Nasreddin Hoca’nın iki karısı varmış. Aralarında kıskançlık, geçimsizlik başgösterince, her ikisine de birbirinden gizl...
fıkranın devamı
Ruh çağırmaya düşkün ve ölümden sonra yeniden dirilişe inanan iki sevgili, birbirlerine söz vermişlerdi. Hangisi önce ölürse, öteki tarafından "çağrıldığında" hemen gelecek kendisine sorulan her soruyu doğru olarak yanıtlayacaktı.
John öldükten birkaç ay sonra sevgilisi Martha, birbirlerine verdikleri bu sözü anımsadı ve John'un ruhunu çağırdı, onunla konuşmaya başladı:
"Birbirimize verdiğimiz sözü anımsıyorsun değil mi, John?" dedi. "Bana oralar hakkında biraz bilgi vereceksin, değil mi?"
John tane tane anlatmaya başladı:
"Burada bulut denen şey yok, gök her gün masmavi, güneş her zaman pırıl pırıl, öğleden sonraları tatlı bir meltem esiyor, geceler ise sımsıcak..."
Martha, biraz daha ayrıntı öğrenmek istedi. John, herşeyi çekinmeden anlattı:
"Sabahları saat onbirde uyanıyoruz... Nefis bir kahvaltıdan sonra plaja gidiyoruz...
Önüm, arkam, sağım, solum, dünyanın en güzel kadınlarıyla dolu...
Tümü üstsüz olarak dolaşıyor ya da yatıp, güneşleniyor. İçlerinden gözüne çarptıklarım, kendilerini tutamıyorlar, ya başımı ya da vücudumun başka bir yerini okşuyorlar ve bana çok çok güzel şeyler söylüyorlar...
Kimileri daha ileri gidip, bana sarılıyorlar, beni kucaklıyorlar...
Öğle yemeğinden sonra özel odalara çekilip, bir iki saat şekerleme yapıyoruz...
Sonra da harika bir gece yaşamına başlıyoruz. Gece de, gündüz de aşk ve eğlence içinde burası..."
Martha bir yandan kendini frenleyip, kıskançlığını belli etmemeye çalışırken, bir yandan da hafif bir öfkeyle mırıldandı:
"Bizim cennet diye bildiğimiz, meğer böyle bir yermiş, ha?"
John birden sesini yükseltti:
"Sana cennetten söz eden kim?" dedi. "Ben şimdi şirin bir fino köpeğiyim ve şu anda sahibim bayanla Miami'de tatildeyiz...
fıkranın devamı
Kadın sabah kalktığında her zamankinin aksine gülümseyerek oldukça mutlu görünüyordu.kocas...
fıkranın devamı
Temel'in karisi Fadime çok kıskançmış. Temel'in elbiselerini kontrol eder sac bulursa cin gar
fıkranın devamı
Temel gerdege girmeden az önce ortadan kaybolunca arkadaslari onu bir odada bulduklarinda sasir...
fıkranın devamı
Temel'in karisi Fadime çok kıskançmış. Temel'in elbiselerini kontrol eder saç bulursa cıngar ...
fıkranın devamı
Yeni evlenmiş karı koca Ahşap bir evin ikinci katında kalıyorlar Adam öylebir kıskanç ki so...
fıkranın devamı
Bu burcun insanının en belirgin özelliği cesur olmasıdır.O kadar cesurdurlar ki, enflasyonu yüzde binbeşyüzlere fırlatacağını bile bile, her hangi bir partiye üst üste iki kere oy verebilir; sırf afet bir kadın diye AIDS' li bir hatunla yatabilir; şeriatçı ve küfürbaz bir milletvekilinin karşısına Atatürk posteriyle çıkabilir; Reha Muhtar' ın sunduğu bir haber programını sonuna kadar izleyebilir; azar işiteceğini bile bile minibüs şoföründen o anda çalmakta olan Müslüm Abisinin kasetinin sesini kısmasını isteyebilir ve en tehlikelisi ise genç yaşlarında evliliği düşünebilir. Bu burcun erkekleri seks düşkünü iken, kadınları seksapel düşkünüdürler. Bu burcun kadın ve erkeği yanyana gelmeye görsünler, hemen chat yapmaya başlanır. Koç erkekleri, ne olur ne olmaz diyerek daha şimdiden 10 koli viagra stoku yapmışlardır. Bu on koli viagranın bir gün kullanılma ihtimaline karşılık olarak Koç kadını da kendisine on tane spiral taktırmıştır.
Koç burcu erkekleri çok meraklıdırlar ve çoğu maceraları karakolda biter. Örneğin, yağmurlu bir bahar gününde gitttikleri Topkapı Müzesi' nde, sırf alarmın çalışıp çalışmadığını öğrenmek için Kaşıkçı Elması' nın bulunduğu bölüme çekiçle vururlar.
Koç burcu kadınları sevgiye çok önem verirler(bilindiği üzere diğer burçlar sevgiye zerre kadar önem vermezler) ve çok kıskançtırlar. Ya benimsin ya toprağın, derler.
Koç Burcu mensuplarının diğer özelliklerine gelince:
Uğurlu günü : Sallanmayan salı
Uğurlu devesi : Yok deve!
Uğurlu ayakkabısı : Spor ayakkabısı
Uğurlu dizisi : Koçluğun Hikayesi
Uğurlu tv Sunucusu : Uğur Dündar
Tuttuğu takım : Şereflikoçhisarspor
Uğurlu taşı : Beşiktaş
Seyahat ettiği otobüs firması : En Hakiki Koç Kurizm
Hayata veda etttiği mevsim : Kurban Bayramı
Sevdiği Film : Pamuk Prenses ve 7 Koç Gibi Delikanlı
Burcun ünlüleri : Şereflikoçhisar, Engin Koç, Gülcihan Koç, Koç Turizm, Koç Bank, Koç' ero, Koç' aklama, MalKOÇoğlu
En büyük hatası : Ecele gitmek amacıylan acele etmek
En büyük arzusu : Puan ve averaj farkıyla lider olmak
En sevdiği müzik : Marşlar ve oyun havaları
En sevdiği tornavida : Yıldız tornavida
En hoşlandıkları vapur hatttı : Üsküdar- Harem arası
Sevdiği su : Gül suyu
En sevdikleri sigara : Sigara böreği
Tercih ettiği yüzme stili : Boynuzlama
Gezmekten hoşlandığı yer : Konya Ovası
Sevdikleri gıda maddesi : Koç yumurtası
En beğendikleri şiir klibi : Ben sevdim mi koç gibi severim
Tersinden okumasını en çok sevdikleri kelime: Çok
Sevdikleri Aktris : Hülya Koç' yiğit
2005 YILINDA SİZİN AÇINIZDAN NELER OLACAK: Herhangi bir suçtan yiyeceğiniz ceza için hiç üzülmeyin, aslanlar gibi medya arkanızda olacak. Tanrılar kurban istediği zaman, yine ilk akla gelen siz olacaksınız. Şimdiye kadar Türkiye sizden gurur duyarken, 2005 ortalarından itibaren hicap duymaya başlayacak.
fıkranın devamı
Temel gerdeğe girmeden az önce ortadan kaybolunca arkadaşları onu bir odada bulduklarında şaşırmıştılar.Çünkü Temel eline bir kutu yeşil boya almış s.kini boyuyordu.
Arkadaşları
- hayrola Temel ne yapıyorsun deyince
Temel
- Fadime şaşırırsa onu vuracağum.
fıkranın devamı
2002'nin Nisan ayıydı. Üniversite 2. sınıftaydım. Havalar hızla düzeliyor, değişen havada içimiz coşkuyla doluyordu.. Oda arkadaşlarımın sınıf arkadaşlarıyla pikniklere gidiyorduk. Kendim hiç arkadaş edinemediğimden, onlarla olmaktan mutluluk duyuyordum.
Aralarında Cihan adında bir genç vardı ki...
Dünya iyisi, dünya tatlısıydı. Çok hoşlanmıştım ondan..
29 Mayıs 2002 günü oda arkadaşımın doğumgününü kutlamaya gittiğimizde nihayet duygularını açıklamayı başarmış, uğraşlar sonunda bana aşık olduğunu söyleyebilmişti.
Aslında onunla çıkmak değildi niyetim; bencilce beni sevmesini istiyordum. Daha doğrusu, çıkarsak, kıymetim kalmaz, diye düşünüyor; bana hep böyle tatlı tatlı baksa, diyordum.
Ama o kadar iyi niyetliydi ki, ona kanmam o kadar da zor olmadı..
Haziran ayının ortasında okullar tatile girmiş ve biz neredeyse(aynı şehirde olmamıza rağmen) görüşememiştik. Çünkü çok kıskanç bir babam vardı ve beni dışarı bile bırakmak istemiyordu..
Okullar tekrar açılıp geri döndüğümüzdeyse, o aşktan eser kalmamıştı. En azından benim için.. Oysa beni hala çılgınca seviyordu.. 15-20 günlük bir görüşmeden sonra beni nasıl sevebilmişti bu kadar, bilemiyorum..
Ona açıldım. Araya uzak mesafeli ayrılık girdiğinden, bu ayrılığın beni ondan soğuttuğundan bahsettim. Ağladı, ağladı...
"Yeter ki benden ayrılma, yanımda ol, sevmesen de razıyım." dedi. Ağlamasına dayanamayıp kabul ettim. Birkaç defa daha aynı şey tekrarlandı. Sonuç yine aynı..
Kör,topal 1,5 sene sürdü. Sonunda tahammülüm kalmamış, her şeyi, üzülüp ağlamasına rağmen bitirmiştim.
Ama bu da kar etmedi. Defalarca arayıp barışmak istedi. Ona son derece değer veriyordum. Onu kıracağıma, dünyayı karşıma alabilirdim. Ama aşk bu. Olmayınca olmuyordu.
Bu zamandan sonraki 1,5 yıl yolda her karşılaşmamızda arkasını dönüyor, heyecanlı hareketlerle benden kaçıyordu. Selam da vermek istemiyordu. Ama beni sevdiği gözlerinden, hareketlerinden okunuyordu. Oda arkadaşlarımdan aldığım duyuma göre, beni unutması için çevresi, ona 2 kız bulmuş, fakat o beni unutamadığını söyleyerek onlardan ayrılmıştı.
.......
Bu arada ben de üniversite öğrenimimi tamamlamış, yüksek lisansa başlamış; bulunduğum ilin bir ilçesinde Öğretim görevlisi olarak kalmayı başarmıştım.
Bir sabah derse gitmek üzere otobüse yetişmek için koştuğumda, ONU gördüğümü zannettim. Uyku sersemi olmama rağmen, hareketlerinin heyecanından onun da beni gördüğünü ve bunca zaman sonra Hala unutamadığını anladım.
Ama kim takar?.. Derse geç kalmak benim için ÖLÜMDÜ.
Keşke ölüm sadece derse geç kalmaktan ibaret olsaydı da, onu gördüğüm anın kıymetini bilseydim...
Ama keşkeler hiçbir şeyi geri getirmiyor..
Beni gördüğü gün, çok üzülmüş, arkadaşlarının yanına gidip çok hastalandığını söylemiş.. Boğazı şişmiş veee.. bilincini kaybettikten
BİRKAÇ GÜN SONRA KOMAYA GİRMİŞTİ..
78 gününü komada geçirdikten sonra HAYATA GÖZLERİNİ YUMDU..
Ağlamak, bağırmak, çırpınmak insanları geri getirebilseydi, inanıyorum ki, Cihan'ı Rabbim geri gönderirdi benim ağlamalarıma dayanamayıp. Öleli 8 ay olmasına rağmen bir an için bile olsa, hayali gözlerimin önünden gitmiyor.
Hiçbir işe yaramayacağını bilsem de, KEŞKE ONU ÜZMESEYDİM, onunla evlenseydimm..
Ama hak ettim ben böyle bir cezayı..
Şu an AŞKTAN o kadar korkuyorum ki...
fıkranın devamı
Hayvanlar, kendi aralarında, en zeki hayvan yarışması düzenlemişlerdi. Her hayvan, kendini hayvanların en zekisi sandığından, bu yarışmayı kazanacağını sanıyordu. Ama hepsi de yarışmanın birinciliğine iki güçlü aday olduğunu bilmekteydi; bu adaylardan biri tilki, biri de sansardı. Kurnazlıkta, zekada, bu ikisine üstün başka hiçbir hayvan yoktu. Bu yarışmayı ya biri, ya öbürü kazanacaktı.
En zeki hayvan yarışmasının yapılacağı gün yaklaştıkça, yarışma birinciliğine iki güçlü aday olan sansarla tilki arasında korkunç bir rekabet başlamıştı. Bu iki zeki hayvan birbirlerine düşman olmuşlardı. Sansar tilkinin, tilki de sansarın kazanmaması için, elinden geleni yapıyordu.
Sansar,
- Tek tilki kazanmasın da, zarar yok, ben de kazanmamaya razıyım... diyordu.
Tilki de,
- Tek sansar kazanmasın da, kim kazanırsa kazansın... diyordu.
Durum bu denli düşmanlığa varınca, sansarla tilki, en zeki hayvan yarışmasının birinciliği için başka bir aday aramaya başladılar. Öyle bir hayvan bulmalıydılar ki, zeka konusunda kendileriyle yarışa çıkamasın, onlara bir zararı olmasın, yani hayvanların en aptalı olsun. Araya araya buldular bu hayvanı: Öküz...
Bir sabah sansar, yemyeşil bir çayırlıkta otlamakta olan öküzün yanına gidip,
- Merhaba öküz kardeş, diye söze başladıktan sonra, öküzün zekasını övmeye başladı.
Öküz büyük bir alçakgönüllülükle gülümseyerek,
- Benimle alay mı ediyorsun sansar kardeş? dedi.
Sansar,
- Ne diye alay edecekmişim, dedi, hayvanların en zekisiyle alay etmek haddime mi kalmış...
Sansar, öküzü hayvanların en zekisi olduğuna inandırmak için diller döktü. Bununla da yetinmeyip öbür hayvanları da, öküzün en zeki hayvan olduğuna inandırmaya çalıştı. Sansardan sonra çayırda otlayan öküzün yanına tilki gitti. Kendisine bön bön bakan öküze,
- Ah öküz kardeş, dedi, gözlerinden zeka kıvılcımları çıkıyor. Öküz,
- Ben her ne kadar öküzsem de sandığın kadar da öküz değilim, kendimi bilirim, dedi.
Tilki,
- İnan olsun öküz kardeş, dedi, senin o zeka kıvılcımları çakan pırıl pırıl gözlerine bakarken, ipnotize olup kendimden geçiyorum. En zeki hayvan yarışmasının rakipsiz tek adayı sensin.
Tilki, öküzün zekasını tanıtmak için, can düşmanı sansardan daha büyük bir reklam kampanyasına girişti.
Hayvanlar, öküzün zeki olmadığını, yarışmayı kesinlikle kazanamayacağını elbet biliyorlardı. Ama sansarla tilkinin, kendilerinden baskın çıkıp en zeki hayvan seçilmemesi için, öküzün zeki olduğu yalanına inanmadıkları halde inanmış göründüler. Birbirlerine öküzün ne büyük zekası olduğunu ballandıra ballandıra anlatmaya başladılar.
- Aman zürafa kardeş, bizim öküz yok mu, ben onun kadar zeki hayvan görmedim...
- Hiç bilmez olur muyum, devekuşu kardeş, öküz benden bile zekidir. Sen ne dersin leylek kardeş?
- En zeki hayvan yarışmasında ben oyumu, gözümü kırpmadan öküze vereceğim. Dağlar, taşlar, ormanlar, çöller, kayalar, dereler, hayvanların öküz övgüleriyle yankılanıyordu:
- Hayvanların en zekisi öküzdüüüür!
- Öküzden daha zeki hayvan yoktuuuur!
- Bizim en zekimiz öküüüüz!
Bütün hayvanların bu yoğun propagandası karşısında öküz de yavaş yavaş, gerçekten hayvanların en zekisi olduğuna inanmaya başlamıştı. Kendi kendine şöyle diyordu:
- Çakal, sansar, tilki, bütün hayvanlar söylüyor, hayvanların en zekisi benmişim. Hepsi de aldanmıyor ya, öyleyse dedikleri doğru...
Yarışma günü geldi. Bütün hayvanlar, öküzün hayvanların en zekisi olduğunda anlaştılar. Böylece öküzün hayvanlar toplumundaki yeri, işi, görevi, düzeyi, yükselmiş oldu. Öküz artık kasıla kasıla yürüyor, şişine şişine böğürüyor, yayıla yayıla kuyruk altından mayıs bırakıyordu.
Gel zaman, git zaman... Hayvanlar arasında, çiftesi en pek hayvan yarışması yapılacaktı. Hiç kuşkusuz, çiftesi en pek hayvan, ya at yada katırdı.
Eşek de,
- Benim de çiftem güçlüdür! diye araya giriyorduysa da, katırla atın çiftesi yanında eşeğin çiftesinin adı bile geçmezdi.
Katır atın, at da katırın çiftesi en güçlü hayvan diye seçileceğinden korkuyordu. Bu iki hayvan arasında tarih boyunca süren kanlı bir çifte atma rekabeti vardı. Bu iki can düşmanı, yarışma günü yaklaştıkça birbirlerine atıp tutmaya başladılar. At şöyle diyordu:
- Hıh, katırın çiftesi de çifte mi sanki... Öküz bile ondan daha sert çifte atar. Babası eşek olan bir hayvanın çiftesinden ne çıkar..
Katır da şöyle demekteydi:
- Atın çiftesiyle sinek bile ezilmez. Öküzün çiftesi bile atınkinden daha güçlüdür.
At derede su içmekte olan öküzün yanına gidip ona şöyle dedi:
- Ey sayın öküz, sen dünyanın yalnız en zeki değil,hem de çiftesi en güçlü hayvanısın!
Art sol ayağıyla bastıgı taze fışkıdan fos diye bir ses çıkaran öküz,
- Aman at kardeş, dedi, sen varken benim çiftemin lafı mı olur.
At üsteledi:
- Yoo, sayın öküz, sen bir çifteyle katırı devirirsin. Boşuna alçakgönüllülük gösterme.
At gitti, arkasından katır, öküzün yanına geldi,
- Dünyanın çiftesi en güçlü hayvanı sayın öküze saygılarımı sunarım, dedi.
Öküz, bu sözlere önce inanmak istemedi, ama katır,
- Benim çifte de, atın çiftesi de seninkinin yanında hiç kalır.. deyince,
- Ben onlardan daha iyi bilecek değilim ya... diyerek,
çiftesinin pekliğine inanmaya başladı.
Her hayvan kendini çiftesi en güçlü hayvan sanıyordu. Horoz bile, mahmuzuyla çifte atabileceğini sanmaktaydı. İşte bu yüzden bütün hayvanlar, çiftesi zayıf bir hayvanın çiftesi en pek hayvan olarak seçilmesini istemekteydi.
Yarışma günü geldi. Bütün hayvanlar, öküzün çiftesi en güçlü olduğunda birlik gösterdiler.. Böylece en zeki hayvan olan öküzün çiftesi en güçlü hayvan olarak da hayvanlar toplumundaki yeri, işi, görevi, düzeyi daha da yükseldi.
Gel zaman, git zaman... Hayvanlar arasında hızlı koşma yarışı yapılacaktı. Her hayvan, hatta kaplumbağa bile, kendisini en hızlı koşan hayvan sanmaktaydı. Ama yine her hayvan içinden, en hızlı koşan hayvanın ya tavşan yada tazı olduğunu biliyordu. Hepsinin içinde de, her zaman, her yerde olduğu gibi, en güçlüye, en başarılıya düşmanlık, kıskançlık, çekemezlik duyguları vardı. Onun için, en hızlı koştuklarını bildikleri halde, tavşanla tazının yarışmayı kazanmasını istemiyorlardı.
Hızlı koşmada en amansız rakip olan tavşanla tazı, yarışma günü yaklaştıkça birbirlerine can düşmanı olmuşlardı. Tazı,
- Ben birinci olmayacaksam, öküz olsun daha iyi... diyordu.
Tavşan da aynı düşüncede olduğundan öküze gidip,
- Sen yalnız en zekimiz, en çiftesi güçlümüz değil, hem de bizim en hızlı koşanımızsın sayın öküz, dedi. Öküz, tavşana,
- Tazı da senin gibi düşünüyor... dedi.
Yarışma günü gelip çattı. Bütün hayvanlar koşmaya başladılar. Hızlı koşabilenler, rakipleri birinci olmasın diye birbirlerini çelmelediklerinden, önleyip engellediklerinden düşüp devriliyorlardı. Hepsi de, içlerinde en yavaş koşan öküzün birinci gelmesini istiyorlardı, ona yol veriyorlardı. Bunun sonunda öküz birinci oldu.
En zeki, en çiftesi pek, en hızlı koşan hayvan seçildiğinden, öküzün hayvanlar toplumundaki yeri, düzeyi, işi, görevi daha da yükselmişti. Öküzün burnu büyümüştü, yanına varılmıyordu artık.
Gel zaman, git zaman... En yakışıklı hayvan seçimi yapılacaktı. Bütün hayvanlar kendilerini en yakışıklı sanmaktaydı. Ama hepsi de en güzel hayvanın dağ keçisiyle geyik olduğunu da biliyorlar, bu iki güzel hayvanı kıskanıyorlardı. Tek onlar birinci seçilmesin de, isterse öküz en yakışıklı, en güzel hayvan seçilsin...
Geyikle, dağ keçisine gelince, bu iki rakip birbirlerinin aleyhine propagandaya girmişlerdi. İkisi de birbirlerinin çok çirkin olduğunu yayıp duruyordu. Dağ keçisi geyik, geyik de dağ keçisi için,
- Öküz bile ondan yakışıklıdır... diyordu.
Öbür hayvanlar da, yalan olduğunu bildikleri halde öküzün en yakışıklıları olduğuna inanmış görünmeye başlamışlardı. Seçim günü geldi. Bütün hayvanlar oylarını öküze verdiler. Böylece öküz en yakışıklı, en güzel hayvan seçildi. Bu seçimden hayvanların en güzeli, en yakışıklısı olan geyikle dağ keçisi bile memnundu.
Gel zaman, git zaman... Hayvanlar arasında en yırtıcı olanı seçilecekti. İki aday vardı, biri kurt, biri de kuş... Kuş deyince serçe kuşu değil, kartal. Kurtla kartaldan daha yırtıcı hayvan yoktu. Ama yine.de bütün hayvanlar, bu gerçeği bildikleri halde, kendilerinin en yırtıcı olduğunu sanıyorlardı.
Kartal, yatıp geviş getirmekte olan öküzün yanına gitti:
- Sayın öküz, dedi, akılsız kurt, kendisini senden daha yırtıcı sanıyor. Öküz,
- Ben hiç yırtıcı değilimdir, dedi, çünkü ot yerim.
- Yooo, hiç alçakgönüllülük göstermeyin boşuna... Siz kurda göre çok daha yırtıcısınız.
Az sonra da yanına gelen kurt, öküze,
- Dünyanın en yırtıcı hayvanını selamlarım... dedi.
Öküz,
- Yanılıyorsun kurt kardeş, dedi, evet ben en zeki hayvanım. Evet, en çiftesi pek hayvan benim. Evet, en hızlı koşan hayvan benim. En yakışıklı hayvan da benim. Ama en yırtıcı değilim. Sen benden çok daha yırtıcısın.
- Hayır, hayır... İstersen sen benden üstün olabilirsin yırtıcılıkta...
Seçim günü gelip çattı. Öküz, hayvanların oybirliğiyle en yırtıcı hayvan seçildi. Bu birincilikten sonra, hayvanlar toplumundaki yeri, işi, düzeyi daha da yükseldi.
Gel zaman, git zaman... Hayvanların en düşünür olanı seçilecekti. Elbette bu yarışmada en güçlü iki aday kazla hindiydi. Her zaman olduğu gibi, bu iki güçlü aday birbirlerine düşünce, yine öküz en düşünür hayvan seçildi.
Gel zaman, git zaman... En koruyucu hayvan seçimi yapılacaktı. Elbette hak, çoban köpeğiyle kurt köpeğinden birinindi. Ama en koruyucu hayvan seçiminde çoban köpeğiyle kurt köpeği bile oylarını öküze vermişlerdi. Öküzün,
- Ben kendimi bile koruyamam... demesi, seçilmesini önlemedi. Ama seçimden sonra, öküz de kendisinin en koruyucu hayvan olduğuna inanıp böğürerek, köpek taklidi yapıp havlamaya çalıştı.
Gel zaman, git zaman... En büyük hayvan seçimi yapılacaktı. Ya fil, ya deve kazanacaktı yarışmayı. Ama karınca bile kendini hayvanların en büyüğü sandığından, fille deveyi büyüklükte çekemiyor, başka bir hayvanın birinci olmasını istiyordu. Fille deveye gelince, onlar da birbirlerine düşmüşlerdi. Seçim yapıldı. Çok demokratik bir seçim olmuştu. Öküz, seçimi kazanmış, hayvanların en büyüğü seçilmişti.
Artık böbürlenmesinden, öküzün yanına varılamıyordu.
Gel zaman, git zaman... En sütlü hayvan yarışması yapılacaktı. Yarışmayı, ya ineğin ya mandanın kazanacağı biliniyordu Ama gelgelelim, memeleri olmayan, bütün yaşamında bir damla süt bile görmemiş olan tavuklar bile, kendilerini en sütlü hayvan sanıyorlar, bu yüzden de mandayla ineği kıskanıyorlardı. Aralarındaki rekabet yüzünden birbirlerine düşmüş olan mandayla inekse, tek rakibi birinci olmasın diye, öküzün en sütlü hayvan olduğunu söylüyorlardı. Manda, öküzün yanına gidip, ona en sütlü hayvan olduğunu söyleyince, öküz,
- Siz beni kızkardeşim inekle karıştırdınız galiba, dedi, ben hiç süt vermedim şimdiye dek... Memelerim de yok. Manda,
- Maşallah siz o kadar sütlü bir hayvansınız ki, dedi, süt vermek için memeye bile ihtiyaç yok.
Arkadan inek, öküzün yanına geldi. Ağabeyine en sütlü hayvan olduğunu söyledi. Öküz,
- Yahu, memem bile yok ki, süt vereyim... dedi. Öküz böyle söylerken, biyandan da işiyordu. Bunu gören inek,
- İşte, işte bak ne güzel de süt veriyorsun! diye bağırdı. Öküz,
- Ne sütü yahu, işiyorum... dedi. İnek de ona,
- Demek sen şimdiye dek hep süt işiyormuşsun da haberin bile yokmuş... dedi.
Bütün hayvanlar, başta en sütlü hayvan olan mandayla inek, öküzün en sütlü hayvan olduğunu yaymaya başladılar. Dağ-taş onların yaydıkları reklamla inledi.
- En yağlı süt, öküz sütü!
- Sütlerin en temizi öküzün sütüdür.
- Öküz öyle sütlüdür ki, süt işer!
Bu yoğun reklamlarla artık öküz de sidiğinin süt olduğuna, sanrı renkli süt işediğine inanmıştı.
Seçim zamanı geldi. Bütün hayvanlar, en başta da inekle manda, oylarını öküze verdiler. Böylece öküz, en sütlü hayvan seçildi.
Gel zaman, git zaman... Hayvanlara yeni bir başkan seçilecekti. Oldum bittim hayvanların başkanı elbet aslandı. Yine bir aslanın başkan seçileceğine hiç kuşku yoktu. Ama ne var ki, kaplan da başkanlığa adaylığını koymuştu. Kaplan,
- Ya o, ya ben!... diyordu.
Kaplan böyle diyordu ama, aslanın yine başkan seçileceğinden korkuyordu. Bunun üzerine "Ya o, ya ben!" diyen kaplan,
- Ne o, ne ben! demeye başladı.
Aslan da, kaplanın başkanlığa adaylığından sonra başkan olmaktan umutsıızluğa kapılmaya başlamıştı. Ya kaplanı başkan seçerlerse... Tek kaplan seçilmesin diye, aslan da,
- Ne o, ne ben! demeye başladı.
Bütün hayvanlar, hak etmediklerini, layık olmadıklarını bile bile hayvanların başkanı olmak istiyorlardı. Her başarılı, her güçlü kıskanıldığından, onlar da aslanla kaplanı çekemiyor, kıskanıyorlardı. İşte böyle böyle hayvanların başkanlığına öküz aday gösterildi. Çünkü hayvanlar, inanmadan öküzü en zekileri seçmişler, ama sonra sonra inanmaya başlamışlardı. Öküzü, yalan olduğunu bile bile, en sütlü hayvan, en güzel hayvan seçmişler, sonradan bu seçim resmileşince kendi yalanlarına inanmaya başlamışlardı. E böyle olunca, en zeki, en çiftesi pek, en hızlı koşan, en yakışıklı, en yırtıcı, en düşünür, en iyi koruyan, en büyük, en çok süt veren hayvan olan öküz, neden hayvanların başkanı olmasındı? Bu denli çok üstünlük ne aslanda vardı, ne de kaplanda... Kaldı ki, rakibi kaplan seçilmesin diye, tarih boyunca hayvanların başkanı olan aslan bile, öküzün başkanlığa kendisinden daha layık olduğunu söylüyordu. Yeni başkan adayı kaplansa,
- Başkanlık öküzün hakkıdır! diyor da başka bir şey demiyordu.
Öbür hayvanlara gelince, nasıl olsa kendileri başkan olamayacaklarına göre, onlara en az zararı olan, hiç de rakip saymadıkları öküzün başkan olmasını istiyorlardı. İşte böylece seçim zamanı gelince, bütün hayvanların oybirliğiyle öküz başkan seçildi. Başkan öküz, kendini gerçekten başkan sanarak başkan gibi davranmaya başlayınca, hayvanlar da bu davranışı karşısında onu gerçekten başkan sanmaya başladılar.
Hayvanların tarihini yazan gergedan, çağını yazdığı tarih kitabına bu olayı şöyle yazdı:
"Atla katır tepişir, olan eşeğe olur. Öyle zaman gelir, güçlüler birbirine girer, arada öküz bile başkan olur."
fıkranın devamı
Bir zamanlar gökyüzünde birbirlerini çok seven, bir bulutla yıldız vardı... Bulut, gökyüzünün en şeker, en pembe bulutu; yıldızsa, en parlak, umudu en çok yansıtan yıldızıydı...
Gökyüzündeki her varlık onların sevgisini kıskanırdı. Tatlı bir kıskançlıktı onlarısınkisi...
Ama biri vardı ki; bulut ve yıldızın ayrılmalarını yürekten istiyordu. Hem de, yıldızın en yakın arkadaşı olmasına ragmen.
Bulut biraz saftı, kimseyi kıramazdı. Yıldızsa, bulut için elinden gelen herşeyi yapabilir, herkese meydan okuyabilirdi. Zaten onun için bulutu, bir de çok sevdigi dostu, peri vardı.
Bir derdi oldugunda gider periye anlatırdı. Nereden bilebilirdi ki, perinin birgün bunların hepsini yıldızla bulutun ayrılmaları için kullanacagını?...
Bir gün nazar degdi bulutla yıldıza... Hiç yoktan bir sebep yüzünden tartıştılar. Bulut, çekti gitti, hatalı olmasına ragmen. Yıldızsa, ''Nasılsa bulutum beni seviyor, dönecektir...'' diye düşündü. Fakat hiç bir şey bekledigi gibi gitmedi. Bulut dönmedi. Kimbilir, belki de cesaret edemedi dönmeye...
Tek bir gerçek vardı ki; ikisininde çok üzgün olduklarıydı...
Gökyüzündeki iyilik melekleri bile agladılar onların durumlarına, ama ne fayda...
Ertesi gün, yıldız olanları en yakın dfostu periye anlattı. Periyse, göstermelik bir hüzne büründü. Eline büyük bir fırsat geçmişti. Artık hayatı boyunca kıskandıgı kişiye karşı kozları vardı elinde. O kişi; en yakın dostu yıldız olmasına ragmen, kullanacaktı kozlarını. Hem de büyük bir zevkle...
Bulutun yanına gitti ve yıldızın artık onu sevmedigini söyledi. Bulut ise üzüldü, boynunu büktü ama elinden hiçbirşey gelmeyeecegini düşündü. Çünkü yıldız inatçıydı. Bir kere ''olmaz'' dediyse bir daha 'olur' demezdi. Peri de, bulutun bu üzgün durumundan yararlanıp, ona olan sevgisini itiraf etti. Bulut da kimseyi kıramadıgı için, perinin yıldızın yerine geçmesine izin verdi...
Yıldız; günlerce bulutun dönmesini, ondan af dilemesini bekledi... Ama bulut gelmedi.
Bir gün yıldız, bulutun yanına gidip, konuşmaya karar verdi. Gece yola çıktı.
Bulut, dostu sandıgı periyle birlikte ayda eleleydi... Melekler dayanamayıp, tüm olan biteni anlattılar yıldıza... Çok üzüldü ve çaresiz, döndü arkasına gitti. Yavaş yavaş sönmeye başladı.
O günden sonra yıldız söndü, ışık veremez oldu. Bulutsa artık ne o kadar pembe, ne de o kadar kadifeydi. Yıldız, ilk zamanlar herşeyden vazgeçti, hayata küstü... Ama kolay pes etmezdi. Kısa bir süre sonra hayatla ilgili önemli kararlar verdi:
O güne kadar hiç görmedigi güneşin yanına gidecekti ve biraz daha ışık isteyecekti ondan. Çok geçmeden, görmedigi güneşin yanına gitti. Ondan yansıtması için biraz daha ışık istedi. Güneş ışık yerine sevgisini verdi yıldıza...
O gün bugündür, yıldız; dünyaya güneşin sevgisini yansıtır. Bulutsa; hep gözyaşlarını akıtır dünyaya...
Bir de yüreginde kopan fırtınaları...
fıkranın devamı
Telefonu sinirle birbirlerinin yüzüne kapamışlardı...
Elleri titriyordu kadının... Adamın aşkı artık onun taşıyamayacağı kadar fazlaydı. Hayalini bile kurmadığı bir aşktı bu. Geçmiş de o da çok sevmişti ama bu kadarını hiç hayal etmemişti doğrusu...
Genç adam onu kaybetmekten ölesiye çok korkuyordu. Aşkının şiddetiyle
kıskançlık krizleri de artmıştı. Genç kadının bütün gün ne yaptığından haberdar olmak istiyor, öğle yemeklerinde pilavının üstüne yoğurt koyup koymadığını bile merak ediyordu. Telefonlar ve kontroller bitmiyordu. Mail kontrolleri da buna eklenmişti... Etraftaki bütün erkek cinsiyet organları taşıyan canlılar genç adam için tehlike sinyalleri veriyordu... Kadının erkek arkadaşları mümkün olduğunca etraftan uzaklaştırılmıştı... Yemeğe gitseler, yan masadaki adam, bara gitseler biraz ilerideki yakışıklı sürekli
rahatsız ediyordu genç adamı... Sanki birisi sevgilisini kapıp kaçacakmış gibi davranıyordu...
Genç kadın, ilk zamanlar pek önemsemedi bu durumu... Aşkın ilk günlerinin iniş çıkışları diye düşündü. Aşk durgunlaştıkça bu da geçer diye hayaller kurdu... Bir türlü bitmek bilmedi ama... Sanki genç adamı aldatıyormuş gibi sürekli kontrol edilmek artık onu çileden çıkarmaya başlamıştı. Anlattığı hiçbir şeyi dinletemiyor, dinletse de anlatamıyordu. Garip bir çözülmezliğin içine düşmüşlerdi beraber... Genç adam sevgilisinin tüm yakınmalarını 'Sen erkekleri bilmezsin!' diye kesip atıyordu... Bir türlü anlayamadılar birbirlerini.
Tek çare kalmıştı. Bu kontrollerin sıkıntısını, genç adama aşatmak...
Kadınsı plan yapıldı...
Genç kadın, her tarafta adamı kıskandı. Belli etti. Kavga çıkardı. Huysuzluk yaptı. Adam yakındıkça 'Sen kadınları bilmezsin, alıverirler seni elimden' dedi. Sevgilisinin işyerine gittiğinde her kadının ismini sordu, bakışların hesabını sordu. Cep telefonundaki bütün mesajları okumaya, kadın ismiyle kaydedilmiş bütün telefonların listesini tutmaya başladı... Genç adam artık bunalmıştı... Kadın, adamın o güne kadar yaptığı bütün kıskançlık
törenlerinin en şiddetlilerini sahneledi arka arkaya.
Genç kadın sevgilisinin yaptığı garip hareketleri görmesi için olayı
uzattıkça uzattı... Adam pes etti en sonunda. Anladı... Kontrol edilmenin; hele ki yetişkin bir insan için, bu şekilde kontrol edilmenin ve potansiyel aldatıcı gözüyle bakılmanın rahatsızlığını hissetti... Aslında aşık olduğu birine nasıl eziyet ettiğini anladı. Kıskançlığın artık paranoyaya dönüştüğü ilişkilerin birden bire tam ortadan çatırdayacağını hissetti...
Kıskanılanın, kıskanç tarafı zaman zaman boğmak istediğini öğrendi. İlişkisiçatlayacağına kendisini çatlattı...
Onu yiyip bitiren her şeyi bir gece sakin düşünerek attı içinden...
Bir daha kıskanmadılar mı birbirlerini?
Kıskandılar tabi...
Ama hiç abartılmadı... Yaşananın aslında bir savaş değil de bir aşk olduğu unutulmadı...
fıkranın devamı
Temelin karisi Fadime çok kıskançmış. Temelin elbiselerini kontrol eder saç bulursa cıngar çıkarırmış. Bir gün Fadime saç bulamamış, yine cıngar çıkarmış:
- Uyy Temel, şimtu kel karularla mi oynaşaysun?
fıkranın devamı
Kategoriler
Dost Siteler
etiketlerSatışın İçinde Kabak Vasiyetini Hepsi Vampir Kapıcı Aldatma Muhallebi yigit-ozgur-1289 Adamı Fadimenin İlk Pipi Biyoloji Soğuk Mühendis Meşe Hayalet Ayı Meeee Memurum Burada Tecavüz Sarışın Giysilerin İşin MÜEBBET Tren Maymun Bunak Kaybettin Rahibe Yine Kırmızı Cennet Marangoz Tetikçi Kızılderili Boşuna Sihir Evli Ruhi İstikamet Limuzin Isırık Balık Porsche Papaz Temelin Ziraat yigit-ozgur-1016 İş Adam yigit-ozgur-1426