Clinton Fıkraları

loading...


Tanri bakmis ki her gelen cennete giriyor ve de artik
kapasitesi dolmak uzere, meleklerini yanina cagirip, cennete girmeye hak kazananlarin ölüm hikayelerini dinleyin mantikli ve haklı bulduklarinizi iceri alın gerisini gonderin demis.
Cennetin kapisi ilk calista bir adam gormusler melekler karsilarinda.
-Anlat bakalim hikayen nedir demisler.
Adam da
- Ben Amerika da bir apartmanin 25.katinda oturuyorum demis,
bir gün eve geldigimde karimi cirilciplak yatakta gordum ve beni
aldattigini dusunerek hemen ortaligi aramaya basladim, karim da bir yandan arkamdan yapma nolur falan demekte, fakat hicbir yerde adami bulamadim, en sonunda gozu balkon demirine takildi, orada bir adamin demirlere tutunarak asagi sarktigini gordum, hemen kosup parmaklarini ittiriverdim, adam asagi dustu, dallara falan carpti sirtustu yere yapisti fakat olmedi.
Ben de Buzdolabini adamin ustune attim ve adam oldu, ben de sevincimden kalp krizi gecirip oldum demis.
Melekler bunun uzerine gec bakalim demisler, daha sonra
cennetin kapisi tekrar calinmis, ikinci adam ayni soru sorulunca
- Ben Amerika da bir apartmanin 26. katinda oturuyorum demis.
Balkona cikip hava aliyordum dengemi kaybedip asagi dustum tam bu
anda 25. katin parmakliklarini yakalayabildim fakat manyagin biri once beni asagi attı sonra da uzerime buzdolabi firlatti ve ben de oldum demis.
Melekler bu adam da masum diyerek gec bakalim demisler. Cennetin Kapisi ucuncu kere caldiginda iceri Bill Clinton girmis, melekler onu gorunce sasirmislar ve burada ne isi oldugunu sormuslar,
- Simdi hikayem soyle, ben cirilciplak bir buzdolabinin
icindeydim......

fıkranın devamı


Clinton, Kuba'ya gelecekmis.. Kubalilar toplanmis, bir hosluk yapacaklar.. Ulkenin en iyi ressamina basvurmuslar.. Bir tablo yap.. Adi, 'Clinton Kubada' olsun" diye.. Ressam "Hadi ordan" demis.. "Ben adami gormedim bile.. Adam hayatinda Kuba'ya gelmedi. Simdi ben nasil 'Clinton Kubada' diye atmasyondan resim yaparim?.." Tesaduf bu ya.. Bizim Temel, puro almaya Havana'ya gelmis o sirada.. Sikintiyi duymus..
- "Ben size istediginiz tabloyu yaparim. Bana bir sandik puro verirseniz" diye.. Vermisler.. Temel bir hafta sonra, Kubalilar'i cagirmis.. "Iste tablonuz" demis.. Tuvalin uzerini orten bezi hizla asagi cekivermis.. Kubalilar da donuvermisler.. Tabloda, yatakta iki kisi, al takke ver kulah..
- "Bu ne" diye gurlemis, Turizm Bakani.. "Bu ne?.. Bu kadin kim?.."
- "Clinton'un karisi" demis, Temel..
- "Peki bu ustundeki adam kim?"
- "Clinton'un usagi!.."
- "Peki Clinton nerde ulan!.."
- "Clinton Kuba'da" demis Temel!..

fıkranın devamı

Hillary clinton, rutin bir kontrol için gittiği hastanede , beş haftalik hamile olduğunu öğren...
fıkranın devamı

Clinton, Yeltsin, Ciller seytanin huzuruna cikarlar.Hepsi seytana dileklerini soyleyeceklerdir oda o...
fıkranın devamı

Clinton, saksofonunu çalmayi bitirmis, stajyeri -"Agziniza saglik" demis. O da -"Senin de" diye kar...
fıkranın devamı

Stajyer diz üstü durur. Boyu boyuna uygunsa ise alinir....
fıkranın devamı

George W. Bush ölüyor ve hemen cehenneme gidiyor. Orada kendisini seytan karsiliyor ve -"Hosgeldin...
fıkranın devamı

Bir gün köy ahalisi köy kahvesinde bir yandan haberleri izliyor, bir yandan da pişpirik çeviriyorlarmış. İçlerinden biri (Mustafa Abi) televizyonda Ecevit'i görür ve;

" Ulan, Başbakan oldu yüzümüze bakmıyor. Eskiden böylemiydi be! Etrafımda dolanırdı! Hey be, zaman ne çabuk geçiyor..." der.

Kahvedekiler merakla sorarlar:

" Mustafa Abi? Sen nereden tanıyorsun Başbakanı yahu?"

Mustafa Abi istifini bozmadan cevap verir:

" Ulan üniversite yıllarında abilik ettim ona! Az ekmeğimi yemedi!! Gel gör ki şimdi bizi unutmuş baksana! "

Kahvedeki ahali inanmamış tabii ki. Mustafa Abi'de inandırmak için;

" Gelin ulan! Meclisin önüne gidiyoruz. Çıkışta yakalayacağız Ecevit'i. O zaman anlarsınız yalan mı, değil mi?"

Hep birlikte T.B.M.M.'nin önüne giderler ve çıkışta Ecevit'i yakalarlar. Ecevit hemen Mustafa Abi'nin elini öpmeye kalkışır ve;

" Abim, Mustafa Abim; kusura bakma Başbakanlık bir dakika boş bırakılmıyor ki! Kusuruma bakma abi. "

Mustafa Abi kahve ahalisine şöyle bir bakar ve ahalinin acayip şekilde etkilendiğini görür.

Başka bir gün gene kahvede ahali ile televizon seyreden Mustafa Abi televizyonda Süleyman Demirel'i görür;

" Bu da öyle. Cumhurbaşkanı olunca kendisini birşey zannetti. Hayırsız çıktı bu da!!"

" Hadi canım. Ecevit'i belki şans eseri tanıyorsun ama buna inanmıyoruz!!"

Mustafa Abi hemen ahaliyi toplar ve Çankaya'ya gider. Mustafa Abi'yi gören Demirel hemen Ecevit gibi Mustafa Abi'nin ellerine sarılır ve öpmeye kalkışır. Mustafa Abi buna izin vermez tabi. Demirel ekler;

" Abi Vallahi billahi kusura bakma. Uzun yıllardır göremiyordum seni. Tam da seni ziyarete gelecektim. " der.

Mustafa Abi tekrar ahaliye dönerek bir bakış atar ki artık ahalinin gözünde peygamber kadar yükselmiştir.

Yine birgün kahvede televizyon izlerken bu sefer televizyona Clinton çıkar. Mustafa Abi söze başlar;

" Ulan ne çabuk unuttun o sefalet dolu günleri? Tabi zengin oldun, Amerika'nında başına geçince unuttun bizi.. Hayırsız herif!!"

Ahali bu kadarının da fazla olduğunu söyler ve diğerlerinin belki bir şans eseri olabileceğine ama Clinton'u tanımasının imkansız olduğuna imece usûlü karar verirler.

Mustafa Abi'nin tabii ki kafası atar ve bazı köylüleri alarak Beyaz Saray'a giderler. Kapıdaki görevliye Clinton ile görüsmek istediklerini söylerler.. Görevli de sadece bir kişinin girebilecegini söyler. Köylüler düşünürler ve sadece Mustafa Abi'nin Clinton'u tanıdığını söyleyerek Mustafa Abi'nin gitmesini isterler.

Güvenlik Mustafa Abi'yi iyice arayarak içeri sokar. Saatler geçer ama kapıdan kimse çıkmaz. Köylüler sıkılır. Penceredende bakma olanakları olamadığı için oradan geçen uzun boylu birine sorma kararı alırlar.

Şans eseri orada o anda Michael JORDAN geçmektedir. İngilizce bilen bir köylü Michael Jordan'a döner;

" Ya Jordan Abi. Senin boyun uzun. Camdan içeri bakıp neler oluyo, kaç kişi var bi baksana..."

Jordan camdan bakar ve cevap verir;

" Vallahi ne olduğunu bilmiyorum. İçeride 6 kişi var. Biri Mustafa Abi, diğerlerini tanımıyorum."

fıkranın devamı

Amerika'ya gezmeye giden Papa, otelde sıkılmış ve şoföründen anahtarı alıp, limuziniyle dolaşmaya başlamış. Bir ara kırmızı ışıkta geçince polis durdurmuş. Memur bir bakmış ki arabayı Papa kullanıyor. Hemen telsizden âmirini aramış.
- Âmirim çok mühim birisini durdurdum, ne yapayım?
- Bill Gates'i mi?
- Hayır.
- Clinton'ı mı?
- Daha mühim...
- Daha mühim kim var?
- Valla âmirim, bilmiyorum ama, şoförlüğünü Papa yapıyor.
fıkranın devamı

Aydın'ın köylerinden birinde köylüler her zamanki gibi oturmuş TV seyrediyorlarmış. O sırada TV'de Ecevit çıkmış. Mustafa abi onu görünce az ekmeğimi yemedi zamanında şimdi bi hal hatır sorduğu yok demiş.
Köylüler atma Mustafa abi demişler.
Mustafa abi de inanmıyorsanız gidelim size göstereyim demiş. Köylüler atlamışlar bi otobüse tutmuşlar Ankara'nın yolunu. TBMM'nin önünde beklerlerken Ecevit çıkmış dışarı Mustafa abiyi görünce hemen gelmiş yanına elini öpmeye kalkışmış. Nasılsın abicim kusura bakma işler yoğun sana gelemiyoruz demiş. Köylüler şaşırıp kalmışlar.
Sonra bi gün yine kahvede TV seyrederlerken o zamanki cumhurbaşkanı Demirel çıkmış TV'ye Mustafa abi yine aynı şeyleri söylemiş. Köylüler Ecevit belki akrabasıdır bunu da tanıyacak değil herhalde diye yine tutmuşlar Ankara'nın yolunu. Yine Demirel mustafa abi'yi görünce elini öpmeye kalkmış. Köylüler mustafa abiye büyük saygı duymaya başlamışlar.
Derken bi gün TV'ye dönemin ABD başkanı Clinton çıkmış. Herkes susmuş Mustafa abiye bakmış. Mustafa abi yine elimde büyüdü diye başlamış konuşmaya. Köylüler yuh artık o kadarda olamaz demişler.
Toplanıp borç harç ABD'ye gitmişler. Beyaz Sarayın önüne geldiklerinde korumalar sadece mustafa abinin içeri girmesine izin vermişler. O da köylülere siz aşağıda bekleyin biz size balkondan el sallarız demiş. 10-15 dakika sonra balkonda iki kişi belirmiş. Köylüler suratları tam seçemiyorlarmış. O sırada oradan geçmekte olan Micheal jordan'a senin boyun uzun şu balkonda el sallayan kim bi bakıver demişler.
jordan bi süre bakmış sonra valla el sallayanı bilmiyorum ama yanındaki bizim mustafa abi demiş.
fıkranın devamı

Birgun Afrodit, Herkül ve Don Juan bir yerde oturmuş konuşuyorlarmış. Hepsi kendini övüyor ama hiçbiri birbirine inanmıyormuş.
Herkül :
"Ben dünyanın en güçlü insanıyım"
Afrodit:
- "Ben dünyanın en güzel varlığıyım"
Tabii o sirada Don Juan da boş durur mu:
- "Ben dünyanın en çok kadınıyla birlikte olmuş olan erkeğiyim"
diyorlarmış. Bunlar tartışa dursunlar o anda Herkül'ün aklına bir fikir gelmiş:
- "Arkadaşlar şu dağın tepesindeki mağarada yaşlı bir adam var ve dünyadaki herşeyi biliyor. Eğer birbirimize inanmıyorsak gidip ona soralım eğer o herşeyi biliyorsa bize doğruları söyler"
demiş. Hepsi bu fikri kabul etmişler ve dağın tepesine gitmişler ilk once Afrodit girmiş ve böbürlenerek çıkmış:
- Haklıymışım en güzel varlık benmişim.
Sonra Herkül girmiş ve o da kasıla kasıla çıkmış:
- Haklıymışım en güçlü insan benmişim.
En son Don Juan'a sıra gelmiş ve o girmiş ama berbat bir suratla çıkmış:
- Ulennn bu Bill Clinton kim ?!....
fıkranın devamı

Clinton bir gün Bağdat'a gider, Saddam'ın karşısına oturur. Bir bakar ki Saddamın koltuğunda 2 tane düğme var ve bunlar ne diye sorar;
Saddam:
- Bak göstereyim birincisine basmış alttan bir el cıkmış clintonu gıdıklamaya başlamış saddam güler ikinci düğmeye başmış bir el çıkıp clintona vurmaya başlamış saddam kahkahalara boğulmus. Peki demiş clinton haftayada bizim oraya amerikaya bekleriz. Bu kez Saddam amerikaya gider. Clintonun masasında 2 dügme, Saddam sormuş bunlar ne işe yarar;
Clinton: Kak göstereyim der düğmenin birine basar clinton başlar gülmeye Saddam şaşkın ne oldu diye, Clinton ikinci düğmeyede başar Clinton gülmekten ölecek durumdadır. Biraz sonra saddam müsade ister
- Ben artık bağdat'a geri döneyim.
Clinton:
- Bağdat? Na Bağdat'ı?

fıkranın devamı

Clinton, Küba'ya gelecekmiş. Kübalılar toplanmış, bir hoşluk yapacaklar. Ülkenin en iyi ressamına başvurmuşlar. Bir tablo yap, Adı,'Clinton Küba da' olsun" diye. Ressam "Hadi oradan" demiş. "Ben adamı görmedim bile. Adam hayatında Küba'ya gelmedi. Şimdi ben nasıl 'Clinton Küba da' diye atmasyondan resim yaparım?" Tesadüf bu ya, bizim Temel, puro almaya Havana'ya gelmiş o sırada. Sıkıntıyı duymuş.
- "Ben size istediğiniz tabloyu yaparım. Bana bir sandık puro verirseniz" diye. Vermişler Temel bir hafta sonra, Kübalıları çağırmış. "İşte tablonuz" demiş. Tuvalin üzerini örten bezi hızla aşağı çekivermiş. Kübalılar da dönüvermişler. Tabloda, yatakta iki kişi, al takke ver külah.
- "Bu ne" diye gürlemiş, Turizm Bakanı"Bu ne? Bu kadın kim?"
- "Clinton'un karisi" demiş, Temel.
- "Peki bu üstündeki adam kim?"
- "Clinton'un uşağı"
- "Peki Clinton nerde ulan"
- "Clinton Küba'da" demiş Temel!
fıkranın devamı

Clinton, Yeltsin ve Çiller şeytanın huzuruna çıkarlar. Hepsi şeytana dileklerini söyleyeceklerdir o da onlara ne zaman gerçekleşeceğini söyleyecektir.
İlk önce Clinton sorar;
-Amerika ne zaman her yönden tam olarak dünyanın hakimi olacak?, der. Şeytan da;
-50 yıl sonra, der. Clinton ağlamaya başlar
-Ben göremicem, ben göremicem... Sıra yeltsine gelmiştir.O da sorar
-Rusya ne zaman eski gücüne kavuşacak? Şeytan cevap verir
-100 yıl sonra. Yeltsin de başlar ağlamaya
-Ben göremicem, ben göremicem... Sıra Çiller'e gelmiştir, O da sorusunu sorar
-Ne zaman Türkiye'deki enflasyon düşecek?
Bu sefer şeytan ağlamaya başlar
-Ben göremicem, ben göremicem!
fıkranın devamı

Clinton oldukten sonra cehenemde zebaniler tarfindan karsilanir zebaniler:
- "Sen dunyanin en buyuk lideriydin sana bir kiyak yapacaz kendi cezani kendin seçeceksin" demişler. Üç tane oda göstermişler seçsin diye birincide Mesut Yilmaz ayaklarindan tavana asili şekilde duruyomuş... istememiş. İkincide Boris yeltsin'i orasina burasina kizgin şişler sokulurken görmüş ve istememiş.. Uçüncüde ise mike tyson i koltuga oturmuş ve de monica yi monicaligini yaparken görmüş ve ben burayi istiyorum demiş.... zebani de tamam diyerek monica diye seslenmiş:
- "Gel kizim senin cezan bitti sira Bill'de"
fıkranın devamı

Clinton bir gün Bağtada gider, Saddamın karşısına oturur. Bir bakar ki Saddamın koltuğunda 2 tane düğme var ve bunlar ne diye sorar;
SADDAM: Bak göstereyim birincisine basmış alttan bir el cıkmış clintonu gıdıklamaya baslamıs saddam güler ikinci dugmeye basmıs bir el cıkıp clintona vurmaya baslamıs saddam kahkahalara boğulmus. Peki demis clinton haftayada bizim oraya amerikaya bekleriz. Bu kez Saddam amerikaya gider. Clintonun masasında 2 dügme. Saddam sormuş bunlar ne ise yarar
Clinton: Kak göstereyim der düğmenin birine basar clinton baslar gülmeye saddam saskın ne oldu diye... Clinton ikinci düğmeyede basar clinton gülmekten ölecek durumdadır. Biraz sonra saddam musade ister derki:
Ben artık bağdata geri döneyim clinton: Bağdat ? ne Bağdatı ??
fıkranın devamı

George W. Bush ölüyor ve hemen cehenneme gidiyor.Orada kendisini seytan karsiliyor ve
-"Hosgeldin, ancak burada yer sikintisi çekiyoruz, cehennem tamamen dolu. Bu nedenle bir kural koyduk. Yeni birisi geldigi zaman eskilerden bir kisiyi cennete gönderiyoruz. Kimin cennete gidecegine sen karar vereceksin.Ancak seçimini yaparken dikkatli ol, çünkü seçecegin kisinin cezasini sonsuza kadar çekeceksin." diyor.Yürümeye basliyorlar.Seytan ilk kapiyi açiyor: Usame Bin Ladin. Bir direge baglanmis ve sürekli iskence ediliyor.G.W.Bush:
-"Bu olmaz diyor. Sadece cezanin çok agir oldugunu düsündügümden degil, bu adam çektigi cezanin çok daha fazlasini haketmisti. O nedenle burada kalmali."
İkinci kapi açiliyor: Saddam Hüseyin. Asiri sicak bir yerde gardiyan tarafindan kirbaçlanirken tas kiriyor.Bushtan yine ayni yanit geliyor.Üçüncü kapi açildiginda Bill Clinton görülüyor. Son derece rahat bir koltuga oturmus,bir elinde büyük bir kanyak kadehi, diger elinde puro ve önünde diz çökmüs bir sekilde Monica Lewinski.George W. Bush mutlu bir sekilde gülümseyerek dönüyor seytana:
-"Bence bu çok uygun. Gerçi kendisi politik arenada düsmanim, ama çektigi ceza gayet makul".
Şeytan siritarak içeriye sesleniyor:

-"Tamam Monica sen gidebilirsin!"
fıkranın devamı

Tanri sonunda kiyameti koparmaya karar vermis.Ama gene de kullarimi haberdar edeyim demis..Bu amacla dunyanin en unlu 3 sahsiyetini cagirmis.Bill Clinton, Yeltsin ve Bill Gates. Onlara
"Kullarima soyleyin haberdar olsunlar da yureklerine mureklerine
inmesin" demis..
Clinton Aksam TVde aciklama yapmis:
Sevgili Amerikalilar , size bir iyi bir de kotu haberim var.
-Iyi haber biz hakliyiz.Tanri var.Kotu haber .Yarin kiyamet kopacak.
Yeltsin gene TVde konusmus.
Sevgili Rus halki.Size iki kotu haberim var.
-Malesef Tanri varmis. Yarin kiyamet kopacakmis.
Bill Gates ise herkese mail atmis:
Sevgili dostlar size iki iyi haberim var:
-Dunyanin en populer 3 adami arasina girdim. Year 2000 problemi diye bir sorunumuz artik kalmadi.
fıkranın devamı

Clinton, Yeltsin, Ciller seytanin huzuruna cikarlar.Hepsi seytana dileklerini soyleyeceklerdir oda onlara dileklerinin ne zaman gerceklesecegini soyleyecektir.
İlk once Clinton sorar."Amerika ne zaman her yonden tam olarak Dunya`nin hakimi olac ak" der.Seytanda " 50 yil sonra "der.Clinton baslar aglamaya "Ben goremicem , Ben goremicem" .
Sira Yeltsin`e gelmistir.O` da sorar "Rusya ne zaman eski gucune kavusacak". Seytan cevap verir "100 yil sonra". Yeltsin aglamaya baslar, "Ben goremicem , ben goremicem" .
Sira Ciller`e gelmistir.O` da sorusunu sorar "Ne zaman Turkiye`deki enflasyon dusecek " .Bu sefer seytan aglamaya baslar
"Ben goremicem,ben goremicem ".

fıkranın devamı

Stajyer diz üstü durur.Boyu boyuna uygunsa ise alinir.
fıkranın devamı

Clinton, saksofonunu çalmayi bitirmis, stajyeri
-"Agziniza saglik" demis. O da
-"Senin de" diye karsilik vermis.
fıkranın devamı

ABD Başkanı Bill Clinton, İngiltere Başbakanı Tony Blair ve Türkiye Başbakanı Bülent Ecevit, bir gün, bir toplantıda bir araya gelmişler.
Tabii, 3 lider bir arada olur da, sormaz mı gazeteciler? Önce Clintona sormuşlar:
"ABDde bir memur ne kadar parayla geçinir? Siz kaç para veriyorsunuz?" Cevap vermiş Clinton:
"Valla ben, 2 bin dolar veririm. Bin doları ile geçinirler... Geri kalan bin doları ne yaparlar, nerede harcarlar, hiç sormam!"
Gazeteci, aynı soruyu Blaire de sormuş... O da cevap vermiş: "Ben, memuruma 3 bin sterlin veririm. Geçinmesi için 2 bin sterlin yeterli. Artan bin sterlini ne yapar, nerede harcarlar, beni hiç ilgilendirmez!"
Her ikisinden bu cevapları alan gazeteci, bu defa da Ecevite sormuş aynı soruyu:
"Türkiyede bir memurun geçim standardı nedir? Kaç para ile geçinebilirler? Siz kaç para veriyorsunuz?"
Ecevit ne dese beğenirsiniz?
"Valla, Türkiyede bir memurun geçinebilmesi için en az 300 milyon lira lâzım. Ama ben 150 milyon lira veriyorum!.. Geri kalan 150 milyonu nereden bulurlar, nasıl geçinirler beni hiç ilgilendirmiyor!"
fıkranın devamı

Clintonlar tatildeyken, Beyaz Sarayin papagani olmus. Yenisini almislar. Ancak satici uyarida bulunmus : Daha once bir genelev
sahibesine aitti.. Eve donduklerinde iceri ilk giren Chelsea olmus.
Papagan, "Cok genc" diye bagirmis..
Ardindan Hillary girmis. Papagan "Cok yasli" demis..
Derken, Papagan sevincten kanat cirpmis ve Clinton iceri girdiginde:
"Selam Bill, gorusmeyeli nasilsin ?"
fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama