Emekli Fıkraları

loading...

Emekliliği gelmiş ilkokul mezunu çalışan derecem ve maaşım artsın düşüncesiyle dışardan ortaokul bitirme sınavına girer.Yazılı Sınavda çeşitli konulardan sorular ve cavapları. Soru :1Dindersinden abdesti bozan şeyleri sayınız Cevap :1 Sen osurusan, sen işersen, sen tuvalete gidersen abdestin bozulur şeklinde yanıtlar Hocanın şifai değerlendirmesi: Oğlum ben osurusam,ben işersem ben tuvalete gidersem senin abdesttine ne oluyor. Soru :2Gap nedir. Gapın önemini anlatınız. Cevap :2 Gap yemek pişirmeye yarar.Kalaylı gap, çelik gap, toprak gap gibi çeşitleri vardır Soru :3 Dünyada yaşayan memelilere birkaç örnek veriniz. Cevap :3 İnek,koyun,deve,keçi,Karı Gerçek hayatta yaşanmış bir olaydır.
fıkranın devamı


Trabzonla Rize arasında bir zamanlar gümrük varmış. Temel hergün bisiklet ve önünde bir kum torbasıyla gümrükten geçermiş. Bir gün Gümrük Memuru bu durumdan kuşkulanmış. Temel'e :
- Dur. Ne geçiriyorsun gümrükten, demiş. Temel :
- Kum, demiş.
Memur kum torbasına elini sokmuş karıştırmış gerçekten sadece kum varmış torbada. Bu olaydan sonra Temel yıllarca gümrükten bisikletle önünde kum torbası olduğu halde geçmiş. Yıllar sonra Trabzonda bir kahvede Temelle Gümrük Memuru karşılaşmış.
Gümrük Memuru :
- Ula Temel artık emekli oldum sana birşey yapamam gerçekten ne geçiriyordun gümrükten?, demiş.
Temel:
- Bisiklet, demiş




fıkranın devamı


Trabzonla Rize arasında bir zamanlar gümrük varmış. Temel hergün bisiklet ve önünde bir kum torbasıyla gümrükten geçermiş. Bir gün Gümrük Memuru bu durumdan kuşkulanmış. Temel'e :
- Dur. Ne geçiriyorsun gümrükten, demiş. Temel :
- Kum, demiş.
Memur kum torbasına elini sokmuş karıştırmış gerçekten sadece kum varmış torbada. Bu olaydan sonra Temel yıllarca gümrükten bisikletle önünde kum torbası olduğu halde geçmiş. Yıllar sonra Trabzonda bir kahvede Temelle Gümrük Memuru karşılaşmış.
Gümrük Memuru :
- Ula Temel artık emekli oldum sana birşey yapamam gerçekten ne geçiriyordun gümrükten?, demiş.
Temel:
- Bisiklet, demiş

fıkranın devamı


Trabzonla Rize arasında bir zamanlar gümrük varmış. Temel hergün bisiklet ve önünde bir kum torbasıyla gümrükten geçermiş. Bir gün Gümrük Memuru bu durumdan kuşkulanmış. Temel'e :
- Dur. Ne geçiriyorsun gümrükten, demiş. Temel :
- Kum, demiş.
Memur kum torbasına elini sokmuş karıştırmış gerçekten sadece kum varmış torbada. Bu olaydan sonra Temel yıllarca gümrükten bisikletle önünde kum torbası olduğu halde geçmiş. Yıllar sonra Trabzonda bir kahvede Temelle Gümrük Memuru karşılaşmış.
Gümrük Memuru :
- Ula Temel artık emekli oldum sana birşey yapamam gerçekten ne geçiriyordun gümrükten?, demiş.
Temel:
- Bisiklet, demiş

fıkranın devamı


Emeklilik islemleri için uğraşan adam sigortaya şahsen başvurur. Görevli kadın yaşını doğrulatmak için bir kimlik belgesi sorunca adam ceplerini arar, tarar ve cüzdanını evde unuttuğunu fark edince durumu anlatır. Görevli kadin '' gömlek düğmelerinizi açın o zaman'' der. Şaşıran adam bir bir açar düğmeleri ve bembeyaz göğüs kılları ortaya çıkınca görevli kadın '' tamam bu gördüğüm yeterli '' yanıtıyla evrakları onaylar. Şaşkınlık içinde eve gidip emeklilik işlerini nasıl hallettiğini eşine anlatır adamcağız. Eşinden gelen yanıt bir başka olur:
- ''Keşke pantalonunun düğmelerini açsaydın, o zaman bir de maluliyet farkı da alırdın...''


fıkranın devamı

Denizaltinda görevli bir binbasi emekli olduktan sonra sakin bir yasam icin köye yerlesir.Bir gün...
fıkranın devamı

üstsün zekadan kafayı yiyen emekli pilot evinin çatısını tamir ederken iş bitimine yakın pa...
fıkranın devamı

İdris 20 yıl postacılıktan sonra emekli olmuş. Herkes ile vedalaşıp memleketine dönmeye kara...
fıkranın devamı

Emeklilik sınırına dayanan Memur Temel, yolda ayni işyerinden birkaç ay önce emekli olan arkad...
fıkranın devamı

Bakanliklar Caddesinde mutevazi bir berber dukkani...Mutevazi ama unlu bir berber dukkani...Fikret u...
fıkranın devamı

Yaşlı bir adam emekliye ayrılır ve kendine bir lisenin yanında küçük bir ev alır. Emeklili
fıkranın devamı

Bir adam son günlerini yasiyormus. Uzuvlari meleklerin huzuruna çikmislar. Göz saygiyla ayaga kal...
fıkranın devamı

Bir adam son günlerini yaşıyormuş. Uzuvları meleklerin huzuruna çıkmışlar. Göz saygıyla a...
fıkranın devamı


=> Mouse'un kırıla. Tık tıklayamayasan
=> Hatların kopa da hiç bir yere bağlanamayasan
=> Disk'lerin "crash" ola
=> File'larına virus bulasa
=> Networklerden atılasan
=> Database'in patlasın
=> Security key'lerin deşifre olsun
=> Back-upların bozulsun da geçmişe dönemeyesin


Pes-ekonomik beddualar

=> Repo'da açığa düşesin, faiz sana zarar yaza
=> IMKB 100 endeksin 1600 direncini kıramaya
=> Uygun kur bulamaya, pozisyon açığına düşesin
=> Reuteurs'in arızalana, rate'leri izleyemeye..
=> Paran aracı kurumda kala, iç edile
=> Dövize endeksli kredi alasan... "zede"lenesen
=> Merkez Bankasi para piyasalarına mudahale ede. O ıirada sen de orada olasan
=> Halden anlamayan Bireysel Danışman'a denk düşesen
=> Sabah seansında endeks hızla düşe sen panik olup kağıt çıkasın, ikinci seansta endeks kendini toplaya ama iş işten geçmiş ola


Munferit beddualar

=> TEK saat 20-22 arası kesinti yapa. 1 dakika eylemi yapamıyasan
=> Cep telefonuyla konuşurken çevirmeye yakalanasan
=> Ucuza aldım diye sevindiğin araban çalıntı çıka
=> Martı'yı okuyup ruhi bunalıma giresin


Günümüz bedduaları

=> Silikonun patlaya inşallah
=> Hem fikir, hem zikir suçlusu olasın
=> Ne yersen ye asit yapsın ağzında, bir Falım ciklet bulamayasın
=> Kaplama alanı dışında kalasın
=> Aldığın dolarlar sahte çıka
=> Susurluk Skandalı'na adın karışa
=> Bir decoder alamayasın
=> Güçlü Türk olamayan, persil adam olasın
=> Medyalara gelesin inşallah
=> Talk showlara, reality showlara çıkasın
=> Imajin sarsıla, ratingin düşe
=> SSK'dan emekli olasın
=> Tam otomatik çamasır makinen kireçlene, bir gram Calgonit bulamayasın
=> Siyaset Meydanı'na çıkamayasın
=> Gurbette yorgun düşesin, hasret tükete, bitesin inşallah
=> "Maraba Televole" diyesin,
=> Sabah Şekerleri'ne çıkasın
=> Reha Muhtara'a konuk olasın

En kötüsü de bunlar
=> Yeryüzünde tashih hatası gibi dolaşasın
=> Öldüğün gün, ölüme çare care buluna
.


fıkranın devamı

Dün gece yine ölümle burun buruna geldim.

Kendime bir zarar geleceginden degil ama karim Cemile ne yapar sonra.

Biz aksam yemegimizi genelde saat 11-12 gibi yerdik, ama ev sahiplerimizin
misafiri geldiginden geç vakitlere kadar oturup yatmadilar.

Neyse ki konuklarin gitmesiyle birlikte uykuya daldilar. Bir süre
ortaligin sakinlesmesini bekleyip, yiyecek toplamaya basladim.

Bugün misafirler geldigi için menü çok zengindi. Pasta ve börek kirintilarina
bayiliriz. Her neyse ben nevaleyi toplarken birden mutfagin isigi yandi
ve "Aaaaaa! Karafatma" diye bir ses duydum.

Salak adam, ben bir erkegim Fatma da nereden çikti. Benim adim Ismail. Böyle
seyler delikanliyi bozar. Hadi beni karimla karistirdin diyelim. Sen ne kadar
korkak bir adamsin. Benim kaç katim büyüklügünde olmana ragmen bu bagiris da ne böyle?

O korkunç sesin kesilmesiyle birlikte, sanki ben ona bir bok yapmisim gibi beni
kovalamaya basladi. Inanin o kadar da dikkat ediyorum, tabak, çanak, bardak
üzerinde dolasmamaya çünkü bu dingilin karisi çok titiz. Bazen diyorum ki bu
giciklarin misafiri geldiginde git ortalarda dolas böylelikle utanilacak duruma
düssünler. Ama yapamiyorum iste. Ne olursa olsun, ekmek yedigin tekneye kötü
gözle bakmamak gerekir.

Ben eve geldigim ilk yillari hatirliyorum da ne güzeldi o günler. Rahmetli
kayinbabam ve kayinvalidem beni evlerine kabul etmislerdi. O zamanlar rahattik,
çünkü ev sahibimiz Riza amca kördü. Bu sebeple evin her yerinde serbestçe
dolasabiliyorduk. Hatta Riza amcayla ayni sofrada yemek yedigimiz günlerde
oldu. Gerçi bizleri görebilseydi nasil davranirdi bilmem ama o hep yüregimizde yasayacak.

Riza amcanin durumu pek iyi sayilmazdi, memur emeklisiydi. Bu evde rahmetli
karisininmis, bu yüzden yiyecek konusunda bu kadar fazla seçenegimiz yoktu.
Ama daha mutlu ve huzurluyduk. Riza amca bir gün görünmez kazaya kurban gitti.
Gerçi onun için bütün kazalar görünmezdi.

Riza amcanin topraga verildigi gün biz de oradaydik. Karsi komsusu Osman Zeki
bey bize geldiginde ceketini asmisti. Biz de bunu firsat bilip ceketin cebine
girdik. Ardindan Osman Zeki beyle birlikte mezarliga dogru yola koyulduk. Riza
amcanin üç tane oglu vardi ama bugüne kadar sadece nüfusta gözüküyorlardi.
Hayirsizlar daha ilk günden evi satisa çikardilar. Evi su anda oturan adam ve karisi satin aldi.

Eve ayak basmalariyla kayinbabam ve kayinvalidemi öldürmeleri bir oldu. Adam
sonra igrenerek cansiz bedenleri kagida sararak çöpe atti. Sanki kendisi çok
temizmis gibi. Halbuki tuvaletten çiktiktan sonra ellerini yikamadigina
defalarca sahit oldum. Simdilerde kendine üzerinde rahmetli kayinvalidemin
resmi olan bir ilaç almis, durmadan üzerimize sikip duruyor. Kayinvalidem
Sultan hanim gençliginde fotomodel oldugu için bu tür ilaçlarin üzerinde resmi
bulunuyor. Hatta bir iki reklam filminde de oynamisti. Ama evlenince mecburen
birakti. Çünkü kayinbabam tam bir Osmanli erkegiydi.

Bugüne kadar rahmetli Riza amcanin anisina bu evde oturduk, artik daha fazla
dayanacak halimiz kalmadi. Ese dosta haber saldik. Kendimize göre bir ev bulur
bulmaz tasinacagiz buradan. Belki de sizin evinize yerlesiriz hayat bu belli mi olur?

fıkranın devamı

Yasli bir adam emekliye ayrilir ve kendine bir lisenin yaninda kucuk bir ev alir. Emekliliginin ilk bir kac haftasini huzur icinde gecirir ama sonra ders yili baslar. Okullarin acildigi ilk gun, dersten cikan ogrenciler yollarinin uzerindeki her cop bidonunu bagirip, cagirarak tekmelerler. Bu cekilmez gurultu gunler surer ve yasli adam bir onlem almaya karar verir.
Ertesi gun cocuklar gurultuyle evine dogru yaklasirken, kapisinin onune cikar onlari durdurur ve: "Cok tatli cocuklarsiniz, cok da egleniyorsunuz. Bu nesenizi surdurmenizi istiyorum sizden. Ben de sizlerin yasindayken ayni sekilde gurultuler cikarmaktan hoslanirdim, bana gencligimi hatirlatiyorsunuz. Eger her gun
buradan gecer ve gurultu yaparsaniz size her gun 1 dolar verecegim" der.
Bu teklif cocuklarin cok hosuna gider ve gurultuyu surdururler.
Birkac gun sonra yasli adam yine cocuklarin onune cikar ve onlara şöyle der:
"Cocuklar enflasyon beni de etkilemeye basladi bundan boyle size sadece 50 sent verebilirim."
Cocuklar pek hoslanmazlar ama yine devam ederler gurultuye.
Aradan birkac gun daha gecer ve yasli adam yine karsilar onlari:
"Bakin" der, "Henuz maasimi alamadim, bu yuzden size gunde ancak 25 sent verebilirim, tamam mi?" "Olanaksiz bayim" der iclerinden biri,
"Gunde 25 sent icin bu isi yapacagimizi saniyorsaniz yaniliyorsunuz. Biz
isi birakiyoruz."
ADAM SIGORTA SIRKETINDEN EMEKLI BIR YONETICI :))
fıkranın devamı

Dün gece yine ölümle burun buruna geldim. Kendime bir
zarar geleceginden degil ama karim Cemile ne yapar
sonra.

Biz aksam yemegimizi genelde saat 11-12 gibi yerdik,
ama ev sahiplerimizin misafiri geldiginden geç
vakitlere kadar oturup yatmadilar. Neyse ki konuklarin
gitmesiyle birlikte uykuya daldilar. Bir süre
ortaligin sakinletmesini bekleyip, yiyecek toplamaya
basladim.

Bugün misafirler geldigi için menü çok zengindi. Pasta
ve börek kirintilarina bayiliriz. Her neyse ben
nevaleyi toplarken birden mutfagin isigi yandi ve
"Aaaaaa! Karafatma" diye bir ses duydum.

Salak adam, ben bir erkegim Fatma da nereden çikti.
Benim adim Ismail. Böyle seyler delikanliyi bozar.
Hadi beni karimla karistirdin diyelim. Sen ne kadar
korkak bir adamsin. Benim kaç katim büyüklügünde
olmana ragmen bu bagiris da ne böyle ? O korkunç sesin
kesilmesiyle birlikte, sanki ben ona bir bok yapmisim
gibi beni kovalamaya basladi.

Inanin o kadar da dikkat ediyorum, tabak, çanak bardak
üzerinde dolasmamaya çünkü bu dingilin karisi çok
titiz. Bazen diyorum ki bu giciklarin misafiri
geldiginde git ortalarda dolas böylelikle utanilacak
duruma düssünler. Ama yapamiyorum iste. Ne olursa
olsun, ekmek yedigin tekneye kötü gözle bakmamak
gerekir.

Ben eve geldigim ilk yillari hatirliyorum da ne
güzeldi o günler. Rahmetli kayinbabam ve kayinvalidem
beni evlerine kabul etmislerdi. O zamanlar rahattik,
çünkü ev sahibimiz Riza amca kördü. Bu sebeple evin
her yerinde serbestçe dolasabiliyorduk. Hatta Riza
amcayla ayni sofrada yemek yedigimiz günlerde oldu.
Gerçi bizleri görebilseydi nasil davranirdi bilmem ama
o hep yüregimizde yasayacak. Riza amcanin durumu pek
iyi sayilmazdi, memur emeklisiydi. Bu evde rahmetli
karisininmis, bu yüzden yiyecek konusunda bu kadar
fazla seçenegimiz yoktu. Ama daha mutlu ve
huzurluyduk. Riza amca bir gün görünmez kazaya kurban
gitti. Gerçi onun için bütün kazalar görünmezdi.

Riza amcanin topraga verildigi gün biz de oradaydik.
Karsi komsusu Osman Zeki bey bize geldiginde ceketini
asmisti. Biz de bunu firsat bilip ceketin cebine
girdik. Ardindan Osman Zeki beyle birlikte mezarliga
dogru yola koyulduk. Riza amcanin üç tane oglu vardi
ama bugüne kadar sadece nüfusta gözüküyorlardi.
Hayirsizlar daha ilk günden evi satisa çikardilar. Evi
su anda oturan adam ve karisi satin aldi. Eve ayak
basmalariyla kayinbabam ve kayinvalidemi öldürmeleri
bir oldu. Adam sonra igrenerek cansiz bedenleri kagida
sararak çöpe atti. Sanki kendisi çok temizmis gibi.
Halbuki tuvaletten çiktiktan sonra ellerini
yikamadigina defalarca sahit oldum. Simdilerde kendine
üzerinde rahmetli kayinvalidemin resmi olan bir ilaç
almis, durmadan üzerimize sikip duruyor. Kayinvalidem
Sultan hanim gençliginde fotomodel oldugu için bu tür
ilaçlarin üzerinde resmi bulunuyor.Hatta bir iki
reklam filminde de oynamisti. Ama evlenince mecburen
birakti. Çünkü kayinbabam tam bir Osmanli erkegiydi.
Bugüne kadar rahmetli Riza amcanin anisina bu evde
oturduk, artik daha fazla dayanacak halimiz kalmadi.
Ese dosta haber saldik. Kendimize göre bir ev bulur
bulmaz tasinacagiz buradan Belki de sizin evinize
yerlesiriz hayat bu belli mi olur ?

2000 yılının ağustos ayında "TUNÇ DEVRİ" başlığı altında GIRGIR dergisinde yayınlanmıştır. Yazan : Tunç ERDOĞAN
fıkranın devamı

Bir şirkete kozalanmak
(Koza: Tırtılın kelebek
oluncaya kadar misafir kaldığı korunaklı yuva.)
Yeni mezun elemanın; askerliğini beklerken, daha iyi
bir iş ararken veya yurt dışında bir master kazanana
kadar düşük profilli ve sıkıcı bir başlangıç
pozisyonunda çalışmayı kabul etmesi. Kelebek olur
olmaz da arkasına bile bakmadan o şirketten uçması...

Leblebi Profesörü
Astları ona bir şey açıklamaya çalışırken, daha leb
demeden bütün konuyu anladığını düşünüp, ikinci
kelimede söz kesen, her şeyi en iyi kendisinin
bildiğini sanan dinleme özürlü yönetici.

Bariyer Plânlaması
Çekirdekten yetişmiş alaylı yöneticinin, ileride
kendisine rakip olabilecek zehir gibi ve eğitimli genç
elemanını, "Rotasyon iyidir; satışı da öğrenirsin.
Kariyerin için faydalı olur." ayaklarıyla kandırıp
başka bir bölüme postalaması. Koltuğunu elinden almak
amacıyla gelecekte yapılabilecek olası hamlelere karşı
engel yaratması.

Hız Tümseği
En basit görevlerde bile bin bir zorluk çıkartarak
işlerinizin akışını yavaşlatan kıl meslektaş.

Iş Ingilizcesi
Türkçe cümlelerin içine Ingilizce kelimeler
serpiştirilerek konuşulan ucube şirket lisanı. Örnek,
"Ebru, benim reportu final hâle getirdim; yarın
birlikte review edelim mi?" Gerçek Ingilizce ile
ilgisi olmadığı için, bu lisan yabancılarla iletişimde
pek işe yaramaz. Az önce Amerikan aksanıyla Türkçe
konuşan kişinin, böyle bir durumda aniden nutku
tutulur. Kekelemelere gelir...

Pijama Yakalı
Mavi veya beyaz yakalıyken, işini kaybedip evde
oturmak zorunda kalan kimse.

Menopozisyon
Sittinsene olarak ifade edilebilecek uzun bir süredir
şirkette çalıştığı için işten çıkarılamayan sadık
çalışanın, emekliliğini beklerken oyalandığı,
yetkileri ve fonksiyonları azaltılmış pozisyon.

Kalite Çemberi
Kaliteyi iyileştirmek veya işin asıl sahiplerinin bile
bulaşmak istemediği kemiklikteki sorunları çözmek
hedefiyle bir araya getirilen insanların, bir dolu
mesai saati ve tonla kırtasiye malzemesi harcadıktan
sonra, bir tam daireyi tamamlayarak başladıkları
noktaya geri dönmeleri.

Kartvizit Bebeği
Çok hatırlı kişilerden torpil getirdiği için işe
alınmak zorunda kalınan, müdürlerin kendi bölümlerinde
istemediği, elemanların evlilik dışı bebek muamelesi
yaptığı vasıfsız kimse.

Masa Saati
Bütün gün ceketini çıkarmadan masasında oturan, mesai
saati bittikten sonra ofiste bir saniye bile durmayan,
suya-sabuna ve zor işlere dokunmayan kişi. Saatinizi,
hareketlerine göre ayarlayabileceğiniz dakik insan...

Ego Müzesi
Üst düzey yöneticinin odasında; diplomalarını, dandik
golf kupalarını ve önemli kişilerle çekilmiş
resimlerini sergilediği bölüm.

Ritm Saz Tamiratı
Bilgisayar, printer, fotokopi makinesi gibi elektronik
ofis ıvır zıvırından hiç çakmayan tiplerin, arıza
anında bir bileni çağırmak yerine alete vurarak tamir
etmeye çalışmaları.

Geyik Fırtınası
Ofis insanlarının bir odaya tıkılıp, saatler boyunca
akıllarına gelen her şeyi konuştukları, hazırlık
yapılmadan gelindiği için de hiçbir sonuç veya karar
alınamadan biten, litrelerce çay ve kahvenin
tüketildiği plânsız, programsız toplantılar. Iş
hayatının yüzde altmışını oluşturan akla ziyan
seanslar.

Estrojenerasyon
(Estrojen: Kadınlık hormonu)
Eğitimli, vasıflı ve ekonomik özgürlüğe sahip
kadınlardan oluşan profesyonel nesil. Sağlıklı bir
gelişme; kahvehaneleri andıran klâsik iş
ortamlarımızın panzehiri.

fıkranın devamı

Arkadaşlarla yemek yiyecektik. Lokantaya gittiğimde henüz kimse yoktu..
Bir süre sonra kalabalık bir grup halinde geldiler. Öpme faslında o sırada sipariş almak üzere bekleyen garsonu da öpmüştüm! Tabii kahkaha tufanı kopmuştu. İste o an benim bittiğim andır Seyit Abi...

Gece otobüsle İstanbul'dan İzmir'e gidiyordum. Yanımda oturan da benim gibi iri kıyım olunca komple vücut teması oldu. Gecenin ilerleyen
saatlerinde, ikimiz de uyumuşken, yanımdaki yolcu birden sıçradı. Karımdan alışık olduğum için,"Geçti bitanem. Ben yanındayım, yok bir şey" deyiverdim!
Adam gözlerini aralayıp dehşetle bana bakmıştı. İşte o an benim bittiğim andır Seyit Abi...

6 yaşındayken komşu ablaya izlediğim çizgi filmi anlatıyordum. Babası da yanımızda oturuyordu. Çocuk salaklığıyla, gorilleri anlatırken,"Böyle
böyle göğüslerine vuruyorlardı abla. Hem de göğüsleri seninkilerden daha büyüktü" demiştim! Yıllar sonra bizi ziyarete geldiklerinde adam bunu
hatırlattı. İşte o an benim bittiğim andır Seyit Abi...

Dünyanın parasını verip aldığım yırtık model jean pantolonumu giymiş sevgilimle dolaşıyorduk. Babamla karşılaştık. Bacaklarıma doğru
aşağılayıcı bir şekilde bakıp,"Hayrola, mahallenin köpekleri kovaladı galiba?"demişti! İşte o an benim bittiğim andır Seyit Abi...

Üniversite yıllarım... Kulak rahatsızlığımdan dolayı hastaneye gitmiştim. Doktor muayene esnasında rahat olmam için benimle sohbete başladı. "Ögrenci misin?""Evet." "Hangi üniversite?" "Uludağ" "Ben de oradan mezun
oldum. "Hangi bölümde okuyorsun?" "İşletme" dedim ve bombayı patlattım: "Siz hangi bölümden mezun oldunuz?" "Sence?" İşte o an benim bittiğim andır Seyit Abi...

Sabah ofiste telefonla konuşuyordum. Telefonu omuzumla başımın arasına sıkıştırmıştım. Elimin birinde cep telefonu, diğerinde poğaça vardı.
Cep telefonumu şarj etmek isterken şarj aletinin ucunu birden poğaçaya soktum! Gören oldu mu diye kafamı çevirince de müdürümle göz göze geldim. Sırıtıyordu. İşte o an benim bittiğim andır Seyit Abi...

Lise 1. sınıftaydım. Kimya dersinde "ısınan maddeler genleşir" konusunu anlatan hocamız, "Örneğin pirinç "deyince atladım: "Haklısınız hocam yaa! 2 bardak pirinci ısıtinca koca bir tencere pirinç pilavı oluyor." Hoca, "Oğlum bu yemeklik pirinç değil, metal olan pirinç "deyince bütün sınıf
gülmekten yerlere yatmıştı. İşte o an benim bittiğim andır Seyit Abi...

Yirmili yaşlarım. Çok romantik bir sahneydi. Sevgilim kucağıma başını koymuş, ben de saçlarını okşuyordum. Birden başını kaldırdı, "Pantolonunun yıkanma zamanı gelmiş" dedi! İşte o an benim bittiğim andır Seyit Abi...

Eve gitmek üzere Bakirköy dolmuşu bekliyordum. Sigaramın kalmadığı aklıma gelince önünde durduğum Tekel bayiine girecekken minibüs geldi. Apar topar bindim. Şoföre parayı uzatıp, "Bir Monte Carlo" dedim! Adam birkaç saniye yüzüme bakıp, "Abi bu Bakirköy'e gider" diye cevap verdi! İste o an benim ve şoförün bittiği andır Seyit Abi...

fıkranın devamı

Yaşlı bir adam emekliye ayrılır ve kendine bir lisenin yanında küçük bir ev
alır. Emekliliğinin ilk birkaç haftasını huzur içinde geçirir ama sonra
ders yılı başlar. Okulların açıldığı ilk gün, dersten çıkan öğrenciler
yollarının üzerindeki her çöp bidonunu bağırıp çağırarak tekmelerler. Bu
çekilmez gürültü günler sürer ve yaşlı adam bir önlem almaya karar verir.
Ertesi gün çocuklar gürültüyle evine doğru yaklaşırken, kapısının önüne
çıkar, onları durdurur ve:

"Çok tatlı çocuklarsınız çok da eğleniyorsunuz. Sizden bu neşenizi sürdürmenizi istiyorum. Ben de sizlerin yaşındayken aynı şekilde gürültüler çıkarmaktan hoşlanırdım, bana gençliğimi
hatırlatıyorsunuz. Eğer her gün buradan geçer ve gürültü yaparsanız size birer dolar vereceğim..." der.

Bu teklif çocukların çok hoşuna gider ve gürültüyü sürdürürler. Birkaç gün
sonra yaşlı adam yine çocukların önüne çıkar ve onlara şöyle der;

"Çocuklar enflasyon beni de etkilemeye başladı bundan böyle size sadece 50 sent
verebilirim."

Çocuklar pek hoşlanmazlar ama yine gürültüye devam ederler. Aradan bir kaç
gün daha geçer ve yaşlı adam onları karşılar. "Bakın" der, "Henüz maaşımı
alamadım bu yüzden size günde ancak 25 sent verebilirim, tamam mı?".

"Olanaksız bayım" der içlerinden biri, "Günde 25 sent için bu işi
yapacağımızı sanıyorsanız
yanılıyorsunuz. Biz işi bırakıyoruz."

fıkranın devamı

1 - Sizin Kizdan Ne Haber?

Iki aile varmis ve her iki ailenin de birer kiz çocugu varmis. Birgün misafirlikte
sohbete baslamislar;
-Eee sizin kizdan ne haber?..
-Valla iste ne olsun biliyorsunuz ise girdi geçen sene. Basini kasiyacak vakti
yok. Ilk baslarda geceleri fazla mesai yapiyordu. Sonra hafta sonlari da
çalismaya basladi. Patronu çok sevmis her isi ona veriyormus. Derken Ankara
seyahatleri basladi. Bizimki çanta sekreter gibi patron nereye o oraya.
Sonra Paris seyahatleri filan en sonundabu is böyle olmayack dediler, patronu
ev tuttu. Deli gibi çalisiyor evladim. Ee , peki sizinki ne alemde?
-Valla bizimki orospu oldu, ben sizin kadar güzel anlatamiyorum...



2 - Tüleyman

Ögretmen bir gün ögrencilerine söyle bir soru sormus :
- Insanlarda istem disi çalisan sey nedir ?
Ögrencilerden biri parmak kaldirip cevap vermis :
- Tik tir hocam...
Ögretmen soruyu bilen ögrencisine :
- Aferin oglum senin adinne? diye sormus.
Ögrenci :
- Tüleyman hocam... demis...



3 - Emeklilik

Bir adam son günlerini yasiyormus. Uzuvlari meleklerin huzuruna çikmislar.
Göz saygiyla ayaga kalkmis, kibarca söze baslamis :
-Efendim... Sizden bir ricam var. Emekliye ayrilmak istiyorum. Yetmis yildir
görmekten yoruldum...
Göz sözlerini bitirdikten sonra sirayla, kulaklar ve ayaklar söz alip emekliliklerini
istemis. Derken arkadan çok kisik bir ses duyulmus :
- Asil emeklilik benim hakkim!..
Melekler öfkeyle bagarmis :
- Ayaga kalkip konussana saygisiz...
-Ayaga kalkacak güçte olsam, emekliligimi ister miydim hiç?..



fıkranın devamı

Bir adam son günlerini yasiyormus. Uzuvlari meleklerin huzuruna çikmislar.
Göz saygiyla ayaga kalkmis, kibarca söze baslamis :
-Efendim... Sizden bir ricam var. Emekliye ayrilmak istiyorum. Yetmis yildir
görmekten yoruldum...
Göz sözlerini bitirdikten sonra sirayla, kulaklar ve ayaklar söz alip emekliliklerini
istemis. Derken arkadan çok kisik bir ses duyulmus :
- Asil emeklilik benim hakkim!..
Melekler öfkeyle bagarmis :
- Ayaga kalkip konussana saygisiz...
-Ayaga kalkacak güçte olsam, emekliligimi ister miydim hiç?..
fıkranın devamı

Bir adam son günlerini yaşıyormuş.
Uzuvları meleklerin huzuruna çıkmışlar.Göz saygıyla ayağa kalkmış, kibarca söze başlamış.
-Efendim... Sizden bir ricam var.Emekliye ayrılmak istiyorum.Yetmiş yıldır görmekten yoruldum.
Sırayla kulaklar,ayaklar söz alıp emekliliklerini istemiş.Derken arkadan çok kısık bir ses duyulmuş:
- Asıl emeklilik benim hakkım!Melekler öfkeyle bağırmış.
- Ayağa kalkıp konuşsana saygısız.
- Ayağa kalkacak güçte olsam,emekliliğimi ister miydim hiç?

fıkranın devamı

Sünnetçinin biri yıllarca sünnet ettiği çocukların derilerini biriktirmiş. Yıllar sonra emekliliği yaklaştığında, bu derileri bir güzel toparlamış ve terziye gitmiş. Terziyle konuşmaya başlamış:
- "Bak kardeşim, sen de sanatkarsın, ben de! Bu deriler benim 20 senelik emeğim. Bana öyle bir şey yap ki, bundan ben hayatımın en güzel 20 yıllını hiç unutmayayım!"
Terzi:
- "Tamam abi, sen merak etme bir hafta sonra gel!" demiş.
Bir hafta geçmiş bizim sünnetçi gitmiş terziye;
- "Ne yaptın hallettin mi?" dıye sorar sormaz, terzi bir cüzdan çıkartmış. Tabii sünnetçi siniırle;
- "Ne bu 20 yıllık emek, bir cüzdan mı oldu! Ne yaptın sen?"
Terzide hemen;
- "Abi, öyle deme! Okşayınca bavul oluyor!"


fıkranın devamı

Emeklilik sınırına dayanan Memur Temel, yolda ayni işyerinden birkaç ay önce emekli olan arkadaşı Dursun ile karşılaşır.
TEMEL:Ula Dursun..Nasılsun?.Eyimi- sun?..Emeklilik nasıl gidiyii?..
DURSUN:Çok iyi gidiyii..Hayatimın ikinci paharını yaşıyrum..
TEMEL:Nasıl olii bu.?..
DURSUN:Gece penum karuya hadi diyuyrum.. Bir.. İki.. üç..dört..ohh
dünya var imiş..
TEMEL:Hiç dinlenmeden mi?
DURSUN:Haçan her muameleden sonra bir soluk alıyrım da..
Dursundan ayrılan Temel, eve yollanır. Aklı Dursunun söylediklerinde kalmıştır. Kendi kendine "Ha bu Dursun benden yaşli.. o dört vuruyi ise bende vururim."deyip, gece Fadimenin üstüne biner.. Ha bakalım de bakalım birinci seferi zorla halleder. Fadime arkasını dönünce Temel kızar:
- Bana bak karu.. Bu gece uyumak yok.. Dinlenip dinlenip yapacağum senü...
Temel dinlenir; İkinci... Biraz daha dinlenir; Üçüncü.. biraz,biraz daha;dördüncü...

Ertesi sabah işe geç kalmıştır.
Soluk soluğa iş yerine gelir. Merdivenlerde müdür hiddetle bağırmaktadır:
-Be adam,nerde kaldın.?..
Temel saatine bakar;onbeş-yirmi dakika gecikmiştir.Müdüre:
-sevcilü müdürim der,bunca senedür çalşıyrim,ha bi kerede yirmü dakkacık geç kalmayı bana çok görme da..
Temelin bu savunması karşısında şaşıran müdür daha da hiddetlenir:
-Ne yirmi dakikası kardeşim..ondan geçtik;Pazartesi..Salı..Çarşamba...perşembe..Tam dört gündür nerdesin.?..
fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama