Kasket Fıkraları

loading...


Temel bir gün kasketini evde unutup kahveye gitmiş. Cemal temeli görür görmez acık başını sıvazlamış ve:
- Hayrettur, senin paşun karimin popsuna penziy, demiş.
Temel'de başını ilk kez yokluyor gibi sıvazlamış,
- Ula Cemal haklisun. Tam tamina penziy...




fıkranın devamı


Temel basindaki kasketi gösterip,
-Ha bu kasket penu on yas gençlestirdu,demis.
-Kaç yasindasun,diye sormus Cemal..
Temel,
-Kasketlimu,kasketsiz mu,diye yanitlamis.

fıkranın devamı

Bardan çıkan sarhoş rastladığı ilk kasketli adama öfkeyle çıkışır: -Derhal bana bir taks...
fıkranın devamı

Temel başındaki kasketi gösterip, - Bu kasket penu on yas gençlestirdu, demiş. - Kaç yaşindas...
fıkranın devamı

Temel bir gün kasketini evde unutup kahveye gitmiş. Cemal temeli görür görmez açık başını sıvazlamış ve:
- Hayrettur, senin paşun karimin popsuna penziy, demiş.
Temel'de başını ilk kez yokluyor gibi sıvazlamış,
- Ula Cemal haklisun. Tam tamina penziy...
fıkranın devamı

Nam-ı Kemal, Amerika'dan yurda dönmek üzere transatlantikte seyehat ederken gemi batar!
Bizimki tahta parçalarına tutunup hayatta kalmaya çalışırken ilerde canını kurtarmaya calısan birini görür ve hemen onu kurtarmak için ona doğru yüzmeye başlar.. ama bir bakar ki kurtardığı kişi Cindy Crawford'dur.. Neyse bunlar birlikte ıssız bir adaya cıkarlar...
Cindy hemen atlar: "Sen benim hayatimi kurtardin, dile benden ne dilersen"
Bizimki mütevazidir "nolacak ya insanlık görevi bu, önemli değil" der
Cindy ısrar eder ve bizimki dayanamaz ve "tamam o zaman, bi kere ver" der... işlem tamamlanir hemen o anda...
Ertesi gün Cindy yine gelir ve "sen benim hayatımı kurtardın, dile benden ne dilersen"
Nam-ı Kemal için cevap hazırdır "bi kere ver"... işlem yine tamamlanir hemen...
Artık Cindy her gün günde beş kere bu soruyu sorar ve bu olay günde bes kere tekrarlanmaya baslar...
Yine Cindy aynı taleple gelince, Nam-ı Kemal bu sefer başka bir şey ister: "Tamam, şimdi sen şu ateşin önüne otur" der ve Cindy'e kömür tozlarından bir bıyık yapar, sırtına bi ceket giydirir, basına bir kasket takar ve "şimdi sen bu şekilde ateşin önünde bana sırtın dönük şekilde otur" der...
Cindy şaşırır "acaba sapıklastı mı bu, neyse bakalım ne olacak" der içinden...
Cindy ateşin önünde o şekilde oturmaktadır, Nam-ı Kemal uzaklaşır ve Cindy'e yaklaşmaya başlar ve şöyle der: "Ya birader geçen gün gemi battı, birini kurtardım bir baktım ki Cindy Crawford'muş, inan ki her gün beş posta, her gün beş posta"
fıkranın devamı

Kuraklık o yıl, New Jersey'in yemyeşil çayırlarını kahverengine
çevirmiş ve tüm New Jerseylilerin gurur kaynağı yüzyıllık dev ağaçların yapraklarının zamanından önce dökülmesine neden olmuştu.
Kuraklığın kırküçüncü gününde, küçük bir kentin yoksullar mahallesinden geçen Tom Greenfield adlı genç bir tarım uzmanı, tozlu yolda bir kova suyu sürüklercesine taşıyan yaşlı bir kadına rastladı.Otomobilinin camını indirdi veyaşlı kadına seslendi:
"Sizi gideceğiniz yere kadar götürebilir miyim, bayan?"
Yaşlı kadın teşekkür etti ve bir kilometre kadar geride kalan evini işaret etti:
"Zaten şu kadarcık bir yoldan geliyorum" dedi ve yüz metre ötedeki
dev bir meşe ağacını göstererek
"Zahmet etmenize gerek yok..." dedi.Iki üç adımlık yolum kaldı.
Greenfield, kadının bir kova suyu ne yapacağını merak etti. Onu arkasından izledi. Yaşlı kadının, zorlukla taşıdığı kovayı
bahçenin uzak bir köşesindeki büyük meşe ağacına kadar sürükleyip,
sonra da kovadaki suyla meşe ağacını suladığını görünce, hem hayran kaldı,hem de şaşırdı. Yanına yaklaştı ve sordu:
"Bu ağacı sulamak için mi o bir kova suyu bir kilometre öteden taşıdınız? Güçlükle kaldırdığınıza göre kova galiba çok ağırdı." Yaşlı kadın, genç adama gülümseyerek baktı.
"Tam 81 yaşımdayım. Bu ağaç ise, yaşamdaki tek dostum.
Küçük bir kızken arkadaş olmuştum onunla. Şimdi hiçbiri yaşamayan
tüm arkadaşlarımla bu ağacın çevresinde, bilseniz ne oyunlar oynadık,
onun gölgesinde nasıl dinlendik... Bu ağaç kurursa ne yaparım, ben?
Tarım uzmanı genç adam, yüzyıllık dev meşe ağacına uzun uzun ve
dikkatlice baktı. Deneyimli gözü, ağacın giderek kurumakta olduğunu görmekte gecikmedi. Yaşlı kadın, meşe ağacıyla arkadaşlığını anlatmayı sürdürdü:
"Annem beni dövdüğü ya da azarladığı zaman bu ağaca tırmanırdım,
onun kollarına sığınırdım" dedi. "Nişanlım, parmağıma nişanı ağacın altında taktı.Benim için böylesi anılarla dolu olan bu ağaç için, bir kilometre öteden bir kova su taşımamı gerçekten çok mu görüyorsunuz?"
Yaşlı kadın ertesi gün elinde su kovasıyla yine meşe ağacına giderken,ağacın çevresinde beş altı işçinin çalışmakta olduğunu gördü.Kovayı yere bıraktı ve işçilere doğru koşarak
"Bırakın ağacımı" diye bağırdı.
"Dokunmayın benim ağacıma..."
Işçilerin başındaki adam kasketini çıkardı ve yaşlı kadınısaygıyla selamladı:
"Ağacınıza kötü bir şey yapmak için değil,onu kurtarmak için geldik, hanımefendi" dedi.
"Ağacınızın köklerinin çevresinde kanallar açtık ve onları tankerimizin deposundaki suyla doldurarak, ağacınızı bol bol suladık."
Yaşlı kadın su tankerinin üzerinde yazılı olan "Greenfield Fidanlığı" adına takıldı.
"Fakat ben sizi çağırmadım ki?" dedi.
"Kim gönderdi sizi buraya?"
Adam, saygılı tavrıyla yanıt verdi:
"Bizi buraya gönderen kişi, adını söylemedi efendim" dedi.
Yaşlı kadın, yeterli suya kavuşan arkadaşı meşe ağacının altında durdu dün sohbet ettiği genç adamı anımsamıştı, işçilerin tek tek ellerini sıktıktan sonra uzaklaşan kamyonun arkasından yaşlı gözlerle baktı.
fıkranın devamı

Kuraklık o yıl, New Jersey'in yemyeşil çayırlarını kahverengine
çevirmiş ve tüm New Jerseylilerin gurur kaynağı yüzyıllık dev ağaçların
yapraklarının zamanından önce dökülmesine neden olmuştu.

Kuraklığın kırküçüncü gününde, küçük bir kentin yoksullar mahallesinden geçen
Tom Greenfield adlı genç bir tarım uzmanı, tozlu yolda bir kova suyu
sürüklercesine taşıyan yaşlı bir kadına rastladı.Otomobilinin camını indirdi ve
yaşlı kadına seslendi: "Sizi gideceğiniz yere kadar götürebilir miyim, bayan?"

Yaşlı kadın teşekkür etti ve bir kilometre kadar geride kalan evini işaret etti:
"Zaten şu kadarcık bir yoldan geliyorum" dedi ve yüz metre ötedeki
dev bir meşe ağacını göstererek "Zahmet etmenize gerek yok..." dedi.

"Iki üç adımlık yolum kaldı. "Greenfield, kadının bir kova suyu ne yapacağını
merak etti. Onu arkasından izledi. Yaşlı kadının, zorlukla taşıdığı kovayı
bahçenin uzak bir köşesindeki büyük meşe ağacına kadar sürükleyip,
sonra da kovadaki suyla meşe ağacını suladığını görünce, hem hayran kaldı,
hem de şaşırdı. Yanına yaklaştı ve sordu: "Bu ağacı sulamak için mi
o bir kova suyu bir kilometre öteden taşıdınız? Güçlükle kaldırdığınıza göre
kova galiba çok ağırdı." Yaşlı kadın, genç adama gülümseyerek baktı.

"Tam 81 yaşımdayım. Bu ağaç ise, yaşamdaki tek dostum.
Küçük bir kızken arkadaş olmuştum onunla. Şimdi hiçbiri yaşamayan
tüm arkadaşlarımla bu ağacın çevresinde, bilseniz ne oyunlar oynadık,
onun gölgesinde nasıl dinlendik... Bu ağaç kurursa ne yaparım, ben?

"Tarım uzmanı genç adam, yüzyıllık dev meşe ağacına uzun uzun ve
dikkatlice baktı. Deneyimli gözü, ağacın giderek kurumakta olduğunu görmekte
gecikmedi. Yaşlı kadın, meşe ağacıyla arkadaşlığını anlatmayı sürdürdü:

"Annem beni dövdüğü ya da azarladığı zaman bu ağaca tırmanırdım,
onun kollarına sığınırdım" dedi. "Nişanlım, parmağıma nişanı ağacın altında taktı.
Benim için böylesi anılarla dolu olan bu ağaç için, bir kilometre öteden
bir kova su taşımamı gerçekten çok mu görüyorsunuz?"

Yaşlı kadın ertesi gün elinde su kovasıyla yine meşe ağacına giderken,
ağacın çevresinde beş altı işçinin çalışmakta olduğunu gördü.
Kovayı yere bıraktı ve işçilere doğru koşarak "Bırakın ağacımı" diye bağırdı.

"Dokunmayın benim ağacıma..." Işçilerin başındaki adam kasketini çıkardı
ve yaşlı kadınısaygıyla selamladı: "Ağacınıza kötü bir şey yapmak için değil,
onu kurtarmak için geldik, hanımefendi" dedi. "Ağacınızın köklerinin
çevresinde kanallar açtık ve onları tankerimizin deposundaki suyla doldurarak,
ağacınızı bol bol suladık." Yaşlı kadın su tankerinin üzerinde yazılı olan
"Greenfield Fidanlığı" adına takıldı. "Fakat ben sizi çağırmadım ki?" dedi.
"Kim gönderdi sizi buraya?" Adam, saygılı tavrıyla yanıt verdi:
"Bizi buraya gönderen kişi, adını söylemedi efendim" dedi.

Yaşlı kadın, yeterli suya kavuşan arkadaşı meşe ağacının altında durdu
dün sohbet ettiği genç adamı anımsamıştı, işçilerin tek tek ellerini
sıktıktan sonra uzaklaşan kamyonun arkasından yaşlı gözlerle baktı.
fıkranın devamı

Temel bir gün kasketini evde unutup kahveye gitmiş. Cemal temeli görür görmez acık başını sıvazlamış ve:
- Hayrettur, senin paşun karimin popsuna penziy, demiş.
Temelde başını ilk kez yokluyor gibi sıvazlamış,
- Ula Cemal haklisun. Tam tamina penziy...
fıkranın devamı

Temel başındaki kasketi gösterip,
- Bu kasket penu on yas gençlestirdu, demiş.
- Kaç yaşindasun, diye sormuş Cemal.
Temel,
- Kasketli mu, kasketsiz mu, diye yanıtlamış.
fıkranın devamı

Namık Kemal, Amerikadan yurda donmek uzere transatlantikte seyahat ederken gemi batar.Bizim ki tahta parcalarina tutunup hayatta kalmaya calisirken ileride canini kurtarmaya calisan birini gorur ve hemen onu kurtarmak icin ona dogru yuzmeye baslar..Ama bir bakar ki kurtardigi kisi Cindy Crawforddur..Neyse bunlar birlikte issiz bir adaya cikarlar..
Cindy hemen atlar :
-Sen benim hayatimi kurtardin, dile benden ne dilersen..
Bizimki mutevazidir
-Nolacak ya insanlik gorevi bu, onemli degil.der.
Cindy israr eder ve bizimki dayanamaz ve
-Tamam o zaman, bi kere ver. der.İşlem tamamlanir hemen o anda..Ertesi gun Cindy yine gelir ve
-Sen benim hayatimi kurtardin, dile benden ne dilersen.Kemal icin cevap hazirdir
-Bi kere ver..İşlem yine tamamlanir hemen..
Artik Cindy her gun gunde bes kere bu soruyu sorar ve bu olay ginde bes kere tekrarlanmaya baslar.. Yine Cindy ayni taleple gelince, Namık Kemal bu sefer baska bir sey ister : "tamam, simdi sen su ateNamsin onune otur" der ve Cindye komur tozlarindan bir biyik yapar, sirtina bi ceket giydirir, basina bir kasket takar ve
-Şimdi sen bu sekilde atesin onunde bana sirtin donuk sekilde otur.der..Cindy sasirir acaba sapiklasti mi bu, neyse bakalim ne olacak der icinden.. Cindy atesin onunde o sekilde oturmaktadir, Namık Kemal uzaklasir ve Cindye yaklasmaya baslar ve soyle der:
-Ya birader gecen gun gemi batti, birini kurtardim bir baktim ki Cindy Crawfordmus, inan ol her gun bes posta, her gun bes posta..
fıkranın devamı

Bardan çıkan sarhoş rastladığı ilk kasketli adama öfkeyle çıkışır:
-Derhal bana bir taksi çağır bakayım.Der...Ardından "Bana bakın" der adam ve ekler:
-Ben taksi şoförü değil, gemi kaptanıyım.
Sarhoş gülümser:
-Ne var yani? Öyleyse bir gemi çeviriver...
fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama