Dalgın Fıkraları

loading...

Adam morel sıfır, düşünceli iken bir arkadaşı gelir. Teselli amaçlı. -Hayrola dostum. Pek dalgınsın. -Bi git yav her şey de anlatılmaz ki. -Olsun yine de anlat. -Ya baktım evde süt yok. Yengen de yok. -Eee? -Git yaa her şey de anlatılmaz ki. -Dedim. Bari ineği sağayım. -Eee? -Git yaa her şey de anlatılmaz ki. -Ne oldu? -Ne olacak. Aldım bakracı, başladım ineği sağmaya. Da durmadı ki? -Ne durmadı? -İneğin kuyruğu. -Ee? -Ne Ee ya bi git başımdan her şey de anlatılmaz ki. -Ölümü gör. -Baktım olmuyor. Kuyruğunu yukardaki ağaca bağladım. -Ee? -Ee si.. derken ayakları da durmadı. Eee? -Git yaa her şey de anlatılmaz ki. -Bak konuşmam. -Tamam derken baktım olmuyor ayağını da bağladım. Tam sağayım derken öbür ayağı. -Eeee? -Git yaa her şey de anlatılmaz ki. -Küsüyorum bak? -Tamam tamam da yaa her şey de anlatılmaz ki. -Sahi ne olda hâla anlamadım. Sonra? -Sonrası mı kaldı. -Eee? -Başlarım Eee? ne. YENGEN GELDİ.
fıkranın devamı

Kadının Günlügü Bugün 3 yıl bitti... Onun karşısına gelinlikle çıktıgım günkü kadar mutluyum... Tanrım onu ne kadar seviyorum... Mükemmel bi erkek.. Cazibeli, yakışıklı anlayışlı, sevecen her şey var... Bugün cumartesi... Bıraktım arkadaşlarıyla eglensin... En sevdigi yemek olan pastırmalı kuru fasülye ile pilav yaptım... Yemek pişti demleniyor... Banyo yaptım. En sevdigi kıyafetimi giydim... Yemekten sonra, şöminenin karşısına bir şişe kırmızı şarapla uzanacagız... Eve geldi sonunda Beni öpüşü biraz soguktu... Aklı başka yerde sanki.. Aman tanrım yoksa?... Arkadaşlarıyla ne yaptıgını sordum, agzında bişeyler geveledi.. Yemekte keyfi biraz yerine gelir gibi oldu.. Ama hala dalgın.. Hala uzak.. Hala kabuguna çekilmiş.. Herhalde ÖTEKİNİ düşünüyor... Benden genç mi acaba?... İş yerindeki sarışın pazarlama temsilcisi olmasın sakın?.. Şöminenin karşısında şarabımızı yudumlarken dayanamadım, neyin var diye sordum.. Gülümsedi... Zoraki bir gülümseme.. Yok bir şeyim diye geçiştirdi... Belki de kilo alıyorum... Çok mu vırvır yapıyorum... Elini tuttum... Elimi okşadı, ama elle hissiz, parmak uçları soguk.. Stepe mi başlasam.. Çocuk mu istesem.. Yalan, yalan, yalan!... Bitti.. Bitti..Bitti.. Tanrım um... Kendimi son kez onun kollarına attım.. Aglaya aglaya uykuya dalmışım.. Erkegin Günlügü Ortada bir günlük bulunamadı... Sadece, uykuya dalmadan önce, belli belirsiz bir serzenişi yansıtan mırıltı duyuldu: Öff be takım yine yenildi... Ama kuru fasülye güzeldi..
fıkranın devamı


Barda, içki bardağına dalgın dalgın bakan bir adam oturuyordu.
Neredeyse yarım saattir bu durumu değişmemişti. Derken, kavgacı görünüşlü, azman bir kamyon sürücüsü bardan içeri girip adamın yanına tünedi, adamın elinden içki bardağını alıp bir dikişte fondipleyiverdi.
Zavallı adam ne yapacağını bilemeyip birden ağlamaya başladı.
Bunu gören azman kamyon sürücüsü insafa gelip, "Hey, kes sunu, sadece şaka yaptım, sana başka bir içki ısmarlayacağım, hic böyle ağlayan bir erkek de görmedim" dedi. Zavallı adam cevaben;
"Hayır, hiç de düşündüğün gibi değil. Bugün hayatımın en berbat günü galiba. İlkin uyuyakalmışım ve işime geç kaldım. Patronun ters günüymüş, kudurdu ve beni işten kovdu. Üzgün dargın binayi terk ederken arabamı aradım, ancak park ettiğim yerde değildi, çalınmıştı. Polise gidip durumu anlattım, ancak bir şey yapamayacaklarını söylediler. Eve dönmek için bir taksi çevirdim, taksiden inip eve girmek üzereyken cüzdanımı ve tüm kredi kartlarımı takside düşürdüğümü fark ettim. Gözden kaybolmakta olan taksiye bakakaldım. Eve girdim, o ne? Karım yatakta bahçıvanımızla sevişmiyor mu! Hırsla oradan ayrılıp bu bara geldim. Hayatıma son vermeyi, intihar etmeyi düşünüyordum. Birden sen çıkageldin ve benim zehirimi içtin."

fıkranın devamı


Taka kaptanı Temel Reis yıllardır her sabah kasasını açar ve çıkardığı bir kağıt parçasına dalgın dalgın bakarmış. Sonra onu dikkatle kasaya koyar ve kimseye emanet etmediği anahtarıyla dikkatle kilitlermiş. Tayfa merak içindeymiş, define haritası falan zannediyorlarmış. Bir gün Temel Reis ölmüş. Anahtarı koynundan alıp sararmış kağıdı çıkarmışlar.
Şöyle yazıyormuş: "Sancak sağ, iskele sol."

fıkranın devamı


İş adamı tıraş olurken bir yandan da berberiyle sohbet etmektedir.
Derken, kapının önünden ağır ağır geçmekte olan paspal bir çocuk
görürler. Berber, iş adamının kulağına fısıldar;
-"Bu çocuk var ya,dünyanın en aptal çocuklarından biridir! Bak; dikkat et şimdi..."
Berber çocuğa seslenir:
-"Ali, buraya gel!". Bunun üzerine çocuk sakince dükkana girer ve yüzündeki aptalca sırıtmayla berberi selamlar. Berber işadamının kulağına sessizce, "bak şimdi" diye fısıldar ve bir elinde beş yüz bin, diğer elinde beş milyonluk bir
banknot olduğu halde çocuğa sorar:
-"Hangisini istiyorsan alabilirsin?"
Çocuk dalgın dalgın bir beş yüz bine bir de beş milyona bakar ve sonunda beş yüz binlik banknotu hızlıca çekerek berberin elinden alır.
Berber işadamına döner ve gülerek:
-"Gördün mü? Sana söylemiştim." der.Tıraş bitince işadamı sokağa çıkar ve az ileride kendi kendine oynayan Ali'yi görür. Yanına giderek, neden beş milyonluk değil de, beş yüz binlik banknotu aldığını sorar.Çocuk hiç de aptalca olmayan bir sırıtmayla yanıt verir :
-Eğer beş milyonluğu alırsam oyun biter!"

fıkranın devamı


Hemsire hastalarin muayine edildigi kanepede uyuyor, doktor masasinda bir
tip kitabini okuyordu.
Doktorun karisi sessizce içeri girdi, kocasina arkadan yaklasti, siki siki sarilip
öptü. Doktor kadinin elinden kurtulmaya çalisarak :
- Görüyorsun ki çalisiyorum sevgilim, dedi. Daha yarim saat önce çilginca
sevistik. Simdi biraz da çalismama izin ver...

fıkranın devamı


80 yaşında bir adam doktora gider. Doktor adamın sağlığını sorduğunda adam "harika, 18 yaşında bir karım var ve benden hamile" der. Doktor bir kaç dakika düşündükten sonra adama döner ve "sana bir hikaye anlatacağım "der";
Avlanmaktan çok hoşlanan bir adam varmış. Her gün tüfeğini alarak ava gidermiş. Fakat bir gün dalgınlıkla yanına tüfek yerine şemsiyesini almış. Ormana gitmiş. Ağaçların arasında yürürken karşıda bir geyik görmüş. Hemen şemsiyeyi çıkartmış nişan almiş ve ... pat ... geyik yere yığılmış. "Adam şaşırmış ve doktora dönerek" olamaz ... başka birisi vurmuş olmalı" demiş.
Doktor "KESiNLiKLE!"

fıkranın devamı


Temel İstanbul'a gelmiş ve İstanbullu bir kızla flört etmeye başlamış. Beraber yolda yürürlerken kız dalgınlıkla bir muz kabuğuna basmış. Sendelemiş, fakat tam düşeceği sırada tekrar dengesini sağlayıp son anda yere düşmekten kurtulmuş. Ve Temele demiş ki:

- Nasıl refleksim iyi mi?

Sendelediği sırada kızın iç çamaşırı olmadığını da gören Temel cevap vermiş :

- Uyy siz ona refleks mi diyisınız ?

fıkranın devamı

Serçenin biri, bi bahar günü dalgın dalgın uçuyomuş. Bir anda farketmiş ki, bir yolun üstü...
fıkranın devamı

Nasrettin hoca pazarda dalgın yürüyormuş.etrafındaki esnafları seyrediyor.bu sırada ensesine ...
fıkranın devamı

80 yaşında bir adam muayene için doktora gider. Doktor, adamın sağlığını sorduğunda şu ce...
fıkranın devamı

Hani bazen oynadığımız oyunlardan gına gelir, arkadaşlarımıza yaptığımız eşek şakaları da bööö olur, şansa televizyonda da saçmasalak şeyler olur işte tam o zamanlarda deneyebileceğiniz eğlence şeyleri yazdım. Okuyun. Okumakla yetinmeyin, mutlaka deneyin! Çok eğleneceksiniz. Ben eğlendim, ordan biliyorum.

1-
..Bütün gün evde sıkıldık kaldık. Yetmezmiş gibi gece de oldu. Oh iyi valla. "Hadi Serkan yatağa" yı da işittik. Gidip kös kös yatıcaz di mi. Hayıııır. Böyle durumlarda yatağınızda sinin ve kulaklarınızı dört açın. Birazdan anne babanızın ön sevişme seslerini işiteceksiniz. Biraz daha bekleyin iyice kızışsınlar. Tamam şimdi yatağınızdan çıkın ve hemen yatak odalarına damlayıp kapılarını açın. En masum ifadenizi takınıp "Anne, baba çok korkuyorum bu gece aranızda yatabilir miyim?" deyin. Nasıl şok geçirmiş gibi bakıyorlar di mi şu an? Heh he he! Çok güzel. Onlara cevap verme fırsatı bırakmadan hemen koşup aralarına yatın ve iyi geceler anneciğim diye annenize en şirininden bir öpücük kondurun. Babanızın yüzündeki elinden oyuncağı alınmış küçük kardeşinizin ifadesine benzeyen ifadesine bakıp bakıp eğlenin şimdi. Heh heh he! Şebek seniii!


2-
..Bir haftadır her gece aynı numarayı yapıyoruz. Naapalım çok eğlenceli yaa! Yalnız unutmayın bir hafta birlikte olamamaları yeni çözümler bulmalarına sebep olacaktır. Klasik yalan "evlilik yıldönümü" dür. Ne hoş di mi "kutsal aile" teorisinin arkasına saklanıp eğlencenizi bölecekler. Babanız elinize sıkıştırdığı üç kuruş parayla "haydi Serkancığım doğru sinemaya" diyecek. Paniklemeyin. Eğlence daha yeni başlıyor. Mümkün olduğunca para sızdırmaya bakın. Çünkü babalar bu en "kritik" dönemlerinde ellerinde avuçlarında ne varsa verirler. "babacığım ya yemek parası" "gazoz parası" "Alaska frigo parası" "tütün destekleme alımları parası" "balık tutan şaşı kedi parası" saçmalamaktan korkmayın. Çünkü babalar bu tür kritik durumlarda annenize iç geçirerek bakmaktan ne dediğinizi duymaya, duysalar bile duyduklarını da anlamaya fırsat bulamazlar. Sadece açık avucunuzu parayla doldururlar. Tamam babanızın parası bitti. Şimdi dışarıya çıkacakmış gibi yapın. Birkaç adım atın kapıya doğru. Çaktırmadan göz ucuyla arkanıza bakın. Allahım, ağızları kulaklarında nasıl da gülümsüyorlar böyle. Canıım, ne kadar sevimliler. Şimdi geri dönün. Annenizi öpün, babanızı öper gibi yaparken çaktırmadan önceden hazırladığınız "sarışın kadın saçını" babanızın görünür bir yerine (en garantisi alnıdır) koyun. Şimdi doğru dışarı. Siz dışarıda ayakkabılarınızı bağlarken annenizle babanız birbirlerine döndüler ve ilk bağırtı "Kim bu orospuuu Necatiii!" Hah hah ha! Onlar kavga ederken siz de bir internet cafeye koşup muhteşem servetinizi harcamaya bakın.

3-
.. Annenizle babanız bir haftadır küsler. Kavgadan önce de bir hafta birlikte olmadıklarını hesaba katarsak. Yedi, seki, dokuz, on, onbir, oniki, onüç, öndööört! Hah ha ha! Tam öndört gündür sevişemiyorlar. Süpeear! Ama ama bir saniye. Babanız eve bir çiçekle döndü. Alarm. Kadınlar çiçeğe dayanamazlar. Hemen bir şeyler yapmalısınız. Ama mümkün olduğunca bunu çaktırmadan yapmalısınız. Unutmayın sizden kıllanmaya başladılar. Bu yüzden siz onları barıştırıyormuşsunuz gibi yapın. En iyi taktiktir. Büyükler her zaman yer. - Anne, babamın seni ne kadar sevdiğini biliyorsun. Barışın haydi... - Hayatta olmaz... - Ama anne! Baba sen de bi şeyler söylesene! Onu ne kadar çok sevdiğini söyle mesela... (annenizin yavaş yavaş yakınlaştığını görüyorsunuz. Doğru yoldasınız) - Yok ya seviyo muymuş? (aldırmayın, kadınlarda klasiktir, laf sokmaya bayılırlar.) - Seviyo tabi, baba sen de bir şeyler söylesene... (anneniz iyice yakınlaştı di mi babanıza, babanız da sizin işi bitirişinizi takdir ve minnet duygularıyla seyrediyor.) - Ben.. Ben... (çok güzel kekelemeye başladılar.) - Ben de... (eyvah babanız ağzını açıp bir çift laf etti. Ve dahası birbirlerine bir türlü kavuşamayan hissiyatları kabarmış iki şebek gibi bakmaya başladılar. Eyvah eyvah! Hemen şimdi) - Baba onu çok sevdiğini söylesene. Haydi ama... (Evet, daha ne duruyorsunuz bombayı patlatın!) - Haydi ama baba, telefonda Rıfkı amcaya diyordun ya, o sarışın orospu da iyiymiş hoşmuş ama annem gibi sevişemiyomuş ya! Hadi onu da söylesene anneme! - Necatiiiiiii!!! Babanız tabi ki her masum insan gibi "hayatım yemin ederim ben öyle bir şey demedim" diyecektir. Ama unutmayın ki suçlu insanlar da aynı salak cümleyi kurarlar. Anneniz babanızın saçlarını yolarken siz annenizin gözünde "doğruculuğunuzu" pekiştirmek için "anne sevişmek ne demek" diye ekleyin. Heh heh he! Anneniz iyice kudurdu değil mi? - Bir de utanmadan çocuğun önünde böyle ayıp laflar ediyosun! Bittin sen Necatiii! Buzdolabınızdan mısır patlağınızı alıp kanepeye kurulun. İyi seyirler!

4 -
.. Annenizle babanız öyle dalgın dalgın otururlarken birdenbire "anne penis ne?" "baba klitoris kim?" "malak emzirmesi ne kadar büyük?" gibi abuk sorular sorarak apışıp kalmalarına sebep olun ve onlar ne diyeceklerini bilemeden size öyle bakarlarken eğlenmeye çalışın. Hakkaten komik ifadeler...

5 -
.. Aynı durumu misafirlerle denemek daha keyfili oluyor. Bekleyin. Özellikle yemekte "Rıfkı amca anal ilişki ne demek?" gibisinden abuk bir soruyu pattadanak patlatın. Ne oldu. Hepsi panikle birbirlerine bakıyorlar değil mi? Annenizle babanızın ifadesinde birazcık da utanma var sanki. Önemsemeyin. Büyükler hep utanır zaten. Rıfkı amca önce yutkunacak (düşünme süresi) sonra da sizin çocuk masumiyetinizi düşünerek çok salakça bir cevap verecektir emin olun. -Serkancığım anal ilişki iş ilişkisi gibi bir şey. Ya heh heh he! Kendince durumu kurtardı şebek. Yılmayın hemen, bulmuşsunuz salağı, böyle fırsat kaçırılır mı? - Nasıl yani? Şimdi senle babam arasında anal ilişki mi var yani? Heh heh he! Nasıl bok gibi kaldı di mi şebek? Ne kadar eğlenceli. Masadan kalkarken bir ekstra vuruş yapmayı ihmal etmeyin... - Bundansonra okulda öğretmenim babamın mesleğini sorduğunda "babamın Rıfkı amcayla anal ilişkisi varmış diycem" Hah hah ha! Onların dehşetli ifadeleri arasında salonu tek edin...

6-
.. Bilmem bir hesap yaptınız mı arkadaşlar? Annenizle babanız manyak yöntemleriniz sayesinde aylardır sevişemiyorlar. Ve artık cinselliklerni unuttular. Birbirlerine masaymış ya da sandalyeymişler gibi gibi ruhsuz davranıyorlar değil mi? Takdir edersiniz ki böylebir durumda "manyaklık yapma zemini" de tamamen yitirilmiş oluyor. Ama üzülmeyin. Kolayı var. Ailece televizyon karşısına kurulup "Haziran Gecesi'nin" 48. tekranını izlerken önceden kanepeye konuşlandırdığınız kumandanın üzerine RTL zappinglenecek şekilde oturun. Büyük ihtimalle o sırada erotik bir reklam olacaktır. (kablolu yayını olmayan arkadaşlara video kanalı önerilir) Ve annenizle bananızın gözleri faltaşı gibi açılacak ve unuttukları cinsellikleri zank diye tekrar geri gelecektir. Memee... Kalçaa... Adam... Adele... Ohşş! Ardından hemen şöyle bir cümleyle karşılaşacaksınız, sakın şaşırmayın. - Haydi uyku zamanı Serkan! Hah hah ha! Amma saflar di mi? Canlarım benim. Bırakın koşar adım odalarına gitsinler. Siz biraz oyalanın. İlk ön sevişme seslerini duyduğunuzda da kapılarına dayanın. Psikopat çocuğun Dönüşü-30 - Anne, baba çok korkuyorum. Yine aranızda yatabilir miyim? Hah hah hah!

fıkranın devamı

Kadının Günlügü
Bugün 3 yıl bitti...
Onun karşısına gelinlikle çıktıgım günkü kadar mutluyum...
Tanrım onu ne kadar seviyorum...
Mükemmel bi erkek.. Cazibeli, yakışıklı anlayışlı, sevecen her şey var...
Bugün cumartesi... Bıraktım arkadaşlarıyla eglensin...
En sevdigi yemek olan pastırmalı kuru fasülye ile pilav yaptım... Yemek pişti demleniyor...
Banyo yaptım. En sevdigi kıyafetimi giydim...
Yemekten sonra, şöminenin karşısına bir şişe kırmızı şarapla uzanacagız...
Eve geldi sonunda
Beni öpüşü biraz soguktu... Aklı başka yerde sanki..
Aman tanrım yoksa?...
Arkadaşlarıyla ne yaptıgını sordum, agzında bişeyler geveledi..
Yemekte keyfi biraz yerine gelir gibi oldu.. Ama hala dalgın.. Hala uzak.. Hala kabuguna çekilmiş..
Herhalde ÖTEKİNİ düşünüyor...
Benden genç mi acaba?...
İş yerindeki sarışın pazarlama temsilcisi olmasın sakın?..
Şöminenin karşısında şarabımızı yudumlarken dayanamadım, neyin var diye sordum..
Gülümsedi... Zoraki bir gülümseme..
Yok bir şeyim diye geçiştirdi...
Belki de kilo alıyorum...
Çok mu vırvır yapıyorum...
Elini tuttum...
Elimi okşadı, ama elle hissiz, parmak uçları soguk..
Stepe mi başlasam..
Çocuk mu istesem..
Yalan, yalan, yalan!...
Bitti.. Bitti..Bitti.. Tanrım um...
Kendimi son kez onun kollarına attım..
Aglaya aglaya uykuya dalmışım..

Erkegin Günlügü
Ortada bir günlük bulunamadı...
Sadece, uykuya dalmadan önce, belli belirsiz bir serzenişi yansıtan mırıltı duyuldu:
Öff be takım yine yenildi... Ama kuru fasülye güzeldi..

fıkranın devamı

Bir gün arkadaslarla okuldaki deneme sınavından cıkıp stada gittik.
O günde Erciyesspor'un-Orduspor'la macı var.
Neyse mactayız dondurucuda bi soguk.
Arkamızdada bazı liseliler var.arkamızdaki iki liseleli cep telofonlarından konusurken digeri yandakine sormus senin telefonun markası ne diye. O da C60 diye cevap verdi.yanımdaki dalgın arkadasda kim atmıs diye bi soru sormaz mı.? Biz bi yandan kahkaha atıyoruz bi yandanda c60 diyoruz hala kim atmıs diyor,en sonunda olayı anladıgında yüzündeki salaklıgı görmeliydiniz...


fıkranın devamı

Arapların nüktedan şahsiyetlerinden biri olan Cuha çocukluğunda bir terzinin yanında çıraklık yapıyormuş.
Bir gün ustası dükkana bir kase bal getirmiş. Bir iş için dükkandan ayrılırken de Cuha'ya "Bu kâsede zehir var. Aman yerim deme; ölürsün yoksa!" diye sıkı sıkı tembihlemiş.
Cuha da "Benim neyime?" demiş ama usta gider gitmez elindeki yamanacak elbiseyi sarrafa okutup bir somun ekmek almış ve afiyetle balı yemiş.
Ustası dönüp de yamanacak elbiseyi sorunca Cuha "Dövmezsen doğruyu söylerim. Dalgınlığıma geldi, elbiseyi çaldırdım. Beni dövmenden korktuğum için şu zehiri yiyip öleyim dedim. Kâsedeki zehrin hepsini yedim. Ama hala yaşıyorum. Gerisini sen bilirsin artık!" demiş.
fıkranın devamı

Temel yolda giderken bir anlık dalgınlık sonucu karşı yönden gelen bir arabayla çarpışmış.
Hemen arabadan çıkan Temel karşı aracın sürücüsünü kontrol etmiş.
- Geçmiş olsun kardeş birşeyin yoktur umarım.
diyerek karşı tarafın sürücüsünü teselli etmiş.
Bu arada arabasının torpidosundan küçük bir şişe viski alıp diğer sürücüye uzatmış
- İç kardeş rahatlarsın.
demiş.
Karşı aracın sürücüsü teşekkür ederek bir iki yudum almış sonra Temel'e.
- Sen içmiyormusun kardeş.
demiş Temel de
- Ben polisler gelip rapor tuttuktan sonra içeceğim.
demiş.


fıkranın devamı

Temel İstanbul'a gelmiş ve İstanbullu bir kızla flört etmeye başlamış.
Beraber yolda yürürlerken kız dalgınlıkla bir muz kabuğuna basmış. Sendelemiş,
fakat tam düşeceği sırada tekrar dengesini sağlayıp son anda yere düşmekten kurtulmuş.
Ve Temele demiş ki:
- Nasıl refleksim iyi mi?
Sendelediği sırada kızın iç çamaşırı olmadığını da gören Temel cevap vermiş :
- Uyy siz ona refleks mi diyisınız ?

fıkranın devamı

Bir otobüs dolusu politikacı seçim kampanyası için TEKSAS' ta dolaşıyorlarmış. Otobüs büyük bir çiftliğin yanından geçerken, otobüs şoförün dalgınlığı yüzünden derin bir şarampole uçmuş. Çiftçi koşarak gelmiş, gece kurda kusa yem olmasınlar diye cesetleri gömmeye başlamış. Ertesi sabah, Şerif soruşturma için çiftliğe gelmiş. Çiftçiye sormuş: "Otobüsteki bütün politikacıları gömdün demek...Hepsi de ölüydü, eminsin değil mi?" Çiftçi cevap vermiş: "Bazıları yaşadıklarını iddia ettiler ama politikacıları bilirsiniz. Nasıl yalan söylerler! ".

fıkranın devamı

İş adamı traş olurken bir yandan da berberiyle sohbet etmektedir.

Derken, kapının önünden ağır ağır geçmekte olan paspal bir çocuk görürler. Berber, iş adamının kulağına fısıldar; "Bu çocuk var ya, dünyanın en aptal çocuklarından biridir! Bak; dikkat et şimdi..."

Berber çocuğa seslenir: "Ali, buraya gel!". Bunun üzerine çocuk sakince dükkana girer ve yüzündeki aptalca sırıtmayla berberi selamlar.

Berber işadamının kulağına sessizce, "bak şimdi" diye fısıldar ve bir elinde bir milyon, diger elinde yirmimilyon'luk bir banknot olduğu halde çocuğa sorar: "Hangisini istiyorsan alabilirsin?"

Çocuk dalgın dalgın bir bir milyona bir de yirmimilyona bakar ve sonunda bir milyonluk banknotu hızlıca çekerek berberin elinden alır.

Berber işadamına döner ve gülerek: "Gördün mü? Sana söylemiştim." der.Traş bitince işadamı sokağa çıkar ve az ileride kendi kendine oynayan Ali'yi görür. Yanına giderek, neden yirmimilyonluk değil de, bir milyonluk banknotu aldığını sorar.

Çocuk hiç de aptalca olmayan bir sırıtmayla yanıt verir:

"Hehehe... Eğer yirmimilyonluğu alırsam oyun biter.

fıkranın devamı

Serçenin bir tanesi bahar günü dalgın dalgın uçuyormuş.
Bir anda farketmiş ki, bir yolun üstünde uçuyo ve karşıdan da
motorsikletli bir adam geliyo.
Her ikisi de çarpışmayı engellemek için ellerinden geleni yapmışlar ama nafile...
Serçe "çotaaank" diye kaska çarpıp düşmüş.
Şimdi, motorcu arkadaşımız, Allahı var sıkı bi hayvansever.
Doğal olarak hemen atlamış motordan ; koşmuş serçenin yanına.
Serçe baygın yatıyo.. Kıyamamış, bırakamamış yolda; almış getirmiş eve.
Eskiden kalma bi de kafesi var evde.. Baygın serçeyi kafesin içine
güzelce yerleştirmiş..
Yanına da az biraz su, az biraz ekmek koymuş, vurmuş kafayı yatmış....
Bizim serçe bi müddet sonra ayılmaya başlamış..
Daha tam seçemiyo ortalığı.. Hafif bulanıklık var yani...
Bi bakmış parmaklık, ekmek, su falan var bulunduğu yerde...
Birden dank etmiş vaziyet:
- Motorcuyu öldürmüşüz beaaa ...!!!!!!

fıkranın devamı

80 yaşındaki Ahmet Bey doktora gider. Doktor sorar:
- Neyiniz var Ahmet Bey?
- Hiç bir şeyim yok, turp gibiyim ve 18 yaşındaki karımdan bir çocuk sahibi olacağım. Doktor bunun üzerine Ahmet Bey'e bir hikaye anlatmaya başlar:
- Avcının biri her gün tüfeğini alarak geyik avına çıkarmış. Bir gün tüfeği yerine dalgınlıkla şemsiyesini almış. Ormanda ilerlerken karşısına kocaman bir geyik çıkmış. Avcı şemsiyesini geyiğe doğrultmuş ve PAAT. Geyik yere yığılmış.
Ahmet Bey hemen atılır:
- Öyle şey mi olur? Başkası vurmuştur. Doktor cevap verir:
- Kesinlikle!

fıkranın devamı

Hemşire klinikte masasında uyukluyor, doktor masasında bir tıp kitabını okuyordu.
Doktorun karısı sessizce içeri girdi, kocasına arkadan yaklaştı, sıkı sıkı sarılıp öptü.
Doktor kadının elinden kurtulmaya çalışarak;
"- Görüyorsun ki çalışıyorum sevgilim!" dedi.
"-Daha yarım saat önce çılgınca seviştik.Şimdi biraz da çalışmama izin ver..!"

fıkranın devamı

İş adamı tıraş olurken bir yandan da berberiyle sohbet etmektedir.
Derken, kapının önünden ağır ağır geçmekte olan paspal bir çocuk
görürler. Berber, iş adamının kulağına fısıldar;
-"Bu çocuk var ya,dünyanın en aptal çocuklarından biridir! Bak; dikkat et şimdi..."
Berber çocuğa seslenir:
-"Ali, buraya gel!". Bunun üzerine çocuk sakince dükkana girer ve yüzündeki aptalca sırıtmayla berberi selamlar. Berber işadamının kulağına sessizce, "bak şimdi" diye fısıldar ve bir elinde beş yüz bin, diğer elinde beş milyonluk bir
banknot olduğu halde çocuğa sorar:
-"Hangisini istiyorsan alabilirsin?"
Çocuk dalgın dalgın bir beş yüz bine bir de beş milyona bakar ve sonunda beş yüz binlik banknotu hızlıca çekerek berberin elinden alır.
Berber işadamına döner ve gülerek:
-"Gördün mü? Sana söylemiştim." der.Tıraş bitince işadamı sokağa çıkar ve az ileride kendi kendine oynayan Ali'yi görür. Yanına giderek, neden beş milyonluk değil de, beş yüz binlik banknotu aldığını sorar.Çocuk hiç de aptalca olmayan bir sırıtmayla yanıt verir :
-Eğer beş milyonluğu alırsam oyun biter!"
fıkranın devamı

Brenda yamaç tırmanışı yapmak isteyen genç bir kadındı.
Bir gün cesaretini toplayarak bir grup tırmanışına katildi.
Tırmanacakları yere vardıklarında, neredeyse duvar gibi dik, büyük ve kayalık bir yamaç çıktı karsılarına.
Tüm korkularına rağmen, Brenda azimliydi. Emniyet kemerini takti, ipi yakaladı ve kayanın dik yüzüne tırmanmaya başladı.
Bir süre tırmandıktan sonra, nefeslenebileceği bir oyuk buldu..
Orada asili dururken, gruptan yukarıda ipi tutan kişi dalgınlığa düşerek ipi gevşetiverdi. Aniden boşalan ip, hızla Branda'nin gözüne çarparak lensinin düşmesine neden oldu.
Lens çok küçüktü ve bulunması neredeyse imkansızdı.
Lens yamacın ortasında bir yerlerde kalmıştı ve Brenda artık bulanık görüyordu. Ümitsizlik içinde Brenda, lensini bulması için Allah'a dua edebilirdi yalnızca..
Ve içten içe düşünüp dua etmeye başladı.

"Allah'ım! Sen bu anda buradaki tüm dağları görürsün.
Bu dağlar üzerindeki her bir taşı ve yaprağı bildiğin gibi, benim lensimin yerini de biliyorsun. Onu bulmama yardim et."

Patikalardan yürüyerek aşağı indiler. aşağı indiklerinde, tırmanmak üzere oraya doğru gelen yeni bir grup gördüler. İçlerinden biri

"Aranızda lens kaybeden var mi?" diye bağırdı.
Brenda'nın sonradan öğrendiğine göre, lensi bir karınca taşıyordu ve karınca yürüdükçe yavaşça kayanın üzerinde hareket edip parlayan lens kızların dikkatini çekmişti.

Eve döndüklerinde Brenda lensini nasıl bulduklarını babasına anlatacak ve bir karikatürcü olan babası da ağzıyla lens taşıyan bir karınca resmi çizerek, karıncanın üzerindeki baloncuğa şunları yazacaktı:

"Allah'ım! Bu nesneyi neden taşıdığımı bilemiyorum. Bunu yiyemem ve neredeyse taşıyamayacağım kadar ağır. Ama istediğin sadece bunu taşımamsa, senin için taşıyacağım..."

"BU YÜKÜ NİYE TAŞIYORUM" demeyin....
fıkranın devamı

Brenda yamaç tırmanışı yapmak isteyen genç bir kadındı.

Bir gün cesaretini toplayarak bir grup tırmanışına katildi.

Tırmanacakları yere vardıklarında, neredeyse duvar gibi dik, büyük ve kayalık bir yamaç çıktı karsılarına.

Tüm korkularına rağmen, Brenda azimliydi. Emniyet kemerini taktı, ipi yakaladı ve kayanın dik yüzüne tırmanmaya başladı.

Bir süre tırmandıktan sonra, nefeslenebileceği bir oyuk buldu..

Orada asılı dururken, gruptan yukarıda ipi tutan kişi dalgınlığa düşerek ipi gevşetiverdi. Aniden boşalan ip, hızla Branda'nin gözüne çarparak lensinin düşmesine neden oldu.

Lens çok küçüktü ve bulunması neredeyse imkansızdı.

Lens yamacın ortasında bir yerlerde kalmıştı ve Brenda artık bulanık görüyordu. Ümitsizlik içinde Brenda, lensini bulması için Allah'a dua edebilirdi yalnızca..

Ve içten içe düşünüp dua etmeye başladı.

"Allah'ım! Sen bu anda buradaki tüm dağları görürsün.

Bu dağlar üzerindeki her bir taşı ve yaprağı bildiğin gibi,

benim lensimin yerini de biliyorsun. Onu bulmama yardim et."

Patikalardan yürüyerek aşağı indiler. Aşağı indiklerinde, tırmanmak üzere oraya doğru gelen yeni bir grup gördüler. İçlerinden biri

"Aranızda lens kaybeden var mi?" diye bağırdı.

Brenda'nın sonradan öğrendiğine göre, lensi bir karınca taşıyordu ve karınca yürüdükçe yavaşça kayanın üzerinde hareket edip parlayan lens kızların dikkatini çekmişti.

Eve döndüklerinde Brenda lensini nasıl bulduklarını babasına
anlatacak ve bir karikatürcü olan babası da ağzıyla lens taşıyan bir karınca resmi çizerek, karıncanın üzerindeki baloncuğa şunları yazacaktı:

"Allah'ım! Bu nesneyi neden taşıdığımı bilemiyorum.

Bunu yiyemem ve neredeyse taşıyamayacağım kadar ağır.

Ama istediğin sadece bunu taşımamsa, senin için taşıyacağım..."

"BU YÜKÜ NİYE TAŞIYORUM" demeyin.....

fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama