Güvenli Fıkraları

loading...

180-ÇİMDUR O!.. Temel askerde nöbetçi kulübesinde gece nöbeti tutmaktadır. Bir ara tel çitlerin dışında ağaçlar arasında ayak sesleri duyar, belli belirsiz karartılar görür, bağırır: -Çimdur O!..,Cevap gelmez,sesler devam edince bir şarjörü o tarafa boşaltır ve allarım düğ-mesine basar. Birlikte koşuşmalar, komutlar, araç homurtuları ve allarım sesleri birbirine karışır. Güvenlik güçleri kısa sürede olay yerine ulaşır, çevre abluka altına alınır ve projektörler ile alan aydın-latılır. Saha dikkatli bir şekilde araştırılırken kulübe yakınından başka bir Karadenizlinin sesi çınlar: - Pir inek furulmuştur,komitanum!.. 181-TAVANA NASIL Almanya’ya çalışmaya giden ilk işçilerimizden birine kalacağı yerden bir oda verilir. Eşyalarını yerleştirirken büyük abdesti gelir, alafranga tuvaleti tanımadığından giderecek bir yer bulamaz, Çok sıkışınca yanındaki bir kesekâğıdının içine yapar, pencereden dışarı atmayı düşünür. İkinci kattan aşağı baktığında insanları görür, daha ileri atmak için sallarken kesekâğıdının dibi yırtılır ve pislik tavana fırlar, yapışır, suları da tabana süzülür. Biraz sonra her tarafı pis bir koku kaplar ve kat görevlisi orada biter. Yerdeki ve tavandaki durumu görür, hayretlere düşer, arkadaşlarını çağırır: -Bu adam yere işerken tavana nasıl s.çtı? Diye merakla olayı çözmeye çalışırlar. 182-SANA BİR KÖY Ümraniye-Artvinliler Derneği Yönetimi, hemşerileri Hasan Mezarcı’yı genel seçimlerde gö-nüllü olarak destekler ve tercih oyları ile farklı seçilmesini sağlar. Aydın bir din adamı olarak tanıdıkları eski Müftüleri, daha sonra Atatürk aleyhindeki söz ve davranışları ile basın-yayında manşet olur. Dernek yönetiminde tartışmalar çıkar ve gerçeği kendisinden öğrenmek için TBMM’deki odasına gidilir. Konu açılır, alınan cevaplardan yayınların doğru olduğu anlaşılır. O sıralarda Orta Asya’daki Türk Cumhuriyetleri bağımsızlığını kazanmıştır ve ileri gelenleri ülkemize sık sık ziyaret eder ve Birleşik Türk Devletleri kurulması konu edilir. Milletvekili Hasan Bey Atatürk’ü eleştirirken bir ara: -Ülkenin bazı fabrikalarını ve arazilerini üzerine geçirdi, diye söyleyince dernek 2.Başkanı ve sözcüsü Fevzi Durmuş: -Fabrikalar ve araziler halka bir örnek olsun, diye bizzat ilgilendi ve sonra da kendi hisselerini halkına hibe etti. Şimdi sizin arkanızda güçlü bir Türkiye var, diğer Türk Devletleri ile “Birleşik Türk Devletleri” kurun ve Başkenti’ni de Ardahan veya Kars yapın; Ardanuç’un Yolağzı ve Yaylacık Köyleri’nin yarısından fazlası benim akrabalarıma aittir, beni kırmazlar, beğendiğin köy senin olsun. Binlerce dönüm arazi; tarlası, çayırı, ormanı, yaylası ve soğuk pınarları ile. Biz sizi dedelerimizin hesabını sorasınız diye buraya göndermedik, onlar gittikleri yerde hesaplaşsın. Biz sizi buraya bizim haklarımızı koruyun diye gönderdik. Şu anda bakanlıklarda rüşvetler dönüyor, sizin göreviniz buna engel olmaktır. Siz şu anda bir millettekisiniz, saygı duyarız. Tartışma şartlarımız eşitlenince konuşuruz, der ve konuyu kapatır. Ertesi günü gazetelerde manşet: ”Bakan Özdağlar’ın makam odasında valizler dolusu rüşvet parası ele geçti”. 183-TEK SU KAYNAĞI Anne alışverişe çıkar, iki buçuk yaşındaki bebeğe babası göz kulak olur. Yavrucak halının üzerinde 'çay seti' oyuncağıyla oynarken baba da koltuğunda gazetesini okur, ara sıra da bebeğinin kendisine -çay seti oyuncağının minik plastik fincanlarıyla- ikram ettiği suları çay niyetine içer ve oyuna katılır. Derken anne eve gelir; baba, anneye sus işareti yapar, bebeği izlemesini ister. Bu çok şirin hareketi anne ile paylaşmayı düşünür. Anne, bebeğin elinde çay fincanıyla salondan çıkıp, biraz sonra içi su dolu olarak babasına getirmesini ve babanın da onu çay içer gibi içmesini izler. Sonra gayet sakin bir tavırla elindekilerle mutfağa geçerken eşine seslenir: - Oyun arkadaşının uzanabildiği tek su kaynağının klozet olduğunu biliyorsun, değil mi koca-cım? 184-BİZ DA… Ardanuç-Yolağzı Köyü’nden “Kotsulo”olarak bilinen Süleyman Dinçer dedemiz çarşıya gi-der. Bir dükkânda alış veriş yaparken köylümüze bir memur takılır. -Amca, O köylü kadınlarla nasıl yatıyorsunuz? Allah aşkına!.diye alaylı bir şekilde so-rar.Dedemizin cevabı hazırdır: -Onlari, şeherlinin karısı saniyeruh, Ço!… 185-SONRA DÖNER Adamın biri köyünden kasabaya gider, yol hayli uzun olunca kasabada yemek yedikten sonra köyüne dönmeyi düşünür. Bir lokantaya girer, garsondan bir çorba ister ve afiyetle yemeye başlar. Bu arada hınzır garson da “şu köylü ile bir dalga geçeyim de aval aval düşünsün”,diye arkadaşına işaret eder ve köylümüz çorbasını içince yanında biter: -Eeemm!.Efendim,arkadan ne alırdınız? Diye sorar. Adam kızarır, bozarır ve cevabı patlatır: -Sen önümdekini kaldır, sonra döner verirsin. 186-BİZ DİYERUH DA Kafkasya’dan yeni göç eden Kontromlu Koçi Pehlivan ile Ali Pehlivan, Samusharlı pehlivanlar ile güreş tutarlar ve önüne gelenleri yıkarlar. Bu işe çok kızan köylüleri kabul etmez, tekrar ettirirler. İki güreşçimiz bu sefer rakiplerinin omuzlarını yere yapıştırdıktan sonra göğüslerine oturur ve “Pes” deninceye kadar kalkmak istemezler. Canları acıyan alttaki güreşçiler bağırırlar: -Ola, biz diyeruh da, aho köyli demiyer… 187-GELİNCİK Bir dağ köyünde hamile bir kadının kocası; doğumdan önce ölür, tek başına kalır, kendisine arkadaş olması açısından dağda yaralı olarak bulduğu bir gelinciği evinde beslemeye başlar. Gelincik kadının yanından bir an bile ayrılmaz. Her ne kadar evcil bir hayvan değilse de, oldukça uysallaşır. Bir kaç ay sonra kadının çocuğu doğar, tek başına tüm zorluklara göğüs gerer ve yavrusuna bakmaya çalışır. Günler geçer ve kadın bir gün birkaç dakikalığına da olsa evden ayrılmak ve yavrusunu evde bırakmak zorunda kalır. Gelincikle bebek evde yalnız kalırlar. Aradan biraz zaman geçer ve anne eve döner, Kapıda Gelincik’in kanlı ağzını yalarken görür, çıldırmış gibi gelinciğe saldırır ve oracıkta hayvanı öldürür. Tam o sırada içerdeki odadan bebeğin sesi duyulur, anne odaya koşar; odada beşiğin içinde bebeğini ve yanında parçalanmış bir yılanı görür. 188-DOKTORA TEZİ VE DANIŞMAN... Bir Tavşan önüne bir daktilo almış, tak tuk tak tuk bir şeyler yazıyor. Oradan geçen bir Tilki: - Hey Tavşan, ne yazıyorsun? - Doktora tezimi yazıyorum. - Ha öyle mi, çok güzel, ne hakkında? - Tavşanların Tilkileri nasıl yedikleri hakkında. - Yok, canım, olur mu öyle şey, hiç Tavşanlar Tilki yerler mi? - Olur canım, gel istersen, sana ispat edeyim. Beraberce Tavşanın yuvasına girerler. Biraz sonra Tavşan tek başına çıkar ve yine daktilosunun başına geçer, tak tuk bir şeyler yazmaya devam eder. Daha sonra oradan geçen bir Kurt, Tavşanı görür. - Hey Tavşan, ne yazıyorsun? - Doktora tezimi. - Ne hak kında? - Tavşanların Kurtları yemesi hakkında. - Yayınlamayı düşünmüyorsun herhalde, buna kim inanır? - Gel istersen göstereyim, der. Beraberce ine girerler, Tavşan biraz sonra dışarıya yalnız çıkar. Tavşanın yuvasını merak mı ettiniz? Manzara şudur: Bir köşede Tilkinin kemikleri. Bir köşede Kurdun kemikleri. Diğer köşede ise tavşanın “Doktora Danışmanı Aslan”, kürdanla dişlerini temizlemektedir!.. 189-TANİMİYAN YOH Artvinli yaşlı bir hanım Trabzon’da uçağa bindirilir, Sabiha Gökçen Hava Alanı’nda oğlu tarafından karşılanacaktır. Uçak havalanır, hostesler servis yapar, nenemiz açık bir çay ister, hostes bir şeyler söylese de anlamaz. Herkes bir şeyler içerken açık çay gelmez, bir müddet sonra isteğini tekrarlar, ancak çay yine gelmez. Nenemiz bu duruma iyice bozulur, inerken yolcuları uğurlayan hostese yanaşır ve: -Sen bizim Yunus’u bilursunuun? Diye sorar. Hostesin “bilmiyorum, neden sordunuz ki?” de-mesi üzerine ağzından baklayı çıkarır: -İstanbol’da Yunus’u tanımayan ŞİLLUH yohtur da. NOT:Sayın admin kategoriler arasında "Artvin Fıkraları" kısmını göremedim.Açmanız olası mı? Teşekkürler.
fıkranın devamı

175-KUZUKUNA VERAH!.. Ardanuç-Yolağzı Köyü’nden Beykoz’a göç eden Hasan Yüksel bir zaman sonra kereste atölyesi kurar ve köylüsü Casım Yenigün ile çalışmaya başlar. Babası Veysel Yüksel de misafir olarak oğullarının yanına gelir, sırtındaki kamburdan şikâyetçidir ve bundan dolayı da köyün-de “Kuzuk Veysel” diye anılır. Casım’ın dedeleri de köyde “Karapan” adı ile bilinir. Bir gün iri bir tomruğu testere ağzına verirken Hasan Usta alaylı bir şekilde: -Habu tomruk, nasıl da karapan orta direği olur, Ola!..,der. Casım Usta da kendisine bir taşın atıldığını anlar ve: -Habuni hele testereye kuzukuna verah, der, gülüşürler. Dikili tahtalar arasında konuşmaları gizlice dinleyen Veysel Amcamız, o anda aniden ortaya gelir, iki ustamız ne yapacaklarını şaşırır ve sessizliği Veysel Amcamızın sesi bozar: -Beyuklarıza ey rahmet okiyersiz,Ola!..Der. 176-NASIL YAPILACAĞI Üniversiteyi yeni bitiren bir genç iş arar, bulur. İlk çalışacağı gün patronu gelir: - Hey sen!.. Al şu bezi, yerleri silmeye başla. Genç: - Ama efendim, ben üniversite bitirdim. Patron: - Ha, o zaman başka. Ver bezi, ben sana nasıl yapacağını göstereyim. 177-DONSUZLUK CEZASI Sultan en güvendiği adamını Arabistan’a Vali olarak gönderir. Vali, Arabistan’ da gezerken Arapların entari giydiklerini ama alta donları olmadığını görür. Bir rüzgar esti mi, manzara felaket! Haber salmış, altına don giymeyenler kadı huzuruna çıkartılıp, hapsedilecek. Aradan günler geçmiş Arap’ın bir tanesi don giymediği rüzgârlı bir havada fark edilir, Kadı huzuruna çıkartılır. Kadı sorar: - Adın? - Aptülmecit - Baba adın? - Aptüllaziz - Evli misin? - 5 tane karım var. - Kaç çocuğun var? - İlkinden 15, ikincisinden 17, üçüncüsünden 16, dördüncüsünden 13, beşincisinden 18 tane. Kadı kararını okur: -Aptülazizoğlu Aptulmecit, don giymeye vakti olmadığından beraatına karar verilmiştir. 178-TEMEL’İN İSTEĞİ Temel, gezide olduğundan uzun süre evden uzak kalır, gittiği şehirde küçük bir otele yerle-şir ve danışmaya telefon eder: -Bana bir fahişe bulup gönderin, der ve telefonu kapatır. Otelin sahibi şaşır, yanında duran karısına döner: -Demin gelen müşteri kadın istiyor, der. Kadın köpürür: -Terbiyesiz adam, ne zannediyor bizim otelimizi. Hemen git o müşteriye ağzının payını ver, der. Adam, isteği uygun bulmaz: -Müşteriye ne söyleyeceğim karıcım, bir terbiyesizlik eder, başım derde girer, der. Kadın iyice sinirlenir: -Sen gitmezsen, ben giderim, der ve o hışımla merdivenlerden çıkar. Kocası aşağıda bekler-ken yukardan gürültüler gelmeye başlar. On beş, yirmi dakika sonra Temel aşağıya iner, üstü başı yırtılmış, yüzü tırmıklanmış durum-da; otelciye çıkışır: -Ne biçim kadın göndermişsin be!. İstemem diye tutturdu. Becerene kadar anam ağladı. 179-ÇIKARDIM ONİ Temel ile Fadime Lunaparka gider, dolaşırken Fadime bir ara dönme dolaba binmek ister, Temel karşı çıkar;”olmaz, donun gozukur”,der. Fadime ses çıkarmaz. Biraz sonra Temel ba-lonlara tüfekle ateş ederken Fadime yanından yavaşça uzaklaşır. On dakika sonra hanımını yanında gören Temel: -Neredeydin? Diye sorar. Fadime’nin dönme dolaba bindim cevabı üzerine sinirlenir: -Pen saa, pinme tonun gozukur demedum mi? Diye çıkışınca Fadime gayet sakin: -Dedun ama gözükmedi,çıkardım oni Temel..,der. 180-ÇİMDUR O!.. Temel askerlik görevinde nöbetçi kulübesinde gece nöbeti tutmaktadır. Bir ara tel çitlerin dışında ağaçlar arasında ayak sesleri duyar, belli belirsiz karartılar görür, bağırır: -Çimdur O!..,Cevap gelmez,sesler devam edince bir şarjörü o tarafa boşaltır ve allarım düğ-mesine basar. Askeri birlikte koşuşmalar, komutlar, araç homurtuları ve allarım sesleri birbirine karışır. Güvenlik güçleri kısa sürede olay yerine ulaşır, çevre abluka altına alınır ve projektörler ile alan aydınlatılır. Saha dikkatli bir şekilde araştırılırken kulübe yakınından başka bir Karadenizlinin sesi çınlar: - Pir inek furulmuştur,komitanum!.. 175-KUZUKUNA VERAH!.. Ardanuç-Yolağzı Köyü’nden Beykoz’a göç eden Hasan Yüksel bir zaman sonra kereste atölyesi kurar ve köylüsü Casım Yenigün ile çalışmaya başlar. Babası Veysel Yüksel de misafir olarak oğullarının yanına gelir, sırtındaki kamburdan şikâyetçidir ve bundan dolayı da köyün-de “Kuzuk Veysel” diye anılır. Casım’ın dedeleri de köyde “Karapan” adı ile bilinir. Bir gün iri bir tomruğu testere ağzına verirken Hasan Usta alaylı bir şekilde: -Habu tomruk, nasıl da karapan orta direği olur, Ola!..,der. Casım Usta da kendisine bir taşın atıldığını anlar ve: -Habuni hele testereye kuzukuna verah, der, gülüşürler. Dikili tahtalar arasında konuşmaları gizlice dinleyen Veysel Amcamız, o anda aniden ortaya gelir, iki ustamız ne yapacaklarını şaşırır ve sessizliği Veysel Amcamızın sesi bozar: -Beyuklarıza ey rahmet okiyersiz,Ola!..Der. 176-NASIL YAPILACAĞI Üniversiteyi yeni bitiren bir genç iş arar, bulur. İlk çalışacağı gün patronu gelir: - Hey sen!.. Al şu bezi, yerleri silmeye başla. Genç: - Ama efendim, ben üniversite bitirdim. Patron: - Ha, o zaman başka. Ver bezi, ben sana nasıl yapacağını göstereyim. 177-DONSUZLUK CEZASI Sultan en güvendiği adamını Arabistan’a Vali olarak gönderir. Vali, Arabistan’ da gezerken Arapların entari giydiklerini ama alta donları olmadığını görür. Bir rüzgar esti mi, manzara felaket! Haber salmış, altına don giymeyenler kadı huzuruna çıkartılıp, hapsedilecek. Aradan günler geçmiş Arap’ın bir tanesi don giymediği rüzgârlı bir havada fark edilir, Kadı huzuruna çıkartılır. Kadı sorar: - Adın? - Aptülmecit - Baba adın? - Aptüllaziz - Evli misin? - 5 tane karım var. - Kaç çocuğun var? - İlkinden 15, ikincisinden 17, üçüncüsünden 16, dördüncüsünden 13, beşincisinden 18 tane. Kadı kararını okur: -Aptülazizoğlu Aptulmecit, don giymeye vakti olmadığından beraatına karar verilmiştir. 178-TEMEL’İN İSTEĞİ Temel, gezide olduğundan uzun süre evden uzak kalır, gittiği şehirde küçük bir otele yerle-şir ve danışmaya telefon eder: -Bana bir fahişe bulup gönderin, der ve telefonu kapatır. Otelin sahibi şaşır, yanında duran karısına döner: -Demin gelen müşteri kadın istiyor, der. Kadın köpürür: -Terbiyesiz adam, ne zannediyor bizim otelimizi. Hemen git o müşteriye ağzının payını ver, der. Adam, isteği uygun bulmaz: -Müşteriye ne söyleyeceğim karıcım, bir terbiyesizlik eder, başım derde girer, der. Kadın iyice sinirlenir: -Sen gitmezsen, ben giderim, der ve o hışımla merdivenlerden çıkar. Kocası aşağıda bekler-ken yukardan gürültüler gelmeye başlar. On beş, yirmi dakika sonra Temel aşağıya iner, üstü başı yırtılmış, yüzü tırmıklanmış durum-da; otelciye çıkışır: -Ne biçim kadın göndermişsin be!. İstemem diye tutturdu. Becerene kadar anam ağladı. 179-ÇIKARDIM ONİ Temel ile Fadime Lunaparka gider, dolaşırken Fadime bir ara dönme dolaba binmek ister, Temel karşı çıkar;”olmaz, donun gozukur”,der. Fadime ses çıkarmaz. Biraz sonra Temel ba-lonlara tüfekle ateş ederken Fadime yanından yavaşça uzaklaşır. On dakika sonra hanımını yanında gören Temel: -Neredeydin? Diye sorar. Fadime’nin dönme dolaba bindim cevabı üzerine sinirlenir: -Pen saa, pinme tonun gozukur demedum mi? Diye çıkışınca Fadime gayet sakin: -Dedun ama gözükmedi,çıkardım oni Temel..,der. 180-ÇİMDUR O!.. Temel askerlik görevinde nöbetçi kulübesinde gece nöbeti tutmaktadır. Bir ara tel çitlerin dışında ağaçlar arasında ayak sesleri duyar, belli belirsiz karartılar görür, bağırır: -Çimdur O!..,Cevap gelmez,sesler devam edince bir şarjörü o tarafa boşaltır ve allarım düğ-mesine basar. Askeri birlikte koşuşmalar, komutlar, araç homurtuları ve allarım sesleri birbirine karışır. Güvenlik güçleri kısa sürede olay yerine ulaşır, çevre abluka altına alınır ve projektörler ile alan aydınlatılır. Saha dikkatli bir şekilde araştırılırken kulübe yakınından başka bir Karadenizlinin sesi çınlar: - Pir inek furulmuştur,komitanum!.. 175-KUZUKUNA VERAH!.. Ardanuç-Yolağzı Köyü’nden Beykoz’a göç eden Hasan Yüksel bir zaman sonra kereste atölyesi kurar ve köylüsü Casım Yenigün ile çalışmaya başlar. Babası Veysel Yüksel de misafir olarak oğullarının yanına gelir, sırtındaki kamburdan şikâyetçidir ve bundan dolayı da köyün-de “Kuzuk Veysel” diye anılır. Casım’ın dedeleri de köyde “Karapan” adı ile bilinir. Bir gün iri bir tomruğu testere ağzına verirken Hasan Usta alaylı bir şekilde: -Habu tomruk, nasıl da karapan orta direği olur, Ola!..,der. Casım Usta da kendisine bir taşın atıldığını anlar ve: -Habuni hele testereye kuzukuna verah, der, gülüşürler. Dikili tahtalar arasında konuşmaları gizlice dinleyen Veysel Amcamız, o anda aniden ortaya gelir, iki ustamız ne yapacaklarını şaşırır ve sessizliği Veysel Amcamızın sesi bozar: -Beyuklarıza ey rahmet okiyersiz,Ola!..Der. 176-NASIL YAPILACAĞI Üniversiteyi yeni bitiren bir genç iş arar, bulur. İlk çalışacağı gün patronu gelir: - Hey sen!.. Al şu bezi, yerleri silmeye başla. Genç: - Ama efendim, ben üniversite bitirdim. Patron: - Ha, o zaman başka. Ver bezi, ben sana nasıl yapacağını göstereyim. 177-DONSUZLUK CEZASI Sultan en güvendiği adamını Arabistan’a Vali olarak gönderir. Vali, Arabistan’ da gezerken Arapların entari giydiklerini ama alta donları olmadığını görür. Bir rüzgar esti mi, manzara felaket! Haber salmış, altına don giymeyenler kadı huzuruna çıkartılıp, hapsedilecek. Aradan günler geçmiş Arap’ın bir tanesi don giymediği rüzgârlı bir havada fark edilir, Kadı huzuruna çıkartılır. Kadı sorar: - Adın? - Aptülmecit - Baba adın? - Aptüllaziz - Evli misin? - 5 tane karım var. - Kaç çocuğun var? - İlkinden 15, ikincisinden 17, üçüncüsünden 16, dördüncüsünden 13, beşincisinden 18 tane. Kadı kararını okur: -Aptülazizoğlu Aptulmecit, don giymeye vakti olmadığından beraatına karar verilmiştir. 178-TEMEL’İN İSTEĞİ Temel, gezide olduğundan uzun süre evden uzak kalır, gittiği şehirde küçük bir otele yerle-şir ve danışmaya telefon eder: -Bana bir fahişe bulup gönderin, der ve telefonu kapatır. Otelin sahibi şaşır, yanında duran karısına döner: -Demin gelen müşteri kadın istiyor, der. Kadın köpürür: -Terbiyesiz adam, ne zannediyor bizim otelimizi. Hemen git o müşteriye ağzının payını ver, der. Adam, isteği uygun bulmaz: -Müşteriye ne söyleyeceğim karıcım, bir terbiyesizlik eder, başım derde girer, der. Kadın iyice sinirlenir: -Sen gitmezsen, ben giderim, der ve o hışımla merdivenlerden çıkar. Kocası aşağıda bekler-ken yukardan gürültüler gelmeye başlar. On beş, yirmi dakika sonra Temel aşağıya iner, üstü başı yırtılmış, yüzü tırmıklanmış durum-da; otelciye çıkışır: -Ne biçim kadın göndermişsin be!. İstemem diye tutturdu. Becerene kadar anam ağladı. 179-ÇIKARDIM ONİ Temel ile Fadime Lunaparka gider, dolaşırken Fadime bir ara dönme dolaba binmek ister, Temel karşı çıkar;”olmaz, donun gozukur”,der. Fadime ses çıkarmaz. Biraz sonra Temel ba-lonlara tüfekle ateş ederken Fadime yanından yavaşça uzaklaşır. On dakika sonra hanımını yanında gören Temel: -Neredeydin? Diye sorar. Fadime’nin dönme dolaba bindim cevabı üzerine sinirlenir: -Pen saa, pinme tonun gozukur demedum mi? Diye çıkışınca Fadime gayet sakin: -Dedun ama gözükmedi,çıkardım oni Temel..,der. 180-ÇİMDUR O!.. Temel askerlik görevinde nöbetçi kulübesinde gece nöbeti tutmaktadır. Bir ara tel çitlerin dışında ağaçlar arasında ayak sesleri duyar, belli belirsiz karartılar görür, bağırır: -Çimdur O!..,Cevap gelmez,sesler devam edince bir şarjörü o tarafa boşaltır ve allarım düğ-mesine basar. Askeri birlikte koşuşmalar, komutlar, araç homurtuları ve allarım sesleri birbirine karışır. Güvenlik güçleri kısa sürede olay yerine ulaşır, çevre abluka altına alınır ve projektörler ile alan aydınlatılır. Saha dikkatli bir şekilde araştırılırken kulübe yakınından başka bir Karadenizlinin sesi çınlar: - Pir inek furulmuştur,komitanum!.. 175-KUZUKUNA VERAH!.. Ardanuç-Yolağzı Köyü’nden Beykoz’a göç eden Hasan Yüksel bir zaman sonra kereste atölyesi kurar ve köylüsü Casım Yenigün ile çalışmaya başlar. Babası Veysel Yüksel de misafir olarak oğullarının yanına gelir, sırtındaki kamburdan şikâyetçidir ve bundan dolayı da köyün-de “Kuzuk Veysel” diye anılır. Casım’ın dedeleri de köyde “Karapan” adı ile bilinir. Bir gün iri bir tomruğu testere ağzına verirken Hasan Usta alaylı bir şekilde: -Habu tomruk, nasıl da karapan orta direği olur, Ola!..,der. Casım Usta da kendisine bir taşın atıldığını anlar ve: -Habuni hele testereye kuzukuna verah, der, gülüşürler. Dikili tahtalar arasında konuşmaları gizlice dinleyen Veysel Amcamız, o anda aniden ortaya gelir, iki ustamız ne yapacaklarını şaşırır ve sessizliği Veysel Amcamızın sesi bozar: -Beyuklarıza ey rahmet okiyersiz,Ola!..Der. 176-NASIL YAPILACAĞI Üniversiteyi yeni bitiren bir genç iş arar, bulur. İlk çalışacağı gün patronu gelir: - Hey sen!.. Al şu bezi, yerleri silmeye başla. Genç: - Ama efendim, ben üniversite bitirdim. Patron: - Ha, o zaman başka. Ver bezi, ben sana nasıl yapacağını göstereyim. 177-DONSUZLUK CEZASI Sultan en güvendiği adamını Arabistan’a Vali olarak gönderir. Vali, Arabistan’ da gezerken Arapların entari giydiklerini ama alta donları olmadığını görür. Bir rüzgar esti mi, manzara felaket! Haber salmış, altına don giymeyenler kadı huzuruna çıkartılıp, hapsedilecek. Aradan günler geçmiş Arap’ın bir tanesi don giymediği rüzgârlı bir havada fark edilir, Kadı huzuruna çıkartılır. Kadı sorar: - Adın? - Aptülmecit - Baba adın? - Aptüllaziz - Evli misin? - 5 tane karım var. - Kaç çocuğun var? - İlkinden 15, ikincisinden 17, üçüncüsünden 16, dördüncüsünden 13, beşincisinden 18 tane. Kadı kararını okur: -Aptülazizoğlu Aptulmecit, don giymeye vakti olmadığından beraatına karar verilmiştir. 178-TEMEL’İN İSTEĞİ Temel, gezide olduğundan uzun süre evden uzak kalır, gittiği şehirde küçük bir otele yerle-şir ve danışmaya telefon eder: -Bana bir fahişe bulup gönderin, der ve telefonu kapatır. Otelin sahibi şaşır, yanında duran karısına döner: -Demin gelen müşteri kadın istiyor, der. Kadın köpürür: -Terbiyesiz adam, ne zannediyor bizim otelimizi. Hemen git o müşteriye ağzının payını ver, der. Adam, isteği uygun bulmaz: -Müşteriye ne söyleyeceğim karıcım, bir terbiyesizlik eder, başım derde girer, der. Kadın iyice sinirlenir: -Sen gitmezsen, ben giderim, der ve o hışımla merdivenlerden çıkar. Kocası aşağıda bekler-ken yukardan gürültüler gelmeye başlar. On beş, yirmi dakika sonra Temel aşağıya iner, üstü başı yırtılmış, yüzü tırmıklanmış durum-da; otelciye çıkışır: -Ne biçim kadın göndermişsin be!. İstemem diye tutturdu. Becerene kadar anam ağladı. 179-ÇIKARDIM ONİ Temel ile Fadime Lunaparka gider, dolaşırken Fadime bir ara dönme dolaba binmek ister, Temel karşı çıkar;”olmaz, donun gozukur”,der. Fadime ses çıkarmaz. Biraz sonra Temel ba-lonlara tüfekle ateş ederken Fadime yanından yavaşça uzaklaşır. On dakika sonra hanımını yanında gören Temel: -Neredeydin? Diye sorar. Fadime’nin dönme dolaba bindim cevabı üzerine sinirlenir: -Pen saa, pinme tonun gozukur demedum mi? Diye çıkışınca Fadime gayet sakin: -Dedun ama gözükmedi,çıkardım oni Temel..,der. 180-ÇİMDUR O!.. Temel askerlik görevinde nöbetçi kulübesinde gece nöbeti tutmaktadır. Bir ara tel çitlerin dışında ağaçlar arasında ayak sesleri duyar, belli belirsiz karartılar görür, bağırır: -Çimdur O!..,Cevap gelmez,sesler devam edince bir şarjörü o tarafa boşaltır ve allarım düğ-mesine basar. Askeri birlikte koşuşmalar, komutlar, araç homurtuları ve allarım sesleri birbirine karışır. Güvenlik güçleri kısa sürede olay yerine ulaşır, çevre abluka altına alınır ve projektörler ile alan aydınlatılır. Saha dikkatli bir şekilde araştırılırken kulübe yakınından başka bir Karadenizlinin sesi çınlar: - Pir inek furulmuştur,komitanum!..
fıkranın devamı

Hoca gece yarısı sokakta geziniyormuş. O çağın güvenlik görevlisi olan subaşı, kendisini görünce :- “Efendi!” dem...
fıkranın devamı


Adamı, vergi dairesine çağırmışlar.. Yanında bütün defterlerini ve hesaplarını da getirmesini istemişler..
Adam korku içinde, mali danışmanına gitmiş..
Sormuş:
- Vergi dairesine giderken nasıl giyineyim?. Ne tür bir izlenim bırakırsam, bana daha az vergi cezası keserler?
Mali danışman öğüt vermiş:
- En eski elbiselerini giy.. Yoksul, muhtaç bir görüntü ver ki, sana az ceza kessinler..
Adam güvenemeyip, bir de avukatına danışmış..
Avukat, mali müşavirin tam tersi bir öğüt vermiş:
- En yeni, en pahalı elbiseni giy.. Güvenli, kendinden emin bir görüntü ver ki, az ceza kessinler vergiciler..
Adamı bu öğütler tatmin etmemiş.. Aklına güvendiği, filozof bir arkadaşına aynı soruyu sormuş.. Bu akıllı arkadaş bir hikaye anlatmış.. Şöyle demiş:
- Bir gelin, zifaf gecesi ne giymesi gerektiğini bir arkadaşına sorar.. O da, gırtlağa kadar kapalı, koyu renk bir gecelik giymesini tavsiye eder.. Bir başka arkadaşı ise, dekolte, şeffaf bir gecelik giymesini söyler..
Vergi dairesine giderken ne tür bir elbise giymesi için arkadaşından öğüt bekleyen adam, bu hikayeyi dinledikten sonra, sorar:
- Zifaf gecesi ne giyeceğini bilemeyen gelinle, vergi dairesine giderken ne giyileceğini soran benim aramda ne gibi bir ortak yan var ki?
Adamın akıllı arkadaşı gülerek, izah eder:
- Ne giyersen giy, başına gelecek şey aynıdır..

fıkranın devamı


Sarışın ile esmer de, köşeyi kolay dönmek için banka soymaya karar vermişler. Esmer bütün gece oturup plan yapmış.

Sabah masanın üzerine kağıtları sermiş, soygunu tüm ayrıntıları ile sarışına anlatmış:

- "İyi anladın değil mi ?" diye de sormuş. "Burası küçük bir semt bankası. Bir tek güvenlik görevlisi var. İşi üç dakikada bitirirsin, ben seni arabada bekleyeceğim."

Binmişler arabaya, gitmişler bankaya. Esmer motoru çalışır tutarak direksiyonda beklerken, sarışın bankaya girmiş.
5 dk. geçmis. 10 dk. geçmis. 15 dk. geçmis.

Esmer korkmaya baslamış. Tam gaza basıp kaçmaya karar vermişken, bankanın kapısı büyük bir gümbürtüyle sonuna kadar açılmış.

Önde sarışın elinde bir ip. İpin ucuna kasa baglanmış, sürükleye sürükleye arabaya koşmaya çalışıyor.

Arkasından güvenlik görevlisi "DUR" diye bağırarak ateş ediyor. Ama koşamıyor çünkü pantolonu ve iç çamaşırı dizlerinden aşağıya inmiş.

Sarışın arabaya atlamış. Esmer gaza basmış ve öfkeyle seslenmiş:

- "Bir de bana planı tam anladığını söylemiştin !.. "
- "Anladim tabii..."
- "Ben sana GÜVENLİK GÖREVLİSİNİ BAĞLA, KASAYI BOŞALT demistim gerzek"

fıkranın devamı


Sarışın ile esmer de, köşeyi kolay dönmek için banka soymaya karar vermişler. Esmer bütün gece oturup plan yapmış.

Sabah masanın üzerine kağıtları sermiş, soygunu tüm ayrıntıları ile sarışına anlatmış:

- "İyi anladın değil mi ?" diye de sormuş. "Burası küçük bir semt bankası. Bir tek güvenlik görevlisi var. İşi üç dakikada bitirirsin, ben seni arabada bekleyeceğim."

Binmişler arabaya, gitmişler bankaya. Esmer motoru çalışır tutarak direksiyonda beklerken, sarışın bankaya girmiş.
5 dk. geçmis. 10 dk. geçmis. 15 dk. geçmis.

Esmer korkmaya baslamış. Tam gaza basıp kaçmaya karar vermişken, bankanın kapısı büyük bir gümbürtüyle sonuna kadar açılmış.

Önde sarışın elinde bir ip. İpin ucuna kasa baglanmış, sürükleye sürükleye arabaya koşmaya çalışıyor.

Arkasından güvenlik görevlisi "DUR" diye bağırarak ateş ediyor. Ama koşamıyor çünkü pantolonu ve iç çamaşırı dizlerinden aşağıya inmiş.

Sarışın arabaya atlamış. Esmer gaza basmış ve öfkeyle seslenmiş:

- "Bir de bana planı tam anladığını söylemiştin !.. "
- "Anladim tabii..."
- "Ben sana GÜVENLİK GÖREVLİSİNİ BAĞLA, KASAYI BOŞALT demistim gerzek"



fıkranın devamı


Sarışın ile esmer de, köşeyi kolay dönmek için banka soymaya karar vermişler. Esmer bütün gece oturup plan yapmış.

Sabah masanın üzerine kağıtları sermiş, soygunu tüm ayrıntıları ile sarışına anlatmış:

- "İyi anladın değil mi ?" diye de sormuş. "Burası küçük bir semt bankası. Bir tek güvenlik görevlisi var. İşi üç dakikada bitirirsin, ben seni arabada bekleyeceğim."

Binmişler arabaya, gitmişler bankaya. Esmer motoru çalışır tutarak direksiyonda beklerken, sarışın bankaya girmiş.
5 dk. geçmis. 10 dk. geçmis. 15 dk. geçmis.

Esmer korkmaya baslamış. Tam gaza basıp kaçmaya karar vermişken, bankanın kapısı büyük bir gümbürtüyle sonuna kadar açılmış.

Önde sarışın elinde bir ip. İpin ucuna kasa baglanmış, sürükleye sürükleye arabaya koşmaya çalışıyor.

Arkasından güvenlik görevlisi "DUR" diye bağırarak ateş ediyor. Ama koşamıyor çünkü pantolonu ve iç çamaşırı dizlerinden aşağıya inmiş.

Sarışın arabaya atlamış. Esmer gaza basmış ve öfkeyle seslenmiş:

- "Bir de bana planı tam anladığını söylemiştin !.. "
- "Anladim tabii..."
- "Ben sana GÜVENLİK GÖREVLİSİNİ BAĞLA, KASAYI BOŞALT demistim gerzek"

fıkranın devamı


İşinize yaramasa bile astlarınızdan hazırlaması zor raporlar isteyin.

*Size sunulan rapor ne kadar özenle hazırlanmış olursa olsun eksik tespit edin ve
beğenmediğiniz kısımlarına çizik atın.

*Asla astlarınıza özel hayatınızdan bahsetmeyin,Onların yanında sürekli işten bahsedin.

*Günaydın,iyi akşamlar derken bile ses tonunuz donuk olmalı.

*Astlarınızın yaptığı işleri beğenmeme yönünde tavır alın.

*Kendi yapabileceğiniz fakat astlarınıza da yaptırabileceğiniz Ufak tefek işleri mutlaka
astlarınıza yaptırın.(Yaptığı işi yine beğenmeyin.)

* Size espiri yapıp da havayı yumuşatmak isteyenlere tebessüm etmeyin.

*Onları yanınıza çağırıp acil iş vereceğiniz vaktin mesai bitimine 5 dk.kala veya öğle
arası olmasına dikkat edin.

* Onlara zor görevler verin ve gerçekleşmesi için kısa vakit tanıyın.

*Bir işi bitirmeden başka bir iş daha vermeye çalışın.

*Şikayetlenirlerse yaptığı işin basit birşey olduğunu ima edin.

*Toplantılarınızda bitirilmiş işlerden değil bitirilmemiş işlerden bahsedin.

*Pazartesi günü öğleden önce toplantı yapın,Bitiremedikleri işler için neden
cumartesi pazar bitirmediniz diye sorarak ücretsiz fazla mesaiye alıştırın.

*Fırça atacak bir bahane bulduğunuzda fırsatı sakın kaçırmayın.

*işiniz icabı firmada olmayacağınız günlerde,gitmeden onlara zor görevler verin
ve geldiğimde tatamlanmış olsun deyin.Gittiğinize sevinemesinler.

*Firma dışında olduğunuz zamanlarda telefonla hesap sorun.

*Onlara verdiğiniz işin daha pratik çözüm yollarını bilseniz bile onlara
söylemeyin.Kendileri uğraşıp,bulabiliyorlarsa bulsunlar.

*Doldurmasını istediğiniz tablo türünden boş raporları kağıt olarak verin,elektronik ortamda
geri isteyin.Uğraşıp aynı tabloyu bir daha çizsinler.

*Astlarınız "müsaitseniz felan iş konusunda görüşecektim"gibi birşey sorduğunda müsait
olsanız bile meşgulmüş gibi onu biraz bekletin.

*Hediye vermek isterlerse kabul etmeyin.

*Sizden izin isterlerse sebebini sorun ve izin verseniz bile zorluklar çıkartın ki bir
daha izin isterken iyice bir düşünsün.

*İzin isteme sebebine göre mümkünse izin kağıdına yazdığı tarihten başka bir tarihe
izin verin ki belki başka bir firma ile randevulaşıp iş görüşmesine gidiyordur.

*İzin isteme sebebi belgelenebilecek birşeyse(para çekme,doktora reçete yazdırma gibi)
izin dönüşü o belgenin fotokopisi isteyin.

*Satışlar iyi gitse bile sürekli kötüymüş gibi bir hava verin.

*Zam verme konusunda yetkiniz varsa zam isteyenlere vasıflarındaki eksikliklerden(ileri düzey
ing.sertifikası vs.) bahsedin.Önce o vasfı kazanması gerektiğini söyleyin.

* Astlarınızdan birine verdiğiniz bir işi bazen ötekine de verin ki,aynı işi ayrı ayrı
yaptıklarını anladıklarında sizin onlara pek güvenmediğinizi anlasınlar.

* Astınızı oturuyor gördüğünüzde "felan iş ne oldu bak ta gel gibi"bir soruyla onu
yerinden kaldırın.

*İki astınızı iş dışında konuşuyor olduğunu hissettiğinizde yanınıza çağırıp"felan acil
iş sonuçlandı mı?"gibi sorularla onu rahatsız edin.

*Boş kadro oluştuğu zaman yeni eleman hemen almayın.Diğer personel işleri yürütüyorsa
gözlemleyin ve sessiz kalın.İşler yürüyorken niye bir kişi alıp maaş veresiniz ki.
Bırakın boş kadroya rağmen işleri yürüten diğer personel belki kendilerinin makamı
arttırılır diye idealist çalışsınlar.Ümitvar olmaları,çalışmaları için güzel
birşeydir.

*Eğer boş kadroya eleman alma zorunlu hale geldiyse yine de aceleci olmayın.Biriken
işleri yeni eleman iş bulmanın sevinci içinde yapar nasıl olsa.

*Eğer boş kadro müdür veya şef pozisyonunda ise yeni aldığınız kişiyi "sorumlu"sıfatıyla
işe alın ama müdür veya şefin tüm sorumluluklarının hesabını ona sorun.Böylece aynı
görevi yapan kişiye hem daha az maaş verirsiniz.Hem de haddini ona bildirmiş olursunuz.

*Eğer sorumlu sıfatındaki kişi kendisinin neden sorumlu diye geçtiğini sorarsa daha
yeni işe girdiğini hemen aceleci davranmaması gerektiğini zamanı gelince yapılacağını
söyleyin.O zaman belki hiç gelmeyecektir ama bırakın ümitvar olsun.

* Zam dönemi geldiğinde işi ağırdan alın.2 veya üç ay sallayın.Soranlara konunun henüz
görüşülmediğini,geçmiş ayların farklarını sonradan alabileceklerini ima edin.Ama geçmiş
ayların farklarını vermeyin.

*Firmanızın araç park bölgesi varsa astlarınızın arabalarını oraya park etmelerini
yasaklayın.Bunu direk siz söylemeyin.Güvenlik görevlisine talimat verin.

*Firma içerisinde yapılmaması gereken davranışları yazılı olarak tebliğ edin ve imza
alın.

*Astlarınızla telefon görüşmelerinde telefonu siz kapatmadığınız sürece onların kapatmaması
gerektiğini prensip edinin.Belki o söyleyeceklerinizi bitirdiniz sandı ama sizin aklınıza
başka bir konu geldi.Ya da başka bir talimat daha vermesin diye kasıtlı yaptı.
Eğer sizden önce kapatırlarsa tekrar arayıp neden önce kapattığının hesabını sorun.

*Bir astınıza bir talimat vereceğiniz zaman telefonla görüşüyorsa telefonu"sonra tekrar
ararım"deyip kapatmasını,sizi bekletmemesini sağlayın.

*Mesai bitiş saati bile olsa ayrılmadan size haber vermeleri gerektiğini prensip edinin.
Haber verdiğinde ise felan iş ne oldu gibi rahatsız edici sorular sorun.

*Haftasonu tatilinde siz firmada iseniz,astınızın evini veya cebini arayacak bir bahane
bulunuz.Direk siz görüşmeyin başkasına aratın ve hemen firmaya gelmesi gerektiğini
kendisine bildirin.Ya gelecektir ya gelemeyecektir yada kasten gelmeyecektir.Ama her
halukarda keyfi kaçacaktır.

*Astınız senelik izinde iken siz çalışıyorsanız onu rahatsız etmenin vakti gelmiş
demektir.Onu arayarak falan dosyayı nereye kaldırdın veya nereye kaydettin gibi
sorularla hedefi vurunuz.

*Arada bir "ekibimden memnun değilim"gibi sözlerle egolarının damarına basınız.

*Elemana ihtiyacınız olmadığı zaman gazeteye "eleman alınacaktır" ilanı veriniz ama
ilanda firma adı olmasın.Müracaatlar felan nolu posta kutusuna yapılacaktır diye
yazdırın.Sizin elemanlardan müracaat edenleri tespit edip,yanınıza çağırın ve
başvurusunu kendisine iade edin.

*Telefonlara 1 dk dış hat sınırı koyun.Vakti aşınca otomatik kesilsin.

*Firmanızın muhtelif yerlerine kamera döşetin.Uygunsuz davranışları ekrandan
tespit ettiğinizde telefonla anında arayıp uyarın ki gözlemlendiklerini
anlasınlar.

*Sizden önce firma personele ikramiye veriyor idiyse önce ikramiyeleri maaşlara
eşit dağıtın.Sonra maaşlar yüksek diyerek zam döneminde zam yapmayın.

*Firmanızda bilgisayar ağının server'ından kim hangi sitelere girdiğini
kontrol ettirin.Uygunsuz sitelere girenlere uyarı yazın.

*Faks cihazından kim nerelere ne çekmiş raporu alın.

*Santralden hangi iç hat nereleri ne kadar aramış raporu alın.

*Her ofise bir yazıcı değil her kata bir yazıcı tahsis edin.

*Bant,makas,kağıt gibi malzeme alım talep fişlerindeki öğeleri çizin
veya miktarı azaltın.Sonra imza atın.

*Fazla mesai yapan büro personeline ücret zaten vermiyorsunuz ama devamsızlık
veya mazeret izinlerinin ücretini maaşından kesin.

*Avans zaten vermiyorsunuz ama zaruri isteyenler olduğunda dilekçe ile başvuru
isteyin.

*Tarafınıza yazılan dilekçelerde imla hataları bulun ve iade edip tekrar
yazdırın.

*İşyerinde kahvaltıyı yasaklayın.

*Mesai başlama saatinde ortalıkta dolanın ve bakışlarınızla vaktinde işe başlayıp
başlamadıklarını kontrol edin.

*Aynı şeyi mesai bitimine yakın herkesin gevşediği zamanlarda da yapın.

*Yemek saatinde yemekhaneye biraz erken girin.Erken yemek almak isteyen uyanıklar
karşılarında sizin ekşi suratınızı görsünler.

*Kendinize sekreter mutlaka alın ama ayrıyeten firmaya santralci almayın.Bekçi
boş boş oturuyor nasıl olsa o bağlasın telefonları.

*Bekçi demişken aklıma geldi.Arabanızı bekçiye yıkatın,sildirin.Nasıl olsa canı hep
sıkılıyor.Ne diye yıkama servisine para veresiniz.

*Firmaya giriş ve çıkışlarınızda bekçiye asker selamı verdirerek egonuzu okşayın.

*Sigorta primlerini eksik gösterin,hatta bazı dönemler hiç yatırmayın.

*Hesapta para olsa bile maaşları gününde yatırmayın.Bırakın biraz repoda değer
kazansınlar.

*Vergi iadesi,nema gibi paraları personele geç ödetin.Bırakın onlar da değer kazansın.

*Herşey yolunda giderken bile ortamı gerecek bir konu veya bir kurban bulun.

*Mesai bitiminde servislerin tamamı birden talimat almadan kalkmasın.Servisleri
vaktinde kaldırmamak için servise binmesi gereken birilerini oyalayın ve servislere
birazdan geliyor deyin.Servis araçlarını bir süre beklettikten sonra oyaladığınız
kişi gelemeyecek diye servisleri gönderin.Hem servisler geç kalksın hem oyalayıp iş
verdiğiniz personel servise binemesin.

*İş başvurusu görüşmelerinde işe almaya karar verdiğiniz personele o an için çok
iyi davranın.İşe girince de feleği şaşsın.

*İşe almamaya karar verdiğiniz görüşmeciye ise kök söktürün.Ama biraz ümit verin.
Sonradan ise başvurunuz kabul edilmemiştir diye bir bildirim yapmayın.Ümit içinde
bekleyip dursun.Eğer o kişi sizi ararsa görüşmeyin.Değerlendiriliyor deyin.

*Astlarınıza önemli tecrübelerinizi anlatmayın ki size alternatif olmasınlar.

*İşe alacağınız astınızın özgeçmişi kabarık ise işe almayın ki o da size
alternatif olmasın.

*Çözebileceğiniz sorunlar çoksa ve tecrübelerinizle kısa sürede çözebilecek olsanız
bile bunu zamana yayarak yavaş yavaş çözün.Çünkü varlık sebebiniz sorunlardır.
Onları çabuk çözerseniz artık size ihtiyaç yokmuş fikri oluşabilir.

*Sorunlar biterse kendiniz sorun yaratın ve onu çözün.

fıkranın devamı


Bir gün Kayserilinin biri İstanbula iş aramaya gider ve gezerken fabrikanın birinde iş ilanı görür güvenliğe gider oda müdürün yanına gönderir. Selamınaleyküm der ve müdürün odasına girer müdürde Aaleykümselam der buyur nasıl yardımcı olabilirim diye adama sorar.
Adam;
-Ben iş müracaatı için geldim der.
Müdür adamın konuşmasından Kayserili olduğunu anlar ne iş yaparsın diye sorar. Adamda ne iş olursa yaparım yeterki iş olsun der.Müdür gülmeye başlar, adam müdür gülünce acaba yanlış bir şey mi söyledim der. Kendi kendine müdür hemşerim sen nerelisin der, adam Gayseriliyim deyince müdür yine güler adam niye gülüyorsunuz deyince müdür bende Gayseriliyimde ondan gülüyorum. Adam dayanamaz sorar müdürüm sen kaç senedir burda müdürsün?
Müdür 3 senedir niye sordun?
Adam daha bu fabrikayı 3 senedir üstüne yürütemedin mi sen nasıl Gayserilisin deyince müdür yürütmeye yürütecektim de fabrikanın sahibi de Gayserili..

fıkranın devamı

* İyi günler, hoşgeldiniz, nasıl yardımcı olabilirim? * Para çekemiyorum ben... * Şifrenizi ...
fıkranın devamı

* Güvenliğiniz için bir kaç soru sormam gerekiyor. Doğum yeriniz? - Erzurum... * Doğum tarihin...
fıkranın devamı

Üç bilim adamı, bir sabah uyandıklarında kendilerini aynı durumda bulurlar; odalarında yangı...
fıkranın devamı

Sarisin ile esmer de, köseyi kolay dönmek için banka soymaya karar vermisler... Esmer bütün...
fıkranın devamı

Kocası sabah karanlığında balığa çıkmayı, sarışın kadınsa kitap okumayı çok seviyormuş. Bir gün Adam bir kaç saat balık avından sonra eve yorgun bir şekilde gelir ve uyumak için yatağa geçer. Sarışında fırsat bu fırsat deyip kocasının kayığına binip, çevreyi tanımadığı halde denizde biraz açılır, sonra bir yerde durur ve kitabını eline alıp okumaya başlar. Bir süre sonra güvenlik gelir ve sarışına;
- ''Günaydın, siz burada ne yapıyorsunuz''.
diye sorar.
Sarışında;
- ''Okuyorum'' der.
Bunun üzerine Görevli adam;
- ''Burada avlanmak yasak'' der.
Sarışında;
- ''Ben zaten avlanmıyorum'ki, görüyorsunuz'' der.
Görevlide;
- ''Ama gördüğüm kadarıyla avlanmak için gerekli olan tüm
takımlar yanınızda. Sizi maalesef buradan götürüp ceza yazmak zorundayım'' der.
Sarışında;
- ''Eğer siz bunu yaparsanız bende size tecavüz davası açarım'' der. Görevlide;
- ''Fakat ben size dokunmadım bile'' der.
Bunun üzerine Sarışın;
- ''Ama gördüğüm kadarıyla tüm takımlarınız yanınızda'' diye cevap verir.
fıkranın devamı

Sarışın ile esmer köşeyi kolay dönmek için banka soymaya karar vermişler...
Esmer bütün gece oturup plan yapmış... Sabah masanın üzerine kağıtları sermiş, soyğunu tüm ayrıntıları ile sarışına anlatmış.
- ''İyi anladın değil'mi?'' diye sormuş.
- ''Burası küçük bir semt bankası Bir tek güvenlik görevlisi var işi üç dakikada bitirirsin, ben seni arabada bekleyeceğim''.
Binmişler arabaya, gitmişler bankaya esmer motoru çalışır tutarak direksiyonda beklerken, sarışın bankaya girmiş.
5 dk. geçmiş, 10 dk. geçmiş, 15 dk. geçmiş, esmer korkmaya başlamış
tam gaza basıp kaçmaya karar vermişken, bankanın kapısı büyük bir gümbürtüyle sonuna kadar açılmış...
Önde sarışın elinde bir ip... İpin ucuna kasa bağlanmış, sürükleye sürükleye arabaya koşmaya çalışıyor...
Arkasından güvenlik görevlisi;
- ''DUR'' diye bağırarak ateş ediyor Ama koşamıyor çünkü pantolonu ve iç çamaşırı dizlerinden aşağıya inmiş sarışın arabaya atlamış esmer gaza basmış ve öfkeyle seslenmiş;
- ''Bir'de bana planı tam anladığını söylemiştin''.
- ''Anladım tabii''.
- ''Ben sana GÜVENLİK GÖREVLİSİNİ BAGLA, KASAYI BOŞALT demiştim gerzek''...
fıkranın devamı

* Kim bekleyecek lan şimdi yeşil ışığın yanmasını..

* Bak şimdi nasıl balıklama atlıycam..

* Gönder, gönder ben tutarım..

* Ay ! ne cici; ısırır mı ?

* Geel, geel, sağ yap geel!

* Yapma abi, şeytan doldurur..

* Yav bu prizde elektrik var mı ?

* Aabi, acaip seri bu araba yaa..

* Lan eşşek şakası yapmayın bee..

* Kocan eve erken dönmez değil mi sevgilim..

* Hala karlı mı gösteriyor hanım..

* Aaa! Nevzat bak abim geliyor..

* Hocam ne olur son bir soru daha sorun..

* ALLAH, ALLAH ! Bu tuttuğum da ne ?

* Bekle beni, bir dalıp çıkacağım..

* Beyefendi biraz kayabilir misiniz acaba ?


KARDEŞLERiN SON SÖZLERi

* Abiii, FORMAT /U ne demek?

* Abi, seninki aradı, "bi kızı götürcekmiş" dedim.

* Ablaa, babama söyledim, bana da senin balonlarından alcak.

* Abii, Müjgan geldi, ona sünnet resimlerini gösterdim.

* Bak babama söölerim haa.


DALGIÇLARIN SON SÖZLERi

* 20kg ağırlık yeter mi?

* Şu mağarada ne var?

* 100m ye dalarım, bişi olmaz


BALIKÇILARIN SON SÖZLERi

* Hava bugün ne güzel.

* AAa ne güzel balık!

* Şu tıpa ne işe yarıyor abi?

* Çapayı almadık mı?

* Burnu dalgaya mı verecektik?

* Şu koya girdik mi tamam.


MOTORSiKLETÇiLERiN SON SÖZLERi

* Ben şu iki motorun arasından geçerim.(far ışığında)

* Bak şimdi ibreyi sona dayandırcam.

* Kaç basıyorum acaba.

* Demek daha önce motora binmedin. Atla arkama biraz dolaşalım.

* Virajda hangi tarafa yatacaktık?

* Bunun önü nasıl kalkıyo?

* Motor bozuldu, sen beni şu iple çek.

* Nihaaaa köprü! (250 basarken)


DiĞER SON SÖZLER

* Bak Sadık'çığım seninle ilgili bir dedikodu duydum ama önce sana sorayım dedim. Sahi senin Kontrgerilla ile ilişkin var mı ?

* Doğalgazın ülkemize hayırlı olmasını diliyor ve doğalgaz ile çalışan ilk ocağı huzurlarınızda yakıyorum.

* Korkma hanım bu saatte kapımızı kim çalacak. Tanıdık biridir...

* Gerdeğe girmeden önce sana açıklamak istediğim bir şey var Sinan.

* Tahliye mi oluyorum hoca efendi ?

* Postanede bana ait bir koli varmış onu almaya geldim..

* Müjdemi isterim Turhan abi. Bir kızın daha oldu..

* O irmikleri neden aldın Nurhan ? Helva mı yapacaksın? Niçin?

* Bana bişey olmaz...

* Hayatımda hiç bu kadar güzel bir yemek yememiştim..

* Yalan söylüyorsam şuracıkta öliim....

* Yaw şuna bak, ne kadar gerçekci bir oyun....

* Rasim abi, kafesin kapısı kapalı, değil mi?

* Karıcığım, son günlerde biraz kilo aldın galiba?

* Elektrikçiye ne gerek var canım, ben şimdi hallederim...

* Abi bu yeni aldığım modem için paratoner taktık, bişey olmaz.

* Ben kırmızı yanmadan sarı ışıkta geçerim.

* Gel abi burası boyu geçmiyo..

* help help borgkkkkkggggggz help help (hehe turiz karı bize el sallıyo)

* Hanım, bi kibrit yak da bakalım bu ne kokusuymuş....

* Aya bak aya!! Kamyon farı gibi...

* Yaklaşırsanz atlarımm..

* Korkma ben attığımı vururum.

* Suyun derinliği önemli değil,asıl iş atlamasını bilmek.

* Baba..Ben hamileyim.

* Olum beş taş çaldım, ruhun bile duymadı

* Evladım beni karşıdan karşıya geçirir misin ?

* Bakın çocuklar, bu deney seti, kapağı açılınca güvenlik önlemi olaraktan elektriği keser.

* Ey ruuh...Geldiyseeeen.........

* Yaw Ruhi abi burası galiba Fener tribunu diil yaw...

* Moha agam soninda devlet babo köyümüza el attı..Bah uçahlarla hediye atıyolar...

* Bak olm hani akşamlar HARLEM`de dolaşlmazdı, mis gibi dolaş...

* Yaw karıcım koskoca TiTANiK bu hiç batar mı....

* Çavuş bu fitilin uzunluğu ne kadardı?

* Uff anam hepsi seninmi?

fıkranın devamı

-"Güvenliginiz için bir kaç soru sormam gerekiyor; dogum yeriniz?"
-"Erzurum"
-"Dogum tarihiniz?"
-"23 ocak 1957"
-"Annenizin evlenmeden önceki soyadi?"

-"Anami garistirma lan bu ise!.."

fıkranın devamı

Haber: Bir yüzücü 350 Tonluk gemiyi ceker.
R. M. : - Nasıl çekiyorsunuz gemiyi?
-Inanc meselesi, içinizde bunu hissetmeniz gerekir.
R.M. : - Neyi hissetmem gerekir? Gemiyi mi?
----------------------------------------------------
Haber : Mahkumlar tünel kazarak kaçar...
R .M. : Mahkumlar kaçmak için mi tünel kazdılar?
----------------------------------------------------Haber : Bir okul müdürü cinsel tacizle suçlanır...
R. M. : Sen benim sözümü bile kestiğine göre kim bilir daha neler yapmışsındır.
----------------------------------------------------
Haber : Harika Avcı kürtaj yaptırmıştır.
R.M. : Peki, Bebek şimdi nerede?
----------------------------------------------------
Alparslan Türkeş'in cenaze töreninin olduğu gün sevgili Reha Muhtar Show Haber'de şöyle konuşur:
-Cenaze töreninde sayıları on binin üzerinde yedi bin güvenlik görevlisi vardı.
----------------------------------------------------
Reha Muhtar karısını boğarak öldüren adamı programına çıkarıyor. İlk sözü:
- Efenim, başınız sağ olsun.
----------------------------------------------------
Haber: Cenk Koray'ın oglu DEMİR CAMA(!) kafa atar ve vefat eder...
R.M. : - Peki Sayın Cenk Koray, oğlunuz daha önce de sık sık cama kapıya kafa atar mıydı?
----------------------------------------------------
Reha Muhtar anlamakta bazen güçlük çeker:
- Doğuştan kör olduğunuzu anladım da beyefendi, küçükken de
gözleriniz görmüyor muydu onu soruyorum?
----------------------------------------------------
Reha Muhtar, canli yayinda Serafettin Bey'le konusuyor.
-Sayin Serafettin Bey kardesim, siz orada var miydiniz, yok muydunuz, efenim?
-Yoktum.
-Yoktum diyorsunuz.
-Yoktum diyorum.
-Bak Serafettin sana bir daha soruyorum. Var miydin, yok muydun?
-Valla billa yoktum.
-Yemin etmenize gerek yok efendim, size inaniyoruz.
-Var miydin, yok muydun?
-Vardim efendim..
-Peki Serafettin siz demin yoktum diyordun, simdi vardim diyorsunuz. Bu nasil is kardesim?
-Yoktum dedim inanmadiniz, ne yapayim?
-Ne yapacaginizi ben bilemem efendim. Orasini sen dusun. Var miydin, yok muydunuz?
-Hatirlamiyorum.
-Hatirlayiniz efendim. Bak bir filmimiz var sizinle ilgili. Onu birlikte izleyelim, sonra sana soracagim.

Araya soz konusu film giriyor. Bir muhabir kapiyi kirip Serafettin'in evine giriyor ve kibarca, gizli kamera (!!) ile cekim yapmak icin izin istiyor. Serafettin Bey izin vermiyor tabii. Bunun uzerine kameraman dinlemiyor, cekimlerini yapip gidiyor.

Yine Reha Muhtar geliyor goruntuye:
-Filmimizi izlediniz, Serafettin Bey. Simdi ne diyorsunuz?
-Galiba varmisim.
-Galiba ile olmaz efendim, emin misiniz?
-Eminim.
-Oyleyse eminsiniz yani.
-Evet efendim, eminim.
-Serafettin Bey eminim diyorsunuz ama pek emin gorunmuyorsunuz..
----------------------------------------------------
-Sayin Hamdi Bey iyi aksamlar efendim. Sizin adiniz Hamdi midir, efendim?
-Evet Hamdi'dir, Reha Bey..
-Hamdi diyorsun.
-Hamdi diyorum cunku nufus kagidimda oyle yaziyor.
-Ben nufus kagidinizi sormuyorum efendim.
-Sana soruyorum: Sizin sahte olmayan isminiz nedir?
-Hamdi.
-Nasil yaziliyor?
-He, a, me, de, i seklinde..
-Yani sahte olmayan isminiz Hamdi diyorsunuz.
-Peki sahte olan isminiz hangisi?
-Benim sahte olan bir ismim yok!
-Ama demin sahte olmayan ismim Hamdi dediniz.
-Demek ki bir de sahte isminiz var. Size Yesil diyorlar efendim. Siz Yesil misiniz?
-Hayir Yesil degilim.
-Oyleyse size niye Yesil diyorlar?
-Bana Yesil demiyorlar. Hamdi diyorlar.
-Yani inkar ediyorsunuz. Sukut ikrardan gelir Hamdi.
-Ben sukut etmiyorum, konusuyorum ve Yesil degilim diyorum.
-Yesil degilim dediniz ama mosmor oldunuz. Bakiyorum simdi de kizariyorsun. Ne sarardin Hamdi?
-Sarardim cunku ben Tanri'nin ogluyum. Her renge girerim.
-Ne oldu Hamdi Bey? Bir tuhaf konusuyorsunuz.
-Galiba delirdim. Bana bir doktor lutfen!
-Gecmis olsun, Hamdi Bey. Size acil sifalar diliyorum.Iyi aksamlar efendim.
fıkranın devamı

Italya muhabiri Muhtar'a bildiriyor:
-Italyanlar Fatih Terim'e kurtarici anlaminda 'Salvatore' diyorlar...
-Yani O'na kurtarici diyorlar, öyle mi?
-Evet. 'Salvatore' diyorlar...
..Ve Muhtar, her zaman anlama zorlugu çeken biz izleyicilere olayi
açiklar:
-Gördügünüz gibi sayin seyirciler... Italyanlar Fatih Terim'e
kurtarici
anlaminda 'Matador' diyorlar...
---------------------------------------------
Muhtar, cinsel tacizle suçlanan okul müdürüne sunlari söyler:
-Sen benim sözümü kestigine göre kimbilir daha neler yapmissindir!
---------------------------------------------
Harika Avci kürtaj yaptirir. Muhtar sorar:

-Peki simdi bebek nerde?
---------------------------------------------
Adam karisini bogarak öldürmüstür. Muhtar'in ilk sözü:
-Efenim basiniz sagolsun...
---------------------------------------------
Muhtar bazen anlamakta zorlanir:
-Dogustan kör oldugunuzu anladim da beyfendi, küçükken de gözleriniz
görmüyor muydu onu soruyorum?
---------------------------------------------
Muhtar cenaze haberi verir:
-Sali günü kilinacak Cuma namazindan sonra defnedilecek cenaze...
---------------------------------------------
Alparslan Türkes'in cenaze töreni. Muhtar anlatir:
- Cenaze töreninde sayilari onbinin üzerinde yedibin güvenlik görevlisi
vardi...
---------------------------------------------
Kiz tecavüze ugramistir. Muhtar kizin duygularini ögrenmek ister:
-Ne yaptilar? O an nasil hissettiniz?
---------------------------------------------
Dagcilar donmak üzereyken kurtarilmistir ve Muhtar oldukça kisa bir
soru sorar:
-Soguk muydu?
---------------------------------------------
Muhtar, mazluma akil verir:
-Peki siz sormadiniz mi sünnetçiye neden hepsini kestiniz diye?
---------------------------------------------
Kadin biçaklanmistir. Muhtar canli yayinda gerçeklerin pesindedir:
-Sizi öldürebildi mi efenim?
---------------------------------------------
Bir yüzücü 350 tonluk bir gemiyi çekmistir. Muhtar sorar:
- Nasil çekiyorsunuz gemiyi?
- Inanç meselesi. Içinizde bunu hissetmeniz gerekir.
- Neyi hissetmem gerekir? Gemiyi mi?
fıkranın devamı

- Burasi Galatasaray tribünü degil mi?
- AAbi çok seri bi araba bu yaaa...
- Korkma hayatim, arabamizda ABS ve airbag mevcut.
- Postanede bana ait bi koli varmis onu almaya geldim.
- Oolum, 5 tas çaldim ruhun bile duymadi.
- Bakin çocuklar, bu deney seti, kapagi açilinca güvenlik önlemi olarak elektrigi keser.
- Demek piranha dedikleri sey bu. Hiho, bak Hulusi abi biyiklari ile oynuyom bi sey olmuyo.
- Ey ruuuuhhh, geldiyseeen...
- O irmikleri neden aldin Nurhan, helva mi yapican? Niye?
- Dogalgazin ülkemize hayirli ve ugurlu olmasini diliyor ve dogalgazla çalisan ilk ocagi huzurlarinizda yakiyorum.
- Evladim, beni karsidan karsiya geçirir misin?
- Geeel, geeel sag yap geeel...
- Bah bah bah hala uzunlarla geliyo...
- Canikom, bu etin tadi sana da biraz garip gelmedi mi?
- Müjdemi isterim Turhan abi bi kizin daha oldu.
- Ordular ileri... Allah, allah, allah, allah...
- Kim bekler lan yesilin yanmasini?!
- Esek sakasi yapmayin lan...
- Bekle Cemsit abi ben bi dalip çikicam.
- Korkma hanim bu saatte kapimizi kim çalacak, tanidik biridir.
- Hala karli gösteriyor mu hanim?
- Elektrikçiye ne gerek var canim, ben hallederim.
- Bak simdi nasil solliycaz...
- Gel abi burasi boyu geçmiyo.
- Aya bak aya, kamyon fari gibi !!!
- Ben denedim korkmayin.
- Bak Kadri abi, suyun derinligi önemli diil, asil is atlamasini bilmek...
- Yav Hayrettin abi, burasi Galatasaray tribünü diil galiba...
- Vakkas abi. senin için öyle böyle diyorlar, dogru mu?
- Hihoha... Bak gelen sey köpekbaligina ne kadar da benziyor.
- Rasim abi, kafesin kapisi kapali degil mi?
- Nalan, bi kibrit yak da bak bakalim ne kokusuymus...
- Baba... Ben hamileyim.
- Yapma Satilmis abi, seytan doldurur.
- Rasim abi su omzumu bi kütürdetsene.
- Sözünü geri alman için sana bes dakka veriyorum.
- Bu külüstür essahtan 200 yapiyor mu?
- Ben bunu bilir bunu söylerim Refik. Tren yolculugu en guvenilir yolculuktur.
- Arkamda duracagina gel de uçurumun manzarasina bak kocacigim...
- Semra'cigim bak arabanin ibresi 200'u gösteriyor.

fıkranın devamı

Boeing 737 de ( yerde parkhalinde ) kokpitten orta pencere açik

uyarisi alinir amire bakmasi için komut verilir,

amir ortaya geldiginde yolcular arasinda bi tartisma bi kargasa

oldugunu görür. bi bakar orta emergency pencere açik.sorar nedir

probem diye, cam kenarindaki abi futursuzca cevap verir:

"uçak cok havasizdi bende pencereyi açtim kalkarken kapaticam"

------------------

Yine ayni model uçakta orta pencere açik uyarisi alinir amir

gider pencere açiktir sorar ordaki debile sorunun nedir diye.

adam "burda çekiniz yaziyodu çektim açildi" der......

------------------
Hac seferinde dedelere ninelere kemer baglatmaya çalisirken

(çogu baglamayi beceremez) 70 yaslarinda laz oldugunu tahmin

ettigim bir dede kemeri klipslerinden baglamayi basaramayip

fakat delikanliliga da leke sürdürmemek için kemere dügüm

atmisti kabinde bir kahkaha patlatip önünde saygi ile

egilmememe neden olmustu

------------------

Trabzondan bir yolcu havaalanini arar ve sorar:

-iyi aksamlar hanfendi trabzon-istanbul arasi ne kadar sürüyo acaba

- (hatun adami beklemeye alir) bi saniye efendim

-tamam tesekkürler,iyi aksamlar (telefonu kapatir)

------------------

-gazete?

-bi hürriyet bi sabah bi milliyet

-efem bir tane seçseniz arkada oturan yolcularada kalsin

-himmmmmmmmm bi hürriyet bi sabah o zaman

-peki

------------------
-yer yok malesef....

-peki beni yedek kulubesine yazsaniz??

------------------

-yolcunun adini kodlar misiniz??

(yolcu bunun uzerine cep telefonunun tuslariyla adini kodlamaya basliyor)
------------------

-ne kadar kalicaksiniz almanyada?

-neden soruyorsunuz??

-ona gore bilet kesecegim onun için

-e olsun ben ucakta kalmiycam ki otelde kalicam

------------------

-cocugumla ben ucucam ogluma cocuk fiyati istiyorum ne kadardi.

-cocugunuzun 12 yasini asmamasi gerekiyor kac yasindaydi

-32 yasinda..
------------------

telefona ingilizce hat geldigini ekrandan goren personel :

Reservation may I help you??

- aa ben yanlis basmistim.simdi ingilizce bastim diye ingilizce mi

konusmam gerekicek??
------------------

-iyi gunler ben almanyaya gidecektim...

-olur hanimefendi nereye peki almanyada

-havalanina

-höönnnkkk (yok olmaz bizim ucaklar tren garina iner)
------------------

- meraba ben yarin aksam için bi ucak almistim...

(hayirli olsun..bize de bi tur attirirsin artik!!)

------------------

-hiç yer yok malesef

-ama ben askerim?

--------------------

-hiç yer yok malesef

- hiç mi yok?

---------------------

-hiç yer yok malesef

-ben yere otursam?

--------------------

-bizans class a rezervasyon istiyorum?
-----------------------

Bir de üstün zekali check-in görevlileri uçaktaki tüm çocuklari

Emergency exit'e oturttugu için uçus öncesi kabin memurunu

zor duruma sokar:

-hanfendi yolcularimiz yerlestikten sonra sizin yerinizi degistirecegiz

-niye ki o?

-uçus güvenligi açisindan çikis kapilarina çocuk oturtamiyoruz efendim.

-niye biz güvenilir diil miyiz?

-??? çocuklarin burda oturmasi yasak, yerinizi degistirmek zorundayiz.

-valla ben hiç biyere gitmiyorum kardesim. ben pencere kenari aldim!!!

(uçagi aldi sanki!)

-beyefendi çocuklarin yeri degismeden uçagin kalkmasi mümkün degil.

-ben anlamam kardesim, ben burda oturucam

-(fesüphanallah, nerde benim silahim..)gidip amire haber verilir

amir gelir adama yer degistirmezse uçagin kalkis okeyini veremiye

cegini falan söyler. adam yine anlamaz, pilot gelir,

pilot: beyefendi problem nedir?

y:hede hödö

p:eger hemen yerinizi degistirmezseniz polis çagiricam ve sizi uçaktan

indirtecegim. yaa, neyse tamam o zaman

--------

Adana ucaginda yolcu karsilayan host koltugunu bulamayan yolcuya sorar

- hangi numarada oturuyorsunuz beyfendi?

- sanayi mahallesi 14 numarada

fıkranın devamı

- Meraba ben Serkan nasıl yardımcı olabilirim?
- Benim telefonda bi problem var bankomatta işlem yapamadım
- Peki ilk önce telefonunuzun ''menü" tuşuna sonra da ''5'' tuşuna basın...
- Evet... Tamam...
- Ekranda ne var şimdi?
- Show tv... - ???

-İyi günler kredi kartı başvurunuz için aramıştım sizi...
- Tabi buyrun..
- Mesleğiniz nedir acaba?
- Hayat kadını...
- ... Özel sektör yazıyorum ben...
- O da olur!...

Kadın : Merhaba ben kredi kartınızla köpek almıştım...
Yetkili: Evet efendim?...
Kadın : Bu köpeğin kulakları duymuyor. Acaba sigorta kapsamına giriyor mü?
Yetkili: Ben bi üstüme danışayım !!!?!!...

İyi günler, nasıl yardımcı olabilirim?
- Para çekemiyorum ben...
- Şifrenizi yanlış giriyormuşsunuz Ahmet bey!...
- Şifre mi? Benim şifrem hep aynıdır, İstanbul'un kurtuluşu...
- Lütfen, bana şifreyi söylemeyin efendim.
- Hah, tamam hatırladım, 1956!!!
- Efendim o İstanbul'un kurtuluşu değil ama...
- Yaaaa!... Kaçtı İstanbul'un kurtuluşu?
- Efendim ben malesef söyleyemem bunu size.
- Niye sen de mi bilmiyosun?...
- Biliyorum, ama güvenlik açısından benim şifreyi bilmemem gerekiyor.
- Ben sana şifreyi sormuyorum ki!... İstanbul'un kurtuluşunu soruyorum.
- Evet, ama... ???!!!

- Alo ben Konya, Ya benim bu printer çalışmıyor!...
-Windows'ta mı çalışıyor?
- Evet
- Bilgisayar printerı görüyor mu Konya?
- Evet, karşı karşıyalar!...

- Şu an bankanızın ATM'sinden maaşımı çekemiyorum.
- Üzgünüz efendim geçici bir hatadan ötürü şu an tüm sistemlerimiz off'tadır.
(Bir saat kadar sonra yine arar)
- Ben şu an Of'dayım ve hala paramı çekemiyorum...

-Güvenliğiniz için bir kaç soru sormam gerekiyor.
-Doğum yeriniz?
- Erzurum...
- Doğum tarihiniz?
- 23 Ocak 1957
- Annenizin evlenmeden önceki soyadı?
- Anamı karıştırma bu işe

fıkranın devamı

Bir gün köy ahalisi köy kahvesinde bir yandan haberleri izliyor, bir yandan da pişpirik çeviriyorlarmış. İçlerinden biri (Mustafa Abi) televizyonda Ecevit'i görür ve;

" Ulan, Başbakan oldu yüzümüze bakmıyor. Eskiden böylemiydi be! Etrafımda dolanırdı! Hey be, zaman ne çabuk geçiyor..." der.

Kahvedekiler merakla sorarlar:

" Mustafa Abi? Sen nereden tanıyorsun Başbakanı yahu?"

Mustafa Abi istifini bozmadan cevap verir:

" Ulan üniversite yıllarında abilik ettim ona! Az ekmeğimi yemedi!! Gel gör ki şimdi bizi unutmuş baksana! "

Kahvedeki ahali inanmamış tabii ki. Mustafa Abi'de inandırmak için;

" Gelin ulan! Meclisin önüne gidiyoruz. Çıkışta yakalayacağız Ecevit'i. O zaman anlarsınız yalan mı, değil mi?"

Hep birlikte T.B.M.M.'nin önüne giderler ve çıkışta Ecevit'i yakalarlar. Ecevit hemen Mustafa Abi'nin elini öpmeye kalkışır ve;

" Abim, Mustafa Abim; kusura bakma Başbakanlık bir dakika boş bırakılmıyor ki! Kusuruma bakma abi. "

Mustafa Abi kahve ahalisine şöyle bir bakar ve ahalinin acayip şekilde etkilendiğini görür.

Başka bir gün gene kahvede ahali ile televizon seyreden Mustafa Abi televizyonda Süleyman Demirel'i görür;

" Bu da öyle. Cumhurbaşkanı olunca kendisini birşey zannetti. Hayırsız çıktı bu da!!"

" Hadi canım. Ecevit'i belki şans eseri tanıyorsun ama buna inanmıyoruz!!"

Mustafa Abi hemen ahaliyi toplar ve Çankaya'ya gider. Mustafa Abi'yi gören Demirel hemen Ecevit gibi Mustafa Abi'nin ellerine sarılır ve öpmeye kalkışır. Mustafa Abi buna izin vermez tabi. Demirel ekler;

" Abi Vallahi billahi kusura bakma. Uzun yıllardır göremiyordum seni. Tam da seni ziyarete gelecektim. " der.

Mustafa Abi tekrar ahaliye dönerek bir bakış atar ki artık ahalinin gözünde peygamber kadar yükselmiştir.

Yine birgün kahvede televizyon izlerken bu sefer televizyona Clinton çıkar. Mustafa Abi söze başlar;

" Ulan ne çabuk unuttun o sefalet dolu günleri? Tabi zengin oldun, Amerika'nında başına geçince unuttun bizi.. Hayırsız herif!!"

Ahali bu kadarının da fazla olduğunu söyler ve diğerlerinin belki bir şans eseri olabileceğine ama Clinton'u tanımasının imkansız olduğuna imece usûlü karar verirler.

Mustafa Abi'nin tabii ki kafası atar ve bazı köylüleri alarak Beyaz Saray'a giderler. Kapıdaki görevliye Clinton ile görüsmek istediklerini söylerler.. Görevli de sadece bir kişinin girebilecegini söyler. Köylüler düşünürler ve sadece Mustafa Abi'nin Clinton'u tanıdığını söyleyerek Mustafa Abi'nin gitmesini isterler.

Güvenlik Mustafa Abi'yi iyice arayarak içeri sokar. Saatler geçer ama kapıdan kimse çıkmaz. Köylüler sıkılır. Penceredende bakma olanakları olamadığı için oradan geçen uzun boylu birine sorma kararı alırlar.

Şans eseri orada o anda Michael JORDAN geçmektedir. İngilizce bilen bir köylü Michael Jordan'a döner;

" Ya Jordan Abi. Senin boyun uzun. Camdan içeri bakıp neler oluyo, kaç kişi var bi baksana..."

Jordan camdan bakar ve cevap verir;

" Vallahi ne olduğunu bilmiyorum. İçeride 6 kişi var. Biri Mustafa Abi, diğerlerini tanımıyorum."

fıkranın devamı

temel ve dursun bir banka soymaya karar verirler. ertesi gün bankaya girip kasayı boşalttıktan sonra kaçmaya başlarlar. ama arkalarından güvenlik görevlisi bağırır;"kaçmayın lan o****u ç****u"
temel durur ve der ki;"Dursun sen kaç beni tanıdı"
fıkranın devamı

Dört ayda beşinci işini değiştiren adam son girdiği şirkette depo görevlisi olarak işe başlar. İlk haftanın sonunda yükleme yapılırken adam kullandığı yükleyicinin kontrolünü yitirerek bazı malların zarar görmesine neden olmur. Bunu gören depo sahibi yanına gelerek adama, zararın tazmin edilmesi için zarar karşılanana kadar maaşının %10'unun kesileceğini söyler. Adam bunu duyunca gülmeye başlar. Patron şaşırır, adam sorar: "Ne kadar sürer bu zararı karşılamam sizce?" "Yaklaşık 8 ay sonunda zararı kapamış olursun." "Çok güzel. Nihayet sürekli ve güvenli bir iş bulabildim!"
fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama