Hoşgeldin Fıkraları

loading...


Laz gazetedeki iş ilanı üzerine gelmiş ve sırası gelince görüşmeye girmiş. İş ilanında üniversite mezunu, iyi fransızca konuşan, pazarlama konusunda tecrübeli bir yönetici arandığı yazıyormuş.
- Hoşgeldiniz, hemen başlayalım. Hangi üniversite mezunusunuz?
- Üniversite mezunu değilim.
- Öyle mi? O zaman yabancı dilinize güveniyor olmalısınız.
- Yabancı dil bilmem.
- Demek bilmiyorsunuz. O zaman tecrübenize güvenerek geldiniz.
- Pazarlama konusundan anlamam.
- O zaman niye geldiniz canım kardeşim ?
- Bu işte bana güvenmeyin. Onu demeye geldim.

fıkranın devamı


Temel in bir köpeği varmış adı da hektormuş bir gün temel in arkadaşı dursun temel in evine gelmiş hoşgeldin faslından sonra geçmiş bir sandalyeye oturmuş bizim hektor da sandalyenin altına girmiş o akşam yemekte kuru fasulye yiyen dursun un gaz çıkarası gelmiş ve yavaşça osurmuş bunun üzerine temel kızgın bi sesle hektooor demiş dursun iyi demiş köpek yaptı sandı daha yüksek bi sesle yine osurmuş temel yine hektooor demiş dursun daha şiddetli bi sesle osurmuş bu kez temel bu sefer hektor kalk oğlum ordan yoksa dursun birazdan üstüne sıçacak demiş.

fıkranın devamı


Adamın biri gazetedeki iş ilanı üzerine gelmiş ve sırası gelince görüşmeye girmiş.
İş ilanında üniversite mezunu, iyi fransızca konuşan, pazarlama konusunda tecrübeli bir yönetici arandığı yazıyormuş.
- Hoşgeldiniz, hemen başlayalım. Hangi üniversite mezunusunuz?
- Üniversite mezunu değilim.
- Öyle mi? O zaman yabancı dilinize güveniyor olmalısınız.
- Yabancı dil bilmem.
- Demek bilmiyorsunuz. O zaman tecrübenize güvenerek geldiniz.
- Pazarlama konusundan anlamam.
- O zaman niye geldiniz canım kardeşim ?
- Bu işte bana güvenmeyin. Onu demeye geldim.

fıkranın devamı

Ali'ye annesi dışarı çıkmama cezası vermiş. Ali'de pencerenin önünde arkadaşlarını seyre...
fıkranın devamı

Kadın evinde beslemek üzere bir kuş almaya gider. Pet shop a gidince kedi, köpek ve bir papağa...
fıkranın devamı

* İyi günler, hoşgeldiniz, nasıl yardımcı olabilirim? * Para çekemiyorum ben... * Şifrenizi ...
fıkranın devamı

Mutluydum.Kız arkadaşımla bir yıldan beri nişanlıydık ve evlenmeye kararverdik. Ailem bize he...
fıkranın devamı

Kadının biri bir petshopa gider ve "bir papağan almakistiyorum" der. Mehmet ismindeki petshop sah...
fıkranın devamı

Laz gazetedeki iş ilanı üzerine gelmiş ve sırası gelince görüşmeye girmiş. İş ilanında ...
fıkranın devamı

Adamın biri yarın ölücem demiş, yarmışlar ölmüş...

Fatih Terim başka birşey temem!


Adamın biri yarın ölücem demiş. Yarmışlar ölmüş.
Muhahahauha.

Seni "engin" sordu, geçen gün.
- Hangi Engin?
- Pezevengin
hahahaa...


Oğlum hayırlı olsun. Araba almışsın.
- Evet aldık.
- Peki niye araba aldın? Kendine alsaydın ya !..


Adamın biri yerde elli bin lira bulmuş, ayaklı bin lira bulamamış.
Hohhhhoho....


A Şık oldum
B Şık olmadım
C Hiçbiri... (bu harbi iğrenç!!)


Berber:
-"Oğlum sana çok yakışıyor, gel sana güzel bir AMERİKAN KESİM yapalım!"
-"Yok be hacı! Bir değişiklik olsun, sen en iyisi bana bir KIBRIS RUM KESİMİ yap..."
ehu ehu..


Abü, duydun mu, 50 kişiyi taramışlar.
- Yapma ya, nerde?
- Marketin karşısındaki berberde ehüehü...


Köfteyle möfte arasında ne fark vardır?
cevap: Biri kıymadan yapılır diğeri mıymadan


Emel'in selamı var!
- Hangi Emel?
- HTML


Soru: Yangın dolabını açmışlar ne olmuş?
Cevap: Yang kızmış!
fıkranın devamı

Adamın biri çok kuvvetli öksürüyormuş, doktora gitmiş derdini anlatmış. Doktor adama yanlışlıkla öksürük ilacı yerine müshil ilacı vermiş ve demiş ki:
Bir hafta boyunca yemeklerden sonra iç ve bitince kontrole gel.
Adam bir hafta sonra geldiğinde doktor öksürüğün geçip geçmedigini sormuş. Adam cevap vermiş:
Cesaret edip öksüremiyorum doktor bey!.

fıkranın devamı

Temel yeni aldığı mercedes'i ile koyulmuş memlektin yoluna. Otoyolda 180 km hızla ilerlerken bir tabelaya rastlamış tabelada

"Yavaşla 80 km " yazıyordu.

Temel kurallara bağlı biri olduğu için yavaşlar istemesede. Aradan 30 dk. gectikten sonra bir tabela daha görür.

"Yavaşla 50 km"

Temel herhalde yolda çalışma var diye düşündü ve kaza yapmaktanda kaçındığı için hızını 50 km düşürdü. 45 dk sonra yine bir tabela gördü.

"Yavaşla 20 km"

Temel artık kıllanmaya başladı. Ama hızını düşürmekte de kusur bulmadı. yine tabela

"Yavaşla 5 km"

Temel korkmaya başlamıştı ki 10 dk sonra bir tabela daha

"YAVAŞLA' YA HOŞGELDİNİZ"
fıkranın devamı

Amerika'da yaşanmış Bir Hikaye.

HOŞ BİR ÖYKÜCÜK

Mutluydum, Kız arkadaşımla bir yıldan beri nişanlıydık ve evlenmeye
karar vermiştik.
Ailem bize her türlü yardımı yaptı, arkadaşlarım cesaretlendirdiler
ve kız arkadaşım rüya gibiydi!!. Ama beni rahatsız eden bir şey vardı;
Nişanlımın küçük kız kardeşi!.
Müstakbel baldızım açık, saçık giyinen, yirmi yaşında bir afetti.
Ne zaman yanıma gelse öne eğilip iç çamaşır şovu yapardı.
Bunu başkalarının yanında yapmadığı için temkinli olmalıydım.
Bir gün baldız düğün davetiyelerini kontrol etmek için beni yanına
çağırdı.
Yanına vardığımda yalnızdı, yakında evleneceğimi, bana karşı engelleyemediği ve engellemek istemediği duygu ve arzularının olduğunu kulağıma fısıldadı.
Kendimi ablasına adamamı ve evlenmeden önce benimle yatmak istediğini söyledi. Söyleyecek bir şey bulamadım. Tamamen şoke olmuştum.
- ''Yukarı yatak odama çıkıyorum ve eğer beni istiyorsan yukarı gel'' dedi.
Afallayıp kalmıştım, merdivenleri çıkarken arkasından şok içinde
bakıyordum. Merdivenlerin sonuna vardığında pantalonunu çıkartıp
aşağıya bana doğru fırlattı.
Birkaç dakika öylece kalakaldım.
Sonra arkama dönüp ön kapıya doğru yürüdüm.
Kapıyı açtım ve evden çıkarak arabama doğru yürümeye başladım.
Müstakbel kayınpederim dışarıda bekliyordu.
Gözyaşları içinde, sevgiyle bana sarılarak,
- ''Küçük sınavımızı başarıyla geçtiğin için hepimiz çok mutluyuz,
kızımıza senden iyi bir damat bulamazmışız ailemize hoşgeldin''.
Oysa şuana kadar kimseye itiraf edemedim, prezervetifimi almak için arabaya gittiğimi. :=)


fıkranın devamı

Yaşlı horoz, kümese yeni gelen ve hemen icraata başlayan genç horozun yanına yaklaşıp 'hoşgeldin' dedikten sonra;
- Biliyorum der, benim günlerim artık sayılı. Genç ve kuvvetli biri varken sahibimiz beni yaşatmaz. Senden, ölmeden önce son bir istekte bulunabilir miyim?
Genç horoz, karşışında ezilip-büzülen yaşlı horoza acıma ve küçümsemeyle bakar;
- Neymiş o isteğin bakiimm?
Yaşlı horoz kümesin dip taraflarındaki tavuklardan birini göstererek, ağlamaklı bir ses tonuyla konuşmasına devam eder;
- Şu benim en çok sevdiğim tavuk. İzin ver de onu son bir kez s*keyim.
- Hayır, olmaz.
- O zaman bana son bir şans ver.
- Neymiş o?
- Kümesin dışına çıkıp, şu ağaca kadar yarışalım. Kim kazanırsa tavuk onun olsun. Ama ben senden iki adım önde başlıyayım. Zira ben yaşlıyım.
Genç horoz bu teklifi kabul eder ve kümesten önce yaşlı horoz, ardından da genç horoz fırlar.
Birden GÜÜMM diye bir silah sesi duyulur. Genç horoz kanlar içinde can verirken silahı ateşleyen mal sahibi yanındaki arkadaşına döner;
- Ulan bu oğlancı çıkan onuncu horoz be.


fıkranın devamı

Kendini bildi bileli mor menekşeyi çok severdi. Çocukluğunun geçtiği ikikatlı evin bahçesinde bahar geldiğinde mor mor açar, mis gibi kokarlardı..Annesi mor menekşeleri hep duvar kenarına dikerdi..
gölgeyi sever menekşelerderdi..Oysa ögretmeni bitkilerin güneş ışınları ile fotosentez yaptığını anlatmıştı onlara .Bitkiler güneş ışığına muhtaçtı.Mor menekşeler ne tuhaf bitkilerdi , her bitki güneşi severken,onlar nedengölgeyi tercih ediyorlar diye düşündü durdu Hande...Küçük, ufacık aklı ile aslında menekşelerin diğer çiçeklerden farklı olduğunu keşfetmişti, işte belki de menekşeler
bu yüzden bu kadar güzeldi.Herkesden farklı olursan, bu hayatta değerli olursun yargısına varmıştı.Daha o yıllarda farklı olmak için uğras vermeye başladı. ilk olarak, okulda kimsenin yanına oturmak istemediği Hacer'in yanına oturmak istiyorum ögretmenim diyerek başladı farklılıklarla süren hayatı. Hacer bile şaşırmış şaşkın şaşkın bakıyordu onun yüzüne. Hacer çok dağınık, biraz anlama zorlukları olan problemli bir ailenin kızı idi. Hande ise mühendis Kamil Beyin biricik kızı. Ögretmen pek oturtmak istemedi önce Hacer'in yanına Hande' yi. Daha sonra bir tatsızlık çıkmasın
diye öğretmen Hande'nin annesini çağırdı.
Annesi eve geldiklerinde Hande'ye sordu :
- Neden yavrum Hacer in yanına oturmak istiyorsun?
Hande cevap verdi :
- Geçen baharda menekşeler ekiyorduk hani anne, o gün sen bana menekşeler
güneşi sevmez demiştin, oysa her bitki güneşi sever. Menekseler farklı, belki de
bu yüzden bu kadar güzeller. Hacer'in yanına kimse oturmak istemiyor. Ben farklı olmak istiyorum. Belki Hacer de güzeldir, onu fark etmek istiyorum, dedi.
Annesinin ağzı açık kalmıştı. İlkokul 4.sınıf öğrencisi kızının olgunluğuna hayran kalarak
- peki kızım kimin yanında istersen oturabilirsin, " dedi.
Pazartesi Hande Hacer'in yanında oturmaya başladı. Hem Hande tedirgindi, hem Hacer.Birbirleri ile hiç konuşmuyorlardı. Diğer kızlarda soğumuştu Hande'den. Nasıl Hacer gibidağınık, bir şeyi, iki kere anlatınca anlayan fakir bir kızın yanına oturmayı istemişti.En çok alınan doktor Cemal Beyin kızı Esin'di. Anne babaları her hafta sonu görüşüyorlar,
Hande ve Esin birlikte oynuyorlardı. Nasıl olur da kendi yerine Hacer'i seçerdi. Çok gururu kırılmıştı Esin'in. Hande ile konuşmuyordu.Birgün Hande ve ailesi Esinlerle dağ köylerinden birinde gerçekleştirilecek bir panayıra katılmak için sözleştiler. Hande gene Esin'in somurtacağını bildiği için gitmek istemiyordu.İçin için de Hacer'e kızmaya başlamıştı arkadaşları ile arasının bozulmasına sebep olmuştu.Neden sanki bu kadar dağınıktı, neden her şeyi iki kerede anlıyordu? Yoksa aptal mıydı?Sonra menekşeleri hatırladı hemen düşüncelerinden utandı. Hacer farklı diye yargılamaması gerekiyordu. Hacer'in, kimsenin bilmediği güzelliklerini keşfedecekti. Buna tüm gücü ile inandı. Panayıra gittiklerinde Esin somurtarak karşısında oturuyordu, Hande ile konusmuyordu.
Hande canı sıkıldığından biraz dolaşmak için annesinden izin aldı. Köy yolunda yürümeye başladı. Hava iyice soğumuş ve ayaz iyice artmıştı, kar atıştırmaya başlamıştı. Hande karı çok seviyordu, yürüdü, yürüdü. Köye gelmişti. Bir evin önünde durdu. Evin penceresinde ki saksıya gözü
ilişti. Gözlerine inanamıyordu, bunlar mor menekşelerdi. Ama kıştı ve menekşeler soğuğu hiç
sevmezlerdi eve dogru bir adım attı. Kapıda beliren gölgeyi çok sonra fark etti bu Hacerdi.
Hande'ye gülümsüyordu.
- Hoşgeldin Hande buyurmaz mısın?, dedi.
Biraz ürkek, şaşkınlıkla kapıya doğru ilerledi Hande ve içeri girdi. Oda sıcacıktı odun sobası
her yeri ısıtmıştı. Menekşeler diyebildi sadece Hande...
- Bu soğukta ?
Hacer gülümsedi ;
- Onlar annem için, annem onları çok sever.
Sonra yatakta yatan kadını fark etti Hande.
"Annen hasta mı?" dedi.
"Evet 2 sene önce felç oldu ona ben bakıyorum, bizim kimsemiz yok, birtek ineğimiz var onunla
geçiniyoruz. Ama tüm işler bana baktığı için derslere çalışacak pek vaktim olmuyor, dedi Hacer
utanarak. Bir de bizim köyden şehre araç yok, bu yolu her gün yürüyorum o yüzden de çok yorgun
okula geliyorum dersleri anlamakta güçlük çekiyorum. Hande'nin gözleri dolmuştu. Dışarıdan gelen ses ile kendine geldi. Annesi onu arıyordu. Çok merak etmiş olmalıydı. Dışarıya koştu ve annesine sarıldı, ağlıyordu. Bir müddet sonra anne bu Hacer diye tanıştırdı sıra arkadaşını. Hacer'in yaptığı sıcak çorbadan içtiler birlikte. Hande annesine anlattı Hacer'in hayatını, ağlayarak.
"Bir şeyler yapalım anne" dedi.
O hafta annesi ve Hande, Hacerlere gidip annesi ve Hacer'i kendi evlerine taşıdılar. Hacer artık Handeler den okula gidip geliyordu, ne dağınıktı, ne de aptal. Sınıfın en iyi öğrencisi olmuştu. Seneler geçti Hacer ve Hande bir arkadaş değil, iki kız kardeşlerdi artık. Mor menekşeler Hande'ye Hacer'i armağan etmişti. Hacer'e ise hem Hande'yi, hem hayatı. Seneler sonra ikisi de evlendi. Hacer şimdi bir doktor. Hande'den vicdanın ne kadar önemli olduğunu öğrendi, hastalarına vicdanıyla birlikte şifa dağıtıyor. Hande ise bir ögretmen. Çocuklara farklı olan şeyleri sevmeyi de ögretiyor. Bir kızı var
adı, Hacer Menekşe. Hayatta en çok sevdiği iki şeye birini daha ekledi Hande.
LÜTFEN SEVGiNiZE ÖNYARGI KOYMAYIN.
HERŞEY SEVİNCEYE KADAR FARKLIDIR
SEVDİKTEN SONRA İSE SEVGİNİN DİLİ HEP AYNIDIR
fıkranın devamı

Laz gazetedeki iş ilanı üzerine gelmiş ve sırası gelince görüşmeye girmiş. İş ilanında üniversite mezunu, iyi fransızca konuşan, pazarlama konusunda tecrübeli bir yönetici arandığı yazıyormuş.
- Hoşgeldiniz, hemen başlayalım. Hangi üniversite mezunusunuz?
- Üniversite mezunu değilim.
- Öyle mi? O zaman yabancı dilinize güveniyor olmalısınız.
- Yabancı dil bilmem.
- Demek bilmiyorsunuz. O zaman tecrübenize güvenerek geldiniz.
- Pazarlama konusundan anlamam.
- O zaman niye geldiniz canım kardeşim ?
- Bu işte bana güvenmeyin. Onu demeye geldim.
fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama