Gümrük Fıkraları

loading...


Trabzonla Rize arasında bir zamanlar gümrük varmış. Temel hergün bisiklet ve önünde bir kum torbasıyla gümrükten geçermiş. Bir gün Gümrük Memuru bu durumdan kuşkulanmış. Temel'e :
- Dur. Ne geçiriyorsun gümrükten, demiş. Temel :
- Kum, demiş.
Memur kum torbasına elini sokmuş karıştırmış gerçekten sadece kum varmış torbada. Bu olaydan sonra Temel yıllarca gümrükten bisikletle önünde kum torbası olduğu halde geçmiş. Yıllar sonra Trabzonda bir kahvede Temelle Gümrük Memuru karşılaşmış.
Gümrük Memuru :
- Ula Temel artık emekli oldum sana birşey yapamam gerçekten ne geçiriyordun gümrükten?, demiş.
Temel:
- Bisiklet, demiş




fıkranın devamı


Bir gün Mustafa Almanya' ya gidecek olmuş. Annesi de ona bir keçi vermiş. Al bunu sütünü sağar içersin, yoğurt yapar yersin demiş. O da almış keçisini gitmiş. Tam gümrükten geçerken memur "Hayır Türk, bu keçi buradan
geçmeyecek." demiş. Mustafa' da; "Abi bu keçi değil köpek" demiş. Memur;
"Peki ya bu boynuzlar ne?" demiş. Mustafa da; "Vallahi memur bey ben
köpeğimin özel hayatına karışamam" ...

fıkranın devamı


Trabzonla Rize arasında bir zamanlar gümrük varmış. Temel hergün bisiklet ve önünde bir kum torbasıyla gümrükten geçermiş. Bir gün Gümrük Memuru bu durumdan kuşkulanmış. Temel'e :
- Dur. Ne geçiriyorsun gümrükten, demiş. Temel :
- Kum, demiş.
Memur kum torbasına elini sokmuş karıştırmış gerçekten sadece kum varmış torbada. Bu olaydan sonra Temel yıllarca gümrükten bisikletle önünde kum torbası olduğu halde geçmiş. Yıllar sonra Trabzonda bir kahvede Temelle Gümrük Memuru karşılaşmış.
Gümrük Memuru :
- Ula Temel artık emekli oldum sana birşey yapamam gerçekten ne geçiriyordun gümrükten?, demiş.
Temel:
- Bisiklet, demiş

fıkranın devamı


emel ingiliz ve fransız uçağa binceklermiş gümrükten geçiyorlarmış fransızdan yedi atlet çıkmıç napcan bunları diye sormuşlar fransız bir hafta boyunca yedi kere değiştircem demiş ingiliz gelmiş 8 atlet çıkmış napacaksın bunları diye sormuşlar 1 haftaboyunca giycem biride yedek temel gelmiş 12 atlet çıkmış görevliler içinden işte türk titiz demişler temele sormuşlar napacaksın bunları temelde ocakda birin şubatta birini martta birini... giycem demiş

fıkranın devamı


Trabzonla Rize arasında bir zamanlar gümrük varmış. Temel hergün bisiklet ve önünde bir kum torbasıyla gümrükten geçermiş. Bir gün Gümrük Memuru bu durumdan kuşkulanmış. Temel'e :
- Dur. Ne geçiriyorsun gümrükten, demiş. Temel :
- Kum, demiş.
Memur kum torbasına elini sokmuş karıştırmış gerçekten sadece kum varmış torbada. Bu olaydan sonra Temel yıllarca gümrükten bisikletle önünde kum torbası olduğu halde geçmiş. Yıllar sonra Trabzonda bir kahvede Temelle Gümrük Memuru karşılaşmış.
Gümrük Memuru :
- Ula Temel artık emekli oldum sana birşey yapamam gerçekten ne geçiriyordun gümrükten?, demiş.
Temel:
- Bisiklet, demiş

fıkranın devamı


Bir gün Mustafa Almanya ya gidecek olmus. Annesi de ona bir keçi vermis. "Al
bu keçiyi, sütünü sagar içersin, içemedigini yogurt yapar yersin", demis. O da
almis keçisini gitmis. Tam gümrükten geçerken memur "Hayir, bu keçi buradan
geçemez." demis. Mustafa da, "Abi bu keçi degil, köpek" demis. Memur, "Peki
ya bu boynuzlar ne?" demis. Mustafa da, "Vallahi memur bey ben köpegimin
özel hayatina karisamam" demis...

fıkranın devamı


Gümrük kapisindan bir Ingiliz, bir Fransiz ve bir Türk geçmek için bekliyorlarmis.
Gümrük görevlileri valizlerini kontrol etmeye baslamis. Önce Ingiliz in valizine
bakmislar. Içinden 7 adet don çikmis. Hemen sormuslar Ingilize :
- Niye 7 tane?
- Haftanin yedi gün var. Hepsi için bir tane. Pazartesi, Sali, Çarsamba...
Gümrük görevlileri, "Vay be! Helal olsun medeniyete, temizlige bak
adamlardaki." diyerek Ingilizi takdir etmisler. Sira Fransiz in valizine gelmis,
açmislarbakmislar 8 tane don. Hemen Fransiz a sormuslar :
- 7 yi anladik da niye 8?
- Pazartesi, Sali, Çarsamba... Hergün için bir tane, bir tane de ne yedek...
Gümrük görevlileri yine, "Vay be! Adamlardaki temizlige medeniyete bak!"
demisler.Sira Temel e gelince açmislar bakmislar tam 12 adet don. "Vay be!
Ne varsa bizim insanimizda var. Su medeniyete, su temizlige bak!" Sormuslar :
- Neden 12 adet?
- Ee, neden olicak 12 ay vardur... Ocak, Subat, Mart,..:-)

fıkranın devamı


Amerika'da zencinin biri, pasaportunu kaybetmis. Aksilik bu ya, o gün de
Türkiye'ye uçacakmis. Kara kara düsünürken yolda bir pasaport bulmasin mi!

Hemen almis yerden,
bir bakmis ki Leanardo Di Caprio'nun pasaportu. "Ne olursa olsun," demis ve
sansini denemeye karar vermis. Çikarmis Leonardo'nun fotografini, kendi
fotografini yapistirmis. Uçmus Türkiye'ye. Atatürk Havalimani'nda görevli
gümrük memuru Temel'in Karsisina
geçmis.
Temel, almis pasaportu; adamin ismine bakmis:
"Leonardo Di Caprio"; fotografa bakmis ; bir zenci adama bakmis; ayni
zenci.
Birkaç saskin bakistan sonra öbür masaya seslenmis: "Ula Cemal, bu Titanik batmis miydi, yanmis miydi.

fıkranın devamı

Amerika'da zencinin biri pasaportunu kaybetmiş, aksilik ya, o gün deTürkiye'ye uçacak.. Kara ka...
fıkranın devamı

Güzel bir bahar gününün sabahinda IETT söförü garaja gider, otobüsünü çalistirir ve yola ...
fıkranın devamı

Turistin çilesi başlar gümrükte
Evvela mevzuat neymiş öğrenir
Sorduğu her şeye alır cevabı
Uydurma izahat neymiş öğrenir

Banyoda bulunmaz çoğu zaman su
Yatağında pire, tahta kurusu
Sinek öldürmekten kaçar uykusu
Otelde fecaat neymiş öğrenir

Bindiği taksinin yoktur insafı
İçer lokantada kurtlu hoşafı
Görünce yan yana şortla çarşafı
En müspet icraat neymiş öğrenir

Herkes bir melektir dövizi varken
Yüzüne baklılmaz biterse erken
Camilere hayran hayran bakarken
İmamla- cemaat neymiş öğrenir

Aldanır gelince kolaylık uman
Çarşıya çıkanın hali pek duman
Ucuzu pahalıya aldığı zaman
En ince zenaat neymiş öğrenir

Midesi bozulur tabldot yerse
Parası çıkışmaz alakart yerse
Hele bir de insafsıza düşerse
Turiste tenzilat neymiş öğrenir

Dayanmak zor diye yazın sıcağa
Mini etek giyip çıksa sokağa
Kimi göğse bakar kimi bacağa
Kompliman, iltifat neymiş öğrenir

Olmazsa bunların kimse farkında
Memlekete turist gelmez yakında
İlgililer Türkiyemiz hakkında
Değişen kanaat neymiş öğrenir

Türkiyeyi cennet bilen turistler
Yanılıp merakla gelen turistler
Gelince sevinip gülen turistler
Sonunda hakikat neymiş öğrenir

fıkranın devamı

Bir fransız bir ingiliz bir türk sınıra gelmişler gümrük kontrol memurları valizleri açtırmış önce ingilizin valizini kontrol etmişler.Bir paket dikkatlerini çekmiş;açıp bakmışlar 7 tane kilot neden diye sormuşlar?Her gün birtane değiştiriyorum demiş.Fransıza sıra gelimiş ondada sekiz tane çıkmış neden diye sormuşlar oda biri yedek demiş.Memurlar birbirlerine bakarak Avrupalılar ne kadar medeni demişler.Sıra Türk'e gelmiş onun valizinden on iki kilot çıkınca Türkler bu kadar medenimi diye sormuşlar ! Türk başlamış saymaya Ocak 1 Şubat 2 Mart diye.
fıkranın devamı

Majesteleri Prens Charles,
Büyük oglunuz, yigitler yigidi Prens William'in, Sili'nin And Daglari'nda bulunan Tortel Köyü'ndeki 2,5 aylik kamp süresini basariyla tamamlanmasindan duydugumuz kivanç ve gururu bildirir, sizi de tebrik ederiz... Bununla birlikte; oglunuzu, hayati iyice ögrenmesi için bu kez de Istanbul'a yollama fikrinizin yanlis oldugunu belirtmeliyiz... 18 yasindaki Prens William için Istanbul uygun bir yer degil Sayin Prensim... Yine de siz bilirsiniz, biz emir kuluyuz... Kraliçemizin ellerinden hasretle öperiz...
Istanbul Konsolosu Roger Sixfinger
Sir Roger Sixfinger,
Pusulanizi okudum... Ne zamandan beri konsoloslar, Prens'e uyarida bulunuyor, merak içindeyim... Güzel bir Beyrut tayini özlemi içindesiniz sanirim... Prens William için gerekli hazirligi yapiniz... Gerekirse Ingiliz asilli sanatçi Suna Yildizoglu'ndan yardim isteyiniz... William haftaya orada olacak...
Prens Charles
Majesteleri Charles, Diplomasi ortamindaki bütün gelecegimi tehlikeye atarak, tekrar ikaz ederim ki, Prens William için Istanbul acaip bir yer... Daha dün gece, davetli oldugum bir tavernada, yanlislikla garsonun yerine benim ceketimi yaktilar, ceketin astarina sakladigim iki çok gizli belge ile çeyrek milli piyango biletim yandi... Ayreten, Suna Yildizoglu'na ulasamadik ama Kayhan Yildizoglu'nun çok selami var!..
Istanbul Konsolosu Roger Sixfinger
Roger,
Terbiyesizligin alemi yok!.. William iki gün sonra orada olacak... çalisip pismesi için güzel bir is ayarlayin... Ayreten "sir" ünvanini kaldirdigimi farketmissindir... Laga-lugaya devam edersen Istanbul Konsoloslugu'nu da kapatirim... Kayhan Yildizoglu kim, sen de selam söyle...
Prens Charles
Sevgili Babacigim,
Istanbul'a geleli 10 gün olmasina karsin, hayatimda önemli degisiklikler oldu... Kumkapi'da bir ocakbasinda garson olarak çalisiyorum... Sef garson Tatar Hamit beni maça götürdü, orada "Sarabi da içeriz, esrari da çekeriz", "Zipla,zipla, ziplamayan ibnedir", "Onbesinci dakikada nasil koydu Nouma" gibi tezahüratlar ögrendim... Mekanda iki kez kavga çikti, biri kanatlar az pistigi için, digeri mafya hesaplasmasiymis... Sisman ve killi biri, zayif ve killi birinin bacagina sikti!.. Ayreten üçü resmi kisi olmak üzere, bes insana haraç ödedik... Güz Gülleri'ni komple Türkçe söyler hale geldim, Yarim Keskin Biçak'ta ise nakarati biliyorum... Dün aksam iyi giyimli, Ersin adli yasitim bir genç gelip benimle tanisti, yaninda ilik gibi kizlar vardi... Son olarak, Ingiliz atlari burada çok seviliyor, Hot Jazz diye bi beygir var, Tatar Hamit ve dostlari onu hep tek geçiyor!..
Oglun William
Sir Sixfinger, William'dan tuhaf bir mektup aldim... Ziplamayan niye ibnedir, kanatlarin az pismesi ne demek, bacaga sikmak nedir, Güz Gülleri nedir, Yarim Keskin Biçak ne demek, ilik gibi kiz nedir, Hot Jazz'i tek geçmek niyedir?.. Tüm bunlari William'a sezdirmeden bana açiklayin... Gerekirse Istanbul'daki hayat egitim süresini kisaltabiliriz, görüs bildirin... Tatar Hamit'i arastirin!.. Bu arada tekrar "sir" oldunuz... Ben böyle ani bi parlarim, sonra sinirim geçer... Yanitinizi bekliyorum...
Prens Charles
Majesteleri Charles,
Eyvahlar olsun!.. Prens William, ocakbasindaki kasayi patlatip ortadan kaybolmus... Nerede oldugunu tespit edemedik... Bir dönem ünlü bir hocanin yaninda "Motor Grubu Sorumlusu" olarak çalismis olan Ersin isimli sahis tarafindan kandirildigini saniyoruz... Her ihtimale karsi Tatar Hamit'i kaçirdik, konsoloslugun çati katinda alikoyuyoruz... Bay Hamit ilginç bir tip, sabahlari misir gevregine süt yerine bogma raki döküp yiyor!.. O kadar uyariyi bosuna yapmadiydik... Neyse...
Istanbul Konsolosu Roger Sixfinger
Babam, Güzel Babam, Nasil özledim seni, o kadar olur... Su an ruh gibiyim, çokça da içtim, kafalarim duman... Babacigim, Ersin But adli arkadasla naylon bi sirket kurduk, hayali ihracat yapicaz, her makamdan ortaklarimiz mevcut... Senden ricam, olayin Ingiltere gümrük ayagini halletmendir!.. Siki indiricez, ciddi sakal var!.. B.B.P.L.B. D.G.D.!..
Yavrun William
Sir Sixfinger,
B.B.P.L.B.D.G.D.? ne demek, acil arastirin!..
Prens Charles
Saygideger Kraliçe,
Kendim, ticaretle ugrasan bir kisiyim, Kumkapi'daki "Duygusal Ocakbasi'nin sahibiyim... Torununuz William, hayati ögrensin ve afedersiniz, ömrü boyunca bazi pustluklara karsi hazirlikli olsun diye geçici olarak mekanima yerlestirilmisti... Fakat bir hafta önce kasayi hortumlayip kaçmis bulunuyor... Tatar diye bilinen Hamit Kisik adli sef garsonum da kayip, o da olayin içinde olabilir... Yasal faiziyle beraber zararim, 3 milyar 420 milyon liradir... Günesi batmayan imparatorlugunuzun bu parayi seri sekilde ödeyecegine inancim tamdir... Hizmetinizdeyim!..
Talip Kartopu
Majesteleri Charles,
Tatar Hamit'in yardimiyla sifreyi çözdük, açilim söyle: "Bas bas paralari Leyla'ya, bi daha mi gelicez dünyaya?" Bay Hamit pazarlik yapti, ünvan almadan yardim etmeyi reddetti... Mecburen, mevsimlik isçi gibi "geçici lord" yaptik kendisini!.. Bu arada Beyrut'a tayinimi rica ediyorum... Belgrad da olur... Son dönemde çok yoruldum...
Istanbul Konsolosu çileli Roger Sixfinger
Mr. Kartopu,
Size ödeme yapmayi reddediyorum... Fakat bu mektubu göstererek, Istanbul'daki Ingiliz Kütüphanesi'nden istediginiz kaynak eseri alabilirsiniz...
Kraliçe Elizabeth
Babacigim,
Bugün "Skerim kütüphanesini de, kaynagini da... Parami ödemezsen mermi manyagi yaparim seni!" seklinde bi cep mesaji aldim... Dehsete kapilmis durumdayim, yarin ilk uçakla dönüyorum. Neden geldim Istanbul'a ?
Hayati ögrenmekten Vazgeçen Oglun William

Le-Man Dergisi Vedat ÖzdemiroĞLU.
fıkranın devamı

1.. Serbest dolaşım çıkar . İyi bir eğitimi ve geçerli bir işi olmayanların hepsi (İpini koparanlar) çil yavruları gibi Avrupa'nın dört bir yanına dağılır .

2.. Hide Park'ta Türk usulü piknik yapar. (5 aile, 28 çocuk, kamyon, kebap, rakı, çiğ köfte, pijama, atlet, ip, top, tüp, çaydanlık, buz kabı, karpuz, tavla, okey, haşlanmış yumurta ve patates, pet şişe, naylon poşet, arabesk, gürültü ve kavga)

3.. Versailles Sarayının önünde seyyar satıcılık yapar.(Salatalık, lahmacun, simit v.s.)

4.. Wembley stadyumunun girişinde seyyar köfteci açar.

5.. Çocuklar trafik ışıklarında cam siler, mendil satar.

6.. Metro istasyonu girişlerinde kokoreç yapıp satar. Sakatat yasağını takmaz. Kolluk kuvvetlerinden koşarak kaçar. Kaçamazsa rüşvet vermeye çalışır.

7.. Lourvre müzesinde kapkaççılık yapar.

8.. Chapms Elises Bulvarı'nda düğün konvoyu yapar.

9.. Çeşitli alanlarda mafyalar oluşturur. Devlet arazilerini Türklere satar.

10.. Mafyadan aldığı arazilere gecekondu yapar. Gecekondularda inek, koyun, tavuk ve kaz besler. Kurduğu mahalleyi kurtarılmış bölge ilan eder.

11.. Yere tükürür. Kendini uyaran vatandaşı döver. Yakalandığında ise polise sürekli "abi !" diye hitap eder.

12.. Galatasaray Avrupa kupalarında başarı elde ettiğinde kutlama konvoyu yapar. Havaya ateş açar ve birkaç Avrupa vatandaşı için "Kim vurduya" tur ayarlarlar.

13.. Sanki asırlardır oradaymış da diğerleri yeni gelmiş ve kendisini rahatsız ediyormuş gibi davranır.

14.. Bir fast food'da yanındaki kız arkadaşına baktığından şüphelendiği adamı döver.

15.. Yenebilecek her şeye içinde domuz eti oluğu şüphesiyle bakar.

16.. Avrupalı tüm kadınlara şırfıntı gözüyle bakar ve günde 25 kadına sarkıntılık eder. Sonunda Avrupalı zannettiği bir Türk kızının ağabeylerinden dayak yer. Yaraları iyileştikten sonra aynı kızla çıkmaya başlar.

17.. Kızlar bir Avrupalı ile evlenebilmek için kırk takla atar. Babaları izin vermeyince evden kaçar. Babaları polisi arar. Kız 18 yaşından büyük olduğu için polis babayı pek sallamaz. Baba kendi işini kendi görmek ister ve herifin kardeşini öldürerek kan davası çıkarmaya çalışır.

18.. Arabasıyla caddelerde turlarken İbo'nun kasetini yüksek sesle çalarak kız tavlamaya çalışır.

19.. Evde bulgur pilavıyla beslenmeye çalışır ve tüm imkanlarını bir Mercedes sahibi olmak için seferber eder.

20.. Türkiye'ye gelip geri dönerken bir minibüs dolusu besin maddesi götürür. Sucuk ve pastırmaları halk sağlığına aykırılığı nedeniyle gümrükte terk eder. Terk etmeden önce iki saat süreyle arbede çıkarır.

21.. Seyyar lahmacun sattığı mahalleye servis yapan pizza dağıtıcısını döver. Olaya polis karışırsa başka bir gün tüm aşiretiyle gelip pizza dükkanını dağıtır.

22.. Kurban bayramlarında kamuya ait yerlerde kurban keser. Kan gövdeyi götürür.

23.. "Yok canım abarttın. Şu anda yurt dışında olanlar bu saydıklarının çoğunu yapmıyorlar ki" diye milletini savunanlar, o günler geldiğinde Türklerin Avrupa'da kanun, kitap dinlemeyecek kadar çoğunluk olacağını göz ardı ederler.

24.. Türkiye'nin nüfusu 16 milyona İstanbul'un nüfusu 1 milyona düşer. Refah seviyesi ve toplumsal kalite son haddine kadar yükselir. Kimse kimsenin malına, namusuna yan gözle bakmaz. Türkiye'de kalmış olanlar, dini bayramlarda ve yaz tatillerinde Avrupa'ya kaçarak Türkiye'nin sakinleşmesini beklerler.

25.. Türkiye'de eğitim seviyesi %98 üniversite düzeyine yükselir. İşsizlik kalmaz. İşçi ithaline başlanılır. Çevre kirliliği sıfıra düşer. Sanat ve kültür yurdun her köşesine yayılır. Arabesk sanatçıları iş alanlarını Avrupa'ya kaydırır. Turizm patlar.

26.. Ülkemiz temiz, sakin ve yaşanası bir memleket olur. Siyasi tartışmalar konuşma platformunda kalır.

27.. Hayal gücü iyi çalışan okuyucular bir bu kadar daha madde üretir.

Yaaa ! Dostlar . İşte böyle . Bundan sonra kimse "Biz Müslüman bir ülkeyiz; Avrupalılar bu yüzden bizi AB'ne almıyorlar" ya da "Türkiye'de demokratikleşme sağlanamadı; onun için giremiyoruz AB'ne" savunmalarını yapmasın . Çünkü alakası yok . İşte yukarıda sayılan maddeler yüzünden giremiyoruz AB'ne. Onlar yeni bir İstanbul olmaktan korkuyorlar . Kendi milletini tanımayan bazıları da hemen işi siyasi ve dini nedenlere dayandırıyorlar. "Yahu bir beceremediler şu AB'ne girmeyi" diye siyasetçileri suçluyorlar. Zavallı siyasetçi ne yapsın. Eldeki malzeme bu. AB'ne girer miyiz, girmez miyiz bilinmez ama fırsat bu fırsat, Avrupalılar Türkiye'deki bazı aksaklıkları gidermek için türlü şartlar sürüyorlar ortaya. Devlet seviyesinde çözülmesi gerekenlere eyvallah. Elbet çözülür ama ya bireyler ? Yani yukarıda anlatılanlar. Onu çözecek babayiğit ne Türkiye'de var ne Avrupa'da. Yoksa AB adam olana çocuk oyuncağı ama biz adam olamadık ki.
fıkranın devamı

bir gün bir gümrük kapısında 3 kişi varmış.memurlar bavulları kontrol ediyorlarmış.almanda 7 don niye demişler?adam cevap vermiş.7 gün var o yüzden.memurlar takdir etmişler.daha sonra fransıza bakmışlar 8 don niye demişler 7 gün bir de yedek demiş .memurlar çok beğenmiş.temelde ise 12 don. Admalar çok sevşnmişler işte ne var sa bizim memleketimizda var demişler.Ve hemen sormuşlar
-neden 12 don var
-yılda 12 ay var
fıkranın devamı

Güzel bir bahar gününün sabahynda İETT şöförü garaja
gider, otobüsünü çalıştırır ve yola çıkar. Sorunsuz bir şekilde bir
duraktan diğerine ilerler.
Yolcularını alır, indirir. Derken; durağın birinde iri yarı, güçlü kuvvetli
ve oldukça tehlikeli görünüşe sahip bir adam otobüse biner. Şöföre sert bir
bakış fırlatır ve, Karagümrüklü bilet atmaz." diyerek arkadaki bir koltuğa
geçer ve oturur. Ertesi gün, ondan sonraki gün ve hergün aynı şey
tekrar olur. Karagümrüklü, aynı sözlerle ve aynı sert bakışlarla bilet atmadan
koltuğa geçip oturur. Bu durum otobüs şoföründe kompleks yaratmaya başlar.
Hat değiştirme dilekçesi de red edilince son çare olarak bir jimnastik
kursuna yazılır. Her akşam devam ettiği kursta; judo, karate, aikido ve
benzeri tüm dövüş teknikleri konusunda ihtisas yapar. Yazın sonlarına doğru,
kendine güveni olan iyi bir dövüş ustası haline gelmiştir. Kursları
bitirdiğinin ertesi günü tekrar otobüsüyle yola çıkar. Uzaktan,
Karagümrüklü'nün durakta beklediğini görür. Sinirini
gizlemeye çalışırken,
dişlerini gıcırdatarak otobüsün kapısını açar.
Karagümrüklü otobüse
biner, şöföre sert bir bakış fırlatır ve, Karagümrüklü bilet
atmaz." diyerek
ilerleyecekken tam o sırada, sıkı bir kavgaya hazır
olan şöför birden koluna
yapışır:
- Neden atmıyormuşsun??
Şöföre şaşkınlıkla bakan adam şöyle der:
- Karagümrüklü'nün mavi kartı var.
fıkranın devamı

Gümrük kapısından bir İngiliz, bir Fransız, bir Türk geçmek için bekliyorlarmış. Gümrük görevlileri valizlerini kontrol etmeye başlamış.
Önce İngiliz'in valizine bakmışlar. İçinden 7 adet don çıkmış.
-"Niye 7 tane?" diye İngiliz'e sormuşlar. O da
-"Haftanın yedi gün var. Hepsi için bir tane: Pazartesi, Salı, Çarşamba..." demiş. "Vay be! Helal olsun medeniyete, temizliğe bak adamlardaki."
Sıra Fransız'ın valizine gelmiş; açmışlar bakmışlar 8 tane don.
-"7'yi anladık da niye 8?" diye sormuşlar. Fransız
-"Pazartesi, Salı, Çarşamba... Her gün için bir tane, bir tane de ne olur ne olmaz diye yedek aldım" demiş.
-"Vay be! Adamlardaki temizliğe, medeniyete bak!" demiş görevliler.
Sıra Temel'e gelince açmışlar bakmışlar tam 12 adet don.
-"Vay be! Ne varsa bizim insanımızda var. Şu medeniyete, şu temizliğe bak!" Sormuşlar:
-"Neden 12 adet?"
Bizimki cevap vermiş:
-"Ocak, Şubat, Mart,.."
fıkranın devamı

Bir gün Temel ve Dursun bakmışlar Türkiye'de
iş yok Almanya'ya gitmeye karar vermişler
ama ceplerinde para yok... O zamanlarda Almanya'ya
hayvanlar bedava gidiyolarmış, bunlarda neleri
varsa satıyolar ve bir inek kostümü alıyorlar.
Temel öne Dursun'da arkaya geçiyor ve gümrüğe
gidiyolar gümrükteki memur bunlari bir test edeyim
diyor ve ineğin önüne bi tomar saman getiriyor "sen
gerçek ineksen bu samanları yersin" diyor. Temel
mecburen yiyor ondan sonra memur bir kova su
getiriyor "eğer sen gerçek ineksen bunu içersin
diyor" ve Temel içiyor.. Memur bu sefer bi tomar
taze ot getiriyor ve ineğin önüne koyuyor Temel
mecburen yiyor... Artık Temel şişiyor ve bir
lokma bir sey yiyemez hale geliyor. Ama bu sırada
Temel başlıyor gülmeye. Dursun merak ediyor.
Soruyor "ula Temel neden gülirsen?" Temel de cevap
verir "memur bizim gerçek inek olup olmadığımızı
anlamak için bir tane öküz getiriyor"
fıkranın devamı

Gümrük kapisinda bir ıngiliz, bir fransiz ve Temel geçmek için
bekliyorlarmis. gümrük görevlileri valizlerini kontrol etmeye baslamis.
önce Ingiliz'in valizine bakmislar. içinden 7 adet don çikmis.
- niye 7 tane?
diye ıngiliz'e sormuslar. o da
- haftanin yedi gün var. hepsi için bir
tane. pazartesi, sali, çarsamba... demis.
- vay be! helal olsun medeniyete, temizlige bak adamlardaki.
sira fransiz'in valizine gelmis. açmislar bakmislar 8 tane don.
- 7'yi anladik da niye 8? diye sormuslar.
fransiz
- pazartesi, sali, çarsamba... hergün için bir tane, bir tane de ne
olur ne olmaz diye yedek aldim demis.
- vay be! adamlardaki temizlige medeniyete bak! demis görevliler.
sira temel'e gelince açmislar bakmislar tam 12 adet don.
- vay be! ne varsa bizim insanimizda var. şu medeniyete, şu temizlige
bak! sormuslar
- neden 12 adet?
bizimki cevap vermis
- ocak, subat, mart,......
fıkranın devamı

Bir gün Temel ve Dursun bakmışlar Türkiye'de iş yok Almanya'ya gitmeye karar vermişler ama ceplerinde para yok... O zamanlarda Almanya'ya hayvanlar bedava gidiyolarmış, bunlarda neleri varsa satıyolar ve bir inek kostümü alıyolar. Temel öne Dursun'da arkaya geçiyor ve gümrüğe gidiyolar gümrükteki memur bunları bir test edeyim diyor ve ineğin önüne bi tomar saman getiriyor sen gerçek ineksen bu samanları yersin diyor. Temel mecburen yiyor ondan sonra memur bir kova su getiriyor eger sen gerçek ineksen bunu içersin diyor ve Temel içiyor.. Memur bu sefer bi tomar taze ot getiriyo ve ineğin önüne koyuyor Temel mecburen yiyor... Artık Temel şişiyor ve bir lokma bir şey yiyemez hale geliyor. Ama bu sırada Temel başlıyor gülmeye. Dursun merak ediyor. Soruyor ula Temel neden gülirsen. Temel de cevap verir memur bizim gerçek inek olup olmadığımızı anlamak için bir tane öküz getiriyor...
fıkranın devamı

Zencinin biri Türkiye'ye gelecekmiş.
Gelmek üzere yola çıktığında pasaportunu kaybettiğini anlamış.
Üzgün üzgün yürürken yerde bir pasaport bulmuş.
Üzerinde Leonardo Di Caprio yazıyormuş.
Çaktırmadan pasaportu atmış cebine düşmüş yola.
Kapıkule'ye geldiğinde gümrük memurları Temel ve Dursun zenciye
pasaport sormuşlar.
Zenci yerde bulduğu pasaportu Temel'e vermiş.
Temel uzun uzun pasaporta bakmış.
Sonra zenciye bakmış,dönüp Dursun'a sormuş:
- Ula Dursun, Titanic Batti miydii, Yandi miydii....
fıkranın devamı

Amerikada zencinin biri pasaportunu kaybetmis, aksilik ya, o gün de Türkiye ye
uçacak.. Kara kara düsünürken yolda bi pasaport bulmasin mi... Hemen almis
yerden, bi bakmis ki Leanardo di Caprio nun pasaportu...
"Ne olursa olsun" demis ve sansini denemeye karar vermis, çikarmis Leonardo
nun fotografini, kendi fotografini yapistirmis... Uçmus Türkiye ye, Atatürk
Hava Limani nda görevli gümrük memuru Temel in karsisina geçmis. Temel almis
pasaportu, adamin ismine bakmis; "Leonardo di Caprio", fotografa bakmis, bi
zenci, adama bakmis ayni zenci... Bir kaç saskin bakistan sonra öbür masaya
seslenmis :
- Ula Cemal, bu titanik batmis miydi, yanmis miydi?..

fıkranın devamı

Bir gün Temel ve Dursun bakmışlar Türkiye'de iş yok Almanya'ya gitmeye karar vermişler ama ceplerinde para yok... O zamanlarda Almanya'ya hayvanlar bedava gidiyolarmış, bunlarda neleri varsa satıyolar ve bir inek kostümü alıyolar. Temel öne Dursun'da arkaya geçiyor ve gümrüğe gidiyolar gümrükteki memur bunları bir test edeyim diyor ve ineğin önüne bi tomar saman getiriyor
- sen gerçek ineksen bu samanları yersin
diyor. Temel mecburen yiyor ondan sonra memur bir kova su getiriyor - eger sen gerçek ineksen bunu içersin
diyor ve Temel içiyor.. Memur bu sefer bi tomar taze ot getiriyo ve ineğin önüne koyuyor Temel mecburen yiyor... Artık Temel şişiyor ve bir lokma bir şey yiyemez hale geliyor. Ama bu sırada Temel başlıyor gülmeye. Dursun merak ediyor. Soruyor
- ula Temel neden gülirsen?
Temel de cevap verir:
- memur bizim gerçek inek olup olmadığımızı anlamak için bir tane öküz getiriyor...
fıkranın devamı

Bir gün Temel ve Dursun bakmislar Türkiyede is yok Almanyaya gitmeye karar vermisler ama ceplerinde para yok... O zamanlarda Almanyaya hayvanlar bedava gidiyolarmis, bunlarda neleri varsa satiyolar ve bir inek kostümü aliyolar. Temel öne Dursunda arkaya geçiyor ve gümrüge gidiyolar gümrükteki memur bunlari bir test edeyim diyor ve inegin önüne bi tomar saman getiriyor sen gerçek ineksen bu samanlari yersin diyor. Temel mecburen yiyor ondan sonra memur bir kova su getiriyor eger sen gerçek ineksen bunu içersin diyor ve Temel içiyor.. Memur bu sefer bi tomar taze ot getiriyo ve inegin önüne koyuyor Temel mecburen yiyor... Artik Temel sisiyor ve bir lokma bir sey yiyemez hale geliyor. Ama bu sirada Temel basliyor gülmeye. Dursun merak ediyor. Soruyor ula Temel neden gülersun. Temel de cevap verir:
-Memur bizim gerçek inek olup olmadigumuzi anlamak için bir tane öküz getiriyor.
fıkranın devamı

Güzel bir bahar gününün sabahinda IETT söförü garaja gider, otobüsünü çalistirir ve yola çikar. Sorunsuz bir sekilde bir duraktan digerine ilerler yolcularini alir, indirir. Derken; duragin birinde iriyari, güçlü kuvvetli ve oldukça tehlikeli görünüse sahip bir adam otobüse biner.Şöföre sert bir bakis firlatir ve,
- "Karagümrüklü bilet atmaz." diyerek arkadaki bir koltuga geçer ve oturur.Ertesi gün, ondan sonraki gün ve hergün ayni sey tekrar olur. Karagümrüklü, ayni sözlerle ve ayni sert bakislarla bilet atmadan koltuga geçip oturur. Bu durum otobüs söföründe kompleks yaratmaya baslar. Hat degistirme dilekçesi de red edilince son çare olarak bir jimnastik kursuna yazilir. Her aksam devam ettigi kursta; Judo, karate, aikido ve benzeri tüm dövüs teknikleri konusunda ihtisas yapar.Yazin sonlar na dogru, kendine güveni olan iyi bir dövüs ustasi haline gelmistir. Kurslar bitirdiginin ertesi günü tekrar otobüsüyle yola çikar. Uzaktan, Karagümrüklünün durakta bekledigini görür. Sinirini gizlemeye çalisirken, dislerini gicirdatarak otobüsün kapisini açar.Karagümrüklü otobüse biner, söföre sert bir bakis firlatir ve,
- "Karagümrüklü bilet atmaz." diyerek ilerleyecekken tam o sirada,siki bir kavgaya hazir olan söför birden koluna yapisir,
- "Neden atmiyor mussun !??"
Şöföre saskinlikla bakan adam söyle der,

- "Karagümrüklünün mavi karti var."
fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama