüfekle ateş ederken Fadime yanından yavaşça uzaklaşır. On dakika sonra hanımını yanında gören Temel: -Neredeydin? Diye sorar. Fadime’nin dönme dolaba bindim cevabı üzerine sinirlenir: -Pen saa, pinme tonun gozukur demedum mi? Diye çıkışınca Fadime gayet sakin: -Dedun ama gözükmedi,çıkardım oni Temel..,der. 180-ÇİMDUR O!.. Temel askerlik görevinde nöbetçi kulübesinde gece nöbeti tutmaktadır. Bir ara tel çitlerin dışında ağaçlar arasında ayak sesleri duyar, belli belirsiz karartılar görür, bağırır: -Çimdur O!..,Cevap gelmez,sesler devam edince bir şarjörü o tarafa boşaltır ve allarım düğ-mesine basar. Askeri birlikte koşuşmalar, komutlar, araç homurtuları ve allarım sesleri birbirine karışır. Güvenlik güçleri kısa sürede olay yerine ulaşır, çevre abluka altına alınır ve projektörler ile alan aydınlatılır. Saha dikkatli bir şekilde araştırılırken kulübe yakınından başka bir Karadenizlinin sesi çınlar: - Pir inek furulmuştur,komitanum!.. 175-KUZUKUNA VERAH!.. Ardanuç-Yolağzı Köyü’nden Beykoz’a göç eden Hasan Yüksel bir zaman sonra kereste atölyesi kurar ve köylüsü Casım Yenigün ile çalışmaya başlar. Babası Veysel Yüksel de misafir olarak oğullarının yanına gelir, sırtındaki kamburdan şikâyetçidir ve bundan dolayı da köyün-de “Kuzuk Veysel” diye anılır. Casım’ın dedeleri de köyde “Karapan” adı ile bilinir. Bir gün iri bir tomruğu testere ağzına verirken Hasan Usta alaylı bir şekilde: -Habu tomruk, nasıl da karapan orta direği olur, Ola!..,der. Casım Usta da kendisine bir taşın atıldığını anlar ve: -Habuni hele testereye kuzukuna verah, der, gülüşürler. Dikili tahtalar arasında konuşmaları gizlice dinleyen Veysel Amcamız, o anda aniden ortaya gelir, iki ustamız ne yapacaklarını şaşırır ve sessizliği Veysel Amcamızın sesi bozar: -Beyuklarıza ey rahmet okiyersiz,Ola!..Der. 176-NASIL YAPILACAĞI Üniversiteyi yeni bitiren bir genç iş arar, bulur. İlk çalışacağı gün patronu gelir: - Hey sen!.. Al şu bezi, yerleri silmeye başla. Genç: - Ama efendim, ben üniversite bitirdim. Patron: - Ha, o zaman başka. Ver bezi, ben sana nasıl yapacağını göstereyim. 177-DONSUZLUK CEZASI Sultan en güvendiği adamını Arabistan’a Vali olarak gönderir. Vali, Arabistan’ da gezerken Arapların entari giydiklerini ama alta donları olmadığını görür. Bir rüzgar esti mi, manzara felaket! Haber salmış, altına don giymeyenler kadı huzuruna çıkartılıp, hapsedilecek. Aradan günler geçmiş Arap’ın bir tanesi don giymediği rüzgârlı bir havada fark edilir, Kadı huzuruna çıkartılır. Kadı sorar: - Adın? - Aptülmecit - Baba adın? - Aptüllaziz - Evli misin? - 5 tane karım var. - Kaç çocuğun var? - İlkinden 15, ikincisinden 17, üçüncüsünden 16, dördüncüsünden 13, beşincisinden 18 tane. Kadı kararını okur: -Aptülazizoğlu Aptulmecit, don giymeye vakti olmadığından beraatına karar verilmiştir. 178-TEMEL’İN İSTEĞİ Temel, gezide olduğundan uzun süre evden uzak kalır, gittiği şehirde küçük bir otele yerle-şir ve danışmaya telefon eder: -Bana bir fahişe bulup gönderin, der ve telefonu kapatır. Otelin sahibi şaşır, yanında duran karısına döner: -Demin gelen müşteri kadın istiyor, der. Kadın köpürür: -Terbiyesiz adam, ne zannediyor bizim otelimizi. Hemen git o müşteriye ağzının payını ver, der. Adam, isteği uygun bulmaz: -Müşteriye ne söyleyeceğim karıcım, bir terbiyesizlik eder, başım derde girer, der. Kadın iyice sinirlenir: -Sen gitmezsen, ben giderim, der ve o hışımla merdivenlerden çıkar. Kocası aşağıda bekler-ken yukardan gürültüler gelmeye başlar. On beş, yirmi dakika sonra Temel aşağıya iner, üstü başı yırtılmış, yüzü tırmıklanmış durum-da; otelciye çıkışır: -Ne biçim kadın göndermişsin be!. İstemem diye tutturdu. Becerene kadar anam ağladı. 179-ÇIKARDIM ONİ Temel ile Fadime Lunaparka gider, dolaşırken Fadime bir ara dönme dolaba binmek ister, Temel karşı çıkar;”olmaz, donun gozukur”,der. Fadime ses çıkarmaz. Biraz sonra Temel ba-lonlara tüfekle ateş ederken Fadime yanından yavaşça uzaklaşır. On dakika sonra hanımını yanında gören Temel: -Neredeydin? Diye sorar. Fadime’nin dönme dolaba bindim cevabı üzerine sinirlenir: -Pen saa, pinme tonun gozukur demedum mi? Diye çıkışınca Fadime gayet sakin: -Dedun ama gözükmedi,çıkardım oni Temel..,der. 180-ÇİMDUR O!.. Temel askerlik görevinde nöbetçi kulübesinde gece nöbeti tutmaktadır. Bir ara tel çitlerin dışında ağaçlar arasında ayak sesleri duyar, belli belirsiz karartılar görür, bağırır: -Çimdur O!..,Cevap gelmez,sesler devam edince bir şarjörü o tarafa boşaltır ve allarım düğ-mesine basar. Askeri birlikte koşuşmalar, komutlar, araç homurtuları ve allarım sesleri birbirine karışır. Güvenlik güçleri kısa sürede olay yerine ulaşır, çevre abluka altına alınır ve projektörler ile alan aydınlatılır. Saha dikkatli bir şekilde araştırılırken kulübe yakınından başka bir Karadenizlinin sesi çınlar: - Pir inek furulmuştur,komitanum!..
fıkranın devamı

Rüşvetci bir trafik polisi yoldan gecen araçları durdurur ve illaki bir eksiğini bulup ceza yazacam diyerek korkutup rüşvet alır.Polis yine iş başındadır.Ve bir aracı gözüne kestirir ve aracı durdurur.ehliyet ruhsat lütfen,sürücü verir.Bakar evrak tam,polis başlar sormaya,ilk yardım çantası varmı? var istetme varmı?var sağlam .Ölü torbası varmı? var jeton varmı?var.Kül tablasında su varmı?var.Trafik seti varmı?var.V.S.Polis ne sorsa var.Ceza yazacak hiçbir şey bulamaz ve sinirli bir şekilde sorar mezdeke kasetin varmı?sürücü şaşırır oda var der.koy kaseti kaset konur aç sesini ses açılır,polis başlar oynamaya bir süre oynadıktan sonra sürücüye döner,eşek deyilsinya tak artık bi yirmilik.....
fıkranın devamı

cami hocası Camii hocası hanımlara vaaz veriyormuş. Kadınlardan biri sormuş -Hocam bir muhendisle beraber olursam onun cezası ne kadar hoca - 3 sene demiş - avukatla olursam? - 5 sene - doktorla olursam? - 4 sene - peki hocam hocayla olursam? Hoca : - seni gidi seniii .. sen cennete gitmek istiyorsun galiba...
fıkranın devamı

bir Galatasaraylı bir fenerli ve bir Beşiktaş lı Arabistan da otelde içki içerken yakalanmışlar ve idam cezasına çarptırılmışlar bütün yalvarmalara karşın ceza ömür boyu hapse çevrilmiş ama prens o gün af çıkarmış ve cezayı 20 kırbaca çevirmiş prens Türkleri sevdiği için her birine bir istek hakkı vermiş ilk Galatasaraylı gelmiş isteğim sırtıma bir yastık bağlayın olmuş ama 10 kırbaçtan sonra yastık parçalanmış hiç fayda etmemiş bunu gören uyanık Beşiktaşlı iki yastık bağlattırmış ama oda 10 kırbaçtan sonra parçalanmış ve fayda etmemiş sıra FB lıya gelmiş prens te FB lı olduğu için ona iki istek hakkı sunmuş FB lı ilk isteğim bana 40 kırbaç vurun olmuş herkes şaşırmış prens ikinci isteğini sormuş FB lı; sırtıma GS bağlayın:))
fıkranın devamı

Timur Han, Akşehir’e bir erkek fil getirmiş. Bahçe ve tarlalarda serbestçe gezen fil, ekinlere çok fazla zarar veriyorm...
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca’nın evine hırsız girmiş. Bir şeyler çalmış, evden çıkmış kaçarken birisi fark edip içeriye seslenmiş;- &...
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca, bahçesine ektiği sebzeler için, fukaraların hakkını, yâni zekâtlık kısımları evvelinden ayırırmış. Mahsuller ...
fıkranın devamı

Sivrihisar Kadı’sı arada bir içermiş. Bir gün Nasreddin Hoca öğrencileriyle kırlarda dolaşırken, su kıyısında sızmış ya...
fıkranın devamı

Hoca yolda giderken adamın biri arkasından yaklaşıp ensesine bir tokat atmış. Hoca kadıya başvurmuş. Meğer kadı bu adamın yak...
fıkranın devamı

Kolluk kuvvetleri sarhoş bir askeri Hükümdar’ın huzuruna getirip sormuşlar;- “Bu sarhoş askere ceza olarak ne emr...
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca, eşeğini mahkeme kapısına yakın bir yere bağlayıp pazara alışverişe gitmiş. O sırada kadı, hilekâr bir satıcıy...
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca’nın köyünden bir adam, eşeğiyle bahçesine doğru giderken çalılıkların önünde durmuş. Eşeğini de bir ağac...
fıkranın devamı

Kasabalılar, Nasreddin Hoca’ya Kadı’dan yakınmışlar : “Kadı efendi çok menfaatçi bir adam. Aynı suça bazen ...
fıkranın devamı

Yüzbaşının çok sevdiği ve güvendiği Onbaşı Mehmet`in cezalandırdığı er, yüzbaşının karşısında :
-Komutanım benim bir şikayatim var.
-Söyle.
-Mehmet onbaşı beni döğdi.
-Git, ben onun cezasını veririm.
-Ama yüzbaşım; hem döğdi , hem söğdi.
-Anladım, git cezasını veririm.
-Anama babama laf etti.
-Git cezasını veririz dedik ya.
-Benim anam da yohtur, babam da yohtur.
-Allah rahmet eylesin.Benim de öyle.Sen git anladım.
-Ama yüzbaşım, Mehmet onbaşı benim anama da laf etti , babama da laf etti.Anam da yohtur, babam da yohtur.Anam da sensin, babam da sensin.
Yüzbaşı :
-Derhal koş; çağır Mehmet Onbaşı`yı buraya! dedi.
fıkranın devamı


Avukat hırsızlıkla suçlanan müvekkilini yaratıcı bir savunma ile hapisten kurtarmak istemektedir. Avukat Yargıca hitaben;
- "Müvekkilim, arabanın camından içeri sadece kolunu sokup çantayı almıştır. Müvekkilimin kolu, muvekkilimin bizzat kendisi değildir. Sadece bir kol tarafından işlenen bir suç için niye bütün bir kişiyi cezalandırıyorsunuz." der...
Yargıç , gülümseyerek;
- "Peki o zaman aynı mantıkla gidiyorum ve müvekkilinizin kolunu 1 yıl hapse mahküm ediyorum. Müvekkiliniz isterse ona eşlik edebilir." der...
Müvekkil gülümser. Avukatın yardımıyla müvekkilin takma kolunu çıkartırlar ve dönüp giderler...

fıkranın devamı


Üniversitede dönemin ilk gününde Rektör yeni gelenleri toplamış, üniversite kurallarını anlatırken sıra yurt olayına gelmiş. Rektor demiş ki
"- Kız yurtları erkek öğrenciler için yasak bölge. Erkek yurtları da kız öğrenciler için. Yasak bölgede yakalanan kişiye ilk seferinde 20 dolar ceza kesilecek. İkinci yakalanışında 60 dolar, üçüncü yakalanışında da 180 dolar ceza kesilecek. Sorusu olan var mı?"
Arka taraftan bir erkek öğrenci sesi:
- Sezonluk bilet ne kadar?



fıkranın devamı


Hagi basarilar ile dolu bir yasamin ardindan gunahlari icin cehennemde cezasini cektikten sonra cennete gitmis.Cennette Tanri Hagi'ye etrafi gezdirmis ve sonunda kucuk, sirin bahcesinde soluk renkte bir Galatasaray bayragi olan bir eve gelmisler.Tanri Hagi'ye;
-"Bu ev senin, degerini bil. Burada oyle herkese ev vermeyiz" demiş.Hagi evin merdivenlerinden ikinci kata cikarken biraz ileride devasa bir bahcenin ortasinda,altinlarla suslenmis mermerli bir yolu olan, cok satafatli, koskoca bir saray gormus. Saraydaki balkonlarda ve bahcenin her yerinde de sari lacivert bayraklar ve Fenerbahçe armalari varmis.Hagi Tanri'ya:
-"Ben de cok basarili bir sporcu idim.Galatasarayda kac sampiyonluk yasadim sakat sakat oynadim fedakarlik yaptim,hep basariliydim,milli takiminda vazgecilmeziydim, demis. Neden benim evim Rustu'nunku gibi degil?" demis.Tanri da gulmus ve cevap vermis

-"O ev Rustu'nun degil, Rustu hala yasiyor.O ev benim"



fıkranın devamı


bir galatasaraylı bir fenerli ve bir beşiktaşlı arabistanda otelde içki içerken yakalanmışlar ve idam cezasına çarptırılmışlar bütün yalvarmalara karşın ceza ömür boyu hapse çevrilmiş ama prens o gün af çıkarmış ve cezayı 20 kırbaca çevirmiş prens türkleri sevdiği için her birine bir istek hakkı vermiş ilk fenerli gelmiş istağim sırtıma bir yastık bağlayın olmuş ama 10 kırbaçtan sonra yastık parçalanmış hiç fayda etmemiş bunu gören uyanık beşiktaşlı iki yastık bağlattırmış ama oda 10 kırbaçtan sonra parçalanmış ve fayda etmemiş sıra GS lıya gelmiş prens te GS lı olduğu için ona iki istek hakkı sunmuş GS lı ilk isteğim bana 40 kırbaç vurun olmuş herkes şaşırmış prens ikinci isteğini sormuş GS lı; sırtıma fenerbahçeliyi bağlayın

fıkranın devamı


Edirne'ye yeni atanan Osmanlı valisi, kesesini doldurmak ister. Bunun için bir kurnazlık düşünür. Kendisini kutlamaya gelen topluluklar temsilcilerini makamında kabul ettikçe, odanın ortasına bağlattığı keçiyi göstererek sorar:
- Bu nedir?
- Keçi, efendimiz.
- Bilemediniz. Beşyüz altın ceza vereceksiniz.
Ermeni topluluğu temsilcileri, Rum topluluğu temsilcileri !!bilemedikleri!! gerekçesiyle beşer yüz altın cezaya çarptırıldıktan sonra Musevi temsilcisi girer.
- Bu nedir haham efendi?
Haham neşeyle gülümseyerek cevap verir:
- Paşa hazretleri, bu ne keçidir, ne tekedir, ne koyundur. Bu, Allah'ın bir belasıdır. Emir buyurun, ne kadar uygun görürseniz verip çıkalım.




fıkranın devamı


Bir papaz, bir sarhoş ve bir mühendis giyotinle ölüm cezasına çarptırılmışlardır. Sıra öncelikle papazdadır. İnfaz memuru papaza sorar:
"İnfaz edilirken yukarı mı aşağı mı bakmayı tercih edersin?"
Papaz cevap verir:
"Yukarı bakmak isterim. En azından ölürken yüzüm tanrıya dönük olur."
Papazın isteği yerine getirilir, giyotin bıçağı havaya kaldırılır ve bırakılır. Bıçağın hızı kesilir kesilir ve tam papazın boynuna santimetreler kala duruverir.
Bu tanrıdan bir işaret olarak görülür ve papaz serbest bırakılır. Sıra sarhoşa gelmiştir. Bir umutla sarhoş da yukarı dönük olmak istediğini söyler. Aynı şekilde giyotin bıçağı tam sarhoşun boynuna yaklaşmışken yavaşlar ve durur. Bu da tanrının bir işareti olarak kabul edilir ve sarhoş da serbest bırakılır. En son sıra mühendistedir. Mühendis de yukarı dönük infaz edilmek istediğini belirtir. Tam bıçak havaya kalkmışken mühendis bağırır:
"Durun bir dakika, bıçaktaki sorunun nerede olduğunu anladım."

fıkranın devamı



Uc mahkum cezaevi yolundadir. Herbirine, hapiste gecirecekleri gunler icin bir esya getirilmesine izin verilmistir.
Otobuste, biri digerine doner ve sorar, "ee, sen ne getirdin ?",
diger mahkum bir kutu boya kutusu cikarir ve bunlarla herseyi boyayabilecegini soyler. ve birinci mahkuma sorar,
"sen ne getirdin ?".
Oda, yanindaki kutuyu acar ve icinden iskambil kagitlarini cikarir.
"Bunlarla poker oynayabilir, fal bakabilir veya herhangi bir kard oyunu oynayabilirim"der.
Ucuncu mahkum kosede sessizce siritarak oturmaktadir.
Diger iki mahkum farkeder ve sorarlar, "Sen niye kendinden eminsin o kadar, sen ne getirdin ?"
ucuncu mahkum bir kutu cikarir ve gulerek "bu tamponlari getirdim," der.
diger iki mahkumunda kafasi karismistir,
merakla sorarlar,- "-Bunlarla ne yapabilirsin ki?"
ucuncu yine siritir ve kutuyu gostererek "Kutuda yazdigina gore, bunlarla at surebilir, yuzmeye gidebilir hatta paten kayabilirmisim"

fıkranın devamı


Adamı, vergi dairesine çağırmışlar.. Yanında bütün defterlerini ve hesaplarını da getirmesini istemişler..
Adam korku içinde, mali danışmanına gitmiş..
Sormuş:
- Vergi dairesine giderken nasıl giyineyim?. Ne tür bir izlenim bırakırsam, bana daha az vergi cezası keserler?
Mali danışman öğüt vermiş:
- En eski elbiselerini giy.. Yoksul, muhtaç bir görüntü ver ki, sana az ceza kessinler..
Adam güvenemeyip, bir de avukatına danışmış..
Avukat, mali müşavirin tam tersi bir öğüt vermiş:
- En yeni, en pahalı elbiseni giy.. Güvenli, kendinden emin bir görüntü ver ki, az ceza kessinler vergiciler..
Adamı bu öğütler tatmin etmemiş.. Aklına güvendiği, filozof bir arkadaşına aynı soruyu sormuş.. Bu akıllı arkadaş bir hikaye anlatmış.. Şöyle demiş:
- Bir gelin, zifaf gecesi ne giymesi gerektiğini bir arkadaşına sorar.. O da, gırtlağa kadar kapalı, koyu renk bir gecelik giymesini tavsiye eder.. Bir başka arkadaşı ise, dekolte, şeffaf bir gecelik giymesini söyler..
Vergi dairesine giderken ne tür bir elbise giymesi için arkadaşından öğüt bekleyen adam, bu hikayeyi dinledikten sonra, sorar:
- Zifaf gecesi ne giyeceğini bilemeyen gelinle, vergi dairesine giderken ne giyileceğini soran benim aramda ne gibi bir ortak yan var ki?
Adamın akıllı arkadaşı gülerek, izah eder:
- Ne giyersen giy, başına gelecek şey aynıdır..

fıkranın devamı


Bir gün Ormanların kralı aslan dinlenirken tavşan ağlayarak yanından geçiyormuş.Tavşana neden ağladığını sormuş.O da "Tilkiyle kavga ettiğini ve kendisini dövdüğünü" söylemiş. Aslan "iyide benim bu konuda ne yapmamı istersin ?" demiş.
Tavşan "Git sende onu döv ama bahaneiz olmaz bu iş.Benim sana şikayet ettiğimi bilmesin.Ona - Senin neden şapkan yok ? diye sor sonrada döv demiş. Bu fikri benimseyen aslan yine bi gün dinlenirken o sırada tilkinin geçtiğini görmüş.
"şşşt Tilki gel bakiim buraya! " diye seslenmiş.
Tilki "efendim!" diyerek gitmiş aslanın yanına.Tam o sırada aslan "Senin niye şapkan yok lan! diyerek tilkinin gözüne yumruğu yerleştirmiş.Durumu anlayan tilki hemen tavşanı bulup iyice benzetmiş.
Tekrar Aslanın yanına koşan tavşan bu kez yine ağlayarak tikinin kendisini dövdüğünü ve on daha kötü bir ceza vermesini isediğini söylemiş. Aslanda
"olur ama bu kez bahanem yok" demiş. Tavşan
"Ondan kolay ne var? sigara iste, filtreli verirse niye filtresiz vermedin dersin,filtresiz erirse niye filtreli vermedin iye döversin " demiş.Bu fikride benimsemiş aslan.Yine bir gün tilkiye rastlamış ve yanına çağırmış. "Tilki! bana bi sigara.. demiş.
Uyanık tilki "Filtreli mi filtresiz mi abi .. demiş.
Bir anda neye uğradığını şaşıran aslan bir an duraksamış veeeeee

"Senin niye şapkan yok?" gümmmmmm!!!




fıkranın devamı


Edirne'ye yeni atanan Osmanlı valisi, kesesini doldurmak ister. Bunun için bir kurnazlık düşünür. Kendisini kutlamaya gelen topluluklar temsilcilerini makamında kabul ettikçe, odanın ortasına bağlattığı keçiyi göstererek sorar:
- Bu nedir?
- Keçi, efendimiz.
- Bilemediniz. Beşyüz altın ceza vereceksiniz.
Ermeni topluluğu temsilcileri, Rum topluluğu temsilcileri !!bilemedikleri!! gerekçesiyle beşer yüz altın cezaya çarptırıldıktan sonra Musevi temsilcisi girer.
- Bu nedir haham efendi?
Haham neşeyle gülümseyerek cevap verir:
- Paşa hazretleri, bu ne keçidir, ne tekedir, ne koyundur. Bu, Allah'ın bir belasıdır. Emir buyurun, ne kadar uygun görürseniz verip çıkalım.



fıkranın devamı


Üç mahkum cezaevi yolundadır. Herbirine, hapiste gecirecekleri gunler icin yanlarında tek bir eşya getirmelerine izin verilmistir. Otobuste, biri digerine doner ve sorar:
Eeee sen ne getirdin ?
Diger mahkum bir boya kutusu cikarir ve bununla her şeyi boyayabilecegini soyler.
Ikinci mahkum bir deste iskambil kagidi cikarir Bunlarla poker oynayabilir, fal bakabilir veya herhangi bir kagit oyunu oynayabilirim.
Ucuncu mahkuma merakla sorarlar:
Sen ne getirdin ?
Adı Temel olan üçüncü mahkum bir kutu çıkarır ve gülerek :
Bu orkidleri getirdim. der.
Diger iki mahkumun kafasi karışır.
Merakla sorarlar :
Bunlarla ne yapabilirsin ki ?
Temel sırıtır ve elindeki kutuyu göstererek,
Kutuda yazdığına göre, bunlarla Ata binebilir, Yuzmeye gidebilir, hatta paten kayabilirmişim.

fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama