Herkesi Fıkraları

loading...

 Ali baba ve 7 cüceler HD izle/ İnternetten film izlemek istediğim oluyor 
bazen, güncel herkesin övdüğü filmler. İlk çıkan linke tıklıyorum,
görüntü kalitesi sıfır. Ses arkadan geliyor üstelik, kesintiler sıkça olmakta.
Toplumumuzun büyük bir eksikliği olan sinema alışkanlığı burda kendini
ele veriyor işte. Sinemada izlense o film öyle mi olur? Oyuncuların emeği,
senaryonun güzelliği öyle güzel yansır ki beyaz perdeye insan kendini kurgunun
içinde bulur. Şimdilerdeyse bu eksiklik full hd izle, hd izle, tek parça izle,
Ali baba ve yedi cüceler izle diye diziliyor önümüze.Ve eskilere göre
bir nebze olsun iyileşenbu sektör biraz olsun isteklerimizi karşılıyor.
Gerçi bir nebze dedimde baya ilerleme var aslında. Siyah beyaz filmlerden
hd kalitede filmlere, dizilere geldik. Büyük bir gelişme aslında.
Ali baba ve yedi cüceler izle ve görüntünün net olması için bile izlenir bazı filmler.
Çünkü insanın içini açacak derecede nettir görüntü. İzlerken sıkılmaz; tam tersi daha çöm izlemek istersin.

fıkranın devamı

Evvel zaman içinde vergileri arttıran padişah, kimsenin gıkının çıkmamasından fena halde kuşkulanmış. Vergileri önce iki katına, sonra dört katına çıkarmış. Ahalide yine çıt yok. Hemen vezirini çağırmış. Durumu karşılıklı değerlendirmişler ve bir karara varmışlar. Galata köprüsünün her iki başına iri yapılı ikişer tane zenci yerleştirmişler. Zencilerin görevi, köprüden gelip geçen herkesi pataklamakmış. Ama ahaliden yine ses yok. Padişahı almış bir endişe. Bir süre sonra ahaliden bazıları sarayın önünde toplanıp, padişahla görüşmek istediklerini söylemişler. Padişah bu tepki karşısında sevinmiş ve bu kimselerin huzura alınmasını istemiş. Huzura alınan ahaliyi gören padişah sertçe sormuş; - Tebaam ne ister?! İçlerinden en yaşlısı bir adım öne çıkıp cılız bir ses tonuyla cevap vermiş; - Padişahım bağışlayın, vergi koydunuz sesimizi çıkarmadık, arttırdınız sesimizi çıkarmadık, köprüden her geçişimizde dayak yedik sesimizi çıkarmadık. Lakin bir maruzatımız var. - Çekinme söyle, demiş padişah. - Padişahım, sabah ve akşam köprüde çok kuyruk oluyor. Sabah işe, akşamda eve geç kalıyoruz. Sizden istirhamımız, şu zencilerin sayısını dörtten sekize çıkarsanız da biz de köprüden rahat rahat geçsek.
fıkranın devamı

Tarım makinelerinin köye girmediği eski devirlerde; Ardanuç-Yolağzı Köylüleri harman yerlerini otlardan temizler, yüzeyini su ile yıkar, uygun hale getirir ve harman dövmeye başlarlar. Ancak Ali Durmuş ve eşi aşağıda, uzakta olan köy çeşmesinden ne kadar su taşısalar da bir türlü netice alamazlar, taşınan suyu toprak emer, kaybolur.
fıkranın devamı

ARTVİN FIKRALARI 1-HABU NAHİRİ… İki Artvinli öğretmen arkadaş, İstanbul’da bir okulda görev yapmaktadırlar. Birisi okul müdürü, diğeri ise meslektaşları ile arası biraz limonidir. Bir gün müdür, öğretmenleri toplantıya çağırır. Toplantı odasına giren Artvinli öğretmen, herkesin hazır olduğunu görür, yerine otururken müdüre: -Ço!..Habu nahiri naya topladın ki?(1). Diye söylenir. Müdür gülmemek için kıvranır, yanına oturduğu meslektaşı kulağına eğilerek: - Anlamadım, ne dedin ki? Diye merakla sorar. Bizimki umursamaz aynı tonda; -Boş ver, anlayan anladı der. (1)-Arkadaş!..Şu sığır sürüsünü niçin topladın ki? 2-AAAHO İÇTUĞUN… Artvinli yaşlı hanım, İstanbul’a oğlunun yanına misafir gider. Bir kaç gün sonra midesi bozulur, hasta-lanır. Gelini doktora götürür. Genç doktor çayından bir yudum çektikten sonra hastamıza şikâyetini sorar. İshalden kıvranan yaşlı kadın: -Ola oğul!..Ela vırıhliyerim(1),ela vırıhliyerim ki,aaaho(2) içtuğun çaya benzar ,der. Doktor bir şey anlamaz, ne diyor diye merakla gelinine bakar. Gelin, utanma ve gülme arasında bocalarken durumu anlatır. (1)-Vırıhlamak: İshal dışkı çıkarmak. (2)-Aaaho: Şu 3-TOZPEMBE İki köylü genç güzelce giyinir, gözlük takarak Artvin caddelerini arşınlamaya başlarlar. Niyetleri iki şehirli kız bulup onlarla tanışmaktır. Epey dolaştıktan sonra, Efkâr Tepesi Gezi Yolunda pantolon giy-miş, salına salına gezinen iki genç kıza gözleri takılır, peşlerinden yürümeye başlarlar. Biraz sonra birisi diğerine kızların duyacağı şekilde: -Ola!..Goriyersin,nasılda yugurtiyer(1) der.Diğeri başını sallayarak aynı tonda: -Emumgilin degirman taşı heç kalur, diye cevap verir. Bunu üzerine kızlardan birisi başını arkaya çevi-rir ve poşa(2) şivesi ile: -Aaattıreeem o göözlüklara daa, Dünya’yı touzpembee gorasız der. (1)-Yügürtmek: Bir merkez etrafında döndürmek. (2)-Poşa: Roman vatandaşlarımızın yöredeki ismi 4-İKİ PİTİK Eskiden Artvin yaylalarında otlak yüzünden köyler arasında kavgalar olur, çobanlar birbirlerinin kafasını gözünü patlatırdı. Yönetim anlaşmazlığı gidermek için Hükümet Tabibi başkanlığında bir heyeti atlı olarak yaylalara gönderir. Köy muhtarı, öğle yemeğini en varlıklı bir ailenin yayla evinde verdirir. Ama tabakların pisliğinden ve düzensizlikten heyet memnun olmaz. Muhtardan akşam yemeğinin daha temiz yerde verilmesi istenir. Muhtar da temizliği ve tertipli oluşu ile bilinen Teto Nene’nin evinde akşam yemeğinin verilmesini uygun bulur. Heyet sofraya oturur, gerçekten her yer düzenli ve tabaklar da tertemizdir. Büyük bir istekle yemeğe başlanır, yemek sonuna doğru heyet başkanı kendilerine hizmet etmekte olan Teto Nene’ye teşekkür eder, öğle yemeği verilen evden ise şikâyetçi olur. Bunun üzerine Teto Nene: -Vay toprah onlarun başuna, goya zengundurlar, kaç defe dedim ki iki pitik(1) edinin de habu kapkacağı(2) bir paklatun, der. (1)-Pitik: Enik, köpek yavrusu ()-Kapkacak, Tabak, çanak, kaşık gibi eşyanın genel adı 5-TAŞLAŞMIŞ GİBİ Artvin’de halk kendi aralarında yalnız masal, mani söylemezler bir de şakalaşırlardı. Ali ile Meh-met aynı köyde iyi arkadaştırlar. Nennar çayırlığında kızaklarına ot yüklemektedirler. Ancak Ali’nin kızağı biraz havalı olmuş, urganla kızağa iyice bağlamak gerekir, çocuğunun ise sıkmaya gücü yetmez. Yardımcı olması için arkadaşına seslenir. Kendisi üste, arkadaşı kızağın yan tarafından urganı çekince ek yerinden çözülür ve Mehmet sırt üstü yere düşer. Görenlerin kahkahaları arasında Mehmet yerden kalksa da sırtını vurduğu taş, canını çok acıtmış ve olay belleğine kazınmıştır. Kış ortalarına gelince Ali hastalanır, yataklara düşer. Mehmet ziyaretine gitmek ister, ancak meyve ve çerezler suyunu çekmiş, ne götüreyim diye düşünmeye başlar. Arkadaşının pestili çok sevdiğini bildiği için pestil yapmaya karar verir. Eski çarıklarından birinin tabanını pestil şeklinde dilimler, te-mizler, bıçakla çentikler ve akşamdan pekmeze yatırır. Ertesi günü başka bir arkadaşını alarak hasta-mızın ziyaretine gider. Konuşma sırasında hediyeyi ikram eder. Ali biraz zorlansa da afiyetle yer ve sonra: -Ola eymiş da, biraz taşlaşmış gibi der. Mehmet de Yoh Ola!.. mutlu bir şekilde: -Nennar’daki taş nerdaa,habu nerdaa,der. 6- ÇOCUK BOKU İLE Uzun kış gecelerinin birinde Ardanuç-Yolağzı Köyünde akranları İskender Durmuş’un evinde toplanmış sohbet ediyorlardı. Birden odanın içini pis bir koku yayılması üzerine, en gençlerini oturanların arkalarını koklaması için görevlendirilir. Teker teker kontrol edilmeye başlanır, sıra Nazım Yenigün’e gelince görevlinin burnuna ikincisini de sesli bir şekilde koy verir. Gül-meler arasında kendisini karga tulumba kürüne atmak için dışarı çıkarırlar. Yolda Tavuk etli ziyafet sözü verince kürünün buzlu sularına atılmadan kurtulur. O zamanlar 35 yaşlarında ve küçük yaşlarda 5 çocuk babasıdır. Evi, ahırı ve kümesi yan yanadır, çocuklar ahpun (1) kenarına kakalarını yapmakta ve tavuklar da o civarda yemlenmektedir. Aynı odada ziyafet sofrası kurulur, bulgur pilavı üstündeki haşlanmış tavuk etleri ayran eşliğinde iştahla yenmeye başlanır. Yemeğin ortalığına doğru Nazım Yenigün, sevinçli ve mutlu bir şekilde: -Ola ey yeyin. Habu tavuklar çocuk bohuyla tavlandı(2) haa. Helal olsun, yeyin, yeyin, der. 1-Ahpun: Ahır yanındaki gübrelik 2-Tavlanmak: Semirmek, aşırı kilo almak. 7-KOLOPA(1) Ardanuç-Yolağzı Köyü’nde Kurbanı Özkan ailece çayır kaldırmaktadır(2). Öğle yemeği için bir pantanın(3) altında sofra kurulmuş, aile reisinin namazının bitmesi beklenmektedir. Fakat namazda eğilirken de“Allah-u Ekber, kolop”,kalkarken de “Allah-u Ekber, kolop” diye seslice söylenmekte, herkes şaşkın şaşkın birbirine bakmakta, yeni bir dua mı diye merak etmekte-dirler. Selam verdikten sonra sofraya dönerek bağırır: -Yoğurda çekirgeler sıçrıyer, olaa!..Goramiyersız,anlamiyersız daa. 1-Kolopa/kolop: Ahşap yoğurt kabı 2-Çayır kaldırmak: Biçilmiş, kurumuş otları bir araya toplamak
fıkranın devamı

ARTVİN FIKRALARI 1-HABU NAHİRİ… İki Artvinli öğretmen arkadaş, İstanbul’da bir okulda görev yapmaktadırlar. Birisi okul müdürü, diğeri ise meslektaşları ile arası biraz limonidir. Bir gün müdür, öğretmenleri toplantıya çağırır. Toplantı odasına giren Artvinli öğretmen, herkesin hazır olduğunu görür, yerine otururken müdüre: -Ço!..Habu nahiri naya topladın ki?(1). Diye söylenir. Müdür gülmemek için kıvranır, yanına oturduğu meslektaşı kulağına eğilerek: - Anlamadım, ne dedin ki? Diye merakla sorar. Bizimki umursamaz aynı tonda; -Boş ver, anlayan anladı der. (1)-Arkadaş!..Şu sığır sürüsünü niçin topladın ki? 2-AAAHO İÇTUĞUN… Artvinli yaşlı hanım, İstanbul’a oğlunun yanına misafir gider. Bir kaç gün sonra midesi bozulur, hasta-lanır. Gelini doktora götürür. Genç doktor çayından bir yudum çektikten sonra hastamıza şikâyetini sorar. İshalden kıvranan yaşlı kadın: -Ola oğul!..Ela vırıhliyerim(1),ela vırıhliyerim ki,aaaho(2) içtuğun çaya benzar ,der. Doktor bir şey anlamaz, ne diyor diye merakla gelinine bakar. Gelin, utanma ve gülme arasında bocalarken durumu anlatır. (1)-Vırıhlamak: İshal dışkı çıkarmak. (2)-Aaaho: Şu 3-TOZPEMBE İki köylü genç güzelce giyinir, gözlük takarak Artvin caddelerini arşınlamaya başlarlar. Niyetleri iki şehirli kız bulup onlarla tanışmaktır. Epey dolaştıktan sonra, Efkâr Tepesi Gezi Yolunda pantolon giy-miş, salına salına gezinen iki genç kıza gözleri takılır, peşlerinden yürümeye başlarlar. Biraz sonra birisi diğerine kızların duyacağı şekilde: -Ola!..Goriyersin,nasılda yugurtiyer(1) der.Diğeri başını sallayarak aynı tonda: -Emumgilin degirman taşı heç kalur, diye cevap verir. Bunu üzerine kızlardan birisi başını arkaya çevi-rir ve poşa(2) şivesi ile: -Aaattıreeem o göözlüklara daa, Dünya’yı touzpembee gorasız der. (1)-Yügürtmek: Bir merkez etrafında döndürmek. (2)-Poşa: Roman vatandaşlarımızın yöredeki ismi 4-İKİ PİTİK Eskiden Artvin yaylalarında otlak yüzünden köyler arasında kavgalar olur, çobanlar birbirlerinin kafasını gözünü patlatırdı. Yönetim anlaşmazlığı gidermek için Hükümet Tabibi başkanlığında bir heyeti atlı olarak yaylalara gönderir. Köy muhtarı, öğle yemeğini en varlıklı bir ailenin yayla evinde verdirir. Ama tabakların pisliğinden ve düzensizlikten heyet memnun olmaz. Muhtardan akşam yemeğinin daha temiz yerde verilmesi istenir. Muhtar da temizliği ve tertipli oluşu ile bilinen Teto Nene’nin evinde akşam yemeğinin verilmesini uygun bulur. Heyet sofraya oturur, gerçekten her yer düzenli ve tabaklar da tertemizdir. Büyük bir istekle yemeğe başlanır, yemek sonuna doğru heyet başkanı kendilerine hizmet etmekte olan Teto Nene’ye teşekkür eder, öğle yemeği verilen evden ise şikâyetçi olur. Bunun üzerine Teto Nene: -Vay toprah onlarun başuna, goya zengundurlar, kaç defe dedim ki iki pitik(1) edinin de habu kapkacağı(2) bir paklatun, der. (1)-Pitik: Enik, köpek yavrusu ()-Kapkacak, Tabak, çanak, kaşık gibi eşyanın genel adı 5-TAŞLAŞMIŞ GİBİ Artvin’de halk kendi aralarında yalnız masal, mani söylemezler bir de şakalaşırlardı. Ali ile Meh-met aynı köyde iyi arkadaştırlar. Nennar çayırlığında kızaklarına ot yüklemektedirler. Ancak Ali’nin kızağı biraz havalı olmuş, urganla kızağa iyice bağlamak gerekir, çocuğunun ise sıkmaya gücü yetmez. Yardımcı olması için arkadaşına seslenir. Kendisi üste, arkadaşı kızağın yan tarafından urganı çekince ek yerinden çözülür ve Mehmet sırt üstü yere düşer. Görenlerin kahkahaları arasında Mehmet yerden kalksa da sırtını vurduğu taş, canını çok acıtmış ve olay belleğine kazınmıştır. Kış ortalarına gelince Ali hastalanır, yataklara düşer. Mehmet ziyaretine gitmek ister, ancak meyve ve çerezler suyunu çekmiş, ne götüreyim diye düşünmeye başlar. Arkadaşının pestili çok sevdiğini bildiği için pestil yapmaya karar verir. Eski çarıklarından birinin tabanını pestil şeklinde dilimler, te-mizler, bıçakla çentikler ve akşamdan pekmeze yatırır. Ertesi günü başka bir arkadaşını alarak hasta-mızın ziyaretine gider. Konuşma sırasında hediyeyi ikram eder. Ali biraz zorlansa da afiyetle yer ve sonra: -Ola eymiş da, biraz taşlaşmış gibi der. Mehmet de Yoh Ola!.. mutlu bir şekilde: -Nennar’daki taş nerdaa,habu nerdaa,der. 6- ÇOCUK BOKU İLE Uzun kış gecelerinin birinde Ardanuç-Yolağzı Köyünde akranları İskender Durmuş’un evinde toplanmış sohbet ediyorlardı. Birden odanın içini pis bir koku yayılması üzerine, en gençlerini oturanların arkalarını koklaması için görevlendirilir. Teker teker kontrol edilmeye başlanır, sıra Nazım Yenigün’e gelince görevlinin burnuna ikincisini de sesli bir şekilde koy verir. Gül-meler arasında kendisini karga tulumba kürüne atmak için dışarı çıkarırlar. Yolda Tavuk etli ziyafet sözü verince kürünün buzlu sularına atılmadan kurtulur. O zamanlar 35 yaşlarında ve küçük yaşlarda 5 çocuk babasıdır. Evi, ahırı ve kümesi yan yanadır, çocuklar ahpun (1) kenarına kakalarını yapmakta ve tavuklar da o civarda yemlenmektedir. Aynı odada ziyafet sofrası kurulur, bulgur pilavı üstündeki haşlanmış tavuk etleri ayran eşliğinde iştahla yenmeye başlanır. Yemeğin ortalığına doğru Nazım Yenigün, sevinçli ve mutlu bir şekilde: -Ola ey yeyin. Habu tavuklar çocuk bohuyla tavlandı(2) haa. Helal olsun, yeyin, yeyin, der. 1-Ahpun: Ahır yanındaki gübrelik 2-Tavlanmak: Semirmek, aşırı kilo almak.
fıkranın devamı

ARTVİN FIKRALARI 1-HABU NAHİRİ… İki Artvinli öğretmen arkadaş, İstanbul’da bir okulda görev yapmaktadırlar. Birisi okul müdürü, diğeri ise meslektaşları ile arası biraz limonidir. Bir gün müdür, öğretmenleri toplantıya çağırır. Toplantı odasına giren Artvinli öğretmen, herkesin hazır olduğunu görür, yerine otururken müdüre: -Ço!..Habu nahiri naya topladın ki?(1). Diye söylenir. Müdür gülmemek için kıvranır, yanına oturduğu meslektaşı kulağına eğilerek: - Anlamadım, ne dedin ki? Diye merakla sorar. Bizimki umursamaz aynı tonda; -Boş ver, anlayan anladı der. (1)-Arkadaş!..Şu sığır sürüsünü niçin topladın ki? 2-AAAHO İÇTUĞUN… Artvinli yaşlı hanım, İstanbul’a oğlunun yanına misafir gider. Bir kaç gün sonra midesi bozulur, hastalanır. Gelini doktora götürür. Genç doktor çayından bir yudum çektikten sonra hastamıza şikâyetini sorar. İshalden kıvranan yaşlı kadın: -Ola oğul!..Ela vırıhliyerim(2),ela vırıhliyerim ki,aaaho(3) içtuğun çaya benzar ,der. Doktor bir şey anlamaz, ne diyor diye merakla gelinine bakar. Gelin, utanma ve gülme arasında bocalarken durumu anlatır. (2)-Vırıhlamak: İshal dışkı çıkarmak. (3)-Aaaho: Şu 3-TOZPEMBE İki köylü genç güzelce giyinir, gözlük takarak Artvin caddelerini arşınlamaya başlarlar. Niyetleri iki şehirli kız bulup onlarla tanışmaktır. Epey dolaştıktan sonra, Efkâr Tepesi Gezi Yolunda pantolon giymiş, salına salına gezinen iki genç kıza gözleri takılır, peşlerinden yürümeye başlarlar. Biraz sonra birisi diğerine kızların duyacağı şekilde: -Ola!..Goriyersin,nasılda yugurtiyer(4) der.Diğeri başını sallayarak aynı tonda: -Emumgilin degirman taşı heç kalur, diye cevap verir. Bunu üzerine kızlardan birisi başını arkaya çevirir ve poşa(5) şivesi ile: -Aaattıreeem o göözlüklara daa, Dünya’yı touzpembee gorasız der. (4)-Yügürtmek: Bir merkez etrafında döndürmek. (5)-Poşa: Roman vatandaşlarımızın yöredeki ismi 4-İKİ PİTİK Eskiden Artvin yaylalarında otlak yüzünden köyler arasında kavgalar olur, çobanlar birbirlerinin kafasını gözünü patlatırdı. Yönetim anlaşmazlığı gidermek için Hükümet Tabibi başkanlığında bir heyeti atlı olarak yaylalara gönderir. Köy muhtarı, öğle yemeğini en varlıklı bir ailenin yayla evinde verdirir. Ama tabakların pisliğinden ve düzensizlikten heyet memnun olmaz. Muhtardan akşam yemeğinin daha temiz yerde verilmesi istenir. Muhtar da temizliği ve tertipli oluşu ile bilinen Teto Nene’nin evinde akşam yemeğinin verilmesini uygun bulur. Heyet sofraya oturur, gerçekten her yer düzenli ve tabaklar da tertemizdir. Büyük bir istekle yemeğe başlanır, yemek sonuna doğru heyet başkanı kendilerine hizmet etmekte olan Teto Nene’ye teşekkür eder, öğle yemeği verilen evden ise şikâyetçi olur. Bunun üzerine Teto Nene: -Vay toprah onlarun başuna, goya zengundurlar, kaç defe dedim ki iki pitik(6) edinin de habu kapkacağı(7) bir paklatun, der. (6)-Pitik: Enik, köpek yavrusu (7)-Kapkacak: Tabak, çanak, kaşık gibi eşyanın genel adı 5-TAŞLAŞMIŞ GİBİ Artvin’de halk kendi aralarında yalnız masal, mani söylemezler bir de şakalaşırlardı. Ali ile Mehmet aynı köyde iyi arkadaştırlar. Nennar çayırlığında kızaklarına ot yüklemektedirler. Ancak Ali’nin kızağı biraz havalı olmuş, urganla kızağa iyice bağlamak gerekir, çocuğunun ise sıkmaya gücü yetmez. Yardımcı olması için arkadaşına seslenir. Kendisi üste, arkadaşı kızağın yan tarafından urganı çekince ek yerinden çözülür ve Mehmet sırt üstü yere düşer. Görenlerin kahkahaları arasında Mehmet yerden kalksa da sırtını vurduğu taş, canını çok acıtmış ve olay belleğine kazınmıştır. Kış ortalarına gelince Ali hastalanır, yataklara düşer. Mehmet ziyaretine gitmek ister, ancak meyve ve çerezler suyunu çekmiş, ne götüreyim diye düşünmeye başlar. Arkadaşının pestili çok sevdiğini bildiği için pestil yapmaya karar verir. Eski çarıklarından birinin tabanını pestil şeklinde dilimler, temizler, bıçakla çentikler ve akşamdan pekmeze yatırır. Ertesi günü başka bir arkadaşını alarak hastamızın ziyaretine gider. Konuşma sırasında hediyeyi ikram eder. Ali biraz zorlansa da afiyetle yer ve sonra: -Ola eymiş da, biraz taşlaşmış gibi der. Mehmet de mutlu bir şekilde: -Yoh Ola!..Nennar’daki taş nerdaa,habu nerdaa,der.
fıkranın devamı

Temel ilkokul 1. sınıfa başlar,ilk gün koşa koşa eve gelir ve annesine Anne anne!Öğretmen bugün okulda sayı saymayı öğretti,herkes 9'a kadar ben 14'e kadar saydım.Karadenizli olduğum için mi Annesi:Evet yavrum karadenizli olduğun için. Temel çok sevinir,2. gün okula gider ve tekrar koşarak gelirve annesine Anne anne!Öğretmen okulda alfabeyi öğretti,herkes D'ye kadar,ben H'ye kadar sayabildim.Karadenizli olduğum için mi? Annesi:Evet yavrum karadenizli olduğun için. Temel artık yerinde duramaz ve ertesi gün okuldan acayip sevinçli bir şekilde gelmiştir,ve annesine: Anne anne!Bugün arkadaşlarla boylarımızı ölççtük,herkesinki 80-90 cm benimki 160 cm çıktı karadenizli olduğum için mi? Annesi: Hayır yavrum.onlar 6 yaşında sen 16 yaşında olduğun için.
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca’nın saliha bir kadın olan hanımı ölmüş. Defnetmişler. Hayat devam ediyor, herkes işinde, gücünde. Bir ay...
fıkranın devamı

Akşehir’in zenginlerinden biri, şehrin eşrafına ziyafet veriyormuş. Herkesin tabağına özenle kızartılmış birer tavuk ko...
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca’ya sormuşlar:- “Hocam, kıyametin alâmeti nedir?”- “Neme lâzım” demiş Hoca.- R...
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca yemeği ısıtmak için ocağı yakmak istemiş. Çıra, çalı-çırpı kullanmışsa da odunlar bir türlü tutuşmamış. Tutuşs...
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca’ya sormuşlar:- “ ?”- “Karım ölürse küçük kıyamet, ben ölürsem büyük kıyamet kopacak,&#...
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca sabah namazını kıldırmış evine gelmiş, Hanımına :- “Hatun, ben azcık divanda uzanıp, sonrakalkıp çift sü...
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca , “İnsanlar nefislerinin istediklerini düşünmeden yapmamalıdırlar. Nefsinizin beğendiği her şey ahirette...
fıkranın devamı

Bir kıtlık zamanında Hoca’yı çarşıda ekmek yiyerek giderken görenler :- “Hoca efendi, herkesin gözü önünde böyle ...
fıkranın devamı


Okyanusta büyük bir gemi hızla ilerliyorken, gemi kaptanı herkesi güverteye çağırmış. Herkes güverteye toplanınca:
- "Size bir kötü bir de iyi haberim var" demiş.
"Önce hangisini söyleyeyim?"
- "İyi olanı" demiş yolcular...
- "11 dalda oscar kazanacağız..."

fıkranın devamı


Claudia, Cindy ve Naomi bir defileye gitmek üzere uçağa binerler. Az sonra Kokpit'den gelen bir anons uçakta bir arıza meydana geldiğini, düşme tehlikesi yaşadıklarını, herkesin kemerlerini bağlaması gerektiğini bildirir.

Cindy ani bir hareketle kalkar ve kemerini takmak yerine bluzunu ve sütyenini çıkarır. Arkadaşları hayret içinde bunu niye yaptığını sorarlar..

- "Eee.." der Cindy, "uçak düşüp enkaz çalışmaları başladığında bu kadar insanın arasında benim güzel göğüslerim dikkat çekecek ve ilk beni kurtaracaklar.."

Bunu duyan Claudia da hemen kalkar, pantolonunu çıkartır ve gayet kendinden emin, uzun bacaklarının kurtarma ekiplerini cezbedeceğini söyler.

Onlar aralarında konuşurken Naomi kalkar.. Önce Pantolonunu, sonra iç çamaşırını çıkartır ve yerine oturur. Diğerleri ne yaptığını anlamaya çalışırken gayet sakin cevap verir.

- "Uçak düştüğünde ilk neyi arayacaklar sanıyorsunuz?"

"KARA KUTUYU!"

fıkranın devamı


1. Exxon'a ait bir petrol tankeri Kanada aciklarinda battiktan sonra, iki tane deniz ayisi 80.000 dolar harcanarak temizlenmis ve buyuk bir torenle denize birakilmislar. Tam 2 dakika sonra herkesin gozleri onunde bir mavi balina deniz ayilarini yemis.
(Neymiiiş: dogaya asla mudahale etmeyeceksiiiin)

2. New York'ta yasayan bir psikoloji ogrencisi kiz bos odasini bir marangoza kiralar. Amaci onunla konusup, adamin davranislarini incelemek. Ama iki hafta sonra marangoz kizi bir balta ile parcalar..
(Neymiiiş: insanin basina ne gelirse ya meraktan...)

3. Bonn'da iki gosterici, domuzlarin kesimevi'ne barbarca goturulup orada kesilmelerini protesto ederken, domuzlarin bulundugu yerin kapilari kirilir ve 2000 domuz kacisirken, iki gostericiyi ezerek oldururler..
(Neymiiiş: demek ki domuz domuzlugunu yapar)

4. Amerika'da kadinin biri evine gelir ve kocasini mutfakta titrerken gorur. Belinden su-kaynatici'ya dogru bir kablo gitmektedir. Kadin hemen kalin bir tahta parcasi bulur ve adamin koluna vurarak onu elektrik sokundan ayirmaya calisir. Adamin kolu iki yerinden kirilir. Sonradan anlasilir ki, kocasi orada mutlu bir sekilde wallkman dinliyordur..
(Neymiiiş: kadin milleti her zaman erkek milletinin mutluluguna engeldir

fıkranın devamı


Okyanusta büyük bir gemi hızla ilerliyorken, bir an gemi kaptanı herkesi güverteye çağırmış. Herkes güverteye toplanınca:
- "Size bir kötü bir de iyi haberim var" demiş. "Hangisi ile başlayayım?"
- "İyi olanla" demiş yolcular...
- "11 dalda oscar kazanacağız..."

fıkranın devamı


İriyarı kabadayı tipli bir adam
kahvede otururken birden ayağa
kalkmış ve gürlemiş ;
-Ulan bu sağ taraftaki masalarda
oturan herkes İNBE ,sol tarafta
ki masalarda oturanlar ise ZEVEPENK
tir.Varmı itirazı olan.
Kahvede çıt yok.Herkesin başı önünde.
Derken sol taraftan ufak tefek biri
kalkmış yavaşca sağ tarafa yürümeye
başlamış.
Kabadayı gürlemiş ;
-Nereye lan.
Adam ıkınmış sıkınmış yavaşca ;
Şey ben yanlışlıkla yanlış yere
oturmuşumda.



fıkranın devamı


Temel akciger kanseri olmus Doktorlar iki aydan daha fazla yasaman mucize olur demisler ve umitsiz oldugu icin tedaviye de son vermisler.
Olecegini anlayan Temel , butun esiyle dostuyla helallesmeye karar vermis.
Fakat bizim Temel gordugu herkese kendisinin AIDS hastaligina yakalandigini ve iki ay icinde olecegini anlatiyor ve helal etmerini istiyomus haklarini.
Tabii bunu duyanlar Temel'e helallik veriyorlarmis ama bir yandan da elini bile son bir defa sikip, kucaklasmaktan kaciniyorlarmis.
Temel'in en iyi arkadasi Dursun Temel'in bu yaptigini duyunca sormus
- Yaw Temel, anladik sen Kanser oldun olecen, neden millete AIDS oldum diyon, bak herkesi bir korku sardi demis.
Temel;
- Yaw Tursun, oyle de oleceeezzz boyle de olecez, bari kariyi saglama alalim dedim.

fıkranın devamı


İriyarı kabadayı tipli bir adam
kahvede otururken birden ayağa
kalkmış ve gürlemiş ;
-Ulan bu sağ taraftaki masalarda
oturan herkes İNBE ,sol tarafta
ki masalarda oturanlar ise ZEVEPENK
tir.Varmı itirazı olan.
Kahvede çıt yok.Herkesin başı önünde.
Derken sol taraftan ufak tefek biri
kalkmış yavaşca sağ tarafa yürümeye
başlamış.
Kabadayı gürlemiş ;
-Nereye lan.
Adam ıkınmış sıkınmış yavaşca ;
Şey ben yanlışlıkla yanlış yere
oturmuşumda.

fıkranın devamı


Eşeği kaybolan Subaşı, ateş püskürmüş:

-Çabuk benim hayvanımı bulun, yoksa karışmam! Diye bağırmaya başlamış.

Herkesi bir telaş , bir korkudur almış. Eşeği aramak için dört bir tarafa dağılan Akşehirliler , yolda Hoca’ya rastlamışlar:

-Aman Hocam, bize yardım et. Yolda sahipsiz bir eşek bulursan hemen yakala n’olur.
-Eşek kimin?
-Subaşının.

Demişler. Hoca da: “Peki ararım” demiş ve türkü söyleye söyleye yolunu sürdürmüş. Karşısına çıkan bir köylü :

-Hocam, böyle türkü söyleyerek ne yapıyorsun?

Deyince ,Hoca:

-Subaşının kaybolan eşeğini arıyorum!

Demiş. Adam , yine sormuş:

-Peki , böyle türkü söyleyerek eşek mi aranır a Hoca?

-El elin eşeğini elbette türkü söyleyerek arar. Hele eşek zorla aranıyorsa. Üstelik Subaşınınsa....

fıkranın devamı


Dişi aslan bir agacın altında uyurken tilki gizlice gelip dişi aslanı
becerir.
Aslan uyanınca erkek aslanın yanına gider ve ona sorar.
Erkek aslan duruma oldukça şaşırmıştır. Çok sinirlenip kükrer:
- "Bütün hayvanları toplayın, suçluyu bulup onu mahfedeceğim"
Bütün hayvanlar toplanır, aslan "kim yaptıysa bunu elini kaldırıp öne
cıksın" diye kükrer ama hiçbiri ses çıkarmaz.
Derken toplantıya geciken çakal koşarak gelip arka sıralara yerleşir
ve tilkiye "ne oluyor" diye sorar. Tilki de "Aslan kral ormana
bir müdür arıyor talip olan elini kaldırıp öne çıksın diyor" deyince
zavallı çakal hemen elini kaldırıp öne çıkar.
Aslan herkesi gönderir ve akabinde çakalı sabaha kadar becerir.
Çakal sabah perişan halde yalpalaya yalpalaya yürürken
tilkiyle karşılaşır. Tilki hafif gülümser ve ekler:
- "Bak, bir müdür oldun yürüyüşün bile değişti.."

fıkranın devamı


Disi aslan bir agacin altinda uyurken tilki gizlice gelip disi aslani
becerir.

Aslan uyaninca erkek aslanin yanina gider ve ona sorar. Erkek aslan duruma
oldukça sasirmistir. Çok sinirlenip kükrer:

- "Bütün hayvanlari toplayin, suçluyu bulup onu mahfedecegim"

Bütün hayvanlar toplanir, aslan "kim yaptiysa bunu elini kaldirip öne
ciksin" diye kükrer ama hiçbiri ses çikarmaz.

Derken toplantiya geciken çakal kosarak gelip arka siralara yerlesir ve
tilkiye "ne oluyor" diye sorar. Tilki de "Aslan kral ormana bir müdür ariyor
talip olan elini kaldirip öne çiksin diyor" deyince zavalli çakal hemen
elini kaldirip öne çikar.

Aslan herkesi gönderir ve akabinde çakali sabaha kadar becerir. Çakal sabah
perisan halde yalpalaya yalpalaya yürürken tilkiyle karsilasir. Tilki hafif
gülümser ve ekler:

- "Bak, bir müdür oldun yürüyüsün bile degisti.."

fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama