Erbil Fıkraları

loading...

Venüs, Herkül ve Don Juan, Olimpos Dağı'nın eteklerinde oturmuş sohbet ediyorlar..Venüs diyor...
fıkranın devamı

İyi ki derbi maç 6 Kasım'da oynandı. Ya 10 Kasım'da oynansaydı. Demek ki o zaman 10-0 bitecekti.

SORU: Eşek ile Aslan arasındaki fark nedir? CEVAP: Eşeği her köyde, Aslan'ı yalnız Kadıköy'de .......

Galatasaray'ın kuruluş yıldönümü değişiyormuş. Artık 1905 değil, 1906 olacakmış..

RTÜK Şükrü Saraçoğlu Stadı'nı kapatıyormuş. Çünkü Fener-Galatasaray karşılaşmaları Cim-Bom'lu çocukların ruh sağlını bozuyormuş..

Mondragon mahkemeye başvuruyormuş. Adını değiştirecekmiş. Yeni Adı: MondragALTI olacakmış.

Galatasaraylılar'a ALTIparmak, PangALTI, KonyaALTI, ALTInşehir, ALTIyol, ALTIntepsi ve ALTInoluk gibi semtlere giriş yasaklanmış..

Galatasaraylı taraftarlar artık 6'lı ganyan oynamayacak, 3'lü bahse takılacaklarmış.

Uzaylılar'ın Fenerbahçeli olduğu kanıtlanmış. Çünkü hepsinin artık altı parmağı varmış..

Derbi maçının tekrarını veren tüm TV'lere kapatma cezası geliyormuş. Çünkü Prime-time saatleri içinde erotik film (!) oynatmışlar.

Galatasaray yönetimi olumsuz şeyler çağrıştırıyor diye, KANAL 6'nın kapatılmasını, takvimlerden de 6 Kasım'ın çıkarılmasını talep etmiş.

Galatasaraylı sporculara ALTIn madalya verilmesi ve ALTIn renkli forma giymesi yasaklanmış.

Gerçekleri tarih yazar, tarihi de Galatasaray yazar.. Ama Fenerbahçe de böyle çizer..

Gerçekleri tarih yazar tarihi de Galatasaray!

BAŞLIK yine 'Cuk' oturdu.. Hakikaten de 'Gerçekleri tarih yazar, tarihi de Galatasaray' diyenler, boşuna dememişler. Şimdi hiç kimse öküzün altında, buzağı aramasın. Ve şu bilimsel (!) yazıyı okusun. Bu yazının herhangi bir kişi ya da kurum ile alakası yoktur. Hele hele alay etme (!) ile kesinlikle ilgisi yoktur. Kim ne derse desin, ülkemizin 'Batı'ya açılan (!) penceresi, medar-ı iftiharı, anlı, şanlı ve çarşamba gecesinden bu yana da 'Kanlı' Galatasarayımız yine tarih yazdı.. İsterseniz bize büyük sevinçler yaşatan bu takımımızın önceki tarihi yazılarını (!) bir hatırlayalım;

Derbi'yi, derbilikten çıkartıp, sıradan bir traş bıçağı olan 'Permatik' havasına sokan ve 127'ye 107 gibi tam 180 senede kapatabilecek (!) 20 galibiyetlik bir farka ulaşmasını sağlayan dünya yüzündeki yegane takımımız...

Bir lig maçında ilk 2 dakikada 3 kez santra yapan (Bkz; Yozgatspor maçı) bir dünya markası.

Bir derbi karşılaşmasında, biri başlama vuruşu olmak üzere tam 7 kere santraya koşan (Çemişkezek maçı!!!!) ünlü Avrupa kulübümüz..

10 kişilik ezeli rakibine 6-0 yenilerek 43 yıllık lig tarihinde müthiş bir rekora imza atan tek takımımız.

Şampiyonlar Ligi'ne katıldığı ilk sene, tek gol atarak tarihe geçen meeeeşşşhurrr ekibimiz...

Belçika'nın Anderlecht takımından 2 maçta 10 gol yiyen ve bu alanda rekor kıran tek takımımız..
fıkranın devamı

Bu bir fıkra yada masal değil bu gerçek acı bir gerçek. lütfen okuyun ve destek verin. bu yazıyı yazan bir çanakkale şehidinin torunu. çanakkale gezimizde dedesininin, değil kabrini adının yazılı olduğu bir taş parçası bile bulamadık. bunun yanında anzakların isimlerini ve mezar taşlarını teker teker gezip okuyabildik. dikkatinizi bir şeye çekmek istiyorum burası TÜRKİYE. orada mezar taşlarını kolayca bulmamız gereken şehitlerin uğruna can verdiği ülke.

Soğuk bir Mart günü... Çanakkale, Gelibolu yarımadası... Binlerce askerimiz, şehidimiz Gelibolunun çeşitli yerlerinde yatıyor: Anafartalar'da, Bomba Sırtında, Ertuğrul, ;Ölüm(morto) Koyu'nda, Kanlı Sırtta, kısaca Yarımadada bastığımız her yerde... Hâlâ topraktan şehitlerimize ait kemiklerin çıktığı söyleniyor.

Yurdun hemen hemen her yerinden gelen ziyaretçiler... Kimi şehit dedesini, bir yakınını aramak, kimileri ise şehitleri yâd etmek için, dua etmek için gelmişler...

Şehit dedesi, bir yakınını veya hemşerisini arayanlar hayal kırıklığına uğruyor; zira bizim şehitlerimizin bırakın doğru dürüst bir kabri, yapılan çeşitli anıtlarda, yazıtlarda ismi bile yok, esamesi okunmuyor. Kimin nerede yattığı, ne oduğu belli değil.

Anadolu'nun bağrından kopup anasını, babasını, eşini, çocuğunu, gençliğini terk edip "Vatanım namusum elden gitmesin" diye burada şehit düşen 253 bin Mehmetçik maalesef -bazı istisnalar hariç- KAYIP !
Çok hazin bir tablo !

İngilizler, ilk anıt mezarlığını 1927 yılında yapmışlar ve Lozan'da buraların koruma altında olması için madde koydurmuşlar. Fransızlar ise 1930 yılında Ölüm Koyu'nda ölen askerlerinin mezarlarını yeniden tespit edip buradaki 2236 askerin adlarını yazmışlar. Avusturalyalılar, Yeni Zelandalılar, hepsinin buralarda anıt mezarlıkları var. Nerede askerleri çarpışmış ve ölmüş ise bu askerlerini topraktan çıkarıp kimlik tespiti yaparak defnetmişler, mezarlıklar yapmışlar üstelik bakımlı ve düzenli. Ölen askerlerin isimlerini de tek tek yazmışlar.
Binlerce kilometre ötelerden Yeni Zelanda'dan, Avusturalya'dan,

Fransa'dan, İngiltere'den, kalkıp gelen biri, buradaki dedesinin, akrabasının
nerede yattığını görebiliyor. Ne güzel bir vefa örneği!

Ya biz? Conk Bayırı'nda Anzak askerlerinin isimlerinin yazıldığı anıt mezarlarının yanında bulunan şehitlerimizin kemikleri, 1985'te yoplkanıp hepsi bir mezara koyulmuş, tek bir mezara toplu halde... Burada kimin yattığı belli değil, isim yok (!)

1997'de yapılan 57. Alay şehitliği ve 1993'te yapılan Sargı Yeri Şehitliği ile Nuri Yamut Anıtı'ndan başka kabrimiz, şehitliğimiz yok !
Bunun dışında 1954 yılında yapımına başladığımız 1960 yılında kısmen, güç bela tamamlanan, 2004 yılında yeniden restore edilen Hisarlık Tepesi'ndeki anıt. Ayrıca bazı heykeller, yazıtla... Yarımada'nın her yerine birer heykel, yazıt yapmışız.

Fakat hiçbiri kabrin yerini tutmuyor. Kabir bir başkadır bizim kültürümüzde. Kabirde manevi bir hava olur daima. Kabir ziyaretlerinde dualar okunur, kur'an okunur... Anadolu'daki kabir ziyaretleri de böyledir.

Binlerce kilometre dedesini veya bir yakınını görmeye gelen İngilizler, Fransızlar, Avusturalya ve Yeni Zelandalıların bu imkânı varken, ben kendi yurdumun sınırları içindeki yerde şehid dedemin yattığı yeri göremiyorum!
Bırakın kabrini, yazıtlarda ismine bile rastlayamıyorum!
Nerede benim şehit dedemin kabri?
Doksan yıl geçmiş. Şimdiye kadar buradaki şehitlerin yattığı yerler tespit edilip tıpkı İngilizler, Fransızlar ve Anzakların yaptıkları gibi, mezarlıklar, şehitlikler yapılamaz mıydı?
Birkaç heykelle, anıtla, göstermelik şehitlikle bu suç örtbas edilebilir mi?

Şehitlerin değil ama bizim bu kabirlere ihtiyacımız var. Hemde çok! Yeni neslin; çocukların, gençlerin ihtiyacı var.
En çok ihtiyacı olanlarda devletin yönetimine talip olanlar, devleti yönetenler. Onların bu görevlere gelmeden önce muhakkak "ÇANAKKALE RUHU" nu anlamaları lâzım. Çanakkale'yi yaşamaları, Çanakkale'yi görmeleri lâzım.

Zararı trilyonlara varan KİT'lerin lojmanlarını, hatta en gözde turistik yerlerde bu kurumlarda çalışanlar için yaz kamplarını eksiksiz yapan bürokrasimiz, "devlit-i âlimiz(!)" bu kabirleri şimdiye kadar -herhalde parasızlık sebebiyle, belki de başka bir sebeple- niye yapmamışlar? Bunda bir kasıt mı var?

Hadi devletimiz yapamadı diyelim. Pekiyi nerede bizim sivil toplum örgütlerimiz? Nerede iş adamlarımız? Nerede vakıflarımız? Nerede bu millet? Nerede, nerede? Bunun maliyeti nedir ki?

Yazık, hemde çok yazık! Bu ayıp bir an evvel düzeltilmelidir. Şehitlerimize saygı ve minnet borcumuz var. Bunu herkesin bilmesi lâzım, bu saygısızlık ve vurdumduymazlık için utanıyorum, haykırıyorum!
Şehidimin kabrini arıyorum!
Nerede benim şehit dedemin mezarı?

YAZAN : ENGİN ÖMEROĞLU
Erbil sancaktar
fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama