Delikten Fıkraları

loading...

Akıl hastanesine yeni atanan müdür hastaneyi dolaşmaya karar vermiş. dolaşırken hastanesinin dışarıya bakan duvarının dibinde bir grup akıl hastasının tek sıra olup duvardaki bir delikten baktıklarını görmüş. merak içinde yanlarına giderek : -yahu hepiniz toplanmış burada ne yapıyorsunuz. -hiçbir şey yapmıyoruz sadece bu delikten dışarı bakıyoruz... Bunun üzerine müdür hastaları kenara iterek : -durun birde ben bakayım, demiş ve delikten dışarıya doğru bakmış. birde ne görsün delik kapalı ve hiçbir şey görünmüyor. hiddetle akıl hastalarına dönerek : -yahu, demiş, ben baktım bu delikten dışarı bir şey görünmüyor peki siz ne görüyorsunuz : -deliler hep bir ağızdan müdür bey, demiş. biz yıllardan beri bakıyoruz bir şey göremedik siz bir bakışta nasıl göreceksiniz ki.
fıkranın devamı


Olayin kahramani Karadenizli bir vatandasimiz...Yillar once istanbul"a yerlesen bu vatandasimizin evine gece evde bulunmadigi bir sirada hirsiz girer.Ertesi gun polis gelir; hirsizin eve nasil girdigini arastirmaya baslar.Zemin kattaki eve, kapinin ust tarafindaki camda bir el buyuklugunde delik acilarak,buradan da ic taraftaki kapi koluna uzanarak girildigi anlasilir...
Polisler zabit tutmus, evi terkedecekler...
O an.. Yaklasik yarim saattir camdaki delige bakip derin dusunceler icinde kafasini kasiyan ev sahibi dikkatlerini ceker.
Polislerden biri dayanamayip sorar:
- Hemserim, delige nicin boyle uzun uzun bakip dusunursun?.
Anlayamadigin birsey mi var? Karadenizli yurttasimiz:

- Hacan der, herseyi anladim anlamasina da...

Koca adam nasil oldu da bu kucucuk delikten iceriye girdi, onu anlamaya calisayrum!..

fıkranın devamı


Akıl hastanesine yeni atanan müdür hastaneyi dolaşmaya karar vermiş. dolaşırken hastanesinin dışarıya bakan duvarının dibinde bir grup akıl hastasının tek sıra olup duvardaki bir delikten baktıklarını görmüş. merak içinde yanlarına giderek :
-yahu hepiniz toplanmış burada ne yapıyorsunuz.
-hiçbir şey yapmıyoruz sadece bu delikten dışarı bakıyoruz...
Bunun üzerine müdür hastaları kenara iterek :
-durun birde ben bakayım, demiş ve delikten dışarıya doğru bakmış. birde ne görsün delik kapalı ve hiçbir şey görünmüyor. hiddetle akıl hastalarına dönerek :
-yahu, demiş, ben baktım bu delikten dışarı bir şey görünmüyor peki siz ne görüyorsunuz :
-deliler hep bir ağızdan müdür bey, demiş. biz yıllardan beri bakıyoruz bir şey göremedik siz bir bakışta nasıl göreceksiniz ki.

fıkranın devamı


Dört kisilik avci grubu, rehber olarak tuttuklari tecrübeli avci Temel'in önderliginde ormanda ilerlemektedirler. Karsilarina küçük bir delik çikar. Temel:
- Yatin yere, tavsan deligi ! Bütün avcilar yere yatarlar. Gerçekten bir müddet sonra delikten tavsan çikar. Avcilar hemen vururlar. Tekrar yürümeye baslarlar. Bir süre sonra büyükçe bir delik çikar karsilarina. Temel :
- Yatin yere, tilki deligi ! Yatarlar. Biraz sonra tilki çikar. Onu da vururlar. Tekrar yola düserler. Bu defa daha büyük bir delik çikar. Temel :
- Yatin yere, ayi ini ! Yere yatarlar ve çikan ayiyi vururlar. iyice keyiflanan avcilar yürümeye devam ederler. Kisa bir zamansonra kocaman bir deligin basinda dururlar. Acemiler hep birden Temel'e bakar. Temel :
- Usaklar ne çikacagini bilmiyorum. Ama yatin yere, ne çikarsa bahtimiza ! . . . Ertesi gün gazetelerde :
`Dört avci tren altinda can verdi...'

fıkranın devamı

Bir saatten beri suyun içindeydiler. Sarışın Kiz, kendisine yüzme ögrettigini söyleyen sevgil...
fıkranın devamı

Kadinin biri kocasini yan komsuyula aldatiyormus. tahtaya actiklari delikten islerini bitiriyorlarmi...
fıkranın devamı

Temel ile İdris avcılığa merak sarmışlar ve bu işi pirinden ögrenmeyi kafaya koymuşlar. Duy...
fıkranın devamı

Adamin biri deliler hastanesini gezmeye gitmis.Bakmis deliler kapidaki delikten iceri dogru bakiyorl...
fıkranın devamı

Temel bir köşkte çalışmaya başlamış. Köşkün hanımı Temel'i ikaz etmiş,-Kapıyı vurmad...
fıkranın devamı

1998 yılının Temmuz ayında saat 12 veya 1 tam emin değildim kapı çaldı.Evde herkes uyuyordu.Ben o zamanlar 13 yaşındaydım.Korka korka kapıyı açtım ve bir de ne göreyim kapıda upuzun bir yılan!Yılanı görür görmez çığlık attım ve bayılmışım.Uyandığımda sabah olmuştu.Annem o saat kapının önünde ne aradığımı sordu.Bende yılan gördüğümü anlattım.Benim rüya gördüğümü söylediler.Geldiklerinde yılan falan olmadığını söylediler.Neyse ertesi günün gecesi uyuyamıyordum.Her an kapı çalacak diye korkuyordum.Maalesef korktuğum başıma geldi.Kapı çaldı.Hemen annemin yanına gidip onu uyandırdım.Kapı o zaman hala çalıyordu.Anneme söylediğimde bana inanmayıp,kapı zilinide duymadığını söylüyordu.Aklımı oynatacak gibi oldum.Sonra beni yatağıma götürdü.O gidince kapıyı korkarak açtım.Bu sefer karanlıktı ve hiçbirşey yoktu.Kapıyı kapatacakken bir ses duydum ama hemen kapıyı kapattım.Delikten baktığımda ise temiz yüzlü güzel bir kız gördüm.Hemen kapıyı açtım.Keşke açmaz olaydım.Kocaman gözlü ayakları olmayan elimde asası olan bir şey gördüm ve bağırdım.O hemen yok oldu.Sabah uyandığımda elime bir not sıkıştırılmıştı.İçinde belki bir gün başarırım yazısı vardı.Şuan 34 yaşındayım fakat zannediyorum hala başaramamış.
fıkranın devamı

Çapkın futbolcu, New York ta dolaşırken gözü tuhaf bir otomatik makinaya ilişir. Makinanın üzerinde garip bir yazı vardır.
"Bu işi karınızdan daha iyi beceririm."
Şaşkın bir durumda makinanın çalışmasını izlemeye koyulur. Adamın biri gelir, pantolonunun önünü açar ve vücudunun altını makinaya iyice yapıştırır, biraz bekler ve memnun, önünü ilikler gider. Çapkın futbolcu yeteri kadar tahrik olmuş durumda makinaya yaraşır, madeni bir doları delikten atar, pantolonunun önünü açar ve biraz önce izlediği adam gibi makinaya yapışır. İşte o zaman korkunç çığlıklar duyulur ve zavallı kendinin makinadan kurtardığı zaman , aletinin üzerinde bir düğme dikilidir.
fıkranın devamı

Pamuk Prenses, cücelerin evine geldikten sonra 7 tane cüce, prensesin tüm gün ne yaptığını merak etmişler. Sabahleyin evden çıkıp arka tarafa geçmişler ve arka arkaya dizilerek bir delikten içeriye bakmaya başlamışlar. En öndeki prensesin ne yaptığını söylüyor, arkadakiler ise sırayla birbirlerine fısıldanıyorlarmış.
- Prenses banyoya doğru ilerliyor!
- Prenses banyoya doğru ilerliyor!
- Prenses banyoya doğru ilerliyor...
- Banyoya girdi!
- Banyoya girdi!
- Banyoya girdi!..
- Duşu açtı!
- Duşu açtı!
- Duşu açtı!..
- Sabunu aldı!
- Sabunu aldı!
- Sabunu aldı!..
- Sabunu düşürdü!
- Sabunu düşürdü!
- Sabunu düşürdü!..
- Eğildi!
- Eğildi!
- Eğildi!..
- Kalktı!
- Benimki de!
-Benimki de!Benimki de!..
fıkranın devamı

Bir otel odasinda bir adamın karısı yan odada bulunan adamla işi pişirir,ve duvarın aşağısına bir delik açarlar oradan işi götürürler,parololarıda melemez'miş,adamın veya kadının canı istediğinde melemez diye seslenirlermiş.
Bundan şüphelenen kadının kocası,altdaki deliği farketmiş ve bunları takipe almış.
Adam oradan melemez diye bağırdığında karısıda deliğe yapıştırıyormuş a...ğını, adam birgün yan taraftaki adamın odasına geçmiş ve karısına melemez diye seslenmiş,karısıda yine aynı tatbikatı uygulamış ne bilsin yan taraftakinin kocası olduğunu,kocasıda hazırladığı kızgın maşayı sokmuş karısının a...ığına, ertesi akşam,yan taraftaki adam,kadına seslenmiş.
Melemez melemez,kadından çıt yok tekrar bağırmış melemez melemez,kadinin kocasıda çok sinirlenerek bağırmış delikten,a.... yandı gelemez,a.... yandı gelemez.
fıkranın devamı

Akıl hastanesine yeni atanan müdür hastaneyi dolaşmaya karar vermiş. dolaşırken hastanesinin dışarıya bakan duvarının dibinde bir grup akıl hastasının tek sıra olup duvardaki bir delikten baktıklarını görmüş. merak içinde yanlarına giderek :
-yahu hepiniz toplanmış burada ne yapıyorsunuz.
-hiçbir şey yapmıyoruz sadece bu delikten dışarı bakıyoruz...
Bunun üzerine müdür hastaları kenara iterek :
-durun birde ben bakayım, demiş ve delikten dışarıya doğru bakmış. birde ne görsün delik kapalı ve hiçbir şey görünmüyor. hiddetle akıl hastalarına dönerek :
-yahu, demiş, ben baktım bu delikten dışarı bir şey görünmüyor peki siz ne görüyorsunuz :
-deliler hep bir ağızdan müdür bey, demiş. biz yıllardan beri bakıyoruz bir şey göremedik siz bir bakışta nasıl göreceksiniz ki.
fıkranın devamı

Akıl hastanesine yeni atanan doktor, koridorlarda dolaşırken birde bakmış, otuz kırk kadar hasta sıraya girmişler, bir kapıdali delikten içeri bakıyorlar, sırası geçen tekrar sıraya geçiyormuş. Bunun ne olduğunu merak eden doktor delikten bakmaya çalışınca, deliler buna engel olup,
- Sıraya geç hemşerim, bak biz sabahtan beri sıramızı bekliyoruz, diye adamı terslemişler. Çaresiz sıraya geçen doktor, onbeş yirmi dakika bekledikten sonra sıra kendisine gelince, delikten içeri bakmış fakat birşey görememiş. Bu arada arkada sırasını bekleyenler,
- Hadi kardeşim, işimiz gücümüz var seni mi bekleyeceğiz, diyerek doktoru kenara iteklemişler. Baktığından birşey anlamayan doktor tekrar sıraya geçmiş, sıra kendisine gelince yine bir şey görememiş, arkasındakiler itekleyip kenara atmışlar. Bunun üzerine genç doktor hastalara,
- Arkadaşlar iki defa baktığım halde hiçbir şey göremedim, neden acaba ? diye sorunca, hastalardan biri :
- Doktorcuğum, sen iki defa bakıp birşey görememişsin, biz senelerden beri baktığımız halde hiçbir şey göremiyoruz, diye cevap vermiş.
fıkranın devamı

Dört kişilik avcı grubu, tecrübeli avcı Temel'in önderliginde ormanda ilerlemektedirler. Karşılarına küçük bir delik çıkar. Temel: - "Yatın yere, tavşan deliği!" Bütün avcılar yere yatarlar. Gerçekten bir müddet sonra delikten tavşan çıkar. Avcılar hemen vururlar. Tekrar yürümeye başlarlar. Bir süre sonra büyükçe bir delik çıkar karşılarına. Temel: - "Yatın yere, tilki deliği!" Yatarlar. Biraz sonra tilki çıkar. Onu da vururlar. Tekrar yola düşerler. Bu defa daha büyük bir delik çıkar. Temel: - "Yatın yere, ayı ini!" - Yere yatarlar ve çıkan ayıyı vururlar. İyice keyiflenen avcılar yürümeye devam ederler. Kısa bir zaman sonra kocaman bir deliğin başında dururlar. Acemiler hep birden Temel'e bakar. Temel: - "Uşaklar ne çıkacagını bilmiyorum. Ama yatın yere, ne çıkarsa bahtımıza!" Ertesi gün gazetelerde: - "Dört avcı tren altında can verdi."
fıkranın devamı

Büyük bir bahçede, diğer çiçeklerle birlikte huzur içinde yaşayan, çok güzel ve mis kokulu bir menekşe varmış.

Bir sabah, çiğdem tanelerinin ıslattığı başını yukarıya kaldırıp bakmış, Çok uzun ve harika bir gülün, yanında sanki bir zümrüt lamba gibi yukarıya doğru süzüldüğünü görmüş.

Mavi dudaklarını açmış ve:" Ben ne kadar şanssızım, Bunca çiçek arasında en zavallı durumda olan benim, Doğa beni çok kısa boylu ve zayıf yaratmış, Yere öylesine yakınım ki başımı kaldırıp yukarıya bakamıyorum, Güller gibi yüzümü güneşe de çeviremiyorum, "demiş.

Komşusunun bu sözlerini duyan gül gülmüş ve demiş ki: " Ne kadar garip konuşuyorsun?, Sen çok şanslısın, Ama farkında değilsin, Doğa seni harika bir koku ve güzellikle ödüllendirmiş, Bunları pek çok çiçeğe vermemiş, Şimdi deminki düşünceleri aklından çıkar ve elindeki değerlere şükret, Unutma ki kendini küçümseyenler cezalandırılır"

Menekşe yanıtlamış: "Sen, beni teselli etmeğe çalışıyorsun, Çünkü benim özlem duyduğum şeylere sen sahipsin, Üzgün birinin kalbini okşamaya çalışmak; şanslı biri için çok kolaydır, Ama güçlü birininin zayıflar arasında bir öğüt verici gibi durması da çok acımasızcadır"

Doğa, menekşe ile gül arasında geçen bu konuşmayı duymuş;yaklaşmış ve demiş ki: "Sana neler oluyor sevgili kızım, menekşe?Sen şimdiye dek çok tatlı ve mütevaziydin, Senin kalbine de aç gözlülük ve hırs girip duygularını incitti mi?"

Menekşe yalvaran bir sesle :" Oh! Yüce ve merhametli annem, senden tüm kalbimle rica ediyorum ; lütfen dualarımı kabul et ve bir tek gün için gül olmama izin ver"

Doğa yanıtlamış: "Ne istediğini bilmiyorsun, Bu, kör ihtirasının arkasında ne gibi felaketler olacağının farkında değilsin, Gül olunca çok üzüleceksin ama pişmanlığının bir faydası olmayacak"

Ama, menekşe ısrarlıymış, " Beni bir gül yap, başımı gururla yukarıya kaldırayım,"

Doğa tekrarlamış :"Sen, asi ve cahil menekşe, Senin istediğini yerine getireceğim, Ama başına bir felaket gelirse, asla bana şikayet etmeyeceksin, "

Sonra doğa esrarengiz ve büyülü parmağını uzatarak menekşenin yapraklarına dokunmuş, Menekşe, hemen başını diğer çiçeklerin arasında dimdik tutan bir güle dönüşmüş.

Akşam olduğunda, gökyüzü siyah bulutlarla kaplanmış, ve sessizliği korkunç gök gürültüleri bozmuş, Ve bardaktan boşanırcasına yağan yağmur ve şiddetli rüzgar kısa sürede bahçeyi esir almış, Fırtına, bitkilerin dallarını kırmış, köklerini topraktan sökmüş ve uzun boylu olan tüm çiçeklerin gövdeleri parçalanmış, Sadece toprağa çok yakın olan kısa boylu bitkiler hayatta kalabilmişler, Bütün bahçe, rüzgarın ve fırtınanın gazabına uğramıştı, Tüm uzun ve büyük bitkiler yerde bitkin bir halde yatıyorlarmiş, Sadece bahçe duvarının dibinde küçük bir menekşe grubu hayatta kalabilmişti.

Küçük bir menekşe başını kaldırmiş ve çevresinde diğer bitkilerin yaşamış oldukları trajediyi gözden geçiririken şöyle demiş:" Gördünüz mü?Fırtına o yaramaz çiçeklere ne yaptı?"

Derken bir başkası: "Evet, biz küçük ve toprağa yakınız, Böylece gökyüzünün gazabından kurtulduk, "demiş,

Bir başkası :"Boyumuz kısa olduğu için fırtına bize ulaşamadı, "diye söze girmiş.

Tam o sırada menekşelerin kraliçesi, kısa bir süre önce güle dönüşmüş olan menekşeyi görmüş, Zavallı, yerde çamurların içinde muhabere alanındaki sakatlanmış bir asker gibi yatıyormuş, Kraliçe, onun yerde durmakta olan başını tutmuş ve hafifçe kaldırmış, Sonra diğer menekşelere dönerek: "İşte evlatlarım!Aç gözlülüğün ve ihtirasın bir saatliğine bir güle dönüşmüş olan menekşeye ne yaptığını gördünüz, Bu görüntü sizler için ibret olmalı, "demiş.

Ölmek üzere olan gül, geriye kalan son gücünü de toplayarak çok sessiz bir şeklide: "Siz kanaatkar ve uysal aptallar, Ben fırtınadan hiç korkmadım, Dün, ben de sizler gibi halimden memnun, kanaatkar bir menekşeydim, Ama bu yetinme, benim varlığımla yaşamın fırtınaları arasında bir engeldi her zaman, Ben de şu anda sizin yaşadığınız yaşamı sürdürüyor olabilecektim, Korku içinde toprağa tutunmuş olarak, Bütün menekşelerin yaptığı gibi kışın geçmesini, karın beni sarmalamasını ve ölüme götürmesini bekleyecektim, Oysa ben, şimdi mutluyum çünkü bu küçük dünyadan çıkıp evrenin esrarlı dünyasına geçtim, Ama bunu siz yapamadınız henüz, Ben aç gözlülüğe tepeden baktım, Evet aç gözlülüğün doğası benden çok daha yüksekti ama gecenin sessizliğini dinlerken, bu dünyanın da konuşmalarını duydum, " Varlığın gerisindeki tutku var oluşumuzun gerekli amacıdır, "diyordu İşte o anda ruhum baş kaldırdı ve yüreğim varlığımın sınırlarını zorlamaya başladı, ve farkettim ki;uçurum, yıldızların şarkısını duyamaz ve işte o an küçüklüğümle savaşmaya karar verdim ve içimdeki hasretin de yaratıcı bir isteğe dönüşmesine dek bu savaş sürdü, Ve bizim o sonsuz düşlerimizin güçlü nesnesi olan Doğa, benim isteklerimi kabul etti ve o sihirli parmaklarıyla beni bir güle dönüştürdü.

Gül, bir süre sessiz kalmış, ve sonra giderek zayıflayan bir sesle; başarı ve gurur dolu bir edayla: "Bir saat de olsa çok onurlu biğr gül gibi yaşadım, bir kraliçe gibi var oldum ve dünyaya bir gülün gözleriyle baktım, Yıldızlı ve parlak gök yüzünün fısıltılarını bir gülün kulakları ile işittim ve o ışıkların zerrlerine bir gülün dokunuşuyla dokundum, Aranızda biyle bir şeyle onurlandırılılmış olanınız var mı?"

Bunları söylediken sonra başını önüne eğmiş, öksürür gibi bir sesle devam etmiş:" Şimdi öleceğim, ama ruhum amacına ulaşmış olacak, Dünyamı doğduğum o küçük delikten çok daha fazla genişlettim, Bu yaşamın desenidir, Ve bu varlığın sırrıdır, "

Sonra, gül titremiş, taç yapraklarını usulca kapatmış ve dudaklarında son derece mutlu bir gülümseyişle son nefesini vermiş, Bu gülüş; bir zafer ve Tanrı'nın ona verdiği tüm güzelliklerin gülüşüymüş...



fıkranın devamı

Dört kişilik avcı grubu, tecrübeli avcı Temelin önderliğinde ormanda ilerlemektedirler. Karşılarına küçük bir delik çıkar. Temel yatın yere tavşan deliği! Bütün avcılar yere yatarlar. Gerçekten bir müddet sonra delikten tavşan çıkar. Avcılar hemen Vururlar.
Tekrara yürümeye başlarlar. Bir süre sonra büyük bir delik çıkar karşılarına. Temel: "Yatın yere, tilki deliği!" Yatarlar. Biraz sonra tilki çıkar onu da vururlar. Tekrar düşerler.
Bu defa daha büyük bir delik çıkar. Temel:" Yatın yere ayı ini", Yere yatarlar ve çıkan ayıyı vururlar. İyice keyiflenen avcılar yürümeye devam ederler. Kısa bir zaman sonra kocaman bir deliğin başında dururlar. Acemiler hep birden Temele bakaralar. Temel:"Uşaklar ne çıkacağunu bilmeyrum. Ama yatın ne çıkarsa bahtumuza!" Ertesi gün gazetelerde:
Dört avcı tren altında can verdi...
fıkranın devamı

Temel ile İdris avcılığa merak sarmışlar ve bu işi pirinden ögrenmeyi kafaya koymuşlar. Duymuslarki bilmem ne köyunde bir Mehmet ağa varmış,bu işin piriymiş. Hangi delikten, hangi hayvan çıkar bilirmiş. Doğru Mehmet ağaya gitmişler, dertlerini anlatmışlar. Hayli yaşli bir adam olan Mehmet ağa "zaten artık benimde birilerini yetiştirmem lazım" demiş ve çıkmışlar dağlara.Ufacık bir delik çıkmış karşılarına. Mehmet ağa demiş
- "Bu delikten biraz sonra sincap çıkar."
Gerçekten iki dakika sonra çıkmış sincap, bizim avcılarda sincabı bir atışta vurmuşlar. Biraz ileride biraz daha büyük bir delik.
Mehmet ağa demis :
- "Birazdan burdan bir tavşan çıkar.", dediği gibi tavşan çıkmış gerçekten ve bizimkilerde indirmişler aşağı. Daha ileride biraz daha büyük bir delik bu defaki kurban tilki ve daha sonra daha büyük bir delikten de bir ayı avlamışlar.
Mehmet ağa
- "Ben yoruldum artık gidiyorum", demis.
Temel ile İdris biz biraz daha avlanacağız diye devam etmişler. Koca bir deliğe rastlamışlar ve beklemeye başlamışlar.
Ertesi günkü gazetelerde haber
- "Manisa treni iki kişiyi ezdi".
fıkranın devamı

Olayin kahramani Karadenizli bir vatandasimiz...Yillar once istanbula yerlesen bu vatandasimizin evine gece evde bulunmadigi bir sirada hirsiz girer.Ertesi gun polis gelir; hirsizin eve nasil girdigini arastirmaya baslar.Zemin kattaki eve, kapinin ust tarafindaki camda bir el buyuklugunde delik acilarak,buradan da ic taraftaki kapi koluna uzanarak girildigi anlasilir...
Polisler zabit tutmus, evi terkedecekler...
O an.. Yaklasik yarim saattir camdaki delige bakip derin dusunceler icinde kafasini kasiyan ev sahibi dikkatlerini ceker.
Polislerden biri dayanamayip sorar:
- Hemserim, delige nicin boyle uzun uzun bakip dusunursun?..
Anlayamadigin birsey mi var? Karadenizli yurttasimiz:
- Hacan der, herseyi anladim anlamasina da...
Koca adam nasil oldu da bu kucucuk delikten iceriye girdi, onu anlamaya calisayrum!..
fıkranın devamı

Adamin biri deliler hastanesini gezmeye gitmis.Bakmis deliler kapidaki delikten iceri dogru bakiyorlar.Bakan tekrar siraya geciyor.Devamli bir dongu gibi olay yineleniyor.Adam merak etmis oda siraya girmis. Sira kendi sine gelmis.Egilip bakmis.Zifiri karanlik hicbirsey yok. Bir tanesini dur durup sormus.:
- Yahu ben hic birsey goremedim? Deli sasirmis:
- Ulan biz iki yildir bakiyoruz birsey goremiyoruz. Sen ilk bakistami goreceksin.
fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama