Dememiş Fıkraları

loading...

kadın yaz tatilini kocasından ayrı olarak geçirmeye karar verir kocasından izin alır ve deniz kenarında bir yere gider. orada bir doktorla tanışır ve onunla arkadaşlık ederler. kocasınada her akşam tatilde gün boyu ne yaptığını anlatan bir mektup yazar ve yollar. mektuplarında hep kocacığım bir beyefendiyle taniştim doktormuş onunla sahile yüzmeye gittik, onunla bu akşam yemeğe çıktık gibi. adam çok sinirlenir ve karısına cevap olarak şunu yazar. _karıcığım sabah güneşin doğuşuda sahile in mayonun altını çıkar ve bacaklarını ayırıp güneşe doğru uzan. _kadın hiçbirşey anlamamıştır kocasına tekrar mektup yazar kocacığım mektubundan hiç birşey anlamadım nedemek istiyorsu der kocasıda nedemek isteyeceğim boşuna dememişler güneş girmeyen yere doltor girermiş diye
fıkranın devamı

naserttin hoca okula gitmiş ögretmeni baklava getirmiş nasrettin hoca yemiş ertesi gün hasta olmuş okula gidememiş çünkü baklavadan olmuş
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca’nın Köylüsü, iri yarı bir delikanlı olan Ali Can, sıcak bir yaz gününde ormana gidip odun hazırlamağa ka...
fıkranın devamı


Hasan annesini akşam yemeğine davet etmiş.
Yemek sırasında anne hep Hasan'ın ev arkadaşının ne kadar çekici olduğunu düşünmeden edememiş.
Yemek boyunca oğluyla kız arasında neler olduğu konusunda meraktan çıldırıyormuş.
Bunu farkeden Hasan ? Anneciğim Ayşe ile aramızda inan hiçbir şey yok. Biz sadece ev arkadaşıyız ? demiş.

Bir hafta kadar sonra Ayşe Hasan'a sormuş:
- Annenin yemeğe geldiği geceden beri çorba kepçesini bir türlü bulamıyorum. Nerde olduğu konusunda bir fikrin var mı?
Sence annen almış olabilir mi??
Hasan cevap vermiş:

-"Aldığını sanmıyorum ama bir e-mail gönderip ona sorayım" ve annesine şöyle yazmış:
-"Anneciğim, sana aldın demiyorum, almadın da demiyorum ama gerçek şu ki bize yemeğe geldiğinden beri çorba kepçesi kayıp"

Bir kaç saat sonra annesinden şöyle bir e-mail gelmiş:

-"Sevgili oğlum, sana Ayşe ile yatıyorsun yada yatmıyorsun demiyorum. Ama gerçek şu ki eğer o kendi yatağında uyuyor
olsaydı şimdiye kadar çorba kepçesini çoktan bulmuş olmalıydı.."

fıkranın devamı


BİR GÜN TEMEL İLE DURSUN BİR OTELE GİTMİŞLER. OTELDEKİ BİR ODAYA GİRMİŞLER.ODADA SADECE İKİ KATLI RANZA VARMIŞ.TEMEL DURSUNA BEN ALTTA SEN ÜSTE YAT DEMİŞ.DURSUN BU DEDİĞİNE HAYIR DEMEMİŞ.NEYSEKİ YATMA VAKTİ GELDİ.HERKES YATTI.ODAYA HIRSIZ GİRDİ.VE ALTTA YATAN TEMELİ DÖVMÜŞ.SONRAKİ AKŞAM Bİ DAHA HIRSIZ GİRMİŞ.HIRSIZ HİNE TEMELİ DÖVMÜŞ.TEMEL BU SEFER DURSUNA SEN ALTTA YAT BEN DE ÜSTTE YATİM DEMİŞ.TEMELİN DEDİĞİNE TAMAM DEDİ.O AKŞAM GENE HIRSIZ GİRDİ DEMİŞ Kİ ALTTAKİNİ ÇOK DÖVDÜK BİRAZ DA YUKARDAKİNİ DÖVELİM DEMİŞ.BU SIRADA DA TEMEL YERİNİ DEĞİŞTİRDİĞİ İÇİN DE DAYAK YİYEN YİNE TEMEL OLMUŞ.



fıkranın devamı


BİZİM TEMEL PARAŞÜTÇÜ OLMUŞ.BİR GÜN TEMEL'E HOCASI TEMEL GİT İKİ GÜN AİLENİ ZİYARET ET DEMİŞ GELİNCE BÜYÜK GÖSTERİ YAPACAĞIZ.TEMEL GİTMİŞ İKİ GÜN ANNESİNİ BABASINI GÖRMÜŞ HASRET GİDERMİŞ.GİDECEĞİ GÜN ANNESİ TEMEL'E OĞLUM ATLAMA SENİN PARAŞÜTÜN AÇILMAYACAK RÜYAMDA GÖRDÜM DEMİŞ.TEMEL HOCASININ YANINA VARINCA HOCASINA OLAN BİTENİ ANLATMIŞ.HOCASI TEMEL'İ İKNA EDEMEMİŞ VE SONUNDA TAMAM SEN BENİMKİNİ AL DEMİŞ.NEYSE UÇAĞA BİNMİŞLER TEMEL HOCASININ PARAŞÜTÜNÜ ALMIŞ VE ATLAMIŞ.BİRAZ GITMİŞ İPİ ÇEKMİŞ AÇILMIŞ DERKEN YANINDAN HIZLA HOCASI GEÇMİŞ.TEMEL HOCASIN ARKASINDAN BAĞIRMIŞ.HOCAM NEREYE GİDİYORSUNUZ?HOCASI TEMEL'E ''ANANIN YANINA ANANIN'' DEMİŞ



fıkranın devamı


BİR GÜN TEMEL İLE DURSUN BİR OTELE GİTMİŞLER. OTELDEKİ BİR ODAYA GİRMİŞLER.ODADA SADECE İKİ KATLI RANZA VARMIŞ.TEMEL DURSUNA BEN ALTTA SEN ÜSTE YAT DEMİŞ.DURSUN BU DEDİĞİNE HAYIR DEMEMİŞ.NEYSEKİ YATMA VAKTİ GELDİ.HERKES YATTI.ODAYA HIRSIZ GİRDİ.VE ALTTA YATAN TEMELİ DÖVMÜŞ.SONRAKİ AKŞAM Bİ DAHA HIRSIZ GİRMİŞ.HIRSIZ HİNE TEMELİ DÖVMÜŞ.TEMEL BU SEFER DURSUNA SEN ALTTA YAT BEN DE ÜSTTE YATİM DEMİŞ.TEMELİN DEDİĞİNE TAMAM DEDİ.O AKŞAM GENE HIRSIZ GİRDİ DEMİŞ Kİ ALTTAKİNİ ÇOK DÖVDÜK BİRAZ DA YUKARDAKİNİ DÖVELİM DEMİŞ.BU SIRADA DA TEMEL YERİNİ DEĞİŞTİRDİĞİ İÇİN DE DAYAK YİYEN YİNE TEMEL OLMUŞ.

fıkranın devamı


BİZİM TEMEL PARAŞÜTÇÜ OLMUŞ.BİR GÜN TEMEL'E HOCASI TEMEL GİT İKİ GÜN AİLENİ ZİYARET ET DEMİŞ GELİNCE BÜYÜK GÖSTERİ YAPACAĞIZ.TEMEL GİTMİŞ İKİ GÜN ANNESİNİ BABASINI GÖRMÜŞ HASRET GİDERMİŞ.GİDECEĞİ GÜN ANNESİ TEMEL'E OĞLUM ATLAMA SENİN PARAŞÜTÜN AÇILMAYACAK RÜYAMDA GÖRDÜM DEMİŞ.TEMEL HOCASININ YANINA VARINCA HOCASINA OLAN BİTENİ ANLATMIŞ.HOCASI TEMEL'İ İKNA EDEMEMİŞ VE SONUNDA TAMAM SEN BENİMKİNİ AL DEMİŞ.NEYSE UÇAĞA BİNMİŞLER TEMEL HOCASININ PARAŞÜTÜNÜ ALMIŞ VE ATLAMIŞ.BİRAZ GITMİŞ İPİ ÇEKMİŞ AÇILMIŞ DERKEN YANINDAN HIZLA HOCASI GEÇMİŞ.TEMEL HOCASIN ARKASINDAN BAĞIRMIŞ.HOCAM NEREYE GİDİYORSUNUZ?HOCASI TEMEL'E ''ANANIN YANINA ANANIN'' DEMİŞ

fıkranın devamı

Kadın yaz tatilini kocasından ayrı olarak geçirmeye karar verir kocasından izin alır ve deniz ...
fıkranın devamı

Kadının biri bir giyim mağazasına gelir. alacağı elbiseleri üzerinde deneyerek beğendikleri ...
fıkranın devamı

Bir gün bir baba Bastır adındaki çocuğunu bakkala gönderir. Bastır eve geldiğinde babası i...
fıkranın devamı

Temel arabasıyla giderken yoğun kar yağışıyla karşılaşmış. Vakit de geç olduğundan daha...
fıkranın devamı

Kucuk kiz sinifta Fen Bilgisi dersinde birden parmak kaldiriverdi: -"Ogretmenim ben bisey sormak ist...
fıkranın devamı

Kadın mahkemede hakime dönüp, "Şu köşedeki sefil heriften boşanmak istiyorum efendim.." demi
fıkranın devamı

Bir akşam tiyatrodan çıkmış iki erkek arkadaş yolda yürürlerken önlerinde iyi giyinmiş, ş...
fıkranın devamı

Adamın Biri...Adamın biri ata binmeye bayılırmış, binince de bayılmış.Adamın biri işi ba
fıkranın devamı

İyi ki derbi maç 6 Kasım'da oynandı. Ya 10 Kasım'da oynansaydı. Demek ki o zaman 10-0 bitecekti.

SORU: Eşek ile Aslan arasındaki fark nedir? CEVAP: Eşeği her köyde, Aslan'ı yalnız Kadıköy'de .......

Galatasaray'ın kuruluş yıldönümü değişiyormuş. Artık 1905 değil, 1906 olacakmış..

RTÜK Şükrü Saraçoğlu Stadı'nı kapatıyormuş. Çünkü Fener-Galatasaray karşılaşmaları Cim-Bom'lu çocukların ruh sağlını bozuyormuş..

Mondragon mahkemeye başvuruyormuş. Adını değiştirecekmiş. Yeni Adı: MondragALTI olacakmış.

Galatasaraylılar'a ALTIparmak, PangALTI, KonyaALTI, ALTInşehir, ALTIyol, ALTIntepsi ve ALTInoluk gibi semtlere giriş yasaklanmış..

Galatasaraylı taraftarlar artık 6'lı ganyan oynamayacak, 3'lü bahse takılacaklarmış.

Uzaylılar'ın Fenerbahçeli olduğu kanıtlanmış. Çünkü hepsinin artık altı parmağı varmış..

Derbi maçının tekrarını veren tüm TV'lere kapatma cezası geliyormuş. Çünkü Prime-time saatleri içinde erotik film (!) oynatmışlar.

Galatasaray yönetimi olumsuz şeyler çağrıştırıyor diye, KANAL 6'nın kapatılmasını, takvimlerden de 6 Kasım'ın çıkarılmasını talep etmiş.

Galatasaraylı sporculara ALTIn madalya verilmesi ve ALTIn renkli forma giymesi yasaklanmış.

Gerçekleri tarih yazar, tarihi de Galatasaray yazar.. Ama Fenerbahçe de böyle çizer..

Gerçekleri tarih yazar tarihi de Galatasaray!

BAŞLIK yine 'Cuk' oturdu.. Hakikaten de 'Gerçekleri tarih yazar, tarihi de Galatasaray' diyenler, boşuna dememişler. Şimdi hiç kimse öküzün altında, buzağı aramasın. Ve şu bilimsel (!) yazıyı okusun. Bu yazının herhangi bir kişi ya da kurum ile alakası yoktur. Hele hele alay etme (!) ile kesinlikle ilgisi yoktur. Kim ne derse desin, ülkemizin 'Batı'ya açılan (!) penceresi, medar-ı iftiharı, anlı, şanlı ve çarşamba gecesinden bu yana da 'Kanlı' Galatasarayımız yine tarih yazdı.. İsterseniz bize büyük sevinçler yaşatan bu takımımızın önceki tarihi yazılarını (!) bir hatırlayalım;

Derbi'yi, derbilikten çıkartıp, sıradan bir traş bıçağı olan 'Permatik' havasına sokan ve 127'ye 107 gibi tam 180 senede kapatabilecek (!) 20 galibiyetlik bir farka ulaşmasını sağlayan dünya yüzündeki yegane takımımız...

Bir lig maçında ilk 2 dakikada 3 kez santra yapan (Bkz; Yozgatspor maçı) bir dünya markası.

Bir derbi karşılaşmasında, biri başlama vuruşu olmak üzere tam 7 kere santraya koşan (Çemişkezek maçı!!!!) ünlü Avrupa kulübümüz..

10 kişilik ezeli rakibine 6-0 yenilerek 43 yıllık lig tarihinde müthiş bir rekora imza atan tek takımımız.

Şampiyonlar Ligi'ne katıldığı ilk sene, tek gol atarak tarihe geçen meeeeşşşhurrr ekibimiz...

Belçika'nın Anderlecht takımından 2 maçta 10 gol yiyen ve bu alanda rekor kıran tek takımımız..
fıkranın devamı

Adamın tembel mi tembel bir uşağı vardı. Bir gün uşağını üzüm ve incir almak için çarşıya gönderdi. Uşak getire getire yalnız üzüm getirmişti. Efendisi"Ne zaman seni bir iş için göndersem, birkaç işi birden yapmalısın!" diye azarladı uşağı.
Aradan bir süre geçti. Tesadüfen adamcağız hastalandı ve uşağını doktor çağırmaya gönderdi. Uşak doktorla birlikte kâri, gassal ve mezarcıyı da yanında getirmişti.
Adam yine çıkıştı uşağına:
-Bunları ne diye getirdin yanında? Sana yalnız doktor çağır demedim mi?
- Efendim, 'ne zaman seni bir iş için gönderirsem, birkaç işi birden yapmalısın' dememiş miydiniz? İşte ,tedaviniz için doktor getirdim. Tedavi kâr etmezse, başınızda Kuran okusun diye kâri getirdim. Cesedinizi gasletmesi için gassal ve gömmek için de bir mezarcı getirdim!
fıkranın devamı

Bir gece hoca karısı ile konuşurken şöyle demiş:
-Yarın hava yağmurlu olursa oduna, açık olursa tarlaya gideceğim.Karısı çıkışmış:
-Efendi inşallah de! Hoca hiddetlenmiş:
-Niçin inşallah diyeyim hatun? İki işten biri mutlaka olacak, ya o, ya bu!
Ertesi gün hava yağmurlu olduğu için ormana gitmek üzere sabahleyin erkenden evden çıkmış, biraz gittikten sonra yolda bir sipahiye rast gelmiş. Atın üzerindeki sipahi seslenmiş Hocaya:
-Bana bak baba! Filan köye nerden gidilir? Hoca da ilgisiz bir tavırla cevap vermiş:
-Bilmem.Sipahi yoluna devam etmek isteyen Hocayı bırakmamış ve kamçıyla birkaç defa şiddetle vurduktan sonra bağırmış:
-Seni gidi hain herif seni! Bilmezsin ha! Çabuk düş önüme! Sen beni ta o köye kadar götüreceksin!.Hoca bu emri yerine getirmezse başına neler geleceğini düşünerek sipahinin önüne düşmüş ve hayli uzakta bulunan köye kadar götürmüş. Fakat vakitte bir hayli geç olduğu için artık ormana gidememiş, doğruca evine gelmiş. Kapıyı çalınca karısı içerden seslenmiş:
-Kim o ? Hoca da suçlu suçlu karşılık vermiş:
-İnşallah benim hatun, aç kapıyı!
fıkranın devamı

Adamın biri çok kuvvetli öksürüyormuş, doktora gitmiş derdini anlatmış. Doktor adama yanlışlıkla öksürük ilacı yerine müshil ilacı vermiş ve demiş ki;
"- Bu ilaç sana kesinlikle iyi gelecek.Bir hafta boyunca yemeklerden sonra iç ve bitince kontrole gel."
Bir hafta sonra tekrar geldiğinde doktor adama öksürüp öksürmediğini sormuş.Adamın öksürmediğini duyunca da ;
"-Ben sana dememiş miydim!" diye böbürlenmiş.
Adam cevap vermiş:;
"-İyide Doktor Bey, cesaret edip öksüremiyorum ki..!"

fıkranın devamı

Bir zamanlar Ayaz adlı bir köle varmış. Takdir bu ya, köle birgün Sultan Mahmud'un kölesi olmuş. Sultan köleyi taşıdıgı asil karakteri sebebiyle çok sevmiş. Derken Sultan'ın öylesine itimadını kazanmış ki, bütüb sultanlıgın haznedarı tayin edilmiş ve en kıymetli ve zarif mücevherler, taşlar ona emanet edilir olmuş. Bu gelişmeyi görensaraylılar ise durumdan pek rahatsız olmuşlar. Hasretleri ve kibirleri yüzünden, sözüm ona basit köleye böyle bir mevki verilmesini vekendi rütbelerine çıkarılmasını bir türlü hazmedememişler. Bu duygular içinde, özellikle Sultan yakınlarındaysa ondan gün geçtikçe daha çok şikayet etmeye başlamışlar ve asil ruhlu kölenin itibarını zedelemek için ellerinden geleni yapmışlar. Bir gün Sultan'ın huzurunda bir saraylının digerine şöyle dedigi duyulmuş; "Köle Ayaz'ın sık sık hazineye gittigini biliyor musun? Onun mücevherlerimizi çaldıgından adım gibi eminim" Sultan buna inanmamış. "İşin aslını kendi gözlerimle görmeliyim" demiş. Duvara küçük bir delik yaptırıp, içeride olanları seyretmeye hazırlanmış. Kölenin sessizce içeri girdigini, kapıyı kapattıgını ve sandıga gittigini görmüş. Orada sakladıgı küçük bir bohçaymış bu. Bohçayı öpmüş alnına koymuş ve sonra da açmış. İçinden çıkan, köleyken giydigi yırtık pırtık bir elbise! Aynanın karşısına geçmiş. Kendi kendine, "Dahaönceleri bu elbiseyi giydigin zamanlar kim oldugunu hatırlıyor musun?" diye sormuş. "Bir hiçtin sen... Hepsi hepsi satılacak bir köleydin ve Allah, Sultan'ın eliyle sana rahmetinden belki de hiç haketmedigin nimetler lütfetti. Asla nereden geldigini unutma! Çünkü mal mülk insanın hafızasını uçurur,unutuluşlara sürükler. Şimdi sen de, nimetçe sende aşagıda olanlara kibirle bakma ve daima hatırla Ayaz, hatırla!" Sandıgı kapatmış, kilitlemiş ve sessizce kapıya dogru yürümüş. Hazine dairesinden çıkarken birden Sultan'la yüz yüze gelmiş. Sultan gözlerini Ayaz'ın yüzüne dikmiş dururken, yanaklarından aşagıya yaşlar süzülüyormuş ve bogazı öyle dügümlenmiş ki, konuşmakta güçlük çekmiş. "Bugüne kadar mücevherlerimin haznedarıydın, ama şimdi... kalbimin haznedarısın. Bana benim de önümde bir hiç oldugum kendi Sultanımın huzurunda nasıl davranmam gerektigi dersini verdin...."
fıkranın devamı

İlk karşılştığımız gün... Acele ile evden çıkmıştım.önüme bakmadan yürüyordum. Sonra birisi hızla bana çarptı.Tabi o anda ağzıma geleni saydım.Sonra giderken arkasına döndü ve bana "oğlan çocuğu gibisin.Sen ne biçim bir kızsın."dedi.Bende ona "dangalak" diye bağırdım.İşe gittim. Aslında böyle yapmamalıydım.Çok ayıp oldu edim kendi kendime. ertesi gün tekrar gördüm onu ama daha sakin davrandım.Ama sonra ne olduysa oldu ve kavga ettik.Sonra anladım ki değil özür dilemek neredeyse kavga edecektik.Sonra telefon numaramı bulmuş ve beni aradı."buluşabilir miyiz?" dedi. Bende kabul ettim.Buluştuk. Bana kız kulesinin hikayesini anlattı.Sonra da bak kral bile kaderden kaçamadı dedi. biz neden birbirimizden kaçalım bizim biraraya gelmemizde kader değil mi?Biz birbirimizin kaderiyiz."dedi.Sonra o sıcacık gülümsemesiyle bana doğru yaklaştı ve beni öptü."Benimle evlenir misin?Hayırdan başka bir cevap duymak istemiyorum."dedi.Evlendik.Çok mutluyduk.Bana hep ilk taıştığımızdaki gibi oğlan çocuğu derdi.Sonra kaza geçirdi.Yatalak kaldı.Hayata küstü.Bakkala gittim.Eve döndüğümde onu ölü buldum.Yatalak kaldığından beri bana hiç oğlan çocuğu dememişti.Yastığının altında bir zarf buldum.Üzerinde"oğlan çocuğuna" yazıyordu.Açtım. " Bak oğlan çocuğu önce bana asla ağlamayacağına söz ver.Seni ilk tanıştığımız andan son nefesimi verinceye kadar sevdim.Ölmek istedim çünkü asla sana yük olmak istemedim.Beni sevdiğini biliyorum.ve hep seveceğini de... senden birşey rica edebilir miyim?lütfen ağlama ve beni hep sev.Seni çok seviyorum ve hep seveceğim.gittiğim yerden seni izliyor olucam.Seni seviyorum be oğlan çocuğu" yazıyordu mektupta.Şimdi ne mi yapıyorum?Bir şirkette çalışıyorum.Ve onun beni izlediğini düşünerek mutlu oluyorum...Ve ona sesleniyoru: Bu oğlan çocuğu seni çok seviyor...
fıkranın devamı

Bir zamanlar, bütün duygu ve kavramların üzrinde yaşadıgı bir ada varmış. Mutluluk, Üzüntü, Bilgi ve tüm digerleri... Aşk da dahil.
Birgün, adanın sulara gömülmekte oldugu haberi gelmiş. Bunun üzerine hepsi adayı terk etmek için sandallarını hazırlamışlar.
Aşk, adada en sona kalan duygu olmuş. Çünkü mümkün olan en son ana kadar beklemek istemiş. Ada neredeyse batmak üzereyken, Aşk başka çare olmadıgı için yardım istemeye karar vermiş.
Zenginlik, çok büyük bir teknenin içindeymiş. ''Zenginlik beni de yanına alır mısın?'' diye sormuş Aşk. ''Hayır'' demiş Zenginlik, ''Alamam. Teknemde çok fazla altın ve gümüş var, senin için yer kalmadı'' Aşk, çok güzel bir yelkenlinin içindeki Kibir'den yardım istemiş. ''Kibir, lütfen bana yardım et!'' ''Sana yardım edemem Aşk. Sırılsıklamsın ve yelkenlimi mahvedebilirsin''
Üzüntü yakınlardaymış ve Aşk ona yönelmiş.
''Üzüntü, seninle geleyim.''
''Off, Aşk... O kadar kötüyüm ki, yanlız kalmaya ihtiyacım var.''
Mutluluk da Aşk'ın yanından geçmiş; ama o kadar mutluymuş ki Aşk'ın çagrısını duymamış bile.
Aşk bir ses duymuş:
''Gel Aşk! seni yanıma alacagım...''
Seslenen Aşk'tan daha yaşlıca birisiymiş. Aşk o kadar şanslı ve mutlu hissetmiş ki, onu yanına alanın kim oldugunu sormayı akıl edememiş. Yeni bir kara parçasına vardıklarında, Aşk'a yardımcı olan, yoluna devam etmiş.
Ona ne kadar borçlu oldugunu farkeden Aşk, Bilgi'ye sormuş: ''Bana yardım eden kimdi?''
''O Zaman'dı'' diye cevap vermiş Bilgi.
''Zaman mı? Neden bana yardım etti?''
Bilgi gülümsemiş:
''Çünkü sadece Zaman senin ne kadar büyük oldugunu anlayıp degerini bilebilir.''
fıkranın devamı

Günlerden bir gün aşk meleği oklarını yanlışlıkla iki kişiye fırlatır.
"Bu ne biçim melek" demeyin olmuş bir kere..
Dünyada en son aşık olması gereken iki zıt karakterdir kahramanlarımız.
Bir arada olmaması gereken bu iki karakter aslında ömürleri boyunca acı çekmişlerdir ta ki meleğimiz hayatının en büyük hatasını yapana kadar..
Oklar isimlerinin başharfi D ve M olan iki şanssız karakterimizi yaralamıştır.
O büyük buluşma gününde yarım olan karakterlerimiz D ve M diğer yarısını bulmuştur ancak ortada çok büyük bir problem vardır.
D ve M daha önce hiç hissetmedikleri ve belki başka hiçbir zaman hissedemeyecekleri güzel şeyler hissetmişlerdir ama bunun sonu olmadığından yakınıp durmuşlar bir süre..
İki karakterimizde işini gücünü bırakmış,dünyadan ve sorumlu oldukları insanlardan bihaber inzivaya çekilmişler.
Ancak bu sırada dünya birbirine girmiştir,insanlar çıldırmış,dünya sanki tersine dönmüştür sadece D ve M'nin değil tüm insanların hayatı alt üst olmuştur.
Tabii aşkın gözü kördür D ve M'nin bunun farkına varması uzun zaman almıştır bu süre içinde küçük kıyametler kopmuş D ve M ancak dostlarının uyarmasıyla durumun farkına varmışlardır.
Kahramanlarımızdan M'nin gözünün önündeki perdeler kalkıp olayın ciddiyetini fark edince D'ye artık ayrılmaları gerektiğini yoksa sadece ikisinin mutlu olması uğruna birçok insanın hayatının kararacağını anlatmıştır.
Ancak, D kabullenememiş, bunun mümkün olmayacağını, onsuz hayatın zindanda yaşamaktan farklı olmayacağını anlatmış durmuştur, fakat M kafasına koymuştur bir kere ayrılmalarının en doğru karar olacağını söylemiş,bırakıp gitmiştir D'yi..
O günden sonra D ve M hiç aramamış, sormamışlar birbirlerini..
Ama ne D mutludur ne de M..
İkiside kendilerini görevlerine adamış hep başkaları için çalışmıştır,ne bir başkasına gönül verebilmişler ne de yaşadıkları o güzel günleri unutabilmişlerdir.
D hiçbir zaman yedirememiştir,anlamamamıştır sevdiğini..
Ama gururunu yenipte gidememiştir M'ye..
M hep bu kararın en doğru karar olduğunu düşünmüş ama yürekten inanamamıştır buna sadece öyle yapması gerektiği için yapmıştır,mutsuzdur ama yapılabilecek başka bir şey yoktur.
O günden sonra D ve M aynı yerde bulunmamak için çok çabalamışlardır.
Aslında çoğu zaman buluşmuşlar mecburiyetten her buluşmada küçük kıyametler kopmuş,insanlar üzülmüş,ağlamıştır hatta kimi insanın canına mal olmuştur bu buluşma...
Merak ettiniz değilmi bu iki bahtsızın gerçek adını daha fazla meraklandırmayayım sizi.

Duygu ve Mantıktır asıl isimleri..

Dünyada en son bir araya gelmesi gereken iki geçinemeyen sevgili.
fıkranın devamı

İncili Çavuş birkaç sene padişahın hizmetinde bulunduktan sonra
izin alarak memleketine gitmiş. Orada o zamanlar Müslim adı verilen kaza kaymakamının zalim, cahil, kibirli, yıkıcı bir adam olup halka türlü türlü işkence ve mezalim ile soymakta, kasıp kavurmakta olduğunu görmüş. Bir gün ziyaretine gelmiş olan o yerin itibarlıları ve ileri gelenlerine:
-Bu zalim için neden valiye şikayet edip yenilenmesi ve değiştirilmesi hususunda çalışmıyorsunuz?
Diye sormuş, onlar da:


fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama