Diyet Fıkraları

loading...


Trafik polisi Temel sarışın bir bayan sürücüyü durdurur ve ehliyetini sorar. Kadın çantasını kucağına alıp aramaya başlar; ancak uzun süre geçmesine rağmen bir türlü aradığı şeyi bulamaz.

Temel beklemekten bunalır ve sabırsız bir ifadeyle kadına söylenir:
-"Hanımfendi, aradığınızı bulamadığınız anlaşılıyor. Üzerinde kendi resminizin olduğu şeyi göstereceksiniz, acele edin lütfen."
Kadın bu uyarı üzerine telaşlanır ve kısa bir süre sonra "hah buldum" diye sevinçle çığlıkk atıp çantasındaki makyaj aynasını Temel'e uzatır.

Temel aynayı ciddiyetle inceler ve kadına dönüp kibar bir ifadeyle konusur:
-"Buyrun belgenizi hanımefendi. Özür dilerim, polis olduğunuzu söyleseydiniz durdurmazdım...

fıkranın devamı


Nasreddin hoca bir gün aksehirde camide vaaz vermek için kürsüye çikip:

-Ey cemaat bugün size ne söyleyecegimi biliyormusunuz.Diye sormus.Camideki topluluk:

-Bilmeyiz demisler.bunun üzerine hoca:

-Siz bilmeyince bensize ne söyliyeyim.diyerek kürsüden inmis ve camide kendisini dinlemeye hazirlanan toplulugu yüz üstü birakarak cübbesini giydigi gibi camiyi terk etmis.Hoca ertesi günü yine vaaz etmek için ayni kürsüye çikmis bu sefer yine topluluga ayni soruyu sormus camideki topluluk bu sefer hocayi kaçirmamak için:

-biliriz cevabini vermisler hoca bu seferde onlara:

-Mademki biliyorsunuz o halde benim söylememe ne lüzum var demis ve yine topluluga küserek cübbesini giydigi gibi camiyi terk etmis.Ertesi gün camideki topluluk hacayi vaazdan kaçirmamak için kimisi biliriz.kimisi bilmeyiz demeyi kararlastirmislar.

Hoca ertesi gün vaaz etmek için kürsüye çiktiginda topluluga yine ayni soruyu sormus.Toplulukta daha evvelden kararlastirdiklari gibi bazilari biliriz bazilarida bilmeyiz diye karsilik vermisler.Bu sefer hoca büyük bir ciddiyetle topluluga dönerek onlara:

-Ne âla öyleyse bilenleriniz bilmeyenlerinize ögretsin cevabini vererek yine kürsüden inmis ve cübbesini giyerek camiyi terk etmis.

fıkranın devamı


Bir diyetisyen, huzurevinde genis bir kalabaliga konferans vermektedir:
"Midemize indirdigimiz hersey bizleri her an öldürebilecek kadar tehlikelidir. Kirmizi et kanser yapar, gazli içecekler midemizin dokusunu tahris eder, sebzeler öldürücü bakteriler barindirabilir, Çin yemekleri karbonhidrat yüklüdür. Ayrica hiçbirimiz içme suyunun barindirabilecegi mikroplarin uzun vadedeki etkilerinin farkinda bile degiliz.

Fakat bir yiyecek vardir ki içlerinde en tehlikelisidir. Hepimiz onu mutlaka yemisizdir ya da yemek zorunda kalabiliriz. Içinizde birisi en ciddi rahatsizliklari yaratacak ve uzun yillar bizlere aci verebilecek bu gidayi tahmin edebilir mi ?"

Ön siralardan 75'lik bir ihtiyar ayaga kalkar ve yanitlar:
"Dügün pastasi"

fıkranın devamı

Temele bir güm sormuşlar:-"En çok hangi nefesleri seversin?"diyeTemel cevap verir:-"Cigaramın il...
fıkranın devamı

Trafik polisi Temel sarisin bir bayan sürücüyü durdurur ve ehliyetini sorar. Kadin çantasini ku...
fıkranın devamı

Temele sormuşlar ne tür sex seversin diyetemel;-grupsexi severim demiş.niye diye sorulduğunda da...
fıkranın devamı

Adamın biri çok şişmanmış diyete girip zayıflamak istiyormuş bundan dolayı doktora gitmiş ...
fıkranın devamı

Stres'le nasıl başa çıkacağımı bilirim(Genelde Prozac kullanırım. Eğer bulamazsam sigara v...
fıkranın devamı

Adam gecirdigi by-pass ameliyatindan sonra doktorundan tavsiyeler almaktadir. - Durumunuz iyi ama ke...
fıkranın devamı

..........PARTİSİ GÖMBE BELDESİ BELEDİYE BAŞKAN ADAYI
Kaş ilçesi Çukurbağ köyü doğumlu olup orta tahsilimi Kaş orta okulunda,
Lise tahsilimi ise farklı toplumların kültürünü merak ederek incelemek hemde
değişik oğretmenlerden farklı ders verme biçimlerinden faydalanarak
kültürümü arttırmak amacı ile 4 ayrı lise den sırası ile Elmalı Lisesi,
Fethiye Lisesi, Manavgat lisesi, en Son Korkuteli lisesini okuyarak tamamladım.
Daha sonra Eskişehir F,K,B yani Fizik, kimya, Biyoloji Yüksek okulunu
okurken bayan bir öğretim üyesinin bana aşık olması ve bu aşıklığın
kavgaya dönüşmesi sonucu okulu terk etmeme zorlanarak okulu bitiremeden ayrıldım.
Ancak geri kalan kısımlarının kitaplarını okuyup inceleyerek bu okulu
bitirmiş gibi kendimi hazırladım. Hayatımın bundan sonraki bölümü ise
İzmir'de Otel İşletmeciliği, İstanbulda Marmara melamin tapak faprikasında
yine İstanbulda Lüks Fitil Fabrikasında Teknik eleman ve yönetici olarak çalıştım.
O dönemlerde İstanbulda Yenikapıda Erol Taş'ın kıraathanesinde Erol Taş ile
tanışarak bir gün bana Sende Çekiçi Bir erkek görünümü ve hareketlerin
davranışlarında artist bir karaktere sahip olduğunu söyleyerek sana yadımcı
olacağım diyerek yönetmenle tanıştırması sonucunda küçükken hayal edip durduğum
artist olma amacına ulaşarak bazı filimlerde rol alarak oynadım.
Ancak üstün başarımı çekemeyen bazı kişilerçe tehdit edilerek, yalnız biri
olmam çevrenin olmayışı nedenleri ile istanbulu terk etmek zorunda kalarak
Memleketim olan Antalya Kaş ilçesine dönmek zorunda kaldım.
Bundan sonraki Yaşamım ise: Kaş Adliyesinde 11 sene memurluk yaptıkdan
sonra, her alanda genel kültürümün Enternasyonel'in üzerinde olması,
İlimsel araştırmalarımla kabuğuna sığmayaçak duruma gelerek yapmış olduğum
memurluğu küçük görmeye başladım.
Bu zamana kadar okuduğum 1000'i aşkın kitap ile birlikte Dünya üzerinde
Yaşamış ve Hala yaşayan devlet ve Uygarlıkların, yönetim ve yaşayış
biçimlerini araştırarak Hangi uygarlık ve devletlerin neden daha uzun ve
istikrarlı yaşadıkları ve Hangi uygarlıkların daha kısa istikrarsız
yaşadıklarını sepep ve sonuçları ile birlikte araştırarak ve bunlardan
örnekler çıkararak bir YÖNETİM biçimi ortaya çıkardım.
Bu araştırmalarıma Toplu Yaşayan Arılar, Karıncaların bir arada kavgasız
nizasız bir BEY'in yani Başkanın yönetme şekli ile insanlardan daha güzel
ve demokratik biçimde yaşayışlarını inçeleyerek geliştirdim.
Bu nedenle Türkiyemizin yönetme biçimlerine katkıda olacağımı kendimde
hissederek 1995 genel seçimlerinde Milletvekili adaylığımı koydum ancak
maddiyetsizlik nedeniyle kaybettim. Bu arada Avrupa'ya nazaran Türkiyede
paran varsa varsın Paran olmassa Ne kadar akılı olursan ol ne kadar
bilgili olursan ol Sen de yoksun parolasını anladım.
Bundan Sonra Yine Kendi imkanlarımla Güzel Türkiyemizin Her bir Yanını
Evliya Çelebi misali adım adım gezerek Yörelerdeki Toplumların Yaşayış ve
Kültürlerini, Ayrıca anadoludaki aşamış olan uygarlıkların bu güne dek
bıraktıkları kültürü ve yapıtlarını inçeleyerek notlar alıp dökümanlar yaptım.
Bu gezi sonuçunda Kendi Kalemimden DERLEDİKLERİM adı altında roman
yazmaya başladım hala bu romanı bitirmeye çalışıyorum. Bu romanı öyle bir
özenle hazırlıyorumki okuyucuların kitabı okudukça bir daha okuyası geleçek
şekilde,sürüklenip gideçek şekilde farklı bir yazış biçimde hazırlıyorum.
Bu arada senoya yazma çalışmalarımada başladım. Anadoluda gezdiğim
Yerlerdeki bütün belediye çalışmalarını Hoşuma giden Şehirlerin planlarını,
Buna ilaveten Güzel görünümlü Avrupa kentlerinin pilan ve yerleşim
biçimlerinide inçeleyerek kendimde tam belediye başkanı görevini
yapabileçek bir şeylerin oluştuğunu hissederek, yeni kurulacak
GÖMBE Beldesinin eşi ve benzerine az rastlanan dünyanın dikkatlerini
üzerine çeken, her gün her zaman basın ve Televizyonda bahsedilen şirin ve görkemli
bir şehrin temel taşlarını kısa bir zamanda meydana getireçek vasflar sahip olduğuma
güvenerek bu beldenin Yani GÖMBE'nin belediye başkanlığına soyundum.

Gömbe halkına şimdiden müsdeler olsun. Bu fırsatı kaçırmayacak olan gömbe halkıdır.

Sayın Sevgili GÖMBE halkına sesleniyorum bu bir fırsattır.
Bu vasıflara sahip, bu denli akıllı ve kültürlü bir Belediye başkan adayını
Tirilyonlarca para verseniz, veya çok önçeden sipariş etseniz yine bulamazsınız.
İyi düşünülmesi lazım olan bir konu.

Kaş belediye Başkanlığını GÖMBE'ye
değiştim. Yani Kaş'ı GÖMBE'ye feda ettim. anlarsanız bu işe giriştim
Takdir,ve Düşünme,Karar verme sevgili GÖMBELİLERİNDİR.

Ali .......
fıkranın devamı

-Güzel olduğunuz kadar küstahsınız da.
-Anneciğim, ben bu amcayı çok sevdim. Ona baba diyebilirmiyim?
-Bana annemi tekrar anlatır mısın babacığım?
-Senin annen bir melekti yavrum.
-Neden ağlıyorsun anneciğim?
-Hayir yavrum ağlamıyorum. Gözume toz kaçtı.
-Benim de senin yaşlarında bir oğlum vardı evladım.
-Seni sevmiyorum, seninle oyun oynadım, bunu anlamadın mı hala.
-Annen sen doğarken öldü yavrum.
-N'olur gerçeği söyleyin doktor yaşayacak mıyım?
-O kızla evlenirsen, seni mirasımdan mahrum, evlatlıktan men ederim.
-Nayır Necla, n'olamaz.
-Hayır siz kovmuyorsunuz, ben vazifemden istifa ediyorum.
-Tanrım, bu resim... bu resim...
-Ben fakir bir gencim, sen ise zengin bir fabrikatörün kızısın.
-Biz ayrı dünyaların insanıyız.
-Aman tanrım, göremiyorum... Göremiyorum.. Kör oldum.
-Göruyorum... Göruyorum..
-Evlenince pembe pancurlu bir evimiz olacak.
-Aman Allahım, ne kadar mesudum.
-Hayır.. Durun..! Kemal suçsuzdur.. Aradığınız suçlu benim !
-Bizim bu dünyada yaşamaya hakkımız yok mu be hakim bey abicim. Ha?
-Bu ses.. Bu ses.. Olamaz, git.. Git buradan..
-Vücuduma sahip olabilirsin ama ruhuma asla.
-Üstlendiğin vazife çok mühim Kemal, bu görevi layıkıyla yapacağından eminim.
-Ben kör bir gencim, hayatımı keman çalarak kazanırım. Rica ederim duygularımla oynamayın.
-Sen arkadaşımın aşkısın.
-Sizi ebediyete kadar bekleyeceğim.
-Lütfen haddinizi biliniz.
-Metanetinizi muhafaza ediniz. Tanrıdan ümit kesilmez.
-Tanrım ne kadar bedbahtım.
-Bana yıllar önce çılgıncasına sevdiğim bir kadını hatırlattınız...
-Babanın kanını yerde koma oğul.
-İşte bana yazmış olduğun aşk dolu mektuplar. Meğer hepsi yalanmış. Al bunları.
-Hayır Yusuf... Olaylar sandığın gibi değil.
-Fakirsin sen.. Fakir.. Fakir..
-Beni paranla satın alabileceğini mi sandın?
-Bu resimdeki amca kim anne?
-Sen kaç yiğidim, ben onları oyalarım.
-Hayır.. Hayır.. Tertemiz hislerimle oynadın benim.
-Biliyordum.. Ölmediğini biliyordum Rıfat.
-Oh ne saadet.
-Yaa Justinyanus, işte buna Osmanlı tokadı derler.
-Yettim yiğidim.
-Yavrum İstanbul sana neler etmiş?
-Saadet dolu yuvamıza kara bir gölge düşürdün.
-Bizim gibi insanlar şerefleri için yaşarlar, namusları için ölürler. Ama sen bunu anlayamazsın.
-Ben artık yarım bir insanım.
-Çocuğumun ameliyat parası için yaptım herşeyi.
-Ağlamak istiyorum.
-Demek ikimizde aynı kadını sevdik.
-Olmadı Neriman, yapamadım.. Seni unutamadım.
-Ben sırtımda taş taşır, yine seni okuturum yavrum.
-Söyleyemedim anne, babamın simitçi olduğunu yine söyleyemedim !
-Son nefesimde herşeyi itiraf etmek istiyorum. Katil benim.
-Demek aşkımız bir yalandı.
-Tanrım neden, neden ben!
-N'allahım...sen sen ...bu ses n'olamaz...
-Bilmiyordum , bilmiyordum ,yemin ederim bilmiyordum...
-Lütfen beni yalnız bırakın zira ders çalışmam gerekiyor.
fıkranın devamı

1. Alisveris yapmadan hayatta kalma yöntemleri.

2. Hamamböcegi bir insani yutabilir mi?

3. Karar verme teknikleri. Ne giyecegine karar verme üzerine uygulama.

4. Direksiyonu hiç döndürmeden ileri gidip tekrar geri gelindiginde araba bikip usanip da düzgün park eder mi?

5. Annesinin yaptigi böregi yemek ile esine ihanet arasindaki kavramsal farklar.

6. Telefonda kisa konusma teknikleri

7. 12 çiftten daha az ayakkabi ile hayatta kalma teknikleri

8. Paket paket diyet bisküvi yiyerek neden kilo verilmez?

9. Ocakta birakilip gidilen tencerenin neden bir süre sonra dibi tutar?

10. Duble hamburgerin yaninda içilen kolanin diyet olup olmamasi neden önemli degildir?

11. Bellek gelistirme teknikleri. Cep telefonu pin kodu nasil akilda tutulur?

12. Karmasik teknoloji ürünlerini kullanabilme. Cep telefonunda numara kaydetme üzerine uygulama. Televizyon kumandasinda kanal kaydetme üzerine alistirma.

13. Final maçinin oynandigi saatte besinci tekrar oynayan diziyi seyretmemek bir sey kaybettirir mi?

14. Kredi kartiyla satin alma ve bedava alma arasindaki farklar. Kredi karti borcunu kim öder?

15. Hiçbir zaman giyilmeyecek bir pantolonu indirimde yari fiyatina almakla kim kâr eder?
fıkranın devamı

Trafik polisi Temel sarışın bir bayan sürücüyü durdurur ve ehliyetini sorar. Kadın çantasını kucağına alıp aramaya başlar; ancak uzun süre geçmesine rağmen bir türlü aradığı şeyi bulamaz. Temel beklemekten bunalır ve sabırsız bir ifadeyle kadına söylenir:

"Hanfendi, aradığınızı bulamadığınız anlaşılıyor. Üzerinde kendi resminizin olduğu şeyi göstereceksiniz, acele edin lütfen."

Kadın bu uyarı üzerine telaşlanır ve kısa bir süre sonra "hah buldum" diye sevinçle çığlık atıp çantasındaki makyaj aynasını Temel'e uzatır. Temel aynayı ciddiyetle inceler ve kadına dönüp kibar bir ifadeyle konuşur:

"Buyrun belgenizi hanfendi. Özur dilerim, polis olduğunuzu söyleseydiniz durdurmazdım."
fıkranın devamı

Temel birgün basur olmuş ama bu hastalık iyice ilerlemiş..Öyle ilerlemiş ki ilaçlar bizim gariban Temel'e yetmez olmuş...Önceleri bunu kimseye söyleyemezken sonra karar vermiş bu konuyu Dursun'a açmayaaaa:
-Dursun ya benim çok kötü bir derdim var!
-Nedir o la Temel?
-Basur olduk,kan geliyo dötten!
-Ula düşündüğün bu mu senin bizim köyden bir çocuk vardı..Çalıştı çabaladı Amerika'da doktor oldu.Ona bir soralım o bilir mutlaka!..
-Hay yaşa hadi gidelim.

Hemen ertesi günkü uçakla Temel ile Dursun Amerika'da almışlar soluğu...Doktor Dursun'u tanımış.Biraz hoş beş muhabbetten sonra doktor almış Temel'i içeri.Temel de bir bir anlatmış bütün dertlerini..Doktor buna çok güçlü bir ilaç vermiş.Bu seni epey bir idare eder demiş..Temel ile Dursun sevine sevine dönmüşler memleketlerine...

Aradan 4-5 sene geçtikten sonra Temel'in hastalık yine hortlamış..Öyle bir hortlamış ki doktorun ilaçları artık kesmez olmuş..Önce bir telefon açmışlar doktora.Demişler böyle böyle..Doktor demiş sen gel buraya ben sana daha sert bir ilaç veriyim.

İlacı almaya gittiklerinde durumun ciddiyetini(!) kavrayan doktor başka yolu yok sana "Döt nakli" yapacaz demiş..Sen git memleketine biz sana uygun bir döt bulunca ararız seni..

Gel zaman git zaman doktor en sonunda aramış..En sonunda döt nakli gerçekleşmiş..Temel mutlu tabi ama bir süre sonra dötün canı başka şeyler istemeye başlamış.Baktı olmayacak aramış doktoru:
-Doktor bey...
-Noldu yine mi başladı hastalık?
-Yok geçti de bunun canı başka şeyler istemeye başladı.
Doktor biraz düşünmüş sonra da:
-Yaw döt senin mi miktir gitsin!
fıkranın devamı

Hristiyan ülkelerden birinde yaşayan çocuk hep matematikten sıfır almaktadır. Aileside çocuğu bir faydası olur diye onu katolik kilisesine gönderir. Bundan sonra çocuk hep matematik dersi dahil tüm derslerden hep pekiyi almaktadır. Bunun üzerine ailesi çocuğa sorar:
Ne değişti?
Çocuk cevap verir:
- Artı işaretine çivilerle çakılmış adamı görünce durumun ciddiyetini anladım.
fıkranın devamı

Büyükler, çocukların konuşmalarını yarım yamalak dinlediklerinden, onların sözlerinde gizli derin anlamları kaçırırlar.
Bizim eve, karıma elbiselerin, örtülerin, çarşafların söküklerinin dikilmesinde yardım eden bir terzi kadın gelir.Bu kadın bize geldiği zaman küçük oğlunu da beraberinde getirir. İşte ben, kalıcı ve derin imanın anlamını bu küçük çocuktan öğrendim. Onunla uzun zamandan beri arkadaş olduğumdan, bizim eve geldiğinde biraz sohbet etmeyi ihmal etmem.
Geçenlerde bana yakında güzel bir futbol topu alacağını söyledi.
Onu tekrar görüşümde futbol topunu alıp almadığını sordum.
Çocuk cevap verdi: "Hayır efendim, annem şimdilik topa ayıracak paramız olmadığını söyledi."
Onun bu sözleri, durumlarının yakında düzeleceğine dair derin inancını gösteriyordu. Bilhassa, kullandığı "şimdilik" kelimesinde kuvetli bir güvenin izi seziliyordu.Bu çocuğun söyledikleri beni uzun uzun düşündürdü. Onu uzun bir süre görmedim. Günün birinde tekrar rastladım. Çocuk, bahçede oturmuş, bir karınca yuvasını seyrediyordu.Yavaşça yanına sokuldum.
Onu konuşturmak için babasından bahis açtım:
"Eve gidince yemekten sonra babanla oynayacak mısın?
Yoksa yemekten sonra hemen yatacak mısın?" diye sordum.
Çocuk ciddiyetle yüzüme baktı ve:
"Babam bir kaza geçirdiğinden hastanede. Şimdilik babamla oynayamayacağım!" dedi.
Geçen gün yolum, oturdukları mahalleye düştü.
Çocuğu kaldırımda aceleyle yürürken gördüm. Üzerinde temiz
koyu renk bir elbise vardı.
"Heyy" diye seslendim.
"Neden bayramlık elbiselerini giydin? Herhalde hastaneye babanı görmeye gidiyorsun."
Çocuk gülümseyerek başını salladı. Bundan sonra söylediği sözler, dünyayı içinde yaşamaya değer bir hale getiren,ölümden sonraki hayata olan imanın bir insan için neler yapabileceğini anlamama sebep olan sözlerdi.Çocuğun soruma verdiği cevap şu olmuştu:
"Hayır efendim, hastaneye babamı görmeye gitmiyorum. Babam geçen hafta öldüğünden, onu şimdilik göremeyeceğim."
fıkranın devamı

Donna'nın dördüncü sınıf öğrencileri geçmişte gördüğüm sınıflardan farklı değilmiş gibi görünüyorlardı. Öğrenciler beş sıra olarak sıralanmiş altı sırada oturuyorlardı. Öğretmen masası en önde öğrencilere bakıyordu. Panoda öğrencilerin çalışmaları asılıydı. Bir çok açıdan geleneksel bir ilkokul havası hissediliyordu. Yine de sınıfa ilk girdiğimde bir şey bana farklı görünmüştü. Belirli bir heyecan söz konusuydu. Donna, emekliliğine sadece iki yıl kalmış, Michigan'da küçük bir kasaba öğretmeniydi. Ayrıca benim tarafımdan bölge çapında düzenlenmiş personel geliştirme projesine gönüllü olarak katkıda bulunuyordu. Eğitim sürecinde öğrencilerin kendilerini iyi hissetmeleri ve yaşamlarının sorumluluğunu üstlenmeleri baz alınıyordu.



Donna'nın işi eğitim sürecine katılmak ve sunulan kavramları uygulamaya koymaktı. Benim işim ise, sınıf ziyaretleri yapıp, uygulamaya hız kazandırmaktı. Arka sıralardan birine oturdum ve izlemeye koyuldum. Bütün öğrenciler birşeyler yazıp karalıyorlardı. Benim yanımda oturan on yaşındaki kız öğrenci kağıdını "ben yapamam" cümleleriyle doldurmuştu. "futbol topunu kaleye gönderemem." "üçlü sayılarla bölme işlemi yapamam. "Debbie'nin beni sevmesini sağlayamam."



Sayfanın yarısı dolmuştu ve yazmaktan bıkmışa benzemiyordu. Kararlılıkla ve ısrarla yazmaya devam ediyordu. Öğrencilerin defterlerine bakarak sıraların arasında yürümeye başladım. Hepsi de cümleler yazıyorlar ve yapamadıkları şeyleri tanımlıyorlardı. "on atış üst üste yapamam." "sol alanda vuruş yapamam." "bir kurabiye ile yetinemem." O anda egzersiz bende merak uyandırdı. Öğretmene ne olup bittiğini sormaya karar verdim. Yanına yaklaşınca öğretmenin de yazmakla mesgul olduğunu gördüm. En iyisinin rahatsız etmemek olduğuna karar verdim. "John'un annesini zorla veliler gününe getiremem." "kızımdan arabaya benzin koymasını isteyemem." "Alan'dan bileğini değil, kelimeleri kullanmasını isteyemem." Öğretmenin ve öğrencilerin "yapabilirim" türü olumlu cümleler kurmak yerine neden böyle bir olumsuzluğa saplandığı düşüncesine karşı savaş verirken oturduğum sıraya geri döndüm. Yeniden etrafımı izlemeye koyuldum.



Öğrenciler bir on dakika daha yazmaya devam ettiler. Çoğu kağıtlarını doldurmuş, başka kağıda geçmişti. Donna, "elinizdeki kağıdı bitirin, ama başka bir kağıda geçmeyin." diye seslenerek egzersizin sonuna geldiklerini vurguladı. Öğrencilere kağıtlarını ikiye katlamalarını ve teslim etmelerini söyledi. Öğrenciler kağitlarını öğretmen masasının üzerindeki boş ayakkabı kutusunun içine koydular. Bütün kağıtlar toplanınca Donna kendi kağıdını da kutuya koydu. Kutunun kapağını kapadı. Kutuyu kolunun altına aldı ve kapıdan çıkıp koridorda ilerledi. Öğrenciler öğretmenin peşinden giderken ben de öğrencilerin peşine takıldım. Koridorun ortasında yürüyüş tamamlandı. Donna güvenlik odasına girdi ve elinde bir kürekle dışarı çıktı. Bir elinde kürek bir elinde ayakkabı kutusu öğrenciler arkasında bahçenin en uzak köşesine doğru yol aldılar. Ve kazmaya başladılar. "yapamam" cümleciklerini gömeceklerdi!



Kazma işlemi yaklaşık on dakika sürdü, çünkü bütün öğrenciler sırayla kazıyorlardı. Çukur bir-bir buçuk metre olunca kazma işlemi sona erdi. "yapamam" cümlecikleri kutusu çukurun dibine kondu ve üzeri toprakla örtüldü. Otuz bir tane on - on bir yaş çocuğu, yeni kazılmış çukurun başında bekleşiyorlardı. Her birinin bir metre aşağidaki kutunun içinde en az bir sayfa süren "yapamam" cümlecikleri vardı. Öğretmenin de öyle. Donna, "kızlar, erkekler elele tutuşun ve başınızı eğin." diye seslendi. Öğrenciler sözüne uydular. Çukurun başında halka oluşturdular, elleriyle sımsıkı bir bağ oluşturdular. Başlarını öne eğip beklemeye başladılar. Donna konuşmasına başladı:



"Arkadaşlar, bugün burada 'yapamamlar' anısına toplandık. Yeryüzünde bizimle birlikteyken bir şekilde hepimizin hayatına girdi; kimimizinkine az, kimimizinkine çok... Adı her okulda, her toplantı salonunda, hatta Beyaz Saray'da bile anıldı. 'Yapamamlar'ı sonsuz uykusuna göndermeye karar verdik. Erkek ve kız kardeşleri 'yapabilirim', 'yapacağim' ve 'yapıyorum' hayatlarına devam ediyorlar. Onlar 'yapamamlar' kadar ünlü, güçlü ve kuvvetli değildirler. Belki birgün sizin de yardımınızla dünyaya ayak izlerini bırakabilirler. İnsallah, 'yapamamlar' huzur içinde yatarlar. İnsanlar onlar olmaksızın hayatlarına devam edebilirler. Amin!"



Bu methiyeyi dinlerken öğrencilerin hiç birinin bugünü unutamayacaklarını düşündüm. Bu aktivite oldukça sembolik bir anlam taşıyordu. Gerek bilinçten, gerekse bilinç dışından asla silinmeyecek bir beyin egzersizi gibiydi. 'Yapamam' cümlecikleri yazmak, onlari gömmek ve methiye dinlemek... Bunların hepsi de öğretmenin gayretleri ile gerçekleşmişti. Methiyenin sonunda öğrencilerini etrafında topladı ve onları sınıfa götürdü. 'Yapamamlar'ın ebediyete intikalini keklerle, patlamış mısırlarla ve meyve sularıyla kutladılar. Kutlamaların bir parçası olarak, Donna kalınca bir kağıttan mezar taşı kesti. En üste 'yapamam'ı, en alta o günün tarihini yazdı. Kağıttan yapılmış mezar taşı o yılın anısına Donna'nın sınıfına asıldı. Nadiren de olsa öğrencilerden biri unutup, 'yapamam' dediğinde Donna bunu gösterdi. Ögrenciler de böylece 'yapamamlar'ın öldüğünü hatırlayıp, yeni cümle kurmak zorunda kaldılar. Donna'nın öğrencilerinden biri değildim. O benim öğrencilerimden biriydi. Yine de o gün ben ondan ömür boyu unutamayacağım bir ders aldım. Şimdi yıllar geçmesine rağmen, ne zaman 'yapamam' gibi bir cümle duysam, dördüncü sınıf öğrencilerinin düzenlediği cenaze merasimi gelir aklıma. Ben de öğrenciler gibi 'yapamamlar'ın öldüğünü anımsarım.


fıkranın devamı

Günlerden bir gün aşk meleği oklarını yanlışlıkla iki kişiye fırlatır.
"Bu ne biçim melek" demeyin olmuş bir kere..
Dünyada en son aşık olması gereken iki zıt karakterdir kahramanlarımız.
Bir arada olmaması gereken bu iki karakter aslında ömürleri boyunca acı çekmişlerdir ta ki meleğimiz hayatının en büyük hatasını yapana kadar..
Oklar isimlerinin başharfi D ve M olan iki şanssız karakterimizi yaralamıştır.
O büyük buluşma gününde yarım olan karakterlerimiz D ve M diğer yarısını bulmuştur ancak ortada çok büyük bir problem vardır.
D ve M daha önce hiç hissetmedikleri ve belki başka hiçbir zaman hissedemeyecekleri güzel şeyler hissetmişlerdir ama bunun sonu olmadığından yakınıp durmuşlar bir süre..
İki karakterimizde işini gücünü bırakmış,dünyadan ve sorumlu oldukları insanlardan bihaber inzivaya çekilmişler.
Ancak bu sırada dünya birbirine girmiştir,insanlar çıldırmış,dünya sanki tersine dönmüştür sadece D ve M'nin değil tüm insanların hayatı alt üst olmuştur.
Tabii aşkın gözü kördür D ve M'nin bunun farkına varması uzun zaman almıştır bu süre içinde küçük kıyametler kopmuş D ve M ancak dostlarının uyarmasıyla durumun farkına varmışlardır.
Kahramanlarımızdan M'nin gözünün önündeki perdeler kalkıp olayın ciddiyetini fark edince D'ye artık ayrılmaları gerektiğini yoksa sadece ikisinin mutlu olması uğruna birçok insanın hayatının kararacağını anlatmıştır.
Ancak, D kabullenememiş, bunun mümkün olmayacağını, onsuz hayatın zindanda yaşamaktan farklı olmayacağını anlatmış durmuştur, fakat M kafasına koymuştur bir kere ayrılmalarının en doğru karar olacağını söylemiş,bırakıp gitmiştir D'yi..
O günden sonra D ve M hiç aramamış, sormamışlar birbirlerini..
Ama ne D mutludur ne de M..
İkiside kendilerini görevlerine adamış hep başkaları için çalışmıştır,ne bir başkasına gönül verebilmişler ne de yaşadıkları o güzel günleri unutabilmişlerdir.
D hiçbir zaman yedirememiştir,anlamamamıştır sevdiğini..
Ama gururunu yenipte gidememiştir M'ye..
M hep bu kararın en doğru karar olduğunu düşünmüş ama yürekten inanamamıştır buna sadece öyle yapması gerektiği için yapmıştır,mutsuzdur ama yapılabilecek başka bir şey yoktur.
O günden sonra D ve M aynı yerde bulunmamak için çok çabalamışlardır.
Aslında çoğu zaman buluşmuşlar mecburiyetten her buluşmada küçük kıyametler kopmuş,insanlar üzülmüş,ağlamıştır hatta kimi insanın canına mal olmuştur bu buluşma...
Merak ettiniz değilmi bu iki bahtsızın gerçek adını daha fazla meraklandırmayayım sizi.

Duygu ve Mantıktır asıl isimleri..

Dünyada en son bir araya gelmesi gereken iki geçinemeyen sevgili.
fıkranın devamı

Stresle nasıl başa çıkacağımı bilirim
(Genelde Prozac kullanırım. Eğer bulamazsam sigara ve kahve de işimi görür)

Güçlü iletişim ve organizasyonel becerilerime dayanan bir iş arıyorum
(Çok fazla konuşurum ve insanlara ne yapmaları gerektiğini söylemek isterim)

Her çeşit ofis organizasyonuna kolayca uyum sağlayabilirim
(Microsoft Office kullanmayı bilirim)

Eski iş deneyimlerimi şöyle sıralayabilirim:
(Umarım sakız sattığım günleri sormazsınız)

İşime ciddiyetle yaklaşırım
(hatalarım için başkalarını suçlarım)

Mizah anlayışım güçlüdür
(Bir sürü eski, aptalca fıkra bilirim ve bunları anlatmasını da beceremem)

Şirketin uygun gördüğü herhangi bir yerde çalışabilirim
(Bu berbat kasaba haricinde!)

Olağanüstü profesyonel meziyetlerim vardır
(Cebimde bir elektronik ajanda taşıyorum)

Geçmiş tecrübelerim sizin beklentilerinizi karşılıyor
(Muhtemelen daha tecrübeli birini arıyorsunuz)

Ben kolay uyum sağlarım
(Çok iş değiştirdim)

Hareketli iş yapmayı severim
(Beni masamda bulamazsanız merak etmeyin!)

İyi bir eğitim geçmişim var
(Liseden kovulmuştum!)

İş arkadaşlarımla uyumluyumdur
(Sarkıntılıktan hapis yatmıştım!)

Ayırdığınız zaman ve gösterdiğiniz ilgi için teşekkürler
(Lütfen, beni hemen fırlatıp atmayın!)
fıkranın devamı

Adam gecirdigi by-pass ameliyatindan sonra doktorundan tavsiyeler almaktadir.
- Durumunuz iyi ama kendinize biraz dikkat etmelisiniz.Oncelikle dinlenmeye devam edeceksiniz, Ayrica diyetinizi duzenli olarak uygulayacaksiniz.En azindan birkac ay daha sakin bir hayat yasiyacaksiniz.
- Peki doktor ya seks?

- Tabi seks yapabilirsiniz ama yalniz karinizla, çunkü heyecan yasak!!!
fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama