Dırt Fıkraları

loading...


Mafya babası haraçlarını toplaması için yeni bir tetikçi buldu. Seçtiği adam sağır ve dilsizdi. Çünkü baba, bu tetikçi yakalanırsa polise fazla bir şey anlatması mümkün olamaz, diye düşünüyordu... Baba, bir gün ödemelerin geciktiğini fark etti ve tetikçiyi odasına aldırttı, bir de işaret dilini bilen tercüman buldular. Tercüman işaretle sordu: - "Para nerde?" Sağır dilsiz işaretle yanıt verdi: - "Ne parası? Benim paradan maradan haberim yok. Neyden bahsettiğinizi anlamıyorum." Tercüman tercüme etti: - "Neyden bahsettiğinizi anlamıyormuş..." Baba 38'liği koltuk altından çekip sağır dilsizin beynine dayadı: - "Şimdi sor bakalım, para nerede?" Tercüman işaretle sordu: - "Para nerede?" Sağır dilsiz kan ter içinde işaretle yanıt verdi: - "Şehir merkezindeki parkta, büyük heykelin olduğu kapıdan girince soldan 3. ağacın kovuğunda yüz bin dolar var." Baba öfkeyle gürledi: - "Ne dedi?" dedi Baba. Tercüman yanıtladı: - "Dedi ki, hala neyden bahsettiğinizi anlamıyormuş, ayrıca o tetiği çekmek de biraz sıkarmış.."

fıkranın devamı

Adamın biri doktora gitmiş.Doktor tahlil sonuçlarını ve röntgen filmlerini uzun uzun incelemi
fıkranın devamı

Bir gün ingiliz fransız ve bizim temel helikopterde giderken fransız elindeki elmayı aşağı f
fıkranın devamı

Günün birinde uluslararası bir polislik yarışması yapılacakmış.Yarışmanın amacı hangi
fıkranın devamı

Mafya babası korumaya aldığı müesseselerden haraçları toplamak için yeni bir tetikçi buldu....
fıkranın devamı

Üç sarışın, detektif olmak üzere polis teşkilatına müracaat etmişler. Yapılması icap eden bir sürü imtihandan birini idare etmek işi Komiser Kâzım'a düşmüş. Komiser Kâzım birinci kıza beş saniye müddetle bir dosyadan çıkarttığı bir resmi göstermiş ve;
- ''Söyle kızım bu bir suçlunun resmi, bu adamın bariz ne özelliği var? Bunu ileride nasıl tanırsın?''.
Kız şöyle bir durmuş ve;
- ''Çok kolay adam tek gözlü''.
Komiser Kâzım resme bakmış ve;
- ''kızım bu resim profilden, yani yandan çekilmiş, tabii tek göz göreceksin''.
aynı resmi ikinci kıza gösterip aynı suali sormuş ve;
- ''Bana bak'' diye ilave etmiş, ''Doğru dürüst bir cevap ver''. İkinci kız;
- ''Bu adamı tanımak çok kolay çünkü adamın tek kulağı var''.
Komiser Kâzım "kızım" diye bağırmış.
- ''Bu resim profilden dedik ya adamın suratının öbür yanını göremiyoruz, Onun için kaç gözü, kaç kulağı olduğunu bilemeyiz''. Kâzım üçüncü kıza;
- ''kızım lütfen akıllı bir cevap vermeye çalış, beni çıldırtma bu adamın bariz özelliği nedir, bu adamı ileride nasıl tanırsın?'' diye sormuş.
Kız;
- ''Bu adam lens takıyor'' diye cevap vermiş.
Komiser Kâzım şaşkın şaşkın resme bakmış, ama adamın lens takıp takmadığını bir türlü anlayamamış. Merak etmiş, adamın dosyasını açıp okumuş, dosyadaki bilğiye göre hakikaten adam lens takıyormuş. Komiser Kâzım üçüncü kıza hayranlık içinde;
- ''Aferin be kızım doğru bilmişsin, şimdi söyle bakalım bu adamın lens taktığını resimden nasıl anlayabildin?''.
Kız;
- ''Çok kolay tek gözlü, tek kulaklı bir adamın gözlük takacak hali yok ya''...
fıkranın devamı

Mafya babası haraçlarını toplaması için yeni bir tetikçi buldu. Seçtiği adam sağır ve dilsizdi. Çünkü baba, bu tetikçi yakalanırsa polise fazla bir şey anlatması mümkün olamaz, diye düşünüyordu. Baba, bir gün ödemelerin geciktiğini fark etti ve tetikçiyi odasına aldırttı, bir de işaret dilini bilen tercüman buldular. Tercüman işaretle sordu:
"Para nerede?"
Sağır dilsiz işaretle yanıt verdi:
"Ne parası? Benim paradan maradan haberim yok. Neden bahsettiğinizi anlamıyorum."
Tercüman tercüme etti:
- "Neden bahsettiğinizi anlamıyormuş."
Baba 38'liği koltuk altından çekip sağır dilsizin beynine dayadi:
- "Şimdi sor bakalım, para nerede."
Tercüman işaretle sordu:
- "Para nerede?"
Sağır-dilsiz kan ter içinde, işaretle yanıt verdi:
- "Şehir merkezindeki parkta, büyük heykelin oldugu kapıdan girince soldan 3. ağacın kovuğunda iki yüz bin dolar var."
- "Ne söyledi?" dedi Baba.
Tercüman yanıtladı:
- "Dedi ki, hâlâ neden bahsettiğinizi anlamıyormuş, ayrıca o tetiği çekmek de biraz g.t istermiş."
fıkranın devamı

Bisikletli Meksikalı

Meksikalının biri bisikletle Amerika'dan ülkesine dönüyormuş. Elinde bir torba, ağır ağır sınır kapısına gelmiş. Kapıdaki görevli, Meksikalının elindeki torbadan şüphelenmiş ve aramak istemiş. Torbayı açınca kum dolu olduğunu görmüş. Araştırmış karıştırmış ama kumdan başka bir şeye rastlayamamış ve Meksikalının geçmesine izin vermek zorunda kalmış.

Aradan iki hafta geçmeden aynı Meksikalı yine bisikletle ve elinde bir torbayla aynı sınır kapısından geçmek istemiş. Aynı görevli yine torbadan şüphelenip aramış ve yine kumdan başka bir şey bulamamış.

Bu böyle 5, 10 kere tekrarlamış. Her seferinde aynı şekilde geçen bu adamda hiç bir şey bulamamak görevliyi çıldırtıyormuş ama yapabileceği bir şey de yokmuş. 1 yıl sonra görevli bir barda içki içerken, sınırda arayıp durduğu Meksikalının da aynı barda olduğunu görmüş. Hemen yanına gitmiş ve:
- Artık sana bir şey yapamam. Çok iyi biliyorum ki sınırdan bir şey kaçırıyordun. 1 yıldır içim içimi yiyor, lütfen bana ne kaçırdığını söyle, demiş. Meksikalı kafasını hafifçe çevirip umarsızca mırıldanmış:
- Bisiklet.
fıkranın devamı

Fransız,İngiliz ve Temel sohbet ediyorlarmış. Laf dönüp dolaşıp kadının nasıl mutlu edileceğine gelmiş
Fransız demiş ki:
- Ben karımı ayaklarından öpmeye başlarım saçlarına kadar çıkarım karım zevkten çıldırır.
Sıra İngilize gelmiş o da:
- Bende saçlarından başlar ayak parmaklarına kadar inerim ve benim karım zevkten çıldırır demiş.
Sıra bizim Temele gelmiş ve o da başlamış:
- Valla arkadaşlar ben karıyı s...yrum, s..mide perdeye sileyrum benim kari çıldurur...
fıkranın devamı

Mafya babası haraçlarını toplaması için yeni bir tetikçi buldu.
Seçtiği adam sağır ve dilsizdi.
Çünkü baba, bu tetikçi yakalanırsa polise fazla bir şey anlatması mümkün olamaz, diye düşünüyordu.
Baba, bir gün ödemelerin geciktiğini fark etti ve tetikçiyi odasına aldırttı, bir de işaret dilini bilen tercüman buldular. tercüman işaretle sordu:
- "Para nerede?" Sağır dilsiz işaretle yanıt verdi:
- "Ne parası? Benim paradan maradan haberim yok. Neyden bahsettiğinizi anlamıyorum."
Tercüman tercüme etti:
- "Neyden bahsettiğinizi anlamıyormuş." Baba 38'ligi koltuk altından çekip sağır dilsizin beynine dayadı:
- "Simdi sor bakalım, para nerede." Tercüman işaretle sordu:
- "Para nerede?" Sağır-dilsiz kan ter içinde işaretle yanıt verdi:
- "Şehir merkezindeki parkta, büyük heykelin olduğu kapıdan girince soldan 3. ağacın kovuğunda yüz bin dolar var."
- "Ne söyledi?" dedi Baba. Tercüman yanıtladı:
- "Dedi ki, hala neyden bahsettiğinizi anlamıyormuş, ayrıca o tetiği çekmek de biraz g.t istermiş."
fıkranın devamı

Uluslararası bir tıp kongresi için dünyanın dört bir yanından doktorlar, Los Angeles'in en lüks otelinde toplanmışlar. Gündüz kongre.. Gece otelin barında yarenlik.. İşini bilenler için, sonu odalarda bitebilecek avlanma fırsatı..
Yakışıklı doktor,barda yavaşça içkisini yudumlayan muhteşem afeti görünce fena heyecanlanmış, "-Tanrım ne doktorlar yaratıyorsun!" diye..
Kadın ben diyeyim Sharon Stone.. Siz deyin Raquel Welch.. Kadının yanındaki tabureye süzülmüş hemen.. Lafa başlamamın en kolay yolu, ortak meslekleri..
"-Siz ne uzmanısınız?" diye söze girmiş yakışıklı..
Duraksamadan yanıt vermiş, Doktor afet..
"-Ben penis uzmanıyım.."
"-Anlamadım!" diye küçük dilini yutarak sözünü kesmiş yakışıklı..
"-Uzmanlık dalım penistir benim." diye devam etmiş, doktor afet..
"-Dünyayı dolaşıp, çeşitli milletlerin penislerini inceliyorum. Sonra da bunun, kadının tatminindeki etkilerini.."
Yakışıklının şaşkın baktığını görünce, biraz daha açıklamış, Doktor afet..
"-Şimdi bakın; İtalyan ve İran erkekleri kadınları çıldırtmaları ile ünlüdür.. Neden mi? İtalyan erkeğinin penisi ince ama uzundur. Derinliğine uyarır. Vajinal orgazma ulaştırır kadını. İran erkeğininki ise, kısa ama kalındır. Birleşme anında klitorise baskı yapar.. Bu da klitoral orgazm sağlar.."
Bir an duraklamış Doktor afet..
"-Neler konuşuyoruz böyle? Daha tanışmadık bile ! Benim adım Marylin Taylor.. Ya sizinki?"
Ayağa kalkıp saygı ile eğilmiş yakışıklı:
"Roberto Rafsancani!.."..."

fıkranın devamı

Osman efendi, bir sabah müthiş başagrısıyla uyanır. İlaç aldıgı halde geçmez. Bir-iki gün bekler, agrı devam edince doktor çagırır. Doktor muayene eder, agrı kesiciler verir, gider. Lakin, Osman Efendi'nin başagrısı azalacagı yerde artmaya başlar. Başka doktorlar çagrılır.
Osman Efendi, Uşak'ın ileri gelenlerindendir, agrıyı kesebilene servet vaat eder. Doktorların hiç biri agrıyı durduramadıgı gibi, sebebini de bulamazlar. Uşak halkı, birbirine karışır, başagrısından geceleri uyuyamayan Osman Efendi'yi, İstanbul'a karar verirler. İstanbul'da eniyi doktorlar seferber olurlar. Röntgenler, beyin tomografileri çekilir, testler yapılır...
Görünüşe bakılırsa, Osman Efendi turp gibidir. Oysa, dayanması gittikçe zorlaşan başagrısı ve gözyaşları, hayatını çekilmez hale getirmiştir. Osman Efendi bu defa da apar topar yurtdışına götürülür. Haftalarca hastanede kalır, onlarca profesör tarafından konsültasyon ve testler yapılır. Fakat yine bir teşhis konulamaz.
Artık yerinde kalkamayan Osman Efendi'ye agrı kesici igneler verilir ve son günlerini evinde geçirmesi tavsiye edilir. Osman Efendi bitkin, ailesi perişandır. ''Kader'' denilir, Uşak'a dönülür...
Osman Efendi, yayla evinde bir odaya yatırılır ve agrı kesici ignelerle ölümü beklemeye başlar. Birgün hastanın keyfi yerine gelsin diye, Osman Efendi'nin eski berberi olan Berber Mehmet çagrılır. Berber yerinden kalkamayan Osman Efendi'yi traş ederken adamcagız derdini anlatır ve ''ölümü bekledigini'' söyler. Berber Mehmet, bir an düşünür. ''Bey'im...'' der, ''Sakın sizin burnunuz da kıl dönmüş olmasın?''. Bir bakar;''Hah, işte...'' der, ''Kıl dönmüş...'' Osman Efendi'nin şaşkın bakışlarına aldırmaksızın, çantasından cımbızı kaptıgı gibi kılı çeker. Ev halkı Osman Efendi'nin köyü ayaga kaldıran çıglıgıyla, odaya koşar. Berber Mehmet, Osman Efendi'nin elinden zor alınır ve cımbızın ucunda tuttugu yirmi santimlik kılla kapı dışarı edilir. Osman Efendi'nin kanayan burnuna, pansuman yapılır, kolonyalar koklatılır ve yaşlı adam tekrar yataga yatırılır.
Ertesi sabah Osman Efendi aylardan sonra ilk defa, rahat bir uykudan uyanır. Gözlerinin yaşarması geçmiştir. Başagrısından ise eser kalmamıştır. Dönen kılın, sinire yürüyüp gittikçe uzayarak dayanılmaz ızdıraplara yol açtıgını, doktorlar ancak o zaman keşfeder. Çözümün bu kadar basit olabilecegi kimsenin aklına gelmemiştir.
Sapasaglam ayaga kalkan Osman Efendi, berber Mehmet'i yanına çagırır ve ona bir servet bagışlar.

Şimdi bu gerçek hikayeden çıkarılacak dersler;

1. Mehmet Efendiler'in fikirleri var, dinlemek gerek.
2. Bazen büyük sorunların çok basit çözümleri olur.
3. Burnundan kıl aldırtmayanların başı çok agrıyabilir.

fıkranın devamı

Günün birinde uluslararası bir polislik yarışması yapılacakmış.Yarışmanın amacı hangi ülkenin ne kadar iyi ne kadar güvenilir bir polis teşkilatı oldugunu göstermekmiş.Yarışmanın kuralları şöle:
Bir ormana girilecek,ormandan bi aslan yakalanacak ve bu aslana jurinin önünde ben aslanım dedırtılecek.
Yarışmaya ilk önce fransız lar başlamış.Ormana girmişler bi aslan bulmuşlar.Aslana bi sopa,Jürinin önünde ben aslanım diye söyletmişler.Aynı seklıde ıngılızlerde ormana gırmısler,bi aslan bulup ben aslanım dedırtmişler.Son olarak turkler girmiş.Teşkilattada hep ünlü simalar temel,dursun,namı kemal falan neyse bunlar girmiş ormana fakat ormanda aslan yok.Ara ara yok.Tam bi hafta aramışlar.Sonra bızım temelın aklına bi fıkır gelmış.Aslan yerıne bı fil bulalım demiş Temel.Almışlar fili buna bi sopa bi sopa jüriye karşı fil bagırmış

-"Anamı siksinler ben aslanım"
fıkranın devamı

Mafya babası korumaya aldığı müesseselerden haraçları toplamak için yeni bir tetikçi buldu.Seçtiği adam sağır ve dilsizdi. Baba, yeni tetikçinin polisin eline geçerse, fazla bir şey anlatmasının mümkün olamayacağını düşünüyordu böylece..Baba, bir gün ödemelerin geciktiğini fark etti ve tetikçiye
adamlarını gönderdi. Adamların sağır dilsizle anlaşmaları mümkün olmadı tabii.Bunun üzerine "Baba" sağır dilsizi odasına aldırttı. Bir de işaret alfabesi bilen tercüman buldular.
Tercüman işaretle sordu:

"Para nerde?.."
Sağır dilsiz işaretle yanıt verdi:
"Ne parası.. Benim paradan haberim yok.. Neden bahsettiğinizi anlamıyorum."
Tercüman tercüme etti.
"Neden bahsettiğinizi anlamıyormuş.."
Baba 38liğini koltuk altından çekip sağır dilsizin beynine dayadı..
"Şimdi sor bakalım, para nerde?.."
Tercüman işaretle sordu:
"Para nerde?."
Sağır dilsiz işaretle yanıt verdi:
"Central Parkta, Batı 78inci Caddeye açılan kapıdan girince soldan üçüncü ağacın kovuğunda 100 bin dolar var."
Baba öfkeyle gürledi:
"Ne dedi?.."
Tercüman yanıtladı:

"Dediki hala neden bahsettiğinizi anlamıyormuş. Ayrıca diyor ki,o tetiği çekmeyi de kıçınız yemezmiş!.."
fıkranın devamı

 Adamın biri doktora gitmiş.Doktor tahlil sonuçlarını ve röntgen filmlerini
uzun uzun incelemiş ve adama ‘’malesef beyefendi’’ demiş .’’Fazla ömrünüz
kalmamış’’.Adam üzündütden düşecek gibi ölmüş,
‘Peki ne kadar yaşayacağım doktor’
‘On’
fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama