Etli Fıkraları

loading...

Nasreddin Hoca'yı bir dostu ısrarla evine davet eder. Hoca daveti kabul eder.


Dostu Hoca'yı güleryüzüyle karşılar. Dereden tepeden konuşurlar. Sıra gelir ev sahibinin kendi elleriyle yetiştirdiği arıların balının övülmesine... Kokusunun güzelliği, renginin altın sarısı oluşu, tadının tartışılamaz olduğu... Neler neler!..

Bu arada Hoca'nın önüne kocaman bir kase ba konur. Hoca önce balı ekmekle yemeye başlar. Sonra ekmek bitince ekmeksiz yemeğe devam eder.

Ev sahibi, Hoca'nın balı bitirmeye niyetli olduğunu anlar, canı gider. "Yeme" dese ayıp olacak. Çünkü Hoca'yı çağıran kendisidir.

Ne desem de Hoca'yı böyle iştahla yemekten vazgeçirsem, diye düşündükten sonra Hoca'ya:

- Ekmeksiz bal içini yakar Hocam! der.

Hoca , dostunun ne demek istediğini çok iyi anlar. Fakat aldırış etmeden balı yemeğe devam ederken:

- Kimin içinin yandığını Allah bilir dostum! diye cevap verir.

ÖĞÜTLER

Nasreddin Hoca, bu hikayede, başkalarının menfaatini veya hakkını düşünüyor gözükerek, aslında kendi menfaatını düşünen insanlara bir örnek vermiştir.

* Sofrana oturanın karnı doysun. Misafire cimrilik edilmemelidir.

MÜRŞİDE UYSAL - RESİMLİ NASREDDİN HOCA
UYSAL KİTABEVİ

fıkranın devamı

rahmetli mustafa amca yaşınında ilerlemesi dolayısı ile kulakları ağır duyuyordu : kolu ağrıdığı için doktora gitmişti, masasında oturan doktor bilgisayarı ile meşguldu. mustafa amcaya köşeyi göstererek oraya geç ve kolunu soy demişti. anlam veremiyen mustafa amca köşeye gitmiş ve donunu soyduktan sonra dr.hanıma seslenmiş. ben hazırım demiş. dr.hnm.masadan kalkmış ve tam mustafa amcanın yanına gidecek, manzarayı görünce hiddetle bagırmış; ben sana kolunu soy dedim... mustafa amca mahçup bir şekilde donunu toplarken; biraz önce niye bu şekilde bağırarak söylemediniz diye söylenerek muayenehaneyi terketmiş.
fıkranın devamı

Yabancı Dizi izle/ Eskilere göre televizyon
ve diziye olan bağımlılığımız artmış olmakla beraber televizyon
yayıncılığı da her geçen gün gelişmektedir. Türkiye'ye ilk yıllarda
uzun Zaman siyah-beyaz yayın yapan bir kaç televizyon kanalı varken
şimdi yüzlerce yerel kanal var. Ve binlerce ulusal, küresel kanallar
var. Kanallarla birlikte görsel olarakta çok fazla değişim ve gelişim
oldu bu sektörde. Her yönden gelişti. Ekran küçüktü, büyüdü.
Siyah-beyazdı, renkli oldu. Hatta hd kalitelere çıktı. Bu değişimler
sadece televizyonlar için olmadı. Teknolojiyle birlikte dizi-film
sektörü de hızla değişti, gelişti. Örneğin eskiden siyah-beyaz olan
bir filmi bile artık renkli izleyebiliyorsunuz. Veya renkli
televizyona ilk geçildiği yıllarda görüntü kalitesi çok düşük olan
dizileri dahi şuanda hd kalitede izleyebiliyorsunuz. Neredeyse
gerçeğiyle aynı netlikte dizi izleme imkanına sahibiz artık. Ve bu
imkanı en iyi şekilde değerlendirebilmeniz için sitemizde bir çok
değişiklik yaptık. Dizi izleme kategorisinde gelmiş geçmiş bir çok
diziyi bulma imkanınız var. Yayınlandığı tarihe göre sıralamış
olduğumuz dizileri, izlediğinizde zamanın değişim üzerindeki etkisini
çok daha iyi göreceğinize inanıyorum. En basitinden mizah anlayışı çok
farklı mesela. Eskiden dizilerde en ufak küfür olmadan daha çok
eğlenir veya gülerdik. Fakat şimdi bel altı vurmadan güldürebilen
diziler bir elin parmağını geçmez.

fıkranın devamı

Dizi izle/ Eskilere göre televizyon ve diziye olan bağımlılığımız artmış olmakla beraber televizyon yayıncılığı da her geçen gün gelişmektedir. Türkiye'ye ilk yıllarda uzun Zaman siyah-beyaz yayın yapan bir kaç televizyon kanalı varken şimdi yüzlerce yerel kanal var. Ve binlerce ulusal, küresel kanallar var. Kanallarla birlikte görsel olarakta çok fazla değişim ve gelişim oldu bu sektörde. Her yönden gelişti. Ekran küçüktü, büyüdü. Siyah-beyazdı, renkli oldu. Hatta hd kalitelere çıktı. Bu değişimler sadece televizyonlar için olmadı. Teknolojiyle birlikte dizi-film sektörü de hızla değişti, gelişti. Örneğin eskiden siyah-beyaz olan bir filmi bile artık renkli izleyebiliyorsunuz. Veya renkli televizyona ilk geçildiği yıllarda görüntü kalitesi çok düşük olan dizileri dahi şuanda hd kalitede izleyebiliyorsunuz. Neredeyse gerçeğiyle aynı netlikte dizi izleme imkanına sahibiz artık. Ve bu imkanı en iyi şekilde değerlendirebilmeniz için sitemizde bir çok değişiklik yaptık. Dizi izleme kategorisinde gelmiş geçmiş bir çok diziyi bulma imkanınız var. Yayınlandığı tarihe göre sıralamış olduğumuz dizileri, izlediğinizde zamanın değişim üzerindeki etkisini çok daha iyi göreceğinize inanıyorum. En basitinden mizah anlayışı çok farklı mesela. Eskiden dizilerde en ufak küfür olmadan daha çok eğlenir veya gülerdik. Fakat şimdi bel altı vurmadan güldürebilen diziler bir elin parmağını geçmez.

fıkranın devamı

Nasrettin hocanın karısı nasrettin hocanın kazağını ağacın dalına asarken kuvvetli rüzgâr hemen onu yere düşürür bunu gören hoca karısına şöyle der:"yarın kurban keseceğiz"karısı bunu duyunca şöyle der:" neden kurban kesiyoruz"nasrettin hoca:Ya kazağın içinde ben olsaydım
fıkranın devamı

Bir gün Temelle Dursun yemeğe çıkmışlar.Temel Dursun'a balığın kılçığı insanı daha akıllı yapıyormuş demiş.garson geldiğinde Temelle Dursun hamsi söylemişler.Hamsi geldiğinde Temel balıkların kılçıklarını Dursun 'a etli kısımlarını kendi yiyiyormuş.Dursun kılçıkları yemeye başlayınca sormuş ula Temel ben niye kılçıkları yiyorum demiş:)))) Açıklama:dursun kılçıkları yedikten sonra bu soruyu soruyor yani akıllanıyor
fıkranın devamı

Rusun vahtında bir gün bir katarda (trende) bir Gürcü bir Ermeni bir Azeri ve birde Talış varmış. Talışlar Azerbaycan vatandaşı olan müslüman bir millettir. Ama karadeniz fıkralarında saat 12 00 den sonra çalışmaz diye yapılan şakalar bunlarada yapılır. Neyse katar giderken Gürcü ceketin cebinden bir Gürcü çakırı çıkarır. Çakır şarap demek Rusun vahtında çakırın yaşısı (Yahşisi değil) Yahşı ve hatta çok zaman yahçıda denir. Gürcüstandan çıkarmış. Gürcü Cebinden çıkardığı çakırı açar küçük bir bardak çıkarır. (Burada votka bardağı olarak kullanılan 50 mlt) bir kadeh süzer. Doldurur. Vurur. Tek seferde tepesine dikip içer. Diğerlerinin ağzı sulanır. Aceba bizede teklif eder mi diye fikirleşirken. Düşünürken. Adam tutar putulkayı (Rusça butulka denir- şişe) atıverir camdan dışarı. Diğerleri dur yahu ne yaptın filan deyince boşverin yaaa der. bizde bundan çoh (çok) var. Biraz geçer Ermeni cebinden bir Ermeni kanyağı çıkarır. (Çifte damıtılmış fransanın COGNAC bölgesi üzümlerinden üretilmiş şaraba Konyak diğer yerlerin üzümlerinden elde edilerek çifte damıtılmış diğer içkilerede KANYAK denir.) Rusun vahtında kanyağında en keyfiyetlisi (kalitelisi) Ermenistanda olurmuş. Oda bir küçük kadeh çıkarır. 50 süzer. Vurur. Haydii hoop pencereden dışarı. Yahuuu dur. Amann boşver der bizde bundan çok var. Neyse Şimdi bizim Azerbaycanlı başlar düşünmeye ulan der. Ben Gürcü ile Ermeninin altında mı kalacam ama elimde hiç bir şey yok. Derken birden kalkar tutar Talışı atar pencereden. Gürcü ile Ermeni dur yapma demek ister. Azeri gururla derki boş veriiin. Bizde bundan çox var.
fıkranın devamı

gencin biri askerligini havacı olarak yapmakta ertesi gün ise ucaktan atlama tatbikatı var ogece genc rüyasında rahmetli olmuş annesini görür annesi rüyasında oglum sakın yarın parasütle ucaktan atlama der sabahleyin tatbikat icin toplanırlar ve ucaga binerler herkes sırasıyla atlamaya başlar sıra gence gelince komutanım ben atlayamam der komutanı niye atlayamıyosun oglum der genc komutanım dün gece rüyamda annemi gördüm atlamamamı söyledi der komutanıda peki o zaman araşütleri degiştirelim öyle atla der gencde olur komutanım der paraşütleri degişirler genc ucaktan atlar peşinden komutanı atlar malesef komutanının paraşütü acılmaz komutanı hızlı bir şekilde aşşagı inmektedir genc sorar hayırdır komutanım nereye der komutanıda lan orosbu cocugu anan yanına ana yanına diye bagırır
fıkranın devamı

ARTVİN FIKRALARI 1-HABU NAHİRİ… İki Artvinli öğretmen arkadaş, İstanbul’da bir okulda görev yapmaktadırlar. Birisi okul müdürü, diğeri ise meslektaşları ile arası biraz limonidir. Bir gün müdür, öğretmenleri toplantıya çağırır. Toplantı odasına giren Artvinli öğretmen, herkesin hazır olduğunu görür, yerine otururken müdüre: -Ço!..Habu nahiri naya topladın ki?(1). Diye söylenir. Müdür gülmemek için kıvranır, yanına oturduğu meslektaşı kulağına eğilerek: - Anlamadım, ne dedin ki? Diye merakla sorar. Bizimki umursamaz aynı tonda; -Boş ver, anlayan anladı der. (1)-Arkadaş!..Şu sığır sürüsünü niçin topladın ki? 2-AAAHO İÇTUĞUN… Artvinli yaşlı hanım, İstanbul’a oğlunun yanına misafir gider. Bir kaç gün sonra midesi bozulur, hasta-lanır. Gelini doktora götürür. Genç doktor çayından bir yudum çektikten sonra hastamıza şikâyetini sorar. İshalden kıvranan yaşlı kadın: -Ola oğul!..Ela vırıhliyerim(1),ela vırıhliyerim ki,aaaho(2) içtuğun çaya benzar ,der. Doktor bir şey anlamaz, ne diyor diye merakla gelinine bakar. Gelin, utanma ve gülme arasında bocalarken durumu anlatır. (1)-Vırıhlamak: İshal dışkı çıkarmak. (2)-Aaaho: Şu 3-TOZPEMBE İki köylü genç güzelce giyinir, gözlük takarak Artvin caddelerini arşınlamaya başlarlar. Niyetleri iki şehirli kız bulup onlarla tanışmaktır. Epey dolaştıktan sonra, Efkâr Tepesi Gezi Yolunda pantolon giy-miş, salına salına gezinen iki genç kıza gözleri takılır, peşlerinden yürümeye başlarlar. Biraz sonra birisi diğerine kızların duyacağı şekilde: -Ola!..Goriyersin,nasılda yugurtiyer(1) der.Diğeri başını sallayarak aynı tonda: -Emumgilin degirman taşı heç kalur, diye cevap verir. Bunu üzerine kızlardan birisi başını arkaya çevi-rir ve poşa(2) şivesi ile: -Aaattıreeem o göözlüklara daa, Dünya’yı touzpembee gorasız der. (1)-Yügürtmek: Bir merkez etrafında döndürmek. (2)-Poşa: Roman vatandaşlarımızın yöredeki ismi 4-İKİ PİTİK Eskiden Artvin yaylalarında otlak yüzünden köyler arasında kavgalar olur, çobanlar birbirlerinin kafasını gözünü patlatırdı. Yönetim anlaşmazlığı gidermek için Hükümet Tabibi başkanlığında bir heyeti atlı olarak yaylalara gönderir. Köy muhtarı, öğle yemeğini en varlıklı bir ailenin yayla evinde verdirir. Ama tabakların pisliğinden ve düzensizlikten heyet memnun olmaz. Muhtardan akşam yemeğinin daha temiz yerde verilmesi istenir. Muhtar da temizliği ve tertipli oluşu ile bilinen Teto Nene’nin evinde akşam yemeğinin verilmesini uygun bulur. Heyet sofraya oturur, gerçekten her yer düzenli ve tabaklar da tertemizdir. Büyük bir istekle yemeğe başlanır, yemek sonuna doğru heyet başkanı kendilerine hizmet etmekte olan Teto Nene’ye teşekkür eder, öğle yemeği verilen evden ise şikâyetçi olur. Bunun üzerine Teto Nene: -Vay toprah onlarun başuna, goya zengundurlar, kaç defe dedim ki iki pitik(1) edinin de habu kapkacağı(2) bir paklatun, der. (1)-Pitik: Enik, köpek yavrusu ()-Kapkacak, Tabak, çanak, kaşık gibi eşyanın genel adı 5-TAŞLAŞMIŞ GİBİ Artvin’de halk kendi aralarında yalnız masal, mani söylemezler bir de şakalaşırlardı. Ali ile Meh-met aynı köyde iyi arkadaştırlar. Nennar çayırlığında kızaklarına ot yüklemektedirler. Ancak Ali’nin kızağı biraz havalı olmuş, urganla kızağa iyice bağlamak gerekir, çocuğunun ise sıkmaya gücü yetmez. Yardımcı olması için arkadaşına seslenir. Kendisi üste, arkadaşı kızağın yan tarafından urganı çekince ek yerinden çözülür ve Mehmet sırt üstü yere düşer. Görenlerin kahkahaları arasında Mehmet yerden kalksa da sırtını vurduğu taş, canını çok acıtmış ve olay belleğine kazınmıştır. Kış ortalarına gelince Ali hastalanır, yataklara düşer. Mehmet ziyaretine gitmek ister, ancak meyve ve çerezler suyunu çekmiş, ne götüreyim diye düşünmeye başlar. Arkadaşının pestili çok sevdiğini bildiği için pestil yapmaya karar verir. Eski çarıklarından birinin tabanını pestil şeklinde dilimler, te-mizler, bıçakla çentikler ve akşamdan pekmeze yatırır. Ertesi günü başka bir arkadaşını alarak hasta-mızın ziyaretine gider. Konuşma sırasında hediyeyi ikram eder. Ali biraz zorlansa da afiyetle yer ve sonra: -Ola eymiş da, biraz taşlaşmış gibi der. Mehmet de Yoh Ola!.. mutlu bir şekilde: -Nennar’daki taş nerdaa,habu nerdaa,der. 6- ÇOCUK BOKU İLE Uzun kış gecelerinin birinde Ardanuç-Yolağzı Köyünde akranları İskender Durmuş’un evinde toplanmış sohbet ediyorlardı. Birden odanın içini pis bir koku yayılması üzerine, en gençlerini oturanların arkalarını koklaması için görevlendirilir. Teker teker kontrol edilmeye başlanır, sıra Nazım Yenigün’e gelince görevlinin burnuna ikincisini de sesli bir şekilde koy verir. Gül-meler arasında kendisini karga tulumba kürüne atmak için dışarı çıkarırlar. Yolda Tavuk etli ziyafet sözü verince kürünün buzlu sularına atılmadan kurtulur. O zamanlar 35 yaşlarında ve küçük yaşlarda 5 çocuk babasıdır. Evi, ahırı ve kümesi yan yanadır, çocuklar ahpun (1) kenarına kakalarını yapmakta ve tavuklar da o civarda yemlenmektedir. Aynı odada ziyafet sofrası kurulur, bulgur pilavı üstündeki haşlanmış tavuk etleri ayran eşliğinde iştahla yenmeye başlanır. Yemeğin ortalığına doğru Nazım Yenigün, sevinçli ve mutlu bir şekilde: -Ola ey yeyin. Habu tavuklar çocuk bohuyla tavlandı(2) haa. Helal olsun, yeyin, yeyin, der. 1-Ahpun: Ahır yanındaki gübrelik 2-Tavlanmak: Semirmek, aşırı kilo almak. 7-KOLOPA(1) Ardanuç-Yolağzı Köyü’nde Kurbanı Özkan ailece çayır kaldırmaktadır(2). Öğle yemeği için bir pantanın(3) altında sofra kurulmuş, aile reisinin namazının bitmesi beklenmektedir. Fakat namazda eğilirken de“Allah-u Ekber, kolop”,kalkarken de “Allah-u Ekber, kolop” diye seslice söylenmekte, herkes şaşkın şaşkın birbirine bakmakta, yeni bir dua mı diye merak etmekte-dirler. Selam verdikten sonra sofraya dönerek bağırır: -Yoğurda çekirgeler sıçrıyer, olaa!..Goramiyersız,anlamiyersız daa. 1-Kolopa/kolop: Ahşap yoğurt kabı 2-Çayır kaldırmak: Biçilmiş, kurumuş otları bir araya toplamak
fıkranın devamı

ARTVİN FIKRALARI 1-HABU NAHİRİ… İki Artvinli öğretmen arkadaş, İstanbul’da bir okulda görev yapmaktadırlar. Birisi okul müdürü, diğeri ise meslektaşları ile arası biraz limonidir. Bir gün müdür, öğretmenleri toplantıya çağırır. Toplantı odasına giren Artvinli öğretmen, herkesin hazır olduğunu görür, yerine otururken müdüre: -Ço!..Habu nahiri naya topladın ki?(1). Diye söylenir. Müdür gülmemek için kıvranır, yanına oturduğu meslektaşı kulağına eğilerek: - Anlamadım, ne dedin ki? Diye merakla sorar. Bizimki umursamaz aynı tonda; -Boş ver, anlayan anladı der. (1)-Arkadaş!..Şu sığır sürüsünü niçin topladın ki? 2-AAAHO İÇTUĞUN… Artvinli yaşlı hanım, İstanbul’a oğlunun yanına misafir gider. Bir kaç gün sonra midesi bozulur, hasta-lanır. Gelini doktora götürür. Genç doktor çayından bir yudum çektikten sonra hastamıza şikâyetini sorar. İshalden kıvranan yaşlı kadın: -Ola oğul!..Ela vırıhliyerim(1),ela vırıhliyerim ki,aaaho(2) içtuğun çaya benzar ,der. Doktor bir şey anlamaz, ne diyor diye merakla gelinine bakar. Gelin, utanma ve gülme arasında bocalarken durumu anlatır. (1)-Vırıhlamak: İshal dışkı çıkarmak. (2)-Aaaho: Şu 3-TOZPEMBE İki köylü genç güzelce giyinir, gözlük takarak Artvin caddelerini arşınlamaya başlarlar. Niyetleri iki şehirli kız bulup onlarla tanışmaktır. Epey dolaştıktan sonra, Efkâr Tepesi Gezi Yolunda pantolon giy-miş, salına salına gezinen iki genç kıza gözleri takılır, peşlerinden yürümeye başlarlar. Biraz sonra birisi diğerine kızların duyacağı şekilde: -Ola!..Goriyersin,nasılda yugurtiyer(1) der.Diğeri başını sallayarak aynı tonda: -Emumgilin degirman taşı heç kalur, diye cevap verir. Bunu üzerine kızlardan birisi başını arkaya çevi-rir ve poşa(2) şivesi ile: -Aaattıreeem o göözlüklara daa, Dünya’yı touzpembee gorasız der. (1)-Yügürtmek: Bir merkez etrafında döndürmek. (2)-Poşa: Roman vatandaşlarımızın yöredeki ismi 4-İKİ PİTİK Eskiden Artvin yaylalarında otlak yüzünden köyler arasında kavgalar olur, çobanlar birbirlerinin kafasını gözünü patlatırdı. Yönetim anlaşmazlığı gidermek için Hükümet Tabibi başkanlığında bir heyeti atlı olarak yaylalara gönderir. Köy muhtarı, öğle yemeğini en varlıklı bir ailenin yayla evinde verdirir. Ama tabakların pisliğinden ve düzensizlikten heyet memnun olmaz. Muhtardan akşam yemeğinin daha temiz yerde verilmesi istenir. Muhtar da temizliği ve tertipli oluşu ile bilinen Teto Nene’nin evinde akşam yemeğinin verilmesini uygun bulur. Heyet sofraya oturur, gerçekten her yer düzenli ve tabaklar da tertemizdir. Büyük bir istekle yemeğe başlanır, yemek sonuna doğru heyet başkanı kendilerine hizmet etmekte olan Teto Nene’ye teşekkür eder, öğle yemeği verilen evden ise şikâyetçi olur. Bunun üzerine Teto Nene: -Vay toprah onlarun başuna, goya zengundurlar, kaç defe dedim ki iki pitik(1) edinin de habu kapkacağı(2) bir paklatun, der. (1)-Pitik: Enik, köpek yavrusu ()-Kapkacak, Tabak, çanak, kaşık gibi eşyanın genel adı 5-TAŞLAŞMIŞ GİBİ Artvin’de halk kendi aralarında yalnız masal, mani söylemezler bir de şakalaşırlardı. Ali ile Meh-met aynı köyde iyi arkadaştırlar. Nennar çayırlığında kızaklarına ot yüklemektedirler. Ancak Ali’nin kızağı biraz havalı olmuş, urganla kızağa iyice bağlamak gerekir, çocuğunun ise sıkmaya gücü yetmez. Yardımcı olması için arkadaşına seslenir. Kendisi üste, arkadaşı kızağın yan tarafından urganı çekince ek yerinden çözülür ve Mehmet sırt üstü yere düşer. Görenlerin kahkahaları arasında Mehmet yerden kalksa da sırtını vurduğu taş, canını çok acıtmış ve olay belleğine kazınmıştır. Kış ortalarına gelince Ali hastalanır, yataklara düşer. Mehmet ziyaretine gitmek ister, ancak meyve ve çerezler suyunu çekmiş, ne götüreyim diye düşünmeye başlar. Arkadaşının pestili çok sevdiğini bildiği için pestil yapmaya karar verir. Eski çarıklarından birinin tabanını pestil şeklinde dilimler, te-mizler, bıçakla çentikler ve akşamdan pekmeze yatırır. Ertesi günü başka bir arkadaşını alarak hasta-mızın ziyaretine gider. Konuşma sırasında hediyeyi ikram eder. Ali biraz zorlansa da afiyetle yer ve sonra: -Ola eymiş da, biraz taşlaşmış gibi der. Mehmet de Yoh Ola!.. mutlu bir şekilde: -Nennar’daki taş nerdaa,habu nerdaa,der. 6- ÇOCUK BOKU İLE Uzun kış gecelerinin birinde Ardanuç-Yolağzı Köyünde akranları İskender Durmuş’un evinde toplanmış sohbet ediyorlardı. Birden odanın içini pis bir koku yayılması üzerine, en gençlerini oturanların arkalarını koklaması için görevlendirilir. Teker teker kontrol edilmeye başlanır, sıra Nazım Yenigün’e gelince görevlinin burnuna ikincisini de sesli bir şekilde koy verir. Gül-meler arasında kendisini karga tulumba kürüne atmak için dışarı çıkarırlar. Yolda Tavuk etli ziyafet sözü verince kürünün buzlu sularına atılmadan kurtulur. O zamanlar 35 yaşlarında ve küçük yaşlarda 5 çocuk babasıdır. Evi, ahırı ve kümesi yan yanadır, çocuklar ahpun (1) kenarına kakalarını yapmakta ve tavuklar da o civarda yemlenmektedir. Aynı odada ziyafet sofrası kurulur, bulgur pilavı üstündeki haşlanmış tavuk etleri ayran eşliğinde iştahla yenmeye başlanır. Yemeğin ortalığına doğru Nazım Yenigün, sevinçli ve mutlu bir şekilde: -Ola ey yeyin. Habu tavuklar çocuk bohuyla tavlandı(2) haa. Helal olsun, yeyin, yeyin, der. 1-Ahpun: Ahır yanındaki gübrelik 2-Tavlanmak: Semirmek, aşırı kilo almak.
fıkranın devamı

Nasıl Atladılar Bir grup ingiliz, amerikan ve Türk gemiyle yolculuk ediyorlarmış. birden şiddetli bir fırtına kopmuş.Geminin batacağını anlayan kaptan hemen yolculara koşup gemiyi boşaltmalarını istemiş.fakat kimse buna inanmayarak kendini denize atmayı kabul etmemiş. bir süre sonra bütün yolcuların ölüm tehlikesiyle ka…rşı karşıya olduğunu gören kaptan hemen bir tayfasını çağırmış. “Git bir de sen dene onları gemiden atlamaya ikna etmeyi” demiş.Tayfa gitmiş ve kısa bir süre sonra geri dönmüş. Kaptan merakla sormuş: -Eee,noldu? -Hepsi atladılar efendim. Kaptan çok şaşırmış: -Nasıl olur,daha demin kıllarını bile kıpırdatmamışlardı. Ne dedin onlara? -Çok kolay. İngilizlere “sizin gibi soylu insanlar batmak üzere olan bir gemide olmamalılar” dedim. Amerikalılara deniz suyunun insan vücudu icin çok faydalı olduğunu söyledim. -Peki ya Türklere ne dedin? -onlara da “Denize girmek yasak! ” dedim.
fıkranın devamı

kadının biri her gün kocasının mezarına gidip dua ediyormuş ve ettikten sonrada kıçını açıp gösteriyormuş. İmam bi gün bu kadını görmüş.dayanamayıp sormuş. Neden duanız bittikten sonra kıçınızı gösteriyorsunuz ? Demiş. Kadın cevap vermiş,rahmetli sendeki bu göt ölüyü diriltir derdi,bendekide bi umut işte :))))
fıkranın devamı

Gereksiz sorular sorup, gereksiz tartışmalar çıkaran bir zındık Akşehir’e gelmiş.- “Bu Şehrin en büyük âlimi ile ...
fıkranın devamı

Kasabanın Subaşı’sı Bir leylek vurmuş. Leyleğitahnît etmek, yâni içini boşaltıp, kurutup, tekrar doldurarak rafına koym...
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca, Akşehir Gölü kenarındaki tarlasına doğru giderken, ukalâ bir adam:- “Hoca Efendi, eşeğinin kaç ayağı va...
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca Akşehir’de kadılık yaparken yanına birisi gelmiş:- “Çarşıdaki filânca adam tamburumu çaldı” ...
fıkranın devamı

Bir gün Nasreddin Hoca’yı bir şölene çağırmışlar.Davetliler beraberce sofra olarak kullanılan büyük sinilerin etrafları...
fıkranın devamı

Hoca bir gün Timur Han’ın adamlarından birine sorar:- “Kimin mezhebindensin ?”Adam elini göğsüne götürüp ku...
fıkranın devamı

Sıcak bir yaz günü Nasreddin Hoca’yı iftara çağırmışlar. Ortaya önce bir tencere soğuk hoşaf gelmiş. Muzip ev sahibi el...
fıkranın devamı

Timur han, Anadolu’yu işgal ettiğinde halka büyük zulüm etmiş, evlerini tarlalarını yakıp yıkmış, birçok kişiyi öldürmü...
fıkranın devamı

Üç yıllık evli bir hanım hamile kalamamış. Kaynanası ile kocası gelini ve gelinin anasını suçlayıp duruyorlar, sanki kabahati...
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca’nın köyünden bir adam, eşeğiyle bahçesine doğru giderken çalılıkların önünde durmuş. Eşeğini de bir ağac...
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca’nın Köylüsü, iri yarı bir delikanlı olan Ali Can, sıcak bir yaz gününde ormana gidip odun hazırlamağa ka...
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca , yeni öğrencilerine [mollalarına] dünya ve ahireti genel anlamı ile anlatmaya, kavratmaya çalışmış.“Ahi...
fıkranın devamı


Roma'da dunyaca unlu San Pietro Kilisesi'nde buyuk
bir pazar ayini...
Gorkemli bir dinsel toren.. Papa bile katiliyor.
Koskoca meydan mahşer
yeri gibi.. Kilisenin ici de, disi da tiklim tiklim..
Bu arada kilise
kapisinda iki adam ozellikle dikkati
cekiyor...Ikisinin de boynunda
kocaman birer levha asili.. Birinde "Ben koyu bir
Hristiyan'im ,lutfen
bana yardim ediniz " yazili. Otekinde ise sadece "
Ben koyu bir
Yahudi'yim
" yaziyor. Tabii ki kiliseden cikanlar Hristiyan
oldugunu ifade eden
adama yanasiyorlar ve ellerini ceplerine atip
comertçe bir seyler
veriyorlar. Yahudi oldugunu ifade eden adamda ise
siftah yok. Bu arada
kiliseden cikan iyi niyetli biri "Yahudi'yim "
yazisi tasiyana
sokuluyor.
- " Bana bak kardes " diyor , "..dürüstlük iyi bir
sey, ama binlerce
Hristiyan kiliseden cikarken , senin Yahudi
oldugunu boyle aleni olarak
ifade etmen kanimca hic de akillica bir hareket
degil. Bak kimse sana
para
da vermiyor zaten.. Bence cikar o yaziyi boynundan ,
sen de su
Hristiyan
gibi..." deyince , boynunda "Yahudi'yim" yazili adam
"Hristiyanim"
yazili
olana donüp sesleniyor:
- Heey !.. Salamon !.. Herife bak be !.. Gelmis bize
ticaret ogretiyor..!!!!!

fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama