Kaleci Fıkraları

loading...


Bir yangında evin çatısında mahsur kalmş bir anne ve kucağında kundaklı bir bebeği... Asağıdakiler anneye, gerilmiş olan brandaya önce çocuğu sonra da kendisini atmasını öneriyorlar, fakat o kabul etmiyor, ne yaptılarsa kabul etmiyor. Alevler onlara ulaşmak üzere.... Bu sırada onları seyretmekte olan Temel, barıkatları asarak binanın dibine kadar gelir ve kadına seslenir:

-Abla korkma, at bebeği..bana. Ben Sürmene Spor' un kalecisiyim...

Kadın Temel' e inanır ve bebeği Temel' e doğru atar..Temel, nefis bir hareketle bebeği yere düşmeden yakalar, ayaga kalkar, iki kere yerde zıplattıktan sonra degajını yapar..

fıkranın devamı


bir gün halı sahata bir gol atmışım ORTASA HADAN KALECİ AAAAAAAAAAAA DİE KALDI ÖLE BENDE SEVİNÇTEN HAVALARA UCAMADIM!BİR GÜN FATİH'E İ.Ö.O.NEDA BİR PEALTI AGLARI DELDİ ADETA! SONRA 4 . OLDUK KUPA LDIK GAREK!! HOCADA YAZIK SEVİN Dİ???????



fıkranın devamı


İki yaşlı dost 70'li yaşlarına gelmiş iki adam, bir ömür boyu birbirlerinin en iyi dostu olmuşlardı...
Derken birgün bir tanesi ağır hasta oldu.. Ölüm döşeğindeyken yanında yine en iyi dostu vardı ve ona fısıldadı.
"Bana bir iyilik yap olur mu... Cennete gittikten sonra orda futbol oynanıyorsa lütfen bir şekilde bana haber ver.."
Öteki "Tamam..."dedi.. "Bütün hayatım boyunca en iyi dostum sendin, bunu senin için yapıcam.."
Ve birkaç dakika sonra da adam öldü....
Bir hafta sonra adam uyurken birden arkadaşının sesini duydu "Dostum..... sana bir iyi bir de kötü haberim var..."
Öteki hemen sordu.
"İyi haber nedir?"
"Cennette futbol oynanıyor....."
"BU HARİKA...!!! :))) Peki kötü haber nedir???"
"Yarınki maçta kalede sen varsın...

fıkranın devamı


İngiliz,alman,fransiz ve laz bir adaya dusuyolar.

bunlari bir kabile yakaliyor ve bagliyolar direklere.kabile sefi gelip bunlara..


-Benden getiremiyecegim birsey isteyen kurtulur, eger getirirsem derinizden kano yaparim diyor ve suda yuzen kanolari gosteriyor bir yandan


-İngiliz: bana manchester united takiminin kalecisinin imzaladigi bir futbol topu getir..


şef cadirdan cikariyo bi top.İngilizin istedigi top. ingiliz daha "ama nasil olur falan" demeye kalmadan yuzuyolar dooru suya


-Fransiz:bana 1820 napolyon sarabi getir diyo..ve kis kis guluyo..Şef giriyo cadira bi sise sarapla cikiyo..fransizin istedigi sarap.


fransizda aynen oda yuzulup suya.


-Alman:bana bir limuzin getir diyor.


Bi bes on dakka sonra ormandan bi limuzin gelip parkediyor.Fransizla ayni akibete ugruyor. laza geliyor sira.

-Laz diyor "bi cataliniz varmi"?


Şef:


-Salak mi lan bu herif?İstiycek bisey bulamamis mi diye dusunurken bir yandan da bi catal alip geliyor veriyor laza.

Laz catali vucuduna batirmaya basliyo ..
biyandan da diyorki.

-Aalin lan size kano alin size kano hadi bakiim..


fıkranın devamı


temel futbolcuymuş.kalecilik yaparmış.bir gün karısını maçına götürmüş.karısı seyredi yor diye canla başla çalışmış, ve 90 dakika hiç gol yememiş.maçtansonra bakmış karısı ağlıyor.sormuş
- "uyyyyyyyyyy hatun niye ağliyosün?"
hatun cevaabı vermiş:
- "seni top ile vuriyiler vuriyiler sen kaçamayidunda "


fıkranın devamı


Sarışının biri ilkokul öğretmeni olarak staja
başlar, çok heveslidir.

Birgün teneffüs sırasında bütün çocuklar futbol
oynarken bir çocuğun oyun alanının sonunda kenarda
durduğunu görür. Çocuğun iyi olup olmadığını
öğrenmek üzere yanına yaklaşır ve çocuk bir
sorununun olmadığını söyler.

Bir süre sonra sarısın çocuğun yine tek başına aynı
yerde durduğunu görür,içi rahat etmez ve tekrar çocuğa
yaklaşarak, "Senin arkadaşın olmamı ister misin?" diye
sorar, çocuk pek hevesli olmamakla birlikte "tamam" der.
ilerleme kaydettiğini düşünen sarışın öğretmen "Bütün
çocuklar topun peşinde koşturup oynarlarken sen neden
burada duruyorsun?" diye sorar. Afallayan
çocuk hayretle cevap verir:
"Çünkü.. ben kaleciyim!!!"

fıkranın devamı

Genç kadının biri ilkokul öğretmeni olarak staja başlar, çok heveslidir. Bir gün teneffüs s...
fıkranın devamı

Kadının biri doğum yapmak üzere hastaneye yatmışkadını doğumdan evvel ultrasyona sokmuşlar...
fıkranın devamı

Takımın bütün futbolcuları kadının peşindeydiler. Kadın kaleciden başlayıp, sağbek solb...
fıkranın devamı

Çapkın futbolcu, dans ederken sevgilisinin poposunu tutunca genç kıza sorar: - Hey, ne yapıyor...
fıkranın devamı

Karadeniz'de bir evde yangın çıkmıştı.Bir kadın kucağında çocukla damın tepesinde kalakal...
fıkranın devamı

Ingiliz takimlarindan birinin kalecisi sehrin en ünlü striptiz yildiziyla evlenir. Bir gün takim ...
fıkranın devamı

Karisi, çapkin kaleci kocasini yabanci bir kadinla sevisirken yakalar ve hisimla sorar: - Ne yapiyo...
fıkranın devamı

İngiliz,alman,fransiz ve laz bir adaya dusuyolar.bunlari bir kabile yakaliyor ve bagliyolar direkle...
fıkranın devamı

Bir futbol fanatigi adam birgün arkadisinin yanina gider. Arkadasi ise ölüm döseginde azraille b...
fıkranın devamı

Sarışının biri ilkokul öğretmeni olarak staja başlar, çok heveslidir.
Bir gün teneffüs sırasında bütün çocuklar futbol oynarken bir çocuğun oyun alanının sonunda kenarda durduğunu görür. Çocuğun iyi olup olmadığını öğrenmek üzere yanına yaklaşır ve çocuk bir sorununun olmadığını söyler. Bir süre sonra sarışın çocuğun yine tek başına aynı yerde durduğunu görür, içi rahat etmez ve tekrar çocuğa yaklaşarak;
- ''Senin arkadaşın olmamı istermisin?'' diye sorar, çocuk pek hevesli olmamakla birlikte;
- ''tamam'' der.
İlerleme kaydettiğini düşünen sarışın öğretmen;
- ''Bütün çocuklar topun peşinde koşturup oynarlarken sen neden burada duruyorsun?''.
Afallayan çocuk hayretle cevap verir;
- ''Çünkü ben kaleciyim''...
fıkranın devamı

Azeri Spiker Maç Sunarsa...

MAÇIN İLK YARISI
-Hollandalı Overmars'ın zerbesini(şutunu) kaleci Taffarel son anda defedebildi.
-4 degge (dakika) sonra Overmars'ın kapuya (kaleye) vurdugu zerbe,kapunun yanından geçer.
-Arif kapıcıyla (kaleciyle) karsı karsıya kalır: Kapuya vurdugu zerve,kapunun yanından geçer.
-İlk yarı golsuz sona eriy.

İKİNCİ YARI
-Cim-Bom 2'inci sehire (yarıya) de hucumlarla baslıyir.Hakan Şükür kapu diregine vurur,kapu diregi Arsenal'i golden klas eder (kurtarır).
-50'nci deggede Andre, sol cinahtan ilerlir,zerbesi kapunun ustunden geçer.
-70'nci degge...Brezilyalı Caponi'nin zerbesini sieman dergeder (kurtarır).
-81'inci degge...Okan'ın zerbesi mudafiyatcılar (defans) tarafından uzaklaştırılır.

UZATMALAR
-Oyunun esas vaktinde hesap acılmadı.Hakim,galibi muayyen etmek icin 30 degge teyin edir.Kızıl top (altın gol) prensibi kulveda olur.
-Karpak Maradonası Ruminyalı Hagi ile arsenal kapitanı adams arasında mukayese basverir.
-Henri'nin zerbesi...Ve Taffarel Galatasaray'ı yuz faizlik (yuzde yuzluk) golden klas eder.

VE PENALTILAR
-Son noktayı Rumenyalı Popescu vurur ve Galatasaray, 4-1 hesabıyla 11 metrelik zerbelerle Arsenal'ı UEFA Kubokunun (Kupası) finalinde maglubite ugratır. Galatasaray hem Turkiye Kubokunu kazandı, hem Turkiye Campiyonu oldu. Tebrisler Galatasaray...


fıkranın devamı

ATAN ALIR SPOR:
Mahalle maçları genellikle caddelerde yahut bahçelerde yapıldığı için topun
kaçma olasılığı olan çok yer vardır. Top bir yere kaçtığında topu kaçıran
takımın karşısındaki takım hemen,
"Atan alır spor." der.
Top onların sahasında auta çıkmış olduğu halde karşı takım topu almak
zorunda kalır.

ELİN AVANTAJI OLMAZ:
Takımlardan biri ataktadır. Defans oyuncusu topu elle keser fakat pozisyon
devam eder ve gol olur. Golü yiyen takım el var diye mızırdar. Karşı takım,
"Avantaj olm." der.
Hemen akabinde kaleci
"Ulan elin avantajı olmaz." diye haykırır.
Bir yere varılamaz. Kısır döngüdür.

ADAMIN GOL DİYOR:
Gol atılır fakat yiyen takım saymaz. Hep bir ağızdan "Direk ulan." diye
anırmaktadırlar. Fakat içlerinden biri, "Gol abi." der. Karşı takımdan bunu
duyan biri direk atlar ve,
"Ulan adamın gol diyor." diye serzenişte bulunur.
Gol sayılır, adam dövülür.

ABANMA YOK:
Genelde küçük çocuklar arasında yaygındır. Kaleciler abanma yok derler.
Aralarından yaşça büyük olanı "Lan karı mısınız." dese de abanma olmaz.

GÖNÜL ALMA:
Büyüklerle küçüklerin ortak oynadığı maçta büyüklerden biri gaza gelip küçük
bir çocuğa sert girince direk penaltı olur. Nerede olursa olsun. Küçük çocuk
sevilen bi simadır ve faulü yapan abidir. Penaltı kullanılır, genelde gol
olmaz çünkü kalede bir ayı vardır ve penaltıyı atan küçük çocuktur.

KALECİ DEĞİŞTİN 2 PENALTI:
Herhangi bir penaltı pozisyonunda kaleye hemen forvetin etkili silahlarından
biri gecmek ister çünkü o her mevkide iyidir.Buna karşılık karşı takıma
teselli olarak ekstra bir penaltı verilir. 1+1=2.

3 KERE SEKTİRME:
Kaleci degaj kullanırken eğer yanında bir rakip forvet varsa topu 3 kere
sektirir ve,
"Açılsana ulan üç kere sektirdim iste." der,
rakip açılır. Ne keyiflerdi bunlar be. Bak gözlerim dolu dolu oldu.

1'E 1 ATIŞ:
Çift penaltı sisteminde eğer birinci penaltı kaçarsa ikinci şans vardır ama
gol olursa ikinci şans kullanılamaz. Bunun mantığını hala çözebilmiş
değilim.

SAĞLIK ÖNLEMLERİ :
Bazen top insanin pek münasip olmayan bi tarafına gelir, herkesin reaksiyonu
aynidir:
"işe işe!."
Uygun araziye çiş edildikten sonra maça devam edilir.
Mahalle maçlarında her zaman saçı ince telli ve uzun olan kişiler vardır.
Bunlar geriden topu alip butun gucleriyle ileri kosarken kafalarini ileri
dogru atarlar. Amac gol atmak ya da rakibi çalimlamak degil, saclarin
ruzgarda ahenkle dans etmesini saglamaktir. Bu kisiler buyuyunce Ümit Davala
gibi olurlar.

TOP KURTARMA OPERASYONU:
Top zirt pirt araba altina kacar. Boyle durumlarda, sahadaki en celimsiz ve
en hop-zip kisi, en iri iri kisi tarafindan topu almaya gonderilir. Arabanin
altina kacan toplar tam ortasinda durur bazen, kimse yetisemez oraya. Bu
sefer tas atma ve sopayla itekleme fasli baslar. Arabanin egzosuna vurulan
birkac darbeden sonra top yuvarlana yuvarlana cikar bir taraftan; artik
kosarak maca geri donme zamanidir.

AT BAKIIM AABININ KILLI GOGSUNE...
Ya ne iirenc bisiiydi bu. Sen takimini kurmussun, pasa pasa macini
yapiyosun. Muhtemelen yasca ve boyutca senden buyuk olan eleman damlar, bu
gereksiz cumleyi sarfederek maca dahil olur, tadimizi tuzumuzu kacirir.

GOL DIIL OLM BEL USTU :
Minyatur kale maclarda elle tutulmasina engel olunmak icin getirilmis bir
cozumdur ancak bel ustu gibi kisiden kisiye degisen ve ispati zor bir kriter
getirdigi icin nice kavgalarin cikmasina, nice baslarin yarilmasina sebep
olmustur.

Iyi guzel de butun bu kavramlar kitabi olmadan, televizyon olmadan nasil
herkes tarafindan bilinebiliyo? Ben diyorum ki gizli bi orgut var, her
mahalleye bi adam gonderiyo bilmem kimin amcaoglu olarak bilmem kim de
orgutten. Sonra mesela hem gol hem penalti olunca agizlara kolayca
yerlesecek "giren gole penalti olmaz" cumlesini soyluyo, pozisyon geciyo,
cocuk evine donuyo ama ifade baki.

Oynayacak kisi sayisinin tek olmasi ve kimsenin oyundan cikarilarak kalbinin
kirilmak istenmemesi durumu sozkonusu olur sikca. bu durumda futbol kariyeri
en berbat durumda olan fasulyeden tabiri ile adlandirilarak birinci devre bi
takimdan ikinci devre bi takimdan oynatilarak ufacik yureklere ve beyinlere
adaleti yerine getirmis olma duygusu zerk edilir. Aksam herkes eve gidip
yattiginda da hep o gunku maci, varsa attigi golleri, kacirdiklarini, bir
sonraki maclarda yapmayi planladigi hareketleri hayallenerek uykuya dalar.
Bu planlanan ama becerilemeyen hareketlere girmiyorum. ben mahalle maci
kurallarinin nasil bilindigi sorusuna ise kalitsal diyorum.

Bazen kucukler kendi aralarinda oynarken eli torbali bi is donusu adami maca
dalip topu kucuklerin ayagindan alir ve aptal aptal seyler yapmaya baslar.
Eger adam yetenekliyse bi iki numara yapip cocuklarin aklini alir. En
konunda topa hizlica vurur. Cocuklar topu yakalayamaz ve top uzaga gider.
Eli torbali is donusu adami yaptigi ufak hareketten mutlu bir halde evinin
yolunu tutarken cocuklarin "hay ........., top ta .............. gitti, kim
alcek lan topu?" dedikleri duyulur.

ELDEN GOL OLMAZ :
Pasa pasa oynuyoruzdur, adamin tekinin eline carpar top, biz dikeriz topu,
hemen bi mahalle maci oyun kurallari uzmani portler oradan bi yerden ve der
ki, "Elden gol olmaz"! Ulan niye olmasin hasta misin sen? El karari
verilmisse, bunun sonucu frikiktir. Herkes de kabullenmistir elden gol
olmayacagini, hatta baraj bile kurulmazdi bazen. Ben de buyuyunce ogrendim
elden direk kaleye cekilip gol atilabilecegini. Ogrendim de ne oldu, o
caanim frikikler geri mi geldi?

UC ADIM ACILMAK:
"uc adim acilmak" denen olayi atlamak senelerini betonda top oynayarak,
dizinde o cok derin olmayan ama surekli yanan yaralarla dekore eden bicok
mahalle topcusunu uzecektir. Top frikik noktasina dikilir ve rakip barajin
ustune dogru adeta 'onnar orda diilmiscesine yurunur'. Kocaman uc adim
atilir ve baraj gogusle itmek suretiyle uzaklastirilir. Adimlarin
buyuklugunden sikayet edenler iki kere "o-ha" der.

TEKNIK VURMAK:
Penalti vuruslarinda en bickin forvet oyuncusu sahne alacagindan kalecinin
gozu korkar. Hemen ici rahatlatilir: "korkma olm, teknik vurcam".

KALECI DUZENI:
Mahalle maclarinda rastlanan pekcok tatsiz durumdan sadece biridir
kalecisizlik. Herkes kendisini ispatlamak ve golleri yagmur edip yagdirmak
İstediginden kimse kaleye gecmeyecektir. Adil duzen ilk "kalede son" diye
bagirani kayirmaktadir. Hemen arkasindan gelen "son bir", "son iki".. gibi
cigliklarin sonunda artik son kac oldugunun bir onemi kalmayan agir kanli
arkadas kaleye gecer. Kaleci gerek iki golde bir, gerekse dakka ayriyla
eldivenleri bir sonraki arkadasina teslim edebilir. Nizam boyle emreder.

Arkadasin biri iyi orta gol getirir diye bagirir o da iyi bi orta yapmaya
calisir ve ortasini yaptiktan sonra duser. Arkadasin dizi kaniyodur ama
farkinda değildir birisi ordan "olm dizin kaniyo" der ve olan olmustur dizi
kaniyan cocuk aglamaya baslar.

ee bide her zaman bağırılarak söylenen sözler vardır;
- Avut be oglum avut
- Kasti faul yapma lann
- direk abi direk
- valla gol diil
- Abi siz cok guclu oldunuz ya -
Mithat'i bize verin, Mete'yi siz alin
- Ahh bacagim
- annem anneeem
- Top benim oolum istedigimi oynatirim
- Beste devre onda biter
- Santra yapin lan santraaa
- Sahsi oynama oglum pas ver
- Abanma beee
- Yuhhh o da kacar mi
- Hakeme gozluuuk
- Ortani goriyim
fıkranın devamı

ASAGIDAKI "SEHIR EFSANESI" DEGIL, "GERÇEK" :BORNOVA
ANADOLU 'DAN BIR FIZIK HOCASIYMIS
İzmir'in ünlü hocalarından Fizikçi Dehşet Neşet, sınavlarda sorduğu
garip sorularla efsaneleşmiştir. Neşet Bey bi keresinde sınavda,
karmaşık bir makara sistemi sormuş ve öğrencilerden sistemin
dengede durup durmadığını belirlemelerini
istemiş. Öğrenciler kağıtlarını formüllerle,
rakamlarla doldurmuş. Ancak hepsi sıfır
almış. Dehşet, "Doğru cevap 'makara yere
düşer' olacaktı" demiş. Meğer çizimdeki
makara tavana bağlı değilmiş.
Dehşet Neşet müthiş bi Fenerbahçe
fanatiğiymiş. Bi sınavda da, Galatasaray-Fenerbahçe maçıyla ilgili bi soru sormuş ve Fenerbahçe ceza sahası civarından atılan

bir şutla ilgili; vuruş açısı, topa vuruş hızı, kalecinin yeri ve yapabileceği haraketler gibi bilgileri vermiş. Soru, bu

topun gol olup olmayacağıymış. Öğrenciler yine uğraşmışlar soruyu çözmek için.Ama yine hepsi sıfır almış. Sorunun yanıtı

şöyleymiş: "Rüştü ordan
gol yemez!"
Dehşet'in bir de, kendinden 1 saniye sonra gelenlerden dahi geç kağıdı istemek gibi katı bi prensibi varmış. O lisesinin

müdür yardımcısı da sertliğiyle efsaneleşmiş bi hocaymış. Geç kağıdı almak için gidenler genelde sopa yiyip çıkarmış. Bir gün

bi öğrenci Dehşet Neşet'in dersine geç kalmış. Sınıfın bulunduğu koridora girince Dehşet'in sınıfa doğru geldiğini görmüş.

Hemen koşmaya başlamış.Bi bakmış Neşet Hoca da depar atıyor. Yarışı Dehşet kazanmış ve "Git geç kağıdı al!" demiş.Bu efsaneyi

Egemen Seven gönderdi. Sağolsun, varolsun :)
Gul Yanmaz: Dehşet'tin dehşet sorusu
Dehşet Hoca hakkında burada anlatılanlar kesinlikle doğrudur. Neşet lakabıyla o kadar özdeşleşmiş bir insandır ki; çok az

kişi onun
soyadının ne olduğunu bilir. Ben hem ortaokulda hem lisede fizik dersini Neşet'ten alma şanssızlığına uğramış az sayıda

insandan
biriyim. Bir sınavda Kepler yasalarıyla ilgili bir soru sormuştu.Sınıfta bir tek baya inek bir arkadaş bu soruyu

bilebilmişti.Bu sınavdan tek sıfır alan da o oldu. Çünkü o sorunun cevabı "Daha o dersi işlemedik hocam" olacaktı.
Mehmet Kaya: Yaşayan efsane
Dehşet Neşet'in eski bir öğrencisi olarak, onu efsane olarak lanse etmenizi şiddetle kınıyorum. O, olsa olsa "Yaşayan efsane"

olarak nitelendirilebilir. Kendisi ayrıca sıkı bir Clint Eastwood hayranıdır. Tahtada elinde tebeşir, fukara İngilizcesi'yle

birtakım garip hareketler eşliğinde "this is this, this goes this" diye ders anlatması hala kulaklarımda çınlıyor. Evrensel

çekim konusunun ardından yaptığı sınavda, bir gezegenin dünyaya olan uzaklığını milimetre cinsinden
sormuştu. Sorunun verileri de kilometre, feet, inch gibi aklına nasıl eserse öyle vermişti. Çevirmeleri yapacağız diye kafayı

sıyırmıştık.
Yanıt tabii ki "Bu verilerle bu soru çözülemez" gibi dehşetengiz bir şeydi.
SERTAN ERGUR: Psikopat Neşet
Bir gün öğlen teneffüsünde G Blok'un önünde yemek yiyodum.Dehşet Neşet, 5 Mat B sınıfından çıktı ve beni göstererek, "Gel

bakiyim buraya" dedi. Çekinerek yanına gittim. Elimde de tost ve kola vardi. Neşet Hoca, 5 Mat B sınıfını o öğlen

cezalandırıp öğle teneffüsüne çıkarmamıştı.Bana, "Ye lan o tostu sınıfın önünde" dedi.Tostu 45 kişinin önünde yemeye

başladım. Dehşet Neşet bir yandan da, "İç, kolayı da iç" diyodu. Ama esas olay sonraki cümlede patladı:"Ağzını da şapırdat

lan, canlari çeksin!"
Seçil Totan: Pastadan köprü
Dehşet Neşet orta 2 ve orta 3'de fizik dersimize girmişti. Okul nöbetçisi onun dersinde sınıfa girmeye görsün, tahtadaki

fizik
problemini ona çözdürürdü. Çocukcağız konuyu bilmediği için çözemezdi. Dehşet'in gazabına uğrayıp genelde ağlayarak sınıftan

kaçardı. Ağlattığı öğrencilerin arkasından da "Sümüklüüüü!" diye bağırırdı. Bir de sorduğu soruya doğru cevap veremeyen

öğrenciye
"Eylül'de gel!" şarkısınının nakaratını söylerdi. Bir keresinde, dönem ödevi olarak tahtadan köprü yapmamızı istemişti.

Hepimiz tahtadan köprü yaptık. Ancak annesi yemek öğretmeni olan bir arkadaşımızla ailesi zengin bir diğer arkadaşımızdan

pastadan bir köprü
yaptırmalarını istemişti. Ödev teslim günü pastalardan birini öğretmenler odasına gönderdi, diğerini ise bizler afiyetle

yemiştik.
Gunsil Tokcan: Dehşet'in kravatı
Dehşet Neşet'in kulak çekiş stili de ilginçti. Elleri kirlenmesin diye, öğrencinin kravatıyla çocuğun kulağını tutar, öyle

çekerdi.
Hakan Gokalp: Bu soru çözülmez
Ben lise 1'deyken Dehşet Neşet bizim fizik hocamızdı. Bir sınavda sorduğu sorunun cevabı "bu soru çözülemez" olduğu için

sonraki
sınavda çözemediğim sorulara "bu soru çözülemez" cevabını yazmıştım. E, haliyle fizikten geçebilmek için öbür sömestr bayaa

bir
çaba sarfetmem gerekmişti. Vektörlerle ilgili bir şeyleri anlatırken sarfettigi "a kar vit di zpidoff dördi kilomaytir

peravir iz goink du
fuaaaaaaaaaaaaaar" (a car with the speed of thirty km/h is going to fuar) (İzmir fuarı) cümlesi hala kulaklarimda

yankılanıyor.
Orcun Ozelmas: Dehşet'in diğer sorusu
Anlatılanlar doğrudur. Dehşet Neşet'in sorduğu ilginç bir soru daha var: Örümceğin biri arabanın ön camına ağ yapar. Bu ağa

bir sinek
takılır ve örümcek tarafından yenir. Dehşet, ağın gerilme kat sayıları, sineğin öz kütlesi, ağırlığı ve sindirim sonrası

kaybolan kütle gibi değerleri verir ve öğrencilerden ağın gerilme eğrisini bulmalarını ister. Sorunun yanıtı x= 0 (Örümcek

cama ağ yapmaz)'dır.
Alp KAYIRAN: Dehşet teknik direktör olursa
Dehşet Neşet, öğle tatilinde futbol oynayanları seyrediyormuş. Kalecilerden birine kızmış, kulağından yakalayıp bir kenara

çekmiş.Maç yapanlar Dehşet'ten korktukları için maçı kesememiş, kalecisi olmayan takım 4 gol yemiş. Bir de hocamız

Fenerbahçe'nin ancak
kendisi takımın teknik direktörü olduğu zaman şampiyon olabileceğini iddia ederdi. Takıma uygulayacağı müthiş taktiğin devre

arası kötü oynayanları odunla dövmek olduğunu söylerdi.
Serkan Gazel: Dehşet'in görünmeyen yazısı
Dehşet Neşet'in öğrencisi olduğum yıllarda kara tahta - tebeşirden cam gibi tahtalar ve marker diye tabir ettiğimiz

mürekkepli kalemlere geçilmişti. Sınıfta da her gün kalemlerin mürekkepleri ile ilgilenmesi
gereken bir öğrenci vardı. Neşet Hocanın dersi olduğu bir gün görevli zat-ı muhterem kalemleri doldurmayı unutmuş. Neşet Hoca
tahtaya yazmaya başladı ama kalemin boş olduğunu görünce durdu. Sınıfta bir ölüm sessizliği oldu. Biz tam kalemleri

doldurmakla görevli arkadaş için fatiha filan okumaya hazırlanıyorduk ki, Neşet Hoca yazmaya devam etti. Adam boş kalemle

tahtaya görünmeyen yazılar yazdı. "Bakın buraları iyi not edin", "şekilde de görüldüğü gibi" gibi
repliklerle şovunu süsledi. Hatta ara sıra bizden birini çağırıp boş tahtayı sildirdi. "Şurayı iyi temizle" filan dedi.

Gülemiyorduk doğal olarak. O gün anlattığı ve bizim göremediğimiz yazılardan bayaa bi
soru sormuştu.
Alp KAYIRAN: Balıklar neden aptaldır?
Dehşet Neşet'in bence en gırgır sınav sorusu "Balıklar neden aptaldır"dı. Dehşet'e göre bu sorunun doğru yanıtı şu olacakmış:
Balıklar suyun içinden baktıklarından balıkçılar uzakta görünür. Balıkçı nasıl olsa uzakta diye rahat rahat dolanırken ağa

yakalanırlar.
Umut Özdemir: Dehşet'in garip huyları
1- Sözlülerede asla soru sormaz, isimleri okur, öğrencilerin yüzlerine bakarak not verirdi.
2- Lisede henüz tebeşir kullanılırken, silgi
sorunu yaşanırdı. Eğer o ders tahtanın silgisi yoksa, tahta dolduğunda sanki temizlenmiş gibi yazıların üzerini yeniden

yazardı veya sınıf nöbetçisine tahtayı nöbetçinin ceketiyle sildirirdi.
3- Eğer bir cümle yazıyorsa ve tahtanın boyu o cümleyi tamamlamaya yetmezse duvara yazmaya devam ederdi.
4- Fenerbahçe'nin yenildiği haftanın ilk günü okula gelmezdi.
Berker Kilinc: In Torki diziplin iz veri importinıt
Ben 89 mezunuyum. Orta ikideyken sınıfımıza bir yıllığına Amerika'dan bir arakadaşımız gelmişti.Amerika'da büyüdüğü için

Türkçesi bozuktu. Birgün bu arkadaşımız Dehşet'e "Sayın hocam" diye hitap edeceğine karıştırıp "Hocacığım" demişti. Dehşet

muhteşem İngilizcesiyle "In Torki, diziplin iz veri importinıt" diyip bu çocuğun kulağını (tabii kravatıyla ) çekmiş ve ceza

olarak "Eylül de gel" şarkısını ezberlerleme ödevi vermişti.
Leon Telyaz: Kar yağarsa Lise yılları boyunca Neşet Hoca'nın bir öğrencisi olarak anlatılanların tümünü doğruluyorum. Dehşet

Neşet'in dersleri her zaman atraksyon dolu geçerdi. Bütün öğrencileri sınıfın en arkasına
toplayıp tahtaya karınca duası gibi mini minnacık yazarak ders anlatırdı. Ders sonunda da "haftaya bu anlattıklarımdan sınav

olacaksınız" der ve tahtayı sildirirdi. Derste bir tek kelime not alamayan bizler diğer haftayı merakla beklerdik. Bir de her

ders yılı başında "Bu yıl kar yağarsa hepinizi fizikten geçiricem" derdi. Ama beni lise yıllarımda İzmir'e hiç kar yağmadı.
Gözde KAVALCI: Tren, örümcek ve Dehşet
Neşet'ten "Dehşet" bir soru daha: Bir tren ...m/s hızla gidiyor. Bu sırada bir örümcek ...m/s hızla trenin camına tırmanıyor.

Aynı zamanda hızı ... m/s olan yağmur damlası trenin camına kaç derecelik bir acıyla gelmelidir ki; örümceğe göre hızı ...m/s

olsun? Buyrun burdan yakın.
Umut Korkmaz: Yangın kolunda integral sözlüsü
Ben Almanca bölümünde okuyordum ama iki sene eğitsel kollarda Dehşet Neşet bizim kollara gelmişti. Lise 2'de Yangın kolunda

iken
Dehşet, kendi öğrencisi olan Lise Son'lara integral soruları soruyordu. Bu arada sınıfa Orta 1'lerden nöbetçi bir çocuk

geldi.
Dehşet Neşet çocuğu yaklaşık 5 dakika kaale almadan beklettikten sonra (sınıfa giren nöbetçilerle hiç muhatap olmazdı nöbetçi

bir süre bekler sonra sıkılıp dışarı çıkardı) çocuğa integral sorusu sordu. Çocuk tabii ki bilemedi. Dehşet çocuğa " Lise

sona gelince bana hatırlat sana sıfır veriyim" dedi.
irfan bekleyen: Dehşet'ten hayat bilgisi
Dersin konusu elektriksel yüklerdi ve Dehşet sözlü yapıyordu. Tahtaya kimi kaldırsa problemi sorup, hemen akabinde "Nasılsa
bilemeyeceksin. Otur yerine" diyordu. Sıra sınıfımızdaki okul ikincisi arkadaşa geldi. (Bu arkadaş bir yıl sonra ÖSS-ÖYS'de

Türkiye
ikincisi oldu.) Arkadaş rahat, Dehşet ne sorsa bilecek durumda. Ama Dehşet Neşet'in sorusu şuydu "Bir salata tarifi ver

bakalım". Tabii
arkadaşımız ve bütün sınıf şoka girdi. Dehşet gayet sakin bir şekilde ünlü açıklamasını yaptı: "Arkadaşlar iyi salata yapmak, iyi fizik bilmekten daha yararlıdır".
YORUMSUZZZ...
fıkranın devamı

Aşağıdaki yazıyı kimin yazdığı meçhul ama gayet ilginç...

Azerbaycan'ın adını işyerinde telaffuz etmeye başladığımızda yani 1992-1993 yıllarında, orası bizim için kapalı bir kutuydu. Azerbaycan, çok çok eski olan Rus cihazlarından oluşan haberleşme ağını yenilemeye, köylerine, kasabalarına telefon hizmeti götürmeye çalışıyordu. Tabii dünyaya pencerelerini açtıktan sonra da ilk iş olarak; dil, kültür, din birliği olan kardeş ülke Türkiye'den yardım istemişlerdi. Bizler de Türkiye'nin en önemli iki telekomünikasyon şirketinden biri olarak güzel projeler yapmak için kolları sıvadık.

İlk defa Direktörümüzün Azerbaycan ile telefon konuşmasına şahit olduğumda şok oldum. Konuştuğu kişi dönemin Haberleşme Bakan Yardımcısı' ydı ve bizim patron, hiçbir samimiyeti olmamasına rağmen "sen" diye hitap ediyordu. Azerice'de "siz" kavramı yoktu. Görüştüğünüz kişi Bakan da olsa "sen" diye konuşabiliyordunuz. Birinci dersimizi aldık.

Karşılıklı görüşmeler için Bakü' ye gittik. Havaalanında dakika bir, gol bir hatamı yaptım. Üniformalı birini göstererek, Azerice'de benden daha tecrübeli bir arkadaşıma "bu adam subay mı?" diye sordum. Arkadaş: "sus, adamı peşimize mi takacaksın, burada subay bekar demek" dedi. Bizdeki "subay" ne demek söylemedi.

Bizi karşılayan Azeri arkadaş, arabaya binerken kendisinin dalda (arkada) gideceğini benim de kabaga (öne) oturmamı söyledi. Otelin önüne gelince şoför; "abla sen burada düş, ben arabayı saklayıp gelirim" dedi. Yani ben ineceğim, o da park edip gelecek. Sonra düşmenin inmek yerine her yerde kullanıldığını "merdiveni boşver, gel asansörle düşelim" dediklerinde daha iyi kavradım. Ama bunu bilmeyen arkadaşlarımız Azerbaycan Havayolları ile yaptıkları bir uçuş sonunda, Bakü' ye beş dakika içinde düşecekleri anonsu ile hayatlarını film şeridi gibi bir-iki saniye izleme fırsatını bulmuşlar. Bir diğerimiz de Bakü' ye telefon edip montaj ekibimizin varıp varmadığını öğrenmek istemiş, telefondaki Azeri: "uçak Bakü üzerinde fırlandı, fırlandı, Sumqayit' e düştü" demesiyle feryat figan ortalığı birbirine katmıştı. Anladık ki uçak Bakü' ye inememiş, bir iki tur atıp, başka bir şehre inmiş.

Azeriler çok misafirperver. Herhangi bir ikramı reddetmek çok ayıp. Sizi ağırlamak için paralanıyorlar. Altı saat boyunca yemek yenilebiliyor. Bizi o dönemin gözde bir lokantasına götürdüler. Adı Gülistan. Ordan burdan konuşulurken, çok değerli bir şairlerinin başka bir ülkede rahmetli olduğunu ve sümüklerini Bakü'ye getirmeye çalıştıklarını söylediler. Biz yine anlamsız anlamsız bakınca, sümüğün kemik anlamına geldiği ve Türkçe sümüğün karşılığının da "burun suyu" olduğu anlaşıldı. Sonra bana sümüklü et (pirzola) sipariş edildi. Şu anda Bakü'deki Migros yani ???????? Store'un camlarında "sümüklü et şu kadar, sümüksüz et bu kadar" ilanlarını görmek mümkün. Bu arada garson yanımıza yaklaştı ve yan masadaki adamların arkadaşımızı Sefer Bey'e okşattıklarını söyledi. Tabii okşanmaya maruz kalmış arkadaş da kolay kolay okşanacak bir tip değil. Bıyıklı ve iri cüsseli olan arkadaşımız acayip bozulup, "kim okşatmış beni, bu da ne demek" şeklinde horozlandı. Okşatmanın - benzetmek olduğunu zar zor anlayarak rahatladık. Rus kızların dansları ve "Ada Vapuru Yandan Çarklı" şarkısı eşliğinde yemeğimizi bitirdik. Ertesi gün seherde bizi otelin kabağından aparacaklarını söylediler. Yani sabah, otelin önünden alınacaktık.

Sezen Aksu, İbrahim Tatlıses acayip rağbet görüyordu. Bir de o zamanlar Cuma akşamları TRT'de yayınlanan "Bir Başka Gece" programı çok seviliyordu. Hatta Cuma gecelerine denk gelen düğünlere "Bir Başka Gece" programı süresince ara veriliyor, düğün ahalisi TV salonuna geçerek hep birlikte programı seyrediyordu. Sonra düğüne bırakılan yerden devam ediliyordu. Daha da enteresanı önemli bir iş toplantısının ortasında üst-makamın ofisinin (genelde her ofiste irice bir TV var) kapısı tık tık çalınıyor, departmandaki sekreterler sessizce kenara diziliyor ve sabah saatlerinde verilen Brezilya dizisi hep birlikte seyrediliyordu. Tabii bizim toplantı devam ediyordu etmesine ama Azeri yöneticisinin gözleri de sık sık televizyona kayıyordu. En zevklisi Azerbaycan-Türkiye futbol maçını Azeri televizyonundan, Azeri spikerin anlatımıyla seyretmek: Türk Milli Yığma Komandoları. Türkiye Milli Takımı anlamında. "Türk kapıcısı (kaleci) topu gapı aralığından depti, yirmibirinci dakka olmasına rağmen maç heç heç (0-0) devam etmekte" gibi sevimli cümlelere rastlıyorsunuz. Ya da bir Amerikan filmini Azeri dublaj ile seyretme şansını yakaladıysanız Robert Redford'un "men yahsiyem, istemirem. Sen nicesin?" şeklinde konuşmasına gülmekten kırılıyorsunuz. (Bu arada Arap ülkelerinden birinde iş için bulunan arkadaşım bir filmde: R. Hudson'a barmenin ne içeceğini sorduğunu ve onun da elhamdüllah oruçluyam dediğini söyledi. İnanamadım, yazmış da olabilir). Bu arada bizler de onları Türkiye'ye davet ettik. Hatta bir yöneticinin eşi rahatsızlandı ve doktora götürmek görevi bana düştü. Amerikan Hastanesi'nden randevu aldık. Kadın; "oynaklarım, sümüklerim, kıçım ağrıyor, derman yuttum geçmedi" dedi. Doktorda Hakan Şükür bakışları oluştu. Yani "eklemleri, kemikleri ve bacakları ağrıyor ve ilaç almasına rağmen geçmiyor" dedim. Neyse tahliler filan, derman bulundu.
fıkranın devamı

bu olay inanması zor ama tamamen gerçektir.Zonguldakta sene 1998 o zaman 3 arkadaş 2. ligde olan kilimlispor - hatayspor maçını seyretmeye gittik aynı zamanda amatör olarak top oynuyoruz üçümüzde. birimiz kaleci adı murat. Ben sinan diğer arkadaşımın adıda Osman. ilk yarının ortalarında murat bize dönerek: bu kaleler çok ufak geldi bana ben bile bu kalelerde gol yemem dedi. tabi biz ciddiye almadık. 5 dak. sonra yine bize dönerek: valla bu kalelerde birşey var dedi çok ufak baksanıza kaleci zayıf ama kaleyi kaplıyor. artık biz dayanamadık ya dedim; orda 4. hakem var,gözlemci var, saha görevlisi var, bırak onları kaleciler var onlar ordan göremiyorlarda sen mi görüyorsun hem dünyanın neresinde görülmüş kalelerin küçük olduğu kes sesinide maç seyredelim dedim. ama tartışmamız maç bitene kadar devam etti, tabi biz muratla dalga geçmeye devam ediyoruz. neyse maç1-1 bitti ve biz evlerimize gittik. ertesi gün yani pazar günü akşam murat aradı çabuk maraton programını aç dedi. bende onu seyrediyordum zaten dedim.canlı yayında erman toroğlu aynen şu ifadeleri kullandı:dün oynanan kilimli spor hatayspor maçında 4. hakemin (gözlemcide olabilir) yaptığı ölçümlere göre saha direklerinin enden 7 cm küçük olduğu anlaşılmıştır. bu sahadaki tüm maçların iptal olması gerekmektedir....inanın şaşkınlıktan öyle kalakaldım.bu olayda hayatımın en ilginç anısı olarak kaldı...
fıkranın devamı

Bir yangında evin çatısında mahsur kalmış bir anne ve kucağında kundaklı bir bebeği... Aşağıdakiler anneye, gerilmiş olan brandaya önce çocuğu sonra da kendisini atmasını öneriyorlar, fakat o kabul etmiyor, ne yaptılarsa kabul etmiyor. Alevler onlara ulaşmak üzere.... Bu sırada onları seyretmekte olan Temel, barikatları aşarak binanın dibine kadar gelir ve kadına seslenir:
-Abla korkma, at bebeği bana. Ben Sürmene Spor' un kalecisiyim...
Kadın Temel' e inanır ve bebeği Temel' e doğru atar...
Temel, nefis bir hareketle bebeği yere düşmeden yakalar, ayağa kalkar, iki kere yerde zıplattıktan sonra degajını yapar.
fıkranın devamı

Lodos Fırtınası
Aman o ne lodos firtinasi... Istanbul'un her yani sismiş, denizi kabarmis dalga dalga, lodos kiyameti desek yerinde olacak... Günlerden 30 Aralık 1911.

Yilbasina bir gün kalmis, evlerde kestaneler çiziliyor, hazirlik
girla...

Vapurlarin kalkis saatleri birbirine girmis, kalkip kalkamiyacaklari bile meçhul. Ama kalkan bir vapura zor bela yetisen dört Galatasarayli oyuncu, dalgalarla mücadele eden vapur'un içerisinde, Fenerbahçe ile oynayacaklari maç'a dogru yol aliyorlardi.. Galatasaray olarak Fenerbahçe karsinda oynadiklari ilk üç maç'ta da galip gelmislerdi, 2-0, 3-0, 5-0, eh, heyecanli degillerdi pek, ama lodos onlari perisan ediyordu.
Kadiköy'e geldiklerinde diger takim arkadaslari ile bulusacaklardi, ama iskelede sadece iki arkadaslarini gördüler. Önce pek üstünde durmadilar, nede olsa Union Kulüp Stat'inda (Fenerbahçe Stati) diger arkadaslarini bulabileceklerini ümit ediyorlardi. Alti Galatasarayli oyuncu yollandilar Stat'a... Baskan Ali sami Yen onlari orada buldu, baska da kimse yoktu. Ali Sami Yen oynamak istiyordu ama sakatti, maç saati de yaklasiyordu, yedi Galatasarayli oyuncunun gözleri saat'in üzerindeydi, ne gelen vardi, ne giden! Aralarinda konusup, oyunun ertelenmesini istediler; Istanbul sehri bir lodos afetine yakalanmis, vapurlar iptal olmus, oyuncular gelememis, bu maç böyle oynanirmi, iptal en dogal hakkimiz diye düsündüler elbette.
Ama rakip takim Fenerbahçe buna razi olurmuydu hiç? Bizim yedi kisi kalmis Galatasaray takimimiza, "Sahaya çikmazsaniz, hükmen yenik sayilirsiniz!" diyip, tutturukluklarina devam edince, Galatasaray ruh'u bunu kaldirirmi, yenileceksek, aslanlar gibi çikariz, saha'da yeniliriz diyip, yedi kisi çikip, oynamayi kabul ettiler. Bir önemli sorunlari daha vardi, kaleci yoktu! Lodos firtinasi yüzünden, kalecimiz de gelemeyenler arasindaydi! Ali Sami Yen kaleci olmayi kabul edince, biri kalede olmak üzere, yedi Galatasarayli Aslan, gururla saha'ya yayiliverdiler.
Ali, Bekir Bircan, Horace Armitage, Celal, Idris, Emin Bülent ve kalede Ali Sami Yen. Hey gidi ASLANLAR hey, yelelerini diklettirip, pençelerini çikarip, gerinip, rakiplerine baktilar. Onbir tane Kanarya, lodos'un da etkisi ile biraz ürperdi ama, içlerinden de kis kis güldüler, arenaya sadece yedi aslan çikabilmis, saha vicik vicik, alirlardi elbet bu maçi! Aman Allahim oda neydi? Saha'da kükreyen aslanlar sanki yüzlerce oluvermisti... Ali Sami Yen'in durdugu kale, rakipleri tarafindan ziyaret bile edilemedi, 90 dakika boyunca top bir adet kere eline bile gelmedi... Aslanlar hem atak yaptilar, hemde kalelerine kimseyi yaklastirmadilar. Ne lodos, ne vicik vicik bir saha, nede onbir kisilik rakip takim onlarla bas edemedi.
Galatasaray, Fenerbahçeyi 30 Aralık 1911 günü, yedi kisi ile, 7 - 0
yendi.

Aslan Galatasaray'i lodos afeti bile durduramamis, büyük ruh'u ile, yedi kisi ile oynadigi maç'tan alninin akiyla çikmisti. Yani Infaz gerçeklesmisti.
Evlerinde yilbasi gecesi için kestane çizen aileler ise, haberi alinca çok sasirip, Fenerbahçe kestaneden beter çizilmis diyip, gülüsmüslerdi diye büyüklerimden hep duyarim!!!! O gece lodos tüm gücü ile devam etmis, bizim Aslanlar ise vapurlar iptal oldugundan, geceyi rakiplerimizin evlerinde geçirmek zorunda kalmislardi.
Bence, bizimkiler bir güzel uyumustur da, karsi tarafi tam bilemiyorum! Nede olsa tatli tatli uyurlarken bir iki kükreme sesi çinlatmislardir o evlerde Aslanlarimiz, rakiplerimizin tetikteki uykularini bölen!
Iste Galatasaray ruh'u, inanci ve gerçeklerinden bir tanesi daha.
Bir rivayete göre, ne zaman lodos firtinasi çiksa, rüzgar'in içerisinden bir kükreme sesi yayilirmis Kadiköy semalarina, içleri ürperten, dolana dolana Fenerbahçe Stat'ina yayilan... Ali Sami Yen'in, Ali'nin, Bekir Bircan'in, Horace Armitage'in, Celal'in, Idris'in, Emin Bülent'in sesleri, hani artik bizlere bulutlarin arkasindaki o güzel yerden bakanlarin kükremeleri bunlar.
Selam sizlere kahramanlar, selam.

fıkranın devamı

Takımın bütün futbolcuları kadının peşindeydiler. Kadın kaleciden başlayıp, sağbek solbek derken santrfora kadar ulaşır. Klubün kutlama gecesinde ise solaçığın kolunda gelir.
Bu işe şaşıran idarecilerden biri santrforu bir köşeye çekerek sorar:
- Yakın zamana kadar, bu kadının gözdesi sen değil miydin?
Santrfor cevap verir:
- Evet, efendim öyle idi, ama finallerde elendik.
fıkranın devamı

Karadeniz'de bir evde yangın çıkmıştı.
Bir kadın kucağında çocukla damın tepesinde kalakalmıştı.İtfaiye geldi, ama kadın bir türlü çocuğu aşağı atmıyordu.

Birlikte cayır cayır yanacaklardı. Derken kalabalığın arasından Temel fırladı :
-At yenge, çocuğu aşağı at.Ben Sürmenespor'un kalecisiyim.Çocuğu tutarım.

Kadın inandı ve attı.
Temel nefis bir atlama ile çocuğu yakaladı.
Sonra üç kere yere vurup degajını yaptı..
fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama