Feci Fıkraları

loading...

Adamın biri eczaneye gider viagra ister ne kadar der eczacı 20 tl der. müşteri cebinden 200 tl çıkarır ecqazacı bozuğum yok der karşıdaki komşum büfeciden bozdur gel der.uyanık müşteri büfeciye gider derki eczacı gönderdi 200 tl istio acil sizden der büfeci şaşırır eline 200 tl alıp camdan gözgöze gelir eczacıyla 200 tl yi gösterir adamı gösterir eczacıda okey işareti yaparak büfeci parayı adama verir.adam eczacıdan ilacı alır 20 tl yi verir tabi 200 tl kazık atmıştır ikisine de.neyse bu olay akşam anlaşılır iş iişten geçmiştir.ertesi gün eczaneye başka bir müşteri gelir viagra varmu der eczacı var der 20 tl der .müşteri tamam alıcam ama ilaç çabuk tesir gösterirmi diye sorar.eczacı derki hemşerim sen ne diyosun dün bi müşteri geldi daha viagrayı yutmadan hem beni sikti hemde karşı büfeciyiiiiiii.
fıkranın devamı

Kasabada tefeci bir adam varmış. Başı sıkışan birine para verirse getirdiği güne göre faizini hesaplayıp alırmış.Günün birind...
fıkranın devamı


Dursun, çok feci bir trafik kazası geçirir... Koma halinde hastaneye kaldırırlar. Tedavi olurken kendine gelir. Yatağında bakar ki bir kolu yok... Hepten morali bozulur, asabileşir. Bir taraftan da hastaneyi birbirine katar:
-Ben tek kolla nasıl yaşarım şimdi!
Diye bağırıp çağırır. Kendini hastanenin penceresinden atıp intihar edeceğini söyler. Doktorlar başına toplanır, bakarlar Dursun ciddi, başlarlar nasihata:
-Bak evladım, insan tek kolla da yaşayabilir, ölmediğine şükretsene. Sonra beterin beteri var. Geçen yıl Temel de kaza geçirdi. Onun iki kolunu birden kesmek zorunda kalmıştık... Ama o senin gibi bağırıp, hastaneyi birbirine katmadı. Şimdi de gül gibi yaşayıp gidiyor. İnanmazsan git de bak.
Dursun, bir an sakinleşir, gider yukarı mahallede Temel'i bulur. Bir de bakar ki, Temel'in hakikaten iki kolu kesik ama, Temel bahçede kıvır kıvır oynuyor, hem de nasıl oynuyor...
Bizim Dursun'un kafası karışır ve hayretle Temel'e yaklaşır:
-Ula Temel, eyi ki seni gördüm, yoksa hayatum gideyidi. Ula bizim bi kolumuz kesildi diye intihar edeceğidum. Ama senin, iki koli kesik vaziyette, hem de bi dansöz gibi oynamana karşı teselli oldum... Şu dünyanın haline bak, benum tek kolum kesildi diye intihar edecek kadar beyinsuzum, sense iki koli yok göbek ataysun... Derken, Bizim Temel patlar:
-Ula sen manyak misun, ne göbek atmasi. Sırtım fena halde kaşuniyi... Patlayrum.




fıkranın devamı


Dursun, çok feci bir trafik kazasi geçirir...



Koma halinde hastaneye kaldirirlar. Tedavi olurken kendine gelir.Yataginda bakar ki bir kolu yok... Hepten morali bozulur, asabilesir.



Bir taraftan da hastaneyi birbirine katar:



-"Ben tek kolla nasil yasarum simdi!?"



Diye bagirip çagirir. Kendini hastanenin penceresinden atip intihar edecegini söyler.



Doktorlar basina toplanir, bakarlar Dursun ciddi, baslarlar nasihata:



-"Bak evladim, insan tek kolla da yasayabilir, ölmedigine sükretsene. Sonra beterin beteri var. Geçen yil Temel de kaza geçirdi. Onun iki kolunu birden kesmek zorunda kalmistik... Ama o senin gibi bagirip, hastaneyi birbirine katmadi. simdi de gül gibi yasayip gidiyor. İnanmazsan git de bak."



Dursun, bir an sakinlesir, gider yukari mahallede Temel"i bulur.Bir de bakar ki, Temel"in hakikaten iki kolu kesik ama, Temel bahçede kivir kivir oynuyor,hem de nasil oynuyor...Bizim Dursun"un kafasi karisir ve hayretle Temel"e yaklasir:



-Ula Temel, eyi ki seni gördüm, yoksa hayatum gideyidi. Ula bizim bi kolumuz kesildi diye intihar edecegidum.Ama senin, iki koli kesik vaziyette, hem de bi dansöz gibi oynamana karsi teselli oldum..Şu dünyanin haline bak, benum tek kolum kesildi diye intihar edecek kadar beyinsuzum,sense iki koli yok göbek ataysun..."



Derken, Bizim Temel patlar:







-"Ula sen manyak misun, ne göbek atmasi. Sirtim fena halde kasuniyi... Patlayrum daa."

fıkranın devamı


Dursun, çok feci bir trafik kazası geçirir... Koma halinde hastaneye kaldırırlar. Tedavi olurken kendine gelir. Yatağında bakar ki bir kolu yok... Hepten morali bozulur, asabileşir. Bir taraftan da hastaneyi birbirine katar:
-Ben tek kolla nasıl yaşarım şimdi!
Diye bağırıp çağırır. Kendini hastanenin penceresinden atıp intihar edeceğini söyler. Doktorlar başına toplanır, bakarlar Dursun ciddi, başlarlar nasihata:
-Bak evladım, insan tek kolla da yaşayabilir, ölmediğine şükretsene. Sonra beterin beteri var. Geçen yıl Temel de kaza geçirdi. Onun iki kolunu birden kesmek zorunda kalmıştık... Ama o senin gibi bağırıp, hastaneyi birbirine katmadı. Şimdi de gül gibi yaşayıp gidiyor. İnanmazsan git de bak.
Dursun, bir an sakinleşir, gider yukarı mahallede Temel'i bulur. Bir de bakar ki, Temel'in hakikaten iki kolu kesik ama, Temel bahçede kıvır kıvır oynuyor, hem de nasıl oynuyor...
Bizim Dursun'un kafası karışır ve hayretle Temel'e yaklaşır:
-Ula Temel, eyi ki seni gördüm, yoksa hayatum gideyidi. Ula bizim bi kolumuz kesildi diye intihar edeceğidum. Ama senin, iki koli kesik vaziyette, hem de bi dansöz gibi oynamana karşı teselli oldum... Şu dünyanın haline bak, benum tek kolum kesildi diye intihar edecek kadar beyinsuzum, sense iki koli yok göbek ataysun... Derken, Bizim Temel patlar:
-Ula sen manyak misun, ne göbek atmasi. Sırtım fena halde kaşuniyi... Patlayrum.

fıkranın devamı

Genc adam evlenmisti. Ertesi gun arkadaslarindan birine rastladi.Nasil gecti. diye sordu arkadasi.S...
fıkranın devamı

Küçük afacan, mutfakta yemek pisiren annesinin yanina kostu:- Anne, anne bakicim yataginda yabanc...
fıkranın devamı

Ayakları feci kokan adam, arkadaşına tiyatroya gitmeyi teklif etti. - Hay hay, dedi arkadaşı. ...
fıkranın devamı

Fikra gibi bir gercek hikaye.Istanbul Çemberlitas'da 20 elamanli bir kuyumcu atölyesi isleten bir ...
fıkranın devamı

Bir gun isinden evine gitmekte olan adamcagiz cok feci bir yagmura yakalaniyor ve zar zor bir taksi ...
fıkranın devamı

Genc adam evlenmisti. Ertesi gün arkadaslarindan birine rastladi.-"Nasil gecti?" diye sordu arkadas...
fıkranın devamı

Dolmuşçunun karısı feci şekilde anal seks yapmak istemektedir fakat kocasını bu konuda bi tü...
fıkranın devamı

Gazetede yayinlanan "Daktilo Bilen Bayan Sekreter Araniyor" ilani uzerine uzun boylu yakisikli bir a...
fıkranın devamı

Klasik tepki: "Sıraya geç kardeşim."
Neoklasik tepki: "Şeker kardeşiim sıraya geçiver."
Realist tepki: "Sıra var."
Sürrealist tepki: "Sallandıracaksın bunlardan ikisini Kızılay'da bak bir daha yapabiliyorlar mı?"
Romantik tepki: "Beyefendi galiba sırayı görmediniz."
Modern tepki: "Efendim insanımız eğitimsiz. Halbuki Avrupa'da..."
Postmodern tepki: "Sırana geç lan ayı!"
Uzlaşımcı tepki: "Acelesi olmasa öne geçmezdi, üzmeyin garibi..."
Devrimci tepki: "Altyapı sorunları çözülmeden halkımız sıraya geçmez. Devrim olunca herkes hizaya gelecek."
Kaderci tepki: "İki dakika fazla beklesek kıyamet mi kopar? Kısmetse hepimizin işi görülür."
Felsefeci (septik kuşkucu) tepki: "Ön ve arka kavramları görecelidir. O tarafın ön taraf olduğuna kim karar verdi? Öne geçtiğini zanneden, aslında arkaya geçmiş olabilir."
Kantçı tepki: "Efendim, algılanmayan şeyler yok demektir. Bakmayın o tarafa, adam yok olur."
Kötümser varoluşçu tepki: "Herkes bir gün ölecek. Onurlu bir şekilde bekleyin. Bir gün o adam da ölecek."
İyimser varoluşcu tepki: "Sıkmayın canınızı, şu anın tadını çıkarmaya çalışın. Bakın ne güzel hayattasınız ve birileri önünüze geçebiliyor."
Hümanist tepki: "İnsanlık bir bütündür. Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için. Dolayısıyla birimiz öne geçince, aslında hepimiz öne geçmiş oluyoruz."



fıkranın devamı

Gazetede yayınlanan "Daktilo Bilen Bayan Sekreter Aranıyor" ilanı uzerine uzun boylu yakışıklı bir adam da başvurmuştu. Şirketin patronu,
-İyi ama yanlışlık olacak.Biz bayan sekreter arıyorduk
deyince,adam elindeki bavulu açmış. İçinden cansız manken çıkarmış,
-İste efendim
demis.
-Modern tekniğin son buluşu olan sekreteriniz! Yemez içmez. Hic bir kaprisi yoktur.İzin nedir bilmez. Telofonla aynı anda sekiz kişiyle görüşür, bu arada da beş ayrı daktilo makinesinde beş ayrı yazı yazar.Bunlara kendisinin dokuz yabancı dil bildiğini ve anında çeviri yaptığını da eklemeliyim. Maaşı filan da yok.Bana hemen Beşyüz milyon lira ödeyeceksiniz. Bu kadar!.
Patronun aklı yatmamış,yüzünü buruşturmuş. Harika manken sekreteri getiren adam hemen
sekreteri oturtmuş, bes dakikada elli sayfalık bir kitabi sekiz dile cevirmiş, aynı anda telefonlara cevap verilmiş falan filan... Patronun gözleri faltaşı gibi açılmış, derhal beşyüz milyonluk çeki yazıp adama vermiş ve cansız manken sekreteri almış. Adam odadan çıkıp elinde boş bavulla asansörün gelmesini beklerken, içeriden feci bir feryat yukselmiş,
-Ahhhhh!
Bunu duyan adam elini alnına vurmuş,
-Tüh be! Mankenin alt tarafının kalemtraş olduğunu söylemeyi unuttum!

fıkranın devamı

Temel ava çıkmış. 3-5 saat gezinmiş av bulamamış. Dönmeye karar vermiş. Yol üzerinde ufak bir delik görmüş deliğe tüfeği sokmuş ateş edip elini deliğe atmış. içinden çıkan fareyi çuvala atmış. Yola devam ederken daha büyük bir delik tüfeği sokmuş : Baam elini deliğe atmış içinden çıkan tavşanı çuvala atmış. Yola devam daha büyük bir delik. tüfeği dayamış baam... Bir tilki hemen çuvala.
Ertesi gün Trabzon gazetelerinde bir haber...
Dün feci bir tern kazası sonucu bir vatandaşımız tren altında parçalanarak can vermiştir. Merhumun trenin altında kalmadan trene bir el ateş ettiği sanılıyor....
fıkranın devamı

Dursun, çok feci bir trafik kazası geçirir... Koma halinde hastaneye kaldırırlar. Tedavi olurken kendine gelir. Yatağında bakar ki bir kolu yok... Hepten morali bozulur, asabileşir. Bir taraftan da hastaneyi birbirine katar:
-Ben tek kolla nasıl yaşarım şimdi!
Diye bağırıp çağırır. Kendini hastanenin penceresinden atıp intihar edeceğini söyler. Doktorlar başına toplanır, bakarlar Dursun ciddi, başlarlar nasihata:
-Bak evladım, insan tek kolla da yaşayabilir, ölmediğine şükretsene. Sonra beterin beteri var. Geçen yıl Temel de kaza geçirdi. Onun iki kolunu birden kesmek zorunda kalmıştık... Ama o senin gibi bağırıp, hastaneyi birbirine katmadı. Şimdi de gül gibi yaşayıp gidiyor. İnanmazsan git de bak.
Dursun, bir an sakinleşir, gider yukarı mahallede Temel'i bulur. Bir de bakar ki, Temel'in hakikaten iki kolu kesik ama, Temel bahçede kıvır kıvır oynuyor, hem de nasıl oynuyor...
Bizim Dursun'un kafası karışır ve hayretle Temel'e yaklaşır:
-Ula Temel, eyi ki seni gördüm, yoksa hayatum gideyidi. Ula bizim bi kolumuz kesildi diye intihar edeceğidum. Ama senin, iki koli kesik vaziyette, hem de bi dansöz gibi oynamana karşı teselli oldum... Şu dünyanın haline bak, benum tek kolum kesildi diye intihar edecek kadar beyinsuzum, sense iki koli yok göbek ataysun... Derken, Bizim Temel patlar:
-Ula sen manyak misun, ne göbek atmasi. Sırtım fena halde kaşuniyi... Patlayrum.




fıkranın devamı

Amerikada karpuz taşıma yarışması yapılacağından
ön elemeler başlamıştır.
elemelerde, bir amerikalı,bir ingiliz,bir japon bir de bizim temel yarışmaya katılmaya hak kazanmış.
son seçmeler yapılacaktır artık.

Amerikalıya sormuşlar
-kaç karpuz taşıyabilirsin?
-iki tane büyük taşıyabilirim demiş ve nasıl taşıyacağını anlatmış. birini bir elime diğerini bir elime.
ingiliz e sormuşlar. o da
-4 tane demiş.. ve anlatmış:
birer tane ellerimde birer tane de koltuklarımın altına alır taşırım demiş.
japona sormuşlar. o da
-5 tane demiş
ufacık tefecik japona bakarak "allah allah nasıl taşıyacaksın" demiş jüri..
-birer tane koltuklarımda,birer tane de ellerimde,bir tane de s*k*me taktım mı eder 5 demiş.
sıra temele gelince Temel, japona bir bakar ve jüriye 9 tane taşırım der.
jüri merak eder, temel anlatır;
birer tane ellerimde toplam 2
birer tane koltuklarımda toplam 4
bu japonuda s*k*me taktım mı toplam 9

fıkranın devamı

(İster inanın ister inanmayın gerçek)

Artvin'de gecirdiğimiz 3 yılın bir kıs ayında Trabzon!dan Artin'e dönerken feci bir tipiye yakalandık. Ama inanın sis gibi yagıyor meret...

Derken kaptan muavini cagırdı. Çünkü yol kapandı kapanacak.Hopa'dan Artvin'e çıkmaktayız o sırada.. dagda kalsak Allah muhafaza kurtlara yem olacaz... Neyse kaptan cagırdı muavini"Mustaa (mustafa demek istedi), haçen bi gel..." Bizim "mustaa" anında bitti kaptan mevkiinde.. "Buyur kaptan"...
"Hele tak su sinzurleri"... Bizim mustaa araba durur durmaz atladı aşağı... taktı zincirleri o sogukta zincirleri çıplak elleriyle... biz de arabada bir ileri bir geri gidip gelip zincirlerin takılmasını bekliyoruz... Neyse, zincir takıldı biz harekete gectik... Yaklaşık 2-3 km gittikten sonra kurda kusa yem olmayacagımız fikrine varan kaptan tekrar durdurdur arabayı ve yine atnı edayla "Mustaa, hele bi gel bakayum" ... bizim pire mustaa "buyur kaptan" dedi ve bekledi kaptanın emrini... "hadı çöz zincirleri, artık poyle gidebiliruz" dedi ve mustaa yine atladı arabadan... bizler yine bir ileri bir geri derken çıkarttık zincirleri ayaklarımızdan (!)... Artık herkez mutlu ve huzurlu bir sekilde mutlu bir sekilde 3-4 yüz metre yolculuk ettikten sonra birden otobüsü durdurdu kaptan... ve bu sefer yüksek bi sesle bagırdı "mustaa.. hele gel bakayum..." Artık mustaa titriyordu" (nedense)... Kaptan "nerde zincurler bakayum?" diyince mustaa hiç istifini bozmadı ve "e yoldadur kaptan" "neden almadın peki MUSTAA"... ve bizleri 2 saat boyunca güldürecek cevap tüm otobüzte yankılandı "E işi bitti da!!"

Bu olaydan sonra ben laz hemserilerimizin çok mu akıllı (zincirleri unutma ihtimalini düşünmesi), yoksa saf olduklarına karar veremedim...

Taktir sizlerin...
fıkranın devamı

Ağanın birisi Amerika'ya gitmiş.tatiline devam ederken başına feci bir kaza gelmiş ve milyonlarca parçaya bölünmüş.olay yerine gelen polisler bakmışlar adamın vücudunun parçaları toplamayla bitmeyecek Amerikalı kıvırcık beyaz saclı bütün profesörleri olay yerine yönlendirmişler.profesörler parçaları bir bir toplamaya başlamışlar günlerce uğraşmışlar.çünkü bu adam Türk'müş ve Amerika Türklere iyi görünmek için onun vücudunun bütün parçalarını toplayıp Türkiye'ye teslim etmek istiyorlarmış. Neyse toplamaya devam etmişler ama bir türlü adamın kolun bir tanesini bacağının tekini ve adamın s.k.ni bir türlü bulamamışlar.topladıkları bütün parçaları laboratuarlarına götürmüşler ve olayı beyaz saraya bildirmişler.beyaz saray da madem parçaları eksik adamı kobay olarak kullanıp üzerinde denemeler yapabilirsiniz diye haber göndermiş.
buna sevinen profesörler ne yapsak ne yapsak derken adamın eksik olan kolunun yerine bir maymunun kolunu eklemeye karar vermişler yapmışlar ve fena görünmemiş ayağına ne yapalım derken profesörün bir tanesi avcı imiş ve geçenlerde bir leopar vurduğunu söylemiş ve bunun ayağını takabileceklerini söylemiş oda akıllarına yatmış ve nasıl olsa kobayımız istediğimizi yapar diyerek kabul etmişler ve bacağı da takmışlar.derken sadece adamın s.ki eksik kalmış ona da bir şey yapalım demişler ve her kafadan bir ses çıkmaya başlamış birisi demiş essek s.ki takalım birisi at birisi sinek derken adamın birisi buna filin burnunu takalım demiş ve oy birliği ile kabul edilmiş bu fıkır ve adama s.ikinin yerine filin burnunu monte etmişler günlerce uğraşmışlar ve birden bu canlıyı canlandırmışlar tam profesörler sevinirken bizim ağa oradan kaçmış ve Türkiye'ye köyüne gelmiş.aradan aylar geçmiş profesörler dayanamayıp Türkiye'ye gelmişler ve ağanın köyünü bulmuşlar. Köyde gezerlerken tarlasında gezen ağayı görmüşler ve sormuşlar ağam nasılsın falan filan derken lafa girmişler ve kolundan memnun olup olmadığını sormuşlar ağa valla çok memnunum keşke öbür kolumu da bulamasaydınız da iki kolumda maymun kolu olsaydı demiş adamlar şaşırıp nasıl yani demişler ağa valla ağaçlara bir çırpıda çıkıyorum hiç merdiven kullanmıyorum derken profesörler sormuşlar ağam peki ya bacağın nasıl ağa ondan da çok memnunum keşke öbür bacağımı da bulamasaydınız da iki bacağım da leopar bacağı olsaydı bir yere gitmek istesem hiç arabaya gerek yok bir koşuda arabadan daha hızlı gidiyorum demiş. profesörler gururlanmış ve biraz çekinerek peki ya s.kin nasıl demişler ağa biraz kızmışş yoo ondan hiç memnun değilim tamam büyük hanım zevkten havalara uçuyor bütün koylu kızlar denemek için sırada bekliyor ama benim büyük bir şikayetim var demiş ağa
profesörler meraklanıp sormuşlar ağam sorun nedir diye
ağa:beni ibne yaptı a.ına koduum yerde ne bulursa g.tüme sokmaya çalışıyor

fıkranın devamı

Adamın biri takma göz kullanıyormuş. Geceleri de gözlerini bardağa koyuyormuş. Bir gece,
bardaktaki suyu gözlerle beraber içmiş. Sabah da feci bir karın ağrısıyla kalkmış. Doktora gitmiş. Doktor bir süre adamın p.posunu inceledikten sora bir anda kaçmaya başlamış. Hemşire de doktoru durdurup niye kaçtığını sormuş.
Doktor:
-"Yıllardır ben p.polara bakardım, şimdi o bana bakıyor" demiş...
fıkranın devamı

Dört kişilik avcı grubu, tecrübeli avcı Temel'in önderliginde ormanda ilerlemektedirler. Karşılarına küçük bir delik çıkar. Temel: - "Yatın yere, tavşan deliği!" Bütün avcılar yere yatarlar. Gerçekten bir müddet sonra delikten tavşan çıkar. Avcılar hemen vururlar. Tekrar yürümeye başlarlar. Bir süre sonra büyükçe bir delik çıkar karşılarına. Temel: - "Yatın yere, tilki deliği!" Yatarlar. Biraz sonra tilki çıkar. Onu da vururlar. Tekrar yola düşerler. Bu defa daha büyük bir delik çıkar. Temel: - "Yatın yere, ayı ini!" - Yere yatarlar ve çıkan ayıyı vururlar. İyice keyiflenen avcılar yürümeye devam ederler. Kısa bir zaman sonra kocaman bir deliğin başında dururlar. Acemiler hep birden Temel'e bakar. Temel: - "Uşaklar ne çıkacagını bilmiyorum. Ama yatın yere, ne çıkarsa bahtımıza!" Ertesi gün gazetelerde: - "Dört avcı tren altında can verdi."
fıkranın devamı

Kansas'taki bir okulda iki kardeş çalışıyordu ve her sabah sınıftaki sobayı yakmak onların göreviydi.
Soguk bir günün sabahı, kardeşler sobayı temizlediler ve odunla doldurdular. Birisi bir şişe gazı odunların üstüne döktükten sonra ateşe verdi. O anda öyle bir patlama oldu ki, eski bina sallandı. Patlama sırasında büyük kardeş öldü, digerininde bacakları feci şekilde yandı. Daha sonra, şişeye yanlışlıkla benzin dolduruldugu ortaya çıktı.
Yaralanan çocugu tedavi eden doktor, çocugun bacaklarını kesmenin daha iyi olacagını söyledi. Anne ve babası yıkılmıştı. Zaten bir ogullarını yitirmişlerdi; şimdi de diger ogulları bacaklarını kaybedecekti. Fakat inançlarını kaybetmemişlerdi. Doktora kesme işlemini ertelemesini rica ettiler. Doktor kısa bir süre için bunu kabul etti. Anne ve baba çocuklarının bacaklarının iyileşmesi için dua ediyor ve hergün doktordan kesmeyi birgün daha ertelemesini istiyorlardı.
Bu, iki ay sürdü. Doktorla hergün tartışıyorlardı. Bu arada çocuklarını birgün tekrar yürüyebilecegine inandırıyorlardı. Çocugun bacakları kesilmedi ama sargılar açıldıgında, sag bacagının digerinden altı cm. daha kısa oldugu ortaya çıktı. Sol ayagındaki parmaklar da neredeyse yoktu. Fakat genç adam kararlıydı. Acılar içinde kıvranmasına ragmen, hergün egzersiz yaptı ve nihayet bir iki adım atmayı başardı. Genç adam; daha sonra koltuk degneklerinden de kurtuldu ve yürümeye, sonra da koşmaya başladı.
Bu genç adam koştu, koştu ve koştu. Neredeyse kesilmek üzere olan bacakları ona bir dünya rekoru bile kazandırdı. Bu genç adam Glenn Cunningham'dı.
''Dünyanın En Hızlı İnsanı'' olarak tanınan gence, Madison Square Garden'da yüzyılın sporcusu ünvanı verildi.


Yüreginin ve iradenin gücünü eger son damlasına kadar kullanırsan, başarı kaçınılmaz sonuçtur.
fıkranın devamı

Genç kız feci bir hastalığın pençesinde kıvranıyordu. Yaralı kalbi artık bu dünyaya daha fazla dayanamamaya başlamıştı. Çok zengin olan ailesi tüm gazetelere, kalp nakli için ilan vermişlerdi... Canını feda edecek birini arıyorlardı...

Genç kız ise hergün hastahane odasında biraz daha solmaktaydı. Yine yalnızdı odasında, gözü yaşlı, boynu bükük ölümü bekliyordu... Gözlerini kapadı, bu küçük odada gözyaşı dökmekten bıkmıştı... Yinede engel olamadı pınar gibi çağlayan gözyaşlarına. Sevdiği geldi aklına, fakir ama onu seven sevgilisi... Hergün aynı şeyleri düşünüyor, anıları bir film şeridi gibi gözünün önünden geçiyordu..."Param yok ama sana verebileceğim sevgi dolu bir kalbim var" demişti delikanlı... Genç kızda zaten başka birşey istemiyordu...Sevgiye muhtaç biri, sevdiğinin sevgisinden başka ne isteyebilirdiki... Ama olmamıştı işte, dünyalar kadar olan sevgilerinin arasına, o lanet olasıca para girmeyi bilmiş, onları ayırmıştı... İşte paranın geçmediği zamanlara gelmişlerdi.. Ne önemi vardı artık? Şu son günlerinde, sevdiği yanında olsa yeterdi...

Ayrılıklarından bu yana 5 bitmeyen, çile dolu yıl geçmişti...Her günü zehir, her günü hüsran...Ama genç kız hep sevgisini yüreğinde taşımış, kalbini kimseyle paylaşmamıştı. Sevdiğini düşündü işte o an.. Acaba o neler yapmıştı bu kadar sene boyunca.. Kimbilir kiminle evlenmiş, çoluk çocuğa karışmıştı... Gözlerinden bir damla yaş daha damladı kurumuş, bitmiş ellerine. Ellerine baktı, bir zamanlar ellerinin, elerini tuttuğunu hayal edip, her gün saatlerce ellerini seyrederdi... En çokta saçlarının dökülmesine üzülüyordu. Çünkü sevdiği öpmüş, koklamıştı onları. Her bir tanesi koptuğunda, kalbine bir ok daha saplanıyordu. Kalbi yine sızlamaya başlamıştı.. Belki sevdiği yanında olsa, kalbi bu kadar yorulup, veda etmezdi yaşama... Zaten artık ölüm umrunda değildi genç kızın. Sevdiğinden ayrı yaşamanın ölümden ne farkı vardı ki.. Tekrar o geldi aklına... Keşke keşke yanımda olsa dedi. Son bir kez elini tutsa yeterdi. Gözlerini son bir kez öpse, rahatça ebediyen gözlerini kapatabilirdi artık... Gözleri pınar gibi çağlamaya başladı. Sevdiğini son bir kez göremeden ölmek istemiyordu.. Ufakta olsa ondan bi hatırasını almadan bu dünyadan göçmek istemiyordu... Oysa sevdiği, kimbilir kiminle beraberdi...Kendi sevgi dolu kalbinin kimseyle paylaşmayı düşünmemişti bile, ama acaba o paylaşmış mıydı? Onun sevgisini silmiş atmış mıydı acaba kalbinden? İçi birden nefretle doldu. Üstüne büyük bir ağırlık çöktü. Onu düşündükçe her dakikasının zehir olması artık çok daha ağır geliyordu genç kıza... Ölmek istedi, artık yaşamak istemiyordu bu dünyada.. Ama sevdiğinden bi hatıra almadan ölmeyeceğine and içmişti. Tekrar gözlerini açtı. Kimbilir belkide sevdiği onu unutmuştu.. Bu düşünceler içinde derinliğe daldı...

Birden babası girdi odaya, kızına kalp nakli için bir gönüllü bulduklarını müjdeleyecekti. Fakat genç kız çoktan uykuya dalmıştı.. Bir meleği andıran masum yüzü, sevdiğinin özleminden sırılsıklamdı...
O gece biri gözlerini dünyaya kapadı, genç kız ameliyata alındı. Tekleyen ve görevini yerine getirmeyen kalbi değiştirilmişti. 1 hafta sonra tekrar gözlerini açtı dünyaya genç kız. Ama dünya daha farklı geldi ona. Sanki birşeyler eksikti... Aradan aylar geçmiş genç kız artık iyice iyileşmişti. Ama içindeki burukluğu bir türlü atamıyordu. Sevdiği aklına gelince kalbi eskisinden daha çok sızlıyordu.. Bir kere, bir kere görebilsem diye mırıldandı... Kalbi yine sızlamaya başlamıştı. Yeni kalbi onu iyileştirmişti ama nedense her gece aniden hızlanıyor, onu uykusundan uyandırıyor ve sanki yerinden çıkacakmış gibi atmaya başlıyordu... Genç kız bir anlam veremediği bu durumu doktora anlamış, ama ameliyat kolay değil, bir aydan geçer demişti doktor. Aylar geçmişti ama hala aynıydı durum. Çiçeklerinin yanına gitti. Hergün onlarla saatlerce dertleşiyor, zaman zaman ağlıyordu onlarla.. En çokta kan kırmızısı gülünü seviyordu. Çünkü kırmızı gülün onun için yeri apayrı idi. Oda genç kızla beraber gülüyor, onunla beraber ağlıyordu. Onu sevdiği gibi görüyordu genç kız. Ve gülünü sevdiğini ilk gördüğünde ona hediye edeceğine dair yemin etmişti. Başka türlü paylaşamazdı gülünü kimseyle...

Kapı çaldı aniden. Kapıyı açtı ama kimse yoktu. Gözü yerdeki beyaz zarfa ilişti. Yavaşça eğilip zarfı yerden aldı. Birden kalbi deli gibi atmaya başladı. Ne olduğunu anlayamıyordu. Zarfın üzerinde ne bir isim, ne bir adres vardı. Zarfı açtı, içinden beyaz bir kağıda yazılmış bir mektup çıktı. Kalbi daha hızlı atmaya başladı. Onun kokusu vardı kağıtta. Evet, onun kokusu vardı. Yılar yılı özlemini çektiği, yanında olabilmek için canını bile verebileceği sevdiğinin kokusu vardı mektupta.. Başı dönmeye başladı. Koltuğuna geçip oturdu yavaşça...Kağıdı açtı. Ve elleri titreyerek okumaya başladı.

"Sevgilim, senden ayrıldıktan sonra, bir kalbe 2 sevginin sığmayacağını bildiğimden dolayı, ne bir kimseyi sevebildim, nede kimseye bakabildim... Her günüm diğerinden daha zor geçti, çünkü her gün özlemin dahada artıyordu.. Sana kitapları dolduracak kadar şiirler yazdım. Her biri diğerinden dahada hüzünlüydü. Yazdım, okudum, ağladım... Hergün yazdım, her gün okudum, senelerce ağladım... Her gece seni düşündüm sabahlara kadar, her gece senin yanında olmayı istedim. Ve her gece sensizliğe lanet ettim, uykuları haram ettim kendime, sensiz olmanın acısını gözlerimden çıkardım... Ve bir gün herşeyi değiştirecek bir fırsat çıktı önüme. Bunu fırsatı değerlendirmeyip, kendime haksızlık edemezdim... Ve değerlendirdim... Senden çok uzaklara gittim, belki seni unuturum diye.. Ama tam tersi oldu. Seni daha çok özlüyorum artık... Senden çok uzaklardayım belki, ama yinede seni görmek için uzaklardan gelebiliyorum. Hemde her gece... Seni seviyor, seyrediyor ve eğilip sen uyurken yanağına bir öpücük konduruyorum.. Bazen gözlerini açıp bakıyorsun, geldiğimi bildiğimi sanıyorum ama yine o tatlı uykuna geri dönüyorsun. Yarın birbirimizi sevmemizin 6. senesi... Hep ben geldim şimdiye kadar senin yanına, yarında sen gel olur mu sevgilim.. Ha, unutmadan, sana hep sözünü ettiğim, kalbime iyi bak olur mu? Çünkü gözyaşlarımla, adını yazdım ona...Seni senden bile çok seven bir sevgi var kalbinin içinde... Unutma, kırmızı gülüde unutma olur mu??... Seni Seviyorum, Yanıma Gelinceye Kadarda Seveceğim...
Sevgilin...."
fıkranın devamı

TEMELLE Bayburtlu yuruyerek bayburta gidiyorlar.Dağa geldiklerinde feci soguklar iki kafadari fena uşütür.Temel Bayburtluya;
-"Ula hapu ayazda tonacaguz.Kel birbirimizi halledelum da isinalim" der.Bayburtlu fikri begenir ve once Temel egilirbayburtlu baslar.Isi uzun surmez.Sira temele gelir.Fakat temelin isi bir turlu bitmez.Is saate
varinca Bayburtlu yorulur ve belli belirsiz Temele sorar;

-"Temel dostum eger ısınıyosan bişey demiyorum ama sikiyorsan çok ayip edersin"

fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama