Dilim Fıkraları

loading...

Hanımla Muhabbet Hoca bir gün karısına : - "Hatun" demiş, "Şu bizim komşu, çarıkçı, Mehmet ağanın adı neydi ?" - "Kendin söyledin ya, efendi" demiş karısı, "Mehmet ağa." - "Canım, dilim sürçtü işte... Ne iş yapar diyecektim." demiş Hoca. - "A efendi" demiş karısı, "kendin çarıkçı demedin mi?" - "Anlasana işte" demiş Hoca, "nerede oturuyor demek istedim." - "Efendi, bugün sana ne oluyor?" demiş karısı "Komşu" dedin ya..." Hoca birden sinirlenmiş. - "Aman be karı... Seninle de bir türlü konuşulmaz ki
fıkranın devamı

ARTVİN FIKRALARI 1-HABU NAHİRİ… İki Artvinli öğretmen arkadaş, İstanbul’da bir okulda görev yapmaktadırlar. Birisi okul müdürü, diğeri ise meslektaşları ile arası biraz limonidir. Bir gün müdür, öğretmenleri toplantıya çağırır. Toplantı odasına giren Artvinli öğretmen, herkesin hazır olduğunu görür, yerine otururken müdüre: -Ço!..Habu nahiri naya topladın ki?(1). Diye söylenir. Müdür gülmemek için kıvranır, yanına oturduğu meslektaşı kulağına eğilerek: - Anlamadım, ne dedin ki? Diye merakla sorar. Bizimki umursamaz aynı tonda; -Boş ver, anlayan anladı der. (1)-Arkadaş!..Şu sığır sürüsünü niçin topladın ki? 2-AAAHO İÇTUĞUN… Artvinli yaşlı hanım, İstanbul’a oğlunun yanına misafir gider. Bir kaç gün sonra midesi bozulur, hasta-lanır. Gelini doktora götürür. Genç doktor çayından bir yudum çektikten sonra hastamıza şikâyetini sorar. İshalden kıvranan yaşlı kadın: -Ola oğul!..Ela vırıhliyerim(1),ela vırıhliyerim ki,aaaho(2) içtuğun çaya benzar ,der. Doktor bir şey anlamaz, ne diyor diye merakla gelinine bakar. Gelin, utanma ve gülme arasında bocalarken durumu anlatır. (1)-Vırıhlamak: İshal dışkı çıkarmak. (2)-Aaaho: Şu 3-TOZPEMBE İki köylü genç güzelce giyinir, gözlük takarak Artvin caddelerini arşınlamaya başlarlar. Niyetleri iki şehirli kız bulup onlarla tanışmaktır. Epey dolaştıktan sonra, Efkâr Tepesi Gezi Yolunda pantolon giy-miş, salına salına gezinen iki genç kıza gözleri takılır, peşlerinden yürümeye başlarlar. Biraz sonra birisi diğerine kızların duyacağı şekilde: -Ola!..Goriyersin,nasılda yugurtiyer(1) der.Diğeri başını sallayarak aynı tonda: -Emumgilin degirman taşı heç kalur, diye cevap verir. Bunu üzerine kızlardan birisi başını arkaya çevi-rir ve poşa(2) şivesi ile: -Aaattıreeem o göözlüklara daa, Dünya’yı touzpembee gorasız der. (1)-Yügürtmek: Bir merkez etrafında döndürmek. (2)-Poşa: Roman vatandaşlarımızın yöredeki ismi 4-İKİ PİTİK Eskiden Artvin yaylalarında otlak yüzünden köyler arasında kavgalar olur, çobanlar birbirlerinin kafasını gözünü patlatırdı. Yönetim anlaşmazlığı gidermek için Hükümet Tabibi başkanlığında bir heyeti atlı olarak yaylalara gönderir. Köy muhtarı, öğle yemeğini en varlıklı bir ailenin yayla evinde verdirir. Ama tabakların pisliğinden ve düzensizlikten heyet memnun olmaz. Muhtardan akşam yemeğinin daha temiz yerde verilmesi istenir. Muhtar da temizliği ve tertipli oluşu ile bilinen Teto Nene’nin evinde akşam yemeğinin verilmesini uygun bulur. Heyet sofraya oturur, gerçekten her yer düzenli ve tabaklar da tertemizdir. Büyük bir istekle yemeğe başlanır, yemek sonuna doğru heyet başkanı kendilerine hizmet etmekte olan Teto Nene’ye teşekkür eder, öğle yemeği verilen evden ise şikâyetçi olur. Bunun üzerine Teto Nene: -Vay toprah onlarun başuna, goya zengundurlar, kaç defe dedim ki iki pitik(1) edinin de habu kapkacağı(2) bir paklatun, der. (1)-Pitik: Enik, köpek yavrusu ()-Kapkacak, Tabak, çanak, kaşık gibi eşyanın genel adı 5-TAŞLAŞMIŞ GİBİ Artvin’de halk kendi aralarında yalnız masal, mani söylemezler bir de şakalaşırlardı. Ali ile Meh-met aynı köyde iyi arkadaştırlar. Nennar çayırlığında kızaklarına ot yüklemektedirler. Ancak Ali’nin kızağı biraz havalı olmuş, urganla kızağa iyice bağlamak gerekir, çocuğunun ise sıkmaya gücü yetmez. Yardımcı olması için arkadaşına seslenir. Kendisi üste, arkadaşı kızağın yan tarafından urganı çekince ek yerinden çözülür ve Mehmet sırt üstü yere düşer. Görenlerin kahkahaları arasında Mehmet yerden kalksa da sırtını vurduğu taş, canını çok acıtmış ve olay belleğine kazınmıştır. Kış ortalarına gelince Ali hastalanır, yataklara düşer. Mehmet ziyaretine gitmek ister, ancak meyve ve çerezler suyunu çekmiş, ne götüreyim diye düşünmeye başlar. Arkadaşının pestili çok sevdiğini bildiği için pestil yapmaya karar verir. Eski çarıklarından birinin tabanını pestil şeklinde dilimler, te-mizler, bıçakla çentikler ve akşamdan pekmeze yatırır. Ertesi günü başka bir arkadaşını alarak hasta-mızın ziyaretine gider. Konuşma sırasında hediyeyi ikram eder. Ali biraz zorlansa da afiyetle yer ve sonra: -Ola eymiş da, biraz taşlaşmış gibi der. Mehmet de Yoh Ola!.. mutlu bir şekilde: -Nennar’daki taş nerdaa,habu nerdaa,der. 6- ÇOCUK BOKU İLE Uzun kış gecelerinin birinde Ardanuç-Yolağzı Köyünde akranları İskender Durmuş’un evinde toplanmış sohbet ediyorlardı. Birden odanın içini pis bir koku yayılması üzerine, en gençlerini oturanların arkalarını koklaması için görevlendirilir. Teker teker kontrol edilmeye başlanır, sıra Nazım Yenigün’e gelince görevlinin burnuna ikincisini de sesli bir şekilde koy verir. Gül-meler arasında kendisini karga tulumba kürüne atmak için dışarı çıkarırlar. Yolda Tavuk etli ziyafet sözü verince kürünün buzlu sularına atılmadan kurtulur. O zamanlar 35 yaşlarında ve küçük yaşlarda 5 çocuk babasıdır. Evi, ahırı ve kümesi yan yanadır, çocuklar ahpun (1) kenarına kakalarını yapmakta ve tavuklar da o civarda yemlenmektedir. Aynı odada ziyafet sofrası kurulur, bulgur pilavı üstündeki haşlanmış tavuk etleri ayran eşliğinde iştahla yenmeye başlanır. Yemeğin ortalığına doğru Nazım Yenigün, sevinçli ve mutlu bir şekilde: -Ola ey yeyin. Habu tavuklar çocuk bohuyla tavlandı(2) haa. Helal olsun, yeyin, yeyin, der. 1-Ahpun: Ahır yanındaki gübrelik 2-Tavlanmak: Semirmek, aşırı kilo almak. 7-KOLOPA(1) Ardanuç-Yolağzı Köyü’nde Kurbanı Özkan ailece çayır kaldırmaktadır(2). Öğle yemeği için bir pantanın(3) altında sofra kurulmuş, aile reisinin namazının bitmesi beklenmektedir. Fakat namazda eğilirken de“Allah-u Ekber, kolop”,kalkarken de “Allah-u Ekber, kolop” diye seslice söylenmekte, herkes şaşkın şaşkın birbirine bakmakta, yeni bir dua mı diye merak etmekte-dirler. Selam verdikten sonra sofraya dönerek bağırır: -Yoğurda çekirgeler sıçrıyer, olaa!..Goramiyersız,anlamiyersız daa. 1-Kolopa/kolop: Ahşap yoğurt kabı 2-Çayır kaldırmak: Biçilmiş, kurumuş otları bir araya toplamak
fıkranın devamı

ARTVİN FIKRALARI 1-HABU NAHİRİ… İki Artvinli öğretmen arkadaş, İstanbul’da bir okulda görev yapmaktadırlar. Birisi okul müdürü, diğeri ise meslektaşları ile arası biraz limonidir. Bir gün müdür, öğretmenleri toplantıya çağırır. Toplantı odasına giren Artvinli öğretmen, herkesin hazır olduğunu görür, yerine otururken müdüre: -Ço!..Habu nahiri naya topladın ki?(1). Diye söylenir. Müdür gülmemek için kıvranır, yanına oturduğu meslektaşı kulağına eğilerek: - Anlamadım, ne dedin ki? Diye merakla sorar. Bizimki umursamaz aynı tonda; -Boş ver, anlayan anladı der. (1)-Arkadaş!..Şu sığır sürüsünü niçin topladın ki? 2-AAAHO İÇTUĞUN… Artvinli yaşlı hanım, İstanbul’a oğlunun yanına misafir gider. Bir kaç gün sonra midesi bozulur, hasta-lanır. Gelini doktora götürür. Genç doktor çayından bir yudum çektikten sonra hastamıza şikâyetini sorar. İshalden kıvranan yaşlı kadın: -Ola oğul!..Ela vırıhliyerim(1),ela vırıhliyerim ki,aaaho(2) içtuğun çaya benzar ,der. Doktor bir şey anlamaz, ne diyor diye merakla gelinine bakar. Gelin, utanma ve gülme arasında bocalarken durumu anlatır. (1)-Vırıhlamak: İshal dışkı çıkarmak. (2)-Aaaho: Şu 3-TOZPEMBE İki köylü genç güzelce giyinir, gözlük takarak Artvin caddelerini arşınlamaya başlarlar. Niyetleri iki şehirli kız bulup onlarla tanışmaktır. Epey dolaştıktan sonra, Efkâr Tepesi Gezi Yolunda pantolon giy-miş, salına salına gezinen iki genç kıza gözleri takılır, peşlerinden yürümeye başlarlar. Biraz sonra birisi diğerine kızların duyacağı şekilde: -Ola!..Goriyersin,nasılda yugurtiyer(1) der.Diğeri başını sallayarak aynı tonda: -Emumgilin degirman taşı heç kalur, diye cevap verir. Bunu üzerine kızlardan birisi başını arkaya çevi-rir ve poşa(2) şivesi ile: -Aaattıreeem o göözlüklara daa, Dünya’yı touzpembee gorasız der. (1)-Yügürtmek: Bir merkez etrafında döndürmek. (2)-Poşa: Roman vatandaşlarımızın yöredeki ismi 4-İKİ PİTİK Eskiden Artvin yaylalarında otlak yüzünden köyler arasında kavgalar olur, çobanlar birbirlerinin kafasını gözünü patlatırdı. Yönetim anlaşmazlığı gidermek için Hükümet Tabibi başkanlığında bir heyeti atlı olarak yaylalara gönderir. Köy muhtarı, öğle yemeğini en varlıklı bir ailenin yayla evinde verdirir. Ama tabakların pisliğinden ve düzensizlikten heyet memnun olmaz. Muhtardan akşam yemeğinin daha temiz yerde verilmesi istenir. Muhtar da temizliği ve tertipli oluşu ile bilinen Teto Nene’nin evinde akşam yemeğinin verilmesini uygun bulur. Heyet sofraya oturur, gerçekten her yer düzenli ve tabaklar da tertemizdir. Büyük bir istekle yemeğe başlanır, yemek sonuna doğru heyet başkanı kendilerine hizmet etmekte olan Teto Nene’ye teşekkür eder, öğle yemeği verilen evden ise şikâyetçi olur. Bunun üzerine Teto Nene: -Vay toprah onlarun başuna, goya zengundurlar, kaç defe dedim ki iki pitik(1) edinin de habu kapkacağı(2) bir paklatun, der. (1)-Pitik: Enik, köpek yavrusu ()-Kapkacak, Tabak, çanak, kaşık gibi eşyanın genel adı 5-TAŞLAŞMIŞ GİBİ Artvin’de halk kendi aralarında yalnız masal, mani söylemezler bir de şakalaşırlardı. Ali ile Meh-met aynı köyde iyi arkadaştırlar. Nennar çayırlığında kızaklarına ot yüklemektedirler. Ancak Ali’nin kızağı biraz havalı olmuş, urganla kızağa iyice bağlamak gerekir, çocuğunun ise sıkmaya gücü yetmez. Yardımcı olması için arkadaşına seslenir. Kendisi üste, arkadaşı kızağın yan tarafından urganı çekince ek yerinden çözülür ve Mehmet sırt üstü yere düşer. Görenlerin kahkahaları arasında Mehmet yerden kalksa da sırtını vurduğu taş, canını çok acıtmış ve olay belleğine kazınmıştır. Kış ortalarına gelince Ali hastalanır, yataklara düşer. Mehmet ziyaretine gitmek ister, ancak meyve ve çerezler suyunu çekmiş, ne götüreyim diye düşünmeye başlar. Arkadaşının pestili çok sevdiğini bildiği için pestil yapmaya karar verir. Eski çarıklarından birinin tabanını pestil şeklinde dilimler, te-mizler, bıçakla çentikler ve akşamdan pekmeze yatırır. Ertesi günü başka bir arkadaşını alarak hasta-mızın ziyaretine gider. Konuşma sırasında hediyeyi ikram eder. Ali biraz zorlansa da afiyetle yer ve sonra: -Ola eymiş da, biraz taşlaşmış gibi der. Mehmet de Yoh Ola!.. mutlu bir şekilde: -Nennar’daki taş nerdaa,habu nerdaa,der. 6- ÇOCUK BOKU İLE Uzun kış gecelerinin birinde Ardanuç-Yolağzı Köyünde akranları İskender Durmuş’un evinde toplanmış sohbet ediyorlardı. Birden odanın içini pis bir koku yayılması üzerine, en gençlerini oturanların arkalarını koklaması için görevlendirilir. Teker teker kontrol edilmeye başlanır, sıra Nazım Yenigün’e gelince görevlinin burnuna ikincisini de sesli bir şekilde koy verir. Gül-meler arasında kendisini karga tulumba kürüne atmak için dışarı çıkarırlar. Yolda Tavuk etli ziyafet sözü verince kürünün buzlu sularına atılmadan kurtulur. O zamanlar 35 yaşlarında ve küçük yaşlarda 5 çocuk babasıdır. Evi, ahırı ve kümesi yan yanadır, çocuklar ahpun (1) kenarına kakalarını yapmakta ve tavuklar da o civarda yemlenmektedir. Aynı odada ziyafet sofrası kurulur, bulgur pilavı üstündeki haşlanmış tavuk etleri ayran eşliğinde iştahla yenmeye başlanır. Yemeğin ortalığına doğru Nazım Yenigün, sevinçli ve mutlu bir şekilde: -Ola ey yeyin. Habu tavuklar çocuk bohuyla tavlandı(2) haa. Helal olsun, yeyin, yeyin, der. 1-Ahpun: Ahır yanındaki gübrelik 2-Tavlanmak: Semirmek, aşırı kilo almak.
fıkranın devamı

ARTVİN FIKRALARI 1-HABU NAHİRİ… İki Artvinli öğretmen arkadaş, İstanbul’da bir okulda görev yapmaktadırlar. Birisi okul müdürü, diğeri ise meslektaşları ile arası biraz limonidir. Bir gün müdür, öğretmenleri toplantıya çağırır. Toplantı odasına giren Artvinli öğretmen, herkesin hazır olduğunu görür, yerine otururken müdüre: -Ço!..Habu nahiri naya topladın ki?(1). Diye söylenir. Müdür gülmemek için kıvranır, yanına oturduğu meslektaşı kulağına eğilerek: - Anlamadım, ne dedin ki? Diye merakla sorar. Bizimki umursamaz aynı tonda; -Boş ver, anlayan anladı der. (1)-Arkadaş!..Şu sığır sürüsünü niçin topladın ki? 2-AAAHO İÇTUĞUN… Artvinli yaşlı hanım, İstanbul’a oğlunun yanına misafir gider. Bir kaç gün sonra midesi bozulur, hastalanır. Gelini doktora götürür. Genç doktor çayından bir yudum çektikten sonra hastamıza şikâyetini sorar. İshalden kıvranan yaşlı kadın: -Ola oğul!..Ela vırıhliyerim(2),ela vırıhliyerim ki,aaaho(3) içtuğun çaya benzar ,der. Doktor bir şey anlamaz, ne diyor diye merakla gelinine bakar. Gelin, utanma ve gülme arasında bocalarken durumu anlatır. (2)-Vırıhlamak: İshal dışkı çıkarmak. (3)-Aaaho: Şu 3-TOZPEMBE İki köylü genç güzelce giyinir, gözlük takarak Artvin caddelerini arşınlamaya başlarlar. Niyetleri iki şehirli kız bulup onlarla tanışmaktır. Epey dolaştıktan sonra, Efkâr Tepesi Gezi Yolunda pantolon giymiş, salına salına gezinen iki genç kıza gözleri takılır, peşlerinden yürümeye başlarlar. Biraz sonra birisi diğerine kızların duyacağı şekilde: -Ola!..Goriyersin,nasılda yugurtiyer(4) der.Diğeri başını sallayarak aynı tonda: -Emumgilin degirman taşı heç kalur, diye cevap verir. Bunu üzerine kızlardan birisi başını arkaya çevirir ve poşa(5) şivesi ile: -Aaattıreeem o göözlüklara daa, Dünya’yı touzpembee gorasız der. (4)-Yügürtmek: Bir merkez etrafında döndürmek. (5)-Poşa: Roman vatandaşlarımızın yöredeki ismi 4-İKİ PİTİK Eskiden Artvin yaylalarında otlak yüzünden köyler arasında kavgalar olur, çobanlar birbirlerinin kafasını gözünü patlatırdı. Yönetim anlaşmazlığı gidermek için Hükümet Tabibi başkanlığında bir heyeti atlı olarak yaylalara gönderir. Köy muhtarı, öğle yemeğini en varlıklı bir ailenin yayla evinde verdirir. Ama tabakların pisliğinden ve düzensizlikten heyet memnun olmaz. Muhtardan akşam yemeğinin daha temiz yerde verilmesi istenir. Muhtar da temizliği ve tertipli oluşu ile bilinen Teto Nene’nin evinde akşam yemeğinin verilmesini uygun bulur. Heyet sofraya oturur, gerçekten her yer düzenli ve tabaklar da tertemizdir. Büyük bir istekle yemeğe başlanır, yemek sonuna doğru heyet başkanı kendilerine hizmet etmekte olan Teto Nene’ye teşekkür eder, öğle yemeği verilen evden ise şikâyetçi olur. Bunun üzerine Teto Nene: -Vay toprah onlarun başuna, goya zengundurlar, kaç defe dedim ki iki pitik(6) edinin de habu kapkacağı(7) bir paklatun, der. (6)-Pitik: Enik, köpek yavrusu (7)-Kapkacak: Tabak, çanak, kaşık gibi eşyanın genel adı 5-TAŞLAŞMIŞ GİBİ Artvin’de halk kendi aralarında yalnız masal, mani söylemezler bir de şakalaşırlardı. Ali ile Mehmet aynı köyde iyi arkadaştırlar. Nennar çayırlığında kızaklarına ot yüklemektedirler. Ancak Ali’nin kızağı biraz havalı olmuş, urganla kızağa iyice bağlamak gerekir, çocuğunun ise sıkmaya gücü yetmez. Yardımcı olması için arkadaşına seslenir. Kendisi üste, arkadaşı kızağın yan tarafından urganı çekince ek yerinden çözülür ve Mehmet sırt üstü yere düşer. Görenlerin kahkahaları arasında Mehmet yerden kalksa da sırtını vurduğu taş, canını çok acıtmış ve olay belleğine kazınmıştır. Kış ortalarına gelince Ali hastalanır, yataklara düşer. Mehmet ziyaretine gitmek ister, ancak meyve ve çerezler suyunu çekmiş, ne götüreyim diye düşünmeye başlar. Arkadaşının pestili çok sevdiğini bildiği için pestil yapmaya karar verir. Eski çarıklarından birinin tabanını pestil şeklinde dilimler, temizler, bıçakla çentikler ve akşamdan pekmeze yatırır. Ertesi günü başka bir arkadaşını alarak hastamızın ziyaretine gider. Konuşma sırasında hediyeyi ikram eder. Ali biraz zorlansa da afiyetle yer ve sonra: -Ola eymiş da, biraz taşlaşmış gibi der. Mehmet de mutlu bir şekilde: -Yoh Ola!..Nennar’daki taş nerdaa,habu nerdaa,der.
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca bir gece telâşla karısını uyandırmış:- “Aman hanım, çabucak şu gözlüklerimi ver de uykum açılmadan gözüm...
fıkranın devamı

Muzip bir dostu, bir gün Hoca’ya :- “Şu avucumun içindekini bil, sana bir kayganalık vereyim” demiş.- ̶...
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca evinin damında biriken diz boyu karları sabah namazı sonrası kürümeye başlamış. Bir ara dengesini kaybederek d...
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca’yı çok cimri komşularından birisi yemeğe çağırmış. Sofraya oturmuşlar. İki kişilik servis için ortaya dö...
fıkranın devamı

Hoca bir gün karısına :- “Hatun” demiş, “Şu bizim komşu, çarıkçı, Mehmet ağanın adı neydi ?”- “...
fıkranın devamı


Bir keresinde, Hoca Aksehir'de ki mahkemeye kadi tayin edilir. Bir gun bir adam kosarak mahkemeye gelir ve Hoca'ya:
-Farzedelim iki inek mera da dovustu ve biri oldu, Hoca Efendi. Oldurenin sahibi sorumlu tutulacakmidir?
Adamin hilekar gozlerini farkeden Hoca dikkatliydi.
-Yerine gore, der, hukum vermeden.
-Karar vermene yardimci olabilir, Hoca Efendi. Senin inek benimkini oldurdu!.
-Bu halde, genel olarak bilindigi gibi inekler hayvandir. Hayvanlara sebep baglanmadigindan dolayi, kesinlikle sorumsuzlardir. Bu yuzden de, sahibi sorumlu tutulamaz!
-Ozur dilerim, Hoca Efendi, dilim surctu. Benim inek seninkini oldurdu demek istemistim!
Bu haber uzerine, Hoca'nin kani beynine sicrar. Sakalini ceker, kalkar ve yeniden oturur.
-Bu ilk dusundugumden daha karmasik bir durum, der. Memurlugunun tum agirbasliligiyla katibine doner ve ekler "yaninda ki rafta duran kara kapli kitabi ver bakayim!"



fıkranın devamı


Günlerdir Karadeniz radyolarında yerel televizyonlarında şu anons yapılmaktadır:

"Dikkat!Dikkat! Türk Hava Kuvvetleri uzaylılarla temasa geçmiştir

ve edinilen bilgilere göre uzay araçları karadeniz bölgesi

civarlarında dolaşmaktadır. Eğer herhangi bir uzaylıyla

karşılaşırsanız sakın telaşlanmayın uzaylılar kesinlikle zararsızdır.

Bu durumda mutlaka iletişim kurmaya çalışın fakat uzaylılar dilimizi

yeni öğrendikleri için kelimelri yuvarlamadan tane tane konuşun ki

anlaşabilesiniz"



Bu anonsu kahvedeki arkadaşlarıyla birlikte dikkatle dinleyen temel

herkes gibi epey heyecanlanmıştır. Artık akşama kadar kahvedeki bütün muhabbet uzaylılar üzerine dönmüştür.



Kahveden çıkıp evin yolunu tutan temel aklı uzaylılarda biraz da telaşlıdır ve eve geç kalmıştır. Temel biraz ilerde bir yol ayrımına gelir; önünde biri kalabalık ve uzun diğeri biraz karanlık fakat kestirme bir yol vardır



bi anlık tereddütten sonra eve geç kalmış olmanın verdiği telaşla

karanlık olan yolu seçer Korku içinde ilerlerken bi de ne görsün,

biraz ilerideki çalının içinde garip bir çift göz görür



"hah tamamdur işte bir uzaylı cöriyrum" der kendi kendine

hemen aklına yapılan anonslar gelir ve çalıya doğru yaklaşıp



tane tane :



"benum



adum



temel



napiysun " der



Karşı taraftan cevap gelmez



"benum



adum



temel



napiysun " der yine



Fakat yine cevap alamaz



Bu sefer daha dikkatli ve elinden geldiğince anlaşılır ve yavaş bir şekilde tekrar dener

"benum



adum



temel



napiysun "



Bu sefer cevap gelir:

"Benum



adum



dursun



s*çeyrum"

fıkranın devamı


İki karadenizli yılan, karadeniz ormanlarında geziyorlarmış. Biri diğerine sormuş : - Ula piz zehirlu yılanmiyik da? - Haçan nerden çiktü pu şimdu?
- Az önce dilimu isirdumda...

fıkranın devamı


Iki karadenizli yilan, karadeniz ormanlarinda geziyorlarmis. Biri digerine sormus :
- Ula piz zehirlu yilanmiyik da?
- Haçan nerden çikti pu simdu?
- Az önce dilimu isirdimda...

fıkranın devamı


Bir kesis dünyanin en akilli adamini bulmak için diyar diyar geziyormus sira Nasreddin hocanin köyüne gelmis ve köylülere sormus.
- Sizin köyün en akilli adami kim?
demis. Köylülerde:
- Nasreddin hoca demis.
bunun üzerine kesis köy meydaninda
hoca ile görüsmeye baslamis ve eline bir çomak almis yere bir daire çizmis, Nasreddin hoca da çomakla daireyi ortadan ikiye bölmüs, kesis bir dogru daha çizerek daireyi dörde bölmüs,hocada
dörde bölünmüs dairenin üç dilimine çarpi isareti koymus,kesis
elleriyle asagidan yukariya dogru hareket yapmis,hocada yukaridan asagiya yapmis ve kesis büyük bir hayranlikla hocayi tebrik etmis.
Olup bitenden bir sey anlamayan halk kesise ne oldugunu sormus kesisde :
- Bu adam gerçekten dünyanin en akilli adami, yere dünya çizdim
o ortadan ekvator geçer dedi,ben dünyayi dörde böldüm o da dört de üçü sudur dedi,ben yerden buharlasma sonucunda ne olur dedim o da yagmur yagar dedi.
Bu sefer hocaya neler oldugunu sorar halk.. Hoca da:
- Bu adam oburun biri, yere bir tepsi baklava çizdi ben de yarisi benim dedim, daha sonra tepsiyi dörde böldü o zaman dört de üçü benim dedim, o da tepsi altindan atesi hafif hafif almali dedi ben de üstüne findik fistik ekelersek daha iyi olur dedim.

fıkranın devamı


Bir keresinde, Hoca Aksehir'de ki mahkemeye kadi tayin edilir. Bir gun bir adam kosarak mahkemeye gelir ve Hoca'ya:
-Farzedelim iki inek mera da dovustu ve biri oldu, Hoca Efendi. Oldurenin sahibi sorumlu tutulacakmidir?
Adamin hilekar gozlerini farkeden Hoca dikkatliydi.
-Yerine gore, der, hukum vermeden.
-Karar vermene yardimci olabilir, Hoca Efendi. Senin inek benimkini oldurdu!.
-Bu halde, genel olarak bilindigi gibi inekler hayvandir. Hayvanlara sebep baglanmadigindan dolayi, kesinlikle sorumsuzlardir. Bu yuzden de, sahibi sorumlu tutulamaz!
-Ozur dilerim, Hoca Efendi, dilim surctu. Benim inek seninkini oldurdu demek istemistim!
Bu haber uzerine, Hoca'nin kani beynine sicrar. Sakalini ceker, kalkar ve yeniden oturur.
-Bu ilk dusundugumden daha karmasik bir durum, der. Memurlugunun tum agirbasliligiyla katibine doner ve ekler "yaninda ki rafta duran kara kapli kitabi ver bakayim!"

fıkranın devamı


Yılan Temel, arkadaşı yılana sormuş:
-Haçan, biz zehirli yilan miyuk?
-Heee, n'oldu ki?
-Dilimi ısırdum da...

fıkranın devamı

Birr gün evli üç kız kardeş bir evde buluşurlar tabi bacanaklarda. Kızlar kendi aralarında s...
fıkranın devamı

Dönmenin biri bir kasaba girer ve büyük bir salam ister. -Şunlar bir kiloluk, hanmefendi, der ...
fıkranın devamı

Günlerdir Karadeniz radyolarında yerel televizyonlarında şu anons yapılmaktadır:"Dikkat!Dikkat...
fıkranın devamı

Bir kesis dünyanin en akilli adamini bulmak için diyar diyar geziyormus sira nasreddin hocanin kö...
fıkranın devamı

Yılan Temel, arkadaşı yılana sormuş:- Haçen biz zehurlu miyuk?- Heee, ne olduki?-Dilimi ısır...
fıkranın devamı

Bir sanayi şirketinin Genel Müdürü ve aynı zamanda bir Kültür Vakfınca kurulan Senfoni Orkes...
fıkranın devamı

Adamın biri çok şişmanmış diyete girip zayıflamak istiyormuş bundan dolayı doktora gitmiş ...
fıkranın devamı

Temel,Alman,Japon uçakta giderken Temel hava atmak amaciyla cep telefonunu çikarip konusmaya basla...
fıkranın devamı

Amerikan uçak gemisinde görev yapan üç arkadaş, geminin Fıransa'nın bir liman şehrini ziyare...
fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama