Diken Fıkraları

loading...


İki deli tımarhaneden kaçmaya karar vermişler. Biri ötekine: "Git bak bakalım dikenli teller yüksek mi alçak mı, eğer yüksekse altından kaçarız, alçaksa üstünden atlarız." Diğeri gitmiş, bir süre sonra geri gelmiş ve şöyle demiş: "Ne yazık ki kaçamayacağız arkadaşım çünkü hiç dikenli tel yok!"

fıkranın devamı


Iki deli timarhaneden kaçmaya karar vermisler. Biri ötekine: "Git bak bakalim dikenli teller yüksek mi alçak mi, eger yüksekse altindan kaçariz, alçaksa üstünden atlariz." Digeri gitmis, bir süre sonra geri gelmis ve söyle demis: "Ne yazik ki kaçamayacagiz arkadasim çünkü hiç dikenli tel yok!"

fıkranın devamı


Aslan ile kurt arkadas olmuslar... Açliktan kivrandiklari bir gün, ovada otlayan bir at görmüsler. Tepenin üstünde ati seyreden aslan, kurda dönüp sira ile sormus:
- Gözlerim kizardi mi?
- Evet, demis kurt.
- Kuyrugum dikildi mi?
- Evet...
- Tüylerim diken diken oldu mu?..
Kurt, yine; "Evet" deyince aslan yildirim gibi ata saldirmis ve yere devirmis... Iki arkadas, kendilerine güzel bir ziyafet çekmis.

Bir zaman sonra ayni kurt tilkiyle dolasmaya çikmis. Karinlari iyice acikmis. Tam o sirada ovada otlayan bir at görmüsler ve kurdun aklina önceki olay gelip, tilkiye sormus:
- Gözlerim kizardi mi?..
- Yooo, demis tilki.
- Kuyrugum dikildi mi?
- Hayir!
- Peki tüylerim diken diken oldu mu?..
- Olmadi, diyerek gördügü gerçegi söylemis tilki... Ama duyduklarina bozulmus olan kurt;
- Evet, desene!.. diye kükremis.
Tilki bakmis ki pabuç pahali... Çaresiz;
- Evet... Evet, evet, demis.
Marifetin, tilkiden duyacagi "evet"lerde oldugunu sanan kurt bir hisimla atin üzerine saldirmis... Saldirmis saldirmasina da, ömrünün en siki ve en güçlü çiftesini yemis!..
Tilki, cansiz bir halde ve pestil gibi önüne yigilmis olan kurdun basinda ona uzun uzun bakmis ve demis ki:
-Hah iste. Simdi gözlerin kizardi, kuyrugun dikildi ve tüylerin diken diken oldu!..

fıkranın devamı

Hayatı boyunca esrar içen adam günün birinde ölür.kendini cehennemde bomboş bir arazinin orta...
fıkranın devamı

Adamın biri gülmüş,karısı da diken ha h ha...
fıkranın devamı

Kadının aynı hastanede on ikinci doğumundan sonra doktorlar :- Bu kez rahminizdeki dikişler iç...
fıkranın devamı

McGyver markete gitmiş. Kasiyer kıza yaklaşıp, "İyi günler, ben 6 metre dikenli tel, bir tane ...
fıkranın devamı

McGyver markete gitmiş. Kasiyer kıza yaklaşıp, "İyi günler, ben 6 metre dikenli tel, bir tane ...
fıkranın devamı

Renk renk çiçeklerle bezenmis,mis kokulu bir bahçe düsünün.Iste insanligin kültür bahçesinden derlenen demette küçük bir güzellik armagani.

Olsa ile bulsayi ekmisler,hiç bitmis.
Türk Atasözü

Kör bir dilenci de hiç olmazsa çiçeklerin kokusunu duyar
Japon atasözü

Dinlemekten akil,söylemekten pismanlik dogar.
Italyan atasözü

Düsmek suç degildir,düsüp kalkmak suçtur.
Alman atasözü

Zorluk seni zorlayincaya kadar,sen zorlugu zorla.
Amerikan atasözü

Insani elbisesine göre karsilarlar,bilgisine göre agirlarlar.
Rus atasözü

Temiz bir vijdan kadar yumusak bir yastik yoktur.
Fransiz atasözü

Satin alirken kulaklarini degil,gözlerini kullan.
Çin atasözü

Düsünmeden konusmak,nisan almadan ates etmeye benzer.
Ingiliz atasözü

Baskasindan üstün olmamiz önemli degildir.Asil önemli olan sey,dünkü halimizden üstün olmamizdir.
Hint atasözü

Gençligin güzel bir yüzü,ihtiyarligin güzel bir ruhu vardir.
Isveç atasözü

Gençligin degeri bilinse,ihtiyarligin sikayeti azalir.
Türk atasözü

Sagir bir kocayla,kör bir kadin mutlu bir çifttir.
Danimarka atasözü

Kadeh içinde,denizde bogulanlardan çok daha fazla insan bogulmustur.
Alman atasözü

Yigit harpte,dost dertte,olgun adam hiddette belli olur.
Arap atasözü

Tutkunun bittigi yerde mutluluk baslar.
Macar atasözü

Mirasa "nereye gidiyorsun?" demisler"esip yagmaya,sürüp savurmaya"demis.
Türk atasözü

Bir dostunuz, yemis bahçesini geziyorsa, dalgin görünmeniz en büyük nezakettir.
Japon atasözü

Köpekle yatan pireyle kalkar.
Ispanyol atasözü

Dostunuzu sik sik ziyaret ediniz,çünkü üzerinde yürünmeyen yollar diken ve çalilarla kaplidir.
Hint atasözü

Bir kere evlenmek ödev, iki kere evlenmek eglence, üç kere evlenmek çilginliktir.
Hollanda atasözü

Asilan,hirsiz degil yakalandir.
Çek atasözü

Beyaz saç, aklin degil yasin isaretidir.
Yunan atasözü

Büyük zekalar birlikte düsünürler.
Fransiz atasözü

Sersemler, akillilarin yedi yilda cevaplandiramiyacagi sorulari bir günde sorarlar.
Ingiliz atasözü

Uyuyan tilki rüyasinda tavuk görürmüs.
Rus atasözü

Borç verirken ya parani, ya dostunu kaybedersin.
Arnavut atasözü

Cesur adamin bakisi, korkagin kilicindan daha çok düsman titretir.
Amerikan atasözü

Vaadler memleketinde insan açliktan ölür.
Danimarka atasözü

Babalar,doganin yarattigi bankerlerdir.
Fransiz atasözü

Dagin tepesine hangi yoldan çikarsan çik,manzara aynidir.
Çin atasözü

Kabahatini itiraf ederek affini iste;zira bir suçu gizlemek o suçu ikilestirir.
Arap atasözü

Kuvvetine güvenerek zayiflari hor görenin kuvveti basina bela olur.
Hint atasözü

Gözler kendilerine,kulaklar baskalarina inanirlar.
Alman atasözü


fıkranın devamı

Oglum mujde sana is buldum;nasil is? Bufede yedigun vereceksin
Temel ile Dursun Trabzonda kazi yapiyorlarmis.Kaz olmus
Guclu kollari ile beni koltuga oturttu.ustume abandi.eline aldigi kocaman aletini agzima soktu.cok canim yandi ve agzimdan kanlar akiyordu.ama curuk disimi sonunda cekmisti
Butun bisikletlere bindim, Bisan a binemedim
Dunyada ibnelik olmasaydi,dunya yuvarlak olmazdi
Doga'nin kanunu varsa Arif Sag'in sazi var
Iki uzayli benzin istasyonuna gitmisler.biri benzin pompasini tutmus dotune sokmus.Digeri ona saskin bir bakisla;bu yaptigin normal mi?demis.digeri ise:hayir kursunsuz.demis
Elleriyle beyaz vucudumu ellediler dudaklariyla emdiler,atesiyle yaktilar,bilmem ne istediler benim gibi sigaradan
Ogretmenin vurdugu yerde gul biter.Hic morarmis gul olurmu
Her gun agzina al! oksarcasina dudaklarinin arasinda gezdir!zevkin doruklarina ulastiginda dahada hizlan!ve sonraddeye gelince macunu tukur fircayi temizle dis sagligina dikkat et
Dereceye girmek icin cok calisti ama hasta oldu derece ona girdi
Gulu seven dikenine katlanir,kaktus sevenin vay haline
Daire kiralayamiyorsan,kare kirala
fıkranın devamı

Bir gün Gazneli Mahmut sırtında diken taşıyan zayıf mı zayıf bir ihtiyar gördü. Haline acıyıp "İhtiyar! Şu sıkıntıdan kurtulmak için iki üç altın mı istersin, bir eşek mi ? İki üç koyun mu, bir bağ mı? Dile benden." dedi.
- Altını ver, belime sarayım. Eşeğe binip koyunları önüme katayım. Bağa gidip ömrümün sonunda duacın olayım.
Sultan bu cevabı beğendi ve ihtiyarın dileklerini yerine getirdi.
fıkranın devamı

Bir gün Alman İngiliz ve TÜRK trenle gidiyorlarmış Alman kendi ülkesinden geçerken gülü gösterip
-'bu bizim meşur gülümüzdür biz tuvaletten çıkınca kıçımızı sileriz'demiş.
İngiliz kendi ülkesinden geçerken'
-bu bizim meşur lalemizdir biz tuvaletten çıkınca buna kıçımızı sileriz'demiş.
Sıra bizim TÜRKE gelmiş oda kendi ülkeseinden geçerken
-'bu bizim meşhur deve dikenimizdir bunada kıçınızı silinde görüyüm...
fıkranın devamı

Bir gün Temel, Fransız ve İngiliz uçakla Amerikaya gidiyorlar. İngilterenin üstünden geçerken İngiliz aşağıdaki gülleri gösterip
- Hey gidi be biz bu güllerle *ıçımızı silerdik der.
Biraz daha giderler Fransanın üstünden geçerken Fransız aşağıdaki laleleri göstererek
- Biz bu lalelerle *ötümüzü silerdik der.
Biraz daha giderler Türkiyenin üstünde geçerken Temel aşağıdaki dikenleri gösterir ve şöyle der:
- Varmı dötüne güvenen....
fıkranın devamı

Galatasaray'linin biri berberde sacini kestiriyormus.
Berberin durduk yerde "Ilk gittigin maci animsiyor musun?" diye soracagi tutmus: "Evet, ne olacak?" demis bizimki sinirli sinirli. - Hangi macti?
- Bir Fenerbahçe maciydi.
- Kadikoyde mi?
- Evet, oradaydi."
Aradan bir-iki dakika gecmis. Berber yeniden sormus:
- Hangi macti demistin?
- Fenerbahçe maci.
- Nerede nerede?
- Kadikoy dedik ya!!
Bir-iki dakika sonra yine ayni hikaye:
- Demek hayatta gittigin ilk mac bir Galatasaray - Fenerbahçe maciydi ha?.
Bizimki sinirlenerek :
- Evet be, Fener maci dedik ya !...
Berber birkac dakika sonra ayni konuyu bir daha acmaya kalkisinca bizimki isyan etmis:
-Kardesim, ilk gittigim macin Fener maci oldugunu
elli kere soyledim. Niye yeniden yeniden soruyorsun?
Berber aciklamis :
- Fener deyince saclarin diken diken oluyor da, daha rahat kesiyorum :)))

fıkranın devamı

Bizim Namı-Kemal inek gördüğü zaman dayamazmış hemen üstüne atlar ....ikmeye başalrmış.Gene birgün köyün ineklerine musallat olmuş.Artık ineklerin dayanacak gücü kalmamış ve kendi aralarında toplanıp bu duruma bi çare aramaya başlamışlar.En sonunda bi çare bulmuşlar her tarafı telle dikenle çevrili bir yerde otlamaya karar vermişler ve her tarafı öyle yapmışlar.Tabi bizim Namı-Kemal in lakabıda oralarda taşşakcoyymuş.İnenler gene birgün otlarlarken Namı-Kemal ordan geçer ve inekler hepbir ağızan başlarlar bağırmaya taşşakco bizi ....ikemez diye.Bunu duyan Namı-Kemal bekleyin ulan kaltaklar der ve hızla açılır geri açılıp tellerin üzerinden atlamaya karar verir ve hızlı bi şekide atlar ve tellere takılı kalır.Bunu gören inekler ne oldu taşşakco derler bizim Namık-Kemal de yoo yooo taşşako değil bana bundan sonra sadece co deyin der.İnekler nedenini sorar.Namık-Kemal detaşşaklar telde kaldı der....
fıkranın devamı

temel askerde çok başarılıdır. dağıtım zamanı gelince komutanları bu başarısını ödüllendirmek isterler. temel'i çağırırlar:
-temel ,dağıtımda istediğin yere gidebilirsin oğlum.
temel kendinden emin,esas duruşunu bozmadan yanıtlar:
-payrağumun dalgalanduğu her yer vatanumdur.
-anladım da evladım. bu işin terörü var,uzaklığı var,eşini dostunu görebileceğin daha yakın bir yer...
temel'in cevabı değişmez:
-payrağumun dalgalanduğu her yer vatanumdur.
bunun üzerine kura çekilir.sonuç:hakkari-çukurca
sonucu öğrenen temel kendi kendine homurdanır:
-ha oruya payrak dikenun avradını...
fıkranın devamı

Ailesini ve kendisini seven hiç kimsesi olmayan bir yetim kızla ilgili çok güzel bir masal vardır. Kendini çok ama çok üzgün ve yalnız hissettiği bir gün, çayırda yürürken, bir çalıya küçük bir kelebeğin takıldığını görür.
Kendini kurtarmak için çabaladıkça, dikenler onun narin bedenini daha çok hırpalar. Küçük yetim kız dikkatle kelebeği kurtarır. Uçup gitmek yerine,kelebek güzel bir periye dönüşür. Kız gözlerine inanamaz.
Peri, kıza, "Senin essiz iyi kalpli davranışın için, sana bir dilek dileme hakkı veriyorum."der.
Kız bir an düşünür, sonra "Mutlu olmak istiyorum." der.
Peri "Peki" der, ona doğru eğilir ve kulağına fısıldar. Sonra da ortadan kaybolur.
Kız büyüdüğü sürece, ondan daha mutlu kimse yoktur. Herkes ona mutluluğunun sırrını sorar. O ise gülümser ve "Sırrım, küçük bir kızken iyi kalpli bir periyi dinlemiş olmamdır."der.
Yaşlanıp, ölüm döşeğine düştüğünde, komşuları etrafına toplanırlar. Sırrının da onunla birlikte yitip gitmesinden korkmaktadırlar.
"Lütfen bize söyle" diye yalvarırlar. İyi peri sana ne dedi?
Sevimli yaşlı kadın gülümser ve "Bana söyle söyledi" der:"ne kadar güvende,ne kadar yaşlı ya da genç, zengin ya da fakir olursa olsun herkesin sana ihtiyacı var"

Mutluluğun Sırları...

Yürüyüşe çıkın, temiz hava iyi gelebilir.

Avaz avaz şarkı söyleyin :)

Evde kediniz veya köpeğiniz varsa, onu kucağınıza alıp okşayın, sevin
dertleşin.

Birisini mutlu edecek bir şeyler düşünün ve hemen yapın.

Yaşamınızın mutlu anılarını ani defterinize yazın.

Çok sevdiğiniz biriyle güzel bir yerde buluşun.

Yaşamınızda sizi mutsuz eden korku ve öfkelerden kurtulmaya karar verin.

Birine armağan verin, sevdiklerinizi sürprizlerle mutlu edin.

Mutluluk nerededir öyleyse?

Mutluluk; Cana can katanımla bir yaz denizinin karşısında, bir ağaç
gölgesindedir. Tedirgin edilmeden uyunan bir toprak parçasındadır. Bir bahar sabahında çıplak ayakla koşulan ıslak çimenlerdedir. Sıcak bir günün bitimine doğru birdenbire esiveren serin bir yeldedir. Güvenli bir düşüncenin aydınlığında, sıcacık bir omuzun, dizlerin yumuşaklığında sevi'sinde, uygun bir sesin titreşimindedir. İstekle ısırılan bir peynir diliminde, yanarak içilen bir yudum suda, özlemle aranan bir fincan kahvededir. Bakkaldan alınan bir paketi taşırken dergilerden yapılmış kese kâğıdında göz ucuyla okunuveren güzel bir sözdedir. Günün ilk aydınlığında, gecenin son aranlığındadır. Özlenen can tadının meyve çiçeği tadına
dönüşümündedir, renk renk duyguların oluşumunda bilinmeyen renklerin
şekillenmesindedir, yüreğin dudaklarındadır. Bir annenin okşayışında, bir babanın bakışında, çocuğun gülüşündedir. Bir ayrılışta dudaklara can ateşiyle konan öpücüktedir. O Can Sesini Duymaktadır. Yarınları istemektedir......
fıkranın devamı

Küçük çocuk, baloncuyu büyülenmiş gibi takip ederken, şaşkınlığını gizleyemiyordu. Onu hayrete düşüren şey, "Bizim eve bile sığmaz" dediği o güzelim balonların adamı nasıl havaya kaldırmadığı idi. Baloncu dinlenmek için durakladığında o da duruyor ve sonra yine takibe koyuluyordu. Bir ara adamın kendisine baktığını fark ederek ona doğru yaklaştı ve bütün cesaretini toplayarak: -Baloncu amca, dedi. Biliyor musun benim hiç balonum olmadı. Adam çocuğu söyle bir süzdükten sonra: -Paran var mı? diye sordu. sen onu söyle. -Bayramda vardı, diye atıldı çocuk, önümüzdeki bayram yine olacak. -Öyleyse bayramda gel, dedi adam. Acelem yok, ben beklerim. Çocuk sessizce geri döndü. O ana kadar balonlardan ayırmadığı gözleri dolu dolu olmuş, yürümeye bile mecali kalmamıştı. Bir kaç adım attıktan sonra elinde olmadan tekrar onlara baktığında, gördüklerine inanamadı. Balonlar, her nasılsa adamın elinden kurtulmuş ve yol kenarındaki büyük bir akasya ağacının dallarına takılmıştı. Çocuk, olup bitenleri büyük bir merakla takip ederken,baloncu ona doğru dönerek: -Küçük, diye seslendi. Balonları ağaçtan kurtarırsan birini sana veririm. Yapılan teklif, yavrucağın aklını başından almıştı. Koşarak ağacın altına doğru yöneldi ve ayakkabılarını aceleyle fırlatıp tırmanmaya başladı. Hedefine adım-adım yaklaşırken duyduğu heyecan, bacaklarını kanatan akasya dikenlerinin acısını hissettirmiyordu. Sincap çevikliğiyle balonlara ulaştığında bir müddet onları seyretti vedallara dolanan ipi çözerek baloncuya sarkıttı. Ancak balonlardan birisi iyice sıkıştığından diğerlerinden ayrılmış ve ağaçta kalmıştı. Çocuk onu kurtarmaya kalkışsa, dikenlerden patlayacağını çok iyi biliyordu. İster istemez balonu yerinde bırakıp aşağıya indi ve adam dönerek: -Birini bana verecektiniz, dedi. Hangisi o? Adam elini tersiyle burnunu sildikten sonra: -Seninki ağaçta kaldı evlat, dedi. İstersen çık al. Çocuk bu sefer ayakta bile duramadı. Kaldırım kenarına oturup baloncununuzaklaşmasını bekledikten sonra, dallar arasında parlayan balona uzun uzun bakarak:

"Olsun", diye mırıldandı. "Olsun." Ağacın üzerinde kalsa da, bir balonum var ya artık..





fıkranın devamı

Eski zamanlarda bir kış, gece soğukları başlamış. bu gece soğuğundan
bütün hayvanlar etkilenmişler, büyük kayıplar vermişler ama en çok
kayıp verenler kirpilermiş; bildiğiniz gibi onların pek çok hayvan gibi
kalın kürkleri yok bunların yerine kendilerini sıcak tutması zor olan
dikenleri var. bu durumdan en az zararla kurtulmak için kirpiler meclisi
toplanmış çözüm aramaya başlamışlar, tartışa tartışa en sonunda
büyüklerinden birinin gece olunca tüm kirpilerin bir araya toplanmasına,
birbirlerine yakın durarak geceyi geçirmeye karar verilmiş. böylece
kirpiler birbirlerinin vücut sıcaklığından yararlanacak, aralarındaki
hava sirkülasyonunu da önleyerek donmaktan kurtulacaklarmış.

ve ilk geceki deneyimlerinde bunun işe yaradığını
farketmişler ama başka bir sorun varmış, o da üşüyen kirpilerin birbirlerine
fazla yaklaşmalarından dolayı birbirlerine dikenlerini batırmalarıyla
yaralanmalar gerçekleşmiş, daha sonraki gece uzaklığı fazla tutmuşlar
yaralanma korkusundan. bu yüzden de bazı donma olaylarının önüne
geçememişler ancak her gece buna devam ederek deneye yanıla, deneye yanıla
birbirleinin vücut sıcaklığından yararlanacak kadar yakın, ancak
birbirlerini incitmeyecek kadar uzak durmayı öğrenmişler.
NE DERSİNİZ BİRGÜN BİZ DE BU DENGEYİ YAKALAYABİLİR MİYİZ?


fıkranın devamı

Büyük bir bahçede, diğer çiçeklerle birlikte huzur içinde yaşayan, çok güzel ve mis kokulu bir menekşe varmış.

Bir sabah, çiğdem tanelerinin ıslattığı başını yukarıya kaldırıp bakmış, Çok uzun ve harika bir gülün, yanında sanki bir zümrüt lamba gibi yukarıya doğru süzüldüğünü görmüş.

Mavi dudaklarını açmış ve:" Ben ne kadar şanssızım, Bunca çiçek arasında en zavallı durumda olan benim, Doğa beni çok kısa boylu ve zayıf yaratmış, Yere öylesine yakınım ki başımı kaldırıp yukarıya bakamıyorum, Güller gibi yüzümü güneşe de çeviremiyorum, "demiş.

Komşusunun bu sözlerini duyan gül gülmüş ve demiş ki: " Ne kadar garip konuşuyorsun?, Sen çok şanslısın, Ama farkında değilsin, Doğa seni harika bir koku ve güzellikle ödüllendirmiş, Bunları pek çok çiçeğe vermemiş, Şimdi deminki düşünceleri aklından çıkar ve elindeki değerlere şükret, Unutma ki kendini küçümseyenler cezalandırılır"

Menekşe yanıtlamış: "Sen, beni teselli etmeğe çalışıyorsun, Çünkü benim özlem duyduğum şeylere sen sahipsin, Üzgün birinin kalbini okşamaya çalışmak; şanslı biri için çok kolaydır, Ama güçlü birininin zayıflar arasında bir öğüt verici gibi durması da çok acımasızcadır"

Doğa, menekşe ile gül arasında geçen bu konuşmayı duymuş;yaklaşmış ve demiş ki: "Sana neler oluyor sevgili kızım, menekşe?Sen şimdiye dek çok tatlı ve mütevaziydin, Senin kalbine de aç gözlülük ve hırs girip duygularını incitti mi?"

Menekşe yalvaran bir sesle :" Oh! Yüce ve merhametli annem, senden tüm kalbimle rica ediyorum ; lütfen dualarımı kabul et ve bir tek gün için gül olmama izin ver"

Doğa yanıtlamış: "Ne istediğini bilmiyorsun, Bu, kör ihtirasının arkasında ne gibi felaketler olacağının farkında değilsin, Gül olunca çok üzüleceksin ama pişmanlığının bir faydası olmayacak"

Ama, menekşe ısrarlıymış, " Beni bir gül yap, başımı gururla yukarıya kaldırayım,"

Doğa tekrarlamış :"Sen, asi ve cahil menekşe, Senin istediğini yerine getireceğim, Ama başına bir felaket gelirse, asla bana şikayet etmeyeceksin, "

Sonra doğa esrarengiz ve büyülü parmağını uzatarak menekşenin yapraklarına dokunmuş, Menekşe, hemen başını diğer çiçeklerin arasında dimdik tutan bir güle dönüşmüş.

Akşam olduğunda, gökyüzü siyah bulutlarla kaplanmış, ve sessizliği korkunç gök gürültüleri bozmuş, Ve bardaktan boşanırcasına yağan yağmur ve şiddetli rüzgar kısa sürede bahçeyi esir almış, Fırtına, bitkilerin dallarını kırmış, köklerini topraktan sökmüş ve uzun boylu olan tüm çiçeklerin gövdeleri parçalanmış, Sadece toprağa çok yakın olan kısa boylu bitkiler hayatta kalabilmişler, Bütün bahçe, rüzgarın ve fırtınanın gazabına uğramıştı, Tüm uzun ve büyük bitkiler yerde bitkin bir halde yatıyorlarmiş, Sadece bahçe duvarının dibinde küçük bir menekşe grubu hayatta kalabilmişti.

Küçük bir menekşe başını kaldırmiş ve çevresinde diğer bitkilerin yaşamış oldukları trajediyi gözden geçiririken şöyle demiş:" Gördünüz mü?Fırtına o yaramaz çiçeklere ne yaptı?"

Derken bir başkası: "Evet, biz küçük ve toprağa yakınız, Böylece gökyüzünün gazabından kurtulduk, "demiş,

Bir başkası :"Boyumuz kısa olduğu için fırtına bize ulaşamadı, "diye söze girmiş.

Tam o sırada menekşelerin kraliçesi, kısa bir süre önce güle dönüşmüş olan menekşeyi görmüş, Zavallı, yerde çamurların içinde muhabere alanındaki sakatlanmış bir asker gibi yatıyormuş, Kraliçe, onun yerde durmakta olan başını tutmuş ve hafifçe kaldırmış, Sonra diğer menekşelere dönerek: "İşte evlatlarım!Aç gözlülüğün ve ihtirasın bir saatliğine bir güle dönüşmüş olan menekşeye ne yaptığını gördünüz, Bu görüntü sizler için ibret olmalı, "demiş.

Ölmek üzere olan gül, geriye kalan son gücünü de toplayarak çok sessiz bir şeklide: "Siz kanaatkar ve uysal aptallar, Ben fırtınadan hiç korkmadım, Dün, ben de sizler gibi halimden memnun, kanaatkar bir menekşeydim, Ama bu yetinme, benim varlığımla yaşamın fırtınaları arasında bir engeldi her zaman, Ben de şu anda sizin yaşadığınız yaşamı sürdürüyor olabilecektim, Korku içinde toprağa tutunmuş olarak, Bütün menekşelerin yaptığı gibi kışın geçmesini, karın beni sarmalamasını ve ölüme götürmesini bekleyecektim, Oysa ben, şimdi mutluyum çünkü bu küçük dünyadan çıkıp evrenin esrarlı dünyasına geçtim, Ama bunu siz yapamadınız henüz, Ben aç gözlülüğe tepeden baktım, Evet aç gözlülüğün doğası benden çok daha yüksekti ama gecenin sessizliğini dinlerken, bu dünyanın da konuşmalarını duydum, " Varlığın gerisindeki tutku var oluşumuzun gerekli amacıdır, "diyordu İşte o anda ruhum baş kaldırdı ve yüreğim varlığımın sınırlarını zorlamaya başladı, ve farkettim ki;uçurum, yıldızların şarkısını duyamaz ve işte o an küçüklüğümle savaşmaya karar verdim ve içimdeki hasretin de yaratıcı bir isteğe dönüşmesine dek bu savaş sürdü, Ve bizim o sonsuz düşlerimizin güçlü nesnesi olan Doğa, benim isteklerimi kabul etti ve o sihirli parmaklarıyla beni bir güle dönüştürdü.

Gül, bir süre sessiz kalmış, ve sonra giderek zayıflayan bir sesle; başarı ve gurur dolu bir edayla: "Bir saat de olsa çok onurlu biğr gül gibi yaşadım, bir kraliçe gibi var oldum ve dünyaya bir gülün gözleriyle baktım, Yıldızlı ve parlak gök yüzünün fısıltılarını bir gülün kulakları ile işittim ve o ışıkların zerrlerine bir gülün dokunuşuyla dokundum, Aranızda biyle bir şeyle onurlandırılılmış olanınız var mı?"

Bunları söylediken sonra başını önüne eğmiş, öksürür gibi bir sesle devam etmiş:" Şimdi öleceğim, ama ruhum amacına ulaşmış olacak, Dünyamı doğduğum o küçük delikten çok daha fazla genişlettim, Bu yaşamın desenidir, Ve bu varlığın sırrıdır, "

Sonra, gül titremiş, taç yapraklarını usulca kapatmış ve dudaklarında son derece mutlu bir gülümseyişle son nefesini vermiş, Bu gülüş; bir zafer ve Tanrı'nın ona verdiği tüm güzelliklerin gülüşüymüş...



fıkranın devamı

Ben doğalı çok oldu anne.
Bunu en iyi bilen sensin..
Bu mektubu da senin hatırına bu özel günde tüm meleklere yazıyorum..

Beni adam olsun diye doğurduğunu ve binbir türlü çileyi benim yüzümden laf olsun diye çekmediğini anlayabiliyorum. Hayat o kadar kısa geliyor ki artık bana, seni çocukluğumda hatırlar gibi görüyorum. Yanına gelipte boyumu senle ölçtüğümü, pazara giderken arkandan yürüdüğümü, beni ilk okula yazdırırken o gülüşünü ve babam öldüğünde o ağlamanı asla unutamam.

Seni kırdığımda bile o şefkat dolu yüreğin bana kızmadı, karşına gelip ağlamaklı durduğumda yine aynı sevgiyle sarılıp öptün yanaklarımdan. Nasıl bir sevgiyle seversiniz ki, bu ne efsane bir aşk, ne kadar fedakar bir sevgi, bu Allah'tan bir lütuf ve eşsiz bir armağan.

Ne kadar çok yazsam, ne kadar güzel söz söylesem, bu dünya sözleri yetmez bilirim, çünkü sen annesin.

Evladınım; mektubu yazılmamış tüm annelere yazıyorum çünkü böyle öğrettin, paylaşmayı, bu mektubu da çat pat okumanla okuyacağını ve gözünden pırlantalar akıtacağını biliyorum..

Adam oldum mu bilmem, buna sen karar vereceksin çünkü senin yanında hep çocuğum. Gönderdiğim hediyemi kabul et, yanında olsaydım daha güzelini ve değerlisini almaya çalışırdım. Gül yapraklarını kendim kuruttum ve senin için bir dikenini alıp yüreğime batırdım ve kanıyla adını yazdım. Günün kutlu olsun, hakkın ödenmez ama yinede hakkını helal et.

Yüreğinde huzur ve mutluluk; gözlerinde ve yüzünde gülücük eksik olmasın hiçbir annenin.

Hayat yaşandığı kadar vardır. Gerisi ya hafızalardaki hatıra yada hayallerdeki ümittir.

Hüsran ise, bir tek yerde kabullenebiliyorum,

Yaşamak mümkünken yaşayamamış olmakta.

Seninle yaşayamadığımız tüm güzel günler adına....

Oğlun: Seyit KİRİŞ


NOT: Bu yazıyı Gelibolu'da askerlik yaparken anneler gününde anneme yazmıştım.
fıkranın devamı

Bu sabah uyandığımda ev sessizdi. Salona geçtim saate baktım saat on iki'ye geliyordu. Amma'da uyumuşum. Kimse bu sabah beni uyandırmamış. Masanın üstünde bügünün gazetesi vardı, tam baş sayfada bir ölüm haberi, yine bir genç basılmıştı. Tüylerim diken diken oldu ürperdim bir anda. üstümü giydim ve dısarı çıktım. Adım adım yürüyordum, köyün içinde. Bütün evlerin kapıları kapalıydı insanlar yok olmuş gibiydi. Sankide terk edilmiş bir köydü. Yürüdükçe içime bir sıkıntı doğuyordu. Sonra sokağın sonuna geldim ve mezarlığın tarafında bir kalabalık gördüm. Telaşla koşmaya başladım. Koşuyordum ama sanki nefes almıyordum nefesim hiç tükenmiyordu ve ben hiç yorulmuyordum. Mezarlığa varınca annemi gördüm, ağlıyordu. Ama garip olan benim adımı haykırıyordu. Sesi gökyüzünü inletiyordu. Bütün ailem perişan bir haldeydi, kimi ağlıyor kimiyse sadece adımı sayıklıyordu. Anneme seslendim 'anne ben burdayım, niye ağlıyorsun?' diye sordum. Sesimi duymadı beni gormemiş gibi devam etti ağlamaya. Tek tek herkese dokundum coğuna ilk defa sarıldım ama kimse duymadı, hissetmedi. 'Ağlamayın, ağlamayın, ağlamayın... ben ölmedim' diye haykırdım defalarca ama kimse duymadı.
O anda anlamıştım neler olduğunu hepsini tekrar yaşıyormuş gibi hatırladım. Ben ölmüştüm dün o bir türlü gelemeyen ambulans hiç gelmemişti ve bu cenaze benim cenazemdi, benim için bitmişmişti hayat başlamıştı ölüm. Dün hergün olduğu gibi yine evden çıkmıştım kimseyle vedalaşmadan. Tam eve dönecekken otostop çekmeyi beklerken meğersem ecelimi bekliyormuşum. Çünkü karşıdan hızla gelen bir araç benide aldı bereberinde ve hayatımda biriken acılarla beni sürükledi yerde. Çok canım acımıştı ama şimdiyse hiçbirşey hissetmiyorum. Dün evden çıkarken hiç geri dönemeyeceğim diye bir his yoktu içimde. Vedalaşmamıştım kimseyle. Onları aslında ne kadar sevdiğimi soyleyememiştim. Belkide ilk kez ama son kez sarılamamıştım.
Üc gün mevlit okundu bizim evde. Annem hep ağlıyordu. Ne çok sevenim varmış meğer. Görememişim hayattayken. Benim için ne kadar insan ağlıyor ne kadar insan üzülüyordu. Ama herşey bitmişti. Ölümmüş son nokta. Yaşadıklarım, yaşayamadıklarım, hepside geride kalmıştı. Neden? diye sordum Allaha. Bana bir şans daha vermesi için yalvardım söz veriyorum daha dikkatli olacağım her saniyenin değerini bileceğim diye isyan ettim.
Günlerce yalvardım Allaha bana bir şans daha ver diye. Ama vermedi bana tekrar bir şans vermedi. Dokunuyordum ama beni kimse hissetmiyordu, ben ordaydım ama beni kimse görmüyordu, ben artık bir hiçtim...bir ölüydüm sadece. Benim için bitmişti hayat başlamıştı ölüm. Geriye kalan gözü yaşlı bir anne ve baba vardı bana sarılamadıkları için sevdiklerini söyleyemedikleri için pişmanlık duyan bir anne ve baba. Kardeşlerim, ailem, arkadaşlarım ve o sabah ölüm haberimi gazetede okuyup bana acıyan insanlar. Insan her kapıdan çıkışında dönüp'de bakmalı bir arkasına düşünmeli geri dönebilecekmiyim diye yada ardımda bıraktıklarımı bir daha görebilecekmiyim diye. Ben düşünemedim. Aklıma hiç gelmemişti ölüm daha çok gençtim ve yapacak daha çok şeyim vardı hayatta. Hayattayken sonsuza dek yaşayacakmışsın gibi gelir insana. Ama hayat oyle garipki bir saniye varsın bir saniye yoksun. Ileride pişman olmamak için insan sevgisini göstermeli, kimseyi kırmamalı, insan hayattayken yaşamanın değerini bilmeli. Kaç gün geçti aradan artık ölümü kabüllendim ve Allah beni affetmeyecek bana yaşamam için bir şans daha vermeyecek. Vaktim doldu ben gidiyorum...
hoşcakal anne
hoşcakal baba
hoşcakal köyüm, hoscakal dünya
hakkınızı helal edin
Ben sizinle hep olacağım ben ölmedim ruhum yaşıyor biz ölmedik ruhumuz yaşıyor. Siz beni görmesenizde, duymasanızda, hissetmesenizde. Siz bizi görmesenizde, duymasanızda, hissetmesenizde. Ben yaşıyorum. BİZ YAŞIYORUZ VE HEP BURDAYIZ...

fıkranın devamı

Sibirya'nın koylerinden birinde cenaze
mezarlıga goturuluyormus.



fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama