Garson Fıkraları

loading...

Adamın biri bir lokantada garsonluk yapmaya başlamış.Ve bir müşteri gelmiş hemen heyecanla adamın yanına gelerek sormuş ne istersiniz?Adam cevap vermiş; Pizza varmı? Garson;Var Adam yine sormuş; Peki hamburger varmı? Garson yine var demiş.Adam yine sormuş döner varmı? Garson sinirlenerek yüksek bir sesle; O da var. Adam demiş ki; O zaman sen bana bir mercimek çorbası ver.
fıkranın devamı

Bir gün Temelle Dursun yemeğe çıkmışlar.Temel Dursun'a balığın kılçığı insanı daha akıllı yapıyormuş demiş.garson geldiğinde Temelle Dursun hamsi söylemişler.Hamsi geldiğinde Temel balıkların kılçıklarını Dursun 'a etli kısımlarını kendi yiyiyormuş.Dursun kılçıkları yemeye başlayınca sormuş ula Temel ben niye kılçıkları yiyorum demiş:)))) Açıklama:dursun kılçıkları yedikten sonra bu soruyu soruyor yani akıllanıyor
fıkranın devamı

180-ÇİMDUR O!.. Temel askerde nöbetçi kulübesinde gece nöbeti tutmaktadır. Bir ara tel çitlerin dışında ağaçlar arasında ayak sesleri duyar, belli belirsiz karartılar görür, bağırır: -Çimdur O!..,Cevap gelmez,sesler devam edince bir şarjörü o tarafa boşaltır ve allarım düğ-mesine basar. Birlikte koşuşmalar, komutlar, araç homurtuları ve allarım sesleri birbirine karışır. Güvenlik güçleri kısa sürede olay yerine ulaşır, çevre abluka altına alınır ve projektörler ile alan aydın-latılır. Saha dikkatli bir şekilde araştırılırken kulübe yakınından başka bir Karadenizlinin sesi çınlar: - Pir inek furulmuştur,komitanum!.. 181-TAVANA NASIL Almanya’ya çalışmaya giden ilk işçilerimizden birine kalacağı yerden bir oda verilir. Eşyalarını yerleştirirken büyük abdesti gelir, alafranga tuvaleti tanımadığından giderecek bir yer bulamaz, Çok sıkışınca yanındaki bir kesekâğıdının içine yapar, pencereden dışarı atmayı düşünür. İkinci kattan aşağı baktığında insanları görür, daha ileri atmak için sallarken kesekâğıdının dibi yırtılır ve pislik tavana fırlar, yapışır, suları da tabana süzülür. Biraz sonra her tarafı pis bir koku kaplar ve kat görevlisi orada biter. Yerdeki ve tavandaki durumu görür, hayretlere düşer, arkadaşlarını çağırır: -Bu adam yere işerken tavana nasıl s.çtı? Diye merakla olayı çözmeye çalışırlar. 182-SANA BİR KÖY Ümraniye-Artvinliler Derneği Yönetimi, hemşerileri Hasan Mezarcı’yı genel seçimlerde gö-nüllü olarak destekler ve tercih oyları ile farklı seçilmesini sağlar. Aydın bir din adamı olarak tanıdıkları eski Müftüleri, daha sonra Atatürk aleyhindeki söz ve davranışları ile basın-yayında manşet olur. Dernek yönetiminde tartışmalar çıkar ve gerçeği kendisinden öğrenmek için TBMM’deki odasına gidilir. Konu açılır, alınan cevaplardan yayınların doğru olduğu anlaşılır. O sıralarda Orta Asya’daki Türk Cumhuriyetleri bağımsızlığını kazanmıştır ve ileri gelenleri ülkemize sık sık ziyaret eder ve Birleşik Türk Devletleri kurulması konu edilir. Milletvekili Hasan Bey Atatürk’ü eleştirirken bir ara: -Ülkenin bazı fabrikalarını ve arazilerini üzerine geçirdi, diye söyleyince dernek 2.Başkanı ve sözcüsü Fevzi Durmuş: -Fabrikalar ve araziler halka bir örnek olsun, diye bizzat ilgilendi ve sonra da kendi hisselerini halkına hibe etti. Şimdi sizin arkanızda güçlü bir Türkiye var, diğer Türk Devletleri ile “Birleşik Türk Devletleri” kurun ve Başkenti’ni de Ardahan veya Kars yapın; Ardanuç’un Yolağzı ve Yaylacık Köyleri’nin yarısından fazlası benim akrabalarıma aittir, beni kırmazlar, beğendiğin köy senin olsun. Binlerce dönüm arazi; tarlası, çayırı, ormanı, yaylası ve soğuk pınarları ile. Biz sizi dedelerimizin hesabını sorasınız diye buraya göndermedik, onlar gittikleri yerde hesaplaşsın. Biz sizi buraya bizim haklarımızı koruyun diye gönderdik. Şu anda bakanlıklarda rüşvetler dönüyor, sizin göreviniz buna engel olmaktır. Siz şu anda bir millettekisiniz, saygı duyarız. Tartışma şartlarımız eşitlenince konuşuruz, der ve konuyu kapatır. Ertesi günü gazetelerde manşet: ”Bakan Özdağlar’ın makam odasında valizler dolusu rüşvet parası ele geçti”. 183-TEK SU KAYNAĞI Anne alışverişe çıkar, iki buçuk yaşındaki bebeğe babası göz kulak olur. Yavrucak halının üzerinde 'çay seti' oyuncağıyla oynarken baba da koltuğunda gazetesini okur, ara sıra da bebeğinin kendisine -çay seti oyuncağının minik plastik fincanlarıyla- ikram ettiği suları çay niyetine içer ve oyuna katılır. Derken anne eve gelir; baba, anneye sus işareti yapar, bebeği izlemesini ister. Bu çok şirin hareketi anne ile paylaşmayı düşünür. Anne, bebeğin elinde çay fincanıyla salondan çıkıp, biraz sonra içi su dolu olarak babasına getirmesini ve babanın da onu çay içer gibi içmesini izler. Sonra gayet sakin bir tavırla elindekilerle mutfağa geçerken eşine seslenir: - Oyun arkadaşının uzanabildiği tek su kaynağının klozet olduğunu biliyorsun, değil mi koca-cım? 184-BİZ DA… Ardanuç-Yolağzı Köyü’nden “Kotsulo”olarak bilinen Süleyman Dinçer dedemiz çarşıya gi-der. Bir dükkânda alış veriş yaparken köylümüze bir memur takılır. -Amca, O köylü kadınlarla nasıl yatıyorsunuz? Allah aşkına!.diye alaylı bir şekilde so-rar.Dedemizin cevabı hazırdır: -Onlari, şeherlinin karısı saniyeruh, Ço!… 185-SONRA DÖNER Adamın biri köyünden kasabaya gider, yol hayli uzun olunca kasabada yemek yedikten sonra köyüne dönmeyi düşünür. Bir lokantaya girer, garsondan bir çorba ister ve afiyetle yemeye başlar. Bu arada hınzır garson da “şu köylü ile bir dalga geçeyim de aval aval düşünsün”,diye arkadaşına işaret eder ve köylümüz çorbasını içince yanında biter: -Eeemm!.Efendim,arkadan ne alırdınız? Diye sorar. Adam kızarır, bozarır ve cevabı patlatır: -Sen önümdekini kaldır, sonra döner verirsin. 186-BİZ DİYERUH DA Kafkasya’dan yeni göç eden Kontromlu Koçi Pehlivan ile Ali Pehlivan, Samusharlı pehlivanlar ile güreş tutarlar ve önüne gelenleri yıkarlar. Bu işe çok kızan köylüleri kabul etmez, tekrar ettirirler. İki güreşçimiz bu sefer rakiplerinin omuzlarını yere yapıştırdıktan sonra göğüslerine oturur ve “Pes” deninceye kadar kalkmak istemezler. Canları acıyan alttaki güreşçiler bağırırlar: -Ola, biz diyeruh da, aho köyli demiyer… 187-GELİNCİK Bir dağ köyünde hamile bir kadının kocası; doğumdan önce ölür, tek başına kalır, kendisine arkadaş olması açısından dağda yaralı olarak bulduğu bir gelinciği evinde beslemeye başlar. Gelincik kadının yanından bir an bile ayrılmaz. Her ne kadar evcil bir hayvan değilse de, oldukça uysallaşır. Bir kaç ay sonra kadının çocuğu doğar, tek başına tüm zorluklara göğüs gerer ve yavrusuna bakmaya çalışır. Günler geçer ve kadın bir gün birkaç dakikalığına da olsa evden ayrılmak ve yavrusunu evde bırakmak zorunda kalır. Gelincikle bebek evde yalnız kalırlar. Aradan biraz zaman geçer ve anne eve döner, Kapıda Gelincik’in kanlı ağzını yalarken görür, çıldırmış gibi gelinciğe saldırır ve oracıkta hayvanı öldürür. Tam o sırada içerdeki odadan bebeğin sesi duyulur, anne odaya koşar; odada beşiğin içinde bebeğini ve yanında parçalanmış bir yılanı görür. 188-DOKTORA TEZİ VE DANIŞMAN... Bir Tavşan önüne bir daktilo almış, tak tuk tak tuk bir şeyler yazıyor. Oradan geçen bir Tilki: - Hey Tavşan, ne yazıyorsun? - Doktora tezimi yazıyorum. - Ha öyle mi, çok güzel, ne hakkında? - Tavşanların Tilkileri nasıl yedikleri hakkında. - Yok, canım, olur mu öyle şey, hiç Tavşanlar Tilki yerler mi? - Olur canım, gel istersen, sana ispat edeyim. Beraberce Tavşanın yuvasına girerler. Biraz sonra Tavşan tek başına çıkar ve yine daktilosunun başına geçer, tak tuk bir şeyler yazmaya devam eder. Daha sonra oradan geçen bir Kurt, Tavşanı görür. - Hey Tavşan, ne yazıyorsun? - Doktora tezimi. - Ne hak kında? - Tavşanların Kurtları yemesi hakkında. - Yayınlamayı düşünmüyorsun herhalde, buna kim inanır? - Gel istersen göstereyim, der. Beraberce ine girerler, Tavşan biraz sonra dışarıya yalnız çıkar. Tavşanın yuvasını merak mı ettiniz? Manzara şudur: Bir köşede Tilkinin kemikleri. Bir köşede Kurdun kemikleri. Diğer köşede ise tavşanın “Doktora Danışmanı Aslan”, kürdanla dişlerini temizlemektedir!.. 189-TANİMİYAN YOH Artvinli yaşlı bir hanım Trabzon’da uçağa bindirilir, Sabiha Gökçen Hava Alanı’nda oğlu tarafından karşılanacaktır. Uçak havalanır, hostesler servis yapar, nenemiz açık bir çay ister, hostes bir şeyler söylese de anlamaz. Herkes bir şeyler içerken açık çay gelmez, bir müddet sonra isteğini tekrarlar, ancak çay yine gelmez. Nenemiz bu duruma iyice bozulur, inerken yolcuları uğurlayan hostese yanaşır ve: -Sen bizim Yunus’u bilursunuun? Diye sorar. Hostesin “bilmiyorum, neden sordunuz ki?” de-mesi üzerine ağzından baklayı çıkarır: -İstanbol’da Yunus’u tanımayan ŞİLLUH yohtur da. NOT:Sayın admin kategoriler arasında "Artvin Fıkraları" kısmını göremedim.Açmanız olası mı? Teşekkürler.
fıkranın devamı

bir adam çok acıkmış . yanında beş kuruş parası bile yokmuş.hemen lokantaya girmiş.yemeğini yemiş. garsonla sohbete dalmış: işler nasıl? iyi napalım çabalıyorum.biri yemeğinini yeyip para vermezse naparsın. poposuna tekmeyi yapıştırrım.e yapıştır öyleyse!!!
fıkranın devamı


Adamin biri bir gun Ingiltere'ye gezmege gitmek istemis. Tabii Ingilizce bilmediginden arkadasina sormus :

-Yav ben Ingiltere'ye gidince onlarla nasil anlasacagim? , demis. Arkadasida :

-Bak konustugun her cumlenin sonuna 'ing' koy. Onlar senin ne demek istedigini anlarlar, demis. Ve adam Ingiltere'ye gitmis ve solugu bir cafede almis. Arkadasinin taktigini uygulamaya baslamis ve garsonu cagirmis :

-Sen bana bir cay getirebiling? demis ve garson saskin saskin cay getirmeye gitmis. Garson cayi hemen getirmis. Adam demiski :

-Bak, ben ne guzel Ingilizce konusuyoring degiling? demis. Garson lafi yapistirmis :

-Ben Türk olmaying , sen nah icerdin çaying!

fıkranın devamı


Roger agir sartlar altinda calisan bir iscidir. Bos zamanlarini hep bowling ve voleybol oynayarak gecirmektedir. Karisi bu duruma uzulur ve bir hafta sonu onu striptiz kulubune goturmeye karar verir. O aksam beraberce kulube giderler. Kapidaki bodyguard,
"Hey Roger! Seni gormek ne guzel!" der.
Karisi sasirir,
"Daha once buraya gelmismiydin Roger?"
Roger,
"Hayir hayir o adami bowlingten taniyorum..."
Iceri girerler ve bir masaya otururlar.
Garson gelir,
"Iyi aksamlar Roger! Herzamanki gibi Cin tonik degil mi?"
Karisi,
"Roger bana bak sen buraya daha once geldin degil mi?"
Hafif hafif ofkelenmeye baslayan karisini sakinlestirmek zordur.
Roger,
"Ne alakasi var! Voleyboldan tanirim onu bir iki tek icmisligimiz var ordan yani..."
Karisi pek tatmin olmamistir ama susar. Derken stiriptizci hatunlardan biri masaya gelir, stritipzci,
"Selam Roger! Yine ozel masa sovundan mi istersin?"
Roger boka batmistir... Karisi hisimla yerinden kalkar ve kulubu terk eder, Roger pesinden kosar, Kadin bir taksiye biner ve taksi kalkmadan Roger da yetisir, Karisi ofkeden patlayacak gibidir...
O sirada sofor arkaya doner ve soyle der,
"Bu geceki cok suratsizmis Roger!"




fıkranın devamı


Temel, Almanya dan gelen arkadaşı Dursunu lokantaya götürür. garsona baa bir kuru fasulye, pilav, üstüne de et, der Dursun Baa da aynısından ama üstüne etme



fıkranın devamı


BİR GÜN TEMEL MEYHANEYE GİDER.GARSONA BANA BİR BİRA DER.GARSON BİR BİRAYI GETİRİR.AKŞAM OLUR HESAP GELİR PARASI OLAMDIGINDAN DAYAK YER ÇIKAR.ERTESİ GÜN YİNE AYNI MEYHANEYE GİDER.YİNE GARSONA BANA BİR BİRA DER.YİNE HESAP GELDİGİNDE PARASI OLMADIGINDAN DAYAK YER ÇIKAR.3. GÜN YİNE GELİR BU SEFER PARASI OLDUGUNDAN GARSONA HERKEZE BİRA SANA YOK DER.GARSON 'NIYE BANA YOK DER' TEMEL 'SEN İÇİNCE SAPITIYORSUN DER

fıkranın devamı


Amerikalı birgün yemek yemek için Fransa'da Fransız Lokantası'na gider. Fransız Garson:
Ne istersiniz? Diye sorar. Amerikalı - Ben kahvaltı yapacağım. Der. Fransız Kahvaltılıkları
getirir Amerikalı yemeğe başlar. Peynir yerken Fransız gelir ağzında sakızla ukala şekilde:
Siz o peynirirn hepsini yiyecek misiniz? Diye sorar. Amerikalı: "Evet yiyeceğim."
Fransız: "Bizim burda yapılan sütlerin kokanlarını peynir yaparlar Amerikaya yollarlar." Der
ve ağzıda ki sakızı patlatır gider; Amerikalı birşey demez. Yemeğe devam eder, tam reçeli
yiyeceği zaman Fransız tekrar gelir: "Beyefendi bizim burda reçeli yapacağımız maddeleri
potlarlar kötüleriyle reçel yaparlar " derken Amerikalı hemen derki: "Garson Bey siz
prezervatifle işiniz bitince ne yaparsınız?" diye sorar. Fransız: "Patlatarak atarız" der.
Amerikalı: "Biz atmayızonları sakız haline getirir Fransa'ya satarız."

fıkranın devamı


Temel çok para kazanmis. Ailece en lüks lokantaya gitmisler. En pahali sarabi seçip ismarlamis. Garson :
- Hangi yıl tercih ederdiniz, diye sorunca,
- Pi mahzuru yoksa hemen isteyrum.

fıkranın devamı


Roger agir sartlar altinda calisan bir iscidir. Bos zamanlarini hep bowling ve voleybol oynayarak gecirmektedir. Karisi bu duruma uzulur ve bir hafta sonu onu striptiz kulubune goturmeye karar verir. O aksam beraberce kulube giderler. Kapidaki bodyguard,
"Hey Roger! Seni gormek ne guzel!" der.
Karisi sasirir,
"Daha once buraya gelmismiydin Roger?"
Roger,
"Hayir hayir o adami bowlingten taniyorum..."
Iceri girerler ve bir masaya otururlar.
Garson gelir,
"Iyi aksamlar Roger! Herzamanki gibi Cin tonik degil mi?"
Karisi,
"Roger bana bak sen buraya daha once geldin degil mi?"
Hafif hafif ofkelenmeye baslayan karisini sakinlestirmek zordur.
Roger,
"Ne alakasi var! Voleyboldan tanirim onu bir iki tek icmisligimiz var ordan yani..."
Karisi pek tatmin olmamistir ama susar. Derken stiriptizci hatunlardan biri masaya gelir, stritipzci,
"Selam Roger! Yine ozel masa sovundan mi istersin?"
Roger boka batmistir... Karisi hisimla yerinden kalkar ve kulubu terk eder, Roger pesinden kosar, Kadin bir taksiye biner ve taksi kalkmadan Roger da yetisir, Karisi ofkeden patlayacak gibidir...
O sirada sofor arkaya doner ve soyle der,
"Bu geceki cok suratsizmis Roger!"

fıkranın devamı


Bunalima giren rahip, ruh doktoruna gitti. Doktor, uzun uzun dinledi ve tedaviyi soyledi:
"Birkac gun icin uzerinden bu elbiseleri cikar.. Alelade insanlar gibi giyin. Buyuk sehre git. Keyfince yasa.."
Rahip atladi gitti Londra'ya.. Guzel yemekler yedi, guzel filmler, muzikaller izledi. Sonunda bir gece bir topless bara ugradi..
Masanin basina bikinisinin sadece alti olan bir harika sarisin geldi..
"Ne icersiniz peder?.."
Rahip panikledi..
"Nereden anladiniz?" diye sordu telas icinde..
"Bakin" dedi garson kiz.. "Ben Rahibe Teresa.. Benim doktorum da ayni.."

fıkranın devamı


Garsonluk yapmaya baslayan Temel"e şefi,
- Dolu tabaklari sagdan verip, bos tabaklari soldan alacaksin! der.
Temel,
- Neden, bağtil inanclarunuz mu vardur?

fıkranın devamı


Temel birgün ispanyaya gitmiş bir arkadaşının tavsiyesi ile bir restuaranta girmiş ve bana engüzel yemeği getirin demiş garsonun getirdiği yemeği temel afiyetle yemiş ve garson bu yemeğin ne olduğunu sormuş garsonda boğanın testisleri demiş ve temel ispanyadan ayrılıp Türkiye"ye dönmüş daha sonra temel işleri nedeniyle tekrar ispanyaya gitmiş ve aynı lokanta ya yemek yemek için girmiş ve aynı yemeği sipariş etmiş garson yemeği getirdikten sonra temel afiyet ile yemiş yedikten sonra garsona sormuş demişki ya garson bey buseferki biraz küçüktü demiş garsonda temele e! her zaman matador kazanacak değilya demiş.

fıkranın devamı


Laz banka muduru Rusya"ya geziye gitmis ve bir lokantadan iceri girmis. Siparislerini verdikten sonra birde bakmiski karsisinda afet bir hatun surekli kendisine bakiyor. Davetkar bakislarla hatunu masaya cagirmis, hatun gelip masaya oturmus. Ancak ikiside birbirlerinin dilinden anlamiyormus. Hatun cantasindan kalem ve kagit cikarmis ve kagidin uzerine sigara resmi cizmis.



Bizim laz mudur hemen sigarasina davranmis, kadina ikram etmis.

Hatun daha sonra kagidin uzerine kadeh resmi cizmis. Bizimki hemen garsonu cagirmis ve en iyi saraptan siparis vermis.

Hatun bu seferde kagida ev resmi cizmis yanina da 100 dolar resmi cizmis.



Bizimki icinden : -"Ula kariya bak, haçan banka muduru oldugumi anladi konut kredisi isti..""



fıkranın devamı


Bir gün 3 karadenizli haydarpaşa tren istasyonuna gelirler.

ilk trenin kaçta olduğunu öğrenmek için görevliye soru sorarlar.görevli ilk tren saat 5"te der.ve bu üç arkadaş bir cafeye gidip trenin gelmesini beklerler.

çaydı;muhabbetti derken muhabbet baya koyulaşır.temelin aklına birden bire tren gelir.



- "hey.garson hesabı getir" derken hep birlikte koşarlar.



bakarlar ki tren uzaklaşmış gidiyo.görevliye bi daha ki trenin kaçta kalkacağını sormuşlar.görevli 6 diyince yine aynı cafeye gidip muhabbet etmeye başlamışlar.ilk seferki gibi yine muhabbet baya koyulaşmış.dursun birde bakmışki saat 6 yı 1 geçiyor.hemen istasyona koşmuşlar.tren kaçmış.


bi daha ki tren 7 deymiş.yine aynı cafe ye gidip takılmışlar.yine konuşurken cemal saate bi bakmış saat7 ye 1 var.üçü birden koşarken tren tam harekete başlarken dursun ve cemal trene biner.temel ise koşarken düşer.temel yerde kahkahalar atarak gülmeye başlar.görevlide azda olsa temeli tanıdığı için:



- "oğlum aptalmısın arkadaşların gitti sen kaldın".temel ise bir ara gülmesini durdurup

- "onlar beni yolcu etmeye gelmişlerdi" der.

fıkranın devamı


BİR GÜN TEMEL MEYHANEYE GİDER.GARSONA BANA BİR BİRA DER.GARSON BİR BİRAYI GETİRİR.AKŞAM OLUR HESAP GELİR PARASI OLAMDIGINDAN DAYAK YER ÇIKAR.ERTESİ GÜN YİNE AYNI MEYHANEYE GİDER.YİNE GARSONA BANA BİR BİRA DER.YİNE HESAP GELDİGİNDE PARASI OLMADIGINDAN DAYAK YER ÇIKAR.3. GÜN YİNE GELİR BU SEFER PARASI OLDUGUNDAN GARSONA HERKEZE BİRA SANA YOK DER.GARSON 'NIYE BANA YOK DER' TEMEL 'SEN İÇİNCE SAPITIYORSUN DER'

fıkranın devamı


Birgün Temel ve Dursun kahveye giderler. Kahvede Temel süt icelim der Dursunda kahve icelim der ve tartisirlar. Sonra garson tartismayi böler ve derki eger kapidan önce kadin gecerse süt ama eger erkek gecerse kahve iceceksiniz. Temel ve Dursun anlasirlar. Sonunda sütlükahve icerler. Sizce kapidan kim gecmis olabilir?

Bülent Ersoy!!!!!!

fıkranın devamı


Bir gun adamın bırı bır lokantaya gırmıs ve garsonu çağırıp
-garson bey bana bır ÇORBA gonderır mısınız
-tabıı efendım
der ve yemeği getirir.Adam tam yemeği yerken yemekten kıl çıkar garsonu çağırıp
sizde hiç utanma yokmu der
GARSON
-hayır ama kuru fasülye bulunur istermisiniz
ADAM
-Hııııı....!

fıkranın devamı


Adamın biri sabah saat 10'a doğru bir elinde,
içinde inek pisliği olan bir tenekeyle kafeye gelmiş,
"Bana bir çay.." diye seslenmiş,
"Şimdi geliyor, efendim.." demiş garson ve çayı getirmiş...
Çayı bir yudumda içmiş adam, almış eline pislik dolu tenekeyi,
başlamış kafenin her tarafına serpmeye.
Ve çekmiş gitmiş...

Ertesi sabah yaklaşık yine aynı saatlerde tekrar elinde
pislik dolu tenekeyle gelip yine "Bana bir çay..!" demesiyle,
"Hop...! Bir dakika, bakalım..." demiş, onu görür görmez
tanıyan garson. "Dünden beri senin pisliğini temizlemeye
çalışıyoruz... Neden öyle yaptın ki ?"

"Merak edilecek bir şey yok.." demiş adam,
"Üst düzey yöneticilik için hazırlanıyorum... Sistem aynı.
Gel, çayını iç, etrafa bok at, millet senin yaptığını
temizlemeye çalışırken bütün gün ortadan kaybol ...!"

fıkranın devamı


Köyden Kayseri'ye gelen köylü sabah kahvaltısı için bir lokantaya girmiş. Sabahın erken saatleri olduğu için oldukça kalabalık olan lokantada yer bulamayan köylü kasiyerin yanındaki küçük masaya oturmuş.
Garson gelince mercimek çorbası söylemiş, fakat bizim köylünün karnı çok acıkmıştır ve çorba gelene kadar ekmek sepetindeki bütün ekmekleri yemiş.. Çorba gelince onu da içmiş. Giderken kasada oturan Hacı Ağa'ya borcunu sorduğunda Hacı Ağa: "Ekmeğin parasını ver de çorba bizden olsun" demiş.

fıkranın devamı


Onbes sene hapis cezasi yiyen adam, cezaevine buldugu bir karinca ile çok iyi
bir arkadaslik baslatmisti. Adam, onbes sene boyunca karincayi egitmis, onunla
yoldas, candas, arkadas olmustu. Artik karinca öyle bir hale gelmisti ki, adam
"dur" deyince duruyor, "yürü" deyince yürüyor, "takla at" deyince takla
atiyordu. Cezaevinden çikarken karincayi bos bir kibrit kutusuna koydu. Çikar
çikmaz güzel bir lokantaya gitti, siparislerini verdi. Yemegini beklerken "Su
garsona karincamin özelliklerini göstereyimde bir sasirtayim" diye düsünmüs ve
karincayi çikarip masanin üzerine koymustu. Garsonu çagirdi :
- Bakar misiniz ?
- Buyrun beyefendi, diye adamin yanina gelince, adam parmagi ile karincayi
göstererek :
- Su karincayi görüyor musun ? diyerek basladigi sözünün sonunu getirmeden,
garson telasla :
- Özür dilerim beyfendi görmemistim, diyerek basparmagi ile karincayi ezip,
masayi sildi...

fıkranın devamı


Temel ile Dursun lokantaya gitmisler. Garson :
- Buyurun efendim.
Dursun :
- Bana bir pilav, üstüne de et.
Temel hemen atilmis :
- Bana da bir pilav ama üstüne etme!

fıkranın devamı


Temel çok para kazanmis. Ailece en lüks lokantaya gitmisler. En pahali sarabi
seçip ismarlamis. Garson :
- Hangi yil tercih ederdiniz, diye sorunca,
- Pi mahzuru yoksa hemen isteyrum...

fıkranın devamı


Temel Ingiltere ye gitmeye karar verir ve arkadasi Dursun a gider bu kararindan
bahseder. Ancak bir problem vardir... Temel in Ingilizcesi yoktur. Temel :
- Dursun ben oralarda ne yiyicem aç kalirim?
- Nereye gidersen git, "Apple pie please" de onlar getirir...
Temel gider; 1 gün, 2 gün, 3 gün hep Apple Pie yer, en sonunda bikar ve
Dursun a telefon açar:
- Biktim ben bu yemekten... Baska yemek söylede onu yiyim.
- Tamam, o zaman. Biraz da "Cherry pie" de...
Temel girer restoranta ve yanindaki garsona :
- One Cherry Pie please...
Garson :
- With cream or without cream?
Temel :
- Hmmmm, APPLE PIE PLEASE...

fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama