Düşecek Fıkraları

loading...

Delinin 1'iyataktan düşmüş kalkmış yerine yatmış 15 dk sonra yeniden düşmüş. Demiş ki : İyi ki 15 dk önce kalkmışım yoksa kendi üzerime düşecektim...!!!
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca, bahçesine ektiği sebzeler için, fukaraların hakkını, yâni zekâtlık kısımları evvelinden ayırırmış. Mahsuller ...
fıkranın devamı


Adamın işi varmış, Ankara ya gidiyormuş, tam uçağa binerken
kulağında bir
ses :-Binme, bu uçak düşecek! Dönmüş, bakmış, kimse yok, ama
içine de bir
kurt düşmüş,binmemiş. İkinci uçağı beklerken kara haber
ulaşmış-Uçak düştü
kurtulan olmadı! Koşmuş Haydarpaşa ya, bilet almış, tam trene
binecek, aynı
seskulağında :-Binme bu trene, raydan çıkacak! Dönmüş, bakmış
yine kimse
yok, trene binmemiş, gelmiş eve, sabah gazeteyi açınca tüyleri
ürpermiş
:-Tren Eskişehir de raydan çıktı şu kadar ölü, şu kadar
yaralı...Allahına
şükretmiş, koşup otobüse bilet almış, tam binerken yine o ses
:-Bu otobüse
binme, freni patlayacak!Dönmüş yine kimse yok! Dayanamamış,
bağırmış : -
Sen kimsin yahu? - Ben senin iyilik meleğinim! Adam iyice kızmış
:-Ulan
evlenirken neredeydin!

fıkranın devamı

Adamın biri doktora gitmiş.Doktor tahlil sonuçlarını ve röntgen filmlerini uzun uzun incelemi
fıkranın devamı

Bir gün genelevin kapısında zarzor ayakta duran ve her yanı zangur zungur titreyen yaşlı bir d...
fıkranın devamı

Çok çapkın ve çokda yakışıklı bir adam varmış.Yakışıklı olduğu için çok çapkınm
fıkranın devamı

Sarışın bir gün ata binmeye karar veriyor. Daha önceden hiç ders almamasına rağmen yardım istemeden sıçrayarak atın üstüne çıkmayı başarır. Ancak atın üstüne çıktığı anda at harekete geçer ve hızlanarak yola koyuluyor. Biraz ürken sarışın atın boynuna sıkıca tutunur. Bu arada at biraz daha huysuzlanarak üstündekini atacakmış gibi çırpınmaya başlar. Sarışın atın altına doğru kayarken can havli ile atın yelesine tutunur. Bir eli yelede bir ayağı üzenğide yere düşecek gibi hızla hareket eden atın altında durmaya çalışırken, lunaparkın kahraman görevlisi gelerek atlı karıncayı durdurur...
fıkranın devamı

Aşağıdaki yazıyı kimin yazdığı meçhul ama gayet ilginç...

Azerbaycan'ın adını işyerinde telaffuz etmeye başladığımızda yani 1992-1993 yıllarında, orası bizim için kapalı bir kutuydu. Azerbaycan, çok çok eski olan Rus cihazlarından oluşan haberleşme ağını yenilemeye, köylerine, kasabalarına telefon hizmeti götürmeye çalışıyordu. Tabii dünyaya pencerelerini açtıktan sonra da ilk iş olarak; dil, kültür, din birliği olan kardeş ülke Türkiye'den yardım istemişlerdi. Bizler de Türkiye'nin en önemli iki telekomünikasyon şirketinden biri olarak güzel projeler yapmak için kolları sıvadık.

İlk defa Direktörümüzün Azerbaycan ile telefon konuşmasına şahit olduğumda şok oldum. Konuştuğu kişi dönemin Haberleşme Bakan Yardımcısı' ydı ve bizim patron, hiçbir samimiyeti olmamasına rağmen "sen" diye hitap ediyordu. Azerice'de "siz" kavramı yoktu. Görüştüğünüz kişi Bakan da olsa "sen" diye konuşabiliyordunuz. Birinci dersimizi aldık.

Karşılıklı görüşmeler için Bakü' ye gittik. Havaalanında dakika bir, gol bir hatamı yaptım. Üniformalı birini göstererek, Azerice'de benden daha tecrübeli bir arkadaşıma "bu adam subay mı?" diye sordum. Arkadaş: "sus, adamı peşimize mi takacaksın, burada subay bekar demek" dedi. Bizdeki "subay" ne demek söylemedi.

Bizi karşılayan Azeri arkadaş, arabaya binerken kendisinin dalda (arkada) gideceğini benim de kabaga (öne) oturmamı söyledi. Otelin önüne gelince şoför; "abla sen burada düş, ben arabayı saklayıp gelirim" dedi. Yani ben ineceğim, o da park edip gelecek. Sonra düşmenin inmek yerine her yerde kullanıldığını "merdiveni boşver, gel asansörle düşelim" dediklerinde daha iyi kavradım. Ama bunu bilmeyen arkadaşlarımız Azerbaycan Havayolları ile yaptıkları bir uçuş sonunda, Bakü' ye beş dakika içinde düşecekleri anonsu ile hayatlarını film şeridi gibi bir-iki saniye izleme fırsatını bulmuşlar. Bir diğerimiz de Bakü' ye telefon edip montaj ekibimizin varıp varmadığını öğrenmek istemiş, telefondaki Azeri: "uçak Bakü üzerinde fırlandı, fırlandı, Sumqayit' e düştü" demesiyle feryat figan ortalığı birbirine katmıştı. Anladık ki uçak Bakü' ye inememiş, bir iki tur atıp, başka bir şehre inmiş.

Azeriler çok misafirperver. Herhangi bir ikramı reddetmek çok ayıp. Sizi ağırlamak için paralanıyorlar. Altı saat boyunca yemek yenilebiliyor. Bizi o dönemin gözde bir lokantasına götürdüler. Adı Gülistan. Ordan burdan konuşulurken, çok değerli bir şairlerinin başka bir ülkede rahmetli olduğunu ve sümüklerini Bakü'ye getirmeye çalıştıklarını söylediler. Biz yine anlamsız anlamsız bakınca, sümüğün kemik anlamına geldiği ve Türkçe sümüğün karşılığının da "burun suyu" olduğu anlaşıldı. Sonra bana sümüklü et (pirzola) sipariş edildi. Şu anda Bakü'deki Migros yani ???????? Store'un camlarında "sümüklü et şu kadar, sümüksüz et bu kadar" ilanlarını görmek mümkün. Bu arada garson yanımıza yaklaştı ve yan masadaki adamların arkadaşımızı Sefer Bey'e okşattıklarını söyledi. Tabii okşanmaya maruz kalmış arkadaş da kolay kolay okşanacak bir tip değil. Bıyıklı ve iri cüsseli olan arkadaşımız acayip bozulup, "kim okşatmış beni, bu da ne demek" şeklinde horozlandı. Okşatmanın - benzetmek olduğunu zar zor anlayarak rahatladık. Rus kızların dansları ve "Ada Vapuru Yandan Çarklı" şarkısı eşliğinde yemeğimizi bitirdik. Ertesi gün seherde bizi otelin kabağından aparacaklarını söylediler. Yani sabah, otelin önünden alınacaktık.

Sezen Aksu, İbrahim Tatlıses acayip rağbet görüyordu. Bir de o zamanlar Cuma akşamları TRT'de yayınlanan "Bir Başka Gece" programı çok seviliyordu. Hatta Cuma gecelerine denk gelen düğünlere "Bir Başka Gece" programı süresince ara veriliyor, düğün ahalisi TV salonuna geçerek hep birlikte programı seyrediyordu. Sonra düğüne bırakılan yerden devam ediliyordu. Daha da enteresanı önemli bir iş toplantısının ortasında üst-makamın ofisinin (genelde her ofiste irice bir TV var) kapısı tık tık çalınıyor, departmandaki sekreterler sessizce kenara diziliyor ve sabah saatlerinde verilen Brezilya dizisi hep birlikte seyrediliyordu. Tabii bizim toplantı devam ediyordu etmesine ama Azeri yöneticisinin gözleri de sık sık televizyona kayıyordu. En zevklisi Azerbaycan-Türkiye futbol maçını Azeri televizyonundan, Azeri spikerin anlatımıyla seyretmek: Türk Milli Yığma Komandoları. Türkiye Milli Takımı anlamında. "Türk kapıcısı (kaleci) topu gapı aralığından depti, yirmibirinci dakka olmasına rağmen maç heç heç (0-0) devam etmekte" gibi sevimli cümlelere rastlıyorsunuz. Ya da bir Amerikan filmini Azeri dublaj ile seyretme şansını yakaladıysanız Robert Redford'un "men yahsiyem, istemirem. Sen nicesin?" şeklinde konuşmasına gülmekten kırılıyorsunuz. (Bu arada Arap ülkelerinden birinde iş için bulunan arkadaşım bir filmde: R. Hudson'a barmenin ne içeceğini sorduğunu ve onun da elhamdüllah oruçluyam dediğini söyledi. İnanamadım, yazmış da olabilir). Bu arada bizler de onları Türkiye'ye davet ettik. Hatta bir yöneticinin eşi rahatsızlandı ve doktora götürmek görevi bana düştü. Amerikan Hastanesi'nden randevu aldık. Kadın; "oynaklarım, sümüklerim, kıçım ağrıyor, derman yuttum geçmedi" dedi. Doktorda Hakan Şükür bakışları oluştu. Yani "eklemleri, kemikleri ve bacakları ağrıyor ve ilaç almasına rağmen geçmiyor" dedim. Neyse tahliler filan, derman bulundu.
fıkranın devamı

. Kalsaydınız bişeyler yerdik...
. Vallaha sarıda geçtim memur bey...
. Kazanmak önemli diil mühim olan yarışmaya katılmaktı...
. Dünya ahiret bacımsın...
. Şuan 65 milyon bizi izliyor...
. Bu son sigaram...
. Bütün kadınlar güzeldir...
. İki saat kapıda bekledim, açan olmadı...
. Seni düşünmekten bütün gece gözüme uyku girmedi...
. Sen bi de beni gençliğimde görecektin...
. Ağlamıyorum... Gözüme bişey kaçtı...
. Yemezsen arkandan ağlar...
. Seni leylekler getirdi yavrum...
. Aksama erken gelicem...
. Bu aldığım en güzel hediye...
. Bi oturuşta iki büyük deviririm...
. Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için...
. Ağzıma sigara sürmedim...
. Ben almiyim rejimdeyim...
. EEG ne zaman gidiyoruz içmeye?...
. kadınlar en çok kel erkeklerden hoşlanır...
. İsim bitsin ben seni ararım...
. Bir kez olsun yüzüm gülmedi...
. Hayatımda hiç ilaç almadım...
. İhraç fazlası bunlar...
. O elinizdeki tek kaldı, başka yok...
. Bi'tanem...
. Seni Seviyorum...
. Beni seçerseniz size...
. Ben de tam seni arayacaktım...
. Bi şey olmaz...
. Ben eski yüzücülerdenim...
. Bizi davet ettiler ama gitmedik...
. Valla bu size çok yakıştı...
. Senin annen bir melekti yavrum...
. Bana yan bakan daha anasının karnından doğmadı...
. Merak etme hayatim sekreterimi görsen çok çirkin....
. Büyük ikramiyeyi kazanmak istemiyorum önemli olan alin teri...
. Merhaba karicim, mesai yeni bitti de...
. Üzülme sevgilim evlenince anneni yanımıza alırız...
. Evi boşaltın! Almanya'dan oğlum geliyor...
. İki gözüm önüme aksin ki...
. Kilolarımla barışığım ben böyle mutluyum!
. Formu doldurun biz sizi ararız
. Bu sene üniversite soruları çok basitti, keşke sınava girseydim...
. Ben her bahar aşık olurum...
. Gerçek aşkı sende buldum...
. 2 saat bekledim...Gelmedin!
. Üsüyosan ceketimi alabilirsiniz...
. Seni anlıyorum.
. Hatırası var, bunu sana veremem...
. Arkasından değil, burada olsa yüzüne de söylerim
. Her bedene uyar bu...
. Gol atmayı sevmiyorum.Asist yapmak daha çok hoşuma gidiyor.
. Senin eline kimse su dökemez..
. Öğretmenin vurduğu yerde gül biter
. Söyle bir arabam olsun milyarlarca borcum olsun...
. Benim için önemli olan ruh güzelliği
. Hediye olmasa inan verirdim.
. Bi arkadaşa bakıp çıkıcam, istersen kimlik bırakayım...
. Mektup gelmedi mi? Ama ben kendi elimle postaya attım...
. Belki biraz sikti ama hiç merak etmeyin kullandıkça açılır...
. Kitaplarıma bir daha bakayım ama kitabi sana verdiğimden eminim...
. Onun için bişeyler yapmayı çok isterdim... Ama maalesef...
. Elimden bişey gelmez...
. Sensizlik canıma tak etti...
. Ben hiç yalan söylemem
. Aksam elektrikler kesildi, dersimi yapamadım...
. Bunun garantisi biziz abi...
. Telefon şehirlerarasına kapalı
. Ben zaten böyle olacağını biliyordum...
. Bi kereden bişey olmaz.
. Biz sadece arkadaşız.
. Kuran çarpsın bu son sigaram
. Son biletler bunlar
. Hiç acıtmayacak.
. Daha önce hiç kimseyi böylesine sevmemiştim.
. Sizin mutluluğunuz bizim mutluluğumuz...
. Sayısaldan para çıksa, önce kimsesiz çocuklara sonra da yaşlılara bağışlarım...
. Haaa bi de okul yaptırıyım...
. Abi kızı görücen bi içim su...
. Adem Bey su an toplantıda... Kim arıyordu?
. Sizden iyi olmasın bi arkadaşım vardı...
. Kuru ekmek bana yeter... Yeter ki huzurum yerinde olsun...
. Diş transferleri 15 gün içinde bitiricez....
. Aradım... Çaldı çaldı açan olmadı...
. Dünyanın en mutlu çifti olu caz...
. Devletimiz güçlüdür..........
. Failleri en kısa zamanda yakalanacak......
. Enflasyon düşecek.......
. Bu kış komünizm gelecek.......
. Memuru enflasyona ezdirmeyeceğiz......
. Bu konuda elimizden geleni yapıyoruz......
. Benim isçim, benim köylüm, benim memurum...
fıkranın devamı

Adamın işi varmış, Ankara'ya gidiyormuş, tam uçağa binerken kulağında bir ses :
-Binme, bu uçak düşecek!
Dönmüş, bakmış, kimse yok, ama içine de bir kurt düşmüş, binmemiş.
İkinci uçağı beklerken kara haber ulaşmış :
-Uçak düştü kurtulan olmadı!
Koşmuş Haydarpaşa'ya, bilet almış, tam trene binecek, aynı ses kulağında :
-Binme bu trene, raydan çıkacak!
Dönmüş, bakmış yine kimse yok, trene binmemiş, gelmiş eve, sabah gazeteyi açınca tüyleri ürpermiş :
-Tren Eskişehir'de raydan çıktı şu kadar ölü, şu kadar yaralı...
Allah'a şükretmiş, koşup otobüse bilet almış, tam binerken yine o ses :
-Bu otobüse binme, freni patlayacak!
Dönmüş yine kimse yok! Dayanamamış, bağırmış :
-Sen kimsin yahu?
-Ben senin iyilik meleğinim!
Adam iyice kızmış :
-Ulan evlenirken neredeydin!
fıkranın devamı

Adamın işi varmış, Ankara'ya gidiyormuş, tam uçağa binerken
kulağında bir ses :
-Binme, bu uçak düşecek!
Dönmüş, bakmış, kimse yok, ama içine de bir kurt düşmüş, binmemiş.
İkinci uçağı beklerken kara haber ulaşmış :
-Uçak düştü kurtulan olmadı!
Koşmuş Haydarpaşa'ya, bilet almış, tam trene binecek,
aynı ses kulağında -Binme bu trene, raydan çıkacak!
Dönmüş, bakmış yine kimse yok, trene binmemiş, gelmiş eve,
sabah gazeteyi açınca tüyleri ürpermiş :
-Tren Eskişehir'de raydan çıktı şu kadar ölü, şu kadar yaralı...
Allahına şükretmiş, koşup otobüse bilet almış,
tam binerken yine o ses :
-Bu otobüse binme, freni patlayacak!
Dönmüş yine kimse yok! Dayanamamış, bağırmış :
-Sen kimsin yahu?
-Ben senin iyilik meleğinim!
Adam iyice kızmış :
-Ulan evlenirken neredeydin!
fıkranın devamı

Bir Ermeni ile Antalya'lı bir Türk birbirlerine hava atıyorlarmış. Ermeni:
- Biz bir füze yaptık, denemek için attık, füze Türkiye'yi geçti, Irak'ı geçti, Libya'yı geçti hala daha uçuyor. Ne zaman düşecek bilmiyoruz. Deyince bizim Antalya'lı anlatmaya başlamış:
- Biz geçen yıl bir kabak ektik, kabak büyüdü Konya'yı geçti, Kayseri'yi geçti, Erzurum'u geçti, Kars'ı geçti,
Deyince Ermeni daha fazla dayanamamış ve
- Oha o kadar büyük kabak olur mu?
Diye itiraz edince bizimki hemen lafı yapıştırmış
- Ulan hemen o füzeyi düşür yoksa kabağı ananın *mına sokarım.
fıkranın devamı

Clinton, Yeltsin ve Çiller şeytanın huzuruna çıkarlar. Hepsi şeytana dileklerini söyleyeceklerdir o da onlara ne zaman gerçekleşeceğini söyleyecektir.
İlk önce Clinton sorar;
-Amerika ne zaman her yönden tam olarak dünyanın hakimi olacak?, der. Şeytan da;
-50 yıl sonra, der. Clinton ağlamaya başlar
-Ben göremicem, ben göremicem... Sıra yeltsine gelmiştir.O da sorar
-Rusya ne zaman eski gücüne kavuşacak? Şeytan cevap verir
-100 yıl sonra. Yeltsin de başlar ağlamaya
-Ben göremicem, ben göremicem... Sıra Çiller'e gelmiştir, O da sorusunu sorar
-Ne zaman Türkiye'deki enflasyon düşecek?
Bu sefer şeytan ağlamaya başlar
-Ben göremicem, ben göremicem!
fıkranın devamı

Adamın işi varmış, Ankara'ya gidiyormuş, tam uçağa binerken kulağında bir ses:
- "Binme, bu uçak düşecek!
Dönmüş, bakmış, kimse yok, ama içine de bir kurt düşmüş, binmemiş.
İkinci uçağı beklerken kara haber ulaşmış:
- Uçak düştü kurtulan olmadı.
Koşmuş Haydarpaşa'ya, bilet almış, tam trene binecek, aynı ses kulağında:
- "Binme bu trene, raydan çıkacak!
Dönmüş, bakmış yine kimse yok, trene binmemiş, gelmiş eve, sabah gazeteyi açınca tüyleri ürpermiş:
- Tren Eskişehir'de raydan çıktı şu kadar ölü, şu kadar yaralı...
Allahına şükretmiş, koşup otobüse bilet almış, tam binerken yine o ses:
- "Bu otobüse binme, freni patlayacak!
Dönmüş yine kimse yok! Dayanamamış, sormuş:
- "Sen kimsin yahu?"
- "Ben senin iyilik meleğinim!
Adam iyice kızmış:
- Ulan evlenirken neredeydin?!
fıkranın devamı

Ülkenin batısındaki küçük bir mahallenin bir sokagının neredeyse tamamı ressamlardan oluşmaktaydı. Bu mahallede, üç katlı bodur bir tugla yıgınının tepesinde iki kız arkadaşın stüdyoları bulunmaktaydı. Alt katlarında ise yaşlı bir ressam otururdu.
Günlerden bir gün genç kızın arkadaşları zatürreye yakalandı. Genç kız günden güne eriyordu. Bir gün, arkadaşı resim yaparken o da yatagında pencereden dışarı bakıyor ve sayıyordu...
Geriye dogru sayıyordu;''Oniki'' dedi, biraz sonra da ''on bir''; arkasından ''on'', sonra ''dokuz''; daha sonra, hemen birbiri ardına ''sekiz'' ve ''yedi''. Arkadaşı merakla dışarı baktı. Sayılacak ne vardı acaba?
Görünürde sadece kasvetli, bomboş bir avlu ile altı yedi metre ötedeki tugla evin çıplak duvarı vardı. Budaklı köklerinden çürümüş, yaşlı mı yaşlı bir asma, tugla duvarın yarı boyuna kadar tırmanmıştı.
Dönüp arkadaşına ''Neyin var?'' diye sordu. Hasta kız fısıltı halinde ''altı'' dedi. ''Artık hızla düşüyorlar. Üç gün önce nerdeyse yüz tane vardı. Saymaktan başım agrıyordu. Ama şimdi kolaylaştı. İşte biri daha gitti. Topu topu beş tane kaldı şimdi.'' ''Beş tane ne?'' diye sordu arkadaşı. ''Yapraklar, asmanın yaprakları. Sonuncusu da düşünce, bende mutlaka gidecegim. Hissediyorum bunu.''
Arkadaşı ona saçmalamamasını söyleyip içmesi için çorba götürdü. Fakat o; ''İşte bir tane daha gidiyor. Hayır, çorba falan istemiyorum. Bununla geriye dört tane kaldı. Hava kararmadan sonuncusunun da düştügünü görmek istiyorum.. Ondan sonra bende gidecegim.'' diyerek cevap verdi.
Genç kız uykuya daldıgında arkadaşı da alt kattaki yaşlı ressama ziyarete gitti. Bu sırada yaprak olayını da anlattı yaşlı ressama. Yukarı çıktıgında arkadaşı uyuyordu. Ertesi sabah hasta kız hemen arkadaşına perdeyi açmasını söyledi. Ama hayret! Hiç bitmeyecekmiş gibi gelen upuzun gece boyunca aralıksız yagan yagmur ve şiddetli esen rüzgardan sonra, bir asma yapragı hala yerinde duruyordu.
Sapına yakın tarafları hala koyu yeşil kalmakla birlikte, testere agzı gibi tırtıllı kenarlarına ölümün ve çürümenin sarı rengi gelmiş olan yaprak, yerden altı yedi metre yükseklikteki bir dala yigitçe asılmış duruyordu.
''Bu sonuncusu'' dedi hasta kız. ''Geceleyim mutlaka düşer diye düşünmüştüm. Rüzgarı duydum. Bu gün düşecektir, o düştügü an ben de ölecegim.'' Agır agır geçen gün sona erdiginde onlar, alacakaranlıkta bile, asma yapragının duvarın önünde sapına tutunmakta oldugunu görebiliyordu.
Derken şiddetli yagmur tekrar başladı. Hava yeteri kadar aydınlanır aydınlanmaz, genç kıza hemen perdenin açılmasını istedi. ASma yapragı hala yerindeydi. Genç kız, yattıgı yerden uzun uzun yapragı seyretti. Sonra arkadaşına seslendi; ''Münasebetsizlik ettim. Benim ne kötü bir insan oldugumu göstermek istercesine, bir kuvvet o son yapragı orada tuttu.
Ölümü istemek günahtır. Şimdi bana biraz çorba verebilirsin'' dedi. Akşam üstü gelen doktor ayrılırken; şimdi bir alt kattaki hastaya bakmam gerekiyor. Yaşlı bir ressammış sanırım. O da zatürree.
Yaşlı adam çok agır bir durumda, kurtulma umudu yok ama daha rahat eder diye bugün hastaneye kaldırılıyor'' dedi.
Ertesi gün doktor;''Tehlikeyi atlattınız, siz kazandınız'' dedi.
O gün ögleden sonra arkadaşı, iyice iyileşmiş oaln arkadaşına alt kattaki yaşlı adamı anlattı. Yaşlı adam iki gün hastanede yattıktan sonra ölmüş.
Hastalandıgı günün sabahı kapıcı onu, odasında sancıdan kıvranırken bulmuş. Papuçları, elbisesi baştan aşagı sırılsıklam, her yanı buz gibi bir haldeymiş. Öyle korkunç bir gecede nereye çıktıgına akıl sır erdirememişti kimse. Sonra, hala yanık duran gemici feneri, yerinden sürüklene sürüklene çıkarılmış bir portatif merdiven, bir de üstünde birbirine karışmış sarı, yeşil boyalarla bir palet ve saga sola saçılmış bir kaç fırça bulmuşlar. O zaman o son yapragın sırrı da çözüldü. Rüzgar estigi zaman bile yerinden oynamayan yaprak, yaşlı ressamın şahaseriydi. Yaşlı ressam, son yapragın düştügü gece oraya bir yaprak resmi yapıp yapıştırmıştı...
fıkranın devamı

Bir varmış Bir yokmuş, ülkesinde avcının biri kuşlara meraklı imiş.
Hem yemeye meraklı, hem de tutup kafese kapatıp seyretmeye, söyletip dinlemeye.
Kurmuş ormanın kuytusuna kapanı, yatmış pusuya. Tüyleri alacalı bulacalı nadir bulunur az rastlanır cinsinden bir kuş da gelmiş girmiş kapanın içine.
Avcı ortaya çıkınca kuş yalvarmaya başlamış.;'' Avcı avcı bırak beni gideyim. Yemeğe kalksan ufacığım, pişirdin mi benden bir lokma bile et çıkmaz.
Kafese kapatsan ağzımı bile açmam,ne şakırım ne konuşurum, ama beni özgür bırakacak olursan sana üç öğüt veririm ki hem çok mutlu olursun yasamda, hem de çok basarili.''
Avcı düşünmüş taşınmış: ''Eh söyle , ver bakalım su üç öğüdünü o zaman bırakırım seni,'' buyurmuş....
'' Önce...'' demiş, kus
1.Sağduyuya, akla aykırı düşecek hiç bir şeye inanma
2.Yaptığın hiç bir şeyden pişmanlık duyma,gerçekleştiremeyeceğin şeyler için üzülme
3.Asla ama asla olanaksızın peşine takılma....
Avcı söyle bir bakmış kusa,'' Bu söylediğin büyük cevherler değil, ben zaten yaşamımda her an bu prensipleri uyguluyorum. Ama fazla ise yarayacak bir kus değilsin, o yüzden sözümü tutup seni bırakacağım,'' demiş.
Kus fırlamış yakındaki bir ağacın tepesine, açmış ağzını yummuş gözünü..
'' Avcı avcı salak avcı sen beni herhangi bir kuş mu belledin? Ben bütün kuşlardan daha farklı bir kuşum.
Kalbim yakuttan benim. Kalbimin yerinde kocaman bir yakut var, beni kesip kalbimi çıkarsaydın dünyanın en zengin adamı olacaktın.
Salak avcı... dönmüş, bağırıp çağırmaya başlamış...''Avcı seni yine yakalayacağım....'' diye tepinmeye başlamış, deliye dönmüş hırsından.Hemen ağaca tırmanmaya başlamış.
Kus ağacın en üst dallarından birine adamın erişemeyeceği bir yere konmuş. Avcı üst dala erişip de kuşu yakalayayım derken yuvarlanmış ağaçtan ....
''Nasılsın bakalım?'' demiş kus, '' Öğütlerimi beğenmemiştin, ben bunların hepsini zaten biliyordum demiştin. Ben sana ne dedim önce? sağduyuya akla ters gelecek hiç bir şeye inanma. Be adam kalbi yakuttan kus olur mu? Hemen inandın, gözün döndü.Yaptığın hiç bir şeyden pişmanlık duyma, yani sonradan pişman olmamak için bir şeyi yapmadan önce iyice düşün taşın, dedim. Beni bıraktın, ardından da hemen bıraktığına pişman olup peşime düştün.
Üçüncü öğüdüm,gerçekleşmesi olanaksız bir şey için bos yere gücünü harcamaydı. Sen beni nasıl yakalarsın, ben kuşum,uçmuş uçmuş en üst dala konmuşum. Sen oraya nasıl erişirsin be adam? demiş.. ve uçmuş gitmiş............
fıkranın devamı

Hoca ormana gitmiş.Oturmuş bir dalın üstüne, başlamış kesmeye.Aşağıdan geçen bir yolcu Hocaya seslenmiş:- Be adam! İnsan oturduğu dalı keser mi ? Şimdi düşeceksin.Hoca adama aldırmamış; işine devam etmiş.Az sonra dal kırılmış.Hoca, cumburlop düşmüş.Düştüğü yerden perişan seslenmiş:
-Düşeceğimi bildin ne zaman öleceğimi de söyle bari.
fıkranın devamı

Adamın işi varmış, Ankaraya gidiyormuş, tam uçağa binerken kulağında bir
ses :
-Binme, bu uçak düşecek!
Dönmüş, bakmış, kimse yok, ama içine de bir kurt düşmüş, binmemiş.
İkinci uçağı beklerken kara haber ulaşmış :
-Uçak düştü kurtulan olmadı!
Koşmuş Haydarpaşaya, bilet almış, tam trene binecek, aynı ses kulağında
-Binme bu trene, raydan çıkacak!
Dönmüş, bakmış yine kimse yok, trene binmemiş, gelmiş eve, sabah gazeteyi açınca tüyleri ürpermiş -Tren Eskişehirde raydan çıktı şu kadar ölü, şu kadar yaralı...
Allahına şükretmiş, koşup otobüse bilet almış, tam binerken yine o ses :
-Bu otobüse binme, freni patlayacak!
Dönmüş yine kimse yok! Dayanamamış, bağırmış :
-Sen kimsin yahu?
-Ben senin iyilik meleğinim!
Adam iyice kızmış :
-Ulan evlenirken neredeydin!
fıkranın devamı

Çok çapkın ve çokda yakışıklı bir adam varmış.Yakışıklı olduğu için çok çapkınmış.Bu adamın penisinde(erkeklik organı) rahatsızlık
çıkmış.Ve ne kadar doktora gittiyse kesmemiz lazım"demiş.Adamda çok çapkın olduğu içinde kestirmek istemiyormuş.Doktor bir gün bu adama:
-"Benim babam afrikada o bu işleri bilir seni kesmekten kurtarır ama oraya gitmen lazım"demiş.Adam hemen kabul etmiş.Ve ilk uçakla afrikaya gitmiş.Yaşlı adam bunu görünce:
-"Derdin ne?"demiş.Adamda derdini anlatmış.Yaşlı adam her gece adamın
penisine merhem sürmeye başlamış.Aradan 10 gün geçmiş.Yaşlı adam yine merhemi sürmüş.Adam:
-"On gündür bunu sürüyorsunuz nasıl oldu kesmekten kurtulabilecekmiyim?"
Yaşlı adam:
-"Yok kesilmek yarın gece dolunay çıktığında kendiliğinden düşecek."
fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama